EVLIYALAR ANSIKLOPEDISI
TAKDIM
AUahii teala, Adem aleyhisselamdan beri insanlari ebedi saadete kavu§turmak i9in
peygamberler gondermi^tir. Peygamberler, insanlari kurtulu§a davet etmi§, dogru olan yolu
biitiin sikinti ve eziyetlere ragmen bikmadan, yilmadan anlatmi§lardir. Ayni zamanda
peygamberlere tarn tabi olan, AUahli tealanin sevgisi lie dolu, manevi sirlar sahibi veil zatlar
da her devirde bulunmu§ ve insanlarin din ve diinya saadetine ula§malari i^in 9ali§mi§lardir.
insanlara dogru yolu gostermeleri, hal ve hareketleri ile omek olmalari evliyanin belli
ba§li vasiflaridir. Ayrica, AUahii tealanin rizasi i^in insanlarin dertleri ile dertlenmeleri ve
fedakarliklari onlarin §anindandir. Onlar, peygamberlerden sonra se^ilenler sinifindandir. Bir
rehber elinde yeti§erek silsile yoluyla Peygamber efendimize kadar gitmeleri; nerede ve hangi
memlekette yeti§irlerse yeti§sinler, onlari tek bir kaynaga baglami§tir. Bunlar zamanla 9e§itli
koUara ayrilmi§lar, Kadiri, Nak§i, Bayrami, Giil§eni, Yesevi, Mevlevi vs. gibi isimlerle
anilmi§ veya bu yoUardan birinde akip gelmi§lerdir.
Sultanlar, padi§ahlar dogruyu onlarla bulmaya 9ali§mi§lar, manevi sultanin onlar
oldugunu g6rmii§ler, onlarin nasihatleri ile devlete, millete ve insanliga faydali olmaya
9ali§mi§lardir. Tarih boyunca insanliga huzurlu devirler ya§atmi§ olan Emeviler, Abbasiler,
Sel9uklular, Gazneliler, Babiirliiler, Osmanlilar ve daha bir9ok Islam devletlerinin sultanlari
hep bu biiyiiklerin rehberliginde hizmete devam etmi§ler, yeri gelince atlarinin arkalarindan
gitmi§ler, bazan onlarla beraber sava§lara katilmi§lardir. Onlar, dua ordularinin kumandanlan
ve dertlerin manevi tabibleridir.
Bu itibarla Islam diinyasinda eskiden beri ba§ta sevgili Peygamberimiz ve Eshabi olmak
iizere biitiin velilerin kabirleri ziyaret edilmi§, riihaniyetlerinden istifade edilmi§, herkes
onlari vesile ederek, AUahii tealaya yalvarmi§, dualarinin kabiilii i9in niyazda bulunmu§tur.
Evliya-yi kiram, AUahii tealanin ve Peygamberinin (aleyhisselam) emir ve yasaklarmi
ogreterek, insanlarin diinya ve ahiret saadetine kavu§malan i9in ugra§mi§lardir.
Veli; AUahii tealanin rizasini kazanmi§, sevdigini AUahii teala i9in seven ve her i§i O'nun
rizasi i9in yapan, her an AUahii teala ile bulunan, gafletten uzak kimse demektir. Evliya ise bu
kelimenin 9okluk §eklidir. Yani evliya "veliler" demektir. Ancak kelime halk arasinda teklik
manada kuUanildigindan biz de ansiklopedimizin adini Evliyalar Ansiklopedisi olarak
dii§iindiik. Tabiin devrinden baflayarak biitiin velileri, geni§ Islam diinyasi i9inde vermeye
9ali§tik. Bu itibarla Fas'tan Hindistan'a; Yugoslavya'dan Orta Asya ve ^in'e; Kirim ve
Kazan'dan Afrika'ya ve Yemen'e kadar bu gruba giren hemen her Islam biiyiigiinii almaya
gayret ettik. Ancak kaynaklarin boUugu sebebi ile Anadolu'da ya§ayan veliler bu
ansiklopedide daha 90k yer tutmu§ veya 90k mahalli olup elimize ge9meyen ve kaynaklarda
yer almayanlar ansiklopedi di§inda kalmi§ olabilir. Nitekim bazi velilerin hayat ve
menkibeleri hakkinda, 90k aramamiza ragmen, hi9 bilgi bulunamami§, bazilari hakkinda ise
bir iki sayfayi ge9meyen yazilar yazilabilmi§tir. Fakat biitiin bu Allah Dostlari, ayni
kaynaktan fi§kiran niirlan, oldugu gibi gosteren aynalardir. Hangisine baksak hepsinde ayni
nuru goriiriiz.
YiUarca siiren bir 9ali§manin neticesinde, okuyucularimiza sundugumuz bu on ciltlik
Evliyalar Ansiklopedisi okuyanlari binlerce velinin manevi sohbetine kavu§turacaktir.
Onlarin giizel ahlaklari, soz ve menkibeleri ile huzur bulacaksiniz. Biz boyle bir
ansiklopediyi sunmanin sevinci i9indeyiz. §ayet eksiklerimiz olursa iyi niyetimize
bagi§lanmalidir. Yayinladigimiz ansiklopedinin faydali olmasi ve manevi hayatimizi
kuvvetlendirmesi ba§lica temennimizdir.
Dr. Enver Oren
GiRi?
Bu Ansiklopedimizde, islamiyetin ba§langicmdan yakin zamana gelinceye kadar, muhtelif
asirlarda ve degi§ik cografi bolgelerde, bilhassa buglinkii Anadolu topraklarmda ya§ayan ilim,
irfan, ahlak ve fazilet sahibi alim ve velilerden bir demet sunacagiz.
On be§ asirdir muslumanlara rehberlik etmi§, onlara dogrulari 6gretmi§, kendileri de
eksiksiz Islami bir hayat ya§ami§ bulunan Evliya-yi kiramin hepsini, bu hacmi sinirli
ansiklopedimizde zikretmek, hayatlarindan uzun uzun bahsetmek elbetteki miimkiin degildir.
Fakat "zikr-i ciiz, irade-i kiil yani par^ayi zikredip blitiinii kasdetme" kaidesine gore, onlardan
bir kismini ele almak istiyoruz. Zaten yayinlarimiz arasinda 18 cilt halinde daha once
ne§redilen islam AlimleriAnsiklopedisi'nde bazi velilerin hayat hikayeleri uzun olarak;
bazilari da 10 ciltlik Islam Tarihi Ansiklopedisi ile 6 ciltlik Osmanli Tarihi
Ansiklopedisi'nde yeri geldik9e, kisa kisa anlatilmi§ti.
Burada hal terciimelerinden yani biyografilerinden kisaca bahsedecegimiz biiyiik veliler,
kendi asirlarinda oldugu gibi, zamanlarindan sonra da daima sevilen ve sayilan, hayatlan
omek alinan zevatin sadece ciiz'i bir kismini te§kil edecektir.
iyi insanlarin hayatlan ogrenildik^e, iyilerin adedi artacaktir. Mazisini, buyiiklerini
taniyamayan ^ocuklar, gen9ler ve ya§lari ilerlemi§ insanlar, biiyiikluklere talip olamazlar.
insanlarin 9e§itli buhranlara, bunalimlara, ruhi sikintilara maruz kaldiklari asrimizda, biiyiik
insanlarin ya§ayi§ tarzlari, tavsiye ve nasihatlari, hal ve hareketleri, kerametleri, hem zevk ve
ibret almaya, hem de intibaha, uyanmaya sebeb olacaktir.
Haklarinda, ciltler ^apinda eserler meydana getirilebilecek kiymetli velilerden herbirine
dair sadece birka? sayfa denilebilecek kisa bilgiler verebilecegiz. Fakat her §ahsin hayatinin
sonunda, onlardan bahseden kaynaklar zikredilecegi i^in, geni§ bilgi almak isteyenler oralara
miiracaat edebileceklerdir.
Bu ansiklopedimizde, kimi §ahislar hakkinda, abid, arif, a§ik, zahid, miirid, sofl, miitteki
miicahid, iimmi, dervi§, basiret sahibi, erbab-i dil (erbab-i kuliib), ehluUah, evliya (veli),
ebdal (biidela), evtad, aktab (kutub), gavs, havass, niiceba, murad, muhlis, muhlas, mukarreb,
miiceddid, miir§id, miikemmil, mutasavvif, rical-i gayb, iiveysi, pir, iistad, §eyh gibi bazi dini
tabirler kuUanilacaktir. Bunlar hakkinda bu giri§te muhtasar, kisa kisa bilgiler verecegiz.
Bunlardan sonra, yine ansiklopedide ge^ecek olan muhtelif olaganiistii hallere verilen isimler
ve manalarini takdim edecegiz. Yine ansiklopedimizde takva, vera, ziihd, ihlas, marifet, ilim,
yakin, maiyyet, seyr, kurb, cezbe, vecd, mevacid, havatir, ahval, tasarruf, tevecciih, himmet,
cem'iyyet, huzur, hilafet, mahbubiyyet, ferdiyyet ve benzeri tasavvufl istilahlara yer
verildigini mii§ahede edecegiz. Ayrica zikir, vird, adab gibi dini terimler de gegecektir. Bu ve
benzeri istilahlar hakkinda da elverdigi ol^iide bilgiler sunmayi faydali goriiyoruz.
Ansiklopedimizde, bunlarla beraber evliyanin 9e§itli vasiflari, muhtelif dereceleri, sayilan
ve aldiklan degi§ik isimler de zaman zaman gcQecektir. Bunlar hakkinda da kisa bazi bilgiler
sunulacaktir. Bir de tasavvuf ilmi ve evliyayi sevme hakkinda birka? kelime yazmak faydali
olacaktir.
Miftah-un-Necat'ta zikredilen bir hadis-i §erifte; "AUahii tealanin haram kildigi (yasak
ettigi) §eylerden sakin ki, insanlarin en abidi olasin." buyrulmu§tur.
Her insan, kuUuk vazifelerini yapmak iQin yaratildi. Onun iQin herkes, AUahii tealayi
yaratici, kendisini yaratilmi§ bilmelidir. Bir kimsenin, AUahii tealaya kul olmasi iQin, O'ndan
ba§ka §eylere kul olmaktan ve baglanmaktan tarn kurtulmasi lazimdir. Bunun iQin biiyiik alim
ve veil imam-i Rabbani Ahmed Fariiki Serhendi vilayet yani evliyalik mertebelerinin
sonunun, en yiikseginin abdiyyet (kuUuk) makami oldugunu ifade etmi§tir.
AUahii tealadan bafkasinin sevgisini kalbinden Qikaran, O'nu goniille bilen ve O'nun
rizasini kazanmi§, ermi§, veli kimselere arif-i billah veya yalniz arif denir.
Kiinuz-ul-Hakaik'da kaydedilen bir hadis-i §erifte §6yle buyrulmaktadn: "Her §eyin
kaynagi vardir. Takvanin (haramlardan sakinmanin) kaynagi ariflerin kalpleridir,"
Siileyman bin Ceza, arif kimsenin alametini §6yle belirtiyor: "Susmasi; tefekkiirii, AUahii
tealanm biiyiikliigiinii dii§iinmesi, gordiiklerinden ibret, ders almasi ve AUahii tealanm razi
olup begendigi §eyleri istemesidir." Bayezid-i Bistami ise; "Irfan sahibi, arif odur ki: Seninle
yedigini, iQtigini, seninle eglendigini, ali§-veri§ ettigini goriirsiin; ne var ki, onun kalbi yiice
AUah'a baglidn. O'ndan ba§ka hi? bir derdi yoktur." Yine o; "Arif bo§ yere konu§maz,
devamli AUahii tealayi dii§iiniir." demi§tir. Ciineyd-i Bagdadi de; "ResiiluUah efendimizin
siinnetini terk edeni ve O'ndan gelen edebleri gozetmekte gev§eklik gostereni arif zannetme!"
ikazini yapmaktadir.
AUahii tealayi tam bir muhabbetle sevmek, O'ndan ba§ka her §eyden yiiz Qevirmek a§k
adini alir. Imam-i Rabbani; "Nefsin kotii arzularina yani §ehvete a§k ve muhabbet adini
takmamalidir. A§k, muhabbet kalpte olur ve kiymetlidir. GerQek a§k, AUahii tealayi ve O'nun
sevdiklerini sevmektir." buyurmu§tur.
Ibrahim Hakki Erzurumi de; "A§k, nefsi terbiye eder, ahlaki giizelle§tirir. A§k, insanin
kalbinde bir ate§ olup, kalpte Allah sevgisinden ba§ka bir §ey birakmaz. Hak a§igi olanin
sozii, i§i ve dii§iincesi, dogru ve saftir. Uyanik kalpli ve hatadan uzaktir." demi§tir.
Diinyaya dii§kiin olmayan, §iipheli olur korkusu ile miibah olanlarin (yani izin
verilenlerin, helal olanlarin da) Qogundan sakinan kimse manasina gelen zahid, Imam-i
Rabbani'nin ifadesine gore, diinyaya goniil baglamadigi i^in, insanlarin en akiUisidir.
Berika'da ge^en bir hadis-i §erifte; "AUahii teala, bir kulunu severse, onu diinyada zahid,
ahirette ragib (ragbet eden, isteyen) yapar, Ayiplarini ona bildirir." buyrulmu§tur.
E§yanin hakikatini, iq yiiziinii goren, anlayan kalp goziine basiret dendigi gibi, kalp gozii
ile gorme, anlama ve firaset de basiret diye isimlendirilir. Imam-i Ku§eyri; "AUahii teala,
miiminlere bir takim basiretler ve niirlar lutfeylemi§tir (vermi§tir). Onlar bu sayede firasette
bulunurlar. ResiiluUah efendimizin; "Miimin, AUah'in nuru ile nazar eder." hadis-i §erifi
bu manada anla§ilmalidir" demi§tir. Deylemi'nin zikrettigi bir hadis-i §erifte; "Gozii ama
(gormeyen) kimse kor degildir. Asil ama, basireti kor olan ki§idir." buyrulmu§tur.
AUahii tealanm razi oldugu, begendigi kuUarina, evliyaya, erbab-i kulub, erbab-i dil,
ibnii'1-vakt de denmektedir.
AUahii tealanm emirlerine uyup, O'nun sevgisini ve zikrini gonliinden hi? Qikarmayan,
gafletten uzak, Allah adami kimselere, velilere ehluUah adi da verilmektedir.
Biitiin sozleri, i§leri ve ahlaki, Islam dininin bildirdigi gibi olan, AUahii tealanm ve
Resiiliiniin 90k sevdigi kimselere veli ve bunun Qogulu olarak evliya denir. Kur'an-i kerimde
mealen; "Biliniz ki, AUahii tealanm evliyasi ifin azab korkusu yoktur. Nimetlere
kavu^mamak iiziintiisii de yoktur." (Yiinus siiresi: 62) buyrulmu§tur. Biiyiik muhaddis Ebii
Nuaym el-lsfehani'nin Hilyet-iil-Evliya kitabinda zikredilen bir hadis-i §erifte; "Evliya
goriiliince, AUahii teala hatirlanir." buyrulmu§tur. Sahih-i Buhari'de ge^en bir hadis-i
kudside ise; "Evliyamdan birine dii^manlik eden, benimle harb etmi§ olur..."
buyrulmaktadir.
Yahya bin Muaz; "Evliyanin sohbetine kavu§an, §eytanin elinden kurtulur, her an AUahii
teala ile beraber olur." demi§, Imam-i Rabbani de; "Mah§erde, once Peygamberlerin
(aleyhimiisselam), sonra evliya-yi kiramin (kuddise sirruhum), AUahli tealanin izni ile glinahi
90k miiminlere §efaat edeceklerini ifade etmi§tir. Yine Imam-i Rabbani, Allahii tealanin
evliyasinin, biiyiik giinah i§Iemekten mahiiiiz (korunmu§) olduklarini da belirtmi§tir.
Eviiya-yi kiramin, insanlari ir§adla vazifeli olanlari bulundugu gibi, ba§ka vazifelerle
gorevli olanlari da vardir. Mesela Allahii tealaya yakin sevgili (eviiya) kullardan bir kismini
te§kil eden ebdal, insanlara yardimda ve hizmette bulunan, halkin a^ik^a bilmedigi ve
diinyanin nizami (diizeni) ile vazifeli olup bunlardan biri vefat edince, yerine ba§ka bir veli
bedel kilindigindan yani gorevlendirildiginden ve 90k olduklarindan, bedelin 90gulu ebdal
veya biidela kelimesi ile taninmi§Iardir. ir§ad ehli yani insanlara dogru yolu gosteren
velilerden olmayip, gozlerden sakli olan bu kimselerin sayisinin yedi, kirk veya yetmi§
oldugunu Seyyid §erif Ciircani ifade etmi§tir. Hilyet-iil-Evliya'da zikredilen bir hadis-i
§erifte bunlar hakkinda §6yle buyrulmaktadir: "Ummetim arasinda her zaman kirk ki§i
bulunur. Bunlarin kalpleri, Ibrahim'in (aleyhisselam) kalbi gibidir. Allahii teala, onlar
sebebi ile kuUarindan belalari giderir. Bunlara ebdal denir, Onlar bu dereceye namaz
ve oru? ile yeti§mediler." Abdullah ibni Mes'ud; "Ya Resulallah! Ne ile bu dereceye
ula§tilar?" diye sorunca; "Comertlikle ve miisliimanlara nasihat etmekle yeti§tiler,"
buyurdu.
Bir de evtad denilen, eviiya-yi kiramdan (Allahii tealanin sevdigi kiymetli kullarindan) ve
rical-iil-gaybdan (a9ik9a bilinmeyen velilerden) miibarek dort zat vardir ki, biiyiik alim ve
veil MoIIa Cami'nin ifade ettigine gore bunlar, diinyanin dort tarafinda bulunurlar. Her biri
bulundugu yerde diinyevi bakimdan huziir ve rahatligi saglamakia vazifelidir. Evtaddan
diinyanin dogu tarafinda bulunan zatin ismi Abdiilhayy, batidakinin ismi Abdiilalim,
kuzeydeki zatm ismi Abdiilmiirid, giineydekinin ismi ise Abdiilkadir'dir (r.aleyhim).
Eviiyalikta yiiksek derecelere ula§mi§ miibarek, kiymetli alimlerden bir kismina da kutub
ve bunun 90gulu olarak aktab adi verilir. i§Ierin goriilmesine veya insanlarin dogru yolu
bulmalarina vasita kilinan bu ulu ki§ilerden, diinya i§Ieri ve madde alemindeki olaylarla
alakali olana Kutb-iil-aktab, Kutb-iil-ebdal veya Kutb-i medar (medar kutbu), din ve
ir§ad i§i ile vazifeli bulunana Kutb-iil-ir§ad (ir§ad kutbu) denilir.
Kutb-iil-aktab, alemin nizami ile alakalanan, bolluk-kitlik, saglik-hastalik, bari§-sava§,
rizik, yagmur ve benzeri olaylarla vazifeli kilinan, rical-i gaybdan yani herkesin tanimadigi
Allah adami olup emrinde ii9ler, yediler, kirklar... diye soylenen yine bu i§lerle vazifeli
se9ilmi§ insanlarin bulundugu biiyiik velilerdir. Biiyiik alim Imam-i Rabbani'nin bildirdigine
gore, Kutb-ul-ebdal veya kutb-i medar da denilen bu zat her zaman bulunur. ResiiluIIah
efendimiz zamaninda da vardi. Fakat bunlara inziva (insanlar arasina kari§mamak) lazimdir.
Bunlari herkes tanimaz. Hatta bazilari, kendilerini bile bilmezler. Yine Imam-i Rabbani
hazretleri buyuruyor ki: "Kutb-i medar, alemde, diinyada her §eyin var olmasi ve varlikta
durabilmesi i9in, feyz gelmesine vasita olur. Her §eyin yaratilmasi, riziklarin gonderilmesi,
dertlerin, belalarin giderilmesi, hastalarin iyi olmalari, bedenlerin aiiyette olmasi, kutb-i ebdal
da denen kutb-i medarin feyzleri ile olur. hnan sahibi olmak hidayete kavu§mak, ibadet
yapabilmek, giinahlara tovbe etmek ise kutb-i ir§adin feyzleri ile olur. Kutb-i ebdalin (kutb-i
medarin) her zamanda, her asirda bulunmasi lazimdir. Alemin ondan bo§ kalmasi miimkiin
degildir. ^iinkii alemin nizami ona bagli kilinmi§tir. Eger bu kutublardan biri giderse (oliirse),
yerine ba§kasi tayin edilir. ir§ad kutbu boyle degildir. ^iinkii, alemin rii§d, hidayet ve
imandan bo§ oldugu zamanlar olur. Peygamber efendimiz, zamaninin ir§ad kutbu idi. Bu
zamanda ebdal kutbu ise hazret-i Omer ile Uveys el-Karani idiler.
Ariflerin en me§huru, yiiksek ilimler ve marifetler sahibi, ariflerin ba§i olan zata
kutb-iil-arifln denir.
Kutb-i ir§ada gelince: Alemin ir§adina (dogru yolu bulmasina) ve hidayetine (saadete ve
kurtulu§a ermesine) vesile kilinan veil zat, mur§id demek olan kutb-i ir§ad, Imam-i
Rabbani'nin de buyurdugu gibi, alemin ir§adi ve hidayeti i^in, feyzlerin gelmesine vasita olur.
Kutb-i ir§adin her zaman bulunmasi lazim degildir. Oyle zamanlar olur ki, alem imandan ve
hidayetten busbiitiin mahriim kalir, ResuluUah efendimiz zamaninin kutb-i ir§adi idi. Kutb-i
ir§ad ile butiin insanlara iman ve hidayet gelmektedir. Fakat kalbi bozuk olanlara gelen
feyzler, dalalet (sapiklik), kotiiliik haline donerler. Bu, §eker hastasina verilen kiymetli
gidalarin, onun kaninda zehir haline donmesine benzer, yahut safrasi bozuk olana tatlinin aci
gelmesi gibidir. Kutb-i ir§ad, kamil ve mukemmil, yeti§mi§ ve yeti§tirebilen olup, ender
yeti§ir. Asirlardan, uzun yiUardan sonra bir tane bulunursa, yine bliyiik nimettir. Her §ey
onunla nurlanir. Onun bir baki§i, kalp hastaliklarini giderir. Bir tevecciihii, begenilmeyen
kotli huylari silip supiiriir.
Yine biiyiik veli Imam-i Rabbani, bu konuda §unlari soylemektedir: "Kemalat-i
ferdiyyeye de sahib olan kutb-i ir§ad, 90k az bulunur. Asirlardan, 90k uzun zaman sonra,
boyle bir cevher diinyaya gelir. Kararmi§ olan alem, onun gelmesi ile aydinlanir. Onun
ir§adinin ve hidayetinin nurlari, biitiin diinyaya yayilir. Yer kiiresinin ortasindan ar§a kadar,
herkese rii§d, hidayet, iman ve marifet onun yolu ile gelir. Herkes ondan feyz alir. Arada
olmadan kimse bu nimete kavu§amaz. Onun hidayetinin nurlari, bir okyanus gibi (90k
kuvvetli radyo dalgalari gibi) biitiin diinyayi sarmi§tir. O derya sanki buz tutmu§tur. Hi9
dalgalanmaz.O biiyiik zati taniyan ve seven bir kimse, onu dii§iiniirse, yahut 0, bir kimseyi
sever, onun yiikselmesini isterse, kimsenin kalbinde, sanki bir pencere a9ilir. Bu yoldan,
sevgisi ve ihlasina gore deryadan, kalbi feyz alir. Bunun gibi, bir kimse, AUahii tealayi
zikrederse ve bu zati hi9 dii§iinmezse mesela onu tanimazsa, yine ondan feyz alir. Fakat
birinci feyz daha biiyiik olur. Onu inkar eder, begenmezse, yahut biiyiik zat bu kimseye
kirilmi§sa, AUahii tealayi zikretse bile rii§d ve hidayete kavu§amaz. Ona inanmamasi veya
onu incitmi§ olmasi, feyz yolunu kapatir. O zat, bunun istifadesini istemi§ olsa bile, onun
zararini istemese bile, hidayete kavu§amaz. Rii§d ve hidayet, var goriiniir ise de, yoktur.
Faydasi 90k azdir. O zata inanan ve sevenler, onu dii§iinmeseler ve AUahii tealayi
zikretmeseler bile, yalniz sevdikleri i9in, rii§d ve hidayet niiruna kavu§urlar."
Arap9ada imdad etmek, yardim etmek ve kurtulu§ manalarina gelen bir kelime olan gavs
kelimesi, tasavvufta yiiksek husiisi bir mertebede bulunan veli, insanlara yardima yeti§en
biiyiik zat hakkinda kuUanilir. MoUa Cami'nin belirttigine gore gavs denilen biiyiik veli zata,
AUahii tealanin izni ile insanlarin imdadina yeti§mesi sebebiyle bu lakab verilmi§tir. Gavs,
Muhyiddin ibni Arabi'ye gore medar kutbudur. Imam-i Rabbani'ye gore ise, medar kutbundan
ayri ve yiiksek olup, ona yardim edicidir. Bu sebeple, medar kutbu, bir9ok i§lerinde ondan
yardim bekler. Ebdal makamlarina getirilecek evliyayi se9mekte bunun rolii vardir.
Gavs-i a'zam en biiyiik gavs (yardimci) demek olup, tasavvufta bu dereceye ula§an
Abdiilkadir Geylani hazretlerinin lakabidir. O, insanlara ve cinnilere yardim eden,
imdadlarina yeti§en biiyiik bir veli oldugundan gavs-iis-sakaleyn diye de anilir.
Avam kelimesinin ziddi olan ve haslar, se9kinler, biiyiikler demek olan havass, ilim ve
tasavvufta, avam ve mukallid halinden kurtulup, ictihad ve velayet mertebesine yiikselen
se9kin zatlardir. Imam-i Gazali'nin buyurdugu gibi, sultanlar, milletin mal, can ve irzlarini
zalim ve haydutlardan koruduklari gibi, havass da avamin (dini ilimlerden haberi olmayan
cahillerin) itikadini (inancini) bid'at9ilerin (sapiklarin) §erlerinden, kotiiliiklerinden korurlar.
Ebii Osman Magribi'nin belirttigi gibi, bunlar iyi amelleri (giizel i§leri) kendinden degil,
Rabbinden bilirler.
AUahii tealanin veil kuUarindan taninmayan, bilinmeyen ve gizli olan bazi miibarek
kimseler daha vardir ki, §eyhulislam MoUa Cami'nin belirttigine gore, insanlarin imdadlarina
yeti§ip, i§lerinde dara du§tukleri zaman yardimci olan ve onlarin belalardan korunmasina
sebeb olan bu insanlara niiceba denilmektedir.
Tasavvuf yolunda bulunanlari, §ihabuddin-i Siihreverdi iki kisma ayiriyor: Ya miirid
olurlar, ya murad olurlar. Miiridler AUahii tealaya yakinlik derecelerine ula§mak i^in
riyazetler ve miicahedeler Qekerler (nefsin isteklerinden ka^inip istemediklerini yapmaya
9ali§irlar). Muradlar ise, nazli nazli ok§anarak goturiilur ve sikinti Qekmeden, yakinlik
derecelerine ula§tirilir. Tasavvuf yolunda bulunanlardan, sikinti ve eziyet Qekmeden AUahii
tealanin yardim ve dilemesi ile yiiksek makamlara kavu§an ictiba yolunun salikleri (Qekilen
talebeler) muradlar diye isimlendirilir. Imam-i Rabbani, murad olunanlarin ba§inin ve
sevilenlerin onderinin Muhammed aleyhisselam oldugunu ifade buyunnu§tur.
Ugra§madan, zorlamadan, kiilfetsiz ele geQen ihlas devamli olup, hakkal-yakin
mertebesinde ele ge^er. Devamli ihlas sahibi, her §eyi AUahii tealanin rizasi i^in yapan
muhlastir. Muhlas olana, ibadet yapmak, tatli ve kolay olur. ^iinkii bunlarda, nefislerinin
arziisu ve §eytanin vesvesesi kalmami§tir. Boyle ihlas, insanin kalbine ancak bir velinin
kalbinden gelir. Muhlaslar ile, ihlasi 9ali§arak elde eden muhlisler arasinda fark Qoktur. llim
ve amele dair ogrenmekle, anlamakla hasil olan kelam ilminin bilgileri, tasavvuf yolunda
ilerleyenlerde ke§f yolu ile hasil olur, ele geQer. Ameller, ibadetler kolayca, seve seve yapilip,
nefis ve §eytandan hasil olan tembellik ve gev§eklik kalmaz. Giinahlar, haram olan §eyler
firkin, igren? goriiniir. Ayet-i kerimede mealen buyruldu ki: "Iblis, senin mutlak kudretine
and olsun ki, onlardan (AUahii tealanin kuUarindan) muhlas olanlar hari? hepsini
azdiracagim, dedi." (Sad siiresi: 82-83).
Yine AUahii tealaya yakin kuUar, yakinla§tirilmi§lar manasina gelen mukarrebler vardir
ki, hadis-i §erifte; "Ebrarin iyilik olarak yaptiklari, mukarrebler yaninda giinah olur,"
buyrularak onlarin dereceleri belirtiliyor. Cenab-i Hak, Kur'an-i kerimde mealen; "Imanlari
ileride olanlar, AUahii tealaya yakla^makta ileride olanlardir. Bunlarin hepsi
mukarreblerdir." (Vakia siiresi: 10) buyurmaktadir. Imam-i Gazali onlari §6yle tarif
etmektedir: "Mukarrebler, AUahii teala IqIu olmayan her §eyden, yemekten, iQmekten,
yatmaktan, konu§maktan sakinirlar. Bunlar, din i9in niyet etmedikQe hareket etmezler.
Yemeleri, ibadete lazim olan akli ve kuvveti bulmak niyeti iledir. Her §eyleri Allah iQindir."
imam-i Rabbani de, bunlar hakkinda §6yle buyurmaktadir: "Mukarrebler asla yakin
olanlardir. Rabat ve rahmet bunlar i^indir. Kiyamet giiniiniin korkusundan emin olanlar
bunlardir. Kiyametin deh§etinden, ba§kalari gibi iirkmezler."
Bir de miiceddidler vardir ki, Islam dinini kuvvetlendiren, bid'atleri yani Islam dinine
sokulmak istenen reformlari, hurafeleri sokiip atan ve siinnetleri ortaya Qikaran alimlerdir.
Siinen-i Ebi Davud'da zikredilen bir hadis-i §erifte; "Her yiiz senede bir miiceddid zahir
olur (ortaya Qikar). Ummetimin i^lerini yeniler." buyrulmu§tur. Imam-i Rabbani Ahmed
Fariiki Serhendi'nin beyanina gore; "Bu iimmet, iimmetlerin en iyisi oldugu ve bu iimmetin
Peygamberi, peygamberlerin sonuncusu oldugu i^in, bunlarin alimlerine, israiloguUarinin
peygamberlerinin mertebesi verilmi§tir. Peygamberlerin vazifeleri, bu alimlere
yaptirilmaktadir. Bunun IqIu, her yiiz sene ba§inda, bu iimmetin alimleri arasindan bir
miiceddid se^ilir. Hele bin sene ge^ince, ge9mi§ iimmetlerde bir iiliilazm peygamber (veya
resiil) gonderildigi ve onun i§i bir nebiye (her yiiz senede bir gonderilen peygambere)
birakilmadigi gibi, bu iimmette de, tam bilgili bir alim scQilir. Bu zat, ge9mi§ iimmetlerdeki
iiliilazm peygamberlerin i§ini yapar."
Mir Hiisameddin demi§tir ki: "Riiyamda ResiiluUah efendimizi gordiim. Bir minber
(camilerde hutbe okunan yer) iizerinde, Imam-i Rabbani hazretlerini medh ederek (overek)
§6yle buyurdu: "Ummetim i^inde onunla iftihar ediyorum (ovuniiyorum). Allahii teala onu,
ummetim arasinda miiceddid kildi."
Miiceddid-i elf-i sani, hicri ikinci bin yilin yenileyicisi Imam-i Rabbani hazretleri iQin
kuUanilan bir tabirdir. Muhammed Ha§im-i Ke§mi'nin ifade ettigine gore, Imam-i Rabbani
hazretlerine ilk defa, miiceddid-i elf-i sani ismini veren, zamaninin en biiyiik alimlerinden
Abdiilhakim-i Siyalkiiti'dir.
AbduIIah-i Dehlevi demi§tir ki: "Sultanlar i^inde Omer bin Abdiilaziz, din bilgilerinde
imam-i §afii, tasavvufta (bir miisliimanin Islam ahlaki ile ahlaklanmasi iQin lazim olan
bilgileri ve yollari ogreten ilimde) Mariif-i Kerhi, esrar (sirlar, gizli §eyler) bilgilerinde Imam
Muhammed Gazali, feyz vermekte ve kerametler gostermekte Abdiilkadir-i Geylani, hadis
ilminde Celaliiddin-i Siiyuti, tarikat, hakikat ve akaid (yani inan^Ia ilgili bilgilerin)
inceliklerini aQiklamakta ve kalplere akitmakta Imam-i Rabbani Miiceddid-i elf-i sani Ahmed
Fariiki Serhendi, miiceddid idiler. Hepsi de, Islamiyet'in yayilmasma, kuvvetlenmesine
hizmet etmi§Ierdir.
§ah-i Dehlevi, Imam-i Rabbani'yi §6yle tanitmaktadir: "Imam-i Rabbani Miiceddid-i elf-i
sani, derin alim, biiyiik veliydi. Miictehid yani Kur'an-i kerim ve hadis-i §eriflerden hiikiim
9ikaran bir alimdi. Islam alimlerinin gozbebegidir. Alimlerin onderi, velilerin ba§ taciydi.
ResiiluIIah efendimizin giizel ahlakmi a^iklayan bir deryadir. Imam-i Rabbani'yi sevenler,
miimin ve miitteki olanlar yani haramlardan ka^anlardir. Sevmeyenler miinafiklar, yani iQi
di§i ba§ka, iki yiizlii olanlardir. Islam memleketleri, hazret-i Miiceddid'in feyz ve niirlari ile
doldu. insanda bulunacak her iistiinliigii, Allahii teala, Imam-i Rabbani miiceddid-i elf-i sani
hazretlerine vermi§tir. Vermedigi yalniz peygamberlik makami kalmi§tir."
insanlari ir§ad eden, dogru yolu gosterip yeti§tiren ve kemale getiren yani oIgunIa§tiran
biiyiik alim ve veliye mur§id denilir. Yeti§mi§ ve yeti§tirebilen rehbere mur§id-i kamil adi
verilir. Bunlar, insanlara dogru yolu gosteren ve Islamiyeti bid'atlerden (Peygamber efendimiz
ve arkada§Iari zamanmda olmayip da dine sonradan ibadet olarak katilan §eylerden)
temizleyen derin Islam alimlerindendirler. Onun i9in Muhyiddin ibni Arabi; "Miir§idi
olmayanm miir§idi §eytandir." demi§tir. Mazhar-i Can-i Canan biitiin kazauQlarma,
miir§idlerini 90k sevmekle kavu§tugunu belirtmi§, saadetlerin anahtarmm, Allahii tealanm
sevdiklerini sevmek oldugunu ifade etmi§tir. Imam-i Rabbani de; "Talebe, miir§idini ne kadar
90k severse, onun kalbinden feyz almasi da kadar 90k olur. Miir§id vesiledir, vasitadir.
Maksad, Allahii tealadir." demi§tir.
Feridiiddin-i Genc-i §eker, bu konuda §6yle bir tavsiyede bulunmaktadir: "Bir kimsenin
kendisini ir§ad edecek (dogru yolu gosterecek) bir miir§idi yoksa, biiyiik zatlarm (Ehl-i siinnet
alimlerinin) kitaplarmi okusun ve onlara uysun."
Yine Imam-i Rabbani, tasavvuf yolunda nihayete varanlarm (yolun sonuna kavu§anlarm)
iki tiirlii oldugunu beyan etmi§tir. Birincisi ResiiluIIah efendimizin izinde giderek kemale
erdikten sonra, insanlari ir§ad i9in (dogru yola 9ekmek i9in) halkin derecesine indirilmi§ olan
miir§idlerdir. Ikincisi, yiikseldikleri derecelerde birakilip, insanlarin yeti§mesi ile vazifeli
olmayan eviiyadir. Miir§id-i kamilin baki§Iari, kalp hastalarina (kaibi Allahii tealadan ba§ka
§eylere tutulmu§ olanlara) §ifa verir, onun tevecciihii yani kalbini bir kimseye 9evirmesi, kotii,
9irkin huylari insandan siler, siipiiriir.
Abdiilhak-i Dehlevi hazretleri, miir§id-i kamillerden bahsederken; "Miir§id-i kamillerin en
iistiinleri, dort mezhep imamlaridir. Bunlar, Imam-i A'zam Ebii Hanife, Imam-i Malik,
imam-i §afii ve Imam-i Ahmed bin Hanbeldir (r.aleyhim). Bu dort imam, Islam dininin dort
temel direkleridirler." demi§tir.
Seyyid AbduIIah-i Dehlevi ise, kamil (yeti§mi§) ve miikemmil (yeti§tiren, oIgunIa§tiran)
bir rehbere tabi kimsenin, AUahii tealanin rizasina kavu§acagini ifade etmi§tir.
Mutasavvif tabiri, umumi bir isimdir. Gafletten uzak yani her an Hakk'i zikreden, kalbini
manevi kirlerden temizleyen ve AUahii tealadan ba§ka her §eyi gonliinden Qikaran, riihunu
cenab-i Hakk'in zikri ile (anmakia) siisleyen tasavvuf ehli, veli, miir§id, ahlak-i hesene
sahibine mutasavvif denilir. ^ogulu mutasavviiiiin ve mutasavvifedir. Abdiilhakim bin
Mustafa Arvasi'nin belirttigine gore, Islam alimlerinin iki kismmdan biri din imamlaridir.
Bunlar, miifessirin-i izam (tefsir alimleri), muhaddisin-i kiram (hadis alimleri) ve
miitekellimin (kelam alimleri), mutasavvifun ve fukaha-i kiramdir (fikih alimleri). Bunlarm
her sozii, her beyani, Kur'an-i kerimin ve hadis-i §eriflerin a9iklamasidir. Her sozleri dogru ve
senettir.
Abdiilhak-i Dehlevi demi§tir ki: "Mutasavviflarm hepsi Ehl-i siinnetti. Bid'at
sahiplerinden (Peygamberimiz ve dort halife devrinde olmayip dinde sonradan meydana
Qikarilan i§Iere ve uydurulan sozlere inananlardan) hiQbiri AUahii tealanm marifetine (O'nu
tanimaya) yakla§amami§tir. Vilayet (eviiyalik) niirlari bunlarm kalplerine girmemi§tir.
Biiyiik alim ve veli Abdiilkadir-i Geylani hazretleri de §6yle buyurmu§tur: "Miir§id
(rehber, dogru yolu gosterici) ve mutasavvif. Rabbi i^in her yonden ve her §eyden ayrilip
AUahii tealadan ba§kasina tapinmayi, ibadet etmeyi ve uymayi terk ederek, gayriye
yonelmekten ve me§giil olmaktan kalplerini kurtararak, ihlasia Hakk'a ibadet eder ve §eytana
uymaz."
Her devirde bulunan, fakat herkesQe taninip bilinmeyen ve goriilmeyen, AUahii tealanin
emirlerine tam olarak uyan miibarek, biiyiik zatlar, rical-i gayb adiyla isimlendirilmektedir.
imam-i Rabbani, Niir Muhammed Piinti'nin rical-i gaybden oldugunu soylemektedir.
Miir§idi (hocasi) bulunmakia beraber, ayrica vefat etmi§ bir biiyiigiin riihaniyetinden
faydalanan, yardim ve terbiye goren zata iiveysi, bu yolla kemale ermeye, oIgunIa§maya da
iiveysilik denir.
Abdiilhak-i Dehlevi, Peygamberler ve evliyanin vefatlarindan sonra, onlardan yardim
istemeye, alimlerin caiz, olabilir dediklerini, tasavvuf biiyiiklerinin, bunun dogru oldugunu
bildirdiklerini ifade etmi§, biiyiiklerden bir^ogunun iiveysilik yoluyla yiikseldiklerini
soylemiftir. Imam-i Rabbani de, Behaeddin-i Buhari'nin iistadi (hocasi)nin Seyyid Emir Kiilal
hazretleri oldugunu, fakat ayrica Hace Abdiilhalik Goncdiivani'nin riihaniyetinden istifade
ettigi i^in ayni zamanda iiveysi oldugunu zi]<retmi§tir.
Bir de tasavvuf kitaplarinda 90k kullanilan §eyh kelimesi vardir ki, din ve fen ilimlerinde
miitehassis olan, yeti§mi§ ve yeti§tirebilen rehber, Hak tealanin yolunu gosterip, din-i Islami
yayan, miir§id, iistad, pir manalarinda kullanilmaktadir. Seyyid Abdiilhakim Arvasi,
§eyhlerin alim olmalari ve meseleleri herkesin aniayabilecegi §ekilde Qozmeleri lazim
geldigini belirtmi§, son zamanlarda teidcelerin, cahillerin ellerine dii§tiigiinii, dinden, imandan
haberi olmayanlara da §eyh denildigini ifade etmi§tir. Ayrica, bu gibi §eyhlerin sozlerini,
i§Ierini din sanmanin, bunlari tasavvuf biiyiikleri ile kari§tirmanin 90k yanli§ oldugunu, boyle
bir durumun dini bilmemek, aniamamak oldugunu s6ylemi§tir.
En biiyiik iistad manasina gelen §eyh-i ekber sifati, evliyanin biiyiiklerinden 1240
(H.638)'ta §am'da vefat eden Muhyiddin ibni Arabi hazretlerinin lakabidir.
Tasavvufi eserlerde gCQcn kelimelerden biri de pir kelimesidir. Tasavvuf yolunda rehber
zat veya tasavvuf yollarindan birinin kurucusu, §eyh, miir§id, manalarinda kullanilmaktadir.
Hace Behaeddin Buhari; "Pir, AUahii tealaya kavu§maga vesiledir. Maksiid olan (arzulanan,
istenilen) Hak siibhanehiidiir." demi§tir. Abdiilhakim Arvasi; "Pir, kamil ve miikemmil ise
(yeti§mi§ ve yeti§tiren ise) sohbeti biiyiik nimettir ve onun baki§i deva (ila9) ve sozleri
(sohbeti) §ifadir. Sohbetsiz viisiil (kavu§mak) miimkiin degildir." demektedir. Hace
Muhammed Baki-Billah pire baglilikta bozukluk olursa, yukselmenin du§unulemeyecegini
ifade etmi§tir. Suleyman bin Ceza; "Her i§te pirlerin mubarek ruhlarini vasita yaparak AUahli
tealaya yalvarmali ve dua etmeli." tavsiyesinde bulunmaktadir. Hayderizade Ibrahim Fasih
Efendi; "Bagli olunan pire, zahiren (aQik^a) ve batmen (gizli) itiraz etmek, feyz kapismi
kapatir." demi§tir. Hatta Imam-i Rabbani; "Pirini incitenden sen de incinmezsen, kopek
senden daha iyidir." demektedir. Ayrica pirlik ve mliridligin yalniz kiilah giydirmekle ve
babadan ogula kalmakia olmayacagmi, Ehl-i siinnet vel cemaat yolunu bilmek, ogretmek ve
gostermekle olacagmi belirtmektedir.
§ahislarla ilgili ba§ka tabirler varsa da §imdilik, bunlaria iktifa edip biraz da diger terimler
iizerinde durmak istiyoruz.
Dariilfiinunun (Istanbul Universitesinin) Medresetii'I-Mutehassisin Bollimunde Tasavvuf
Kursiisu Miiderrisi olan Seyyid Abdiilhakim bin Mustafa Arvasi buyuruyor ki:
"Varidat-i ilahiyyenin hepsi, adet-i ilahiyye i^inde hasil olmaktadir. Yani, Allahii teala,
her §eyi bir sebeb altmda yaratmaktadir. Bu sebeplere, i§ yapabilecek tesir, kuvvet vermi§tir.
Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunlari diyoruz. Bir i§ yapmamiz
ve bir §eyi elde etmemiz iQin, bu i§in sebeplerine yapi§mamiz lazimdir. Mesela, bugday hasil
olmasi i^in, tarlayi siirmek, ekmek, ekini bilmek lazimdir. Insanlarm biitiin hareketleri, i§Ieri,
Allahii tealanm bu adeti iQinde meydana gelmektedir. Allahii teala sevdigi insanlara, iyilik,
ikram olmak i^in ve azili dii§manlarmi aldatmak iQin, bunlara, adetini bozarak, sebepsiz
§eyler yaratiyor. Mesela:
1. Peygamberlerden aleyhimiisselam adet-i ilahiyye di§mda ve kudret-i ilahiyye iQinde
meydana gelen §eylere "miicize" denir. Peygamberlerin (salevatullahi teala aleyhim ecmain)
miicize gostermeleri lazimdir.
2. Peygamberlerin (aleyhimiisselam) iimmetlerinin eviiyasinda adet di§i meydana gelen
§eylere "keramet" denir. Ibn-i Abidin miirtedleri aniatirken diyor ki: "Mu'tezile ve
Vehhabiler, keramete inanmadilar. Imamii'I-Haremeyn ve Imam-i Omer Neseii ve birQok
alimler (rahmetullahi teala aleyhim ecmain), kerametin caiz oldugunu isbat etmi§Ierdir."
Evliyanin keramet gostermeleri lazim degildir. Bunlar, keramet gostermek istemez, Allahii
tealadan utanirlar.
3. ijmmet arasinda, veli olmayanlardan meydana gelen adet di§i §eylere "firaset" denir.
4. Fasiklardan, giinahi 90k olanlardan zuhiir ederse"istidrac" denir ki, derece derece,
kiymetini indirmek demektir.
5. Kafirlerden zuhiir edenlere ise "sihr" yani "biiyii" denir.
Bu miinasebetle, biraz da irhas, miicize, ayet, beyyine, burhan, keramet, ke§f, firaset,
atiyye, mevhibe, kemalat, lediinni ilim, meiinet; istidrac, sihir (biiyii), kehanet, mela"
tabirlerinden, yani bazi fevkalade, harikulade (olaganiistii) hallerden bahsetmek uygun
olacaktir.
Peygamber olacak bir zattan, peygamber oldugu bildirilmeden once meydana gelen ve
peygamberligine miijde olan adet di§i yani harikulade (olaganiistii) hallere, i§Iere irhas denir.
Isa aleyhisselamin be§ikte konu§masi, kuru aga^tan taze hurma isteyince, eline hurma
gelmesi, Muhammed aleyhisselamin, Qocuk iken, gogsiiniin yarilmasi, agaQlarin, ta§Iarin
kendisine selam vermeleri gibi halleri hep irhasti (QOguIu irhasattir).
Allahii tealanin, peygamberlerine, peygamberliklerini isbat etmeleri i^in ihsan ettigi ve
onlarin istegi ile yarattigi harikulade yani adet di§i, olaganiistii hallere ise mucize denilir.
imam-i Rabbani hazretleri, bir §eyin miicize sayilabilmesi i^in §u §artlarin gerekli oldugunu
beyan buyurmu§tur: Allahii teala, §eyi mutad, ali§ilmi§ sebepler di§inda yaratmi§ olmalidir.
Harikulade, olaganiistu olmalidir. Peygamber oldugunu soyleyen kimsenin istedigi zaman
hasil olmalidir. Peygamberlerin isteklerine uygun olmalidir. Isteyip de hasil olan mucize
kendisini yalanlamamalidir. Mucize, peygamber oldugunu soylemeden once hasil
olmamalidir. Bir peygamberin iimmetinden meydana gelen harikulade haller, (aslinda) o
peygamberin miicizesidir.
Ahmed Faruki Serhendi'nin ifade ettigine gore: AUahii teala, her peygambere kendi
zamanlarinda onemli kabul edilen hususlarla ilgili mucize ihsan etmi§tir. Musa aleyhisselam
zamaninda sihirbazlik yaygindi. AUahii teala Miisa aleyhisselama asa miicizesini ihsan etti.
Miisa aleyhisselamin asasi, biiyiik yilan olup sihirbazlarin sihir aletlerini yuttu. Boylece
sihirbazlar, bunun insan giiciiniin iistiinde oldugunu anlayarak hemen iman ettiler. Isa
aleyhisselamin zamaninda tib ileri gitmi§ti. Tabibler ba§arilariyla ogiiniirlerdi. AUahii teala,
Isa aleyhisselama oliileri diriltme, anadan kor doganlarin gozlerinin a^ilmasi gibi miicizeleri
ihsan etti. Tabibler aciz kaldilar. Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam zamaninda
ise; Arabistan Yarimadasinda §airlik ve belagat sanati en yiiksek dereceye ula§mi§ti. §airler
yazip okuduklari §iirlerle birbirlerine ogiiniirlerdi. Bu §ekilde ogiinmek sadece §airde degil,
mensiib oldugu kabile i^in de bir ogiinme vesilesi idi. AUahii teala, Peygamber efendimize en
biiyiik miicize olarak Kur'an-i kerimi gonderdi. Kur'an-i kerimin icazi, e§sizligi kar§isinda
§airler aciz kaldilar. Bir kismi Allah kelami oldugunu inkar edip, kafir olarak oldiiler. Bir
kismi ise, Allah kelami oldugunu anlayarak miisliiman oldular.
Biiyiik alim Abdiilgani Nabliisi'nin de belirttigi gibi, AUahii tealanin adetinin ve
kanunlarinin di§inda yarattigi miicizelerin meydana gelmesi iQin, peygamberlerin
aleyhimiisselam diri olmasi §art degildir. Oldiikten sonra da, AUahii teala onlara miicize ihsan
eder. Harputlu Ishak Efendinin dedigi gibi, Resiilullah'in, sallallahii aleyhi ve sellem
miicizeleri binden fazla olup, bazilari §unlardir: Mirac miicizesi, §akk-i kamer miicizesi (ayin
ikiye boliinmesi), miibarek parmaklarindan su fi§kirma miicizesi, Kabe-i muazzama i^indeki
putlarin, miibarek parmaginin i§areti ile yiiz iistii dii§mesi miicizesi, oliilerin diriltilmesi
miicizesi, yaralilara ve hastalara §ifa verme miicizesi.
Bir de sozliikte, alamet, i§aret, miicize, ibret manasinda kuUanilan ayet kelimesi vardir.
Bu kelime, AUahii tealanin varligini, birligini ve kudretini gosteren alamet, ibret, i§aret,
miicize manasini da ihtiva eder. Kur'an-i kerimde mealen §6yle buyrulmaktadir: "(Hakikati)
bilmeyenler (veya bilip de bilmez goziikenler), ne olur, Allah bizimle (senin hak peygamber
olduguna dair) s6yle§se, konu§sa, yahut (bu hususta) bize bir ayet (miicize) gelse dediler,
Onlardan evvelkiler de, tipki onlarin soyledikleri gibi s6ylemi§di. Kalpleri birbirine ne
kadar da benzemi^. Bu hakikatleri iyice bilmek isteyenlere ayetlerimizi apa^ik
g6stermi§izdir," (Bekara siiresi: 118)
Mii'min siiresinin 13. ayet-i kerimesinde ise, AUahii teala mealen §6yle buyurmu§tur:
"Size, (varligina ve birligine delalet eden) ayetlerini (miicizelerini) gosteren, size gokten
rizik indiren O'dur. Bu ayetlerden, AUahii tealaya inananlardan ba^kasi ibret almaz."
Bir davayi(s6zii) isbat eden kesin delile, kendisi bilinince, ba§kasi da bilinen §eye burhan
adi da verilir.
Bir de delil, sened, burhan, §ahid, miicize manalarinda kuUanilan beyyine kelimesi vardir.
Kur'an-i kerimde A'raf siiresinin 73. ayetinde mealen buyruldu ki:
"Semud (kavmine de) karde§leri Salih'i gonderdik. O, kavmine §6yle dedi: "AUahii
tealaya ibadet ve itaat edin. O'ndan ba^ka hif bir ilahiniz yoktur. i§te size, Rabbinizden
a^ik bir beyyine geldi. AUahii tealanin §u di§i devesi, size peygamberligimi isbat eden
bir beyyine ve alamettir. Onu birakin, AUahii tealanin arzinda otlasin. Ona bir fenalikla
dokunmayin ki, sonra acikli bir azaba ugrarsiniz."
Hangi peygamberin ummetinden olursa olsun, velilerden adet di§i yani fizik, kimya ve
fizyoloji kanunlari di§inda meydana gelen §eyler, hadiseler, iistunlukler keramet diye
isimlendirilir. AUame Ahmed Hamevi'nin dedigi gibi, AUahii teala, sevdigi kuUarina
kerametler ihsan eder. Veliler, kerametlerini saklarlar. Kimsenin duymasini istemezler.
imam-i Rabbani; "Keramet haktir. §irkten yani AUahii tealaya ortak ko§maktan, kaQip
kurtulmak, marifete kavu§mak, kendini yok bilmek keramettir." demektedir.
Abdiilgani Nabllisi ise; "Kendisine keramet hasil olan veil, bu kerametin yalniz AUahti
tealanm dilegi ve kudreti ile yaratildigmi, kendi dileginin ve kudretinin hi? bir tesiri
olmadigmi bilmektedir." demi§tir.
Lligatte aQmak, gizli bir §eyi bulmak, ortaya Qikarmak, kapali §eyin yiiziinden ortiiyii
kaldirmak manalarma gelen ke§f kelimesi, eviiyanm, his ve akilla anla§ilmayan §eyleri,
kalplerine gelen ilham yoluyla bilmeleri demektir. Abdiilgani Nabliisi, eviiyaya hasil olan
ke§iflerin ve herkesin gordiigii riiyalarm, bir §eyin misalinin, benzerinin hayal aynasmda
goriinmesi oldugunu, uykuda iken olursa, riiya dendigini, uyanik iken olunca ke§f olarak
isimlendirildigini ifade etmi§, hayal aynasi ne kadar 90k saf, temiz ise, ke§f ve riiyanm
kadar dogru ve giivenilir olacagmi belirtmi§tir.
imam-i Rabbani, eviiyanm ke§finde hata etmesi, yanilmasmm, miictehidlerin ictihadda
yanilmasi gibi oldugunu, bunun kusiir sayilmayacagmi, bundan dolayi eviiyaya dil
uzatilamayacagmi, beiki hata edene de bir sevab verilecegini belirtmi§, bundan sonra §6yle
demi§tir: "Yalniz §u kadar fark vardir ki, miictehidlere (dinde soz sahibi alimlere) uyanlara
da, onlarm mezheplerinde bulunanlara da, hatali i§Iere de sevab verilir. Eviiyanm yanli§
ke§iflerine uyanlara, sevab verilmez. ^iinkii ilham ve ke§if, ancak sahibi IqIu seneddir,
ba§kalarma sened olmaz. Miictehidin sozii ise mezhebinde bulunan herkes i^in seneddir.
Sozliikte g6rii§, zan ve idrakta (aniamakta), tecriibe ve deliller vasitasiyla dikkatle bakip
isabet etmek manasma gelen firaset bir terim olarak peygamberlerin limmetleri arasmda,
eviiya olmayan kimselerden meydana gelen adet harici §eyler, di§tan i^i aniama, yiiziinden
okuma demektir. Imam-i Tirmizi ve Imam-i Taberani'nin (r.aleyhima) kitaplarmda ge^en bir
hadis-i §erifte; "Miiminin firasetinden korkunuz. Zira 0, AUahii tealanin nuru ile bakar,"
buyrulmu§tur. HaceAbduIIah Ensari'nin beyanma gore, firaset iki tiirliidiir. Birincisi, marifet
sahiplerinin (AUahii tealayi taniyanlarm) firaseti olup, talebenin kabiliyetini ke§f etmek,
aniamak, AUahii tealanm evliyasmi tanimaktir. Ikincisi, riyazet (nefsin istediklerini
yapmamak) Qeken, a^Iikla nefislerini parlatanlarm firaseti olup, mahliiklara ait gizli §eyleri
bilmektir. Kiymetli olan, marifet sahiplerinin, Allah adamlarmm firasetine inanip
baglanmaktir.
§ah §iica Kirmani harama bakmaktan goziinii muhafaza edenin, kendini nefsin arzularma
kapUmaktan koruyanm, siinnete uyarak zahirini, di§mi siisleyenin, helal lokma yemeyi
ali§kanlik edinenin firaseti §a§maz demi§tir.
imam-i Rabbani, firaset, salih kimseleri temyiz ve te§his etmek, bulup ayirmaktir demi§;
Seyyid Abdiilhakim Arvasi ise, firasetin, iman kuwetinden dogdugunu kimin imam daha
kuvvetii ise firasetinin nisbette keskin, §iddetli, isabetii ve dogru oldugunu belirtmi§tir.
Cenab-i Hak Kur'an-i kerimde mealen buyuruyor ki: "Biz (diinyayi isteyenlerin de, ahireti
isteyenlerin de) her birine, kismet ettigimiz nzki veririz. Bu Rabbinin atiyyelerindendir,
Rabbinin atiyyesi, ihsani, (diinyada, miimin ve kafir hi? kimseden) men edilmemi§tir,"
(isra siiresi: 20)
Ebii'I- Abbas Miirsi; "Peygamberler, iimmetleri IqIu atiyyedir (ihsan, liituf, bagi§tir). Fakat
Resiil-i ekrem efendimiz hediyedir. Hediye ile atiyye arasmda fark vardir. Atiyye muhtaQlara,
hediye ise sevilenlere verilir." demi§tir. Hediye, bagi§, AUahii tealanm ihsani manasina gelen
bir kelime daha vardir ki o da mevhibedir. Hace UbeyduUah-i Ahrar'in buyurduguna gore:
"ilim iki 9e§ittir. Biri veraset, biri de lediin ilmidir. Veraset ilmi 9ali§arak elde edilir, buna
"kesbi" denir. llm-i ledun ise, AUahii tealanin ihsanidir. ^ali§madan elde edilir. llahi bir
mevhibedir. KuUarindan diledigine verir, buna "vehbi" de denir."
iyilikler, faziletler, ahlak ve buy giizellikleri, olgunluklar demek olan kemalat, nubiivvet
kemalati ve vilayet kemalati olmak iizere iki kisma ayrilmaktadir: Kemalat-i niibiivvet:
Peygamberlige ait iistunlukler olup, 90k yiiksek evliyalik makamlarindan biridir. §eyh
§ihabuddin-i Siihreverdi demi§tir ki: "Bir musluman, AUahii tealanin ihsani ile, Islamiyetin
hakikatine kavu§ur, Islam-i hakiki ile §ereflenirse, peygamberlere tarn uymakla, biiyiiklere
varis olarak kemalat-i nubiivvet makamina kavu§abilir. O yiiksek derecenin nimetlerini bol
bol elde edebilir.
imam-i Rabbani; "Vilayetin, veliligin iki parQasi olan tarikat ve hakikat, § eriatin hakikatini
ele ge9irebilmek i9in ve kemalat-i niibiivvete kavu§abilmek i9in iki §art gibidir." demi§tir.
Evliyalik makamlarindan biri olan kemalat-i vilayete gelince, bu konuda Imam-i
Rabbani; "Kemalat-i niibiivet (peygamberlik kemalati), kemalat-i vilayetten 90k iistiindiir.
Kemalat-i vilayetteki ilerleme, kemalat-i niibiivvetteki ilerlemenin bir siireti, g6riinii§iidiir."
demektedir. §eyh §ihabiiddin ise; "§eriatin siireti, kemalat-i vilayet meyvelerini meydana
getiren miibarek bir aga9 oldugu gibi, niibiivvet kemalleri de miibarek bir aga9 gibi olan
§eriatin hakikatinin meyveleridir, demi§tir.
ilm-i lediin veya lediinni ilim, AUahii teala ile ilgili bilgi ve sirlara ait ilim, gayb ve
marifet ilmidir. AUahii teala, ayet-i kerimede mealen buyurdu ki: "Orada, kendi indimizden
bir rahmet (vahiy ve niibiivvet veya uzun omiir) verdigimiz ve ona lediinni ilmi
ogrettigimiz kuUanmizdan birini (Hizir'i) buldular." (Kehf siiresi: 65)
Hem Sa'lebi'nin hem de Imam-i Rabbani'nin ifade ettikleri gibi, Hizir aleyhisselam, giizel
ahlak sahibi, comert ve insanlara kar§i 90k §efkatliydi. AUahii tealanin izni ile keramet ehli
olup, kimya ilmini bilirdi. Hak tealanin bildirmesiyle lediinni ilim verilmi§ti. Muhammed
Parisa; "llm-i lediinni verilmesinde Hizir aleyhisselamin riihaniyeti vasita olmaktadir."
buyurmu§tur.
SenauUah-i Dehlevi bu ilim hakkinda §6yle demektedir: "Lediinni ilim, 9ali§mak ve
gayretle ele ge9mez. Ihsan edilen kimselere mahsiistur. Umiima §amil degildir.
Peygamberlere verilen ilimler ve vahyedilen §eyler ise, umiima §amildir ve herkesi
ilgilendirir. Yani peygamberler, bunlari, gonderildikleri kavimlere teblig etmekle, bildirmekle
vazifelidirler. Bu bakimdan peygamberlerin ilmi, lediinni ilminden iistiindiir."
Seyyid Abdiilhakim Efendi ise, §unlari ifade etmektedir: "Emir Sultan hazretleri, lediinni
ilme sahipti. Bu ilim yetmi§ iki derecedir. Ilk derecesinde olan, bir agaca bakinca
yapraklarinin sayisini, bir denize bakmakla damlalarinin adedini, bir 961e bakinca kumlarinin
sayisini bilir."
Istidrac, Fasiklarin (giinahkarlarin), bilinmeyen bazi §eyleri haber vermeleri, adet iistii
harikulade hadiseler gostermeleridir. AUahii teala, her §eyi bir sebeb altinda yaratmaktadir.
AUahii teala, sevdigi insanlara, iyilik ve ikram olmak i9in ve azili dii§manlarini aldatmak i9in,
bunlara adetini bozarak sebepsiz §eyler yaratiyor. Bunlar kafirlerden, fasiklardan, giinahi 90k
olanlardan zuhiir ederse, istidrac denir ki, derece derece kiymetini indirmek demektir.
imam-i Rabbani, "Bir kimse, peygamberlere tabi olmadan dogru yolda yiiriimek isterse,
muhakkak egri yola sapar. Eger eline bir §eyler ge9erse, istidra9tir. Sonu zarar ve ziyandir."
demektedir.
Tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunlari di§inda gizli sebepler kuUanarak,
garip §eyleri yapmayi saglayan i§e, musluman olmayanlardan ortaya Qikan adet di§i §eylere,
biiyiiye sihir denir. El-Hadikat-iin-Nediyye'de zikredilen bir hadis-i §erifte, Peygamber
efendimiz §6yle buyurmu§tur: "...Kahinlik yapan ve kahine giden ve sihir, biiyii yapan ve
yaptiran ve bunlara inanan bizden degildir, Kur'an-i kerime inanmami§tir," Ihya'da
gcQen diger bir hadis-i §erifte ise; "Miisliiman, biiyii yapmaz. (Allah saklasin) imam
gittikten sonra, biiyiisii tesir eder," buyrulmu§tur.
Abdulhakim Arvasi, biiyiiniin insanlari hasta yaptigini, sevgi veya muhabbetsizlige sebeb
oldugunu, yani cesede ve ruha tesir ettigini, kadin ve Qocuklara tesirinin daha 90k oldugunu
belirtmi§tir.
imam-i Nevevi, sihir yaparken klifre sebeb olan kelime veya i§ olursa kiifurdur; boyle
kelime veya i§ bulunmazsa, biiyiik giinahtir demi§tir.
imam-i Rabbani, sihrin tesirinin kat'i olmadigini, ilacin tesiri gibi olup, Allahii tealanin,
isterse yaratacagini, istemezse, hi9 tesir ettirmeyecegini ifade etmi§tir.
Gaybin sir ve hallerini bilirim iddiasinda bulunmaya, kahinlige Kehanet denir. Berika'da
zikredilen bir hadis-i §erifte; "Hased, nemime (insanlar arasinda soz ta§imak) ve kehanet
sahipleri, benden degildir." buyrulmu§tur.
Muhammed Masum Fariiki ise §6yle demi§tir: "Hakiki mumin, batil inan^Iara inanmaz,
sihir, ugursuzluk, fal, efsun, Kur'an-i kerimden ba§ka §eyle yazili muska, mavi boncuk,
kehanet ve benzeri §eylere, bunlarin muhakkak i§ yapacaklarina, mezarlara mum dikmeye, tel
ve iplik baglamaya itibar etmez ve keramet sahibi oldugunu soyleyen sahtekarlara inanmaz."
Abdullah ibni Abbas'm haber verdigine gore, Peygamber efendimizden once §eytanlar
goklere Qikmaktan men olunmazlardi. Goklere giderler, meleklerden i§ittiklerini, kahinlere
haber verirlerdi. Resul-i ekrem (sallallahii aleyhi ve sellem) dogdugu zaman, bunlarm goklere
Qikmalari yasaklandi.
imam-i Rabbani hazretleri, kahinlere, falcilara inanmamali, bilinmeyen §eyleri onlara
sormamali, onlar gaybi bilir sanmamalidir, deyip, gaybi ancak, Allahii teala ve O'nun
bildirdiklerinin bilecegini ifade etmi§tir.
Biraz da mekr terimi iizerinde duralim. Mekr, bir kimseye, hi9 beklemedigi, ummadigi
yerden hile yapmak, tuzak kurmak suretiyle zarar vermeye 9ali§mak, istidrac yani Allahii
tealanm, bir kimseye bir miiddete kadar, devamli olarak hakkmda hayirli olmayan nimetler
verip, onun da bunu Allahii tealanm bir liitfu ve ihsani, tuttugu yolun kendisi i^in iyi
oldugunu zannederek aldandigi, gururlandigi, gaflette bulundugu, ta§kmlik yaptigi ve
giinahlara daha da daldigi bir sirada, Allahii tealanm onu aniden azabi ile yakalayivermesi;
Allahii tealanm, mekr yapanlarm mekrini kendilerine Qevirmesi, mekrierine kar§ilik onlari
cezalandirmasi, kotiiliiklerini, kurduklari tuzaklari bozmasi manalarma gelir.
Kur'an-i kerimde mealen §6yle buyruluyor: "Allahii tealanin mekrinden emin mi
oldular? Hiisrana ugrayanlardan (kiifur yani imansizlik ve giinahlar sebebi ile, ibret
almamak ve tefekkiirii terk etmek siiretiyle zararda olanlardan) ba§kasi Allahii tealanin
mekrinden emin olmaz," (A'raf siiresi: 99)
Hazret-i Ali, §iikriinii yerine getirmedigi halde kendisine 90k diinyalik, mal, miilk v.s.
verilen, bunlarm kendisi i^in Allahii tealanm mekri oldugunu bilmeyen kimsenin akimda
bozukluk vardir demi§tir.
§eyhiilislam Ahmed ibni Kemal Pa§a ise §unlari s6ylemi§tir: "Insanm, i§ine gore omrii ve
rizki degi§ir, iyiler kotii, kotiiler iyi olarak degi§tirilebilir. Boylece Allahii teala, birine,
oliimiine yakm iyi i§Ier yaptirip, son nefeste iman ile gonderir. Ba§ka birine kotii amel i§Ietip,
imansiz gonderir. Bunun i^in, ResiiluIIah efendimiz her zaman; "AUahiimme ya
Mukallib-el-kulub, sebbit kalbi ala dinike." duasini okurdu (ki, ey biiyiik AUah'im!
Kalpleri iyiden kotiiye kotuden iyiye Qeviren, ancak sensin. Kalbimi, dininde sabit kil, yani
dininden dondurme, ayirma! demektir). Eshab-i kiram (r.anhum) bunu i§itince; "Ya
Resulallah! Sen de kalbinin donmesinden, korkuyor musun?" dediklerinde; "AUahii tealanin
mekrinden beni kim emin eder? (bana kim garanti, guven verebilir?)." buyurdu. Cunkii,
hadis-i kudside; "Insanlarin kalpleri, Rahman'in kudretindedir. Kalpleri, diledigi gibi
f evirir," buyrulmu§tur. Yani Celal ve Cemal sifatlari ile, kotiiye ve iyiye Qevirir.
SenauIIah Dehlevi, bu konuda §6yle demektedir: "Allahii tealadan yiiz ^eviren bir^ok
kimsenin, diinya nimetleri i^inde ya§adigi goriiliip, mahmm kalmadiklari zan olunuyorsa da,
bunlara diinya iQin 9ali§malarinin kar§iligini vermektedir. Yalniz diinya i^in ^ali^anlara
verdigi diinyaliklar, hakikatte azab ve felaket tohumlaridir. Allahii tealanin mekridir. Nitekim,
Mii'miniin siiresin 55 ve 56. ayetlerinde mealen; "Kafirler, mal ve ?ok evlad gibi
diinyaliklari verdigimiz ifin, kendilerine iyilik mi ediyoruz, yardim mi ediyoruz
saniyorlar? Peygamberime inanmadiklari ve din-i tslami begenmedikleri ifin, onlara
miikafat mi ediyoruz, diyorlar? Hayir oyle degildir. Aldaniyorlar. Bunlarin nimet
olmayip, musibet oldugunu anlamiyorlar." buyruldu. Kalplerini, Hak tealadan yiiz
9evirenlere verilen diinyaliklar, hep haraphktir, felakettir. §eker hastasina verilen tathlar,
helvalar gibidir.
Yine biiyiik alim SenauUah Dehlevi ve Tefsir-i Kebir sahibi Fahriiddin Razi, Allahii
tealanin mekri ile insanlarin mekrieri arasinda fark oldugunu belirtip, insanlarin mekrinde,
ba§kasina kotiiliik ve zarar vermek esastir. Mekr-i ilahi boyle degildir; Allahii tealanin mekri,
mekr yapanlarin mekrini bozmak, mekrierine kar§i onlari cezalandirmak siiretiyle herkese
hayir, iyilik oldugu gibi, onlara hadlerini ve mekr yapmanin fenaligini bildirmek ve
bazilarinin tovbelerine sebeb olmak bakimindandir. Bunda mekr yapanlarin bizzat kendileri
i9in de hayir ve hikmet vardir, demi§Ierdir. §unu da ifade etmi§Ierdir: Allahii teala mekr
yapanlarin mekrine, onlarin beklemedikleri, ummadiklari bir §ekilde mukabele ettigi, kar§ilik
verdigi, bozdugu, gaflet halinde iken onlari ansizin yakaladigi i^in, Allahii tealanin bu fiiline
mekr denilmi§tir. Yoksa Allahii tealaya dogrudan mekr isnad edilmez, makir (mekir yapan)
denilemez. Insanlarin mekri ile lafiz (soz) bakimindan bir benzerlik vardir. Ayrica, Allahii
tealanin doksan dokuz ismi i^inde "Mekkar" da vardir.
Bir de eviiya-yi kiramda bulunan bazi sifatlar, vasiflar vardir. Bunlari ele alarak bir kisim
tasavvuii terimleri a^iklami? olacagiz. Velilerin hepsi takva sahibiydiler. Takva sakinmak,
Allahii tealadan korkarak, haramlardan, yasaklardan, giinahlardan sakinmaktir. Harama
dii§memek iQin, haram veya helal oldugu belli olmayan §iipheli §eylerden sakinmaya vera
denir. Bu bakimdan, haramlardan daha 90k sakinma derecesi olan vera takvanin manasi altina
girer.
Kur'an-i kerimde mealen buyruldu ki: "Allahii teala, takva sahiblerini sever." (Al-i
imran siiresi: 76) Peygamber efendimiz; "Ya Rabbi! Bana ilim, hilm, takva ve afiyet ihsan
eyle." duasini 90k soylerdi. Ebii Said Muhammed Hadimi Berika'sinda bu hadis-i §eriii
aQiklarken, duada ge^en ilimden maksat faydali ilim, yani iman, ibadet, amel ve ahlak
bilgileridir. Hilm ise, yumu§aklik demektir. Afiyetten murad, dinin ve itikadin, bozuk
inan^Iardan, i§Ierden, nefsin isteklerinden, kalbin vesvese ve §iiphelerinden, bedenin
hastaliklarindan kurtulmasidir demektedir.
imam-i Rabbani hazretleri; "Diinyada felaketlerden, ahirette Cehennem'den, ate§te
yanmaktan kurtulmak iQin iki §ey lazimdir: Emirlere sarilmak, yasaklardan sakinmak! Bu
ikisinden en biiyiigii, daha liizumlusu, yasaklardan sakinmak yani vera ve takvadir."
demi§tir. Bundan sonra da §u a^iklamayi yapmi§tir: "Vera ve takvayi tam yapabilmek i^in,
mubahlari lazim oldugu kadar kullanmali, zariiret mikdarini a§mamalidir. Bu kadarini
kuUanirken de, kuUuk vazifelerini yapabilmek iQin kuUanmaya niyet etmelidir. Bir insan,
mubah, yani dinin izin verdigi §eylerden, her istedigini yapar, mubahlari a§iri derecede
i§lerse, §upheli §eyleri yapmaya ba§lar. §upheliler ise, haram olanlara yakindir. Insan, bir gun
harama du§ebilir."
Helal ve haram oldugu bilinmeyen §upheli §eylerden sakinarak helale, harama dikkat
etmeye vera denir. Kiinuz-ul-Hakayik'ta gcQcn hadis-i §eriflerde; "Hifbir §ey vera gibi
olamaz." ve "Dininizin diregi veradir." buyrulmu§tur. Ebu Hiireyre hazretleri, kiyamet
gunli, Allahii tealanm huzurunda kiymetli olanlarm vera ve ziihd sahipleri olduklarmi beyan
etmi§tir.
imam-i Rabbani, bir kimse, §u on §eyi kendine farz bilmedikQe, tam vera sahibi olamaz
deyip bunlari §6yle saymi§tir: Giybet etmemeli, miimine su-i zan etmemeli, kimseyi kotii
bilmemeli, kimse ile alay etmemeli, yabanci kadmlara, kizlara bakmamali, dogru soylemeli,
kendini begenmemek iQin, Allahii tealanm, kendisine yaptigi ihsanlari, nimetlerini du§unmeli,
malmi helal yere hare edip, haramlara vermemeli, nefsi, keyfi iQin mevki-makam istemeyip,
bunlari insanlara hizmet yeri bilmeli, be§ vakit namazi, vaktinde kilmayi birinci vazife
bilmeli, Ehl-i siinnet alimlerinin bildirdigi iman ve i§Ieri iyi ogrenip, kendini bunlara
uydurmali.
Hasen-i Basri hazretleri, zerre kadar vera sahibi olmak, bin nafile oruQ ve namazdan daha
hayirlidir demi§tir.
§upheli olmak korkusu ile miibah §eylerin Qogundan sakmmak, diinyadan ve dlinyalik
olan §eylerden uzak durmak manasma gelen ziihd hakkmda, Haris el-Muhasibi §unlari
soylemektedir: "Ziihd, insanm kalbini diinya sikmtilarmdan uzak tutar. Allahii tealanm
yiiceligini ve buyiiklugunu tanimayi, tovbe etmeyi temin eder."
El-Camiu's-Sagir'de zikredilen bir hadis-i §erifte ise §6yle buyrulmu§tur: "Ziihd, kalbe
ve bedene rahatlik verir, diinyaya ragbet ise, dii§iince ve hiiziin verir." Berika'da geqen
bir hadiste ise; "Diinyada zahid olani, Allah sever, tnsanlarda bulunanlarda zahid olani,
insanlar sever." buyrulmu§tur. Muhammed Hadimi; "Zahid alimin iki rekat namazi, zahid
olmayanm omrii boyunca kildigi namazdan hayirlidir." demi§, Lokman Hakim de; "Ey
oglum! Yakin ve sabri sanat edin. Allahii tealanm haram kildigi §eylerden uzak olursan,
diinyada zahid ve miicahid olursun." buyurmu§tur.
Halis, temiz etmek, niyeti temizlemek, diinya faydalarmi dii§iinmeden biitiin i§Ierini,
ibadetlerini yalniz Allah iQin yapmak demek olan ihlas hakkmda, Mektubat'taki bir hadis-i
§erifte §6yle buyrulmu§tur: "Ibadetlerinizi ihlas ile yapiniz! Allahii teala, ihlas ile yapilan
i§leri kabul eder." Hilyetii'l-Evliya'da kaydedildigine gore, ResiiluIIah efendimiz, Muaz bin
Cebel'i, Yemen'e vali gonderirken §6yle buyurmu§Iardir: "ibadetlerini ihlas ile yap. Ihlas ile
yapilan az amel, kiyamet giinii sana yeti§ir."
Seyyid Emir Kiilal; "Ihlassiz amel, sahte para gibidir, kabiil edilmez." demi§; Sehl-i
Tiisteri'ye; "Insanm nefsine en 90k agir gelen §ey nedir?" diye sorduklarmda, "Ihlastir."
cevabmi vermi§; "Zira ihlasta nefsin nasibi yani payi yoktur." diye bir aQiklamada da
bulunmu§tur. Imam-i Rabbani ise, ihlas ile, uzun yillarm amelinin, i§inin, kisa zamanda ele
ge^ecegini a^iklami^tir.
Goniille bilmek, Allahii tealayi hakkiyla taniyip bilmek marifet diye isimlendirilir.
Muhammed Ma'siim Fariiki, insanm izzetinin, iman ve marifet ile oldugunu, mal ve mevki ile
olmadigmi belirtmi§tir. Ahmed bin Hadraveyh; "Marifetin hakikati, Allahii tealayi kalb ile
sevmek, dil ile anmak ve Allahii tealadan ba§ka her §eyden iimidini kesmektir." demi§tir.
Ebii'I-Kasim Nasrabadi, marifet ve Allahii tealaya yakm olma halinin, farzlari eda etmekle ve
siinnet-i seniyyeye tabi olmakla ele geQecegini ifade etmi§tir. Ebii'I-Hasan bin Sai ise;
"Marifet, her durumda kulun, AUahii tealanin verdigi nimetlere §ukretmede aciz kaldigini,
gen9 ve kuvvetli zamanlarinda zayif oldugunu bilmesi ile ele ge^er." demi§tir.
AUahii tealayi kalp ve ruhla taniyip bilmeye marifetuUah da derler. Suluk-iil-Ulema adh
eserde ge^en bir hadis-i §erifte; "llimlerden oyleleri vardir ki, onlari ancak marifetuUaha
sahib olanlar bilirler. Onlar bu ilimlerden haber verdikleri zaman, marifetuUaha sahib
olmayanlardan ba^kasi onlari inkar etmez," buyrulmu§tur. Muhammed Masum, bu
diinyada en kiymetli §eyin marifetuUaha kavu§mak oldugunu beUrtmi§, Imam-i Rabbani
kalbinde hardal tanesi kadar dlinya muhabbeti bulunan kimsenin marifetuUaha
kavu§amayacagmi ifade etmi§tir.
Hadimi hazretleri; "MarifetuUah bilgileri, ke§fle ve ilham ile hasU olur. Hocadan
ogrenilmez. Ibadetlerin yapUmasi ve biitiin §eriat (Islamiyet) bilgileri ise, iistaddan
ogrenmekle elde edilir. §eriat bilgileri, ilham ile hasU olsaydi, AUahii tealanm peygamberler
ve kitaplar gondermesine liizum olmazdi." demi§tir.
Bir §eyi hakkiyla bilmek, aniamak, ogrenmek, cehlin ziddi manalarma geldigi gibi,
okumak, gormek, dinlemek veya cenab-i Hakk'm ihsani ile elde edilen malumat ve bilgi
anlammda da kuUanUan ilim 90k 9e§itli kisimlara aynlmaktadir. Amele dair ilimlerden biri
olan ilm-i ahlak, fazilet ilmi olup, buna kavu§ma ve bu fazileti giderecek §eylerden sakmma
yoUarmi bildirir. Kalp ve ruh bakimmdan insani olgunla§tiran ilim ve ameller, tasavvuf,
ahlak manasma da gelir. Insanm goriinmeyen ve alem-i emirden olan kalp, sir, ruh gibi
latifelerini konu alan ilme, kisaca goniil yani kalp ve riihla ilgili ilme ilm-i batin denilir.
Deylemi'nin rivayet ettigi bir hadis-i §erifte; "llm-i batin, AUahii tealanin sirlarindan bir
sirdir. O'nun hiikiimlerinden bir hiikiimdiir. Diledigi kulunun kalbine verir,"
buyrulmu§tur. §ihabiiddin Siihreverdi; "llm-i batm ile kulun, AUahii tealaya yakmligi artar.
Bu ilim, Allah adami denen velilerin ve talibleri O'na kavu§turan, dogru yolu kuvvetlendiren
ve insanlara dogru yolu gosteren alimlerin sohbetlerinde kazanUir. Bu alimler,
Peygamberlerin varisleridir." demi§tir.
Genel olarak ilim, ilm-i husiili ve ilm-i hudiiri diye ikiye aynlabilir. llm-i husuli, Ehl-i
siinnet (Peygamber efendimiz ve arkada§larmm yolunda olan) alimlerinin sohbetlerinde ve
derslerinde bulunularak, 9ali§Uarak elde edilen ilimdir. llm-i huduri ise, 9ali§madan AUahii
tealanm ihsan etmesiyle kazanUan ilim, vehbi ilim demektir ki bu ilme ilm-i liidiinni de
denilir.
imam Ibn-i Mace'nin Siinen'inde ge9en bir hadis-i §erifte; "Ilim, ^in'de de olsa onu
aliniz. Zira ilim ogrenmek, kadin-erkek her miisliimana farzdir." buyrulmu§tur.
Ed-Diirrii'1-Muhtar'daki hadis-i §erifte de §6yle buyrulmu§tur: "Bir saat ilim ogrenmek
veya ogretmek, sabaha kadar ibadet etmekten daha sevaptir," Berika'da ge9en bir hadis-i
§erifte, Peygamber efendimiz; "Ilmi ile amel edene, AUahii teala, bilmediklerini bildirir,"
buyurmu§tur.
Ebii'l-Esved ed-Diieli; "Hi9bir §ey ilimden iistiin degildir. ^iinkii sultanlar, insanlara
hiikmederler. Alimler ise, sultanlara hiikmederler." demi§, Lokman Hakim de ogluna §unu
s6ylemi§tir: "Ey oglum! Diinyanm sevin9 ve ne§elerini tecriibe ettim. Ilimden lezzetli bir §ey
bulamadim." Ayrica; "Dervi§ler, fakir ve yoksuUar ilim sayesinde sultanlar sofrasmda
otururlar." buyurmu§tur. Bir de Abdiilhak-i Dehlevi, "Insanm gogsiinii geni§leten §eylerden
biri ilimdir." demi§tir.
§ek ve §iipheden uzak olan dogru, saglam, sarsUmayan §iiphe ve tereddiit bulunmayan
itikada, imana yakin adi verilir. Ramuzu'l-Ehadis'teki bir hadis-i §erifte; "Agah olunuz ki,
insana diinyada yakin ve afiyetten (riihen saglam ve giinahlardan uzak olmaktan) daha
hayirli bir §ey verilmemi§tir. Oyle ise AUah'tan ikisini isteyin." buyrulmu§tur. Imam-i
Rabbani; "Yakin ihsan edilen birinin kerametlere, harikalara ihtiyaci olmaz. Butiin bu
kerametler, zat-i ilahinin zikrinden ve kalbin bu zikir ile zinetlenmesinden a§agi kalir."
demi§tir. Hazret-i Ali ise; "Iman aga? gibi olup, kokii yakin, dali takva, nuru haya, meyvesi
comertliktir." buyurmu§tur.
Sozliikte beraberlik, beraber olma demek olan maiyyet, tasavvufta AUahii teala ile
beraber olma, O'na kavu§ma yolu manasinda kuUanilir. Muhammed Baki-billah; "Maiyyet
yolu, cezbe (AUahii tealanin Qekmesi) yoUarindan biridir. Maiyyet yolundan AUahli tealaya
kavu§mak nasib olursa, vasita, araci olmaksizin kavu§ulur. "Ki§i sevdigi ile beraberdir."
hadis-i §eriii, bu sozumuzu kuvvetlendirmektedir." demi§tir. Imam-i Rabbani ise; "Yliksek
hocamin, lutfederek, aciyarak mubarek gonlunu, bu fakire Qevirmesi ile, tasavvufcularin
tevhid (bir bilmek), kurb (yakinlik), maiyyet, ihata (her tarafi kaplamak), sereyan (her zerrede
bulunmak) gibi sozlerle anlatmak istedikleri marifetlerden, ince bilgilerden ele ge9meyen
hemen hemen Mq kalmadi." demi§tir.
Tasavvuf yolculugu, tasavvuf yolunda ilerlemeye seyr ve siiluk denilir. Imam-i Rabbani;
"Seyr ve siilukdan maksad, nefsi kotii huylardan ve Qirkin sifatlardan temizlemektir." demi§,
bu Qirkin sifatlarm ba§mda nefse du§kun olmak ve onun arzularma, isteklerine tutulmak
geldigini ifade etmi§tir. Seyrin 9e§itli kisimlari vardir. Seyr-i afaki, seyr-i enfusi, seyr-i fiUah,
seyr-i fil-e§ya, seyr-i ilallah, seyr-i anillahi billah, seyr-i muradi gibi. Muhammed Baki-billah,
seyr-i enfiisiden (insanm kendinde yaptigi yolculuktan) once olan §eylerin yani ilerlemelerin
hepsinin seyr-i afaki oldugunu, seyr-i afakide ele geQen §eylerin bir hi9 mesabesinde
oldugunu belirtmi§tir.
Ebu Said-i Harraz; "Seyr-i afaki (kendinin di§mda ilerleme), insani, matlubdan
(aranilandan) uzakla§tirir, seyr-i enfusi ise, insani, matluba kavu§turur." demi§tir. Seyr-i
enfiisi, tasavvuf yolunda bulunan kimsenin kendinde ilerlemesi, kotii huylardan temizlenen
nefsin, iyi huylarla bezenmesi, siislenmesidir. Abdiilkadir-i Geylani, "Seyr-i enfuside, insani,
AUahii tealanin sevgisi kaplayarak, insan, kendini sevmekten kurtuldugu i9in, evlad ve mal
sevgisi de bununla beraber yok olur. O halde, seyr-i enfusi muhakkak lazimdir." buyurmu§tur.
AUahii tealanin isimlerinde ve sifatlarinda ilerleme, AUahii tealanin begendigi ve razi
oldugu §eylerde fani olma (yani O'nun sevdiklerini sevmek ve O'nun sevdikleri kendine
sevgili olmak) seyr-i fillah diye isimlendirilir. Hace UbeyduUah-i Ahrar; "AUahii tealaya
kavu§makta, zulmet perdelerinin kalkmasi iQin mahliiklarin hepsini a§mak, yani seyr-i afakiyi
ve seyr-i enfiisiyi tamamlamak lazimdir. Niirdan perdelerin aradan kalkmasi iQin de seyr-i
fillah gerekir." demi§tir.
AUahii tealaya dogru olan yolda ilerlemek manevi ilimde durmadan yiikselmek, seyr-i
afaki (kotii hallerden kurtulma) ve seyr-i enfusi (iyi hallerle siislenme)yi de i^ine alan
tasavvuf yolculuguna seyr-i ilallah denilmektedir.
Abdiilhakim bin Mustafa Arvasi; "Seyr-i ilallah ve seyr-i fillah yani AUahii tealanin
begendigi §eylerde fani olma hasil olmadikQa, tam ihlas (her i§ini yalniz AUahii tealanin rizasi
i^in yapma) elde edilemez. Muhlislerin (ihlas sahiplerinin) olgunluguna kavu§ulamaz."
demi§tir. Muhammed Behaeddin-i Buhari; "Tasavvuf yoluna girip ilerlemek, yol gosteren
rehberi sevmeye baglidir." buyurmu§tur. Seyr-i murad (muradlarin, se9ilmi§lerin AUahii
tealanin lutf ve ihsani ile Qekilerek kavu§tuklari yol) ile ve kuvvetle Qekilerek vilayetin
(evliyaligin) yiiksek derecelerine kavu§turulan bu rehberin baki§lari, kalp hastaliklarina
(kalbin AUahii tealadan ba§ka §eylere tutulmasina) §ifadir. Onun tevecciihii yani sevgisine
kavu§mak, manevi hastaliklari giderir.
Tasavvufta nihayete kavu§an bir velinin geri dondiikten sonra, daha once unutmu§ oldugu
e§yanin biitiin bilgilerine yeniden sahib olmasi, Seyr-i fil-e§ya diye isimlendirilir.
Muhammed Baki-billah; "Seyr-i fil-e§ya, davet makamini elde etmek i^indir. Davet makami.
peygamberlere mahsustur." demi§tir.
Kurb, yakinlik, yakin olmak demektir ki, Abdulgani Nabliisi; "AUahii tealaya farzlarla
hasil olan kurb, nafilelerle hasil olandan elbette kat kat daha Qoktur. Fakat kurbu, takva
sahiplerinin (haramlardan nefret eden, haram i§lemekten kaQinanlarin) ihlas ile yaptiklari
farzlar hasil eder." demi§tir. Imam-i Rabbani, kurb ve visal (kavu§ma) lezzetinin Cennet
nimetlerinin lezzetinden ziyade oldugu gibi, bu'd ve hirman (uzaklik ve mahrumluk) azabinin
da Cehennem azabindan beter oldugunu ifade etmi§, Muhammed Masum Serhendi ise,
farzlarin kurb hasil etmesi iQin, nafile ibadetleri de yapmanin §art oldugunu belirtmi§tir.
AUahii tealaya yakin olmak, vilayet yani veil olmak kurb-i ilahi terimiyle de ifade olunur
ki, AbduUah-i Ensari bunun; AUahii tealadan ba§ka her §eyi unutmak olan fenadan sonra,
AUahii teala tarafindan, evliyasina ihsan olunacagini beyan etmi§tir. Kurb-i niibiivvet ve
kurb-i velayet olmak iizere iki tiirlii kurb vardir. Kurb-i niibiivvet, niibiivvet kemalatina,
olgunluklarina kavu§ma, niibiivvet yolu ile Hakk'a erme demektir. Imam-i Rabbani'nin
belirttigine gore, kurb-i niibiivvet, insani aslin aslina ula§tirir. Peygamberler
(aleyhimiisselam) ve bunlarm arkada§i olan sahabileri AUahii tealaya bu yoldan
kavu§mu§lardir.
AUahii tealadan gelen feyz ve bereketlere, arada vasita bulunmak siiretiyle kavu§ma,
kurb-i velayet adini alir. Yine Imam-i Rabbani'nin ifadesine gore, bir velinin kurb-i velayet
yolunda ilerleyerek, kurb-i niibiivvet yoluna kavu§masi, yani her iki yoldan feyz almasi
caizdir.
Bir de kurb-i ebdan tabiri vardir ki, bedenlerin birbirine yakin olmasi, yakin bulunmak
demektir. Kurb-i ebdanin, kalplerin birle§mesinde biiyiik tesiri vardir. Bunun i^indir ki,
Peygamber efendimizin sohbetinde bulunmayan hi9 bir veli, bir sahabinin derecesine
yiikselemez. Veysel Karani o kadar §ani yiiksek oldugu halde, ResiiluUah efendimizi hi?
gormedigi iQin, Eshab-i kiramdan en a§agi olanin derecesine yeti§emedi. Biiyiik Islam alimi
Abdullah bin Miibarek hazretlerinden; "Hazret-i Muaviye ile Omer bin Abdiilaziz'den hangisi
daha yiiksektir?" diye soruldu. Cevap olarak; "Hazret-i Muaviye, ResiiluUah efendimizin
yaninda giderken, atinin burnuna giren toz, Omer bin Abdiilaziz'den kat kat daha yiiksektir."
buyurdu. Imam-i Rabbani; "Biiyiiklerden istifade edebilmek i^in kurb-i ebdan istemeli, bunun
iQin 9ali§mali. Nimetlerin tamam olmasi, bedenlerin yakin olmasi iledir. Kurb-i ebdan
olunamazsa, yakinlik sebeplerini elden birakmamalidir." buyurmu§tur.
Sozliikte toplum, topluluk, toparlanma, toplanma demek olan cemiyyet, hep bir olani
mii§ahede (eserlerini gormek) ile me§giil olup, kendinden dahi habersiz olma hali yani kisaca
riihunu ve kalbini toplayip, AUahii tealadan ba§kasi ile olmama halidir. Imam-i Rabbani,
cemaatle kilinan be§ vakit namaz ve devamli AUahii tealayi zikretmenin cemiyyete sebeb
olacagini beyan etmektedir.
AUahii tealadan ba§ka hi^bir §eyin kalpte bulunmamasi, beraberlik, birlikte olma, hazir
bulunmaya huzur da denir. Muhammed Masiim Fariiki, huzur, gafletten kurtulmaktan
ibarettir demi§, ayrica huzurlu ve uyanik olan kalbin namazda, uykuda ve vilayette ayni
oldugunu, huzur ve uyanikligin kalbin melekesi olup onun gerekli sifatlari oldugunu, hi? bir
zaman ayrilik kabiil etmedigini ifade etmi§tir.
Tasavvuf yolunda bulunan bir kimsenin AUahii tealayi amp 90k zikretmesi veya bir ba§ka
sebep neticesinde hasil olan manevi lezzetleri tadarak riihun co§masi, kalbinin elinde
olmadan gayr-i ihtiyari kendinden ge^ip ta§ma haline vecd denir. Imam-i Rabbani; "Haller ve
vecdlerin, begenilip aranilan matliibun ba§langici oldugunu, maksad olmadigini belirtmi§tir.
Hatta tasavvuf yolunda bulunan salikin zahirini, dinin emir ve yasaklarina uydurmasi, ibadet
ve taatlerden tad almasina sebeb oldugu gibi, biitiin i§lerinde, AUahii tealanin rizasindan
ba§ka dii§iinceleri kalbinden Qikarmaya, kibir, based (kiskan^lik), kin gibi manevi
hastaliklardan temizlemeye 9ali§masi da, kalpte ve ruhda vecd halinin meydana gelmesine
vesile olur." demi§tir.
A§k, muhabbet halleri, kalbe gelen zevkler, vecdler (manevi co§kunluklar) mevacid diye
de isimlendirilir. Hace UbeyduUah-i Ahrar; "Butiin ahval (kendinden ge^me halleri) ve
mevacidi bize verseler, fakat Ehl-i slinnet vel-cemaat itikadini iQimize yerle§tirmeseler,
kendimi mahvolmu§ bilirim. Eger Ehl-i siinnet (Peygamber efendimiz ve arkada§larinin
yolunda olanlarin) itikadini verseler, ahval ve mevacid hi9 vermeseler, hi9 iiziilmem."
demi§tir. Imam-i Rabbani de; "Tasavvuf yolcularinin, bu yolculukta gordiikleri ahval (haller)
mevacid, ulum (ilimler) ve marifetler; imrenilecek, istenilecek §eyler degildir. Hepsi evham
(vehimler) ve hayalat (hayaller) gibi ge^ici §eylerdir. Bunlar o yolculari ilerletmek i^in
vasitadan ba§ka bir §ey degiller." demi§tir. Hatta Muhammed Baki-billah, ihlas (her §eyi
AUahii tealanin rizasi i^in yapma) makamina ve (tasavvuflin en yiiksek derecelerinden) riza
mertebesine kavu§mak i^in ahval ve mevacidden vazgcQmek, ilim ve marifetler edinmek
lazim geldigini ifade etmi§, onlarin gayeye gotiiren yol ve maksadin ba§langici oldugunu da
belirtmi§tir. Yine Imam-i Rabbani; "Ahval (haller) ve mevacid, matlubun yani ele gcQirilmek
istenilenin ba§langi9lari olup maksad (gaye) degildir." dedikten sonra §6yle bir aQiklama
yapmi§tir: "Islamiyetten kil ucu kadar bile ayrilan bir kimsede ahval (haller) ve mevacid hasil
olursa, bunlara istidrac (fasiklarda ortaya 9ikan harikulade haller) denir ki, onu diinyada ve
ahirette rezil olmaya siiriikler."
Kalbe, goniile gelen ve bir miiddet kalan du§iinceye hatir denilir. Abdiilgani Nabliisi, bu
konuda §u a^iklamayi yapmaktadir: "Kalbe gelen du§uncelerden, birincisi kalpte durmaz def
edilir. Buna hacis denir. Ikincisi kalpte bir zaman kalir. Buna hatir denir. Uquucusu, yapmak
ile yapmamak arasinda tereddiid olunur. Buna da hadisiin-nefs denir. Bunlari melekler
yazmaz. Seyid Abdiilhakim Efendi, Islamiyete uymayan hatirlarin batil oldugunu, §eytan
tarafindan gelen hatirlarin hepsinin giinaha davet oldugunu ifade etmi§tir. Ebu Siileyman-i
Darani; "Havatir ve niyetleri once, Kitap ve Siinnet ile kar§ila§tiriyorum. Bu iki adil §ahide,
uygun olanlari soyleyip yapiyorum." demi§tir. Hadimi de; "Havatir nefse aci gelirse, hayr
oldugu; tatli gelir, hemen yapmak isterse, §er (kotii) oldugu anla§ilir. Bunu anlamak IqIu
islamiyete uygun olup olmadigina bakilir. Anla§ilmazsa, salih, giinah i§lemeyen bir alime
sorulur." demi§tir.
Tevecciih, tasavvuf yolunda ilerleme, yiikselme sebeplerinden en onemli olanidir. Bu, bir
velinin, AUahii tealanin izni ile nazar etmek (bakmak) yahut ba§ka yoUarla talebesinin veya
sevdiginin yahut ba§ka birinin kalbindeki, masiva (AUahii tealadan ba§ka her §ey) ve diinya
sevgisini, giinah lekelerini temizleyip, yerine feyz, marifet, ilim ve hikmetle yani manevi
ilimler, iyilikler, bereketler ve faydalarla doldurmasi, yiiksek derecelere kavu§turmasi
demektir. Muhammed Masiim; "Pirin (tasavvuf biiyiigiiniin) tevecciihiinii, zulmet ve keder
daglarini, her ne siiretle ortaya Qikarsa Qiksinlar, sadik talebeden kaldirip, uzakla§tirir."
demi§tir. UbeyduUah-i Ahrar'in oglu Hace Muhammed Yahya; "Tasarruf sahipleri ixq
kisimdir. Bir kismi, AUahii tealanin izni ile, her istedikleri zamanda, diledikleri kimsenin
kalbine tasarruf ederek, onu tasavvufta en yiiksek derece olan fena makamina eri§tirir. Bazisi,
AUahii tealanin emri olmadan tasarruf etmez. Emir olunan kimseye tevecciih ederler. Bir
kismi ise, kendilerine bir sifat (hal) geldigi zaman kalplere tasarruf ederler." demi§tir.
imam-i Rabbani; "Tasavvuf yolunda 90k yiiksekleri aramali, ele gCQcnlere baglanip
kalmamalidir. Veralarm verasini yani otelerin otesini aramalidir. Boyle bir istek, boyle 90k
9ali§mak ancak vazife alinan biiyiigiin tevecciihii ile elde edilebilir. Onun tevecciihii de
miiridin (talebenin) ona olan sevgisi, bagliligi kadar olur." demi§tir.
Tevecciih, bir de, bir kimsenin, hayatta veya vefat etmi§, kabirde olan bir veliden feyz
alabilmek, ondan manevi olarak istifade etmek, faydalanmak IqIu, kalbini ona baglamasi,
hatirina hi^bir §ey getirmeyip, yalniz onu du§unmesi manasinda kuUanilir. AbduUah-i
Dehlevi, bu konuda §unlari soylemektedir: "Batindaki yani kalbindeki nisbetin (bagliligin)
artmasina 9ali§. Allah ism-i §erifini, bazan da kelime-i tehlili (La ilahe illallah'i) 90k
zikrederek (soyleyerek), bazan salevat okuyarak, Kur'an-i kerim okuyarak, Allahii tealaya
yakla§maya 9ali§. Bu 9ali§malarda gev§eklik olursa, bu fakirin ruhaniyetine teveccuh ediniz.
Yahut, Mirza Mazhar-i Canan'in kabrine gidiniz, ona teveccuh ediniz, 90k terakki edilir,
ilerleme ve yiikselme olur. Ondan hasil olan fayda, bir digerinin faydasindan daha 9oktur."
Lligatte kasd, irade, kuvvetli istek, arzu gibi manalara gelen himmet, istilahta AUahii
tealanin veli kuUarindan bir zatin kalbinde yalniz bir i§in yapilmasini bulundurup, ba§ka bir
§eyi kalbine getirmemesi ve AUahii tealadan dileyerek, bu §ekilde manevi yardimda
bulunmasi demektir. UbeyduUah-i Ahrar; "AUahii tealanin isimleri ile miinasebeti olan bir
zat, kalbinde yalniz bir i§in yapilmasini bulundurur ve bu §eye himmet eder, kalbine bundan
ba§ka hi9bir §ey getirmez; yalniz i§in yapilmasini isterse, AUahii teala da i§i yaratir.
AUahii tealanin adeti boyledir." demi§tir.
Mahbubiyyet, sevilen olmak, mahbub olmaklik, sevilmeklik demektir. Imam-i Rabbani;
"Peygamber efendimize tabi olmanin en yiiksek derecesi mahbubiyyet ve ma'§ukiyyet (a§ik
olmak) kemalatina (iistunluklerine) sahib olmaktir. Bu, AUahii tealanin 90k sevdiklerine
mahsustur ve lutf ile ele ge9mez, muhabbet lazimdir." demektedir. Abdiilhak-i Dehlevi ise,
ahirette azablardan kurtulmak ve sonsuz saadete kavu§mak, ancak ge9mi§ ve gelecek biitiin
varliklarin en ustiiniine (Hazret-i Muhammed'e) uymakla olur. Bunun i9in O'na uymakla
mahbubiyyet makamina eri§irler. O'nun yolunda bulunmakla, AUahii tealanin zatinin
tecellisine kavu§urlar demi§tir.
Tasavvufun diger istilahlarina gelince, bunlarin ba§inda zikir gelir.
Zikir, anmak, her i§te AUahii tealayi hatirlamak, kendini gafletten kurtarmak, kulun
AUahii tealayi dille ve kalple anmasi demektir. Gaflet de AUahii tealayi unutmak demektir.
AUahii teala, Kur'an-i kerimde Ra'd siiresi 30. ayetinde mealen §6yle buyuruyor: "lyi
biliniz ki, kalpler, AUahii tealanin zikri ile itminana, rahata kavu§ur." Bekara siiresinin
152. ayet-i kerimesinde ise mealen §6yle buyrulmu§tur: "(KuUarim!) Siz beni (taat ile,
begendigim i§leri yapmak siiretiyle) zikrederseniz, ben de sizi (rahmet, magfiret, ihsan ve
tovbe kapilarini a9mak siiretiyle) anarim." Siinenii'l-Beyheki'de ge9en iki hadis-i §erifte de
buyrulmu§tur ki: "Derecesi en yiiksek olanlar, AUah'i zikredenlerdir.", "AUah'i sevmenin
alameti, O'nu zikretmeyi sevmektir."
imam-i Rabbani; "Her vakit, AUahii tealayi zikr etmek lazimdir. Kalpte ba§ka hi9bir §eye
yer vermemelidir. Yerken, i9erken, uyurken, gelirken, giderken hep zikir yapmalidir."
demi§tir. Ciibeyr bin Niifeyr; "Her an, dilleriyle AUahii tealayi zikr edip, O'nu bir an
unutmayanlardan herbiri, giiler bir halde Cennet'e gireceklerdir." demektedir. Zikir, cehri ve
hail olmak iizere iki kisimdir. Zikr-i cehri, yiiksek sesle AUahii tealayi anmak, zikr-i hafi
ise, gizli olarak ve kalb ile AUahii tealayi hatirlamaktir.
imam-i Rabbani, zikr-i haiinin, zikr-i cehriden efdal, daha iistiin oldugunu belirtmi§,
Peygamber efendimiz ise, Mektubat-i Seyfiyye'de ge9en hadis-i §eriflerinde bu iistiinliigiin
yetmi§ kat oldugunu beyan buyurmu§lardir.
Itiyad, ali§kanlik halinde naiile olarak devamli yapilan ibadet, tesbih ve dualara vird
(90gulu evrad) denilir. Imam-i Gazali; "Dua, zikir, Kur'an-i kerim okuma ve tefekkiir
(mahliiklardaki ve kendi bedenindeki ince sanatlari, diizenleri, birbirine bagliliklarini
dii§iinerek, AUahii tealanin biiyiikliigiinii anlamasi, insanin giinahlarini hatirlayip, bunlara
tovbe etmesi lazim geldigini ibadetlerini ve taatlerini dii§iinerek bunlara §iikretmesi
gerektigini hatirina getirmesi), sabah namazindan sonra, ahiret yolcusu kulun virdi olmalidir."
demi§tir. Yine Imam-i Gazali; "Okunmalarinda fazilet oldugu bildirilen bazi ayet-i kerimeleri
vird edinip, okumak da mustehabtir. Fatiha, Ayete'l-Kursi ve Bekara suresinin son iki ayeti
(Amener-Resulu) bunlardandir. Kaylule (ogleye dogru bir mikdar uyumak da) glinduz
virdlerindendir." demi§tir.
Hazret-i Omer'in, gece virdinden bir ayet-i kerimeyi okuyamadigi zaman, giindiizleri
bayildigi, hatta bu yiizden bir hasta gibi giinlerce ziyaret edildigi rivayet edilmi§tir.
Malik bin Dinar ise §unlari s6ylemi§tir: "Bir gece uyuya kaldim ve evradimi yerine
getirmedim. Riiyamda birisi kar§ima Qikti ve, okuryazarligin var mi? dedi. Var, dedim. §u
yaziyi okur musun? dedi ve elime bir kagit parQasi verdi. Kagitta; "Dlinyanin ge^ici ve
aldatici nimetleri, oliimsuz olarak ya§ayacagin Cennet'in zevk ve safasindan seni
aIikoymu§tur. Yani ge^ici olarak zevk aldigin bu uyku, ebedi seadetine yarayacak ibadetine
mani oImu§tur. Uyan, namaz kil ve Kur'an-i kerim oku. Zira bunlar, uykudan hayirlidir."
yaziliydi."
Her konuda haddini bilip, siniri a§mamak, insanlara iyi muamelede bulunmak, siinnet
iizere yani Peygamber efendimizin buyurdugu ve davrandigi gibi hareket etmek, hataya
du§mekten sakinilacak §ey, terbiye, giizel ahlaka da edeb denir.
Abdullah bin Miibarek, alimler, edeb hakkinda 90k feyler soylediler. Bize gore edeb,
insanin kendini tanimasidir demi§tir.
Ebli'I-Berekat Emevi Hakkari; "Edep, kulun, Allahii tealaya kar§i vazifelerini, vakitlerini
nasil degerlendirecegini, kendini O'ndan uzakla§tiran §eylerden nasil korunacagini
bilmesidir." demi§tir.
imam-i Rabbani ise; "Edebe riayet etmeyen hi9 kimse, Allah'a kavu§amaz, yani veli
olamaz. Din biiyiiklerinin yolu ba§tan sona edeptir. Namazin siinnet ve edeplerinden birini
gozetmek ve tenzihi bir mekruhtan sakinmak; zikir, fikirden (tefekkiirden) ustiindur."
buyurmu§tur.
§ems-i Tebrizi ise; "Ademoglunun edebden nasibi yok ise, insan degildir. Ademoglu ile
hayvan arasindaki fark budur. Goziinu a9 ve biitun Allahii tealanin kelaminin manasi, ayet
ayet edep ten ibaret oldugunu gor." demi§tir.
Burada belli ba§lilarini verdigimiz tasavvufl tabirlerden ba§ka, daha pek9ok terim vardir.
Ekim-Kasim (1991) aylarinda Gazetemizle birlikte hediye olarak verdigimiz iki cildlik Dini
Terimler Sozliigii'nde (1. cildde 1308, 2. cildde ise 1289 aded olmak iizere) toplam 2597 ana
ba§lik altmda dini terimler kisa kisa izah edilmi§tir. Bu ansiklopedimizde ge9en kelimelerden
merak edilenler olursa, ona miiracaat edilebilir.
"Giri§"imizi tamamlamadan once, bir nebze de tasawuf ilminden bahsedelim:
Abdiilhak-i Dehlevi Merec-iil-Bahreyn isimli kiymetli kitabmda, Ahmed Zerriik'dan
alarak diyor ki: "Imam-i Malik; "Fikih ogrenmeyip, tasawuf ile ugra§an, dinden 9ikar, zmdik
olur. Fikih ogrenip tasavvuftan haberi olmayan (bid'at sahibi) yani sapik olur. Her ikisini
edinen, hakikate varir." buyurdu. Fikhi dogru ogrenen ve tasavvufun zevkini alan, kamil insan
olur. Tasawuf biiyiiklerinin hepsi kemale gelmeden once bir fikih aliminin mezhebinde idi.
Tasavvuf9unun mezhebi yoktur demek, mezheblerin hepsini bilir, hepsini gozetir, evla olani,
ihtiyatli olani yapar demektir. Ciineyd-i Bagdadi, Siifyan-i Sevri'nin mezhebinde idi.
Abdiilkadir-i Geylani, Hanbeli idi. Ebii Bekr-i §ibli, Maliki idi. Ceriri, Hanefl idi. Haris-i
Muhasibi, §afii idi (kaddesallahii teala esrarehiim)."
Bu ansiklopedimizde hayatlari ele alman zatlarm da, biiyiik ilim sahibi olduklari
goriilecektir.
Tasawuf biiyiiklerinin kalplerine gelen ilhamlar, ke§ifler, ahkam-i §er'iyye i9in sened ve
vesika olamaz. Ke§iflerin, ilhamlarin dogru olup olmadigi, §eriate (Islamiyete) uygun olup
olmamalari ile anla§ilir. Tasawufun, vilayetin yiiksek tabakalarinda bulunan evliya da, ilmi
olmayan, a§agi derecelerdeki muslumanlar gibi, bir muctehide tabi olmak mecburiyetindedir.
Bayezid-i Bistami, Ciineyd-i Bagdadi, Celaleddin-i Rumi ve Muhyiddin ibni Arabi gibi
evliya, herkes gibi, bir mezhebe tabi olarak yiikselmi§lerdir. Ahkam-i Islamiyyeye yapi§mak,
bir aga? dikmek gibidir. Eviiyaya hasil olan ilimler, marifetler, ke§ifler, tecelliler, a§k-i ilahi
ve muhabbet-i zatiyye, bu agacin meyveleri gibidir. Evet, aga? dikmekten maksad, meyve
elde etmektir. Fakat, meyve kazanmak i^in aga? dikmek §arttir. Yani, iman olmazsa ve
ahkam-i §er'iyye yapilmazsa, tasavvuf ve eviiyalik hasil olamaz.
Allahii teala, meleklere, cinne 9e§itli §ekiller alabilme kuvveti verdigi gibi, Qok sevdigi
kullarmm ruhlarma da, bu kuvveti vermektedir. Ba§ka bedene ihtiya? yoktur. Havada, her
zaman su buhari vardir ve goriinmez. Kaynar sudan, kazan borusundan Qikan beyaz sis, buhar
degildir. ^ok kuQuk su damlaciklaridir. Renksiz gazlar goriinmez. Havadaki renksiz su
buhari, soguk sabahlarda ^ig halinde daneler §eklinde goriildugii gibi, ruhlar da, goriilecek
§ekiller alabilmektedir. i§ittiklerimiz ve okuduklarimiza gore, eviiyadan birQogu, bir anda
9e§itli yerlerde g6rulmu§, birbirine uymayan i§Ier yapmi§Iardir. Burada latifeleri, insan
§ekline girmekte, ba§ka ba§ka bedenler halini almaktadir. Bunun gibi, mesela Hindistan'da
oturan ve §ehrinden hi9 9ikmami§ olan bir veliyi, hacilar Kabe'de goriip konu§tukIarmi,
ba§kalari da, mesela ayni giinde IstanbuI'da, bir kisim kimseler de, bu veli ile, yine o giin,
Bagdad'da g6rii§tuklerini s6ylemi§lerdir. Bu da, o velinin latifelerinin muhtelif §ekiller
almasidir. Bazan o velinin bunlardan haberi olmaz. Seni gordiik diyenlere, yaniliyorsunuz, o
zaman, evimdeydim, o memleketlere gitmemi§tim, o §ehirleri bilmiyorum ve sizleri de
tanimiyorum der. Yine bunlar gibi, gii9 halde bulunan kimseler, korku ve tehlikelerden
kurtulmak i9in, olli veya diri olan bazi eviiyadan yardim istemi§Ierdir. O biiyiiklerin, kendi
§ekillerinde olarak, hemen orada bulunduklarmi ve imdadlarma yeti§tiklerini g6rmii§Ierdir.
Bu velinin yaptigi yardimlardan bazan haberleri olmakta, bazan da olmamaktadir. Bu hal,
bilhassa muharebelerde g6rulmu§tur. Boyle yardimlari yapanlar, o din buyiiklerinin ruhlari ve
latifeleridir. Latifeleri bazan, bu alem-i fehadette, bazan da alem-i misalde §ekil almaktadir.
Nitekim Peygamberimizi (sallallahii aleyhi ve sellem) bir gecede, binlerce kimse riiyada
goriip istifade etmektedir. Bu gordiikleri, hep O'nun latifelerinin ve sifatlarinin alem-i
misaldeki §ekilleridir. Yine bunlar gibi, salikler, mur§idlerinin alem-i misaldeki suretlerinden
istifade ederler ve bu yoUa mu§killerini 96zerler.
Muhammed Masum Serhendi, Mektubat'inda (2. cild, 140. mektub) diyor ki: "Hadis-i
kudside; "Bir veli kuluma dii^manlik eden, benimle harb etmi§ olur. Kulumu bana
yakla^tiran §eyler arasinda, en sevdigim, ona farz ettigim §eydir. Nafile ibadet yaparak,
bana yakla^an kulumu 90k severim. ^ok sevdigim kulumun i^iten kulagi, goren gozii,
tutan eli, yiiriiyen ayagi olurum. Istedigini elbette veririm, Bana sigindigi zaman, elbette
korurum." buyruldu. Farzlaria hasil olan kurb, yani Allahii tealaya yakla§mak, nafilelerle
hasil olandan, elbette daha 9oktur. Fakat, takva sahiplerinin ihlas ile yaptigi farzlar kurb hasil
eder. (Takva, haramlardan nefret etmek, haram i§Iemeyi hatira bile getirmemektir. Allahii
tealaya yakla§mak, O'nun rizasina , sevgisine kavu§mak demektir.) Takva ve ihlas elde etmek
i9in de, tasavvuf ehlinin bildirdigi vazifeleri yapmak lazimdir. Farzlarin kurb hasil etmesi
i9in, bu nafile vazifeleri yapmak §arttir. Nafile ibadetleri yapmaya "Siiluk" denir. Siiluk
vasitasi ile, insanda "Fena" hasil olarak, Allahii tealadan ba§ka her §eyin sevgisi kalbinden
silinir. Sonra "Beka" hasil olarak, Allahii tealanin sevgisi, kalbine yerle§ir. Her §eyi Allah i9in
sever. Her i§i Allah i9in yapar. Boyle insana "Veli" denir. Ancak bunun yaptigi farzlar kurb
hasil eder. Takva hasil etmek i9in iki yol vardir: Birincisi, Ehl-i siinnet itikadini ve ibadetlerin
§artlarini ve haramlari ogrenip, haram i§lememek i9in kendini zorlayarak, ibadetleri
yapmaktir. Bunlari ogrenmek ve yapmak senelerce siirer. Ikinci yol, siiliik vazifeleridir. Bu
yol ile, takva az zamanda hasil olur. Eshab-i kiramin hepsi, hep bu yoldan takvaya kavu§tular.
Bir "Mur§id"i, "Rehber"i taniyip, sohbetinde bulunan, yani yaninda edeb ile, severek oturan
yahut uzaktan rabita yapan, yani yiizunu hayaline getirerek edeb ile bakan kimsenin kalbine,
mur§idin kalbinden feyz gelir. Yani kalbinde fena ve beka hasil olur. Bir "Rehber"
tanimayinca, birinci yolda 9ali§mak icab eder. Mazhar-i Can-i Canan hazretleri; "Biitiin
feyzlere, biitlin nimetlere, iistadlarima olan sevgim sebebi ile kavu§tum. Kusurlu
ibadetlerimiz, bizi Allahii tealaya yakla§tirmaya sebeb olabilir mi?" buyurdu. Ibadetin, insani,
Allahii tealaya yakla§tirabilmesi i^in, ihlas ile yapilmasi lazimdir. Ihlas da, ancak ariflerden
feyz almakia hasil olur. Kiinuzu'd-Dekaik'daki hadis-i §erifte; "Her §eyin menbai vardir,
ihlasin, takvanin menbai, kaynagi, ariflerin kalpleridir," buyruldu. Veli olmak i9in, yani
Allahii tealaya yakin olmak, yani O'nun sevgisine kavu§mak i^in, farzlari yapmak lazimdir.
Farzlarm birincisi, Ehl-i siinnet alimlerinin bildirdikleri gibi iman etmektir. Bundan sonra,
haramlardan sakmmak ve farz olan ibadetleri yapmak ve eviiyayi sevmektir. Sevdigi veliden
feyz gelerek kaibi temizlenir. Muhakkak veli olur.
SenauIIah-i Pani-piiti'nin yazdigi on ciltlik kiymetli kitabi Tefsir-i Mazhari'de Cin
suresinin 26. ayet-i kerimesinin tefsirinde Allahii tealanm, gaybdan bildigi §eylerin bazilarmi
Peygamberlerinden diledigine bildirdigini a^iklarken; "Allahii teala, eviiyasma vasitasiz da
bildirir. Hazret-i Omer'e, Sariye'yi gosterdi. Musa aleyhisselamm annesine, oglunu denize
koymasmi, yine geri gonderecegini ve peygamber yapacagmi bildirdigini haber veriyor.
Havarilere vahiy gibi bildirdigini ve hazret-i Meryem'e; "Hurma kutugiinii salla, taze hurma
olacak. Onlari ye." dedigini haber veriyor. Bunlar peygamber degildi. Veli idiler." buyruluyor.
Akaid kitaplarmda, eviiyanm kerametlerinden bir kismi yazilmi§tir.
Abdiilgani Nabliisi'nin, El-Hadikat-iin-Nediyye ft §erh-it-Tarikat-il-Muhammediyye
(c.2, S.126) isimli kiymetli kitabmda aQikladigma gore: "Resulullah ile, Eshab-i kiram ile ve
Tabiin ile, bunlar oldiikten sonra da, Allahii tealaya tevessiil etmek, yani bunlarm hiirmeti
i9in, dilekte bulunmak caiz ve me§riidur. Tevessiil etmek, §efaatini istemektir. Ehl-i slinnet
alimleri, bunun caiz oldugunu bildirdiler. Mutezile firkasi ise buna inanmadi. Tevessiil edenin
duasmm kabiil olmasi, tevessiil olunanm kerameti olur. Yani, oldiikten sonra keramet
gostermesi olur. Bid'at sahibi, sapik olanlar buna inanmadilar. Imam Abdiirraiif el-Miinavi
El-Camiu's-Sagir §erhi olan Feyz-ul-Kadir'inde bu cahillere cevap vermektedir. Imam-i
Siibki de buyuruyor ki: "ResiiluIIah ile tevessiil etmek, yani istigase etmek, O'ndan §efaat
istemektir. Bu ise giizel bir §eydir. Onceki ve sonraki Islam alimlerinden hi^biri buna kar§i bir
§ey dememi§Ierdir. Yalniz Ibn-i Teymiyye, bunu inkar etmi§tir. Boylece dogru yoldan
ayrilmi§tir. Kendisinden once gelen alimlerden hiQbirisinin soylemedigi bir bid'at Qikarmif ,
bu bid'ati ile miisliimanlarm diline dii§mii§tiir. ResiiluIIah'm ismi ile kasem ederek, yani
ResiiluIIah hakki i^in diyerek, Allahii tealadan bir §ey istemenin caiz oldugunu, Ibn-i
Abdiisselam uzun bildirmektedir. ResiiluIIah'm varisi olan eviiya ile de kasem caiz oldugunu,
Ma'riif-i Kerhi bildirmekte ve bu husus Ku§eyri Risalesi'nde yazilmaktadir."
Yine Hadika'da (s.l51) deniliyor ki: Herhangi bir miictehidin caiz olur dedigi bir §eyi
yapana mani olmamalidir. Qiinkii dort mezhebden birini taklid etmek caizdir. Bunun i^in,
kabir ziyaret edenlere, eviiyanm mezarlari ile teberriik edenlere, hastasi iyi olmak i^in veya
gaib olan §eyin bulunmasi i^in bunlara nezir yapanlara mani olmamalidir. Adak yaparken,
eviiyaya adak demek mecaz olup, tiirbeye hizmet edenlere adak demektir. Fakire zekat
verirken, odiinQ verdigini soylemek gibidir ve boyle soylemenin caiz oldugu bildirilmi§tir.
Burada soze degil, manaya bakilir. Bunun gibi, fakire verilen hediye, sadaka olur. Zengine
verilen sadaka da hediye olur. Ibn-i Hacer-i Heytemi, eviiyanm kabirlerine nezir yapilirken,
onun Qocuklarina veya talebesine, yahut orada bulunan fakirlere sadaka olmasi gibi ba§ka bir
kurbet, yani ba§ka bir hayir niyet edilirse, bu nezrin sahih olacagina fetva vermi§tir. Boyle
nezirlerin, niyet edilen kimselere verilmesi lazim olur. §imdi tiirbelere yapilan nezirlerin
hepsinde boyle niyet edilmektedir. Veliye nezr soziinden bunu aniamak lazimdir. GeQmi§
evliyaya dil uzatmak, onlara cahil demek, sozlerinden dinimize uymayan manalar 9ikarmak,
oldukten sonra da keramet gosterdiklerine inanmamak ve oliince velilikleri biter sanmak ve
onlarin kabirleri ile bereketlenenlere mani olmak, muslumanlara su-i zan, zulmetmek,
mallarini gasb etmek gibi, based, iftira ve yalan soylemek ve giybet etmek gibi haramdir.
PekQok insanin, Allahii tealanin yoluna girmesine vesile olan, Islamiyet'e pek biiyiik
hizmetler yapmi§ olan biiyiik alim ve velilerin kiymetlerini bilip hi9birine dil uzatmamalidir.
^iinkii inkar eden mahriim kalir.
ABAPU§-i VELT;
Anadolu eviiyasindan. Ismi Bali Mehmed ^elebi olup, Bali Sultan olarak da bilinir.
Germiyan §ehzadelerinden Hizir Pa§anin ogludur. Dedesi Siileyman §ah, Mevlana Celaleddin
Riimi'nin oglu Sultan Veled'in kizi Mutahhara Sultan ile evli oldugundan, soyu Mevlana
hazretlerine ula§ir. Babasi ona, saltanat elbisesi yerine tarikat abasi giydigi i^in "Abapil§-i
Veli" lakabini vermi§tir.
Abapii§-i Veli, kiiQiik ya§ta ilim ogrenmeye ba§ladi. Kisa zamanda ilim tahsilini tamamladi.
Ahlak ve edeb niimilnesi idi. Kii^iik ya§ta Mevleviyye tarikati biiyiiklerinin manevi
baki§larina kavu§tu. Insanlara dogru yolu gostermek iizere icazet, diploma aldi.
Devrinin biiyiik alimleri ve devlet ileri gelenlerinin ^ogu onun sohbetlerini takib ederlerdi.
Timiir Han Afyon taraflarina geldiginde, onun bolgesine girmedi ve bazi ihsanlarda
bulunmak isteyince; "Bizim abamiz, elbisemizi terk ve ihtiya^sizlik elbisesidir" deyip kabiil
etmedi. Timiir Han Abapii§i hakkmda; "Boyle zatlar bo§ degildir. AUahii tealadan
ba§kasmdan ne korkarlar, ne bir §ey beklerler. §ahlarm goniillerinde onlarm heybeti, korkusu
yer etmi§tir." dedi.
Abapii§-i Veli omriiniin sonlarmi babasmdan kalan dergahmda yalniz ge^irdi. Devamli
ibadetle me§giil olurdu. Talebeleri ve sevenleri huzuruna gidip ders ve sohbetlerini dinler,
ondan istifade ederlerdi. (^e§itli zamanlarda insanlar arasma ^ikip, onlara AUahii tealanm emir
ve yasaklarmi anlatir, herkesi iyilige te§vik ederdi.
Vefatmdan once kendi evine ge9en Abapii§-i Veli, ii9 giin sonra 1485 (H.890) senesinde vefat
etti. Afyonkarahisar Mevlevi Dergahmm bah9esine defnedildi. Defmden sonra bazi haller
goriildii. Talebeleri bunlari hocalarmm kerameti olarak kabiil ettiler. Bu sirada sadece
g6riinii§e bakarak konu§anlardan birisi bu hallerin, talebeler tarafmdan uyduruldugunu,
bunlarm aslmm olmayacagi gibi sozler soyledi. Ayrica kabre inkar gozii ile baktigi anda,
AUahii tealanm gazabma ugrayarak gozleri gormez oldu, dili tutuldu. Ba§tan ayaga kadar
biitiin viiciidu titremeye ba§ladi. Bu hale yakalandigmm ii^iincii giinii kotii bir vaziyette oldii.
AUahii tealanm evliyasi hakkmda uygunsuz konu§manm, onu inkar etmenin cezasmi hemen
gordii.
Seflne-i Nefise-i Mevleviyye; (Sakib Dede; Misir 1283) c.l, s.4
ABBADI;
Me§hiir tasavvuf alimlerinden. Ismi Muzaffer bin Erde§ir bin Ebi Mensur el-Mervezi'dir.
Merv §ehrinin bir koyiine nisbetle Abbadi diye me§hur olmu§tur. Kiinyesi Ebii Mansur, lakabi
Kutbiiddin'dir. 1098 (H.491)'de Merv §ehrinde dogdu. 1152 (H. 547) senesinde Huzistan'da,
Asker Miikrem denilen yerde vefat etti.Sonradan Bagdad'a nakledildi. Ciineyd-i Bagdadi
hazretlerinin kabrinin bulundugu §uniziyye kabristanina defn edildi.
ilim ogrenmeye Merv'de ba§ladi. NasruUah ibni Ahmed bin Erde§ir, NasruUah ibni Ahmed
el-Hu§ami, Ismail bin Abdulgafur el-Farisi, Abdulgaffar e§-§irevi, Zahir bin Tahir,
Abdiilmiinim bin eI-Ku§eyri gibi zamanmm me§hur alimlerinden ilim ogrendi, hadis-i §erif
dinleyip rivayet etti. Kendisinden ise Ebii Muhammed el-Akdan hadis-i §erif i§itti.
Giivenilir bir hadis ravisidir. Vaz ve nasihatlariyla §6hret bulmu§tur. Hitabeti 90k diizgiin,
tesirii ve anlatim gucii kuwetli idi. Halk onun vazlarmdan 90k istifade edip, §evkle dinlerdi.
Ona, "Sultan-i Suhan", "Hace-i Mana" ve zamanmm allamesi, en biiyiik alimi manasmda
"Allame-i Riizgar" gibi medhedici linvanlar verilmi§tir. Bu derece tanmip sevildikten sonra
Sel9uklu hiikumdari Sultan Sencer onu Abbasi halifesi Muktefi Liemrillah'a el9i olarak
gonderdi.
Abbadi'nin tasawuf ilminde, tasavvufun pek9ok konularmi a9iklayan Sufiname adii eseri
vardir. Bundan ba§ka Menakib-us-Sufiyye, hazret-i Ali ve Ehl-i beytin fazileti hakkmda
Merasimii'd-Din ft Mevasim-iil-Yakin adii eseri bulunmaktadir. Mi'racname ve Vesile ila
Fazilet-il-Fazile diger eserleridir. ibahat-iil-Hamr adii bir eserinden bahsedilmi§ ise de
Semnani ve Ibn-i Hacer gibi alimler boyle bir eserinin bulunmadigmi bildirmi§lerdir.
Buyurdu ki: "Kabre yilanlar di§ardan gelir sanmaymiz. Sizin kotii amelleriniz kabirde sizin
i9in engerek yilanidir. Diinyada iken yediginiz haramlar da kabre yilan olarak gelir."
1) Vefeyat-iJI-A'yan; c.5, s.212
2) Tabakat-u§-§afiiyye; c.7, s.299
3) El-Bidaye ven-Nihaye; c.12, s.230
4) Mu'cem-ul-MiJellifTn; c.12, s.297
5) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.7, s.144
ABBAS BiN HAMZA EN-NJ^ABURf;
Hadis alimi, hatib ve veli. Kiinyesi Ebu'I-Fadl'dir. Eviiyadan Ebii Bekr Hafid'in torunudur.
900 (H. 288) senesinde vefat etti. Ziinnun-i Misri ve Bayezid-i Bistami ile sohbet etmi§tir.
Hadis-i §erif ogrenmek i9in memleketleri gezerdi. Eviiyanm me§hurlarmdan ve §am'm giizel
kokulu 9i9egi diye me§hur Ahmed bin Ebi'I-Havari hazretlerinden hadis-i §erif okudu.
Giindlizleri oru9 tutar, geceleri namaz kilardi. Insanlara dogru yolu gosterir, Islamiyetin
emirlerine siki sarilmalari i9in 90k gayret sarfederdi. Vaz ve nasihatlar ederdi. Bu sebeple
"El-Vaiz" lakabiyla me§hur oldu.
Hasan bin Muhammed Ni§aburi annesinden §6yle nakletti: Annem vefat etmeden once bana;
"Sana hamile iken babandan izin alip Abbas bin Hamza'nm sohbet ettigi yere gittim. Miinasib
bir yere dump, onu dinledim. Sohbetini bitirince; "Ayaga kalkmiz" dedi.Herkes kalkti ve hep
birlikte ellerini a9ip dua etmeye ba§ladilar. Ben de el a9ip; "Ya Rabbi! Bana ilim sahibi salih
ogul ihsan et" diye dua ettim. Sonra eve dondiim. Gece bir riiya gordiim, bir zat bana; "Miijde
Allahii teala senin duani kabul buyurdu. Sana bir erkek eviad verecek. Oalim ve uzun omiirlii
olacak" dedi.
Hasan bin Muhammed bunu aniattiktan dort gun sonra vefat etti. Annesinin riiyasmda
mujdelendigi gibi alim ve uzun omiirlii bir zat idi...
Abbas bin Hamza hazretleri, hocasiZiinnun-i Misri'nin §6yle buyurdugunu nakletmi§tir:
"insanlar neyi istediklerini bilselerdi, arzu ettikleri §ey i9in verdikleri onlara zor gelmezdi."
"Ey Allahim! Ben nasil senin rizan i9in 9ali§mayayim, 9iirLkii sen beni yoktan var ettin ve
islamiyetle §ereflenmemi nasib ettin."
Abbas bin Hamza (r.aleyh) buyurdu ki: "Hocam Ahmed bin Ebi'l-Havari, hocasi Ebu
Siileyman Darani'den nakletti: "Bir vaktin insanlarinin bozulduguna alamet, o insanlarin
korkudan 90k iimid iQinde olmalaridir."
"Arif olana, devamli olarak Rabbinin emirlerine itaattan ba§ka bir hal yaki§maz."
Yine hocasi Ahmed bin Ebi'I-Havari'den nakleder: "Diinyayi taniyan ondan vazge^er, ahireti
taniyan ona sarilir, Allahii tealayi taniyan da O'nun rizasina kavu§mak i9in ^ali^ir."
1) TapaK®T-l o-Zj0i\(n(fE; o. 25,26,139
2) Tabakat-u§-§afiiyye; c.3, s. 26
3) Nefehat-iJI-Uns Tercumesi; s. 121
4) Tabakat-iJs-Sufiyye (Ensari); s. 119
5) HazTnet-ul-Mearif; c.2, s.165
6) Nesayim-iJI-Mehabbe; s.43
7) Islam Alimleri Ansiklopedisi; c.3, s.54
ABBAS MEHDi
Erzurum'un Mehdi Abbas Mahallesine ismini veren bu miibarek zatin SaltukoguIIari devrinde
ya§adigi tahmin edilmektedir. Tiirbenin yakininda Abbas Mehdi'nin yaptirdigi bir de mescid
bulunmakta olup son yillarda tamir g6rmii§tiir. Tiirbedeki dort kabirden yalniz birinin kitabesi
vardir. Bu mezarda Kagizmani medresesini yaptiran Haci Mehmed'in torunu ve ayni zamanda
medresenin ikinci vakifi Ahmed Aga yatmaktadir. Vefati 1845 (H.1262)'dir. Medrese ise
giiniimiize ula§mami§tir.
ABDiL DEDE;
Denizli'nin Acipayam il^esine bagli Dariveren kasabasinda medflindur. lOVl'de Sultan
Alparslan'in Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu'da Islamiyeti yayan dervi§ gazilerdendir.
Av§ar ovasinda Bizanslilaria yapilan sava§Iarda gosterdigi kahramanlik ve kerametleri halk
arasinda soylene gelmektedir.
ABDULLAH BJN ABDULAZIZ;
Dokuzuncu yiizyildaki hadis alimlerinin me§hMarindan. Omeri ismiyle de taninmi§tir. 800
(H.184) senesinde Medine-i miinevverede vefat etti. Babasindan ve diger alimlerden hadis-i
§erif rivayet etti. Kendisinden ise Siileyman bin Muhammed bin Yahya bin Urve bin Ziibeyr,
ibn-i Uyeyne, Ibn-i Miibarek, Musa bin Ibrahim gibi alimler hadis-i §erif bildirmi§lerdir.
ibn-i Hibban; "O, zamaninin en zahidi idi. Diinyaya dii§kiin olmiyan, abid, hadis ilminde sika,
giivenilir bir alim idi." demi§tir.
Fudayl bin lyad buyurdu ki: "Abdullah bin Abdiilaziz ile Ibn-i Miibarek'in huzilruna gidip,
yaninda bulunmayi 90k seviyorum."
Ebii Ca'fer el-Hiza, Abdullah Omeri'nin bir giin biiyiiklerden birisinin §u soziinii naklettigini
bildirdi: "Kur'an-i kerimi 90k okumali. ^iinkii, Kur'an-i kerim, okunup emirlerine uyuldugu
zaman Cennet'e gotiiriir."
Abdullah Omeri hazretleri daima kitaplariyla beraberdi. Onlari yanindan hi? ayirmazdi.
Mutlaka yaninda bakacagi bir kitap bulunurdu. Ona; "Ni^in kitaplari bu kadar seviyorsun?"
dediler. O, bunlara §u sozlerle cevap verdi: "Insana kabirden daha ibret verici ve daha 90k
nasihat eden bir §ey yoktur. Yalnizliktan daha emin bir §ey yoktur. Kitap ise, insana yakin ve
samimi bir arkada§tir."
Bir giin §6yle dua etti: "Ya Rabbi! Sana, buyiigumuz, kuQugumuz tovbe ederiz.
Tovbelerimizi, dogru kil. Bizi tovbesine uymayanlardan eyleme, AUahim!".
Ebu Mlinzir Ismail bin Omer anlatti. Abdullah Omeri §6yle diyordu: "Insanoglu gaflete dalar
ise, AUahli tealanin emirlerini yapmaz ve yasakladigi §eyleri yapmaya baflar. Insanlardan
korkarak, emr-i ma'ruf ve nehy-i an-il-munker; iyiligi emredip, kotiiliiklerden alikoyma
farzini terkeder."
Birisi Abdullah bin Abdiilaziz'e; "Bana nasihat et." dedi. Bunun iizerine, o zata donerek;
"Vera, §uphelilerden sakinmak 90k kiymetli bir haslettir. Insanin kalbinde veranin bulunmasi,
blitiin dlinyaya bedeldir. Onun i^in, bir §ey §upheli ise ondan sakin. Yoksa haram i§lersin."
dedi.
Talebelerinden biri; "§ukredici ve sabredici kimlerdir?" diye sordugunda, Enes bin Malik'den
rivayet ettigi §u hadis-i §erili okudu. Resiilullah efendimiz buyurdu ki: "Diinya hususunda,
kendisinden yukari olanlara, din hususunda kendisinden a^agida olanlara bakan
kimseyi, AUahii teala §ukredici ve sabredici olarak yazmaz. Diinya hususunda
kendisinden a^agida olanlara bakip, din hususunda kendisinden yukarida olana bakan
kimseyi AUahii teala, §iikreden ve sabirli bir kul olarak yazar."
Eshab-i kirama kar§i 90k muhabbeti vardi. Onlar Peygamber efendimizin en yakinlari,
dostlari, arkada§lari oldugu iQin biitiin miisliimanlarin onlari sevmesini emrederdi.
Ibrahim bin Sa'd'dan rivayet ettigi §u hadis-i §eriii sik sik okurdu: "Eshabim hakkinda,
AUahii tealadan korkun. Sakin benden sonra onlara dii^manlik yapmayiniz. Onlari
seven beni sevdigi i^in sever. Onlara bugzeden, kin tutan, bana dii^manligindan dolayi
boyle yapmi§ olur. Onlara eziyet eden, bana eziyet etmi§ olur. Bana eziyet eden, AUahii
tealaya eziyet etrni^ olur. Kim AUahii tealaya eziyet ederse, AUahii tealanm onu
cezalandirmasi ?ok yakla^mi^ demektir."
Dualarm kabul olmasi ile ilgili olarak sorduklarmda Peygamber efendimizin §u hadis-i
§eriflerini nakletti: "AUahii tealaya yalvarip dua etmeden once ma'rufu (iyiligi) emredip,
miinkerden nehyediniz. Giinahiniza pieman olup, AUahii tealadan af ve magfiret
dilemeden once, elbette AUahii teala sizin dualarinizi kabul etmeyecek. O zaman af ve
magfiret de olunmayacaksiniz. Yahudi alimler ve hiristiyan din adamlari emr-i ma'ruf
ve nehy-i an-il-miinkeri terkettikleri i^in, AUahii teala onlari, kendi peygamberlerinin
lisani iizere lanetleyip, umumi bir bela vermi§tir."
KABiR AZABINI HATIRLAYIN
Muhammed bin Harb el-MekkT soyle aniatir:
Abdullah bin AbdulazTz Omen hazretleri yanimiza gelmisti. Onun etrafina toplandik. Mekke-i
mukerremenin ileri gelenleri de oradaydi. Bu sirada AbdulazTz OtnerT hazretleri basini kaldirinca,
Kabe-i muazzamanin etrafinda yukselen saraylari gordu. Siddetii bir sekilde bagirarak; "Ey bu
koskleri bu mukaddes mekanin yanina dikenler! Olunce, yapayalniz kalacaginiz mezarlarin zifiri
karanliklarini hatirlayiniz. Ey zevk ve sefa sahipleri, ey dunya nTmetleri icerisinde yuzenler!
Kabirde, kurtlarin, boceklerin, yiyecekleri ve gidalari olacaginizi, su guzel vucutlarinizin, toprak
altinda curuyecegini, o goren gozlerinizin akacagini, konusan dillerinizin susacagini hie dusiJndunuz
mu?" AbdulazTz hazretleri bunlari soyleyince gozleri doldu.
1) Ha\((ET-l X EmXi\\i®: X.8, o. 283
2) Tehzib-ut-Tehzib; c.5, s. 302
3) Tabakat-i ibn-i Sa'd; c.5, s. 435
4) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.2, s.90
5) Tabakat-ul-KiJbra (imam-i §a'ranT); c.1, s.65
ABDULLAH BJN ABDULAZTZ (OSMAN) EL-YUNEYNI;
Evliyanin buyiiklerinden. Ismi Abdullah bin Abdiilaziz bin Ca'fer el-Yuneyni'dir. Klinyesi
Ebu Osman'dir. Dogum tarihi bilinmemekle beraber 1 136 (H.530) senesinden sonra Suriye'de
Ba'lbek beldesine bagli Yuneyn koyiinde dogdugu kaydedilmi§tir. 1220 (H.617) senesinde
vefat etti. Omrii seksen sene civarinda idi. Defnedildigi yere tlirbe yapildi. Tiirbesi Ba'lbek'de
olup, istifade edilen bir ziyaretgahtir. §am'da zamaninin alim ve velilerinden ilim ve feyz
alarak yeti§ti. Ziihd sahibi, diinyaya dii§kiin olmayan, heybetli, uzun boylu, cesur, iyiligi
emreden, kotiillikten sakindiran, gece-giindliz din-i Islami yaymak i^in ugra§an, AUahli
tealayi bir an unutmayan, §ani yiiksek, keramet sahibi bir zat idi. Ba'lbek valisi kendisini
ziyaret ettiginde, ona adaletle davranmasini tenbih eder ve nasihatta bulunurdu.
Es-Sehavi §6yle anlatir: "Ebu Osman el-Yuneyni, senede u? dirhem ile ge^inirdi. Bir
dirhemiyle un alir, bir dirhemiyle yag, bir dirhemiyle de bal alirdi. Bunlari kari§tirip, yuvarlak
yuvarlak u? yiiz altmi§ tane kofte gibi par^alar yapardi. Bayram giinleri hari9 devamli oru^lu
oldugundan her akfam biri ile iftar ederdi."
ibn-i §uhbe Tarih-i islam adli eserinde onun i^in; "Ebii Osman, aslenBa'lbek koylerinden
olan Yuneyn koyiindendir. Keramet sahibi bir zat olup, nefsiyle 90k miicadele ederdi.
Kimseden bir §ey almazdi. Aza kanaat eden iffet sahibi bir zat idi." demi§tir.
§eyh Muhammed bin Ebi'1-Fadl §6yle anlatmi§tir: "Zamanm sultani Sultan Isa, bir gun
Abdullah bin Abdiilaziz hazretlerinin huzuruna gelip; "Efendim! Bize dua ve nasihat ediniz."
deyince; "Ey Sultan! Zuliimden, kotiiliiklerden, §aki olmaktan sakm. Babanda bu haller
g6riilmii§tii. Sen oyle olma!" dedi."
Bu sultan da, tebeasma adil davranmiyordu. Bu bakimdan, soylenilen sozlere kulak asmadan
kalkip gittigi gibi Abdullah bin Abdiilaziz hazretlerine de bir hile yapmayi dii§iindu. U9 bin
altm gotiiriip, hediyemizdir, ihtiyaglarmiza harcaymiz diye vererek deneyecek, kabul ederse
hemen geri alacakti. Ertesi giin hilesini yapmak iizere huzuruna tekrar gitti. Yanmda
gotiirdiigii ii9 bin dirhemi online birakip; "Efendim, bunlar size hediyemizdir. Buyurun,
dergahmizm ihtiya9larma harcarsmiz!" dedi. Abdullah bin Abdiilaziz hazretleri sultana vakar
ve heybetle bakip; "Ey cahil! Kalk hemen buradan git! Bizi denemeye kalki§iyorsun! Biz
AUahii tealaya dua edersek yer yarilir seni yutar. Bizi parayla 6l9mek istiyorsun. Biz isteyince
AUahii tealanm izniyle §u oturdugumuz seccadenin altmdan, birinden giimii§ digerinden altm
akan iki 9e§me ortaya 9ikar! Su gibi altm ve giimii§ akar." dedi.
Bu sozleri soyledikten sonra seccadenin kenarmi kaldirdi. Huzilrunda bulunanlar iki 9e§me
gordiiler, birincisinden altm digerinden de giimii§ su gibi akiyordu.
Abdullah bin Abdiilaziz hazretlerinin zamanmda Melik Emced bir imarethane yaptiriyordu.
Binanm in§asmda biiyiik ta§lar kuUanmak istedi. Beldesinde bulunan biiyiik ta§larm kirilip
yontulmasmi emretti. Ancak bu i§le ugra§anlar ta§lari par9alamaya gii9 yetiremediler. Ne
kadar ugra§tilarsa da aletleri bu i§ i9in kafi gelmedi ve 9aresiz kaldilar. Abdullah bin
Abdiilaziz hazretlerine gidip durumu anlattilar ve yardim istediler. O da yardim etmeyi kabiil
edip ta§larm bulundugu yere gelecegini soyledi. Beklemeye ba§ladilar. Baktilar ki havada
yiiriiyerek geliyor. Sonra, gelip havada tam ta§larm iistiinde durdu. Ta§lar onun himmetiyle ve
AUahii tealanm izniyle gozleri oniinde istenildigi gibi par9a par9a ayrildi. Bu hadiseye 90k
§a§an i§9iler, gidip durumu Melik Emced'e anlattilar. Melik buna hem 90k hayret etti hem de
pek memnun oldu. Derhal huzuruna gidip hiirmetle elini operek te§ekkiir etti.
ibn-i §uhbe §6yle anlatmi§tir:
Hanimimin bir ortliye ihtiyaci vardi. Satin almami istedi. Borcum oldugunu, bu sebeple
alamayacagimi soyledim. O gece uyudum. Riiyada bana; "Ibrahim HaliluUah'i gormek
istersen, Abdullah bin Abdiilaziz el-Yuneyni'ye bak!" dendi.
Sabahleyin, Abdullah el-Yuneyni'nin bulundugu yere gittim. Beni goriince, beklememi
istediler ve evlerine gidip geldiler. Beraberlerinde, bir ortii ve borcum kadar para vardi.
Onlari bana verdi. Alip evime dondiim.
Abdullah bin Abdiilaziz hazretlerinin vefati §6yle anlatilir:
Bir cuma giinii yikanmak iizere hamama gitti. Cuma namazi i9in gusl abdesti aldi. Sonra
camiye gelip, cuma namazmi kildi. Sonra Davild ismindeki miiezzine; "Ey Daviid! Sen
cenaze j^kar mism? Yarm sabah bak neler olacak!" dedi.
Miiezzin bir §ey anlamayip; "Efendim biz sizin emrinizdeyiz." diyebildi.
Oradan ayrilip dergahma geldi. Talebelerini, her zaman altmda oturdugu agacm yanma
^agirdi ve; "Beni, buraya defnedin!" diye vasiyet etti. O gece blitiin talebeleriyle sohbet etti ve
onlara ayri ayri dua etti. Talebelerinden biri; "Efendim zat-i aliniz IqIu, tatli menba suyu
getirmi§ler i^er misiniz?" diyerek ikram etti.
Suyu alip i9ti. Kalaniyla da abdest aldi. Sabah namazmi cemaatle kildiktan sonra, her zaman
9iktigi minderin iizerine 9ikip, kibleye dogru bagda§ kurup oturdu. Her zaman oldugu gibi
tesbihi elinde idi. O halde hi? kimse ile konu§madi. Herkes onun uyudugunu zannedip
yava^^a oradan ayrildi.
Bir ara hizmet^isi bir §ey sormak i^in yanina girdi. Uyuyor zannederek geri Qikti. Bir siire
sonra; "Hocamiz bu kadar ge? kalmazdi!" diye du§unerek, tekrar odaya girdi ve; "Ya Seyyidi,
ey efendim!" diye seslendi. Ebu Osman el-Yuneyni hiq ses vermedi. Yanina gidip baktiginda,
vefat ettigini gordii. Hemen Melik Emced'e haber verdiler. Derhal dergaha geldi. Ebil Osman
AbduUah'in hi? renginin degi§medigini ve bagda§ kurmu§ bir halde vefat etmi§ oldugunu
gordii. Cenaze i§lerine ba§ladiklarinda Miiezzin Davild gelip, Ebii Osman AbduUah'i yikadi.
O zaman Miiezzin Daviid'a; "Yarin sabah bak neler olacak." demesinin, vefatina i§aret
oldugunu anladilar. Vasiyeti iizere, talebeleriyle altinda sohbet ettigi agacin dibine defnedildi.
Daha sonra buraya velilerden pek 90k kimse defnedildi.
Abdullah bin Abdiilaziz el-Yuneynihazretleri bir §iiri devamli okuyup, aglardi. Bu §iirin
manasi §6yledir:
"Ey benim ^efaat^im! Biitiin arzum, ozlem ve i§tiyakim sizedir. Biitiin kerimler, comertler
kendilerinden §efaat istenilince kabiil ederler. Benim ozriim, sizin arzunuzda esir olmaktir.
A§k ate§iyle yanip esir olan ki§ilerin boynu biikiik olur. Benim size olan bu ozriimii kabiil
ederseniz ne iyi ve ne giizeldir. Eger kabiil etmezseniz, seven biiyiik bir yiik yiiklenmi§tir.
Size kar§i benim sabrim vardir. Benim i^in bu sevgiliye kavu§mak, ula§mak vardir."
BUNLAR $ARAPT|
Kadi Yakiib §6yle anlatir:
Birgiin §am'da bir mescidin kenarindaydim. Orada bir koprii vardi. Hava 90k sicakti.
Abdullah el-Yuneyni, abdest almak i9in dereye indi. O sirada bir nasrani, §arap yiiklii katiri
ile kopriiden ge9iyordu. Katir bir ara iirktii ve yiik yere yikildi. (^evrede ba§ka kimse yoktu.
Abdullah el-Yuneyni, yukari 9ikip bana; "Yiikii yiiklemeye yardim et!" dedi.
Nasraniye yardim ettim ve yiikii katira yiikledik. Nasrani, oradan uzakla§ip gitti. Kendi
kendime; "Bu zat boyle yapmami niye istedi?" diye du^iindum. Sonra nasraniyi takib ettim.
Nasrani, katiriyla §arap satan bir dukkanin online geldi. Katirdaki yiikli indirip a^ti. Hepsi
sirke olmu§tu. §arap saticisi; "Yaziklar olsun sana! Senden §arap getirmeni istedim. Bunlar
sirke!" dedi.
Nasrani hayretten dona kalmi§ti. §a§kinligindan aglamaga ba§ladi ve; "Bunlar §arapti. Fakat
neden sirke oldu sebebini anladim!" diyerek hemen katirini bir yere bagladi. Dogru Abdullah
bin Abdiilaziz hazretlerinin dergahina ko§tu. Huzuruna girer girmez: "E§hedu enia ilahe
illallah ve e§hedu enne Muhammeden abdiihu ve resuliihii." diyerek miisliiman oldu ve artik
huzilrundan ayrilmayip talebeleri arasina girdi.
1) X®ni-u Kep®n®T-a-En5;Li\|/®; x.2, o. 110
2) §ezerat-uz-Zeheb; c.5, s.73
3) Islam Alimleri Ansiklopedisi; c.7, s.378
ABDULLAH BJN ABDULGANI EL-MAKDJSI;
Evliyanin biiyiiklerinden, hadis ve Hanbeli mezhebi fikih alimi. Kiinyesi Ebu Musa olup,
ismi, Abdullah bin Abdiilgani bin Abdiilvahid bin Ali el-Makdisi'dir. Lakabi Cemaluddin'dir.
1185 (H.581) senesi §evval ayinda dogdu. 1232 (H.629) senesi ramazan ayinda cuma giinii
§am'da vefat etti.
Abdullah el-Makdisi, Kur'an-i kerimi amcasi §eyh el-Imad'dan ogrendi. Fikih ilmini §eyh
Muvaffakuddin'den, Arab dilinin inceliklerini ise Ebi'1-Beka el-Akberi'den ogrendi. §am'da;
Abdurrahman bin Ali el-Harki, Ismail el-Cinzevi ve Ebu Tahir el-Hu§iii'den, Bagdad'da;
Abdiilmiin'im bin Kiileyb, El-Miibarek bin Matu§ ve Mes'ud El-Cemal'dan, Isfehan'da; Halil
er-Razani ve Ebii'l-Mekarim el-Lebban'dan, Misir'da; Ebu Abdullah el-Ertahi ve oglu
Sa'd-iil-Hayr'dan, Ni§abur'da; Mensur el-Feravi, El-Miieyyid et-Tusi'den ve birQok alimden
hadis-i §erif dinledi, yazdi ve rivayette bulundu. Bunun yaninda Musul, Erbil, Mekke ve
Medine'ye de gidip hadis-i §erif dinledi.
Kendisinden ise; Hafiz ez-Ziya, §eyh §emsiiddin, §eyh-iil-Falir, §ems ibni Hazim, §ems
ibn-iil-Vasiti, NasruUah bin Iya§, NasruUah Sa'd-iil-Hayr ve bir9ok alim hadis-i §erif
rivayetinde bulundular. Kendisinden icazet (diploma) almak suretiyle en son rivayette
bulunan, Kadi Takiyyiiddin el-Hanbeli'dir.
ibn-iil-Hacib onun hakkinda
Hafiz Cemaliiddin, saglam, giivenilir, dinine son derece bagli bir zattir. Emaneti koruma,
marifet, ezberinin kuvvetli olmasi hususlarinda, zamanimizda bir benzeri yoktu. (^ok
miitevazi, heybetli, vakilr, agirba§li, comert, miisamehakar, akli selim sahibi, oziir dileyenin
ozriinii kabul edici, 90k ibadet eden, vera' sahibi, her an nefsi ile miicadele eden bir zat idi."
demektedir.
Hafiz ez-Ziya ise onun hakkinda; "Kur'an-i kerimi kiraatina uygun, dogru ve giizel okurdu.
Ebu Musa, fikih ve hadis-i §erif ilimlerinde zamaninin biiyiik alimi oldu. Bir^ok yere ilim
ogrenmek i9in gitti. (^ok kere bu yolculuklari yiiriiyerek yapti. Her haliyle ornek, kendisine
uyulan bir zat oldu. Insanlar, onun derslerinden 90k istifade ettiler." demektedir.
Ebu Musa, Isfehan veNi§abur'a ilim ogrenmek i9in yalinayak giderdi. Yolda a9lik ve susuzluk
sikintilarina da gogiis gererdi. Melik el-E§ref, onun i9in Sefh'de kendi ismiyle bir hadis
kiilliyesi yaptirdi ve Ebu Musa'yi buraya idareci ve miiderris tayin etti.
Zekiyyiiddin el-Berzali ise; "Hafiz Cemaliiddin, saglam, dinine bagli olup ve dogruyu
yanli§tan ayirirdi." demi§tir.
Muhammed bin Selam onun i9in; "Ebu Musa, bir miizakere, ders meclisi kurdu. Pek 90k
kimse akin akin ona ko§tu. O, ilim ve edeb olarak biitiin iistunlukleri kendisinde toplami§tir."
demektedir.
Ebu Musa hazretleri vefat ettikten sonra, talebelerinden pek ^ogu riiyada gordiiler. Bir
talebesi onu riiyada gordii ve; "Size nasil muamele yapildi?" diye sordu. "AUahii tealanin
ihsani ve ikrami ile nimetler i9indeyim." dedi. Bir ba§kasi onu rii'yasinda gordii ve; "Haliniz
nasildir?" diye sordu. Ona da; "Hayra kavu§tum." diye cevap verdi.
Ebii Miisa el-Makdisi bir talebesine rii'yada §6yle dedi:
Yavrum! Benim, diinyada iken okudugum ve size yazdirip ogrettigim duaya devam et. O dua,
Sana yazdirdigim falan kagittadir. O dua; "Ya Rabbi! Sen benim Rabbimsin. Senden ba§ka
ilah yoktur. Ancak sen varsin. Beni yoktan yarattin. Ben senin kulunum." duasi olup, diinyada
90k okunmasi sebebiyle burada kurtulu§uma sebeb oldu. Ona devam et!
Vefati sebebiyle, Yiisuf bin Abdiilmiin'im, soyledigi kasidede onun hakkinda ozetle §6yle der:
"Oliimiiyle beraber sevinQ ve ne§'enin yok oldugu kimseye iiziilmemek elde degildir. §ayet
ki§i ya§asaydi, dini ogretir, insanlara Allahii tealanin yolunu gosterir ve siinnetleri yayardi."
1) Ze\|rX-i TapaK®!-!- Havopae; xl. a. 185
2) §ezerat-uz-Zeheb; c.5, s. 131
3) Mu'cem-iJI-Muellifin; c.6, s. 76
4) Tezkiret-iJI-Huffaz; c.4, s. 1408
5) Tabakat-iJI-Huffaz; s. 495
6) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.7 s. 381 .
ABDULLAH EL-ACEMI;
Evliyanin biiyiiklerinden. Ismi, §eyh Abdullah el-Acemi'dir. Dogum tarihi bilinmemektedir.
Haleb civarinda Bire yakinindaki Keferta§e koyiinde ikamet ederdi. Bag-bahQe ile ugra§ir,
^ift^ilik yapardi. Ustiin haller ve kerametler sahibi bir zatti. 1242 (H. 640) senesinde dogdugu
yer olan Keferta§e koyiinde vefat etti. Kabri ziyaret mahallidir.
Menkibelerinden bazilari §6yle nakledilmi§tir:
Zamanin sultani Melik Zahir Miiciriiddin, bir defasinda Abdullah el-Acemi hazretlerinin
koyiine gitmi§ti. Abdullah el-Acemi bah^elerde bek^ilik yapiyordu. Melik onu bir bah^e
i9inde goriip:
"Ey GenQ! Bize tatli bir nar getir." deyince, bulundugu bah9edeki bir nar agacindan nar
koparip gotiirdii. Melik kesip tadina bakti ve; "Bu nar ek§i sen nasil bekQisin narin ek§isini
tatlisini ayird edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine aid olmayan meyvelerden hi? yemedigi i^in, ekf isini tatlisini
bilmiyordu. Melik'in sozleri iizerine hem iiziildii hem de mahciib oldu. Gidip bir agacin
altinda namaza durdu ve iki rekat namaz kilip §6yle dua etti: "Ya Rabbi bana hangi narin tatli
oldugunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."
Onun namaz kili§ini ve dua edi§ini seyreden Melik hayretinden atin iistiinde donakaImi§ti.
^iinkii aga^Iar da onunia secdeye gidiyorlardi. Hayatinda ilk defa boyle bir halle
kar§iIa§iyordu. Hayretle; "Aga^Iar! Evet, aga^Iar! O secdeye kapandik^a aga^Iar da secdeye
kapandilar! Demek bu gen? erenlerden!" diyerek atindan indi. Ayakta durarak Abdullah
el-Acemi hazretlerine sevgiyle bakti. Sonra ko§up ayaklarina kapandi.
Abdullah el-Acemi hazretleri geri ^ekilerek boyle yapmasina mani olmak isteyince Melik
Zahir; "Sen namaz kilarken §u bah^enin biitiin aga^lari seninle birlikte secdeye kapandilar.
Bunun kerametiniz oldugunu anladim. Sen miibarek bir kimsesin."dedi. Abdullah
el-Acemi'nin; "Belki hayal gordunuz..." buyurmasi iizerine;
"Hayir! Vallahi gerQek gordiim. Melik aslinda sizsiniz. Biz Melik degil sizlerin
hizmet9isiyiz." dedi.
Bu konu§malardan sonra Melik Zahir ona duydugu yakinligi daha da artirmak istedi. Ona
isinmi§, kalbi kaynami§ti:
"Benim edebli ve sana layik bir kizim var. Onu size nikahlamak isterim." O; "Efendim ben,
mall mulkli olmayan, bir garibim" cevabini verdi.
Fakat Melik niyetinde kararli ve 90k israrli idi. Abdullah el-Acemi hazretleri onun bu samimi
ve candan istegi kar§isinda teklifini geri ^evirmedi. Nikahlari yapildi.
Melik Zahir saraya gidip durumu hanimina aniatinca da memnun olup, kizinin 9eyizini
diizdii. Sonra, kizini sultan kizina layik bir §ekilde develer yiikii 9eyizle gonderdi.
Diigiin alayi Abdullah el-Acemi'nin koyiine yakla§inca haberciler durumu Abdullah Acemi
hazretlerine bildirdiler. Bu haber iizerine diigiin alaymi kar§iladi. Sultanm kizi bir deve
iistiinde tahtirevan i9inde geliyordu. Pe§inde de katar halindeki develer iizerinde yiikler
dolusu e§ya vardi. Sultanm kizma yakla§ip; "Ey Sultan kizi! Benim hanimim olmayi madem
ki kabul ettin, §imdi senden bazi isteklerim var!" deyince kiz; "Evet, buyurun soyleyin." dedi.
"O halde §imdi, sen iizerinde bulundugun deveden in! Uzerindeki siislii elbiselerin yerine
benim verecegim §u sade elbiseyi giy. Sonra §uradaki bah9ivan evine gir." buyurdu.
Kiz istegini memnuniyetle yerine getirdi.
Melik Zahir ile Abdullah el-Acemi hazretlerinin arasmda ge9en bu hadise Irak'ta eviiya bir
zat ve talebeleri tarafmdan duyulmu§tu. Ziyaret etmek i9in Abdullah el-Acemi'nin koyiine
geldiler.
Koye geldiklerinde, Abdullah el-Acemi bah9ede 9aIi§iyor, bah9enin otlarmi topluyordu.
Gelen ziyaret9i heyetinin reisi Allahii tealaya dua etti ve otiara i§aret etti. Allahii tealanm izni
ile otiar bir yere toplandi. Abdullah el-Acemi hazretleri onlari kar§iladiktan sonra; "Ni9in
boyle yaptmiz?" diye sordu. O zat; "Efendim sizin yorulmamanizi, nasihat etmenizi istedim."
deyince de;
"Biz, boyle olmasmi isteseydik, Allahii tealanm izni ile otIar toplanirdi. Lakin biz aim teri ile
lokma yeriz." dedi ve ainmda toplanan terleri sildi. Terleri parmaklarmdan damla damla
topraga dokiildii. Sonra; "Ey bah9emin otiari eski bulundugunuz yere doniiniiz." dedi. OtIar
bah9eye yayilip eski hallerini aldilar.
Ziyaretine gelen zat onun yanmdan ayrilmadi. Vefatma kadar hizmetinde ve sohbetinde
bulundu.
1) X®ni-D Kep®n®T-a-EC3^i\|/®; x.2 a. 113
2) Islam Alimleri Ansiklopedisi; c.8 s. 12
ABDULLAH BJN AVN;
Peygamber efendimizin arkada§Iarini goren biiyiik velilerden. Ismi Abdullah bin Avn bin
Ertaban el-Miizeni'dir. Ibn-i Avn diye de bilinir. Basra'da dogdu. Dogum tarihi
bilinmemektedir. Hadis-i §erif miitehassisi olarak Basra'da §6hret buldu. 768 (H.151)
senesinde vefat etti.
Abdullah bin Avn, devrinin biiyiik alimlerinden okudu. Hadis-i §erif ilminde zamanin onde
gelen alimleri arasina girdi. Semame bin Abdullah bin Enes, Muhammed ibni Sirin, Ibrahim
en-Nehai, Ziyad bin Ciibeyr bin Hayve, Kasim bin Muhammed, Hasan-i Basri, §a'bi.
Miicahid ve ba§kalarindan hadis-i §erif rivayet etti.
Hadis-i §erif ogrenmek i9in Mekke, Medine, Kufe, Basra ve daha pek 90k yere seyahat etti.
imam-i A'me§, Davud bin Ebi Hind, Slifyan-i Sevri, §u'be, Ebu Yahya el-Kattan, Abdullah
ibniMlibarek, Veki bin Cerrah, Muaz ibni Muaz, Muhammed bin Abdullah el-Ensari ve
ba§kalari kendisinden hadis rivayet ettiler.
Biiyiik alim Kurre (rahmetullahi aleyh) der ki:
"Biz ibn-i Sirin'in verasina, haram ve §uphelilerden sakinmasina hayran idik. Fakat Abdullah
ibni Avn, onu bize unutturdu. O bu hususta 90k ileri mertebelerde idi."
Bikar bin Abdullah es-Sirini anlatir:
"ibn-i Avn'in kimseyle alay ettigini gormedim. ^iinku 0, kendi halinde ve nefsiyle me§guldu.
Giinden giine oIgunIa§iyor, tasavvufta git-gide yiikseliyor ve derecelere kavu§uyordu.
Abdullah bin Avn hazretleri her gun sabah namazini talebeleri ile kilar, kimseyle
konu§madan, kibleye kar§i oturur, Allahli tealayi zikrederdi. Bu hal giine§in dogmasina kadar
siirerdi. Talebeleri de ayni §ekilde yapardi. Gune§ dogduktan sonra onlara donlip, derse ba§Iar
ve nasihat ederdi.
Bir defasinda; "Akilli bir kimse bir hata i§Iediginde ne yapalim?" diye kendisine soruldu.
Buyurdu ki:
"AkiUi bir kimseyi, i^ledigi hata i^in azarlamak yaki^maz. §u zamanimizda da durum
budur. Kim birini incitirse, daha ^iddetli azari bir ba^kasindan kendisi duyar."
Abdullah bin Avn, bo§ ve faydasiz §eyler konu§maz, insanlarin hayrina olan §eyleri aniatirdi.
Bulundugu yerde kendisinden 90k giizel koku yayilirdi. Temiz ve giizel giyinirdi. Belli
zamanlarda evine kapanir, slikut ve tefekkiirle vakit ge9irirdi. lyi i§Ierini gizler, belli etmezdi.
Ana ve babasina iyiligi 9oktu. Onlarin yedigi kaptan hi9 yemek yemezdi. Bu sebeple
kendisine sordular: "Ey Allahin sevgili kulu ni9in boyle yapiyorsun?" Cevaben buyurdu ki:
"Korkarim, yedigim kaptaki bir lokmada, onlarin gozii olur da farkina varmadan alip
yiyebilirim."
Bir giin annesi 9agirdi. Biraz sert bir §ekilde cevap vermi§ti. Sonra bu haline 90k iiziildu.
Hemen gitti ve bu hareketine keffaret olsun diye, iki kole azad etti.
Evierinin hepsinde muslumanlar parasiz otururdu. Isteyecegi iicret onlara 90k gelebilir
du§uncesiyle hi9 kira almazdi. Diline sahib olup, hi9bir zaman kotii soz soylemezdi.
Yaptiklarindan pieman olmayan aki-i selim sahibiydi. Kur'an-i kerimi 90k okur, cemaate
devam ederdi.
ibn-i Mus'ab'a; "Abdullah bin Avn hakkinda ne dersin?" denilince;
"Avn oglu ile yirmi dort sene beraber kaldim. Her §eyine dikkat ettim. Her haliyle dinimize
uygun ya§ayi§inin neticesinde meleklerin ona bir hata yazmadigi kanaatine vardim." cevabini
verdi.
Yahya el-Kattan da;
"Avn oglu Abdullah'in iistiinliigii, insanlar arasinda diinyayi en fazla terketmi§ olmasi
bakimindan degil, diline sahib olmasi bakimindandir. O, insanlar arasinda diline en
fazla sahib olanlardandir."
ibn-i Miibarek onun i9in; "Onun gibi namaz kilan gormedim." dedi. Alimlerden Ravh
ismindeki bir zat da; "Ondan daha ibadet edici birisini gormedim." buyurdu.
Abdullah ibni Avn hi9 kizmazdi. Bir giin birisi kendisini kizdirmak istedi, ona doniip;
"AUahu teala sana iyilikler versin." cevabini verdi ve dua etti.
Muhammed bin Fudale anlatir:
Peygamber efendimizi riiyada gordiim. "Ibn-i Avn'i ziyaret ediniz. ^iinkii AUahii teala ve
Resulu onu 90k seviyor." buyurdu.
Bikar binAbduUah es-Sirini, onun bir gun oru? tutup bir giin tutmadigini soyler.
ibn-i Miibarek'e; "Ibn-i Avn ne ile bu dereceye yiikseldi?" diye sorulunca; "Dogrulukla."
cevabini verdi.
Abdullah ibni Avn vasiyetlerinde;
"Ey karde§lerim! Sizin i^in ii? §eyi seviyorum. Kur'an-i kerimi gece-giindiiz okumanizi,
cemaate devaminizi ve kotii i§lere mini olmanizi." buyurdu.
1) Havex-l X-EmXi\ii®; x.3, cr. 37
2) Tezkiret-iJI-Huffaz; c.1, s. 156
3) El-A'lam; C.4, s. 111
4) Tabakat-ul-Kubra; c.1, s.64
5) TehzTb-ut-TehzTb, c.5, s. 346
6) islam Alimleri Ansiklopedisi; cild 2, s.91
ABDULLAH AYDERUST;
Yemen eviiyasindan. Ismi, Abdullah bin Abdullah bin Abdullah Ayderiis, kiinyesi Ebu
Muhammed' dir. 1538 (H.945) senesinde Yemen'de dogdu.
Abdullah Ayderusi kiiQiik ya§ta Kur'an-i kerimi ezberledi. Alim bir zat olan babasindan ilim
ogrendi.Annesi Fatima binti Abdurrahman da, evliyalik derecelerine kavu§mu§ bir hanimdi.
Onun terbiyesi ile yeti§ti. Ayrica dini ilimleri §ihabiiddin Ahmed, Hiiseyin bin Abdullah,
Ahmed bin Abdullah ve ba§kalarindan ogrendi. Sonra, Hindistan'in Ahmedabad §ehrinde
bulunan babasinin yanina gitti ve okumaya devam etti. Daha sonra hacca gitti. Hac farizasini
yerine getirdikten sonra Mekke-i miikerreme ve Medine-i miinevveredeki bir^ok alimden ilim
ogrendi. Fikih, hadis, tefsir ve usul ilminde yiikseldi. Memleketine doniip ilim ve edeb
ogretmeye, ders vermeye ba§ladi. (^ok uzak yerlerden akin akin ilim ogrenmege geldiler.
Hadramut beldesinde ilimde en iistiin zat oldu. Pek 90k kimse talebesi oldu. Muhammed ve
Zeynelabidin adindaki oguUari ile,Abdurrahman Sekkaf, Ebu Bekr §ibli adlarindaki torunlari,
imam Abdullah bin Muhammed, Hiiseyin bin Abdullah, §eyhiilislam Ebii Bekr bin
Abdurrahman, §ihabiiddin. Kadi Ahmed bin Hiiseyn, Fakih Abdurrahman bin Akil, Seyyid
Ebii Bekr bin Ali, Hiiseyn ve ba§kalari kendisinden ilim ogrendiler.
Abdullah Ayderiisi'nin omrii, hep ilim ogretmekle ge9ti. AUahii teala ona uzun omiir verdi.
^ok comert olup, itibar sahibiydi. Asrinin biiyiik alimlerinden oldugunu herkes kabul etti.
Yumu§ak huylulugu yaninda heybetli olmasi ile kar§isindakine saygi telkin ederdi. Susmasi
90k olup, liizumsuz konu§mazdi. Evinde ibadetle me§giil olur, ancak cuma namazi i9in veya
bir diigiin yemegine 9agrildiginda evinden 9ikardi. Evinden 9iktiginda sokaklar onu gormek
ve dua almak isteyenlerle dolup ta§ardi. Cok kerametleri goriildii. Bir talebesine bir beldeye
gidip orada bulunmasini soyledi, da gitti. Hocasina bagliligi ve muhabbeti sebebiyle 90k
ge9meden orada hizmetler yapip manevi derecelere kavu§tu.
Sevdiklerinden birinin kiymetli bir e§yasi 9alininca, bu duruma 90k iiziildii. Ayderiisi onun bu
halini goriince; "Falan yere git. Orada bekle, yanina gelen ilk kimseye aldigi mail getirmesini
soyle." Getirip verirse giizel. Likar ederse onu al buraya getir." buyurdu. O da yanina ilk gelen
kimseye soyledi. O kimse aldigi mail getirip eksiksiz teslim etti.
Ayderusi, Yemen'in Terim §ehrinde 90k hayir eserleri yaptirdi. Yaptirdigi mescidler
me§hurdur. Mescid-iil-ebrar ve Mescid-iin-nur bunlardandir. Yolcular ve fakirlerin istifadesi
i^in hurma fidanlari dikti. Uzun bir zaman gozleri gormez oldu. Sonra aQildi. Fazilet sahibi
kimseler onu medh eden kasideler yazdilar.
1610 (H. 1019) senesinin §ubat ayinin dokuzunda Per§embe gunii ikindi namazinin secdesini
yaparken vefat etti. Cenaze namazi cuma gunii biiyiik bir kalabalik tarafindan kilindi.
Cenazesinde sultan ve devlet adamlari da yer aldilar. Onceden Yemen'de Terim kasabasinin
Zenbil kabristaninda hazirladigi yere defnedildi. Sonra mezarin iizerine bir de tiirbe yapildi.
KERAMETLERi QOKTIJ|
Ariflerden biri ruyasinda, Peygamber efendimizi Mudeyhac Mescidinin mihrabinda namaz kilarken
gordu. Abdullah Ayderusi de Peygamberimize uymus olarak namaz kiliyordu. Abdullah bin Ahmed
de, AyderusT'nin arkasindaki safta idi. Ayderusi, caminin sahn (ortasindaki bosluk) kisminda idi ve
uzerine yagmur yagiyordu. Ruyayi goren zat, bu ruyasini salih bir kimseye aniatti. kimse ruyayi
soyle tabir etti:
Bu ruya, Ayderusi'nin Peygamber efendimize tam uyduguna; yagmur da, kerametlerinin cokluguna
delalet eder. Cunku onun kerametleri coktur.
1) H\)X®aat-l^-Eaep; X-l. a.49
2) Nur-iJs-Safir; s.200
3) EI-Me§re-ur-RevT; c.2, s.135
4) Islam Alimleri Ansiklopedisi; c.15, s.196
ABDULLAH-I BOSNEVT (Bkz. Bosnali Abdullah Efendi)
ABDULLAH-I DEHLEVI;
Hindistan evliyasindan. Silsile-i aliyye denilen biiyiiklerden olup, seyyiddir. 1745 (H. 1158)'te
Hindistan'in Pencab §ehrinde dogdu. 1824 (H. 1240) senesinde Delhi'de vefat etti. Kabri
§ahcihan Camii yakinindaki dergahindadir. Binlerce seveni her zaman ziyaret edip, feyz
almaktadir.
AbduUah-i Dehlevi hazretlerinin babasi, AbduUatif Efendi alim, salih, zahid, diinyaya ragbet
etmeyen, yiiksek haller sahibi Kadiri yolunda bir zat idi. Bu yolu Hizir'la gorii§mii§ olan
hocasi §eyh Nasiriiddin Kadiri'den aldi. Ayrica ^e§tiyye ve §ettariyye yoUarmdan da feyz
almi§ti. Tasavvuf yolunda kemale, olgunla§maya ^ali^irdi. Haram yemekten son derece
sakmir, kirlarda yeti§en meyvelerle yetinir, nefsini terbiye etmek i9in ugra§irdi. Sahralarda
AUahii tealanm ism-i §erifini anarak dola§ir, yarattiklarma bakar, O'nun biiyiikliigiinii
tefekkiir edip dii§iiniir, bir an olsun Rabbini unutmazdi.
Bir giin riiyasmda hazret-i Ali ona §6yle dedi:
"Ey Abdiillatif! AUahii teala sana bir ogul ihsan edecek, ilerde biiyiik bir zat olacak. Ona
bizim ismimizi koyarsm."
Seyyid Abdiilkadir-i Geylani hazretleri de annesine riiyasmda; "Yakmda diinyaya bir oglun
gelecek. Ona bizim ismimizi koyarsm." buyurdu. Resiilullah efendimiz sallallahii aleyhi ve
sellem de evliyadan bir zat olan amcasma riiyasmda, dogacak Qocuga Abdullah isminin
verilmesini emretti. ^ocuk dogdugunda, ismini babasi, Ali, annesi Abdiilkadir, amcasi
Abdullah koydu. AbduUah-i Dehlevi alti ya§ma gelince, hazret-i Ali'ye kar§i sevgi ve
edebinden kendisine Ali demeyip Ali'nin hizmetQisi manasma Gulam Ali dedi ve bu isimle
tanindi.
AbduUah-i Dehlevi hazretleri Allah vergisi 90k iistun bir zekaya sahipti. Kur'an-i kerimi kisa
zamanda ezberledi. Dim ilimleri ve zamanmm fen ilimlerini ogrendi. Delhi'de hocasi §eyh
Nasiriiddin'in hizmetinde bulunan babasi, onun terbiyesinde yeti§ip, Kadiriyye yoluna girmesi
iQin, oglu AbduUah'i Delhi'ye Qagirdi. AbduUah-i Dehlevi Delhi'ye vardigi gece §eyh
Nasiriiddin vefat etti. Babasi; "Oglum! seni §eyh Nasiruddin'den Kadiriyye yolunu alman iQin
9agirmi§tim. Nasib degilmi§. Artik, sana nereden ir§ad kokusu gelirse, oraya git. Serbestsin."
dedi.
O sirada Delhi'de ^e§tiyye biiyiiklerinden, §eyh Muhammed Ziibeyr ve iki halifesi, §eyh
Ziyaiiddin, §eyh Abdiiladl, §eyh Mir Dered bin §eyh Nasir, Mevlana Fahriiddin ve ba§kalari
vardi. Yirmi iki ya§ina kadar onlarin huzurunda ve sohbetlerinde bulundu. Bu sirada
gonliinden, yine Delhi'de bulunan Mazhar-i Can-i Canan hazretlerinin dergahina gitmek
geldi. Mazhar-i Can-i Canan hazretlerinin huzuruna varip, kendisini talebelige kabul
buyurmasini istedi. O da:
"Sen zevkin ve §evkin oldugu yere git. Bizim yolumuz, tuzsuz ta§i yalamak gibidir." buyurdu.
Abdullah Dehlevi ise; "Zaten benim muradim, istegim de buyurdugunuzdur." dedi. Mazhar-i
Can-i Canan hazretleri; "Miibarek olsun."buyurup talebelige kabul etti. Onu Nak§ibendiyye
yolunun, Miiceddidiyye koluna gore yeti§tirip, bu yolun esaslarini ve edeblerini ogretti.
AbduUah-i Dehlevi on be§ sene onun sohbetiyle §ereflendi. Evliyalikta yiiksek derecelere
kavu§unca, mutlak icazet, diploma alip, halifesi oldu.
ilk zamanlarda, "Nak§ibendiyye yoluna girmemden Gavs-iil-a'zam Seyyid Abdiilkadir-i
Geylani hazretleri razi olurlar mi?" diye tereddiitler ge9irmi§ti. Bir giin riiyasinda gordii ki,
Seyyid Abdiilkadir-i Geylani hazretleri bir makama gelip oturdu. O makamin tam kar§isina da
§ah-i Nak§ibend Muhammed Behaeddin hazretleri te§rif etti. §ah-i Nak§ibend'in yanina
gitmek istedi. Bu sirada Gavs-iil-a'zam; "Maksat, AUahii tealanin rizasina kavu§maktir.
Sikilmayin, gidin." buyurdu.
Elinde mail, miilkii kalmadigi iQin ba§langi9da ge^im zorluklari ile kar§ila§an AbduUah-i
Dehlevi hazretleri, daima tevekkiil iizere oldu. Eski bir hasiri yatak, bir tugla par^asini yastik
edindi. Bu §ekilde, on be§ sene kanaat k6§esinde oturdu. Bir defasinda kadar Qaresiz kalip,
bitkin dii§tii ki, "Artik bulundugum bu hiicre benim mezarim olacaktir." diye dii§iinmeye
ba§ladi. Nihayet AUahii tealanin yardimi yeti§ti. Tanimadigi birisi, bir mikdar para birakip
gitti. O giinden sonra devamli AUahii tealanin bu §ekilde yardimina kavu§tu.
Hocasinin vefatindan sonra yerine ge^ip, talebe yeti§tirmeye ba§ladi. Uzak yakin her yerden,
Diyar-i Rum, §am, h^ak, Hicaz, Horasan ve Maveraiinnehr'den pek 90k talebe, ilim ve feyz
almak, sohbeti ile §ereflenmek i^in yari§ircasina yanina ko§tu. Mevlana Halid-i Bagdadi,
§eyh Ahmed-i Kiirdi, Seyyid Ismail Medeni gibi bazilari ResiiluUah efendimizden aldigi
manevi emirle geldi. Bazisi, sadatin, bu yolun biiyiiklerinin manevi i§areti ile ko§up teslim
oldu. §eyh Muhammed Can bunlardandi. Bazisi ise,Abdullah-i Dehlevi hazretlerini riiyada
goriip geldi.
Dergahinda iki yiiz ki§i civarinda talebe vardi ve onlarin ihtiyaQlarini temin ederdi. Bununla
beraber, daima miitevazi ve gonlii kink bulunurdu. Bir giin bir kopegi goriip; "Ya Rabbi! Ben
kimim ki, seninle, sevdiklerim arasinda vasita olayim. Bu yarattigin hiirmetine bana
merhamet eyle!" buyurdu.
Peygamber efendimizin siinnet-i seniyesine uygun ya§amaya 90k gayret ederdi. Az uyur,
tehecciid, gece namazina kalktiginda uyuyanlari da kaldirirdi. Sonra murakabeye oturur,
pe§inden Kur'an-i kerim okurdu. Kur'an-i kerimden her giin on ciiz okurdu. Sabah namazini
kildiktan sonra talebeleriyle beraber i§rak vaktine kadar zikir, AUahii tealayi anmak ve
murakabe, nefs muhasebesi ile me§gul olurdu. Sonra hadis ve tefsir derslerine ba§larlar bu hal
zeval vaktine kadar siirerdi. Sonra yemek yenirdi. Zenginlerden birisi, lezzetli bir yemek
gonderse yemez, talebelerinin de yemesini istemez, kom§ularina hediye gonderirdi. Birisi
para gonderse, §upheli bir durumu yoksa, Imam-i a'zam hazretlerinin ictihadina gore bir sene
dolmadan mal nisaba ula§tiginda zekat vermek caiz oldugundan once onun zekatini verirdi.
Cunkii bir kuru§ zekat vermenin binlerce lira sadaka vermekten kat kat iistiin oldugunu
bilirdi. Sonra kalan paranin bir kismi ile helva ve ba§ka §eyler yaptirir dervi§Iere dagitir, bir
kismi ile dergahin bor^Iarini oder, birazini da yanina gelen ihtiya? sahiplerine verirdi. Ogleye
yakin siinnet-i §erifeye uymak i9in bir miiddet kaylule yapar, uyur, kalkip bir mikdar yemek
yiyip dini kitablar okumak, bazi mevzular iizerinde yazilan yazilari gozden ge^irmek ve
yazilmasi lazim olanlari yazmakia ugra§irdi. Ogle namazini kilip, ikindiye kadar, hadis ve
tefsir dersi verirdi. Ikindiyi kildiktan sonra, hadis-i §erif, imam-i Rabbani hazretlerinin
Mektubat-i imam-i Rabbani, Avarif-ul-Mearif ve Risale-i Ku§eyri'yi okur, sonra gune§
batincaya kadar talebeleriyle zikir ve murakabe ile me§gul olurdu. Ak§am namazmdan sonra,
manevi tevecclihleri ile talebelerinden ileri gelenlerinin ilerlemelerini saglardi. Yatsiyi
kildiktan sonra geceyi zikr ve murakabe ile ihya ederdi. Uyku bastirdigmda seccadesi
iizerinde sag yam iizere yatardi. Bazan otururken uyuyakalirdi. Hayasmm Qoklugundan
ayagmi uzattigi goriilmezdi.
Kur'an-i kerimi okumakdan ve dinlemekten 90k ho§Ianir §evk halinin galib oldugu zamanlar
dinleyince kendinden ge^er ve; "Daha okumayiniz, dayanamiyorum." buyururdu. Mevlana
Celaleddin-i Rumi'nin Mesnevi'sini de 90k okutup, dinlerdi. Bu esnada vecd hali hasil olur,
co§ar, ilahi muhabbete gark olurdu. Fakat ba§kalarmm yaptigi gibi dinin emir ve yasaklarma
uymayan halleri goriilmezdi. Her hali dine uygun olurdu.
Emr-i maruf ve nehy-i an'il-miinker yapar, insanlara Allahii tealanm emirlerini hatirlatir,
yasaklarmdan sakmmalarmi emrederdi. Bir kerre §im§ir Bahadir Han papazlara mahsus bir
§eyi giyerek huzuruna geldi. Onu halde goriince darilip bu vaziyette yanmda oturmamasmi
istedi. Bahadir Han, bu kadarma miisade etmezseniz, bir daha yanmiza gelmem dedi. "Allahii
teala sizin bir daha boyle buraya gelmenizi nasib etmesin." buyurdu. Huzurundan kizarak
ayrilan Bahadir Hanin i9i rahat etmeyip, iizerindeki §eyi 9ikarip, huzuruna gelerek affini
istedi ve talebesi oldu.
Diinyaya ve diinyaliga ragbet etmezdi. Zamanin padi§ahi defalarca dergahin ihtiya9larini
kar§ilayacak bir yardimda bulunmayi teklif ettigi halde, kabul etmedi. Vali Emir Han da
dergahin ihtiya9lari i9in yardim teklif ettiginde talebelerinden Rauf Ahmed'e; "Hediye
gonderen Emir Hana §u beyti cevap olarak yaziniz.
Biz fakr-ii kanaati §eref biliriz.
Emir Hana soyleyin mukadderdir rizkimiz.
Ve biz, Allahii tealanin mealen; "Semada ise, rizkiniz ve vad olundugunuz Cennet
vardir." (Zariyat siiresi: 22) ayet-i kerimesine giiveniriz.
Bir sikintisi oldugunda din biiyiiklerinin yardimina kavu§urdu. §6yle aniatir.
Bir defasinda karnim agrimi§ti. Imam-i Rabbani hazretlerinin riihaniyetinden yardim istedim.
O anda kendisini gordiim. Yanima te§rif edip, rahatsizligimi giderdiler.
Peygamber efendimizi son derece seven AbduIIah-i Dehlevi, O'nun §erefli ismini
duydugunda, kendinden ge9ecek gibi olurdu. Bir kere hizmet9isi ona; "ResiiluIIah'in
sallallahii aleyhi ve sellem manziiru yani nazar buyurduklari bir zatsin." demi§ti. Bu sozden
duydugu manevi hazia birden yiizlerinin rengi degi§ti ve hizmet9inin ainindan opiip; "Ben
kim oluyorum ki, ResiiluIIah efendimizin manziiru olayim." deyip tevazu gosterdiler.
Yakin talebeleri anlatirlar; "Miibarek hocamizin odasindan zaman zaman 90k giizel kokular
duyardik. O zaman, ResuluUah efendimiz sallallahii aleyhi ve sellem ile biiyiik alim ve
evliyanin ruhlarinin ziyarete geldiklerini anlardik. Hocamiz, Peygamber efendimizin siinnet-i
§eriflerine kadar bagliydi. Bir gun bize; "Biz muhabbet §erbetini iQenlerdeniz. Bizim
muhabbetimizin artmasina sebep; kalblerimize 9e§it 9e§it zevk bah§eden hadis-i §erifler ve
salevat-i §erifelerdir." buyurdu.
Giyiminde ResuluUah efendimize uyar, O'nun gibi sert ve kalin elbise giyerdi. Birisi kiymetli
bir elbise getirse onu satar, parasiyla birka? elbise alir, fakirlere sadaka olarak dagitirdi.
"BirkaQ ki§inin giyinmesi bir ki§inin giyinmesinden daha iyidir." buyururdu.
Buyurdular ki:
Riiyada Peygamber efendimize sallallahii aleyhi ve sellem sual edip; "Ya Resulallah;
"Riiyada, beni goren ger^ekten beni g6rmu§tur." sizin hadisiniz midir? dedim. "Evet."
buyurdu. Devamli tesbih, siibhanellah ve tahmid, elhamdlilillah okuyup, miibarek riihuna
hediye ederdim. Bir defa okuyamadim. Riiyada ResiiluIIah'i, Tirmizi'nin §emairinde aniatilan
§ekilde gordiim. Geldiler ve; "Okumadm!" buyurdular.
Bir defa Cehennem ate§i korkusu beni kapladi. Riiyada Resiil-i ekremi sallallahii aleyhi ve
sellem gordiim. Geldi ve; "Bizi seven, Cehennem'e girmeyecek." buyurdu.
Higbir keramet ve harika, Allahii tealayi sevmek ve peygamberlerin efendisine sallallahii
aleyhi ve sellem tabi olmak gibi olamaz. AbduIIah-i Dehlevi hazretlerinde bu iki haslet
ziyadesi ile var idi.
Talebelerinin goniillerine tasarruf eder, Hakk'm feyz ve bereketlerini onlarm kalblerine
akitirdi. Bu biiyiik i§, onda 90k goriildiigiinden binlerce talebenin kaibi devamli Allahii tealayi
anar hale getirdi. Yiizlercesini cezbelere ve ilahi feyzlere kavu§turdu. ^oklarmi yiiksek
makam ve hallere eri§tirdi. Bununia beraber kerametleri, Allahii tealanm izni ve ilahi ilham
ile gaybdan haber vermeleri olurdu.
AbduIIah-i Dehlevi'nin talebelerinden iki tanesi bir yolculuktan hocalarma doniiyordu. Yolda
kendi aralarmda konu§urIarken; "Hocamizm yiiksek huzurlarma kavu§tugumuzda, bize i]<ram
olarak ne istiyelim?" dediler. Biri; "Bana bir seccade vermesini isterim." obiirii; "Bana bir
talcke vermesini arzu ederim." diye konu§tu. Huzurlarma varmca, AbduIIah-i Dehlevi herkese,
arzu ettigi §eyi i]<ram etti.
insanlarm mii§killerini Qozer, derdleri ve istekleri i9in dua ederdi. ^oklarmm i§Ieri onun
dualari ile hallolurdu.
Beyt:
islerinin olmasi mutlak Allah'dandir,
Sakin zannetmeyin bu, kullardandir.
O yiiksek makamlar sahibinin her sozii harika olup, Allah'm Peygamberinin sallallahii aleyhi
ve sellem miicizelerinin §ualari idi.
BirQoklari AbduIIah-i Dehlevi'yi riiyada goriip, biiyiiklerin yolunu aniar, iQine dii§en §evk ile
huziirlarma gelir, yiiksek makamlara kavu§up, memleketlerine donerdi. Talebeleri 90k oldugu
halde, tevecciihieri ile herbirini makamdan makama geQirir, halden hale kavu§tururdu.
Tevecciihiiniin kuvveti sayesinde, senelerce siirecek i§Ieri, giinlere sigdirirdi. Pek 90k fasik,
facir ve giinahkar, yiiksek nazarlari, baki§Iari ile tovbe edip, dogru yola geldiler. Bir kisim
kafirler de kii^iik bir iltifati ile miisliiman oldular.
Bir giin yaki§ikli bir gayr-i miislim genq, AbduIIah-i Dehlevi'nin meclisine, severek gelip,
sohbetini dinlemeye ba§Iadi. Mec.
Meclistekilerin hepsi bu hale hayret ettiler. AbduUah-i Dehlevi hazretlerinin miibarek
nazarlari o gence degince, gencin kalbinde bir degi§iklik oldu. Hemen musluman oldu.
Beyt:
Eviiyayla, onlari candan severek otur,
Onlaria oturan kul, kalkinca sultan olur.
AbduUah-i Dehlevi hazretlerine hasta sahipleri gelir, hastalarinin §ifa bulmasi iQin dua
etmesini isterlerdi. O da, gelenleri bo§ Qevirmez, sihhate kavu§malari iQin dua buyururdu.
AUahii teala, boyle sevgili bir kulunun duasini kabul buyurdugu iQin, hasta aninda iyi olurdu.
Bunu i§iten herkes, AbduUah-i Dehlevi'nin hane-i saadetlerinin onunde birikip, dertlerine
derman ararlardi.
Talebesinden Mevlevi KerametuUah, zatiilcenb hastaligina yakalanmi§di. AbduUah-i Dehlevi
hazretlerinin elini hastanin iizerine temas ettirmesiyle, hastalik AUahii tealanin izniyle geQti.
Delhi Camisinin imami Mevlevi Fadl Ahmed'in Qocugu uzun zamandir hasta yatiyordu. Bir
gece riiyada, AbduUah-i Dehlevi hazretleri kendi evine gelip, hasta ogluna bir §ey iQirdi.
Sabah olunca oglunun tamamen iyile§tigini gordii. ^ok sevindi. Sidk ve halis bir niyet ile
biraz para alip, huzuruna geldi ve; "Bunlari kabul ediniz." diye arzetti. AbduUah-i Dehlevi
tebessiim edip; "Bu bizim geceki hizmetimizin iicreti midir?" diyerek ke§f-i keramet
buyurdugunda, Mevlevi Fadl Ahmed; "Hayir efendim, bunlar, bu geceki, liituf ve inayetinize
§ukurbile olamaz." dedi.
AbduUah-i Dehlevi, bir giin Hakim Namdar Hani ziyarete gitti. Onu sekerat halinde, gozlerini
kapami§ ve §uuru gitmi§ buldu. Yakinlari; " Hastaliginin gitmesi i^in AUahii tealaya tevecciih
ediniz" dedi. O da, hastaya bir bakti. O anda hastanin §uiiru yerine geldi, gozlerini a^ti. Bir
miiddet onunla konu§tu. AbduUah-i Dehlevi kalkip miibarek adimini, kapisindan di§ari atip
9ikinca hasta hemen vefat etti.
Oliim haline yakla§an birisini, dostlarindan biri sirtina alip, seher vaktinde AbduUah-i
Dehlevi'nin huziiruna getirdi. AbduUah-i Dehlevi hazretleri dua ettikten sonra hastaya
tevecciih buyurdu, o anda hasta iyile§ti.
Talebelerinin biiyiiklerinden Mir Ekber Ali'nin akrabasindan bir kadin hastalanmi§ti.
AbduUah-i Dehlevi hazretlerinden, hastaliginin azalmasi iQin dua rica etti. Fakat o dua
etmedi. Dua etmesini istirham edince; "Bu kadin, on be§ giinden 90k ya§amaz." buyurdu.
AUahii tealanin takdiri ile on be§inci giin vefat etti. Lakin Mir Ali, kadina tevecciih edip,
hastaliginin kalkmasina ugra§di. Ama ya§amasina fayda vermedi. AbduUah-i Dehlevi
hazretleri cenazesinde bulundu ve; "Mir' in tevecciihlerinin bereketi, bu hanimin iizerinde
aQikQa goriilmektedir." buyurdu.
Delhi'de kitlik, kuraklik olmu§tu. AbduUah-i Dehlevi hazretleri mescidin avlusuna 9ikip,
kizgin giine§in altinda oturdu ve yagmur yagmasi iQin AUahii tealaya niyazda bulundu. ^ok
ge^meden yagmur yagdi.
Talebelerinin ileri gelenlerinden Ahmed Yar, ticaret iQin sefere 9ikmi§ti. Donerken hocasi
AbduUah-i Dehlevi'yi yaninda yiiriiyor gordii. Ahmed Yar'a; "Hizli yiirii, kaiile geride kalsin!
^iinkii yolda, soyguncular, yol kesiciler vardir. Kafileyi basmak istiyorlar." buyurdu ve
kayboldu. Ahmed Yar sonradan bu hadiseyi; "Acele ettim. Kervandan 90k ileri ge^tim. Yol
kesiciler gelip, ardimdan kafileyi bastilar. Ben kurtuldum. Sag salim evime geldim." diye
anlatti.
Hazret-i Ziilf §ah anlatti:
AbduUah-i Dehlevi'yi ziyarete gidiyordum. Fakat onu hi9 g6rmemi§tim. Memleketim
Delhi'den 90k uzakti. Yolu §a§irdim. Heybetli bir zat kar§ima 9ikarak yolu gosterdi. "Sen
kimsin?" dedim. "Ben, ziyareti iQin yola Qiktigin kimseyim." buyurdu. Bu hal, ba§imdan iki
kere geQti.
Ahmed Yar'in amcasi, sultan tarafindan hapsedilmi§ti. Ahmed Yar aglayarak hocasmm
huzuruna geldi ve durumu arz etti. AbduUah-i Dehlevi; "Birisini gonder, onu hapisten
9ikarsm." buyurdu. Ahmed Yar ise; "Bu nasil olur, kale muhafiz askerler ve nobet^ilerle
ku§atilmi§tir." dedi. Hocasi da; "Sen orasmi du§unme, soziimii dinle git, onu kurtarirsm."
buyurdu. Ahmed Yar; "Gittik, onu hapisten kurtardik ve n6bet9ilerden hi^biri bize
miidahalede bulunmadi." diye anlatti.
AbduUah-i Dehlevi'nin huzuruna bir §ahis gelip; "Ey efendim! Oglum iki aydan beri kayiptir.
^ocugumu bana vermesi iQin AUahii tealaya dua eder misin?" dedi. O da; "^ocugunuz
evdedir." buyurdu. Gelen 90k §a§irarak; "Ben §imdi evden buraya geldim." deyince tekrar;
"Evinize gidiniz. ^ocugunuz evdedir." buyurdu. O kimse emre uyarak evine gitti ve ger^ekten
90cugunu evde buldu.
Meyan Ahmed Yar anlatir:
Bir giin mlibarek hocam ile birlikte, kizi vefat etmi§ olan ya§li bir hanimm evine taziyeye
gittik. Hazret-i §eyh, hanima hitaben; "AUahii teala, sana ona kar§ilik daha iyisini ihsan
eder." dedi. Kadm; "Hocam! Ben ihtiyarim, kocam da 90k ihtiyardir. Bu durumda bizim artik
90cugumuz olmaz." diye cevap verince, hocam; "Hak teala her §eye kadirdir." buyurdu. Sonra
birlikte evden 9iktik ve eve biti§ik bir mescide geldik. Hocam abdestini tazeledi ve iki rekat
namaz kildi. O kadma 90cuk vermesi i9in AUahii tealaya dua etti. Sonra bana doniip; "AUahii
tealaya, kadma bir 90cuk vermesi i9in arz-i hacette bulundum. Duamm kabul olduguna dair
alametleri gordiim. in§aallah 90cugu olacaktir." buyurdu. Daha sonra hocamm buyurdugu
gibi, AUahii teala, kadma bir ogul verdi ve 90k ya§adi.
Onu tizenler yaptiklarmm zararmi goriirlerdi.
Hakim Riikneddin Han ba§vezir olunca, AbduUah-i Dehlevi, sevdiklerinden birini bir i§ i9in
ona gonderdi. Riikneddin Han ilgilenmedi. AbduUah-i Dehlevi'nin kalbi kirildi. Kisa bir sure
sonra hi9bir sebep yok iken Rlikneddin Han azlolundu ve bir daha yiiksek makama
gelemedi. Ba§ka bir seferinde Delhi valisine kalbi kirildi ve giin vali azledildi.
Miibarek dergahlarmm yakmmda, Eshab-i kirama dii§man olan biri vardi. AbduUah-i
Dehlevi'nin talebesi 90k oldugundan dergah kii9iik geliyordu. Bunun i9in geni§letilmesi
lazimdi. Kadmdan, yeri istediler. Kadm vermedi. Nihayet Delhi'nin ileri gelenlerinden
Hakim §erif Hani ona gonderdiler ve; "Eger satip, para almaktan utaniyorsan, kiymetini gizli
olarak gonderelim. Siz, nezr, hediye gibi bir isimle bize verdiginizi soyleyin." dediler. AUahm
veil kuUarina dii§man olan bu kadin, Hakim'in soziinii kabul etmedi. Ayrica AbduUah-i
Dehlevi hakkinda, rafizilerin adetleri oldugu iizere 9irkin, kaba sozler soyledi. Hakim kalkti.
AbduUah-i Dehlevi'nin yanina geldi ve durumu anlatti. AbduUah-i Dehlevi hazretleri ellerini
a9arak; "Ya Rabbi, soylediklerini duydun!" dedi. AUah'in takdiri ile evde bulunanlardan bir
90cuk hari9, hepsi kisa zamanda oldii. ^ocuk da hastalandi. Anladilar ki, yaptigimiz kotii i§
sebebiyledir. O 90cugu AbduUah-i Dehlevi'nin huzuruna gonderdiler. O yeri de hediye ettiler.
AbduUah-i Dehlevi hazretlerinin en biiyiik kerameti, yeti§tirdigi binlerce alim ve evliyadir.
Bunlar i9inde en biiyiikleri; Mevlana Halid Ziyaeddin Bagdadi, Ebu Sa'id Faruki, Mevlana
Be§aretullah, Mevlana Pirzade, Rauf Ahmed, Mevlana Muhammed Can, Mevlana Fadil
Gulam, Mevlana §eyh Sa'duUah Sahib, Mevlana §eyh Abdiilkerim, Mevlana §eyh Gulam
Muhammed, Mevlana Abdurrahman, Mevlana Seyyid Ahmed, Mevlana SeyyidAbduUah
Magribi, Mevlana Pir Muhammed ve Mevlana Muhammed Miinevver'dir.
AbduUah-i Dehlevi hazretlerinin goniilleri ferahlatan, kalplere ne§e ve sevin9 veren soz ve
sohbetleri ayri bir nimet sofrasi idi. Buyururdu ki:
"Diinya sevgisi biitun kotiiluklerin ba§idir. Gunahlarin ba§i ise kiifrdiir, imansizliktir."
"Hizmet gormek isteyen hocasina hizmet etsin."
"Nefsinin arzularina tabi olan, AUahii tealaya nasil kul olur? Ey insan! Kime tabi isen onun
kulu olursun."
AbduUah-i Dehlevi hazretleri yaninda bulunanlari terbiye edip, yeti§tirdigi gibi uzakta
olanlara da mektuplari ile dogru yolu anlatir, gaflet, AUahii tealayi ve ahireti unutmaktan
uyandiracak nasihatlarda bulunurdu.
Bir mektiibunda §6yle buyurdu:
Yiiksek makamlar ve begenilen haller sahibi Ahmed Han! AUahii teala size selamet versin.
Esselamii aleykiim ve rahmetullah. Miin§i Naimiiddin Han, iyi hallerinizden 90k bahsettiler.
Bunun iQin, bu birka? satir, kink dokiik ifadeler yigini mektubu yazdim ki, uzakta kalmi§
olanlari inayet nazarinizdan unutmayasiniz ve tevecciih ediniz. Zira bu ihtiyarin omrii giinah
i§lemekle geQti. §ikayet, giybet, dil uzatma, ayiblama, lanet etme, biiyiikleri aniayamama
neticesi sitemler §eklinde a9ik giinahlar, yahut huzur i^inde olmayan, tecvide riayet
edilmeden namaz kilma, bo§ ve liizumsuz feylerden kesilmeden oru9 tutma, manasini
dii§iinmeden Kur'an-i kerim okuma ve bo§ vakitleri Allah korkusu ve huziiru ile geQirmeme
ve sayili nefesleri gafletle harcama §eklindeki diger giinahlar kadar Qoktur ki, amel
defterimi kararttilar. Binlerce teessiifler, esefler olsun ki, cihan bah^esine giil i^in geldik, ama
diken topladik. Hasretler, ziyanlar olsun ki, bize sihhat, aiiyet ve rahatlik verildi, hepsinin
§iikriinde kusiir ve eksiklik eyiedik. Pi§manliklar olsun ki, Kur'an-i kerim ve Peygamber
efendimiz gibi e§siz iki nimet ihsan olundu. Biz ise onlarm §iikriinde olacak yerde hala
gafletteyiz. Allah korusun. Hayretteyim. Yarm ne yiizle AUahii tealanm ve Peygamberinin
huziirunda kabiil goriiriiz. Bu ne anlayi§sizliktir. Bu uygunsuzluk ve liyakatsizlikle, §efaat ve
magfiret derecesine ula§mak 90k zordur. Ancak AUahii tealanm gadabmi a§mi§ rahmeti,
iimidimizdir. Miicerred ihsani ile muamelesine giiveniyoruz. Yoksa hi9 ozriimiiz, oziir
dileyecek yiiziimiiz yoktur.
Oliim ba§imizm ucunda, kiyamet 90k yakm. i§e yarar hangi ameli i§Iedik. lyiler Cennet'e
girip, Cennet nimetlerine ve Hakk'm didarma kavu§urlar. Bizim gibi gafiller, elli bin senelik
hesab giiniinde, bizi hesaba 9ektirecek, birakmayacak §eylerle me§giiliiz. Dii§iinmek lazimdir
ki, yarm elde hasret, ziyan kalmasm. Allah katmda kiymetli kullarm yaptiklari gibi, seher
vaktinde kalkip, gozlerden hasret g6zya§Iari akitmagi, miicahede ve can 9ikarircasma gayretle
ibadet ve kullukta bulunmayi Hak teala nasib eyiesin. Hazret-i Miin§i Naimiiddin Han ve
sevgili zat-i aliniz, husiisi zamanlarmizda, yolda kalmi§ ihtiyarlari hatirlaymiz. Giyabi dua
kabiile daha yakmdir. Buradakiler ve bu fakir size her zaman dua ediyoruz. AUahii teala iki
diinya seadeti versin." (91. mektup)
AbduIIah-i Dehlevi namaz hakkmda §6yle buyurdu: Namazi cemaatle kUmak ve "tumaninet"
(riikiida, secdelerde, kavmede ve celsede her uzvun hareketsiz durmasi) ile kUmak, riikii'dan
sonra "kavme" (kalkip, ayakta her uzv yerine yerle§ecek §ekilde dik durmak) yapmak ve iki
secde arasmda "celse" (dik durma) yapmak bizlere Allahm Peygamberi tarafmdan bildirildi.
Kavmenin ve celsenin farz oldugunu bildiren alimler vardir. Haneii mezhebinin miiftilerinden
Kadihan, bu ikisinin vacibligini, ikisinden birisini unutunca secde-i sehv yapmanm vacib
oldugunu ve bilerek yapmiyanm namazi tekrar kilmasini bildirmi§tir. Miiekked siinnet
olduklarini bildirenler de, vacibe yakin siinnet demi§Ierdir. Siinneti hafif gorerek, ehemmiyet
vermeyerek terk etmek kiifiirdiir. Namazin kiyaminda, riikiiunda, kavmesinde, celsesinde,
secdelerinde ve oturuldugu zamaninda, ayri ayri, ba§ka ba§ka keyfiyetler, haller hasil olur.
Biitiin ibadetler namaz i9inde topIanmi§tir. Kur'an-i kerim okumak, tesbih soylemek (ya'ni
siibhanallah demek), ResuluUah efendimize salevat soylemek, giinahlara istigfar etmek ve
ihtiya^lari yalniz AUahii tealadan istiyerek O'na dua etmek namaz i^inde toplanmi§tir.
AgaQlar, otlar, namazda durur gibi dik duruyorlar. Hayvanlar, riiku halinde, cansizlar da
ka'dede, oturuyor gibi yere serilmi§lerdir. Namaz kilan, bunlarm ibadetlerinin hepsini
yapmaktadir. Namaz kilmak, mirac gecesi farz oldu. O gece mirac yapmakia §ereflenen,
Allahii tealanm sevgili Peygamberine uymagi du§iinerek namaz kilan bir miisluman, O yiice
peygamber gibi, Allahii tealaya yakla§tiran makamlarda yiikselir.
Resulullah efendimiz; "Goziimun nuru ve lezzeti namazdadir." buyurdu. Bu hadis-i §erif;
"Allahli teala namazda zuhur ediyor, mu§ahede olunuyor. Boylece goziime rahatlik geliyor."
demektir. Bir hadis-i §erifte; "Ya Bilal! Beni rahatlandir!" buyruldu ki; "Ey Bilal! Ezan
okuyarak ve namazm ikametini soyleyerek, beni rahata kavu§tur." demektir. Namazdan ba§ka
§eyde rahatlik arayan bir kimse, makbul degildir. Namazi zayi eden, elden kaQiran, dinin diger
emirlerini daha 90k ka^irir.
hnani olmayan kimsenin Cehennem ate§inde sonsuz yanacagmi Peygamber efendimiz haber
verdi. Bu haber elbette dogrudur. Buna inanmak, Allahii tealanm var olduguna, bir olduguna
inanmak gibi lazimdir. Ate§te sonsuz yanmak ne demektir? Herhangi bir insan sonsuz olarak
ate§te yanmak felaketini du§unurse, korkudan aklmi kaQirmasi lazim gelir. Bu korkuuQ
felaketten kurtulmanm Qaresini arar.
Bu ise, 90k kolaydir. "Allahii tealanm var ve bir olduguna ve Muhammed aleyhisselamm
O'nun son peygamberi olduguna ve O'nun haber verdigi §eylerin hepsinin dogru olduguna
inanmak" insani bu sonsuz felaketten kurtarmaktadir. Bir kimse ben bu sonsuz yanmaya
inanmiyorum, bunun iQin boyle bir felaketten korkmuyorum, bu felaketten kurtulma Qarelerini
aramiyorum, derse, buna deriz ki: "Inanmamak i^in elinde senedin, vesikan var mi? Hangi
ilim, hangi fen inanmana mani oluyor?" Elbet vesika gosteremeyecektir. Senedi, vesikasi
olmayan soze ilim, fen denir mi? Buna zan ve ihtimal denir. Milyonda, milyarda bir ihtimali
olsa da, "Sonsuz olarak ate§te yanmak" felaketinden sakinmak lazim olmaz mi? Azicik akli
olan kimse bile boyle felaketten sakinmaz mi? Sonsuz ate§te yanmak ihtimalinden kurtulmak
9aresini aramaz mi?
AbduIIah-i Dehlevi, omriiniin sonlarinda hastaliklardan 90k giiQsuz kaldi. Ibadetlerini zevkle,
fakat biiyiik zorluklar i^inde yapardi. Buyururdu ki:
§u §iiri okudugum zaman Allahii teala viiciiduma bir gii9 kuvvet veriyor, gen^Ie^iyorum.
Ger9i ihtiyarim, kalbim hasta, dermansizim,
Yiiziinii andik9a kuvvet gelir, gen9le§irim.
Yani; her ne kadar ihtiyar, hasta ve mecalsiz olsam da, hakiki sevgilinin a§ki ve O'na
kavu§ma isteginin cilvelerini g6rdiik9e gen9le§irim.
Vefatlari: AbduIIah-i Dehlevi her zaman §ehid olmayi arzii ederlerdi. Lakin buyururlardi ki:
"Miir§idim ve iistadimin, yani Mazhar-i Can-i Canan hazretlerinin §ehid edilmesinden
insanlara 90k sikintilar geldi. U9 sene biiyiik kitlik olup, binlerce insan oldii. Yine §ehidlik
hadisesi iizerine insanlar arasinda olan kavga ve giiriiltiilerde olenler, herkesin bildigi gibi
yaziya sigmayacak kadar 9oktu. Onun i9in §ehid olmaktan vazge9tim."
AbduIIah-i Dehlevi'nin son hastaliginda basur ve ka§intisi artti. Bu sirada Luknov'da bulunan
Ebii Sa'id Fariiki'ye kisa zamanda bir9ok mektuplar yazip; "Benden sonra yerime siz
oturursunuz." dediler. Bu haberler iizerine Ebii Sa'id 90k §a§irdi. Coluk 90cugunu Luknov'da
birakip siiratle geldi. Huzurlarina gelince; "Sizinle kar§ila§tigim zaman i9imden 90k
aglayacagim diyordum. Fakat oyle bir vakitte geldiniz ki, aglayacak giiciim de yok." buyurup,
90k ihsanlarda bulundular. Adetleri oyle idi ki, hastalandiginda vasiyetname yazdirirlardi.
§imdi de hem yazdirdilar hem soz ile anlattilar ve buyurdular ki:
"Devamh zikrediniz. Biiyiiklere baghhgmizi muhafaza ediniz. Giizel ahlakh olup, insanlarla
iyi geQininiz. Kaza ve kader hususunda nasil ve niQini birakmiz. Yol karde§leri ile birhk
olmayi lazim bihniz. Fakr, kanaat, riza, tesHm, tevekklil ve feragat iizerine olunuz. Benim
cenazemi, asar-i nebeviyyenin (Peygamber efendimize ait eserlerin) bulundugu Delhi'deki
Biiyiik Camiye gotiiriinuz Allah'm Resuliinden §efaat isteyiniz."
Yine buyurdu ki:
Hazret-i Hace Behaeddin Nak§ibend; "Bizim cenazemizin oniinde;
Huzuruna mijflis olarak geldim,
YuziJnun gijzelliginden bir sey isterim.
Su bos zenbilime elini uzat,
miJbarek eline gijvenirim
beytlerini okuyun!" buyurmu§Iardi. Ben de, bu §iirin ve ayrica asli Arabi olan §u §iirin giizel
sesle okunmasmi istiyorum:
KerTmin huzuruna aziksiz geldim,
Ne iyiligim var, ne dogru kalbim,
Bundan daha cirkin hangi sey olur?
Azik gotiJrursun, ise KerTm.
Cumartesi giinii idi. Mevlevi KerametuIIah Sahib'e; "^abuk Meyan Sahib'i yani §ah Ebu
Sa'id'i (r. aleyh) Qagirmiz." buyurdular. Mevlevi Sahib acele kalkip, Ebu Sa'id hazretlerini
9agirdi. Kapidan i^eri girince, baki§Iarmi ona ^evirdi ve bu halde, 22 Safer 1240 (m. 1824)
senesinde, ku§luk vakti murakabe halinde iken, bu sikmtilarla dolu diinyadan ayrildilar.
Vefati haberini duyan binlerce insan toplandi. Cenaze namazi Biiyiik Camide kilmdi. §ah Ebu
Sa'id imam oldu. Cenazesi, iistadi Mazhar-i Can-i Canan hazretlerinin medfun bulundugu
kabrin sag yanma defnolundu.
Bugiin oradaki U9 kabirden biri de §ah Ebii Sa'id hazretlerinindir. Hacdan donerlerken
Tunek'de vefat etti. Cenazesini oradan getirip, AbduUah-i Dehlevi'nin sag yanma defnettiler.
Bu duruma gore, AbduUah-i Dehlevi'nin mezari ortada olandir.
AbduUah-i Dehlevi'nin vefati i^in; "Nevverallahu madca'ahii: AUahii teala kabrini
nurlandirsm." ve "Can be-Hak Nak§ibend-i sani dad: Ikinci Nak§ibend Hakka can verdi."
tarih dii§iiruldu. §ah Rauf Ahmed de pek giizel bir rubai soyledi ki §6yledir:
Zamaninin kayyumu Sah Abdullah-i DehlevT,
Vefat etti, acildi ona Cennat-i naTm.
Kalbimden vefatina tarih aradim, buldum:
FT ravhin ve reyhanin ve Cennat-in-na'Tm (1240)
AbduUah-i Dehlevi hazretlerinin biiyiikliigiinii en giizel, talebesi Mevlana Halid-i Bagdadi
hazretleri me§hur divanmda §6yle anlatmi§tir:
"Miibarek hocam karanlik ufuklari aydmlatip, mahliikati dalaletten hidayete kavu§turmaya
vesile oldu.
O, hidayet yildizi, karanlik gecelerin dolunayi, takva ummani, feyzler deflnesi, yiiksek haller
ve kerametler hazinesidir.
O, hilmde yer, vekarda daglar, ziya bakimindan giine§, yiikseklikte sema gibidir.
O, Din-i islami en giizel bilen bir kaynak, irfan madeni, mahliikatin yardimcisi, iyilik ve ihsan
menbaidir.
O, AUahii tealaya kavu§turucularin kutbu, evtadin rehberi, mahluklarin gavsi (yardimcisi),
ebdal isimli Hak a§iklarinin maksadi, hedefidir.
O, mahluklarin §eyhulislami, muslumanlarin ba§taci, buyiiklerin reisi, mu§killerde muracaat
yeridir.
Gizli bir rehberlikle en iyiye gotiiriicu, en iyi yol gostericidir. Biitiin glicii ile insanlari AUahii
tealaya davet edici, 9agiricidir.
O, alemlerin Rabbinin sevdigi bir kuldur. Kim onun gosterdigi dogru yoldan giderse, sen o
kimseye; "Ey emsallerine rehber olan zat!" diye hitab et.
Nefs hevasmm bukagisiyla baglanmi§ nice cahilleri, o, bir nazarla, tevecciihle nefsinin
elinden kurtarmi§tir.
Nice kamil veliler, ondan yiiz 9evirdigi gibi yiiksek hallerden ve marifetlerden mahriim
kalmi§tir.
Onun yiiksekligini inkar eden nice kimseler helak olmu§, AUahii tealanm §iddetli azabma
yakalanmi§tir.
O, noksan olanlarm kemale gelmesine vesile olan, biitiin kemal ehlinin de noksanmi
tamamlayandir.
§ani yiiceAUahii teala, onu, azamet ve heybet kubbesi altmda gizlemi§tir."
Eserleri: 1) Makamat-i Mazhariyye: Hocasi Mazhar-i Can-i Canan hazretlerini pek giizel
anlatmaktadir. 2) Mekatib-i §erife: Pek faydali bilgiler ve niikteleri ihtiva etmektedir.
EYVAH!.?
AbduUah-i Dehlevi miisliimanlara 90k §efkatli idi. Seher vakti onlara dua ederdi. Kotiiliik
gordiiklerine de iyilik yapardi. Hakim KudretuUah Han AbduUah-i Dehlevi hazretlerinin
kom§usu idi. (^oga zaman AbduUah-i Dehlevi'yi giybet eder, aleyhinde konu§urdu. Bir giin
hapse dii§tii. AbduUah-i Dehlevi hazretleri onu hapishaneden 9ikartmak i9in 90k ugra§ti.
Fakat bunu ona soylemedi.
AbduUah-i Dehlevi'nin meclisindi diinya ile ilgili sozler konu§ulmazdi. Birisi giybet etse ona
mani olur, giybet edene; "O dedigine ben daha layikim." derdi. Bir giin yaninda; padi§ahi
kotiilediler. O giin oru9lu idi. Kotiileyene donerek; "Eyvah orucumuz gitti!" buyurdu. "Siz
kimseyi kotiilemediniz ki!" dendiginde; "Evet, biz giybet etmedik, ama dinledik. Giybette
soyleyende dinleyen de aynidir." buyurdu.
p'NDAN GELENE RAZIYI^
Abdullah-i Dehlevi'nin mubarek vucutlarinda birkac tane hastalik vardi. Bu hastaliklar sebebiyle
namazlarini ozurlu kilardi. Bunu bilen dostlarmdan biri dayanamayip; "Efendim! Herkes hastaliktan
kurtulmak icin sizden dua istiyor. Cenab-i Hak da dualarmizi reddetmiyor. Her gelen, sifaya
kavusarak huzurunuzdan ayriliyor. Halbuki sizdeki hastaliklari biliyoruz. Dua buyurup da bu
dertlerden kurtulsaniz olmaz mi?" diye sordu. da; "Onlar hastaliktan kurtulmak icin dua
istiyorlar. Biz ise, Allahu tealanm verdigi bu dert ve belalardan, gonderdigi icin raziyiz. Dert ve
belalar, kemend-i mahbub oldugundan Allahu teala, bu dertleri sevdigi kullarindan dilediklerine
verir. Bu sebeple dertlerin bizden gitmesini degil, gonderilmesini isteriz." buyurdu.
0, insanlarin sikintilardan kurtulmalarina yardimci olurdu.
SADIK TALEBE!
Abdullah-i DehlevT buyurdu ki;
Talebe, sadik olan talib demektir. Allahu tealanin sevgisi ile ve O'nun sevgisine kavusmak arzusu
ile yanmaktadir. Bilmedigi, aniayamadigi bir ask ile saskin haldedir. Uykusu kacar, goz yaslari
dinmez. Gecmisteki gunahlarindan utanarak basini kaldiramaz. Her isinde Allah'dan korkar, titrer,
Allahu tealanin sevgisine kavusturacak isleri yapmak icin cirpinir. Her isinde sabreder. Her
gecimsizlikte, sikintida kusuru kendisinde gorur. Her nefeste Allah'ini dusunur. Gaflet ile yasamaz.
Kimseyle munakasa etmez. Bir kaibi incitmekten korkar. Kalbleri Allahu tealanin evi bilir. Eshab-i
kiram hakkinda hayr konusur ve isimleri anildiginda "r.anhum" der. Hepsinin iyi oldugunu soyler.
Peygamber efendimiz Eshab-i kiram arasinda olan seyleri konusmamagi emir buyurdu. Salih
musluman, bunlari konusmaz, yazmaz ve okumaz. Boylece, o buyuklere karsi bir edebsizlikte
bulunmaktan kendini korur. buyukleri sevmek, Allah'in Resulunu sevmenin nisanidir, alametidir.
Kendi bilgisi, kendi gorusu ile eviiya-yi kirami, birbirinden asagi ve yukari diye ayirmaz. Birinin,
daha yuksek, daha ustun oldugu ancak ayet-i kerime, hadTs-i serif ve Sahabe-i kiramin sozbirligi ile
aniasilir. Muhabbet sarhoslugu elbet baskadir. Ask sahibi mazurdur.
HASTALIK NIMETTIR
AbduUah-i Dehlevi, §ani buyiik bir veli,
Me§hurdu halk isinde, bir 90k kerametleri.
Bir giin biri gelerek, miibarek huzuruna,
"Oglumuz 9oktan beri, kayiptir" dedi ona.
Ve ilave etti ki: "Lutfen dua ediniz,
Tekrardan ihsan etsin, onu bize Rabbimiz."
Onun bu sozlerini, dinleyip buyiik zat,
Buyurdu ki: "Oglunuz, evindedir §u saat."
O kimse heyret edip, dedi: "Ama efendim,
§imdi evden ayrilip, huziirunuza geldim."
O yine buyurdu ki: "Evine don ki §u an,
Rabbimiz onu size, tekrardan etti ihsan."
"Peki efendim" deyip, evine gittiginde,
Gordii ki oturuyor, oglu gelmi§ evinde.
Yine bir giin birisi, oliim yatagmdaki,
Hastasmi sirtlayip, geldi bir seher vakti.
Dedi ki:"Ey efendim, 90k agirdir hastamiz,
Beiki bir §ifa bulur, dua buyurursaniz."
§6yle bir nazar etti, hastaya bir kerrecik,
Kavu§tu sihhatine, kimse hemencecik.
Boyle, binlerce ki§i, dua alip zattan,
§ifaya kavu§urdu, her tiirlii mazarrattan.
Lakin kendisinin de, iXq miihim derdi vardi,
Hatta namazlarmi, hep oziirlii kilardi.
Sevdiklerinden biri, buna olup muttali
Bir giin kendilerine, sual etti bu hali.
"Efendim, bu devirde, kim hasta olsa eger,
Kapiniza gelerek, sizden dua isterler.
Siz bir dua edince, gelen her bir hastaya,
Her biri, duanizia, kavu§uyor §ifaya.
Halbuki sizin dahi, vardir hastaliginiz,
Ve bilhassa U9unden, hi? yoktur rahatiniz.
Lakin hikmet nedir ki, etmezsiniz hi? dua?
Etseniz, size dahi, verir Allah bir deva."
Buyurdu ki: "Kurtulmak, istiyor dertten onlar,
Bu yiizden bize gelip, hep dua istiyorlar.
Biz ise Rabbimizin, verdigi bu dertlerden,
O gonderdigi i9in, raziyiz herbirinden.
Mahbub-u kemenddir ki, her musibet ve bela,
Sevdigi kullarina, gonderir Hak teala."
Kitlik vaki oImu§tu, bir zaman da Delhi'de,
Buna 90k iiziilmii§tii, Abdullah Dehlevi de.
Mescidin aviusuna, ^ikti bir giin nihayet,
Kizgin giine§ altinda, oturdu kisa miiddet.
Dedi ki: "Ya Ilahi, yagmur yagana kadar,
Buradan gitmemege, bu kulun verdi karar."
O boyle soyleyince, 90k ge9medi aradan,
Nehirler akar gibi, yagmur yagdi havadan.
^ok nazli kullaridir, Allah'in 9iirLkii onlar,
Onlarin hiirmetine, yagdirir yagmur ve kar.
ResiiluIIah'tan gelen, ilahi feyiz, nilr,
Onlarm kalplerinden, herkese vasil olur.
Bu biiyiik velilerin hiirmetine ya Rabbi,
Bizi, her halimizde, onlara eyie tabi.
1) Mu'cem-ul-MiJellifTn; cild 6, s. 77
2) Esma-iJI-MuellifTn; c.1, s. 190
3) Makamat-i Mazhariyye; s. 159.
4) Hadaik-ul-Verdiyye; s. 209
5) Irgam-ul-Merid; s. 70
6)Adab;s. 10.
7) Behfet-us-Seniyye; s.8
8) HadTkat-iJI-Evliya; s. 122
9) Re§ehat Zeyli; s.72.
1 0) Tarn ilmihal Seadet-i Ebediyye; s. 431 , 1 081 .
11) RehberAnsiklopedisi; c.1, s. 18
12) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.18, s. 282.
13) Nuzhet-ul-Havatir; c.7, s.306.
14) Sefinet-iJI-Evliya (Huseyin Vassaf); c.2, s. 28.
15) Persian Literature; c.2, s. 1034.
16) HazTnet-ul-Asfiya; c.1, s. 703.
ABDULLAH BJN DINAR;
Tabiin devri evliyasindan. Ismi Abdullah bin Dinar, kiinyesi Ebu Abdurrahman'dir. Dogum
yeri ve tarihi bilinmektedir. 744 (H.127) senesinde vefat etti.
Abdullah bin Dinar, Abdullah ibni Omer'in azadli kolesi idi. llim ve edeb iizere yeti§ti.
Hadis-i §erif ilminde iistiin bir dereceye yukselmi§ olup miiksirundan yani, 90k hadis-i §erif
rivayet edenlerdendir. Eshab-i kiramdan Abdullah ibni Omer, Enes bin Malik'den
(radiyallahii anhlima), ayricaSiileyman bin Yesar ve Ebu Salih bin Selman'dan ilim ogrenip
hadis-i §erif rivayet etti. Imam-i Nesai onu muksirundan kabul eder. Kendisinden, Musa bin
Ukbe, Malik oglu Abdurrahman, Nafi el-Kurey§i, Siifyan bin Uyeyne, Muhammed bin Suka
gibi alimler hadis rivayet ettiler. Hadis alimleri onu sika, giivenilir saydilar. Rivayetleri
me§hur hadis kitaplari olan Kiitiib-i Sitte'de bulunmaktadir. Nasihatleri ile yol g6stermi§ ve
insanlarin kalbinde yer tutmu§tur.
Abdullah bin Dinar hazretleri, ahlak9a Tabiinin en ileri gelenlerinden idi. Ebu Hamza bir giin
kendisine; "AUahii tealaya yakla§mak nasil olur?" diyerek nasihat isteyince;
"insanlardan uzak ve yalniz oldugunda kisaca her zaman AUah'tan kork. Be§ vakit
namazini cemaatle kiL Yoniinii harama ^evirme, boylece, AUahii tealaya
yakla^anlardan oL" buyurmu§tur.
Abdullah bin Dinar bir sohbetinde talebelerine ve sevdiklerine buyurdu ki:
"Lokman Hakim ogluna §6yle dedi: "Ey ogul! Ate§ gelirken ondan nasil emin olunur?
Dlinyadan ayrilmak muhakkak iken, ona nasil meyledilir? Oliim nasil akildan ^ikar? Onun
geleceginden asla §iiphe edilmez. Uyudugun gibi oleceksin. Ey oglum! Insanin iiq §eyi vardir:
Ruhunu Azrail aleyhisselam alir. Hayir veya §er ne ise; ameli kendisine kalir. Bedenini de
kurtlar yer ve toprak 9uriitur."
1 ) Tezl<iret-ul-Huffaz; c.1, s. 125
2) Tabal<at-i ibn-i Sa'd; c.5, s. 626
3) Tehzib-iJI-Esma, ve'l-Luga; c.1, s. 264
4) IVIizan-ul-itidal; c.3, s. 417
5) TetizTb-ut-TetizTb; c.5, s. 201
6) El-IVIenhel-ul Azb-iJI IVIevrud; c.2, s. 286
7) Hilyet-iJI-Evliya; c.10, s. 162
8) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.2, s.93
ABDULLAH BJN EBO BEKR EL-AYDEROS;
Evliyanin biiyiiklerinden. Ismi, Abdullah bin Ebu Bekr bin Abdurrahman es-Sekafl
el-Ayderiis, kiinyesi Ebu Muhammed' dir. 1408 (H.81 1) senesinde dogdu.
Babasi, Abdullah Ayderiis dogmadan once AUahii tealaya kendisine salih bir evlat vermesi
i9in yalvarirdi. Evine sohbet i9in bir9ok veli gelirdi. Bir defasinda onlardan dua istedi. Onlar
dua edince, o sirada gaibden bir ses duyuldu. Bu ses; "Dua kabill oldu. Isteginiz olacak." diye
yankilaniyordu. Dogmadan once dedesi; "Dogacak bu 90cuk biiyiik bir veli, dogu ve batinin
kutbu olacak." buyurdu. Dogduktan sonra velilerden olan dedesi ismini ve kiinyesini koyarak,
manevi himayesine aldi. Kii9iik ya§ta ilim ogrenmeye ba§layan Abdullah Ayderiis, dedesinin
yaninda Kur'an-i kerimi ezberledi. 8 ya§inda iken dedesi vefat etti. Vefat etmeden once
Abdullah'in §aninin yiiksek olacagini soyledi. Sonra yeti§mesini babasi iizerine aldi. Babasi
ona 90k deger verir ve; "Bu oglum AbduUah'da Peygamber efendimizin kokularindan bir
koku duyuyorum." derdi. Fakat 10 ya§ina basinca babasi da vefat etti. Bunun iizerine
yeti§tirilmesini amcasi §eyh Omer Muhdar iizerine aldi ve onu kizi ile eviendirdi.
Amcasi Omer Muhdar, ayni zamanda onu tasavvuf yolunda yeti§tirdi. Amcasindan bir^ok
ilim ve ism-i a'zami ogrendi. Ayrica Sa'd bin Abdullah Ubeyd, Abdullah Bahrave, Ibrahim
bin Muhammed Hiirmiiz ve Abdullah Gu§eyr'den fikih ogrendi, Tenbih, Hulasa ve Minhac
kitaplarmi okudu. Ayrica Muhammed bin Hasan ve amcalari Ahmed, Muhammed ve
Hasan'dan tasavvuf ilmini ogrendi. Sayilamayacak kadar alime talebelik etti ve ilim ogrendi.
Abdullah Ayderus hep nefsine kar§i Qikti. Yedi sene orucunu yedi hurma tanesi ile a^ti ve
ba§ka bir §ey yemedi. ^ok aQlik Qekti. Annesi yemek yemesini ister, da muhalefet
edemezdi. Fakat nefsi pay Qikardigi iQin bundan vazgcQti. Yirmi sene bir yatakta yatip
uyumadi.
Ayderusi yirmi be§ ya§inda iken amcasiOmer Muhdar vefat etti. Bunun iizerine halk,
Muhammed bin Hasan'a miiracaat ederek Omer Muhdar'in vazifesini yapmasini istediler. O
da istihare yaptiktan sonra bu i§e Abdullah Ayderiisi'nin daha layik oldugunu soyledi.
Ayderiisi ise bu vazifeyi, gen? oldugunu ve amcalarinin bu i§e kendisinden daha layik
oldugunu soyleyerek kabiil etmek istemedi. Fakat amcalarinin israrlari iizerine, ders vermeye
ve talebe okutmaya ba§Iadi. Dort bir taraftan gelen talebeler kendisinden fikih, tefsir, hadis ve
tasavvuf yolunu ogrendiler. Sohbetlerinde devlet ileri gelenleri bulunurdu. Imam-i Gazali'nin
ihyau Ulumiddin kitabini 90k okurdu. Neredeyse ezberIemi§ti.Bunu talebelerine de tavsiye
ederek; "Bizim i^in kitap ve siinnetin di§inda bir yol, bir usiil yoktur. Bu yolu da
musanniflerin efendisi, miictehidlerin sonuncusu, Hiiccet-iil-lslam Imam-i Gazali, Ihyau
Ulumiddin adii eserinde a9iklam§itir. Bu eser, Kitab (Kur'an-i kerim), Siinnet (hadis-i
§erifler), tarikat ve hakikatin aQiklamasindan ibarettir." buyurdu.
Abdullah Ayderiisi comerd, ikram sahibi idi. Biitiin malini, mevkiini miisliimanlara tahsis
ederdi. Herkese durumuna gore muamele eder ve herkesin seviyesine inerdi. Konu§tugu
kimse onun en 90k kendisini sevdigine inanirdi.
Abdullah el-Ayderiis; diinyaya dii§kiin olmayip haram ve §iipheli §eylerden 90k sakinan bir
zat idi. Kerametleri ve menkibeleri 9oktur.
Abdullah el-Ayderiis'un hanimi Ai§e binti Omer Muhdar 90k agir hasta oldu. Akrabalarindan
bir hanim onun odasina girdi. Ai§e hanimin sanki nefes almasi durmu§tu. Kadin iyice
aniamak i9in, Ai§e hanimi saga sola 9evirdi. Hi9 ses alamadi. Abdullah el-Ayderiis'a haber
verince, haniminin yanina girdi. Dedikleri gibi nefes almadan yatiyordu. Hanimina dua edip
119 defa ismi ile seslendi, ii9iincii sesleni§te, Allahii tealanin izni ile hanimi cevap verdi ve
hastaliktan kurtulmu§ olarak kalkti.
Allahii teala, daha bir9ok hastaya, Abdullah el-Ayderiis hazretlerinin duasi ile §ifa ihsan
etmi§tir.
§6yle aniatilir:
Ali bin Omer Me§iis isimli salih bir zat vardi. Bu zat, bir giin hanimina beddua etti. Hanimi
bir hastaliga yakalanip bitab dii§tii. Bunun iizerine pi§man olan ve iiziilen zat, hemen Ebii
Muhammed el-Ayderiis'un yanina gidip durumu aniatti. Ebii Muhammed el-Ayderiis, zati
bir daha beddua etmekten men etti ve; "Sen §imdi haniminin yanina git." dedi. O zat
haniminin yanina gittiginde, onun, sapasaglam oldugunu gordii; "Sen nasil oldu da boyle
iyile§tin?" diye sordu. Hanimi; "Sen gittikten bir siire sonra uyumu§um. Riiyamda §eyh
Abdullah yanima geldi ve benim iizerime Ma§aaIIah okudu. Sonra da bana; "Kalk." dedi.
Uyanip kalktim ve AUahii tealanin izniyle yiirudum." cevabini verdi.
Abdurrahman Hatib isimli bir zatin, sag elinde bir yara Qikti ve kisa zamanda yayildi. Eli §i§ti.
Bu durum kar§ismda 90k korktu ve ne yapti ise Qare bulamadi. Kime gitti ise, yarasi daha da
azdi. Sonunda zat Ebu Muhammed el-Ayderus hazretlerinin yanma gelip durumunu arz etti.
§eyh Ebu Muhammed, yarasma bakti. Sonra eliyle §i§kin olan yaranm iizerini meshetti. Bazi
ilaQlar siirdli. "§ifa AUahii tealadan." buyurdu. Orasi iyile§ti ve yaradan eser kalmadi.
Ebii Muhammed el-Ayderiis zamanmda, bulundugu beldenin ileri gelenlerinden bir ki§inin,
bir kiz 90cugu vardi. O kif i kiz Qocugunu 90k severdi. Bir giin kizm gozii agrimaya ba§Iadi.
Sonunda kizm gozii kapandi. O zat, kizmi alarak, §eyh Ebii Muhammed'in yanma getirdi.
Kizmm sihhate kavu§masi i^in dua istedi. §eyh Ebii Muhammed, §ifasi i^in AUahii tealaya
dua etti. Sonra eli ile goziin iizerine meshetti. AUahii tealanm izni ile kizm gozleri iyile§ti.
Siileyman bin Ahmed-i Bahnak §6yle anlatir:
Bir zaman kiiffar beldesinde idim. O sirada 90k hastalandim. Yanimda §eyh Abdullah
el-Ayderiis'un bir elbisesi vardi. Onu giydim ve Abdullah Ayderiis'u vesile ederek AUahii
tealadan §ifa dileginde bulundum. Sonra yatip uyudum. Riiyamda; kendimi katira binmi§
gordiim, pe§imde de bir grup 90cuk vardi. Cocuklar; "Ya Hannan, ya Mennan aii Siileyman
(Ya Hannan, ya Mennan Siileyman'a §ifa ver)!" diye yalvariyorlardi. Sabah kalktigim zaman,
hastaligimdan hi9 eser yoktu.
Abdullah el-Ayderiis'un zamanindaki sultanin bir kiz karde§i vardi. Bu hanimin pek9ok
miicevheri vardi. Bir giin miicevherler 9alindi. Bu hale sultan 90k kizdi ve; "Miicevherleri
kim aldi ise, onu oldiirecegim." dedi. Abdullah el-Ayderiis bunu haber alinca, hemen sultanin
yanina gitti ve bir siire nasihat etti:
"Ya Sultan! Sen hi9 bir kimseye zarar verme. Miicevherler bulunur." dedi.
Bu soz iizerine sultan ferahladi. Gece olunca, Abdullah el-Ayderiis yanina bir talebesini
alarak, sarayda 9ali§an bir gorevlinin evine gitti ve miicevherlerin hepsini istedi. O ki§i,
Abdullah el-Ayderiis'un heybetinden korkarak miicevherleri verdi. Abdullah el-Ayderiis
oradan ayrilip, §eyh Omer mescidinin yanina geldi. Yanindaki talebesini saraya gonderip,
sultanin kiz karde§ini 9agirtti. O gelince, ona miicevherlerinin nasil oldugunu sordu. O da,
hepsini bir bir tarif etti. O ki§iden aldigi miicevherler arasinda bulunan ve tarif edilen
vasiflara uyan miicevherleri sultanin kiz karde§ine verdi. Geri kalan miicevherleri de, sahibine
gotiiriip teslim etti.
Bir giin kadinin biri kii9iik 90cuguyla birlikte bir bah9enin oniinden ge9iyordu. Kadin
bah9edeki meyvelerden 9almak istedi ve 90cugu bir kenara birakip agaca 9ikti. Bir mikdar
meyve topladi. A§agi indiginde oglunu hareketsiz bir halde buldu. Bunun iizerine aglayip
feryad etmeye ba§Iadi. Oradan ge9enler bu bah9enin Seyyid Abdullah hazretlerine aid
oldugunu soylediler. O zaman kadin tovbe etti. Topladigi meyveleri geri verdi. ^ocugunu alip
giderken 90cugunun tekrar eski haline geldigini gordii.
Abdullah el-Eyderiis hazretleri bir giin bir yerde uyudu. Bu arada namaz vakti girdi. Bir zat
onu namaz kilmasi i9in uyandirdi. Namaz vaktinin girdigini bildirdi. Bunun iizerine
AbduIIah-i Ayderiisi ona; "Ben namazimi cemaatle kildim." dedi. O zat kendi kendine;
"Halbuki ben buradan hi9 ayrilmadim. O ise cemaatle kildigini soyliiyor." diye dii§iindii.
Di§ari 9ikip gordiiklerine; "Size namazi kim kildirdi?" diye sorunca onlar da; "§eyh
AbduIIah-i Ayderiisi" cevabini verdiler. O zat bu durumun AbduIIah-i Ayderiisi'nin kerameti
oldugunu aniadi.
Duasi makbuldii. Abdullah bin Ali Kesiri, vefat edince, ogullari Muhammed ile Bedr arasinda
ihtilaf 9ikti. Bedr, §uyun denen yeri i§gal etti ve burada ya§ayan Ebii Bekr bin Herise isminde
veil bir zati hapsedip 9e§itli eziyet ve i§kenceler yapti. Bunun iizerine o zatin talebeleri
AbduUah-i Ayderusi'nin huzuruna gelip hocalarina yapilan i§kencenin hafifletilmesi ve
hapisten kurtulmasi iQin dua etmesini istediler. Ona dua edip, korkmamasi i^in haber
gonderdi. Ebu Bekr bin Herise bundan sonra yapilan i§kencelerden aci duymadi. Bir miiddet
sonra onu hapishaneden 9ikardilar.
Vefati yakla§tiginda talebelerine, sevdiklerine tavsiye ve nasihatta bulundu. Oglu Ebu Bekr'i
yerine §eyh tayin etti. Diger ^ocuklarina; "Artik bu diyara donemeyiz." dedi. Hazirlik yaparak
yolculuga Qikti. Ugradigi her koyde halka nasihat etmek i^in bir miiddet kalirdi. §uhr denen
§ehre vardiginda biitiin halk onu kar§ilamak iizere yola ^ikti. Burada bir ay kadar kaldi.
Pazartesi ve per§embe giinleri vaz ve nasihatlerde bulunurdu. Sonra ayrildi. Yolda
rahatsizlandi. Yanindakilere, dostlardan, vatandan ayri kalmak ile ilgili kaside okumalarini
emretti. Terim §ehrine vardiginda 54 ya§inda iken 1460 (H.865) yilinda vefat etti. Zembil
kabristanina defnedildi.
Abdullah el-AyderQs'un diger kerametleri, FethuUah el-Kuddus ft Menakibi Abdullah
el-Ayderus adli eserde anlatilmaktadir.
Abdullah el-Ayderiis'un yazdigi eserlerden bazilari §unlardir: 1) El-Kibrit-iil-Ahmer, 2)
§erhu Kasidet-is-Sa'id, 3) Menakib-i Sa'd bin All,
jlrUZ VERMEDilM!
Fakih Isa bin Muhammed §6yle anlatir:
Uzak bir diyarda idim. Abdullah el-Ayderus'u a^ik^a bulundugum yerde gormeyi temenni
etmi§tim. Mescide gittim. Oraya bir dilenci ve yaninda birisi gelip benden bir §ey istedi. Bir
§ey vermedim. Oradan ayrilip ba§ka yere gittim. O dilenci ve yanindaki ki§i benim arkamdan
geldi. Sonra yine yanima yakla§arak benden bir §eyler istedi. Yine yiiz vermedim. Bunun
iizerine o dilenci ve yanindaki ayrilip gitti. Bir miiddet sonra ben, Abdullah el-Ayderiis'un
bulundugu yere dondiim. §eyh AbduUah'in yanina giderek; "Ben sizi gittigim yerde alenen
gormeyi temenni ettim. Lakin bu istegim hasil olmadi." dedim. Bunun iizerine Ebii
Muhammed el-Ayderus ; "Sana aleni goriinmem hasil oldu. Falan giin duha vaktinde sen
falan mescidde idin. Senin yanina bir dilenci geldi. Yaninda birisi de vardi. Senden bir §eyler
istediler. Onlara bir §ey vermedin. Sonra kalkip bir yere gittin. Onlar da seni takib etti ve yine
bir §eyler istediler. Yine yiiz vermedin. i§te o dilencinin yanindaki ben idim. Ben, senin
yanina o kilikla gelmi§tim." dedi. Ben; "Efendim! Sizin dedikleriniz dogrudur. Fakat o size
fazla benzemiyordu." deyince, §eyh Abdullah da; "Eger ben bu halimle senin yanina gelse
idim, sen beni tanir ve insanlara haber verirdin." buyurdu.
1) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.123.
2) Mu'cem-iJI-Muellifin; c.6, s.38
3) EI-Me§re-ur-RevT; c.2, s. 153
ABDULLAH BJN EBU HUZEYL EL-ANEZT;
Tabiin devri alim ve evliyasindan. Ismi Abdullah bin Ebii Huzeyl el-Anezi olup
kiinyesiEbii'l-Mugire'dir. Dogum ve vefat yeri ve tarihi bilinmemektedir.
Abdullah bin Huzeyl, hadis-i §erif rivayeti ilminde iistiin bir derecede idi. Hazret-i Ebii Bekr,
hazret-i Omer, hazret-i Ali, Ammar, Ubeyy, Ibn-i Mes'iid, Habbab, Ebii Hureyre ve ba§ka
sahabilerden, radiyallahii anhiim, hadis-i §erif rivayetinde bulundu. Vasil el-Ahdeb, Ebii't-Tac
ed-Dubei, Ismail bin Reca, Seclah el-Kindi, Selm bin Atiyye, Ata bin Saib, Ayam bin Hav§eb
gibi hadis alimleri kendisinden hadis-i §erif nakletmi§lerdir.
Abdullah bin Huzeyl, vaktin biiyiik nimet oldugunu bilir ve zamanin bo§a geQirilmesini
istemezdi. Ebu Ferve anlatir:
Abdullah bin Huzeyl ile oturuyorduk. Birisi gelip insanlarin kendi aralarmda konu§tugu
§eylerden soyledi. Bunun iizerine Abdullah bin Huzeyl; "Ey AUah'in kulu biz bunlari
konu§arak vaktimizi oldurmek i9in yaratilmadik." diyerek onu susturdu.
Medhedilmekten ho§lanmaz §6hretten kaQardi. Bir gun bulundugu yerde imam olmasmi teklif
ettiler. Kabul etmedi. Sebebini sorduklarmda; "Buradan ge^en birisi bu adam hayirli ve
muhterem bir zat da, onun i^in imam yapmi§lar diye dii^uniir." dedi.
insanlarm en 90k neden sakmmasi gerektigi soruldugunda; "Ya Rabbi! Faydasiz ilimden,
iirperip yumu^amayan kalbten, kabul olmayan duadan, doymayan nefisten sana
siginirim." diyerek Peygamber efendimizin hadis-i §erifi ile cevap verdi.
1)Hilye;c.4, S.358
2) A'lam-iJn NiJbela; c.4, s. 170
ABDULLAH EFENDJ
Nigde Endlistri Meslek Lisesi ile Saglik Meslek Lisesi arasmdaki asfalt yolun iizerinde
medfundur. Yol yapimi sirasmda mezari kaldirilamadigmdan oldugu yerde birakilmi§tir.
Bolge halki tarafmdan sevilip ziyaret edilen Abdullah Efendi'nin ya§adigi devir ve hayati
hakkmda kaynaklarda bilgi bulunamami§tir.
ABDULLAH EFENDJ, (Himmetzade);
Bayramiyye yolunun §eyhlerinden. 1640 (H.1050) yilmda Istanbul'da dogdu. 1710 (H.1122)
yilmda vefat etti. Istanbul Usklidar'daki Bezcizade Tekkesinde babasmm yanma gomiildu.
Babasi Himmet Efendi de Bayramiyye yolunun §eyhlerindendi. Abdullah, kii9uk ya§ta
miikemmel bir tahsil ve terbiye gordii. Bilhassa tefsir ve hadis ilimlerinde kendisini yeti§tirdi.
Bu arada Bayramiyye tarikatma intisab ederek babasma mlirid, talebe oldu. Tasavvuf yolunda
ilerledi. 1669'da Kasimpa§a, on yil sonra da Fatih civarmdaki Halil Pa§a Camiine vaiz oldu.
1684 yilmda babasmm vefati iizerine YenibahQe'deki Himmetzade dergahma §eyh tayin
edildi. Nezaketi, zarafeti ve sohbetlerinin tathligi ile me§hur oldu.
1683 yilmda Merzifonlu Kara Mustafa Pa§anin Viyana oniinde ugradigi biiyiik bozgundan
sonra, Almanlar ve Polonyalilarla beraber Ruslar ve Venedikliler de iizerimize saldirmi§lardi.
Dort dii§manla ^arpifan ordularimiz agir maglubiyetlere ugruyordu. Istanbul halki heyecan
i^inde idi. Padi§ah ve devlet ricali aleyhinde her giin tiirlii dedikodular yayiliyordu. Sultan
Dordiincii Mehmed Hanin bu nazik vaziyet kar§isinda Edirne'den donmemesi, aleyhindeki
sozlerin artmasina yol a^iyordu.
Dordiincii Mehmed Han Eyliil ba§inda Istanbul'a geldiginde camilerdeki vaiz §eyhlerden iimit
verici sozlerle halkin heyecanini yati§tirmalarini emretti. Kendisi cuma namazini kilmak
iizere Daviid Pa§a Camiine geldi. Himmetzade Abdullah Efendiyi de vaz vermek iizere oraya
davet etti.
Abdullah Efendi davet iizerine Daviid Pa§a'ya gitti. Camide pek aci sozlerle halki hiingiir
hiingiir aglatan vazinda ozet olarak §6yle buyurdu:
Ummet-i Muhammed (sallallahii aleyhi ve sellem), devlet sahipsiz kaldi. §ehir ve kaleler
dii§man eline dii§iip cami ve mescidler kilise oldu. Biitiin bunlar giinahlarimiz sebebi iledir.
Fiilimizi degi§tirelim. Gunahlarimiza tovbe edelim. §imdiden sonra bize lazim olan gozumuz
ya§indan ^imen bitinceye kadar ba§imizi yerden kaldirmamaktir. Sonra padi§aha serzeni§te
bulunarak:
Nedir bu inip binme, bu hay buy ve nefs-i emmarenize uymalar? Nice bir gaflet uykusunda
yatursiz? Ger?! padi§ahlar ava gide gelmi§tir. Ancak §imdi zamani degil. Her zamanin bir
icabi var.dedi."
Sultan Dordiincii Mehmed Han ba§i yerde olarak dinledigi bu vaz ii nasihatten sonra devlet
i§leri lie bizzat ilgilenmeye ba§ladi.
Himmetzade Abdullah Efendi 1688'de hacca gitti. lliklerine kadar ResuluUah a§ki ile yanarak
§u kitayi soyledi:
Ravzana yiJz suren bulur aman
El aman ey Fahr-i alem el aman
Her gelen dilhaste, bulur taze can
El aman ey Fahr-i alem el aman.
Hacdan d6nu§unde Sultan Selim Camii Cuma Vaizligine tayin edilince selatin camileri kiirsii
§eyhleri silsilesine girmi§ oldu. 1694'te FatihCamii vaizligine nakledildi. 1697'de Sultan
ikinci Mustafa'nin Avusturya seferine ordu vaizi olarak katildi. Allah yolunda, Islamiyet
ugrunda sava§manin fazileti hakkinda vazlar vererek askeri gayrete getirdi. Yapilan
sava§larda Osmanli askerinin fevkalade cesareti neticesinde Avusturya ordulari bozguna
ugratildi ve zaferle donlildii.
Hayatinin son yiUarinda Bayezid ve Siileymaniye camileri vaizliklerinde bulunan Abdullah
Efendi 1710 yilinda Hakk'in rahmetine kavu§tu.
1) Vekayi-iil-Fudela; c.2, s. 420.
2) Tuhfe-i Hattatm; s.286
3) Osmanli MiJellifleri; c.2, s.313.
ABDULLAH-I ENSARI;
Evliyanin me§hurlarindan ve Hanbeli mezhebinin bliyiik fikih alimlerinden. Ismi Abdullah
bin Muhammed bin Ali el-Ensari el-Hirevi'dir. Kiinyesi Ebii Ismail olup nesebi, tlirbesi
istanbul'da bulunan ve Eshab-i kiramm me§hurlarmdan olan Halid bin Zeyd Ebu Eyyub-i
Ensari'ye dayanir. Bu sebeple Ensari nisbesiyle taninmi§tir. 1005 (H.396)te Herat'ta dogdu.
1088 (H.481) senesinde Herat'ta vefat etti. Tlirbesi Qok ziyaret edilen yerlerden biridir. Hadis
ihninde yiiksek derecede alim idi. U? yiiz binden ziyade hadis-i §erif ezberlemi§tir. Ayrica
tefsir, fikih, kelam, tarih, neseb ve diger ilimlerde alim idi.
Dort ya§mda ilim ogrenmeye ba§ladi. Dokuz ya§mdan itibaren Kadi Ebu Mensur ve
Caruzi'nin sohbetlerine devam etti. Hafizasi fevkalade kuvvetli idi. Mektepte duydugu ve
yazdigi her §eyi hemen ezberlerdi. Daha o zamanlarda, 90k giizel §iirler soylerdi.
Gece-giindiiz ilimle ugra§ti. Abdlil-Cebbar el-Cerrahi, Ebu Mensur el-Ezdi, Ebii Sa'id
es-Sayrafl ve ba§ka birQok alimden ilim ogrendi. Kendisinden de; Ebii'1-Vakt Abd-iil-Evvel,
Ebii'l-Feth Nasr bin Seyyar ve daha ba§ka bir9ok kimse ilim ogrenip icazet, diploma aldilar.
Onun biiyiik bir alim ve evliya olacagmi Hizir aleyhisselam mujdelemi§tir. §6yle ki:
Hace Ebu Asim, AbduUah-i Ensari hazretlerinin hocalarmdan ve akrabasmdan idi. Bir gun
ziyaretine gitti. Hocasi kendisine yemek ikram etti ve sohbet edip bazi §eyler ogretti. Ebu
Asim'm hanimi ihtiyar idi. Evliyadan miibarek bir hatun idi ve Hizir aleyhisselamdan ilim
ogrenirdi. Bu hatun diyor ki:
Hizir aleyhisselam bize geldiginde, AbduUah'i goriip kim oldugunu sordu. Boyle sormak
onun adetidir. Bildigi halde yine sorar. Ben; "Filan kimsedir." dedim. Buyurdu ki: "Dogudan
batiya kadar herkes onun adini duyar. §eyh-ul-islam ismi ile me§hur olur. §imdi on yedi
ya§indadir. Babasi ve kendisi, ne oldugunu bilmez. Zamaninda ondan biiyiik kimse olmaz.
Yer yiiziinde onun buyiiklugunu duymayan kalmaz."
O gerQekten mujdelendigi gibi yeti§ti. Kendini tamamen ilme verdi. Geceleri kandil i§iginda
hadis-i §erif yazardi. Yemek yemege vakit bulamazdi. Annesi, ekmek parQalarini lokma
lokma edip yedirirdi. Hadis-i §erif toplamak i^in 9e§itli memleketlere gitti. ^ok sikintilara
katlandi.
ilim ugruna emsaline az rastlanan gayret ve fedakarliklar gosterdi.Bir defasinda Ni§abur'dan
Dezbad'e gitmek iizere yola 9ikmi§ti. Yolda §iddetli bir yagmura tutuldu. Koynunda hadis-i
§eriflerin yazili oldugu kitaplar, nlishalar vardi. Bunlarin yagmurdan islanmamasi iQin yol
boyunca riiku vaziyetinde egilerek yiiriidu.
U9 yiiz alimden hadis-i §erif ogrendi. Bunlarin hepsi biiyiik hadis alimleri olup, hepsi de Ehl-i
siinnet idi. Hi? biri bid'at sahibi degildi. Tefsir ilmini Hace Yahya Imari'den ogrendi.
Tasavvuf ilmini ise zamaninin biiyiik alimi ve rehberi Ebii'l-Hasan Harkani hazretlerinden
ogrenip kemale erdi.
ilim tahsilini tamamladiktan sonra insanlarm, AUahii tealanm emrine uymalari,
yasakladiklarmdan sakmmalari i^in gayret etti. Omriinii insanlarm seadete kavu§malari,
AUahii tealanm rizasmi kazanmalan i9in harcadi. Diinyaya dii§kiinliik gostermedi.
AbduUah-i Ensari, §eyhiilislam idi. Hanbeli mezhebinin biiyiik alimlerinden olup, 90k yiiksek
bir veli idi. Kerametleri pek Qoktur. Vazlarmda Ehl-i siinneti miidafaa eder, mezhebsizlik ve
bid'atlerin kotiiliigiinii anlatirdi. AUahii tealaya kavu§mak yolunda yiiriimek isteyenlerin,
evliyaya ve hakiki din alimlerine 90k bagli olmasmi isterdi. Bu yolda ilerleten vasitalarm,
onlara olan tam muhabbet ve baghlik odugunu soylerdi. O biiyiiklere dil uzatanlarm
zavalhliklarmi her defasmda ifade eder ve; "Ya Rabbi! Dostlarmi oyle yaptm ki, onlari
taniyan sana kavu§uyor ve sana kavu§mayan onlari tamyamiyor. Ya Rabbi! Her kimi felakete
dii§iirmek istersen, onu dostlarinm, evliyanm ve ger9ek Islam alimlerinin iizerine atarsin."
buyurmu§tur.
§6yle anlatmi§tir:
Bir zaman bir arkada§ ile Basra'ya gittim. Alti giin ge9tigi halde, hi9 bir §ey yemedik. Yedinci
giin bir kimse gelip bize hirer altin hediyye etti. Ben de altini arkada§ima verdim. Gidip
yiyecek bir §eyler getirdi. Beraberce yedik. Sonra yolumuza devam ettik. Deniz kiyisina
geldik. Kalan bir altini gemiciye verip gemiye bindik. Gemide, k6§ede kendi halinde oturan
biri vardi. Namaz vakitlerinde kalkar, namazdan sonra tekrar kendi halinde oturmaya devam
ederdi. Kendisine yakla§ip, bir ihtiyaci olursa yardimci olabilecegimizi soyledik. "Oldugu
zaman soylerim." dedi. Bir giin bize; "Ben, yarin ogle namazindan sonra vefat edecegim.
Gemiciye, sizi sahile 9ikarmasini soyleyiniz. Elbiselerimden bir §ey isterse veriniz. Di§ari
9iktiginiz zaman bir aga9lik goriirsiiniiz. Orada, biiyiik bir agacin altinda, benim kefenlenme
ve defin i§lerim i9in her§eyi hazirlanmi§ bulursunuz. i§lerimi tamamlayip, beni oraya
defnediniz. Benim bu yamali elbisemi de kaybetmeyiniz. Hille'ye gittiginiz zaman, zarif bir
gen9, sizden bu yamali elbiseyi ister. Ona veriniz." dedi.
Hakikaten de ertesi giinii ogle namazindan sonra vefat etti. Bundan sonra biz dediklerini
aynen yaptik. Her §ey tam anlattigi gibi oluyordu. Hille'ye vardigimizda, tarif ettigi gen9
kar§imiza 9ikip; "Emaneti veriniz." dedi. Biz, yanimizdaki emaneti kendisine teslim ettik ve;
"Allah rizasi iQin bize izah eder misin? O zat kimdi? Sen kimsin? Bu olanlar nedir?" dedik.
"O bir dervi§ idi. Miras birakacak bir mail vardi. Kendisine bir varis taleb etti. Beni
gosterdiler. Siz, bir mikdar bekleyin. Ben hemen geliyorum." dedi. Gidip biraz sonra geldi.
Kendi elbiselerini 9ikarmi§ bizim getirdigimiz elbiseleri giymi§ idi. Kendi elbiselerini bize
verip; "Bunlar sizindir." dedi ve gitti.
AbduUah-i Ensari hazretleri buyurdu ki:
"Oyle zaman olur ki, AUahii teala bir kulunu ibadetleri ile me§gul eyler. O ibadetler, o kulun
azitmasina sebeb olur. Yani kibir ve ucba kapilmasina yol aQar. Yine oyle zaman olur ki, o
kulunu bir i§e, bir giinaha du§urur. O glinahi sebebiyle kul o kadar uzuliir ki, bu iiziilmesi o
kimsenin hidayetine sebeb olur. Haline bakip gafletten uyanir. Tovbe ve istigfar eder. Bu her
iki durumda da atilgan olmamalidir. AUahii teala, cesaret ve atilganlikla giinah i§leyip de; "O
bizi affeder." diyen kuUarmi sevmez. Giinahlari kuQuk gormekten daha zararli bir §ey yoktur.
Giinahlarm kiiQuklugunu degil de, kimin koydugu yasaklari Qignemekte oldugunu du§uniip,
haya etmelidir."
"Hak tealanm sevdiklerinin yolunda olmak ile diinyaya kiymet vermek, dixnyaya dii§kiin
olmak, bir arada bulunmaz. Bu yolda bulunan bir kimsenin kalbinde, diinyanm zerre kadar
kiymeti bulunursa, yagdan kil Qikmasi gibi, kolayca bu yoldan Qikar. AUahii tealanm dostlari,
diinyaya hi9 kiymet vermezler, onun IqIu gam yemezler. Biitiin diinyayi bir lokma haline
getirip, bir velinin agzina koysan, israf olmaz. GerQek israf, bir §eyi AUahii tealanm rizasina
aykiri olarak sarfetmektir. AUahii teala, diinyayi eliniz ile terketmeyi degil, kalbiniz ile
terketmeyi ister ve begenir."
"i§ledigin taat ve ibadetleri begenmemelisin. O taat sana ho§ gelmemeli, bir lezzet
aramamalisin. Taatini begenmek §irktir. Yalniz AUahii tealanm emri oldugu iQin,
buyuruldugu gibi, yani ilmihal kitaplarinda bildirdigi gibi i§lemeli. Taatini Hak tealaya
ismarla ve kendi begenmeni §eytanin yiiziine 9arp. Beyt:
Bir amel ki kalbine ho§ gelir.
Bir giinahtir ki ozrii mii§kildir.
"Bedbahtligin, zarar ve ziyan iQinde olmanin en a^ik alameti, Allah yolunda hergiin
ilerleyememektir. "
"Mall seviyorsan, yerine sarf et de sana sonsuz arkada§ olsun! Eger sevmiyorsan, ye de yok
olsun."
"AUahii teala, kendi rizasini istiyenlerin yardimcisidir."
"U9 kisim ilim vardir ki, bunlar tovbe, tevekkiil ve hakikat ilimleridir. Tovbe ilmi ki, bu ilmi
se9ilmi§ler, biiyiik zatlar ve avam, diger insanlar kabiil ettiler. Tevekkiil ilmini, se9ilmi§ler
kabiil etti, ama avam kabiil etmedi. Hakikat ilmini ise, insanlarin ilim, akil ve anlayi§
seviyelerinin iistiinde oldugu i^in, 90k kimse anliyamadi."
"AUahii tealanm azabina miistehak olanlar, her an gaflette bulunanlardir. Bunlar, ba§larina
gelmesi muhtemel olan korkun9 azabdan gafil olduklari i9in, kendilerini emniyette ve rahat
hissederler. Her zaman uyanik olan kalbler ise, her an korku ve hiiziin ile dolu olurlar.
Devamli ahiret i9in hazirlik yaparlar. Dolayisi ile bu kimseler cezaya miistehak degildir."
"insana, ahirete giden yolda mutlaka §u dort §ey lazimdir: Birinci olarak, itikad ve amel.
Bunun i9in kendisine lazim olan ilmi ogrenip tatbik etmek lazimdir. Bu ilim yolcuya yon
verir, idare eder. Ikinci olarak, bir zikir lazimdir. Bu, yolcuya tenhada arkada§lik eder ve zikir
yardimi ile yalnizlik 9ekmez. U9iincii olarak, bu yolcunun haram ve §iiphelilerden sakinmasi
ve diinyaya dii§kiin olmamasi lazimdir. Bu uygun olmayan dii§iince ve ba§ka §eylerin
kendisini me§gul etmemesine sebeb olur. Dordiincu olarak, bir yakin lazimdir. Bu da, yolcuyu
gidecegi yere kadar gotiirur. i§te omriinde bu dort §eyden ayrilmayan saadete kavu§ur."
"Diinya ne demektir biliyor musunuz? Gonlune gelen ve seni AUahii tealadan uzakla§tiran her
§ey diinya demektir. Seni O'ndan ba§ka bir §ey ile me§giil eden her §ey de iitnedir. Bu kisa
omrii, Allahii tealadan uzakla§tiran §eylere yakla§makla ge^iren, O'ndan ba§ka §eylerle
me§giil olan kimse, ahiretini harab etmi§ olur. Bu ise, akil sahiblerinin yapacagi §ey degildir."
"Sidk ve muhabbetin alameti ahde vefadir."
"Nefsiniz sizi uygun olmayan §eylerle me§gul etmeden evvel, siz nefsinizi hayirli §eylerle
me§gul ediniz,"
"Hak tealaya yakin olmayi istememek ve du§unmemek cinayettir."
"Miir§id-i kamilin, yeti§mi§ ve yeti§tirebilen rehberin miibarek cemalini gormek ve sohbetine
kavu§mak en biiyiik ganimetlerdendir. Onlarin giizel cemali ve sohbeti her zaman ele geQmez.
Onu elden kaQirmamalidir. Arafat daima olur, fakat onlar daima bulunmaz. Bu biiyiik
ganimeti layikiyla degerlendirmeli, nimetin kiymetini bilmelidir."
"Birisi, riiyasinda Peygamber efendimizi gordii. Eviiyadan bir grup ile bir yerde oturuyorlardi.
Herkes, O'nu dinliyordu. Birden semanin kapilari aQiIdi. Elinde ibrik ve legen ile bir meiek
geldi. MeIek, ibrik ve legen ile herkesin online geliyor, orada bulunanlar ellerini yikiyordu.
Riiyayi goren kimse en sonda bulunuyordu. Sira ona gelince; "Legeni kaldirm. O, bu taifeden
degildir." dediler. MeIek de legeni alip gotiirdii. O kimse, Peygamber efendimize donerek;
"Ya Resiilallah! Ben bunlardan degilim ama, biliyorsunuz ki, sizi ve bunlari 90k seven
birisiyim." dedi. Peygamber efendimiz; "Bunlara muhabbet eden bunlardandir." buyurdu.
Bunun iizerine meIek, legenle ibrigi getirdi, kimse de elini yikadi. Peygamber efendimiz
kimseye doniip tebessiim ettiler ve; "Bize muhabbet ettik^e bizimlesin." buyurdular. O kimse
bu riiyadan sonra bu yolun biiyiiklerinden biri oldu."
AbduIIah-i Ensari hazretleri, Sehl-i Tiisteri hakkmda §6yle anlatti:
"Tasavvuf ehli arasmda;"Benim elbisem, benim ayakkabim." demek edebe uygun degildir.
Dostlar arasmda, hi9bir §eyi miilkiyetle nisbet etmemek, onlarm adabmdandir. Zaruret
miistesna."
"Kendisinden ba§ka ilah olmayan Allahii tealanm kiymetli bir kulu vefat edecegi zaman,
Azrail aleyhisselam gelerek; "Korkma! Erhamiirrahimine gidiyorsun. Asil vatanma
kavu§uyorsun. Biiyiik bayrama vasil oluyorsun. Bu cihan bir konaktir. Bu konak mii'minin
zindanidir. OdiinQ olarak sana verilen bu varlik bir bahanedir. Bu sebepten, bu bahane gider
ve uzakla§ir. Hakikat meydana Qikarak, ki§i devamli diri olan Allaha kavu§ur." der. O kul
i^in, diinyada bundan daha tatli, daha ho§ ve daha rahat bir giin olmaz."
"Ki§inin sozii amelinden 90k olursa noksandir. Ameli soziinden fazia olursa kemaldir."
"Allahii tealanin bir kulunu sevmediginin alameti; kulun, kendisine faydasi olmayan
bo§ §eylerle me§gul olmasidir,"
"Umitsizlik, kiifiir i^inde bir kapidir. Allahii tealanm rahmetinden iimidini kesmek kiifurdiir."
"Arif; kalbini Allahii tealayi dii§iinmek, unutmamak, viiciidunu da, insanlarm rahmet-i
ilahiyyeye kavu§malari iQin seferber eden kimsedir."
"Bir zaman Hire'ye askerler geldi. Askerlerden birisi, koyliiniin birinden atlari iQin saman
aldi. Ucretini tam olarak odedi. Koyliiniin ihtiyar bir babasi vardi. O asker ile dost oldu.
ihtiyar koylii, dostu olan askere dedi ki:
Bugiin, hacilar hac etmektedir. Ke§ke biz de orada olsaydik.
Asker:
-ister misin? Seni oraya eri§tireyim. Ama kimseye soylememek §arti ile, dedi.
-Soylemem.
Asker, AUahii tealanin izni ile bir anda ihtiyari Arafat'a ula§tirdi. Hac edip, liizumlu vazifeleri
yaptiktan sonra, yine bir anda geri dondiiler. Ihtiyar, askere dedi ki:
-Senin gibi bir halde bulunan kimsenin, askerlerin arasinda durmasina hayret ediyorum. Bu
nasil oluyor?
-Eger benim gibi bir kimse bunlarin i9inde olmasa idi, senin gibi bir ihtiyar veya zayif,
muhta? bir dede gelip derdini dokse kim bakardi? Kim alakadar olurdu? Kim dostluk elini
uzatirdi? i§te ben, birQok faydalari dii§unerek bunlar arasmda bulunuyorum. Sakm sirrimi
kimseye soyleme.
-Peki, diyen ihtiyar, i§in i^inde once farkedemedigi nice hikmet ve faydalarm bulundugunu
anlayip, te§ekkur etti ve ayrildilar."
"Sana iyilik eden kimsenin esiri olursun. Ona kar§i boynun biikiik olur. Kendisine iyilik
ettigin kimseye kar§i ise, tam tersi olur. Onun i^in, daima herkese iyilik etmeli, faydali
olmaya 9ali§malidir. Nitekim bir hadis-i §erifte; "Veren el, alan elden iistiindiir,"
buyrulmu§tur."
"Ebii'l-Huseyin isminde birisi, bir giin hocam Husri'yi incitmi§ti. O andan beri kalbimde ona
kar§i sogukluk duyuyorum."
AbduUah-i Ensari hazretleri, Al-i Imran suresi 103. ayet-i kerimesinin mealen; "AUah'in
habline simsiki sarilin." kismmi §6yle tefsir etmektedir: "Ayet-i kerimede gCQcn; "AUah'in
habline simsiki sarilin."dan murad, AUahii tealanm emirlerine riayet ederek ibadete devam
etmektir. Ayet-i kerimede gCQcn i'tisamm, sarilmanm ii9 derecesi vardir.
§eyhulislam AbduUah-i Ensari'nin Menazil-iis-Sayirin kitabmda, hazret-i Omer'in bildirdigi
hadis-i §erifte; "Ihsan nedir?" sualine cevaben Peygamber efendimiz buyurdu ki:
"ihsan, AUahii tealaya, goriir gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'nu
gormiiyorsan da, O seni goriiyor,"
Bu hadis-i §erif, pekQok hakikati i9erisine almaktadir.
Yine buyurdu ki:
"Bazi salih kimseler, bir hadisenin nasil neticelenecegini firasetle soyler. Bu hadisenin
neticesini AUahii teala ona mii§ahede ettirir, gosterir. Bu mii§ahede, o kimsede devamlidir.
Bazi kimseler de vardir ki, bu mii§ahede onda bazan olur, devamli olmaz. O, onu AUahii
tealanm a§kmm sarho§lugu i^inde iken soyler veya o soz dilinden Qikar da, soyledigi hakikat
olur. Ama, onun bu halden haberi bile yoktur. i§te bu iki halin birinci olani, yani firaseti
devamli olani makbiildiir. Firaseti devamli olanlara "Velayet ehli" denir. Bu i§ler, "Abdal",
"Ebrar" ve "Ziihhad"da olur. Firaseti ve mii§ahedesi bazan olanlar da "Muhakkik"lerdir.
Muhakkiklerde hadiseler, bazan kapali, bazan aQik olur. Eger §aka ile soyleseler; AUahii teala
onlari kirmaz, hakikat eder. Eger gaflet ile soylerse, cenab-i Hak yine dedigini vaki
eder.Onlar, AUahii tealanin sevgili kuUaridir."
AbduUah-i Ensari buyurdu ki:
"Firaset iki tiirliidiir: Birincisi, marifet sahiplerinin firaseti olup, talebenin istidadini ke§f
etmek, AUahii tealanin evliyasini tanimaktir. Ikincisi, riyazet Qeken, aQlikla nefslerini
parlatanlarin firaseti olup, mahliiklara ait gizli §eyleri bilmektir. Insanlarin QOgu, AUahii
tealayi hatirlamayip gece-giindiiz diinyayi dii§iindiigiinden, diinya i§lerinden ele ge^irmek
istedikleri §eylerden haber verenleri ariyor. Bunlari buyiik biliyor. Hatta, bunlari evliya,
AUahii tealaya yakin saniyorlar. Evliyanin maarifine, dogru, ince bilgilerine donlip de
bakmiyorlar. Belki, bunlara dil uzatip, bunlar AUahin sevgili kulu olsaydi, gayb olan
§eylerimizi, gizli du§uncelerimizi bilirlerdi. Bizim halimizden haberi olmiyan bir kimse,
mahluklarin iistiindeki ince bilgileri hif anliyamaz diyerek, evliyanin firasetine, Zat-i ilahiye
ve sifatlarina olan bilgilerine inanmiyorlar. Boyle, yanli§ ol^uleri sebebi ile, o bliyiiklerin
dogru ilim ve maarifinden mahrum kaliyorlar. Allahli tealanin, o bliyiikleri, cahillerin
goziinden saklayip, kendine mahsus kildigini bilmiyorlar. O, eviiyasini diinya i§Ieri ile me§gul
etmeyip, kendisi ile me§gul etmi§tir. Evliya, insanlarin hallerine, i§Ierine baglansalardi,
Allahii tealanin huzuruna layik olmazlardi".
AbduIIah-i Ensari hazretleri yine buyurdular ki:
"Ahirette her incinin bir sedeii vardir. Her §eyin kendi haline gore bir §ereii, degeri vardir.
insanoglu da kendisinde ilim bulunan bir sedeftir. Onun §ereii de ilim iledir. Ilmi olmayan
kimse, cahillik i^inde kalir, muhabbet kadehini i^emez, vilayet libasini giyemez. Allahii teala
cahili kendine dost edinmez."
"ilim, 90k tekrar ve fazia miizakere ile ele geQer. Ayrica bunun i^in az uyumali ve Allahii
tealanin yardimini talep etmelidir. Alemlere rahmet olan Resulullah efendimiz buyuruyor ki:
"Geceleyin Allahii tealanin korkusundan aglayan goze ate§ dokunmaz." Bir kimse, 40
giin Allah i9in ihlasia sabahlasa, hikmet pinarlari zahir olup, kalbinden lisanina akar.
Peygamber efendimiz; "Mii'min, gece ?ok aglar, giindiiz 90k tebessiim eder." buyurdu."
"Her denizin kenari, sonu, her giiniin gecesi vardir. Pe§inden gece gelmiyecek giin, kiyamet
giiniidiir. Ucu bucagi bulunmayan deniz, Allahii tealanin rahmet deryasidir."
"Sema tavaninin seyyareleri oldugu gibi, her bir gaflet ve hatanin da bir keffareti vardir.
Mii'minlerin giinahlarinin keffareti tovbedir."
"§iikiir; nimeti bilmenin ismidir. Zira §iikiir, nimeti vereni bilmeye gotiiriir. Bu manadan
dolayi, Kur'an-i kerimde Islam ve imana §iikiir ismi verilmi§tir."
AbduIIah-i Ensari hazretlerinin yazdigi kiymetli kitaplardan bazilari §unlardir: 1)
Menazil-iis-Sayirin, 2) §ems-ul-Mecalis, 3) Envar-iit-Tahkik, 4) Tefsir-iil-Kur'an, 5)
Hiilasa fi §erh-i Hadis, 6) §erh-ut-Taarruf li-Mezheb-it-Tasavvuf, 7) Menakib-i Imam-i
Ahmed bin Hanbel,
PARMAGINI ISIRDI!
Abdullah-i EnsarT, talebelik yillarini soyle aniatir:
"Kisin cubbem yoktu. Hava da cok soguk idi. Evimde ancak uzerinde yatabilecegim kadar bir
hasirim vardi. Uzerimi de bir kece parcasi ile ortuyordum. Keceyi basima dogru ceksem ayagim,
ayagima dogru ceksem basim acik kalirdi. Yastik olarak da bir kerpic kullanirdim. Bir de,
meclislerde giydigim elbiseyi asacak bir civi vardi. Bir gun, buyuk zatlardan birisi bize geldi ve
halimi gordu. Parmagini isirip aglamaya basladi. Bir muddet sonra, basindan sarigini cikarip onume
koydu. "Buna benden cok sen layiksin." demek istedi."
BiR^EY iSTEYEMEZDiM
Abdullah-i EnsarT aniatir:
"IVIaddT gucum olmadigi icin, talebelerime bir sey alamazdim. Kimseden de bir sey isteyemezdim.
Bu sebepten gonlumde bir elem vardi. Bir kimse, hazret-i Danyal aleyhisselami ruyasinda gormus.
Ona; "Falan dukkani Abdullah'a ver ki, kazancmi talebelerine dagitsin." buyurmus. kimse de
bunu kabul etmis. sahis, bu ruyadan sonra dukkanin kazancmi, talebelere dagitmak uzere bana
verdi."
"Su iki kimseden daha buyuk bir alim gorup isitmedim. Onlar; Harkan'da EbiJ'l-Hasan-i HarkanT ve
Herat'ta Abdullah et-TakT'dir. Ebu'l-Hasan-i HarkanT hazretlerinin talebeleri bana; "Otuz senedir
hocamizin sohbetiyle serefleniriz. Sana gosterdigi alaka ve muhabbet gibi kimseye gostermedi.
Sana ihsan ettigi gibi, baskasina boyle ihsan ettigini gormedik." dediler.
Bir gun, EbiJ'l-Hasan-i HarkanT hazretlerine; "Efendim, bir sey sormak istiyorum." dedim. da;
"Sor, ey benim cok sevdigim Abdullah!" dedi. Bes sual sordum. ikisini lisan-i hal ile, yasayarak,
ucunu de lisan-i kal ile, soyleyerek cevaplandirdi. iki elimi dizinin uzerinde tutmus idi. Bu hal beni
cok etkiledi. Oyle cok agladim ki, gozlerimden devamli gozyasi akiyordu. Tasavvufu Ebu'l-Hasan
HarkanT hazretlerinden ogrendim.
Birincisi; normal insanlarin sarilmasi ki, Allahu tealadan gelen emir ve yasaklara sarilip, devam
etmektir. Bu kisimda bulunan insanlarin ibadet ve taati, yakTn elde etmek icindir. Bu, Allah'in ipine
(Kur'an-i kerTme) sarilmaktir. ikincisi; secilmislerin sarilmasi olup, bunlarin emir ve yasaklara
uymaktaki gayretleri, Allah'tan baska her seyden kesilmek, O'na, O'nun emirlerine teslim
olmaktir. Bu da urvet-ul-vuskadir. Ucuncusu; secilmislerin secilmislerinin sarilmasi ki, bunlarin emir
ve yasaklara uymaktaki gayretleri, Allahu tealayi musahede etmek, O'nun yakinligi ile mesgul
olmak nTmetine kavusmak icindir. Buna da i'tisam-i billah denir."
1) Tabakat-i Hanabile; c.2, s.247
2) Mu'cem-ul-MiJellifTn; c.6, s.133
3) §ezerat-uz-Zeheb; c.3, s.365
4) Tezkiret-iJI-Huffaz; c.3, s.1183
5) Esma-iJI-Muellifin; c.1, s.452
7)EI-A'lam;c.4, S.122
8) Tabakat-ul-MiJfessirTn (SuyutT); s.15
9) Tabakat-i Hanabile Zeyli; c.1 , s.50
10) Tarn ilmihal Seadet-i Ebediyye; s.977
11)Esab-i Kiram; s.305
12) Rehber Ansiklopedisi; c.1, s.19
13) Mektubat-i imam-i RabbanT; c.2, mk.92
14) Kiyamet ve Ahiret; s.201
15) islam AlimleriAnsiklopedisi; c.4, s.306
16) Sefinet-ul-Evliya; s.169
ABDULLAH FAHRJ BABA;
Malatya erenlerinden. 1864 veya 1865 (H.1282) senesinde Harput'un Tutlu yoresinde Bozolar
koyii Maho veya Mehan mezrasinda dogdu. 1908 (H.1326)'de vefat etti.
On iki ya§inda Malatya'ya gidip ilim tahsiline ba§ladi. Halasinin kocasi Ahmed Efendiden
Ulu Camide ilim ogrendi. 1880'li senelerde hocasi vefat edince, yerini bo§ birakmadi ve ders
vermeye ba§ladi. Ayrica tasawufta yeti§mek iizere once Kadiri yolunda §eyh Hasan Baba
adli bir zata talebe olup, uzun miiddet onun talim ve terbiyesi altmda yeti§ip icazet aldi.
Hasan Baba vefat edince talebeleri Abdullah Fahri Baba'nm etrafmda toplandilar. Fakat o
tasawufta yiiksek derecelere ermek i9in devamli arayi§ halinde idi. Bir gece riiyasmda Haci
Omer Baba admda bir zata talebe olmasi i§aret edildi. Bunun iizerine Harput'un Koveng
koyiinde bulunan Nak§i ve Kadiri §eyhi, §eyh Haci Omer Baba'nm yanma gitti. Talebelige
kabul edilip, bir miiddet yeti§tirildikten sonra, ir§ad, insanlara dogru yolu gosterme ile
vazifelendirildi. Bundan sonra Malatya'da insanlara rehberlik etti. Onlara Ehl-i siinnet
itikadini ve din bilgilerini anlatti. Sohbet ve derslerine pek^ok kimse katilip, ondan istifade
etti. Tasavvufl konularda §iirleri vardir.
Kerametlerinden bazilari §6yle anlatilmi§tir:
Dergahinin bulundugu Boran koyiine kotiirum ve fel9li bir kimse getirilir. Durum Abdullah
Baba'ya bildirilip, §ifa bulmasi iQin himmet ve dua istenir. Kotliriim kimsenin bulundugu
arabanm yanma gidip, yedi yildir kotiirum olan bu kimseye hitab ederek; "AUahii tealanm izni
ile a§agiya in!" diyerek arabadan inmesini soyler. "Inemem." deyince, tutup kendisi indirir.
Kotiiriim birdenbire sihhate kavu§up yiiriimeye ba§lar.
Bir yaz giinii sevenleri ile birlikte Hasirci Koyiindeki talebelerinin yanma gitmi§ti. Ziyaretten
sonra Boran koyiindeki tekkesine doniip, koye yakla§tigi sirada atmi ii9 saat kadar uzakta
bulunan Hatun Suyu tarafma ^evirip, yiiksek sesle orada bulunan bir talebesine seslendi:
"Cumali Efendi seni 90k goresim geldi. Hemen dergaha gel!" Sonra yoluna devam edip
dergahma dondii. Kisa bir miiddet sonra 9agirdigi talebesi onun kerametiyle sesini i§itmi§
oldugundan, tela§ i9inde dergaha gelip;
"Buyrun efendim beni istemi§siniz geldim!" dedi.
Vefat etmeden kisa bir miiddet once bir giin zaviyesinde talebelerinin ve sevenlerinin
kalabalik oldugu bir sirada uyku hali gibi bir hal gelip kendinden ge9ti. Bu hal bir miiddet
devam etti. Sonra gozlerini a9ip;
"Eyvah ben ne yaptim!" dedi. Ne yaptmiz, ne oldu diye sorulunca;
"Sakalimdaki su damlalarma bakm." diye gosterdi. Ibrahim Efendi admda bir zat su
damlalarmdan alip, diline dokundurdu. Sonra derhal agzmi temizledi ve;
"Efendim bu 90k aci zehir." dedi. Bunun iizerine;
"Evet oglum, bu bir oliim §erbetidir. Biraz once Sultan Abdiilhamid Han ile yanyana idim.
Birisi iki kase §erbet getirdi. Abdiilhamid Han ile birlikte ayaga kalktik. Sultan bana, buyurun
Baba Efendi i9in! dedi. Once siz buyrun Sultanim, dedim. Fakat benim almam i9in israr etti.
Alip i9tim. Ey cemaat, bu §erbet sizler i9in aci bir zehirdir. Fakat benim i9in tatli bir oliim
§erbetidir." dedi. Abdullah Fahri Baba'nm bahsettigi padi§ah Sultan Ikinci Abdiilhamid Han,
kendisinden on sene sonra 1918 senesinde vefat etmi§tir. Evliya bir padi§ahti.
Orduz koyii halkmdan bir zat §6yle anlatmif tir:
Karakaya Barajmm suyunun yiikselmesi sebebiyle Abdullah Fahri Baba'nm tiirbesi bu suyun
altmda kalacagmdan, kabrini naklettik. Boranli Haci Mustafa Baba'nm neslinden birka9 ki§i
de nakil i§inde bulundu. Kabrini naklettikten sonra Malatya'ya dondiik. Hiiseyin Bey Kopriisii
semtinde arabadan indik. O sirada tanidigimiz bir ihtiyarla kar§ila§tim. Hal hatir sorduktan
sonra bana;
"Senden evliya kokusu geliyor. EUerini uzat." dedi. EUerimi uzattim. EUerimi tutup yiiziine
goziine siirdii, optii. "O koku i§te bu ellerden geliyor, beni mest etti. Bu eller bugiin ne i§
gordii?" diye sordu. O giin ogle vakti Abdullah Fahri Baba'nm na§ini naklederken ellerim ona
dokunmu§tu. Ayni ak§am Orduz'daki evimize gittim. Ablam; "Senden ho§ bir koku geliyor."
dedi. O giin ve gece ben de ho§ kokuyla mest olmu§tum.
1) Malatyaly Goniil Sultanlary; s.l3
ABDULLAH BJN GALJB;
Evliyanin taninmi§larindan ve Tabiinden. Ziihd ve vera sahibi olup, din bilgilerini ogrenmek
ve bunlara gore ya§amak zevkini tadan bir veli idi. Tasavvufta ustiin derecelere kavu^tu. Sade
ve basit bir hayat ya§ardi.
Evinde iki odasi vardi. Bunlardan birini ailesinin ikametine, digerini de ibadet i^in ayirmi§ti.
ibadetlerini bu odada yapardi. Kendine has giindiiz ve gece okudugu ayri dualar vardi. Yiiz
rekat ku§luk namazi kilar; "Biz Allahli tealaya kulluk i^in, ibadet etmek i9in yaratildik."
derdi. Hatta; "Dostlarma ve sana tabi olanlara 90k ibadet ettiriyorsun, onlari sikintiya
sokuyorsun." diyen birine; "Onlarin ibadet etmekten ne gozleri gormez oldu ne de belleri
biikiildii. Allahii teala kendisini 90k zikretmemizi istiyor. Sen ise az zikretmemizi
soyliiyorsun!" cevabini vermi§ti.
Bazan yaptigi amelleri insanlara anlatir ve insanlari te§vik maksadiyla; "Allahii teala bu gece
bana §u kadar rekat namaz kilmayi, §6yle zikretmeyi, §unlari okumayi nasib etti..." derdi. Bu
sozlerini dinleyenlerden bazilari; "Senin gibi bir zat ibadetleriyle boyle oviiniir mii?"
dediklerinde, Kur'an-i kerimden; "Rabbinin nimetlerini soyle!" (Duha siiresi: 11)
mealindeki ayet-i kerimeyi okudu ve; "Rabbim iizerimdeki nimetlerini soylememi emrediyor,
sizler ise gizlememi istiyorsunuz." dedi.
Ki§inin yaptigi ibadet ve taatlari ba§kalarina anlatmasinin niyetine gore degi§ecegini, halis ve
riyasiz ise emr-i mariif, iyiligi bildirmek olacagina i§aret ederdi. Ebu Said el-Hudri'den
rivayet ettigi; "Iki buy mii'minde bir araya gelmez cimrilik ve kotii ablak." badis-i
§erifini devamli okurdu.
§6yle dua ederdi:
"AUah'im arzularimizin dii§iikhigiinden, kotiiliigiinden, amellerimizin noksanligindan,
ecelimizin yakla§masindan, salih kuUarin aramizdan ayrilmasindan sana siginiriz."
Zaviye harbi denilen bir sava§a katilmi§ti. Bu sirada oru9lu idi. Du§man saflarina hiicum
edecegi sirada ba§ina biraz su doktii. Sonra kilicini siyirip kinini kirdi. Bu, §ehid dii§iinceye
kadar savaf acagim manasina gelirdi. Dii§man saflarina daldi. Sava§a sava§a §ehid dii§tii.
1) Hilyet-ul-Evliya; c.2, s.256
ABDULLAH-I GURCiSTANI;
On dordiincii yiizyilda ya§ayan me§hur velilerden. Dogum ve vefat tarihleri bilinmemektedir.
Giircistan koylerinden birinde dogdu. Bir sava§ta cihad ederken §ehid dii§tu. Kabri Tils
§ehrindedir. §eyh Riikneddin Alaiiddevle Semnani hazretlerinin talebesidir.
Kii9iik ya§ta iken babasinin vefat etmesi iizerine yetim, kimsesiz ve garib kaldi. Annesi bir
ba§kasiyla evlendi ve onu yanina aldi. Uvey babasinin yaninda 90k mahzun giinler ge9irdi.
Boynu biikiik, kalbi kink idi. Bir giin bir i§i sebebiyle iivey babasindan korkup koyden ka9ti.
Nereye gidecegini ve ne yapacagini bilmiyordu. Yakalanmamak i9in yol kenarinda biiyiik bir
agaca 9ikip agacin dallari ve giir yapraklari arasinda gizlendi. Agacin iizerinde 9aresiz ve
adeta imdad edecek bir §efkatli elin uzanmasini bekler gibi duruyordu. Kalbi kink ve pek
mahzun bir halde idi. Tam bu sirada bir grup yolcu gelip onun gizlendigi agacin altinda
dinlenmek iizere oturdular. Agacin altinda sulari §iril §iril akan bir pinar vardi. Konaklayan
yolcular pinardan su i9ip dinlenirken aga9 ve iizerindeki 90cugun suya aksettigini gordiiler.
Pinar 90cugu ayna gibi gosteriyordu. Yolcular bu manzarayi goriince 90cugu hemen a§agi
indirip, hayretle halini sordular. Derdini anlatinca ona 90k acidilar. Himaye etmeye karar
verip yanlarma alarak yola 9iktilar. Abdullah bu sirada giizel bir talih ve bahtiyarlik kapisinin
kendisine a9ilmi§ oldugunu bilmiyordu. Mahzunlugu ve kink kalbi ile biiyiik bir nimete
kavu§maya gidiyordu. Yol Semnan tarafina uzandi...
Kendisini himayelerine alan yolcular zamanin me§hur evliyasi Rukneddin Alaiiddevle
hazretlerinin ziyaretine ve sohbetine gidiyorlardi. Bu zatin huzuruna varip sohbetinde
bulundular. Aralarinda bulunan kuQuk ^ocugun garib ve mahzun hali o zatin dikkatini
9ekmi§ti. Ona bakip kerametiyle ilerde bliyiik bir veli olacagini ke§fetti. Gelen misafirler
sohbet bitince mlisade alip ayrildilar. Getirdikleri ^ocugu da gotiirdiiler. Onlar yola 9ikinca
Rukneddin Alaliddevle hazretleri pe§lerinden bir ki§i gonderip ^ocugu kendisine
birakmalarini istedi. Yolcular once razi olmadilar birakmamak i^in 90k ugra§tilar. Sonunda
birakmak mecburiyetinde kaldilar.
Mahzun yavru heniiz farkedemedigi bir saadet sarayinin kapisindan girmi§, bir taze fidan gibi
yeti§ecegi en miisait topraga dikilmi§ti. Artik giinleri Rukneddin Alaiiddevle hazretlerinin
derslerinde ve sohbetlerinde ge^iyordu. Giinden giine pi§iyor oIgunIa§iyordu. Zamania
buyiidii, serpildi. llim ogrendi. hnani vicdanile§ip kalbine iyice yerle§ti. Imanin hakikatine
kavu§tu. ibadetleri seve seve ve biiyiik bir §evk ile yapmaya ba§Iadi. Nefsi iyice islah olup,
tasavvuf yolunda yiikseldi, kemale erdi. Onun bu haline 90k memnun olan hocasi, kendisine
icazet, diploma verip insanlara rehberlik etmesi i9in Tus'a gonderdi.
Tus §ehrinde insanlar onun kalblere §ifa olan sohbetlerine ko§tuIar. Onlara Allahii tealanin
emirlerini ve yasaklarini anlatip, Islamiyete uymalarini sagladi. Saadete kavu§malarina vesile
oldu. Omriinun son giinlerinde zamanin sultani bir sava§a 9ikti. Sultan onun himmetinden ve
bereketinden istifade etmeyi dii§iinerek sava§a katilmasmi 90k istedi. O da sultanm teklifini
kabul edip katildi. Bu sava^ta cihad ederken §ehid du§tu.
1) Nefehat-iJI-Uns (Osmanlica); s.504
2) Nesayim-iJI-Muhabbe; s.288
3) Kitabu Silsilet-iJI-MukarrabTn (SiJIeymaniye Kutijphanesi)
ABDULLAH BJN HABJB SULEMI (Bkz. EbO Abdurrahman SulemT)
ABDULLAH HADDADT;
Eviiyanm buyiiklerinden. Ismi, Abdullah olup babasmm ismi Alevi'dir. Eviad-i Resul olup,
seyyiddir. 1634 (H. 1044) senesi Safer ayinm be§inde Pazartesi glinii Yemen'in Terim
§ehrinde dogdu. 1720 (H. 1132) senesi Zilkade aymm yirmi ii9unde Sail giinii ak§ami
Terim'de vefat etti.
Abdullah Haddadi AUahii tealanin yardimina, liituf ve ihsanina kavu§up kii9uk ya§ta Kur'an-i
kerimi ezberledi. Sonra ilim tahsiline ba§ladi. Zamaninin biiyiik alimleriyle g6ru§iip derslerini
dinledi. Onlarm arasinda en giizel §ekilde yeti§ti. Fikih ilmini Kadi Sehl bin Ahmed ve
ba§kalarindan ogrendi. Kii9uk ya§ta ilimde soz sahibi oldu. (^ok zeki ve hafizasi 90k kuvvetli
idi. Okudugunu ve gordiigiinii hi9 unutmazdi. Bu sebeple ilim kapilari kendisine a9ildi. (^ok
ibadet eder, ogrendikleriyle amel ederdi. Ilimdeki iistunhigii herkesi hayran birakirdi.
Abdullah Haddadi 1668'de Haremeyn-i §erifeyne, Mekke-i miikerreme ile Medine-i
miinevvereye gitti. Ilim ogrenmek i9in pek 90k yere yolculuklarda bulundu. Kabirleri ziyaret
eder, buna 90k onem verirdi.
Talebesi Sell onun hakkinda §6yle bildirdi:
"Seyyid Abdullah bin Alevi'nin yanina kim gelirse onun kalbinden ve hatirindan ge9enleri
bilir ve haberdar olurdu. Yanina gelenin nesebini ve soyunu, ne i§ i9in geldigini onceden
soylerdi. Bir giin bir kimse gelip bir sual sormak istedi. Ona; "Senin sualin §6yledir, fakat
daha zamani degildir." buyurdu.
Bir gun Hacer denilen yerde, yanina §erif Berekat bin Muhammed gelip, isteginin kabulii i^in
dua etmesini istedi. §erif Berekat o zaman Mekke emiri degildi. Haddadi de dua etti. O
gidince dua isteyen ki§inin kim oldugunu sordu. Oradakiler; "Efendim bu zat Mekke'nin
e§rafindan bir kimsedir." dediler. Abdullah Haddadi; "O bizden Mekke'nin emiri olmak i9in
dua istedi. Biz de dua ettik, Allahii teala duamizi kabul etti. Bu vazife ona miiyesser olacak."
buyurdu. ^ok ge9meden §erif Berekat, Mekke-i miikerreme emirligine tayin edildi.
Seyyid Abdullah Haddadi hazretleri bir giin talebesi §eyh Hiiseyin bin Muhammed ile birlikte
hac i^in yola Qikti. Medine-i mlinevvereye vardiklarmda talebesi orada hastalandi.
Yakalandigi hastalik 90k §iddetli idi. Talebe nerede ise vefat edecekti. Seyyid Abdullah
Haddadi hazretleri hastanm ba§i ucuna oturdugunda onun omriiniin bittigini aniadi. Oradaki
talebelerinden bir cemaati topladi ve; "Her biriniz onun selameti i^in dua edin." buyurdu.
Seyyid Omer Emin isimli talebe; "Efendim ben omriimden bir kismmi ona hibe ettim." dedi.
Bunun iizerine Seyyid hazretleri Resulullah'm (sallallahii aleyhi ve sellem) kabr-i §erifme
gidip dua etti ve §efaat istedi. Ziyaretten sonra Seyyid Abdullah Haddadi seviuQle; "Allahii
teala duamizi kabul etti. O istedigini yapmaga kadirdir." buyurdu. Allahii tealanm izni ile
talebesi §eyh Hiiseyin hastaliktan kurtuldu. Bir zaman sonra Seyyid Abdullah, Yemen'in
Terim §ehrinde iken buyurdu ki: "Bu sene §eyh Hiiseyin vefat edecek." Buyurdugu gibi
sene §eyh Hiiseyin Mekke-i miikerremede vefat etti.
Abdullah Haddadi 90k eser yazdi. Bunlardan bazilari §unlardir: 1) Ithaf-iis-Sail bi
Ecvibet-il-Mesail, 2) Divan (Diirr-iil-Manzum li Zevil Fadil vel-Fiihum), 3)
Da'vet-iit-Tamme vet-Tezkirat-iil-Amme fil-Va'z, 4) Nesayih-iid-Diniyye, 5)
El-Miiavenetii vel-Miiazeratii lir-Ragibin,
XAZDIKLARINIZI SUVA KOYUN
Seyyid Abdullah, uzun boylu ve gur sacli olup, guler yuzluydu. Kendisine eziyet ve sikinti
verenlere af ve sevgi ile muamele ederdi. Sozu, sohbeti hos idi. Bozuk ve kotu yolda bulunan bir
kimse yanina geldiginde onun iyi yola girmesi icin butun gucu ile calisirdi. Cok kerametleri
goruldu. Kerametlerini gostermekten cok cekinirdi. Bazi talebeleri kerametleri hakkinda risaleler
yazmislardi. Bu durumdan haberi olunca onlari cagirip; "Yazdiginiz kagitlari suya koyun. Yazidan
hicbir eser kalmasin." buyurdu. Onlar da hocalarinin dedigini yaptilar, sonra talebelerine; "Boyle
seyleri yazacaginiza dint nasThatler, Tman bilgileri, fikih bilgileri, fetva kitaplari ve bunlar gibi faydali
kitaplaria mesgul olmaniz yazmaniz daha uygun olur." buyurdu.
1) Mu'cem-iJI-MuellifTn; c.6, s. 85
2) Silk-ud-DiJrer; c.3, s. 91
3) Esma-iJI-MuellifTn; c.1, s. 480
4) Tzah-ul-Meknun; c.1, s. 4, 69
5) Brockelmann; Sup-2, s. 386
6) El-A'lam; C.4, s. 104
7) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s. 128
ABDULLAH HARRAZ;
Eviiyanm biiyiiklerinden. Ismi Abdullah bin Muhammed, kiinyesi Ebii Muhammed'dir. Rey
§ehrinde dogup biiyiidii. Dogum tarihi bilinmemektedir. Hicri 922 (H.310) tarihinde vefat etti.
Abdullah el-Harraz Rey ve Bagdad' da ilim tahsil etti. ^ok hadis-i §erif ezberledi. Malik bin
Enes'den hadis-i §erif rivayet etti. Kendisinden de Ebii Ziir'a Ahmed bin Hanbel ve oglu ile
imam-i Begavi ve Miislim hadis-i §erif rivayetinde bulundular. Abdullah el-Harraz hazretleri
evliyanin buyiiklerinden Ebu Imran Kebir'in sohbetlerinde manevi olgunluga kavu§up,
kemale geldi.Ebu Hafs Haddad ile gorii^tu. llim ve irfani ziyadele§ti. Bayezid-i Bistami
hazretlerinin talebeleri ona 90k hiirmet eder, biiyiik bilirlerdi. YiUarcaMekke-i mukerremede
mlisafir olarak kaldi.
Abdullah el-Harraz haram ve §uphelilerden 90k sakinan bir zat idi. Kimseden 9ekinmez
daima hakki soylerdi. Bir defasinda talebelerinden yirmi sekiz ki§i ile birlikte hac
yolculuguna 9ikmi§ti. Mekke'ye yakin bir yerde konakladilar. Orada; "Yavrularim §imdi sizi
AUahli tealaya emanet ediyorum." buyurdu. Talebeleri; "Efendim! siz nereye gidiyorsunuz?"
diye sordular. O; "Ben Rey'den buraya kadar sizinle sohbet ederek ve sizi gozeterek geldim.
Gonliimii size vermi§tim. §imdi ise tekrar Rey'den tarafa gidiyorum. Hac niyetimi oradan
yapacagim. in§allah yine sizlere kavu§urum." buyurdu ve geri dondli.
Muhammed bin Davud Dineveri anlatir:
Abdullah el-Harraz Mekke-i mukerremede iken bir defasmda sohbetine gittim. Dort giindlir
bir §ey yememi§tim. Sohbete ba§ladigmda; "i9imizden biri dort glindiir a9. A9liktan feryad
ediyor. Yani ben a9im der gibi bir hali var." dedi. Sonra da; "Dlinyaya gelen bir canli AUahii
tealadan iimid ettigi §eye kavu§unca hayatmi vermi§ ne ehemmiyeti var?" buyurdu.
Abdullah el-Harraz talebelerine; "Bizim yolumuz futiivvettir (comertliktir). Yani kimseden
bir §ey istemek degildir." buyururdu.
Buyurdular ki:
"KuUarm en a§agisi, namazmi ve tesbihini kendi goziinde biiyiilten, yaptigi ibadetler
sebebiyle, AUahii teala katmda kiymeti oldugunu zanneden kimsedir. Eger AUahii tealanm
ihsani ve rahmeti olmasaydi, peygamberlerin (aleyhimiisselam) i§lerinin bile ne kadar zor
oldugu goriiliirdii. Nasil boyle olmasm. Peygamberlerin en iistiinii ve AUahii tealaya en yakm
olan ResuluUah efendimiz bile, AUahii tealanm rahmetinin kendisini orttiigiinii
buyurmu§lardir."
"KuUugun en giizeli, kulun AUahii tealanm verdigi nimetler kar§ismda, fiikiirden aciz
oldugunu bilmesidir."
"Sabrin alameti §ikayeti terk, musibet ve sikintilari gizlemektir."
"A9lik zahidlerin, diinyaya dii§kiin olmayanlarm; zikir ariflerin gidasidir."
"Agyara yani yar ve dost olmayana iltifat etmemek, ona sirri a9iklamamak, yiiziinii hakka
d6nmii§ olmanm alametlerindendir."
Yusuf bin Hiiseyin der ki: "Abdullah el-Harraz gibi bir kimse gormedim. O da kendisi gibi
kimse gormedi. (^ok miiriivvet sahibi, herkesi goriip gozeten bir zat idi."
1) Tabakat-iJs-Sufiyye; s.330
2) Risale-i Ku§eyn; s.170
3) Tabakat-ul-Kiibra; c.1, s.98
4) Tarih-i Bagdad; c.10, s.34-36
5) Nesayim-iJI-Mehabbe; s.95
6) Nefehat-ul-Uns; s.208
ABDULLAH HASIB YARDIMCI;
Giimii^haneli Ahmed Ziyaiiddin Efendinin halifelerinden Mustafa Feyzi Efendinin talebesi.
ismi, Abdullah Hasib olup soy ismi Yardimci'dir. Babasi "Muavin" nami ile bilinen Halis
Efendioglu Ali Efendi olup, Serez'de Cami-i Atik imami, ayni zamanda Serez Ru§diyesinde
ogretmen ve mlidur muavini idi. 1863 (H.1280) senesinde Serez'de dogdu. 1949 (H.1368)
senesinde istanbul'da vefat etti. Kabri Edimekapi Sakizagaci kabristanindadir.
Serez'de dlinyaya gelen Abdullah Hasib Efendi, ilk tahsilini memleketinde yapti. Orta
tahsilini Serez Ru§diyesinde gordli. Daha sonra istanbul'a gonderilerek (^ar§amba semtindeki
MahmM Aga medresesine devam etti. Orada on sene kadar ilim tahsil etti. 1893 senesinde
Tokatli Haci §akir Efendiden mliderrislik icazeti aldi. Giimii§haneli Ahmed Ziyaliddin Efendi
de bu icazet merasiminde bulundu. Sandiklili Hasan Efendiye de intisab etti. Ayrica Arap
Hocadan "Tashih-i huruf ' ve Haci Nuri Efendiden kiraat (Kur'an-i kerimi okuma) dersleri
alarak kendine kiraat icazeti verildi.
Serez'e giderek babasinin imamlik yaptigi Cami-i Atik'de vazife aldi. Orada Buhari dersleri
okuttu. PekQok talebe ve hafiz yeti§tirdi. 1924 senesinde tekrar Istanbul'a gelip Eyiip
Semtinde yerle§ti. Abdiilaziz Bekkine ve MehmedZahid Efendiler vasitasiyla Mustafa Feyzi
Efendi ile tani§ti. Mustafa Feyzi Efendinin sohbetlerine ve derslerine devam etti. Bu dersleri
takib i^in Eyiip'ten Bab-i ali'deki Fatma Sultan Camiine kadar her sabah yaya olarak gelirdi.
Daha sonra ayni camide vazife alip caminin me§rutasma yerle§ti. Bilahare §ehzadeba§i
Damad Ibrahim Pa§a Camiinde Imam-Hatiplik yapti. Mahmiid Pa§a semtinde bir ev alarak
oraya ta§mdi. Dort defa hacca gitti. Son zamanlarmda Kapali^ar?! Camii hatibiydi. 15 Mayis
1949 (H.1368) tarihinde Cumartesiyi Pazara baglayan gece vefat etti. Edirnekapi Sakizagaci
kabristanina defn edildi.
Abdullah Hasib Efendinin dort hanimindan on yedi 90cugu olmu§, bunlardan yalniz Sami
Yardimci Bey hayatta kalmi§tir.
Abdullah Hasib Efendi uzunca boylu, beyaz sakalli, nur yiizlii, 90k yumu§ak, hilim sahibi bir
kimse idi. Peygamber efendimize kar§i biiyiik sevgisi olup, hutbelerinde Peygamber
efendimizden bahsederken her "Efdal-iil-be§er" deyi§inde goz ya§larini tutamazdi. Kendisi
goriiniifte yumu§ak olmakla beraber dini konularda sertti.
Abdullah Hasib Efendi zahiri ve manevi ilimlerde zamanmm onde gelen simalarindandi. ^ok
oru9 tutardi. Ramuz el-Hadis kitabini uzun miiddet Bayezid Camii'nde, ^ar§amba giinleri
ogleden sonra ders olarak okuttu.
^EFAAT YA RESULALLAH!
Abdullah Hasib Efendinin Peygamber efendimiz icin soyledigi siirlerinden:
Bana evvelce gosterdin senin ol gul cemalini
Kulagima isittirdin dahi sirin mekalini
Sonunda perdeyi cektin esirgedin visalini
HasTb'in maksadi ancak teserriiftur cemalinle
Senin dTdarina geldi sefaat ya Resulallah!
Giderse Cennet'e ahbabu yaranim
Beni nara sokarsa ciirm ij isyanim
DokuliJr yaslarim hake, cikar eflake efganim
HasTb'in baslica arzusu Cemalullahi gormektir
Sana yalvarmaya geldi sefaat ya Resulallah!
1) Ramuz-ul-EhadTs Tercumesi onsozij
ABDULLAH HAYDERI;
Bagdad' da yeti§en biiyiik velilerden. UbeyduUah Hayderi diye de bilinir. Bliyiik veli Mevlana
Halid-i Bagdadi hazretlerinin ilk hilafet verdigi talebesidir. Dogum ve vefat tarihleri kesin
olarak bilinememektedir. Bagdad'da dogdu ve orada vefat etti. On dokuzuncu yiizyilin ilk
yarisinda vefat ettigi tahmin edilmektedir.
Ku9uk ya§tan itibaren akli ve nakli ilimleri tahsil eden Abdullah Hayderi biiyiik alim oldu.
Biitiin ilimleri kendinde toplayip, Islamiyetin emir ve yasaklariyla ilgili ince bilgileri elde etti.
Fesahat, belagat ve edebiyat konularmda onceki ve sonraki alimlerin iistiinii idi. Arap9a,
FarsQa ve Tiirkgeye hakim olup, "Zemah§eri" veya "Zamanm Hariri'si" diye §6hret buldu. llim
ve edebiyattaki bu yiiksek derecesi sebebiyle Bagdad'a Hanefl miiftiisii olarak tayin edildi.
Senelerce miisliimanlarm dini sorularma cevap verip islamiyetin emir ve yasaklarmi anlatti.
Hindistan'a giderek §ah Gulam-i Ali AbduUah-i Dehlevi hazretlerinin manevi sofrasmdan
feyz alip, insanlara islamiyetin emir ve yasaklarmi anlatarak onlarm diinya ve ahirette
seadete, kurtulu§a ermelerine vesile olmak vazifesiyle Bagdad'a gelen Mevlana Halid-i
Bagdadi hazretleri sohbetlerine AbduUah-i Hayderi'yi de kabiil etti. AbduUah-i Hayderi
yiiksek limine ragmen Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin oniinde diz Qoktii. Kisa bir
miiddet i^inde Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinden istifade ederek tasavvuf yolunda
ilerledi. Bagdad miiftiiliigiinden ayrilarak hocasmm hizmetinden ve sohbetlerinden ayrilmadi.
Mevlana Halid hazretleri ona:
"Abdullah su kirbasmi yiiklen. Bagdad sokaklarmda ve pazarlarda "Sebil" diyerek insanlara
su dagit." buyurdu.
Onceki makam ve §ohretini dii§iinmeden hocasmm emrini yerine getiren AbduUah-i Hayderi,
yirmi giin miiddetle sirtma yiiklendigi su kirbasiyla sokak sokak dola§arak insanlara su
dagitti. Her §eyin g6riinii§iine bakan insanlar AbduUah-i Hayderi'yi bu §ekilde goriince
hayretle birbirlerine, onun hakkmda ileri geri sozler sarf ettiler. Fakat diinyanm makamma,
§6hretine onem vermeyen, insanlarm dedikodularma aldiri§ etmeyen Abdullah Hayderi
kendisine verilen emri kusursuz olarak yerine getirmeye devam etti. Sonra hocasmm
huziiruna geldi. Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri bu sefer:
"Abdullah on giin de para ile su sat." buyurdu.
Bu emre de itirazsiz uyan AbduUah-i Hayderi, on giin miiddetle su satti. Boylece nefsinin
istediklerini yapmamak, istemediklerini yapmak siiretiyle nefsini kotiiliigii emretmekten,
kalbini de kotii huy ve dii§iincelerden temizledi. AbduUah-i Hayderi'nin evliyalik yolunda
yiiksek derecelere ula§tigmi goren Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri, ona biitiin talebeleri
arasmda ilk olarak hilafet verdi. Bagdad'da bulundugu sirada Mevlana Halid-i Bagdadi
hazretlerini ^ekemedikleri i9in kar§i ^ikanlara reddiye yazarak, tarikatlarm hak oldugunu
a^ikladi. Kitap, siinnet ve tasavvuf kitaplarmdaki aQik delilleri gosterdi. Yazdigi bu kitabi
biitiin biiyiik alimler begendiler.
AbduUah-i Hayderi devamli hocasmm yanmda bulundu. Mevlana Halid-i Bagdadi
hazretlerinin Siileymaniyye ve §am'a gittigi sirada da yanindan ve hizmetinden ayrilmadi.
Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri Abdullah Hayderi ve diger halifeleriyle ve talebeleriyle
birlikte Bagdad'dan §am'a gidiyorlardi. §am hudutlarina geldikleri zaman §einmen
kabilesinden Safvak bin Faris diye me§hiir yol kesici, birQok yardimcilariyla birlikte korkuuQ
§ekilde gelip kafileyi soymaya te§ebbiis etti. Safvak bin Haris'in anlattigina gore pek^ok
yardimcilariyla Mevlana Halid hazretlerinin kafilesine hiiciim ettikleri zaman, kafileden
beyaz elbiseli, ata binmi§ 90k heybetli bir zat goriindii. O zat soyguncularin gozleri oniinde
kadar biiyiidii ki, sanki dag kadar oldu. Ge9en kafile ile soyguncular arasinda bir engel te§kil
etti. Soyguncular kafiledekileri goremez oldular. Semaya yiikselen biiyiik bir dag misali olan
zati goriince, soygunculara bir korku, bir titreme geldi, mizraklari ellerinden kendileri de
hayvanlardan du§tu. Bu hadiseden sonra kafilede AUahii tealanin sevdigi veli kuUari
oldugunu anlayan soyguncular, hep bir agizdan; "Aman, aman! Affedin!" diye bagri§tilar.
Bunun uzerine kafile eskisi gibi normal goriinmeye ba§ladi. Soyguncular kafilede Mevlana
Halid-i Bagdadi hazretlerini goriince, hepsi kusurlarinin affini istediler. El ve ayaklarina
sarilarak tovbe ve istigfar ettiler.
Bu yolculuk esnasinda AbduUah-i Hayderi hazretleri gordiigu bir hadiseyi §6yle nakletti:
"Atli bir Habe§inin kafilemizi takib ettigini gordiim. Habe§i bizi §iddetli baskisiyla
korkutuyordu. Hemen §eyhim Mevlana Halid-i Bagdadi'ye durumu bildirdim. Efendimiz
hemen yerden bir avu? toprak alip onun yiiziine dogru atti. Habe§i artik goriinmez oldu. Fakat
bir miiddet sonra, tekrar goziiktii. Pi§man olmu§, peri§an bir halde velilerin sultani hocamizin
huzuruna gelerek boyun egdi, diz Qokiip af diledi ve tovbe etti.
Abdullah Hayderi hocasi ile birlikte tekrar Bagdad'a dondli. Mevlana Halid hazretleri ona
mutlak hilafet verdi, Bagdad'da insanlara Islamiyetin emirlerini ve yasaklarini anlatarak
AUahii tealanin rizasina kavu§turmakla vazifelendirdi. AbduUah-i Hayderi hazretleri ba§ta
arkada§lari olmak iizere biitiin Bagdad halkina islamiyetin emir ve yasaklarini anlatti. Pek^ok
insan sohbetinde bulunarak feyzinden istifade etti. Hatta Mevlana Halid hazretlerinin
halifelerinin QOgu evvela onun sohbetinde yeti§tikten sonra Mevlana Halid hazretlerinin
sohbetlerine kavu§tular.
Mevlana Halid hazretleri Bagdad'dan §am'a donecekleri sirada kendilerinin ve Abdullah
Hayderi hazretlerinin babasinin yakinda vefat edeceklerini i§aret buyurarak §am'a gittiler.
Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri §am'a dondiikten bir miiddet sonra vefat etti. Onun vefat
haberi Bagdad'a ula§inca, biitiin alimler ve veliler ile halk 90k iiziildii. Abdullah Hayderi
hazretlerinin babasina Mevlana Halid hazretlerinin vefati haberini bildirmediler. ^iinkii bu
aci haberden dolayi fenala§abilir ve hastaligi fazlala§abilirdi. Aradan ii9 ay gegince, da vefat
etti.
Abdullah Hayderi Mevlana Halid hazretlerinin derece bakimindan §eyh Osman et-Tavil'den
sonra en yiiksek halifesiydi. Bir9ok kerametleri goriildii. Uzun sender Bagdad'da kalip
insanlara seadet yolunu gosterdikten sonra orada vefat etti.
1) Mecdi Talid Tercumesi; s.75
2) §ems-u§-§umus Tercumesi; s. 45
3) Hadaik-ul-Verdiyye; s. 260
4) islam Me§hurlari Ansiklopedisi; c.1, s. 171
ABDULLAH BJN HAZIR;
Evliyanin biiyiiklerinden ve hadis alimi. Ismi, Abdullah bin Hazir bin Sabbah'dir.
EvliyauUahdan Yiisuf bin Hiiseyin'in dayisi ve Ziinniin-i Misri'nin arkada§idir. Iran'in Rey
§ehrinde dogmu§ ve orada vefat etmi§tir. Dogum ve vefat tarihleri belli degildir. Hicri
dordiincii asirda vefat etmi§tir. Tasavvufta biiyiik derecelere kavu§mu§, pek 90k veli
yeti§tirmi§tir.
Abdullah bin Hazir hadis ilminde biiyiik alim olup, Muhammed bin Abdullah el-Ensari, §az
bin Feyyaz, Kabisa bin Utbe el-Kiifl, Ibrahim bin Musa, El-Ferra', Er-Razi ba§ta olmak iizere
pek 90k alimden hadis ogrenmi§tir.
Abdullah bin Muhammed bin Naciye, Muhammed bin Yiisuf bin Bifr el-Hirevi, Ebii Bekr
e§-§afii ve ba§ka alimler de Abdullah bin Hazir'dan hadis-i §erif rivayet etmi§lerdir.
Yusuf bin Hiiseyin §6yle anlatir: "Misir'a Ziinnun-i Misri'nin yanina gittikten sonra, Rey
§ehrine doniiyordum. Bagdad'a vardim. Dayim Abdullah bin Hazir orada idi. Hacca
gidecekmi§, yanina gittim:
-Nereden geldin? diye sordu:
-Misir'dan gelip, Rey'e gidiyorum. Bir nasihat etmenizi isterim, dedim.
Buyurdu ki:
-Kabul etmezsin!
-Ederim. dedim.
O yine,
-Kabul etmezsin! buyurdu. Ben tekrar;
-Belki kabul ederim, dedim.
Yine;
-Biliyorum kabul etmezsin! buyurdu.
-ihtimal ki kabul ederim, dedim.
Buyurdu ki:
-Gece oldugunda git Ziinnun-i Misri'den ne yazmi§ isen, hepsini Dicleye birak.
-Bir dii§{ineyim, dedim.
O gece dii§iince basti ve hi? uyuyamadim. Gonliim bir tiirlii razi olmadi. Ertesi giin gidip;
-Gonliim bu i§e razi olmadi, dedim.
-Zaten ben sana kabul etmiyecegini s6ylemi§tim, buyurdu.
-Bir §ey daha soyler misiniz? dedigimde;
-Onu da kabul etmezsin, buyurdular.
-Kabul ederim, diye israr ettim. Bu sefer;
-Rey §ehrine gittiginde, ben Ziinnun-i Misri'yi gordiim deme, buyurdular.
Bu sozii uzun miiddet dii§iindiim. Evvelki sozlerinden daha zor geldi. Tekrar ona gittim.
Dedim ki:
-Bu dediginiz i§ zordur.
Buyurdu ki:
-Sana, senin IqIu gayet liizumlu olan bir §ey soyleyecegim.
-Buyurun soyleyin, dedim.
-§imdi evine gittigin zaman, insanlari kendine davet etme. AUahii tealaya davet ederken oyle
ya§a ki, AUahii tealadan bir an gafil olup, O'nu unutmayasin, buyurdu. (Abdullah bin Hazir'in
bu sozleri yanli§ anla§ilip, Ziinniin-i Misri'yi begenmiyor sanmamalidir. Onun maksadi:
Ziinniin-i Misri tevhid deryasina dalmi§, garib halleri ve halkin anlayamiyacagi tasavvufl
sozleri olan bir veli oldugundan, halkin, bu Allah dostuna dii§man olmamalari iQindir.)
Abdullah bin Hazir'in bu soziinii, §eyhiilislam AbduUah-i Ensari §u sozle izah etti:
AUahii teala Miisa aleyhisselama; "Ey Miisa! Dilin her zaman beni zikretsin. Bulundugun her
yerde benimle ol." buyurdu.
Bu iki buyiik veli bu soz ve izahlariyla, her an AUahii tealayi hatirlayip, O'nu bir an
unutmamagi tavsiye buyurmu§lardir. Bu da dostluga ve kuUuga yaki§an §eydir.
Kendisine insanin imaninin nasil kamil olacagi soruldugunda Ahmed bin Hanbel tarikiyla
rivayet ettigi §u hadis-i §erifle, cevab verdi: "Sizden biriniz kendi nefsi i?in sevdigini
mumin karde^i i^in de sevmedik^e, imam kamil olmaz".
Kadmlarin kocalarina kar§i nasil davranmalan soruldugunda; erkegin kadini iizerinde olan
haklarini uzun uzun anlattiktan sonra §az bin Feyyaz, Amr bin Ibrahim, Katade, Sa'id bin
Miiseyyib, Abdullah bin Amr'dan rivayet ettigi §u hadis-i §erifi okudular. Peygamber
efendimiz buyurdular ki: "Allahii teala, kocasina te§ekkiir etmeyen (ona nankorliik eden)
ve onunla yetinmeyen, iktifa etmeyen kadina nazar etmez,"
1) Tabakat-us-Sufiyye (SiJIemT); s.187
2) Tarih-i Bagdad; c.9, s. 448
3) Nefehat-iJI-Uns (Osmanlica); s.151
4) Tabakat-i Ensari; s. 223
5) Nesayim-ul-Mehable; s.60
6)Nefehat-ul-Uns;s.100
7) islam Alimleri Ansiklopedisi; cild 3, s.344
ABDULLAH HERAtT;
Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin yeti§tirdigi velilerden. Ismi AbduIIah'tir. Heratli
oldugu i^in Herati veya Hirevi nisbeleriyle me§hur oImu§tur. Dogum ve vefat tarihieri kesin
olarak bilinmemektedir. §am'da vefat etti. Kabri Kasiyun Dagi eteginde Mevlana Halid-i
Bagdadi hazretlerinin tlirbesi yanmdaki kabristandadir.
Horasan'm Herat §ehrinde diinyaya gelen Abdullah Herati, memleketinde ^e^itli ilimleri tahsil
edip kendini yeti§tirdi. Sonra Allahli tealanm rizasma kavu§turacak manevi yolu gosteren bir
rehber aramaya ba§Iadi. Bu sirada h^ak'm Slileymaniye §ehrinde medresede talebe okutmakta
iken aldigi manevi bir i§aretle Hindistan'da bulunan biiyiik eviiya §ah Gulam-i Ali AbduIIah-i
Dehlevi'ye talebe olmaya giden Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri, yolculuk esnasmda
Herat'a geldi. Abdullah Herati ile kar§ila§ti. Abdullah Herati Mevlana Halid-i Bagdadi
hazretlerine arkada§ olmak isteyince aralarmda §u konu§ma ge^ti:
-Nereye gidiyorsun?
-Eviiyanm sultani, §ah Abdullah Dehlevi hazretlerine talebe olmaya, onun manevi
feyzlerinden istifade etmeye ve beni islah etmesi i9in gidiyorum.
-Ben seninleyim.
Bunun iizerine Mevlana Halid hazretleri:
-D6nii§iimii bekleyin, buyurdu. AbduUah-i Herati;
-Ben h-ak'a gider orada sizi beklerim, dedi.
Bu sebeple Musul'a geldi. Orada ilim tahsili ile ugra§ti. Mevlana Halid-i Bagdadi, AbduUah-i
Dehlevi hazretlerinin sohbetleriyle §ereflenip, insanlara Islamiyetin emir ve yasaklarmi
anlatmakla vazifeli olarak Bagdad'a, oradan da Siileymaniye'ye geldigi sirada AbduUah-i
Herati de Siileymaniye'ye geldi. Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin hizmetine girip
talebesi oldu. Uzun miiddet hizmet ve sohbetlerinde bulunup manevi feyzlerine kavu§tu.
Tasavvuf yolunda ilerledi ve yiiksek evliyalik derecelerine kavu§tu. Mevlana Halid
hazretlerinin en onde gelen talebelerinden olup, Siileymaniye, Bagdad ve §am'da bulundugu
sirada hizmetinden hi9 ayrilmadi. Mevlana Halid-i Bagdadi, insanlara Allahii tealanin emir ve
yasaklarini anlatmak, onlarin diinya ve ahirette kurtulu§a ermelerine rehberlik yapmalari
hususunda ona mutlak icazet ve hilafet verdi.
AbduUah-i Herati 90k sevdigi hocasinin yanindan ve hizmetinden ayrilmaz, hocasi da onu
90k severdi. Bu sevgisinin neticesi AbduIIah-i Herati'yi Irak'taki mallarmi korumak ve
fakirlerin haklarmi vermekle vazifelendirdi. AbduIIah-i Herati, Mevlana Halid-i Bagdadi'nin
Irak'taki hububat 9e§idi malmdan ne 9ikarsa hepsini toplar, fakirlerin haklarmi ayirip
6§urlerini verdikten sonra bir kafile ile §am'a yollardi. Bunlarm eksiksiz yerine ula§masi i9in
son derece ihtimam gosterirdi.
Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri vefat ettigi zaman AbduIIah-i Herati Siileymaniye'de idi.
Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin hilafet verdigi onde gelen talebelerinden §eyh Ismail
Enerani de tauna yani saigm veba hastaligma tutulmu§tu. Hasta halinde, Siileymaniye'de
bulunan AbduIIah-i Herati'ye haber gonderip, §am'a gelmesini ve §ahitler huzurunda, kendi
yerine onu halife birakacagmi bildirdi. Sonra da §ahitlerin tauna yakalanmasmdan korktu. Bu
hususta Abdullah Herati'ye bir ferman veya icazet yazilmasmi istedi. Arzuladigi icazete
§unlari yazdirdi:
Bismillahirrahmanirrahim
Alemlerin Rabbi olanAIIahii tealaya hamd olsun. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselama,
O'nun ehline veEshabmm hepsine salat ve selam olsun. §imdi... Ben yerime, ir§ad ve
insanlara Islamiyetin emir ve yasaklarmi anlatmak makamma, salih, miicahid, felah, kurtulu§
bulan, bu zamanm dervi§i, ihsan makamma yiikselen, en giizel §ekilde eviiya yolunu izleyen
yardimci efendimiz §eyh Abdullah Hirevi (Herati)'yi oturttum. Onu yerime halife biraktim.
Tipki, §eyhim, iistadim, dayanagim, sigmagim, bu varliklarm kutbu Ebli'I-Beha Ziyaeddin
Mevlana Halid Nak§ibendi Miiceddidi'nin beni kendi yerine biraktigi gibi onu kendi yerime
biraktim.
Kendi usuliine gore emirler verecek, yasaklar koyacak, diger halife ve miiridler ona itaat
edeceklerdir. Her kim ona aykiri davranirsa, bizim yolumuzdan 9ikarilmi§tir."
AbduIIah-i Herati Siileymaniye'den dondiikten sonra yazili olan icazeti §ifahen soyledi. Altina
da Ismail Enerani Halidi imzasini atti. Mevlana Halid hazretlerinin zamanindan kalma kim
varsa hepsi bu hilafeti kabul ettiler.
AbduIIah-i Herati kendisine verilen hilafeti kabul etti. Ancak 90k sevdigi hocasinin vefati ve
onun en gozde talebesi §eyh Ismail Enerani'nin hastaligi sebebiyle iiziintii ve kedere boguldu.
Fakat kendini 9abuk toparladi. Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin §eyh Ismail Enerani'ye
ve onun da kendisine biraktigi ir§ad makamma oturdu. Mevlana Halid efendimizin aile
fertlerinin hizmetini bizzat iizerine aldi. Onlarin ihtiya9larini gidermeye gayret etti. Mevlana
Halid hazretlerinin muhterem hanimlari ve oglu §eyh Necmeddin Bagdad'a gitmek
istediginde Abdullah Herati de onlaria beraber Bagdad'a gitti. Bir miiddet kaldiktan sonra
Erbil bogesine ve oradan da §am'a dondiiler. Her ne zaman Bagdad'a ve Erbil'e gidecek
olsalardi gittikleri yerlerden onlarin halini hatirini sormadan edemezdi. Onlara daima saygili
davranirdi. Onlar §am'a doniip geldikleri zaman da en uygun nasilsa onlarin hizmetini goriir,
hi9 bir §eylerini eksik etmezdi.
Biiyiik eviiya ve kerametler sahibi olan AbduIIah-i Herati hazretleri uzun sender §am'da
Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin dergahinda kalip talebe yeti§tirdi. Insanlara
islamiyetin emir ve yasaklarini aniatarak onlarin diinyada ve ahirette seadete ermelerine
vesile oldu.
Omriinun sonuna dogru §am'daki Umeyye (Emeviyye) Camiinde hazret-i Hiiseyin'in §ehid
ba§inin oldugu makamda oturup ibadet ve zikirle me§gul idi. Orada oturdugu sirada
rahatsizlandi. Bu onun son hastaligi idi. Bunu duyan talebeleri ve halifeleri onu saglik iizere
bir daha goriip, duasini almak lizere kafile kafile geldiler. Her birisi etrafinda pervaneler gibi
donliyor, hizmette ve saygida kusur etmemeye 9ali§iyordu.
Halifeleri, AbduUah-i Herati hazretlerine hastaligmin sakinledigi bir zamanda; "Senden sonra
yerine halife olarak kime tabi olmamizi emredersiniz? ir§ad halifeligini kime
birakacaksiniz?" diye sordular. Abdullah Herati hazretleri:
"Bu i§ i9in alim, Arif-i Samedani §eyh Muhammed Hani'den ba§kasini, ondan daha layikini
gormiiyorum. Ben onda tarn miikemmel istikametten ba§ka bir hal gormiiyorum. Mevlana
Halid efendimiz de vefat edinceye kadar ondan ho§nud idi. Benden sonra ona tabi olun.
Teslimiyet anahtarlarini ona birakin." buyurdu.
Bu vasiyeti yaptiktan kisa bir miiddet sonra vefat etti. Tekfln i§leri tamamlandiktan sonra
cenaze namazi Umeyye Camiinde kilindi. Sevenlerinin mahzun baki§lari, dua ve tekbirleri
arasinda Kasiyun Dagi etegindeki Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin tlirbesinin de
bulundugu kabristana defn edildi. Biitiin talebeleri ve sevenleri onun cenaze ve defn vazifesi
sirasinda hazir bulundular.
Zahiri ilimlerde derin alim manevi ilimlerde yiiksek bir evliya olanAbduUah-i Herati giizel
ahlak sahibiydi. Miitevazi bir zat olup insanlara hizmet etmeyi severdi. Talebelerinin her tiirlu
derdleriyle ilgilenir ve yardimlarina ko§ardi.
OLUYU DiRiLTEMEM
Trablussam NakTb-ul-esrafi Seyh Abdulfettah ZagbT Efendi, Yusuf NebhanT hazretlerine soyle
aniatmistir:
Bir defasinda bir arkadasimiz hastalanmisti. Abdullah ibni Seyh Hidir ez-ZagbT'yi de yanimiza alip
ziyaretine gitmek istedik. Onu goturmekten maksadimiz hastanin bereketlerinden istifade ederek
sifaya kavusmasi idi. Ancak gitmek istemedi. Cok israr edince kabul edip bizimie geldi. Hastanin
yanina vardigimizda, siddetii hastaligindan hie bir eser kalmadi. Ayaga kalkip bizi karsiladi. "Hos
geldiniz." deyip konustu. Ziyareti yapip yanindan ayrildik. Ayrilip giderken yolda Seyh Abdullah
hazretleri; "Ben oluyu diriltemem." dedi. Bu sozuyle ziyaretine gittigimiz kisinin olecegine isaret
etmisti. Dedim ki:
"Onun yuzijnde hie oliJm isareti yok."
Yine;
"Ben oluyu diriltemem." buyurdu.
Sonra memleketine gitti. Hasta arkadasimiz iyilesti carsiya pazara cikip dolasti. Ben Seyh
Abdullah hazretlerinin isaretine ve diger taraftan da hastanin sihhate kavusmasina hayret
ediyordum. Cunku o olecegine isaret etmisti. Hasta ise sapasaglam olmustu. Aradan on gun kadar
gecti. Bir gun o arkadasin evinin bulundugu taraftan aglama sesleri isittim. Merak edip sorunca,
arkadasimizin vefat ettigini ogrendim. zaman Seyh Abdullah'in kerametini aniadim.
1) Re§ahat Zeyli; s.178
2) Hadaik-ul-Verdiyye; s.261
3) Mecd-i Talid Tercumesi; s.105
4) §ems-u§-§umus Tercumesi; s.106
ABDULLAH BJN HIDIR EZ-ZAGBI;
Kerametleriyle me§hur veli. Dogum tarihi bilinmemektedir. 1900 (H.1318) senesinde vefat
etti. Beyrut ve Trablus'ta yafami§tir. Trablus§am'in beldelerinden Akka'nin Hayzuk
koyiindendir. Nesebi Seyyid Abdiilkadir Geylani hazretlerine dayanir. Tasawufta da onun
yolu olan Kadiri tarikatinda yeti§ip kemale ermi§tir.
Bulundugu koyiin ahalisi su ihtiyacini biiyiik bir agacin altindaki pinardan kar§ilardi. Pinarin
ba§inda bulunan agaca biiyiik bir yilan yerle§mi§ti. Ahali su almaya yaklafirken bu korkunQ
yilan hiicum ediyor su alamiyorlardi. Koy halki ^aresiz kalip durumu §eyh Abdullah
hazretlerine arzettiler. Bunun iizerine ahaliyi toplayip pinara gitti. Herkesin korku ile
seyrettigi koca yilana aga^tan inip gitmesi i^in bagirdi. Yilan aga9tan indi ve oradan
uzakla§ti. Bir daha da goriinmedi. Ahali suyunu rahat9a aldi.
Vefati yakla§tigi sirada agir hasta idi. Talebeleri ve dostlari sohbet ve zikir iQin etrafinda
toplanmi§ti. Ancak yerinden kipirdayacak hali yoktu. Gelenler 90k mahziin ve iizgiin idiler.
Talebeleri zikre ba§layinca birdenbire yerinden kalkip onlara katildi. Uzerinde hi9 hastalik
eseri kalmami§ti. Zikir ve sohbet bitince tekrar yatagina yatti. Yine §iddetli hali geri dondii.
Vefatina kadar talebeleri gelince agir hastaligi birdenbire kalkar, zikir ve sohbet bitince
donerdi.
Sevenlerinden §eyh Abdiilfettah Efendi §6yle demi§tir:
Onda yiiriiyemeyecegi derecede agir bir rahatsizlik gormii^tiim. Bir miiddet sonra iizerinde bu
hastaliktan hi? eser goremedim. Merak edip sordum;
"Ceddim Abdiilkadir Geylani hazretlerinin hiirmetine bu hastaligin kalkmasi i^in dua ettim.
Hastaliktan eser kalmadi." buyurdu.
1) Cami-u Keramat-il-Evliya; c.2, s.130
ABDULLAH BJN HUBEYK;
Evliyanin biiyiiklerinden. Ismi Abdullah bin Hubeyk bin Sabik, kiinyesi Ebii Muhammed,
nisbesi el-Kiifi, el-Antaki'dir. Kiife'de dogdu. Antakya'da ya§adi. Dogum ve vefat tarihleri
bilinmemektedir.
Abdullah bin Hubeyk biiyiik alim Yiisuf Esbat'in derslerinde yeti§ti. Ilim ve feyz aldi.
Tasawufta evliyanin biiyiiklerinden Siifyan-i Sevri hazretlerinin yolunu takib etti. Ziihd ve
takvada iistiin bir dereceye yiikseldi. "Bu iimmet i9inde Yahya aleyhisselamin ziihdiine sahib
zat" diye me§hiir oldu.
Abdullah bin Hubeyk hazretleri amel ve ibadete biiyiik onem verir ibadetlerdeki ihlas
iizerinde dururdu. Edeb, havf ve reca, iimidle istek, haramlardan sakinma, nefse dii§manlik,
kalp temizligi; iizerinde durdugu diger onemli hususlardir.
Horasan'dan Feth bin §ehraf isminde bir sevdigi geldi ve kendisinden nasihat rica etti.
Buyurdu ki:
"Ey Horasanli! Dilinle yalan soyleme, goziinle harama bakma. Kalbinle miisliiman karde§ine
based etme. Kin tutma ve iyi §eyler arzu et. Eger boyle yapmazsan, sonunda bedbaht
olursun."
AUahii tealanin sonsuz ihsanina ragmen giinah i§lemekte israr edenleri; "Sana i5dlik edene
bile kotiiliik ediyorsun. Kotiiliik edene nasil iyilik edebilirsin." diyerek, gafletten uyandirirdi.
Kendisine; "Ne kadar ilim tahsil etmeliyiz?" diye soruldu. Cevap olarak; "Iyi ile kotiiyii
birbirinden ayiracak kadar olsun ogreniniz." buyurdu.
Abdullah bin Hubeyk hazretleri tama', aq gozliiliik etmekten, insanlari sakindirir ve;
"Tamahkar, a? gozlii insan tama' zincirine baglanmi§ oliiye benzer. Kalbteki tama' kalbi
miihurler, miihurlu kalb ise oliidur. Mii'min tamahkar olmaz. Nefsin §ehvet ve arzularina
uymaz." buyururdu.
Umid ve korku hakkinda ise §6yle buyurdu: "Korkunun en faydalisi giinah i§lemene engel
olan, elden kaQirdigin firsatlar iQin uzun uzun uziilmene sebeb olan ve geriye kalan omiir
iQinde seni devamli olarak du§unduren korkudur. Umidin en faydalisi ise amel etmeni
koIayIa§tirandir.
Umid ii9e ayrilir: 1) lyi amel yapip kabul edilmesini umanin iimidi. 2) Kotii i§ yapip ve tovbe
ederek affedilmesini umanin iimidi. 3) Devamli giinah ifleyip de kendisini Allahii tealanin
affedecegini umanin iimidi. Bu iimid makbiil degildir."
Amel ihlas ve sidk hakkinda buyurdu ki:
"Amelde ihlas amelden daha zordur. Kul kendisiyle Allahii teala arasindaki hususlarda tam
olarak sidk, dogruluk iizere bulununca Allahii teala onu gayb hazinelerine vakif kilar."
"Allahii teala kalbleri kendini anmak i^in yarattigi halde, insanlar onlari §ehvet, istek ve arzii
ile doIdurmu§tur. Kalplerden §ehvetin izini silecek §ey yalniz Allahii tealanin korku ve
sevgisidir."
Abdullah bin Hubeyk hazretleri i§Iedigi amele giivenenleri; "i§Iedigin faziletii amele
giivenerek azab olunmaktan korkmazsan helak olursun." diye ikaz edip uyarirdi.
Kur'an-i kerimi ezberlemi§ olanlarin isyan ve giinaha dii§mesine §a§ar ve §6yle derdi:
Ehl-i Kur'an bir giinah i§Ieyecegi zaman gogsiindeki Kur'an-i kerim lisan-i hal ile ona §6yle
seslenir: "Allahii tealaya yemin olsun ki sen beni bu i§ iQin ezberlemedin!" O giinahkar ki§i
eger bu sesi duyabilecek olsa Allahii tealadan haya ederek dii§er can verirdi.
Abdullah bin Hubeyk hazretleri en biiyiik ilahi cezanin dua ve ibadetin lezzetinin kalbten
alinmasi olduguna inanirdi. Bo§ §eylerle ugra§manin, liizumsuz §eylere kulak vermenin
kalpteki ibadet ve taattan zevk alma duygusunu sondiirdiigiine inanir, kendisini sevenleri
goniil uyanikligina te§vik ederdi.
Buyurdular ki:
"Kim, Allahii tealanin rizasi i^in nefsini ayiplarsa, Allahii teala onu gazabindan korur."
"Kotii ve yanli§ sozleri 90k dinlemek, taatin, ibadetin tadini kalbden siler."
"Yarin sana zarar verecek §eyler iQin keder ve gam iQinde bulun. Ahiret saadetini harab eden
§eyler i9in iiziil. Yarin sana fay da vermeyecek §ey i^in sevinme!"
"En faydali korku, insani, giinahlardan ve kotiiliiklerden alikoyanidir. Insana, bo§una geQen
omrii iQin iiziilmek yara§ir. Kalan omriinii de iyi kiymetlendirmesi lazimdir."
"Kalbime uygun gelmeyen, i^ime rahatlik vermeyen bir §eyi terk ederim."
Biri nasihat istediginde rivayet ettigi hadis-i §eriflerle cevab verirdi.
"Ki§inin malayaniyi (bof ve faydasiz §eyleri) terk etmesi, onun miislumanliginin
giizelligindendir,"
Yine buyurdu ki:
Ebii Hiireyre radiyallahii anh rivayet etti. Birisi ResiiluIIah efendimize sallallahii aleyhi ve
sellem gelerek: "Ya Resiilallah! Diinyalik elde etmek gayesi ile gazaya giden kimse i^in ne
buyurursunuz?" diye sordu. ResiiluIIah efendimiz; "Onun i^in ecir (sevap) yoktur."
buyurdular. Ebii Hiireyre bu durumu Eshab-i kiram arasinda aniatinca onlar; "Beiki sen bunu
ResiiluIIah efendimizden iyi aniamadin." dediler. Bunun iizerine Ebii Hiireyre hazretleri
tekrar ResiiluIIah efendimizin yanina dondii ve bu husiisu sordu. ResiiluIIah efendimiz ixq
kerre; "Onun i^in ecir yoktur," buyurdular.
Enes bin Malik'den rivayet etti. Birisi ResuluUah efendimize geldi; "Ya Resulallah! Kiyamet
ne zaman?" diye sordu. ResuluUah efendimiz; "Kiyamet koptu (farz et). Onun ifin ne
hazirladin?" diye sordu. O zat; "Fazia bir §ey hazirlamadim. Fakat ben, Allah ve Resuliinii
seviyorum." dedi. Bunun iizerine Peygamber efendimiz; "Senin i^in tahmin ettigin vardir.
Sen sevdigin ile berabersin," buyurdu.
IyI Insan kImdIr?
Abdullah bin Hubeyk'e; "iyi insanlari nasil ayird edebiliriz?" dediler. Cevaben buyurdu ki:
"iyi insanlarin guzel adetlerinden birisi, Allahu tealayi gece gunduz anmalaridir. O'nu anma zikir
kalb ve dille olur. Ancak kalbin zikri daha ustundur." Sonra;
"Kalblerinizi, Allahu tealayi anmakia diriltiniz. Onun korkusuyla doldurunuz. O'nun sevgisiyle
nurlandiriniz. O'na kavusma arzusuyla sevinclendiriniz ve biliniz ki; O'na olan sevginiz derecesinde
yukselir, niyetlerinizin dogrulugu ile, nefsinizi kahreder, sehvetlerinizi yenip amellerinizi temiz
kilabilirsiniz." buyurdu.
Bilhassa helal lokma yemege cok dikkat ederdi. Buyurdu ki:
"Bes sey vardir, kalp katilastigi zaman onun ilaci olur: Birincisi, salih kimselerle gorusmek ve
onlarin meclisinde bulunmak. ikincisi, Kur'an-i kerTmin manasini dusunerek okumak. Ucuncusu,
karnini doyurmayip, helaldan az bir sey yemekle yetinmek. ZTra helal yemek kaibi aydinlatir.
Dorduncusu, Allahu tealanin kafir ve gunahkar icin hazirladigi aci azabi ve tehdidini dusunmek.
Besincisi, kendisini Allahu tealaya kulluk vazifesini yapmakta aciz ve noksan gormek, bununia
beraber Allahu tealanin lutuf ve ihsanini dusunmektir. Bu tefekkur olup, bundan haya meydana
gelir. Tefekkurden bir kismi da sunlardir: Allahu tealanin seni, her seyinle, icini disini bildigini her
an O'nun seni gordugunu dusunmek, dunya hayatini, dunya hayatinin mesguliyetlerinin
coklugunu, dunya hayatinin cok cabuk gectigini, ahiretin ve nTmetlerin devamli oldugunu akildan
cikarmamak, iste tefekkur dunyaya duskun olmayip, ahirete ragbet etmek gibi meyveler verir.
Olumun gelecegini, firsati kacirdiktan sonra pismanlik olacagini dusunmek. Boyle tefekkuriJn
meyvesi; uzun emel sahibi olmamak, amellerini duzeltmek, ahirete hazirlik yapmaktir."
1)Hilyet-ul-Evliya;c.10, S.168
2)Nefehat-ul-Uns;s.118
3) Tabakat-us-Sufiyye; s.141
4) Risale-i Ku§eyrT; s.99
5) Tabakat-ul-Kubra; c.1, s.83
6) Sifat-iJs-Safve; c.4, s.254
7) Tezkiret-iJI-Evliya; c.2, s.4
8)Ke§f-ul-Mahcub;s.128
ABDULLAH-I JLAHI;
Anadolu evliyasinin biiyiiklerinden. §ah-i Nak§ibend Behaeddin-i Buhari hazretlerinin yolunu
Buhara'da UbeyduIIah-i Ahrar'dan alarak Anadolu'ya ilk olarak getirip yayan alim.
GermiyanoguIIari beyliginin sinirlari dahilinde olan Kiitahya'nin Simav kasabasi civarinda bir
koyde dogdu. 1491 (H.897) yilinda Rumeli'nde Vardar Yenicesi'nde vefat ederek oraya
defnedildi.
ilk tahsilini Simav'da tamamladiktan sonra istanbul'a gitti. Zeyrek Medresesinde biiyiik alim
Alaeddin Tusi'nin talebesi oldu. Zahiri ilimlerde ilerledi. Hocasi Alaeddin Tusi, Hocazade ile
yaptigi mlinazara neticesinde Iran'daKirman taraflarma gitti. En 90k sevip takdir ettigi
talebesi AbduUah-i llahi'yi de yaninda goturdii. AbduUah-i llahi, Kirman'da da bir miiddet
ilim tahsil etti. Fakat bir tiirlii tatmin olmadi. Zahiri ilimleri birakip batini ilimlerle ugra§mayi
arzu etti. Hatta biitiin kitaplarini yakmak veya suya atmak gibi bir dii§unceyle kar§i kar§iya
kaldi. Yanina gelen eviiyadan bir zatin tavsiyesi ile ihtiyaci olmayan kitaplari satip parasini
fakirlere dagitti. Bilahare Semerkant'a gitti. Bu sirada Semerkant'ta Yakub-i ^erhi
hazretlerinin talebesi ve halifesi Hace UbeyduIIah-i Ahrar, Hace Nak§ibend Behaeddin-i
Buhari'nin yolunu yaymak ve insanlara Islam ahlakini aniatmakia me§guldu. Binlerce talebe
etrafinda feyz almak, Allahii tealanin razi oldugu yolu ogrenmek iQin Qirpiniyordu. AbduIIah-i
ilahi de, bu se9ilmi§lerin halkasina dahil oldu. UbeyduIIah-i Ahrar hazretlerinin talebelerinin
Ehl-i siinnet itikadina bagliligini, Resulullah sallallahli aleyhi ve sellemin siinnet-i §erifine
uymaktaki gayretlerini goriip hayran kaldi. Yillarca Semerkant'ta kalip UbeyduIIah-i Ahrar
hazretlerinin hizmetinde bulundu. Feyzlerinden istifade etti. Hocasmm emriyle Buhara'ya
gidip Behaeddin-i Buhari hazretlerinin kabrini ziyaret etti. Orada bir yil insanlardan uzak
kalarak yalniz ibadetle me§gul oldu. Behaeddin-i Buhari hazretlerinin riihaniyetinden feyz
aldi. Cok zaman Behaeddin-i Buhari'nin kabri yarilarak di§ari Qikar, riiyalarmi yorumlar,
9e§itli iltifatlarda bulunurdu. Zahirde hocasi UbeyduIIah-i Ahrar olmasma ragmen, hakikatte
tasavvuf yolunu Hace Behaeddin-i Buhari hazretlerinden liveysi olarak tahsil etti. Daha sonra
tekrar Semerkant'a dondii. Bir miiddet daha UbeyduIIah-i Ahrar hazretlerinin hizmetinde
bulunup tasavvufta yiiksek derecelere kavu§arak icazet aldi. Sonra Seyyid AhmedBuhari ile
birlikte Anadolu'ya gonderildi. Gelirken Herat'ta Mevlana Abdurrahman Cami (v. 1492) ve
diger biiyiikler ile g6ru§up sohbet etti. Anadolu'ya gelip memleketi olan Simav'da yerle§ti.
Hak a§iklari, kisa zamanda onun buyiiklugunii aniayarak etrafma toplandilar. Sohbetinde
bulunmayi cana minnet bildiler.
AbduIIah-i llahi hazretleri de, hocasmdan ogrendiklerini Anadolu'da yaymayi kendisine
vazife edinip, insanlarm huzur ve saadete kavu§malari iQin gece giindiiz 9ali§ti. Muhammed
Behaeddin-i Buhari hazretlerinin dergahmdan aldigi feyzleri Anadolu'da ilk yayan veli oldu.
Bir miiddet sonra Anadolu kadiaskeri Manisalizade Muhyiddin Mehmed Celebi(v.l483)'nin
daveti iizerine Fatih Sultan Mehmed Hanm vefat ettigi giinlerde Istanbul'a geldi (1481).
Kadiasker Mehmed ^elebi'nin gosterdigi odalari ve teklifleri kabul etmeyip, daha once ilim
tahsil ettigi ZeyrekCamii etrafmdaki virane haline gelmi§ bo§ medrese odalarmi tercih etti.
Orada yerle§ti. §eyh Ebii'1-Vefa Konevi gibiAUah dostlari ile sohbet etti. IstanbuUular onun
geli§ini rahmet bilip, sohbetine ko§tular. Az zamanda halktan ve devlet adamlarmdan birQok
kimse, AbduUah-i llahi'nin talebeleri arasmda yer aldi.
Bunlardan biri de Mevlana Celaleddin-i Riimi hazretlerinin torunlarmdan Abid ^elebi idi.
Kadilik hizmetini birakarak AbduUah-i llahi'ye talebe olmu§tu. Bir giin Zeyrek Camiinde
Abid Celebiye sadece onun farkedebilecegi bir keramet gostererek iltifatlarda bulundu.
Bunun sebebini soran talebesi Uzun Musluhiddin'e;
"insanlarm me§rebleri ayri ayridir. Avamm 90cuklari dayaktan, biiyiiklerin Qocuklari liituftan
anlar. Ona iltifat etmesem, beni ve bu biiyiiklerin yolunu birakir." buyurdu.
Vine Abid ^elebi, AbduUah-i llahi'nin dergahma uzun bir miiddet devam etttkten sonra
kalbinin a^ilmadigmi fark edip Muhyiddin Iskilibi (§eyh Yavsi) hazretlerine talebe olmayi
kalbinden gcQirdi. Kafasi bu dii§iincelerle dolu olarak Zeyrek Camiinde namaz kildi.
Namazdan sonra hocasi AbduUah-i llahi kendisine doniip; "Seni namaz kilarken Muhyiddin
Iskilibi'nin §eklinde gordiim." buyurdu. Bunun iizerine Abid Celebi, oziir dileyip hocasinin
elini optii ve hizmetine devam etti. Giin gcQtikQC gonlii aQilip ard arda gelen feyzlere kavu§tu.
Halkin ve devlet erkaninin iltifatlari, AbduUah-i llahi hazretlerini Istanbul'dan uzaklara
gitmeye zorladi. Zaten me§hur Osmanli kumandani Evrenos Beyin oglu Ahmed Bey,
sancakbeyi oldugu Vardar Yenicesi (Selanik yakinlarinda)' ne davet edip duruyordu.
AbduUah-i llahi hazretleri 90k sevdigi Ahmed Beyin arzusuna uyup Vardar Yenicesi'ne gitti.
Seyyid Ahmed Buhari hazretlerini Istanbul'da yerine halife birakti. Te§rifi ile Vardar Yenicesi
§enlendi. §ehir onun hlirmetine imar edildi. Camiler, hanlar, medreseler, darii'l-hadis, tekke
ve tlirbeler in§a edildi. insanlar bu Allah adammm sohbetinden istifade etmek, meclisinde
bulunmak i9in yari§ ettiler.
Bir giin ihtiyar bir kadm AbduIIah-i llahi'nin meclisine gelip bir mu§kulii oldugunu arzetti. O
gece riiyasmda kendisini kurbaga §eklinde gordugiinii soyledi. AbduIIah-i llahi; "Hayirdir
in§aallah korkacak bir §ey yok." buyurup, kendi haliyle me§gul oldu. Ama bu cevap kadmi
tatmin etmemi§ti. Bir kenarda bekledi. Biraz sonra ba§mi kaldiran AbduIIah-i llahi;
"Anacigim! Sen dervi§Ieri evine davet etmek istemi§, sonra da vazge9mi§sin. Bu riiya ona
alamettir. Git huzuria i§ine bak." buyurdu. Ihtiyar kadm bu sozleri tasdik edip; "Evet aynen
oyle oldu. Evim dar oldugu i9in davetten vazge9tim." dedi.
AbduIIah-i llahi hazretleri, Vardar Yenicesi'nde uzun yillar insanlara Allahii tealanm dinini
aniatti. Insanlara rehberlik, zevk erbabma pirlik, §evk, istek sahiplerine §eyhlik yapti. Sirlarm
kaynagi, dogrularm dayanagi, ilahi sirlarm a9iklayicisi oldu. 1491 yilmda burada vefat edip,
§ehir i9inde yiiksek bir yerde, Evranosoglu Ahmed Beyin yaptirdigi mescid, medrese, tekke,
dariil-hadis ve tlirbeden mute§ekkil kiilliyenin tiirbesine defnedildi. Ahmed Bey, Murad Baba,
§eyh FeyzuUah Efen
Efendi, Yazicizade Mehmed Efendi oglu Mehmed^elebi (Yazici (^elebi Efendi) de daha
sonra burada defnedildiler. Bunlar biiyiik ihtimalle AbduUah-i llahi'nin VardarYenicesi'ndeki
belli ba§li talebeleri idiler. Tiirbe, Osmanlilarm son zamanlarma kadar ayakta kalmi§, ziyaret
edilmi§, fakat daha sonra ortadan kaldirilmi§tir.
AbduUah-i llahi hazretleri, on be§inci asir Turk edebiyati nesri i9inde miihim yer tutan
kitaplar yazdi. Ke^fii'l-Varidat li-Talibi'l Kemalat ve Gayeti'd-Derecat adiyla §eyh
Bedreddin Simavnevi'nin Varidat'mi §erh ederek yanlifliklarmi ortaya koydu. Tasavvufl
hayatm adab ve erkanmi anlattigi Meslekii't-Talibin vel-Vasilin adli eserini Tiirk9e olarak
kaleme aldi (1483). Zadu'l-Mii^takin kitabmda yiizden fazla tasavvufl terimi Turk9e olarak
a9ikladi. Tasavvufl ahlakla ilgili olarak yine Tiirk9e Esrarname kitabmi kaleme aldi.
Vahdet-i Viicudla ilgili bilgileri, Risale-i Viicud adli eserindeArap9a olarak a9ikladi. Risale-i
Ahadiyye adli eserinde bazi terimleri Fars9a olarak a9ikladi. Ruzbehan-Bakli'nin Risale-i
Kuds adli eserini Menazilii'l-Kulub adiyla Fars9a §erh etti. "llahi" mahlasi ile §iirler yazdi.
Kendisine nisbet edilen bir Divan varsa da, bu eserin, 9agda§i ve yine "llahi" mahlasi ile
yazan Ahmed-i llahi'ye aid olmasi kuvvetle muhtemeldir.
AbduUah-i llahi, eserlerinden ba§ka, bir9ok talebe yeti§tirerek vefatindan sonra da hizmetinin
devam etmesini sagladi. Muslihuddin Tavil ve Abid Celebi, talebelerinin me§hurlarindandir.
En me^hiir talebesi ise Seyyid Emir Ahmed Buhari'dir. Tarikat silsilesi de onun vasitasiyla,
UbeyduUah-i Ahrar, MoUa AbduUah-i llahi, Ahmed Buhari, Hakim ^elebi, Nak§ibendzade
Mustafa, llahizade Yakub, Ahmed Tirevi, Omer Baki ve §eyh NasruUah §eklinde devam
etmi§tir. Ancak Nak§ibendiligin Miiceddidiyye kolu, Murad-i Miinzevi ve Mehmed Emin
Tokadi (k.sirruhuma) vasitasiyla Anadolu'ya gelinceAnadolu'da Nak§ibendiyye silsilesi
degi§mi§tir.
AT HIRSIZI
Abdullah-i ilahT'nin sohbetleri cok tesirii ve faydali olurdu. Sohbetlerinde ve diger zamanlarda
herkesin gonlunu almaya cok dikkat gosterirdi. Sohbette bulunanlardan birinin bir sikintisi, bir
muskuliJ olsa onun halini kesfeder sikintisini giderirdi. Sohbetiyle, tereddutleri ortadan kaldirirdi.
Yine bir gun sohbette, soz calismak ve gayretten acilmisti ve; "insan calisip, gayret
gostermedikce olgunlasamaz ve bir mertebeye ulasamaz." buyurmustu. Bu sirada sohbetinde
bulunan bir alim, bu sozleri isitince, "at hirsizi kissasi" diye bilinen bir hadiseyi hatirladi. "Peki
onun hali nasi! oldu?" diye dusundu. Abdullah-i ilahT, o alimin kalbinden gecen dusunceleri
kerametiyle aniayip, ona dogru donerek; "Soyledigim soze, at hirsizligi yapan kimsenin hali ile
karsi cikmak hatira geldi degil mi? Fakat ona da cevap vardir." dedi. Sonra sohbetinde bulunanlara
donup; "Hie o hadiseyi isiteniniz var midir?" diye sordu. Ve hadiseyi soyle aniatti:
"Bir hirsiz geceleri at calip satardi. Omrunu boyle heba ederdi. Bir defasinda da, bulundugu sehrin
en biJyuk alimi ve eviiyasinin atini calmak icin ahirina girmisti. Tarn ati cozup goturecegi sirada,
ahirin duvari yarilip, iceriye bir nur yayildi. Bu nur icinde, iki nur yuzlu zat gozuktu. Hirsiz bu hali
gorunce, kendini hemen at gubrelerinin arasina atip gizlendi. Korku ve telas icinde bogazina kadar
gubre icine gomuldu. Bu sirada yarilan ahirin diger duvarindan daha parlak bir nur gozuktu. Bu nur
arasinda da, o zamanin kutbu, en buyuk velTsi olan ev sahibi cikti. Oncekiler onu gorunce hurmet
gostererek selam verdiler. Ev sahibi digerlerine nicin geldiklerini sorunca; "Falan eviiya arkadasimiz
vefat etti. Onun yerine kimi tayin edecegiz? Size arzetmek istedik." dediler. Atlarin sahibi olan
zat; "Onun yerine, at hirsizini tayin ettik." dedi. Soran iki zat da eviiya olup rical-ul-gayb denilen
velTlerden idiler. At hirsizligi yapmaya gelen kimsenin, gubreler arasina gomulup saklandigini
biliyorlardi. Hemen yanina varip, onu gubreler arasindan cikardilar, gonlunu alip, tebrik ederek
kucakladilar. Atlarin sahibi ve zamanin kutbu eviiya zatin da yanina gelip, elini optuler. Sonra hep
birlikte vefat eden arkadaslarinin cenazesini kaldirmaya gittiler."
Abdullah-i ilahT, sohbetinde bulunanlara bunu aniattiktan sonra soyle dedi:
"Simdi at hirsizligi yapmaya giden kimse, nasil bir calisma yapti da rical-ul-gayb denilen eviiya
arasina girdi? diye bir sual hatira gelmesin. CunkiJ o zavallinin gubreler arasinda mahcubiyetinden
ne kadar zorluk ve ne kadar pismanlik cektigi bellidir. Kurtulus yolu kalmadigini kesinlikle
aniayinca, at calmak uzere harama yonelisinden dolayi butun kalbiyle pisman olup, o zamana
kadar yaptigi islere oyle bir tovbe etti ki, isledigi kotu islerden gonlu temizleniverdi. Allahu tealaya
yonelip riyazet ceken kimseler, onun o anda yaptigi tovbeyi nice seneler yapamaz."
Sohbetin basinda kalbinde itirazlar bulunan o alim, Abdullah-i ilahT hazretlerinin bu guzel Tzahini ve
tatli sozlerini dinleyince, icindeki suphe ve yanlis dusunceler temizlendi. Abdullah-i ilahT
hazretlerinin elini opup, ozur diledi ve halis talebelerinden oldu.
1)Nefehat-ul-Uns;s.460
2) §akayik-i Nu'maniyye Zeyli (MecdT Efendi); s.262
3) Tarn llmihal Seadet-i Ebediyye; s.1079
4) Osmanli MiJellifleri; c.1, s.91
5) Menakib-i Molla IlahT; varak 218 b-220a
6) Fevaid-iJI-Behiyye; s. 145
7) §ezerat-uz-Zeheb; c.7, s.358
8) Esma-iJI-MuellifTn; c.1, s.470
9) Mu'cem-ul-MiJellifTn; c.6, s.36
10) Bedayi-ul-Vekayi; s.410
1 1 ) A.History of Ottoman Poetry; c.2, s.373
12) GiJIdeste-i Riyazi-i Irfan; s.143
13) Ke§f-uz-Zunun; s.379,947,1928,1995
14) Eviiya Qelebi Seyahatnamesi; c.8, s.175
15) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.11, s.214
ABDULLAH JMAMI iSFEHANI;
Maveraiinnehr'de yeti§en alimlerin buyiiklerinden. Ismi, Hace Abdullah-i Isfehani'dir.
isfehan'da ya§adigi iQin, Abdullah Isfehani olarak tanindi. Dogum ve vefat tarihleri tesbit
edilememi§tir. Fakat hicri dokuzuncu asrin ikinci yarisinda vefat ettigi bilinmektedir.
Buyiik alim Alaeddin-i Attar'in talebelerindendir. Siinnet-i seniyyeye yapi§mada ve dinin
emirlerini yerine getirmede 90k gayretli ve ihtiyatliydi. (^ok kerametleri goriildu. Alaeddin-i
Attar'in sohbetine ilk kavu§tugu zaman, hocasi ona fu mealde bir beyit okudu:
Senden eser kalmasin; olgunluk budur.
Kendini vahdette yok eyle; kavu§mak budur.
(Sozlerin buyiigu, biiyiiklerin soziidiir. O buyiiklerin soziinde Rabbani tesir vardir.)
HaceAbduUah-i Isfehani bu beyti i§ittikten sonra, butiin gayretini ilim ogrenmeye ve
ogrendiklerine uymaya ^ali^ti. Bulundugu yolun edeblerine uymaga 90k dikkat ederdi. (^ok
comert ve mutevazi idi.
Seyyidlerin yiikseklerinden birinin israr ve te§vikiyle, Alaeddin-i Attar'in yolunu anlatan
gayet giizel bir risale yazdi.
1 ) Re§ehat Ayn-iJI-Hayat (Arabi); s.79
2) Re§ehat Ayn-ul-Hayat (Osmanlica); s.146
3) Nefehat-ul-Uns s.362
4) Islam Alimleri Ansiklopedisi; c.12, s.34
5) Nefehat-iJI-Uns Tercumesi; s.441
ABDULLAH-I JSFEHANI (Kutbuddm-i JsfehbezT);
isfehan'da yeti§en evliyanin biiyiiklerinden ve me§hurlarindan. Ebii'I-Abbas-i Miirsi'nin U9
biiyiik talebesinden biridir. ismi, Abdullah bin §emseddin Muhammed bin Eymen en-Nuri
el-isfehani el-Isfehbezi, kiinyesi Ebii Muhammed'dir. Lakabi Kutbiiddin ve Necmeddin'dir.
§afii mezhebi fikih alimlerinin biiyiiklerindendir. Dogum tarihi bilinmemektedir. Vefat
tarihinde de kaynaklarda degi§ik rivayetler bulunmaktadir. Nefehat-iil-Uns'te 1321 (H.721)
olarak bildirilen bu vefat tarihi Ke§f-uz-zunun'da 1361 (H.763) olarak bildirilmektedir. Ilim
ogrenmek i^in §am'a ve ba§ka yerlere gidip oralarda bulunan alimlerden ilim ogrendi.
Kendisinden de bir^ok kimse istifade etti.
AbduUah-i Isfehani hazretleri, Acem beldesinde ders okutan bir alimin kendisine Misir'a
gitmesini, orada zamanin kutbu olan biiyiik alim ile g6rii§mesini soylemesi iizerine yola
dii§tii. Giderken yolda kendisini casus zannederek yakalayip bagladilar ve hapsettiler. Bundan
sonrasini kendisi §6yle anlatmi§tir:
Beni hapsedip yalniz biraktiklari zaman, niir yiizlii bir miibarek zat havadan yiiriiyerek geldi.
Yanimda durdu. Beni Qozdii ve; "Gel ey Abdullah! Senin matlubun, aradigin, istedigin kimse
benim." dedi ve gozden kayboldu. Fakat, ben zatin kim oldugunu bilemedim. Di§ari 9ikip
oradan uzakla§tim. Misir'a ula§tigimda, aradigim zatin kim oldugunu ve nerede bulundugunu
bilmiyordum. Aradan bir miiddet ge^ti. Birlikte kaldigimiz dervi§ler; "Bulundugumuz
beldeye Ebii'1-Abbas-i Miirsi hazretleri gelmi§. Haydi gelin, kendisini ziyaret edelim,
sohbetinde bulunalim." dediler. Gittik. Ebii'1-Abbas-i Miirsi hazretlerini gordiigiimde, yolda
beni zindandan kurtaran zat oldugunu anladim. Bundan sonra kendisine baglandim. Vefatina
kadar sohbetinde ve hizmetinde bulundum.
AbduUah-i Isfehani, hocasi Ebii'1-Abbas-i Miirsi hazretlerinin sohbet ve hizmeti ile
§ereflenerek, tasavvufta yeti§ti. Evliyalik yolunda 90k iistiin derecelere, anla§ilamiyan
yiiksekliklere kavu§tu.
Hocasinin vefatindan sonra oralarda duramayip, Mekke-i miikerremeye dogru yola 9ikti.
Yolda, hocasinin hocasi olan Ebii'1-Hasan-i §azili hazretlerinin kabrini ziyaret etti. Bu esnada
Ebii'l-Hasan-i §azili hazretleri kabrinden seslenerek; "Mekke-i mukerremeye git! Orada
otur!" buyurdu. Bu emir iizerine Mekke-i mukerremeye varip, Harem-i §erifin etrafma
ula§tigmda, gizliden bir sesin kendisine hitab ettigini duydu. O ses; "Oyle bir beldeye geldin
ki, belde, hayirli bir beldedir. Fakat bu beldede bulunanlar bu beldenin kiymetini
bilemiyorlar." diyordu.
AbduIIah-i Isfehani hazretleri, vefatma kadar orada ikamet etti. Vefatmda Fudayl bin lyad
hazretlerinin yakmma defn olundu.
Eviiyadan bir zat §6yle anlatmi§tir:
Mekke-i miikerremeden Medine-i miinevvereye gittim. Resulullah efendimizin kabrini ziyaret
ettim. Herkes AbduIIah-i Isfehani'nin Mekke'den ayrilmadigmi, orada bulundugunu
soyliiyorlardi. Ben ise; "O biiyiik zatm Resulullah efendimizi ziyarete gelmemesi mumkun
degildir." diye du§undum. Bu du§unceler iQinde yoluma devam ediyordum. Bir ara ba§imi
yukariya kaldirmi§tim. Bir de ne goreyim. AbduIIah-i Isfehani havada yiiriiyor. Resulullah
efendimizin kabr-i §erifini ziyaret iQin Medine-i mlinevvereye geliyordu. Bana ismimie hitab
etti. Bazi §eyler konu§tuk. Sonra ayrildi. Yolumuza devam ettik.
AbduIIah-i Isfehani hazretleri, Allahii tealanm veli kullarmdan birinin cenazesinde bulundu.
Cenaze defnedildikten, kabre konulduktan sonra, birisi telkine ba§Iiyacakti. Telkin i^in
kalkmca, AbduIIah-i Isfehani hazretleri tebessiim etti. Talebelerinden birisi sebebini sordu.
Buyurdu ki:
O hoca telkine ba§Iaymca, kabre koydugumuz bu miibarek zat bana; "Ey Necmiiddin! Hiq
hayret etmiyor musun ki, kaibi olii olan bu hoca, hakiki hayata yeni ba§Iayan diri bir kimseye
telkin veriyor." dedi. Bunun i^in tebessiim ettim.
Kendisinden nasihat isteyenlere buyurdu ki:
"ilmi, ibadete zarar gelmemesi iQin taleb ediniz. Ibadeti de, ilme zarar gelmemesi i^in
isteyiniz. Kulun hakki, ancak bu ikisiyle me§gul olmasidir. Akilli kimse, imanmi korumak
i9in, Allahii tealanm emir ve yasaklarmda gev§eklik gostermez ve salih amellerde kusur
etmez. Allahii tealanm, mii'minlerin kalblerine verdigi iman, tabiat ve heva zulmetiyle
perdelenmi§tir. Bunun aQiImasi i^in perdeleri ortadan kaldiracak §eye ihtiyaQ vardir. Allahli
teala, salih amellerle imam kuvvetlendirmek iQin, emir ve yasak, vad ve vaidlerde
bulunmu§tur. Kokii, yakin topragmda bitmeyen, dallari amellerle meydana gelmeyen her
iman, Azrail aleyhisselam cam almaya geldigi zamandaki §iddetli korkular kar§ismda sabit
kalamaz. Boyle ki§inin, sonunda imansiz olmesinden korkulur. Bu da ancak son nefeste ve
oliim korkulari zuhur ettigi zaman belli olan bir durumdur. Bu hal meydana geldiginde, Qok
az insan imanmda sebat eder. Onun i^in akilli kimsenin, salih amellerin faydasma kavu§masi,
Ehl-i siinnet itikadmda olmasi lazimdir. Giizel ahlak sahibi olmalidir. Farzlar, siinnetleri ile
birlikte yapilmalidir. Farzlarm yardimcisi ve tamamlayicisi, siinnetlerdir. Kim Kitab ve
siinnet ilmiyle, Selef-i salihin ve Ehl-i siinnet yoluna gore itikadmi diizeltmezse, 9ali§malari
zayi olur. Gayreti bo§a gider."
ilme 90k onem verirdi. Talebelerini ve sevenlerini hep ilme te§vik ederdi. llim hususunda
§6yle dedi:
Hazret-i Ali buyurmu§tur ki:
"Allahii tealaya ilimsiz ibadet eden kimse, degirmene bagli merkep gibidir. Giin boyunca
yiiriir, fakat hep ayni yerindedir."
Cahil de boyledir. Cehaletle, Allahii tealaya 90k 90k ibadet eder. Fakat bu ibadeti, onun Allah
indinde yakmligmi arttirmaz. Bazan kul 90k ibadet yapar, fakat cahil oldugundan ibadeti
emre uygun olarak yapamaz, dolayisiyle bo§u bo§una yoruImu§, me§akkat ve zahmet 9ekmi§
olur. Bir i§, ancak emrolundugu §ekilde yapilirsa, ibadet olur. Bu da ancak ilimle bilinir.
Peygamber efendimiz; "llim ogrenmek, her kadin ve erkek miislumana farzdir." buyurdu.
Bu, sahibinin imanini, tevhidini, amelini sahih kilan, mutlaka bilmesi lazim olan ilim, ilm-i
hal bilgisidir. Insani tevhide ula§tirmayan her ilim batildir. Bu sebeple, ibadetlerin ancak
ilimle dogru yapilabilecegi anla§ilmaktadir.
ibadetlerden lezzet alamamanm sebeplerinden biri de, haram ve §upheli yemeklerdir. Eger
yenilen lokma §iipheli ise, ondan; hirs, §ehvet, based, adavet, dii§manlik ve riya dogar.
Bliyiiklerimiz buyurdular ki: "Kim §iipheli bir §ey yerse, AUahii tealaya giden yolu dogru
olarak bulamaz. Kim haram yerse, kendisine o yol kapanir. Kim yemede israf ederse, kalbi
kararir. Kim AUahii tealadan gafil olarak yerse, kalbine kasvet gelir. O zaman omrii boyunca
yaptiklari bo§a gider."
AbduUah'i Isfehani hazretlerinin Mi'yar-iil-Muridin, Risalet-iil-Mekkiyye, Nur-iil-Akaid,
Diya-iil-Fevaid ve Siiluk-iil-Ulema gibi kiymetli eserleri vardir.
ELiNDE MiSVAKI VAR
Yemen alimlerinden birisi soyle aniatmistir:
Bir sene hacca gitmistim. Yola ciktigimda da, babam agir hasta idi ve yatiyordu. Mekke-i
mukerremeye ulastim. Hac vazTfesini eda ettim. Fakat devamli babamin durumunu dusundugum
icin, gonlum perisan bir vaziyette idi. Abdullah-i isfehani Inazretieri de orada idi. Durumumu ona
aniattim. Babamin durumunu aniayip bana bildirmesi icin yalvardim. Basini onune egip bir muddet
dusundu. Sonra; "Babaniz o siddetii Inastaiiktan kurtulmus, sedirinin iJzerinde oturuyor. Elinde
misvaki var. Etrafina kitaplarini koymus." buyurup, babamin seklini ve semalini de tarif etti.
Halbuki daha once onu gormus degildi.
1 ) Mu'cem-ul-MiJeilifTn; c.6, s.1 1 1
2) Esma-ul-MiJellifTn; c.1, s.458
3) Ke§f-uz-Zunun; s.893,1744
4) Tzah-ul-Meknun c.2, s.685
5) Nefehat-iJI-Uns Tercumesi; s.648
6) Suluk-ul-Ulema (SiJIeymanlye KutiJphanesi, §ehid
All Pa§a kismmda 1358/1 nolu kitap)
7) Nefehat-ul-Uns; s. 521
8) Islam Alimleri Ansiklopedisi; c.9, s.330
ABDULLAH EL-KASSAR;
Hicri onuncu asrm sonlarmda ya§ami§ velilerden. Dogum ve vefat tarihleri belli degildir.
Abdullah Kassar §6yle anlatmi§tir:
Bir zamanlar hacca gitmek iizere yola 9ikmi§tim. §iraz alimleriyle g6rii§tlim. Bana dediler ki:
"AbduUah-i Tiisteri ile g6rii§tiigiin zaman onun faziletini, iistunlugunu kabul ettigimizi ve
selamimizi soyle. Arefe giiniinde evinden Qikip hacilarla vakfeye durdugunu i§ittik. Bu haber
dogru ise bildirsin de bizim bu kerameti hususunda tereddiidiimiiz kalmasm."
AbduUah-i Tiisteri hazretlerinin yanma varmca selam verdim. Uzerinde uzun bir elbise vardi.
Kendinden geQmi§ bir halde oturuyordu. Onu goriince iizerime bir heybet dii§tii. Konu§maga
cesaret edemedim. Yanmda bir yere oturdum O sirada bir kadm geldi;
-Efendim benim koturiim bir oglum var. §ifa bulmasi i9in duanizi almaya geldim. dedi.
Abdullah Tlisteri:
-Onu ni^in Rabbine havale etmedin? deyince, kadin:
-Siz Rabbimizin sevgili kulusunuz. dedi.
AbduUah-i Tiisteri bana dogru bakti ve ifaret etti. Hemen kalkip elinden tuttum. Ayaga
kalkip, ayakkabilarini giydi ve §at Nehri kenarina gitti. Kadin da pe§inden geldi. Koturiim
90cuk nehirde bir sandal i9inde oturuyordu. ^ocuga:
-Elini uzat! dedi.
Annesi:
-Elini uzatamaz. deyince,
-Sen 90cugu birak, ondan ayril. buyurdu.
Bu sirada 90cuk elini AbduUah-i Tiisteri hazretlerine uzatti. "Ayaga kalk!" deyince de kalkti.
Sonra da sandal sahibi onu kenara yakla§tirdi ve koturiim 90cuk artik yiiriimeye ba§ladi.
AbduUah-i Tiisteri 90cuga abdest aldirdi ve iki rek'at namaz kilmasmi soyledi. ^ocuk namazi
kilmca, annesine:
-Oglunun elinden tut! buyurdu.
Kadm da elinden tutup gotiirdii.
Onun bu kerametini goriince §a§irdim. Yanma yakla§ip §iraz alimlerinin sozlerini soyledim.
Bir miiddet ba§mi egip durdu. Sonra:
-Ey dostum! Bu insanlar diledigini yapan AUahii tealaya inanirlar mi? dedi.
-Evet efendim, dedim. Sonra;
-Onlar, ondan ne istiyorlar? buyurdu.
1)Nefehat-ul-Uns;s.290
2) Nesayim-iJI-Muhabbe; s.156
ABDULLAH KA^GARJ
Istanbul' da yiUarca ilim ve feyz yayan evliyadan. 1688 yilmda Ka§gar'da dogdu. Istanbul'a
gelince Eyiib'e yerle§ti. Balizade Abdiilbaki Efendinin yaptirdigi dergahta talebe yeti§tirip,
insanlara dogru yolu gostermeye 9ali§ti. Buradan, Nakf ibendiyye yolunda olan Haci Murteza
Efendinin yaptirdigi bugiin Ka§gari Dergahi diye bilinen Murteza Efendi Tekkesine tayin
edildi. Burada on alti yil talebe yeti§tirdikten sonra 1760'da vefat etti. Dergahin avlusunda
yapilan tiirbeye defnedildi.
Abdullah Ka§gari vefat edince, yerine oglu UbeyduUah Efendi ge9erek on sene miiddetle
hizmet etti. (Resimde on planda goriilen yarim kabir.)
ABDULLAH MEKKI ERZJNCANI;
Anadolu velilerinden. Biiyiik veli Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin halifelerindendir.
ismi AbduUah'tir. Erzincani ve Mekki nisbeleriyle taninmi§tir. Dogum ve vefat tarihleri
bilinmemektedir. On dokuzuncu yiizyilda ya§ami§tir.
Aslen Mekkeli olan Abdullah Efendi, zamaninin usuliine gore 9e§itli ilimleri tahsil etti.
ilimde yiiksek dereceye ula§tiktan sonra Bagdad'da bulundugu sirada biiyiik alim ve veil,
Nak§ibendiyye yolunun mur§id-i kamili Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerini tanidi,
sohbetleriyle §ereflendi. Mevlana Halid hazretlerinin sohbet ve hizmetlerinde bulunarak
kemale, olgunluga ula§ti. Tasavvuf yolunda ilerleyip yiiksek manevi derecelere kavu§tu.
Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin talebelerinin onde gelenlerinden oldu. Hocasi ona
hilafet-i mutlaka yani tarn icazet, diploma verdi. Insanlara Islamiyetin emir ve yasaklarmi
anlatmak ve talebe yeti§tirmekle vazifelendirerek Erzincan'a gonderdi. Abdullah Mekki once
Erzurum'a ugradiktan sonra Erzincan'a gitmek tizere yola Qikti. Erzincan'a gelirken buranm
ova ve daglarmi seyredip, yanmdakilere; "Allah bilir amma Mevlana Halid-i Bagdadi
hazretlerinin bize tarif buyurduklari memleket burasi olmalidir. Buradaki bir zatm bizde
nasibi ve emaneti vardir." dedi.
AbduUah-i Mekki, Erzincan'i §ereflendirince insanlar akm akm ziyaretine geldiler. Gelenler
arasmda, Terzi Baba diye bilinen Muhammed Vehbi de vardi. Abdullah Mekki, Muhammed
Vehbi i9eri girince ayaga kalkti. Onu davet edip yanma oturttu. Muhammed Vehbi'ye kar§i
hi9 kimseye gostermedigi iltifatlarda bulundu. Sonra Muhammed Vehbi'nin durumunu
ogrenmek IqIu yanmdakilere; "Bu zatm serveti var midir?" diye sordu. Oradakiler; "Hayir.
Yalniz koyde, Sarigol'de bir bagi ile, §ehirde bir evi, birka? par^a tarlasi ve terzilik yaptigi bir
dtikkani vardir." dediler. Bunun iizerine Muhammed Vehbi'yi yanina ^agiran Abdullah Mekki
hazretleri; "Oglum! Pir-i azam Mevlana Halid-i Bagdadi bizi buralara gonderdi. Bize ehline
verebilecegimiz bir emaneti verdi. O emanete seni layik gordiim. Kabul edersen onu sana
teslim edeyim." diye teklifte bulundu. Muhammed Vehbi, Abdullah Mekki'ye goniil huzuru
ve teslimiyet ifade eden bir tavirla; "Siz bilirsiniz." cevabini verdi. AbduUah-i Mekki;
"Verecegim emanet, sana 90k faydalar saglayacak." buyurunca, Muhammed Vehbi; "§eyh
efendi! Vallahi diinya iQin Allah demem." cevabini verdi. Bunun iizerine Abdullah Mekki;
"Oglum haydi git! Sen bulacagini buldun. Teslim edecegim emanet de zaten bu idi."
buyurarak onun yiiksek derecesini i§aret etti. Terzi Baba'ya himmetle nazar ederek emaneti
tevdi etti. Terzi Baba'nin hali derhal degi§ti. Manevi feyzler deryasina daldi.
Bir miiddet Erzincan'da kalan AbduUah-i Mekki, sohbetleriyle insanlarin AUahii tealanin
rizasina kavu§malari IqIu 9ali§ti. Bu sirada onun sohbetinden ve hizmetinden ayrilmayan
Terzi Baba da tasavvuf yolunda ilerleyip evliyalik derecesine kavu§tu. Abdullah Mekki, Terzi
Baba'nin olgunluga erdigini gorerek, ona hilafet verdi.
Yerine Terzi Baba'yi biraktiktan sonraErzincan'dan ayrilarak Erzurum'a, oradan da Kudiis'e
gitti. Mukaddes makamlari ve biiyiiklerin kabirlerini ziyaret ettikten sonra Mekke-i
miikerremeye ula§ti. Orada yerle§ip Nak§ibendiyye yolunun Halidiyye kolunun yayilmasi ve
insanlarin bu manevi yoldan faydalanmalari IqIu gayret sarf etti. Mevlana Halid-i Bagdadi
hazretleri hayatta oldugu muddet^e AbduUah-i Mekki'nin ihtiyaQlarini Siileymaniye, §am ve
Bagdad'dan gonderdi. Hac ibadetini yerine getirmek i^in gidi§inde onun misafiri oldu.
AbduUah-i Mekki, Mekke'de kaldigi miiddet iQinde pekQok alim ve evliya ile kar§ila§ip,
sohbet etti. Sayisiz talebe yeti§tirdi. Hac ibadetini yerine getirmek i9in gelen §eyh Siileyman
bin Hasan Kirimi sohbetinde kemale, olgunluga erdi.
Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri bir hac ibadeti sirasinda AbduUah-i Mekki'ye iltifat edip;
"Bu defa hacca seni ziyaret i^in geldim." buyurdu. Uzun sender Mekke-i miikerremede kalip
insanlarin diinya ve ahiret seadetine kavu§masi i^in Qirpinan AbduUah-i Mekki, yerine
talebesi §eyh Siileyman bin Hasan Kirimi'yi biraktiktan sonra Mekke-i miikerremede vefat
etti.
Siileyman bin Hasan Kirimi onun yerine ir§ad, insanlara dogru yolu gosterme faaliyetine
devam etti.
AbduUah-i Mekki Erzincani biiyiik alim, ilmiyle amel eden, fazilet sahibi veli bir zat idi.
Diinya ve ona aid olan her §eyden kesilerek, vatanini ve yakinlarini birakip Islamiyetin emir
ve yasaklarini anlatmak iQin ^e^itli memleketleri dola§ti. Evliyanin biiyiiklerinden olup, sekr,
cezbe ve manevi sarho§luk hali ile fena makamlarini ge9mi§, evliyaligin en yiiksek
makamlarina kavu§mu§tu. Bir9ok kimse de ondan feyz alip, gosterdigi yolda ilerleyerek
velilerden olmu§lardi.
1) islam Mejhurlan Ansiklopedisi; c.1, s.168
2) Islam Alimleri Ansiklopedisi; c.18, s.260,261
3) Erzincan Tarihi; c.2, s.278,279
4) §ems-u§-§umus Terciimesi; s.107
5) Mecd-i Talid Terciimesi; s.107, 108
6) Osmanli Tarihi Ansiklopedisi; c.6, s.151
ABDULLAH BJN MENAZJL;
Evliyanin me§hurlarindan. Ismi Abdullah bin Muhammed bin Menazil, kiinyesi Ebu
Muhammed'dir. Dogum tarihi bilinmemektedir. 940 (H. 329) senesinde Ni§abur'da vefat etti.
Kabri Enbar §ehidligindedir. Hocasi evliyanin biiyiiklerinden olan Hamdun Kassar
hazretleridir. Onun derslerinde ve sohbetlerinde yeti§ip zahir, batin, a9ik ve gizli ilimlerde
alim oldu. Tasavvufta yiiksek haller, faziletler sahibi ve hadis ilminde alim idi. Pek 90k
hadis-i §erif dinlemi§ ve yazmi§tir.
Abdullah bin Menazil, Hamdun bin Ahmed'den nasihat istemi§ti. O da; "Giiciin yettigi ve
elinden geldigi kadar diinyalik bir §ey sebebiyle kizmamaya gayret et." buyurdu.
Abdullah bin Menazil hazretleri buyurdu ki:
"insanlar edebe, ilimden 90k daha fazla muhta^tir."
"Devamli utanmaktan ve sikilmaktan bahseden, fakat Allahii tealadan sikilmayan kimseye ne
kadar §a§ilir."
"ihtiyaci olmayan bir §eye muhtac goziiken, muhtac oldugu bir §eyi kaybeder."
"Allahii teala 9e§itli ibadetleri bildirdi. Sabri, sidki, namazi, orucu ve seher vakitleri istigfar,
tovbe etmegi buyurdu. istigfari en sonra soyledi. Boylece kula, biitiin ibadetlerini, iyiliklerini
kusiirlu goriip, hepsine af ve magfiret dilemesi lazim oldu."
"^ali§ip da tevekkiil etmek, bir yere 9ekilip ibadet yapmaktan hayirlidir."
"Kendisinden ilim ogrendigi zatta, ayip ve kusur arayan, onun ilminden, feyiz ve
bereketinden faydalanamaz."
"Tevekkiil sahibi, her §eyden yiiz 9evirip Allahii tealaya donen kimsedir."
"Farzlardan birini eda etmeyen, siinneti yapmama belasina yakalanabilir. Siinneti terk edenin
ise bid'ate, hurafeye dii§mesi muhakkaktir."
"Sahib oldugun zamanlarin en iistiinii, nefsinin istek ve arzularindan kurtuldugun ve halk i9in
kotii dii§iinmedigin vakittir."
"Nefsi i9in bir hizmet9i istemedigi miiddet9e kul, kuldur. Kendisi i9in bir hizmet9i istedi mi,
yiiksek derecesinden dii§mii§ ve kullugun edeblerini terkedip sinirlarini a§mi§ olur. (^iinkii
ba§kasinin kendisine hizmet etmesini isteyecek kadar nefsini biiyiik g6rmii§tiir."
"Eger bir kul omrii boyunca bir an riya ve nifaksiz kalirsa, bir anin bereketini omriiniin
sonuna kadar duyar."
"Arif, gafletten uzak olup, hi9bir zaman kendini begenmez, ucba kapilip kibirlenmez."
"Edeb nedir?" diye sorulunca; "(^ok 9e§itli tarifleri yapilmi§tir. Biz deriz ki, edeb insanin
nefsini bilmesi, tanimasidir." buyurdu.
"insanlar kendi §ekavet ve haksizliklarina, haddi a§maya a§ik olurlar. Yani daima kendilerini
bedbaht edecek §eyleri yapmak isterler."
Ebu Ali Dekkak, Abdullah bin Menazil'in vefatini §6yle anlatmi§tir:
Bir giin Ebu Ali Sekafl ile konu§uyorlardi. Soz arasinda Abdullah bin Menazil, Ebu Ali
Sekafl'ye; "Oliime hazir ol, 9iinku oliimden kurtulmanin Qaresi yoktur." dedi. Bunun iizerine o
zat; "Ey Abdullah sen de hazir ol, §uphesiz oleceksin." deyince Abdullah bin Menazil
hazretleri kolunu yastik gibi uzatti, ba§ini kolunun iizerine koydu ve; "i§te oldiim." diyerek,
kelime-i §ehadeti soyledi ve o anda vefat etti.
Bu durum kar§isinda Ebii Sekafl hazretleri donakaldi. Soyleyecek bir soz bulamadi. Ciinkii
Abdullah bin Menazil'e flilen mukabele etmek imkanina sahip degildi. Ebii Ali Sekafl'yi
diinyaya baglayan bir takim sebepler vardi. Abdullah bin Menazil'in ise AUahii tealadan ba§ka
me§giiliyeti yoktu. Diinya ile alakasini kesmi§ti.
SON NEFES BELLi OLMAZ
Abdullah bin Menazil, ulemadan, biijoik zat,
Ni§abur'da yeti§ip, orada etti vefat
O, bir giin vaz ederken, buyurdu ki: (Ey insan!
Hazirlan son nefese, deme daha var zaman.
O "son nefes" dedigin, gelir bu giin, ya yarm,
§imdi ne hazirlarsan, i§te o, senin karm.
Her nefesi alirken, agah ol, etme gaflet.
Her birinin, son nefes oldugunu kabiil et.
Her namazi kilarken, de ki: "Hi? belli olmaz,
Bu, benim kilacagim, belki de en son namaz."
Her yemek yediginde, de ki: "Bu, son yemegim,
Obiir ogiine kadar, belki gelir ecelim."
Her gece abdest alip, girerken yatagma,
De ki: "Belki oliiriim ve 9ikamam yarma.")
Nasihat istemi§ti, kendisinden bir mii'min.
Buyurdu: (Ofkelenme, diinyalik bir §ey i9in.
insan ofkelenince, ortiiliir akli o an,
§eytan onun boynuna "bir yular" takar heman.
O, kendi akli ile, edemez hi9 hareket,
Zira onun aklmi, 6rtmii§tiir ofke, hiddet.
"§eytanm oyuncagi", olur artik o ki§i,
Onun emrine gore, yapar o, her bir i§i.
Peygamber efendimiz, buyurdu ki bu babda:
"Hemence oturunuz, kizdiysaniz ayakta.
Eger oturmakla da, sakin olmaz iseniz.
Bir mikdar yatiniz Id, zail olsun ofkeniz.")
1) Tezkiret-iJI-Evliya; c.2, s.90
2) §ezerat-uz-Zeheb; c.2, s.330
3) Nefehat-ul-Uns; s.200
4) Nefehat-iJI-Uns (Osmanlica); s.366
5) Tabakatus-Sufiyye; s.366
6) Risale-i Ku§eyn; s.161
7) Kevakib-ud-Duriyye; c.2, s.54
8) Tabakat-iJI-Kubra; c.1, s.107
9) Faideli Bilgiler; s.167
10) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.3, s.345
ABDULLAH MENUFf;
Evliyanin me§hurlarindan. Usui, tefsir, nahiv ve Malik! mezhebi fikih alimlerinden. Ismi
Abdullah bin Muhammed'dir. Aslen Magribli, Kuzeybati Afrikali oldugu i^in Magribi
nisbesiyle de anildi. Babasi Misir'a g69tii. 1287 (H.686) senesinde Misir'in Buhayra §ehrinde
dogdu. Sonra Menufa yerle§ti. Magribi veMenufl nisbesiyle me§hur oldu. 1347 (H.748)'de
Misir'da vefat etti.
Dokuz ya§inda Slileyman Tenuhi §azili'nin terbiyesine verilen Abdullah Menufl, ^ocukken
temel din bilgilerini ogrenip, Kur'an-i kerimi ezberledi. Daha kiiQlik ya§ta evliyalik halleri
goriildii. Riikneddin bin Kubi, §emsuddin Tiinusi, Kadi Nasiruddin'in babasi, §erafuddin
Zevavi, §ihabiiddin Merhal, Celaliiddin imam-iil-Fadiliyyet-il-Mu'ber, Mecdiiddin Akfehsi
gibi bir^ok alimden ilim ogrendi. Siileyman Teniihi Magribi §azili'nin sohbetlerinde yeti§ip,
vilayet derecelerinde yiikseldi. Maliki mezhebi fikih bilgilerinde, tefsir ve Arabi ilimlerde
alim oldu. "Insanlardan tamamen kesilip, onlardan uzakla^mak i^in ResuluUah efendimizden
manen izin istedim. Izin vermediler." buyurmu§tur.
Zamaninin sultani ona vazife vermek istedi. Ilimle, insanlara AUahii tealanin emir ve
yasaklarini anlatmakla me§gul oldugundan kabul etmedi. Kiymetli talebeler yeti§tirdi. Salih
insanlarin yeti§mesine sebeb oldu.
Abdullah Menufl hazretleri, Ku§eyri Risalesi ile Kadi lyad'in §ifa'sini ve Tefsir-i Vahidi
gibi eserleri talebelerine okuturdu. Eline yeni aldigi en agir kitabi, hi? miitalaa etmeden
talebeye anlatirdi. Anlatmaya ba§ladigi zaman, agzindan nurlarin yiikseldigi a^ik^a goriiliirdu.
Ziihd ve takvada, diinyaya dii§kiin olmamakta, haramlardan 90k sakinmakta asrinin bir tanesi
idi. Tevazu sahibi olup haramlara du§mek korkusu ile §uphelilerden 90k sakinirdi. AUahii
tealanin yasakladiklarindan uzak durur, emirlerini yapmak i^in gayret ederdi. Vakitlerini
yalniz AUahii tealanin dinini ogrenmek, O'nun kuUarina ogretmek ve ibadet etmek i^in
harcardi. Giindiizleri oru? tutar, geceleri namaz kilardi. Kur'an-i kerimi 90k okurdu. insanlara
kar§i 90k merhametli idi. Onlara devamli emr-i marufta bulunur, AUahii tealanin emir ve
yasaklarini ogretmeye gayret ederdi. Maliki mezhebine gore fetva verirdi. Yiisuf Nebhani
hazretleri Camiu Keramat-il-Evliya'da diyor ki: "Misir'daki evliya arasinda, Imam-i
§afli'den sonra en iistiinii Ahmed-i Bedevi'dir. Ondan sonra Seyyidet Neflse'dir. Sonra
§erafeddin-i Kiirdi, sonra Abdullah Meniifl §azili'dir."
Bir9ok talebe yeti§tirdi. Talebelerinden Halil bin Ishak Ciindi Maliki mezhebinin me§hiir
flkih alimlerindendir. Hocasinin hayatini Menakib-i Abdullah Menufi adli eserinde topladi.
Eserleri, vefatindan sonra talebeleri taraflndan tertib edildi. Misir'da vefat ettigi zaman,
insanlar onun cenaze namazini kilmak i9in sokaklara dokiildii. Misir'da onun ilminden
istifade etmeyen yok gibiydi.
Cundi'nin yazdigi Menakib-i Abdullah Menufi adli eserdeki menkibe ve kerametleri, giizel
sozleri, dilden dile, goniilden gonule dola§ti. Keramet ve menkibelerinden bazilari §6yledir:
Talebeleri arasinda yiizii ve halinin giizelligi ile me§hur olan bir gen? vardi. Bir kadin, ona
a§ik oldu. Hile ile, o talebenin kaldigi eve girdi. Kadin kendisini kabul etmesini isteyip,
iizerine geldi. Talebe de, hocasi Abdullah Menufi'den imdad istedi. O anda duvar yarilip,
Abdullah Menufl hazretleri i9eri girdi. Kadin korkup bayildi. Ayilinca tovbe edip, giizel ahlak
sahibi hanimlardan oldu.
Bir giin hi9 adeti olmadigi halde bir kebab?! diikkanina girdi. Kebab9inin yeni kizarttigi
kuzunun tamamini satin aldi. Diikkandan uzakla§inca, kuzuyu kopeklere atti. ^ok geQmeden,
kuzunun dinimizde yenmesinin haram oldugu §ekilde oldiiriildiigii anla§ildi.
Talebelerinden birine haber gelip, annesinin oldiigii bildirildi. O da hocasindan, memleketine
gitmek i^in izin istedi: "Hi9bir yere gitme! Annen olmedi!" buyurdu. ^ok ge^meden talebenin
annesinin olmedigi haberi geldi.
Evinden, sultanlarm bile aciz kalacagi derecede yiyecek dagitilirdi. Bazan elini sarigina
uzatip altin ve gumii§ alir fakirlere verirdi. EUerini yikayip di§ari 9iktigi zaman parmaklan
arasindan su damlalari ile birlikte giimiif 9ikardi. Bu giimii§leri ilk kar§ila§tigi kimseye
verirdi. Bir ortiiniin iizerine oturdugu zaman ortiiniin altinda hi9 bir §ey olmadigi halde elini
ortiiniin altina sokar, Altin ve giimiif 9ikarirdi. Kisa zamanda bir yerden bir yere gitmesi
me§hurdur.
Hocasi Siileyman Teniihi §azili'nin Menufde vefatinda, oraya gidip cenazesinde bulundu.
Cenaze namazini kildi. Ayni giin tekrar Kahire'ye dondii.
Vefat ederken bedeninden etrafa giizel kokular yayildigini orada bulunanlar hepsi hissettiler.
FAKIRIN HAKKI
Hirsizlar, Abdullah MenufT hazretlerinin talebelerinin kaldigi yere gidip, anbardan bugday yiJkleyip
gittiler. Abdullah MenufT hirsizlara haber gonderip:
"0, fakirlerin hakkidir, aldiginiz gibi geri getirin!" dedi.
Onlar caldiklarini inkar ettiler. Bir gunde, hirsizlarin butun merkepleri oldiJ. Bunun, o buyuk zati
uzmelerinin cezasi oldugunu aniayip, gunahlarina tovbe ettiler. Ellerindekini getirip sahiplerine geri
verdiler. Hak sahipleriyle helallastilar.
1) Tabakat-ul-Evliya (Ibn-i Mulakkin); s.554
2)Neyl-ul-lbtihac;s.121
3) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.119
4) Husn-ul-Muhadara; c.1, s.525
5) Ed-Durer-iJI-Kamine; c.2, s.312
6) Tam llmihal Seadet-i Ebediyye; s.601,1032
7) Islam AlimleriAnsiklopedisi; c.10, s.294
ABDULLAH BJN MUHAMMED BJN ABDURRAHMAN;
Mekke-i miikerremede yeti§en Islam alimlerinden ve evliyanin biiyiiklerinden olup seyyiddir.
ismi, Abdullah bin Muhammed bin Abdurrahman el-Eska', lakabi Ebii Alevi'dir. Dogum
tarihi tesbit edilemiyen Abdullah bin Muhammed, Mekke-i miikerremede yeti§ti. 1567
(H.974) senesinde, Cemazil-evvel ayinin on sekizinci giinii orada vefat etti. §ebike
kabristaninda bulunan me§hur turbesindedir.
Abdullah bin Muhammed, ilk temel bilgileri babasindan okudu. Sonra zamaninda bulunan
biiyiik Islam alimlerinin derslerinde bulunarak yeti§ti. Bir taraftan da tasavvuf yolunda
ilerledi. Babasindan ve Abdullah bin Hakem bin Sehl Ku§eyr'den tasavvuf yolunda icazet
aldi. Zahiri ve batini ilimlerde asrinin imami, tasavvuf yolunda bulunanlarin da iistadi oldu.
Hocalarindan Abdullah bin Ahmed bin Fadl ile birlikteResuluUah efendimizi ziyaret i^in
Medine'ye gitti. Glinlerce bir §ey yemedi. Muhammed bin Irak ile g6ru§tu. Muhammed bin
Omer ona §efkatle muamele etti ve sabr etmesini tavsiye etti. Abdullah bin Muhammed,
riiyasmda ceddi Muhammed aleyhisselami gordii. Peygamber efendimizin ona Haremeyn'de
(Mekke ve Medine'de) kalmasmi emretti. Sabahleyin uyanmca Kuba Mescidine gitti. Orada
tekrar Muhammed bin Irak ile kar§ila§ti. Onun yanmdan ayrilmadi. O esnada hummaya
yakalandi. §eyh Muhammed ciibbesini onun iizerine koyunca hastaligi ge^ti. Bundan sonra
Muhammed bin Irak'a tam baglandi ve ondan icazet aldi. Ayrica Medine'de bulunan bir 90k
veliden mesela Ali Miitteki Hindi'den icazet aldi. Hirka giydi. §eyhi Muhammed bin Irak'in
emriyle Zebid'e gitti ve orada evlendi. Daha sonra Hadramut ve Terim'e gitti. llim ogrendi ve
ogretti. Sonra Mekke'ye dondii. Mekke-i miikerremede veya Medine-i miinevverede
bulunurdu. ^ok kerametleri goriildu ve pek 90k talebe yeti§tirdi. Nice kimse ondan istifade
etti.
AUahii tealanin izni ile, yanina gelenlerin goniillerindeki du§unceleri anlar ve haber verirdi.
Kimi zaman dostlarina ve sevdiklerine, ileride ba§larina gelecek bazi §eyleri haber verir,
bazan da 90k uzak beldelerde meydana gelen hadiseleri bildirirdi.
Basri nisbeti ile me§hur Seyyid Abdiirrahim el-Ehsavi'nin 90k sevdigi bir kiz 90cugu vardi.
Bu kizcagiz bir giin vefat edip, AUahii tealanin rahmetine kavu§tu. Seyyid Basri hazretleri
kadar iizuldii ki, bu uzuntiisu, vefatina sebeb olacak zannedildi. Uziintiiden duramiyordu.
Seyyid Basri, Abdullah bin Muhammed ile kar§ila§tiklarinda, dua istedi. O da eliyle onun
gogsiinu sivazlayip dua etti. AUahii tealanin izni ile, Basri'nin kalbindeki §iddetli iiziintii bir
anda kayboldu. Abdullah bin Muhammed, ayrica Seyyid Basri'yi salih bir evlad ile mujdeledi.
Dogudan batiya kadar, zamanindaki biitiin alimlerin kendisiyle iftihar edecegi salih bir
evladinin olacagini haber verdi.
Bundan sonra Seyyid Basri'nin hanimi hamile oldu. Dogum am geldiginde, Abdullah bin
Muhammed hazretleri Seyyid Basri'ye bir haberci gonderip, daha once kendisine mujdeledigi
salih evladin dogmak iizere oldugunu bildirdi ve kendisini tebrik etti. Seyyid Basri'nin 90cugu
dogdu. Ayni giin Abdullah bin Muhammed'in habercisi geldi. Aradaki mesafe 90k uzak
oldugundan, zahiri olarak Abdullah bin Muhammed, Basri'nin hamminin hamile oldugunu
bilmiyordu. Fakat dogumu tebrik i9in bir haberci gondermesi, habercinin ise, tam dogumun
oldugu giin gelmesi, hep onun kerametiydi. Seyyid Basri'nin bu evladi, ileride me§hiir olup
taninacak olan §eyh Omer el-Basri idi.
Abdullah bin Muhammed hazretlerinin annesi vefat etmi§ti. Zamanla annesini gormeyi 90k
arzu etti. Bu §iddetli arzu ile AUahii tealaya dua etti. AUahii tealanin izni ile, uyanik ve gayet
a9ik bir §ekilde annesini ahiret nimetleri i9inde gordii ve bu nimetler i9in AUahii tealaya 90k
§iikretti.
Rivayete gore; Abdullah bin Muhammed, talebelerinden bazisina; "Ben vefat ettikten uzun
zaman sonra, kabrimin iizerine bir tiirbe yapilip tamamlandiginda, oglum Ali'nin yakinlarina
taziyede, ba§sagligi dileginde bulununuz. ^iinkii da ayni giinde vefat eder." dedi. Nihayet
Abdullah bin Muhammed hazretleri 1567 (H.974) senesinde vefat etti. Takriben elli sene
sonra, kabri iizerine tiirbe yapildi. Bu tiirbenin tamamlandigi giin, Abdullah bin Muhammed
bin Abdurrahman'in Ali ismindeki oglu vefat etti.
O biiyiik zatin yukaridaki soziinii i§itenler, Ali isimli bu zatin vefatinin, babasi tarafindan
keramet olarak kirk yedi sene evvel tarihi ile birlikte bildirildigini boylece anlami§ oldular.
BUYUK BiR ALiM OUVCAK
Kadi'l-tnuslimTn ve imam-ul-muslimTn diye meshur olan Kadi Huseyin MalikT, cocuklugunda siddetii
bir hastaliga tutulmustu. Hastaligi cok agir olup, vefat edecek zannettiler. Bu zatin annesi,
Abdullah bin Muhammed'in buyuklugune inanan saliha bir hanim idi. Hasta cocugunu alarak, dua
istegi ile Abdullah bin Muhammed'in yanina getirdi. Eviiyadan Abdurrahman bin Omer el-AmudT de
orada bulunuyordu. Bir kadinin hasta cocugunu getirip dua talebinde bulundugu arzedilince,
AbdurrahTm AmudT'ye cocugu disaridan alip getirmesini soyledi. Sonra, bu cocugun yasiyacagini,
herkese faydasi dokunacak cok yuksek bir alim olacagini mujdeledi. Cocuk getirildigi zaman dua
ve teveccuh edip geri gonderdi. Bu sirada sene 1559 (H.967) idi. Bundan sonra cocuk iyilesti.
Hastaligindan eser kalmadi. Buyudugunde, Abdullah bin Muhammed'in bildirdigi sekilde zamaninin
buyiJk ve meshur alimlerinden oldu.
1) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.l25
2) Nur-us-Saflr; s.258
3) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.l3 s.181
4) El-Me§re-ur-Revi; c.2, s.196
ABDULLAH BJN MUHAMMED BAKJ-BJLLAH
Hindistan evliyasinin buyiiklerinden. imam-i Rabbani'nin hocasi Muhammed Baki-Billah
hazretlerinin ikinci ogludur. Surette (goriinu^te) ve kalb hallerinde yuksek babalarina 90k
benzerlerdi. KuQtik ya§ta Kur'an-i kerimi ezberleyip akli ve nakli ilimlerde yuksek dereceye
ula§ti. ilim ve hal bakimindan 90k ince g6ru§leri vardi. Zikri ve bu bliyiikler yolundaki
murakabeyi imam-i Rabbani hazretlerinden aldi. Bir 90k defalar miibarek huzurlarina gidip
Serhend'de giinlerce hizmetlerinde kaldi, liituf ve tevecciihlerine kavu^tu. imam-i Rabbani
hazretlerinin Mektubat'inda Abdullah bin Muhammed Baki-Billah'a yazdigi mektuplan
vardir. Dogum ve vefat tarihleri kesin olarak bilinmemektedir. Kabri Dehli'dedir.
ABDULLAH BJN MUHAMMED EL-HADRAMI;
Evliyanin biiyiiklerinden. Ismi, Abdullah bin Muhammed bin Abdurrahman el-Hadrami'dir.
Kiinyesi Ebil Muhammed'dir. Dogum tarihi bilinmemektedir. Hadramud'da yeti§en evliyanin
biiyiiklerinden idi. 1288 (H.687) senesinde vefat etti. Yemen'deki Selam §eliri kabristanma
defn edildi. Mezarinin iistiine bir tiirbe yaptirildi. Tiirbesi ziyaret yeridir.
AbduUah-i Hadrami, ilk onceMuhammed bin Ali Ba'levi'den ilim ogrendi. Maddi ve manevi
istifadesi 90k oldu. Muhammed bin AliBa'levi kendisini 90k sever ve methederdi. Daha sonra
ilim ogrenmek i9in §eyh Ahmed bin Cu'd hazretlerinin ilim meclisine devam etti. Ondan 90k
istifade etti. Tasavvuf bilgilerini ogrenip iistiin hallere kavu§tu ve icazet, diploma aldi. Sonra
Ebii'1-Gays bin Cemil ve daha bir9ok veli zatlarm ders ve sohbetlerini dinledi. Qok istifade
edip yiiksek mertebelere kavu§tu. Bir9ok kerametleri goriildii. insanlara, giizel ahlaki
ogretmek i9in 9ali§ti. Insanlar, 9e§itli yerlerden kendisini gormeye ve sohbetlerini dinlemeye
gelirdi. Yiizlerce talebesi vardi. AUahii tealanin kendisine ihsan ettigi iistiinliigii ile insanlara
ilim ogretti. Diinya ve ahiret sikintilarmdan kurtardi. Etrafinda pek9ok talebe toplandi.
Bir defasinda peygamberlerden Hud aleyhisselamin kabr-i §erifini ziyaret i^in yola Qikti.
Binlerce ki§i onunla gitti. Bir defasinda da talebelerinden bliyiik bir cemaatle, hocasi Ahmed
bin Cu'd'u ziyarete gitmi§ti. Huzuruna vardiklarinda; "Ho§ geldiniz evladlarim. Yola
^iktiginizdan beri melekler sizin etrafinizi sarmi§lardi." dedi.
Talebelerine nasihat ederken; "Sizden biriniz nerede olursaniz olunuz, herhangi bir sikintiya
du§erse, beni vesile ederek AUahii tealadan muradini istesin. Biiznillah istedigine kavu§ur.
AUahli teala, veli kuUari vasitasiyla insanlarin mii§kullerini ^ozer." buyurdu. Talebeleri
sikintiya dii§tukleri zaman, AbduUah-i Hadrami'yi vesile ederek, AUahii tealadan sikintilarini
gidermesini istediler. Hocalarmm yeti§erek, AUahii tealanin izniyle onlari sikintidan
kurtardigi 90k defa goriildii.
§6yle anlatilir:
Ebii Mehre adindaki zat, onceleri Sa'id bin Isa'nin talebelerinin ileri gelenlerinden idi. Daha
sonra AbduUah-i Hadrami'nin sohbetlerinde bulundu. Onun sevdigi yiiksek talebelerinden
oldu. Bir zaman Ebii Mehre, ilk hocasmi ziyarete gitti. Huziiruna girdiginde eski hocasmm
hatirmm kaldigmi gordii. Sonra kendisinde, his, zevk ve istek ne varsa kayboldugunu anladi.
Beraberinde amcasmm oglu vardi. O zaman AbduUah-i Hadrami hazretlerini vesile kilip,
AUahii tealaya yalvardi. O an AbduUah-i Hadrami orada goriildii ve Ebii Mehre'yi dii§tiigii
sikmtUi durumdan kurtardi. O da eski haline tekrar kavu§tu. Sa'id bin Isa, bu durumu goriince
hayret etti. O zaman AbduUah-i Hadrami buyurdu ki: "Bu talebenin elinden siz tuttunuz.
Fakat kalbi bizimledir." Daha sonra oradan aynldi.
AbduUah-i Hadrami hazretleri yalniz kaldigi zaman ortaligi bir niir kaplardi. Kendisi bu
niirda kaybolur gibi olurdu.
imam-i Yafii onun hakkmda; "^ok kimseler riiyada, ResiiluUah efendimizin kabr-i §erifinden,
AbduUah-i Hadrami'nin kabrine akan bir nehir gordiiklerini anlatirlar. Alimler, bunu
ResiiluUah efendimizin ona yardimmm Qokluguna delil oldugunu bildirdiler." buyurdu.
AbduUah-i Hadrami, vefat edecegi zaman yakla§tigmda, yanmda bulunanlara; "Yavrularim,
melekler alemini goriiyorum. Melekler aleminde de Peygamberimizi goriiyor, mii§ahede
ediyorum." dedi.
1) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.114
2) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.8, s.10
3) Tabakat-iJI-Havvas Ehli's-Sidki ve'l-ihlas (ZebidT); s.70
ABDULLAH BJN MUHAMMED MURTEi§;
Evliyanm biiyiiklerinden. Ismi, Abdullah bin MuhammedMiirtei§ en-Ni§abiiri olup, kiinyesi,
Ebii Muhammed'dir. Miirtei§ diye tanmir. Aslen Ni§abur'un Hire namiyla me§hiir
mahallesinden olup Bagdad'a yerle§ti.§uniiziyye Mescidinde ikamet eder. Orada sohbetine
devam edenlere AUahii tealanm emir ve yasaklarmi anlatir, diinyanm zevk ve eglencelerinin
ge9ici, ahiretin ise ebedi oldugunu bildirirdi. 939 (H.328) senesinde bu mescidde vefat etti.
Ebii Hafs-i Haddad'm talebelerindendir. Ayrica Ciineyd-i Bagdadi, Ebii Osman Magribi ve
diger biiyiik zatlarla g6rii§iip sohbet etti. Kisa zamanda yeti§ip Irak'ta zamanmm bir tanesi
oldu. Diinyaya dii§kiin olmamasi, haram ve §iiphelilerden 90k sakmmasi belli ba§li
vasiflariydi.
Abdullah Miirtei§ hazretleri tasavvuf yoluna girip bu yolda ilerlemesini ve buna sebeb olan
ibret verici hadiseyi §6yle anlatmi§tir:
Babam, bulundugumuz yerin ileri gelenlerinden idi. Bir gun evimizin oniinde otururken
yanima bir gen? geldi. Sirtinda hirka, ba§inda eski bir kiilah vardi. Fasih, a^ik bir lisan ile
benden bir §ey istedi. Ben; "Sapasaglam bir genQ olsun da, utanmadan dilencilik yapsin,
olacak §ey degil!" diye du§undum ve kendisine hi? cevap vermedim. Bana sertQe; "Kalbine
gelen §eyden, Allahii tealaya siginirim." dedi. Bunu duyunca 90k korktum ve kendimden
ge^erek yere du§tum. HizmetQilerimizden biri bu halimi goriip yanima gelmi§. Kendime
geldigimde, ba§imi dizine koyup, beni ayiltmaya 9aIi§iyordu. Herkes etrafima topIanmi§ti. O
gencin gittigini ogrendim. ^ok iizuldum ve yaptigima 90k pi§man oldum. O gun boyle ge9ti.
Gece olunca bu dert ve elem ile uyudum. Riiyamda hazret-i Ali'yi gordum. O gen9 de yaninda
idi. Bana:
"Ke§ke oyle d{i§{inmeseydin ve buna bir §eyler verseydin. Allah rizasi i9in hi9 bir §ey
vermeyeni Allahli teala sevmez." buyurdu.
Sabah olunca kendime ait ne varsa, hepsini, Allah rizasi i9in ihtiyaci olanlara dagitip, sefere
9iktim. Bagdad'a gelip ilim ogrenmeye ba§Iadim. On be§ sene sonra babamm vefat ettigini
haber alip, Ni§abur'a geldim. Babamdan bana 90k bliyiik servet kalmi§ti. Onu da Allah rizasi
i9in dagitip Bagdad'a dondiim. O gencin, baki§i hala goziimiin oniinde. Devamli iizulup,
pi§man oluyordum.
Vefat edinceye kadar da bu iiziintiiniin boyle devam ettigi bildirildi.
Hocasi Ebu Hafs-i Haddad, Abdullah Miirtei§'e ilim ogrenmesi i9in seyahat etmesini
s6ylemi§ti. Hocasinin bu emrine uyarak, ilim ogrenmek i9in her sene kilometrelerce yol
yiiriir, ugradigi bir §ehirde on giinden fazia kalmazdi. Bir giin Rakka'ya geldi. Ibrahim-i
Kassar kendisine bir tabakta iiziim ve ekmek gonderdi. Verilen hediyelere kar§i, hediye ile
cevap verdigi i9in kaftanini satti. Ibrahim-i Kassar'a bazi hediyeler alip gonderdi.
Abdullah Murtei§ hazretlerinin menkibeleri 90k olup salih bir zat §6yle aniatmif tir: Bagdad' da
bulunuyordum. Hacca gitmeyi arzu ediyordum. Gitmek i9in hi9bir §eyim yoktu. Kendi
kendime; "Abdullah Miirtei§ hazretleri bana bir aba, elbise ve masraflarim i9in de on be§
giimu§ hediye etse. Elbiseyi giyerim gumu§Ier ile de kova, ip ve ayakkabi alirim yolda sikinti
9ekmem." diye dii§iindum.
Bu sirada kapi 9alindi. A91P bakinca, Abdullah Murtei§ hazretlerini gordiim. ^ok §a§irdim
bana, bir aba, elbise ve on be§ giimii§u uzatip; "Bunlari al." buyurdu.
Almak istemedim, fakat; "AI, beni iizme, bunlar istemi§ oldugun §eylerdir." dedi.
Mahcubiyetle aldim...
Bir defasinda ramazan-i §erif ayinin son on giinii camide itikafa ba§Iadi. Ancak birka9 giin
sonra itikafi birakip 9ikti. Sebebini soranlara:
"Mescidde bazi kimselerin riya ile, g6steri§ yaparak ibadet edip, Kur'an-i kerim okuduklarini
gordiim. Bu halleri sebebiyle, onlara gelecek olan beladan korkup di§ari 9iktim." dedi.
Abdullah Miirtei? hazretleri nasihat ve sohbetleriyle uzun miiddet insanlara rehberlik
yapmi§tir. Bir defasinda da nasihat isteyenlere; "Size nasihat vermeye benden daha miinasib
ve benden daha hayirli olanlara gidiniz. Boylece beni de, sizlerden 90k daha hayirli olan
Rabbimie beraber birakmi§ olursunuz ve ben de hep O'nunia me§giil olurum." buyurdu.
Hastaligi artip vefati yakla§tigi sirada huziirunda bulunan sevenlerine borcu oldugunu,
elbisesini satmalarini ve borcunu odemelerini soyledi. Sonra buyurdu ki:
"Allahii tealaya dua edip bana 119 §eyi nasib etmesini istedim.
Birincisi pek9ok dost ve biiyiik zatlaria g6rii§iip sohbet ettigim §uniiziyye Camiinde vefat
etmek.
ikincisi vefat edip, diinyadan ayrilirken diinyalik bir §eyim olmasin istedim. §u altimda serili
olan hirkamdan ba§ka bir §eyim yok! Ben vefat edince onu da altimdan alip satin. Parasiyla
bir §eyler aim ve fakirlere verin...
TjQuncu istegim de §u idi: Ben vefat ederken yanimda sevmedigim kimse bulunmasin. Burada
bulunanlarin hepsini seviyorum. §u anda aranizda sevmedigim kimse yok. Elhamdiilillah bu
arzumun uqu de oldu."
Buyurdu ki:
"Kul, Allahli tealanm sevgisini, Allahii tealanm sevmediklerine du§man olmakla kazanir.
Allahii tealanm sevmedikleri ise, insani Allahii tealadan uzakla§tiran §eylerin hepsidir."
"Tasavvuf giizel ahlaktir. Bu da U9 kisimdir: Birincisi, Hakk ile beraber olmak yani Allahii
tealanm emirleine uymak ve bu hususta g6steri§ten uzak durmaktir.
ikincisi halk ile beraber olmak. Bu da biiyiiklere kar§i saygi ve edeb, kii9{iklere kar§i §efkat,
emsallere ise insafli ve adil davranmakia olur.
UQiinciisu nefse sahib olmak. Bu ise nefsin bo§ isteklerine, heva, hevese ve §eytana
uymamakia olur. Kim bu ixq hususu nefsinde dogru bir §ekilde tatbik ederse giizel
huylulardan olur."
"Tasavvuf tamamen ciddiyettir. §aka nevinden olan herhangi bir §eyi ona kari§tirmaymiz."
"Kul ne ile muhabbete nail olur?" diye sorulunca; "Allahii tealanm eviiyasma dost olmak,
du§manlarma da du§man olmakla" buyurdu.
Yine buyurdu ki:
"Kalbin, Allahii tealadan ve O'nun dostlanndan ba^kasina meyletmesi, o kalbin hasta
olduguna i§arettir."
"Sebeplere yapi§mali, fakat bu durum, o sebeblerin ve her §eyin yaraticisi olan Allahii tealaya
itimad ve tevekkiil etmeye mani olmamalidir."
"Biitiin i§lerin neticesinin sihhatli ve faydali olabilmesi i?in iki §art vardir: Sabir ve
ihlas."
"irade, nefsin arzularma muhalefet edip, onu Allahii tealanm emirlerine yoneltmek ve kendisi
i9in Allahii tealanm takdir ettigine razi olmaktir."
"Kul, muhabbet makamma, Allahii tealanm dostlarmi sevmek ve Allahii tealaya dii§man
olanlara dii§manlik etmekle kavu§ur."
"Amellerin en iistiinii; dogru amel i§lemek, siinnet iizere hizmete devam etmektir."
"Kalbin Allahii tealadan ba§kasma meyletmesi, Allahii tealanm azabmi 9abukla§tirir."
"Yaptigi amellerin, kendisini Cehennem azabmdan kurtarip, Allahii tealanm rizasma
kavu§turacagmi zanneden kimse, biiyiik hata etmi§tir. Allahii tealanm fadli ve ihsani ile
kurtulabilecegini dii§iinen kimseyi, Allahii teala riza makamlarmm en sonuna ula§tirir. Allahii
teala Kur'an-i kerimde Yiinus siiresi 58. ayet-i kerimesinde mealen buyurdu ki: "De ki:
Allahii tealanm ihsani ve rahmetiyle, i^te yalniz bunlarla ferahlansinlar. Bu, onlarin
toplamakta olduklanndan (diinya menfaatinden) daha hayirlidir,"
"Allahii tealayi Rab olarak tani. O'nu bir olarak ikrar et ve O'na hi? bir §eyi ortak ko§ma.
Tevhidin esasi bu ii9 §eydir."
"Allahii tealanm, senin rizkma keiil olduguna itimad et ve sana emrettigi ibadetleri yapmaya
9ali§! Boyle yaparsan, evliyadan olursun."
USTUN KIMSE!..
Abdullah bin Murteis'in dostlarindan bir kismi bazi kimselerin hallerinden bahsederek; "Falan kimse
su uzerinde yuruyor. Onun bu haline ne dersiniz?" diye sordular. Buyurdu ki:
"Allahu tealanin yardimi lie nefsinin arzularina uymayan kimse, havada ucandan ve su uzerinde
yiJriJyenden daha ustundur."
KE^KE YARDIM ETSEYDIM!
AbduUah-i Murtei§, evliya-yi kiramdan
§iddetle ka9inirdi, §upheli ve haramdan.
Dlinyaya zerre kadar, vermez idi bir deger,
Methetti kendisini, evliya ve alimler.
Hanesinin oniinde, otururken bir zaman,
Gen? bir ki§i gelerek, para istedi ondan.
Vardi gencin ustiinde, hem de "yeni bir aba"
Du§undii: "Bu ne iQin, dileniyor acaba?
Ya§i gen9, sakat degil, hem yeni elbisesi,
Yaki§ir mi bu gence, el a^ip dilenmesi?"
Bunlari du§unerek, vermedi cevap bile,
Gen9 ayrildi ondan, "kirilmi§ bir kalp" ile.
Eli bo§, boynu biikiik, gidince oyle mahzun,
Bu sefer pi§man oldu, du§undu uzun uzun.
Para vermedigine, 90k iizulup i9inden,
Goremedi bir daha, ko§tuysa da pe§inden
Dedi ki: "Ne olaydi, kirmasaydim hi9 onu,
Nereden biliyordum na ehil oldugunu,
Rabbimiz bakiyor mu, hi9 benim giinahima?
Devamli gonderiyor, rizkimi her giin ama.
Beiki 0, Rabbimizin, 90k sevdigi kuluydu,
Heyhat! Bana yakifan, muamele bu muydu?"
Yaptigi hatanm, kalarak tesirinde,
Yatip, bir riiya gordii, giiniin gecesinde.
§6yle ki otururdu, Allah arslani Ali
Dikkat etti, vardi hem, yanmda gen9 dahi.
Hazret-i Ali ona, buyurdu ki hemence:
"Ne i9in bir tasadduk, eyiemedin bu gence?
Halbuki bir kimsenin, varken mail, parasi,
Tasadduk eyiemezse, sevmez onu Mevlasi.
Uyaninca kapladi, kendisini bir keder,
Dagitti nesi varsa, kalmadi maldan eser.
Hi9 unutamiyordu, buna ragmen am
"Ben ni9in bo§ 9evirdim, o fakir muslumani?"
Ve hemen 9ikti yola, Bagdat medresesine,
ilim tahsil eyledi, orada on be§ sene.
Babasi zengin olup, ^oktu mail, parasi,
Vefat edip tamamen, ona kaldi mirasi.
Onu da fakirlere, dagitarak bittamam,
Ba§ladigi tahsile, gece-giin etti devam.
Ebu Hafs-i Haddad'dan, alip tasavvuf dersi,
Vilayet makaminda, yiikseldi derecesi.
Buyurdu ki:"Allah'i, hakkiyla sevmek i^in,
O'nun du§manlarini, sevmesin kalbin, i9in.
Ne ki uzakla§tirir, seni Hak tealadan,
Yakla§ma yanlarina, uzak dur hep onlardan.
Eger ki meyl ederse, kalbin "Hak"tan gayriye,
O kalp hasta demektir, bak hemen tedaviye.
Dlinyalik kimselerle, kurma hi9 miinasebet,
"Allah adamlari"yla, bulunmaga gayret et.
Onlarm her baki§i, "deva"dir kalp derdine,
§aki olmaz gidenler, onlarm sohbetine.
1) Hilyet-iJI-Evliya; c.10, s.355
2) Tabakat-us-Sufiyye; s.349
3)Nefehat-ul-Uns;s.198
4) Tezkiret-iJI-Evliya; c.2, s.72
5) Sifat-us-Safve; c.2, s.261
6) §ezerat-uz-Zeheb; c.2, s.317
7) Tabakat-ul-Kiibra; c.1, s.105
8) Tarih-i Bagdad; c.7, s.221
9) Risale-i Ku§eyn; s.150
10) Faideli Bilgiler; s.167
11) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.104
12) Tabakat-iJI-Evliya (ibn-i Mulakkm); s.141
13) Tabakat-us-Sufiyye (Ensari); s.386
14) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.3, s.350
15) Hazinet-ul-Mearif; c.2, s.193
16) Sefinet-iJI-Evliya; s.147
ABDULLAH BJN MUHAMMED RASJBI (Bkz. Ebu Muhammed RasibT)
ABDULLAH BJN MUHAMMED RAZI (Bkz. Ebu Muhammed RazT)
ABDULLAH BJN MUHAYRIZ (Bkz. Jbn-i Muhayriz)
ABDULLAH BJN MUBAREK;
Tebe-i tabiinin buyiiklerinden. Ismi Abdullah ibni Mlibarek bin Vadih Hanzali Temimi;
klinyesi, Ebu Abdurrahman'dir. Hadis, fikih alimi, mucahid ve zahid idi. Tabiinin,
Peygamberimizi sallallahii aleyhi ve sellem gorenlerin sohbetinde yeti§ti. Din dii§manlari ile
muharebelerde bulundu. Diinyaya ve diinyaliga ragbet etmezdi. Emevi halifelerinden Hi§am
bin Abdlilmelik devrinde 736 (H.118) yilinda Merv'de dogdu. 797 (H.181) senesi bir gaza
d6nii§ii, Bagdad yakinlarindaki Hit adli yerde vefat etti. Tiirk asiUidir.
ilk tahsilini, Merv'de yapan Abdullah ibni Miibarek tahsil i^in Bagdad, Basra, Hicaz, Yemen,
Misir, §am gibi ilim merkezlerine gitti. Bagdad'da biiyiik alimler ve evliya ile g6rii§tu.
Onlarin ders ve sohbetlerinden faydalandi. Hammad bin Zeyd, Evzai, Siifyan-i Sevri, Slifyan
bin Uyeyne, Malik bin Enes gibi alimlerden hadis-i §erif okudu. Dort bin ki§iden hadis-i §erif
dinledi. Bunlardan yalniz birinden hadis-i §erif rivayet etti. Kendisinden de biiyiik alimler
rivayette bulundular. Hocalarmm onde gelenleri arasmda Imam-i A'zam Ebii Hanife
rahmetuUahi aleyh de vardi. Fikih ilmini ondan ogrendi. Imam-i A'zam vefat edince, Imam-i
Malik'in derslerine devam etti ve ilimde yiiksek bir dereceye ula§ti.
ilim tahsilinden sonra tekrar Merv'e dondii. ilmi, edebi 90k olup, az konu§mak adeti idi.
Geceleri ibadet ile geQirirdi. Sozii senetti. Emanete pek riayet ederdi. §am'da birinden aldigi
kalemi unutup veremeden Merv'e gelmi§ti. Kalemi sahibine vermek i^in Merv'den tekrar
§am'a gitti. Eshab-i kiram (radiyallahii anhiim) ile onlari goren Tabiinin hallerini anlatan
eserleri okurken 90k aglar kendinden ge^erdi. Peygamber efendimizi sallallahii aleyhi ve
sellem goriip sohbetlerinde bulunma §erefme kavu§tuklari iQin Eshab-i kiramm iistiinliigiinii
anlatir ve:
"Muaviye'nin radiyallahii anh, Resiilullah'm yanmda giderken, bindigi atm burnuna giren toz,
Omer bin Abdiilaziz'den bin defa iistiindiir." buyururdu.
Evinde hadis-i §eriflerle 90k me§giil oldugundan; "Yalnizliktan rahatsiz olmuyor musun?"
diye soruldugunda; "Peygamber efendimiz ve Eshabi radiyallahii anhiim ile beraber olunca
insan hi? yalnizlik duyar mi?" kar§iligini verirdi.
Merv'de bir yil ticaretle ugra§ir, kazancinin hepsini fakirlere dagitirdi. ikinci yil islamiyet'i
yaymak i9in cihada, dii§manla harbe giderdi. O, medresede miiderris, hoca; camide vaiz,
§ehirde tiiccar; harbde biiyiik bir kahramandi. Kih? ve kalem sahibi idi. Kalemiyle
cihada dair eser yazdi, kiliciyla da dillere destan olan kahramanliklar gosterdi.
Abbasiler devrinde Bizanslilarla yapilan harplerden birine katilmi§ti. Abbasi ordusu sessiz,
sakin ve aydinlik bir gecede Tarsus'un kuzeyinde karargah kurmu§tu. Tarsus'un sirtlarinda
islam ve Bizans ordulari goriiniiyordu. iki taraf da kendilerini kuvvetli gostermek i^in alevleri
goklere yiikselen ate§ler yakmiflardi. Bu ate§ ocaklarindan birinin etrafinda tepeden timaga
silahli askerler hilal §eklinde oturmu§lar, ortalarinda ise ince yapili, niirani yiizlii bir zat
onlara ders anlatiyordu. Kimse vaktin nasil ge^tiginin farkina varmami§ti. Sozii kesip, duasini
yapinca istirahate ^ekildiler.
Sabah namazi kilindiktan sonra, harp hazirliklan ba§ladi. iki ordu kar§i kar§iya geldi. Bizans
ordusundan iri yapili, kendisi ve ati zirhlara biiriinmii§ biri kill? sallayarak ortaya Qikti.
D6gii§mek i^in miisliimanlardan er istedi. Miisliiman saflarindan bir kahraman onun kar§isina
9ikti. Fakat, §ehid dii§tii. Bu hal miisliimanlarin gayretine dokundu, ikinci bir yigit daha Qikti.
O da §ehid oldu. Sonra birka? er daha §ehidlik §erbetini i^ti. Rum ordusunda sevin? 9igliklari
yiikselirken, miisliiman ordusunda tekbir ve Allah Allah sesleri ortaligi Qinlatiyordu. Bu
sirada miisliiman askerlerin arasindan, atinin iizerinde heybetli birinin meydana Qiktigi
goriildii. Tamamen zirhlara biiriinmii§tii. Fakat kimse tanimiyordu. Rum'un kar§isinda dimdik
durdu. Herkes son derece heyecanli idi.^arpi^ma ba§ladigi gibi, Qevik bir hareketle kilicini
Rum'un gogsiine sapladi. Miisluman saflarinda tekbir sadalari yiikseliyordu. Rum tarafi ise
§a§kina dondii. Ikinci Qikan er de birincinin akibetine ugradi. Sonra birka? ki§iyi daha
oldurdli. Muslumanlar son derece sevinQliydi. Musluman er yerine donunce bu kahramanin
Abdullah bin Mlibarek hazretleri oldugunu goriip hayret ettiler.
Seferde bile ibadetlerini gizlerdi. Gaza arkada§i Muhammed bin Ayun §6yle anlatir:
Seferde bir gece, Abdullah bin Miibarek (r.aleyh) istirahate 9ekilmi§ti. Ben de mizragima
dayanmi§ oturuyordum. Benim uyudugumu zannedip kalkti ve fecr vaktine kadar namaz
kildi. Sonra beni namaza kaldirmaga geldi. Uyumadigimi ve halinden haberdar oldugumu
anlayinca, hayasindan yiizii kizardi. Sefer boyunca boyle yapti.
ibn-i Hibban ise §6yle anlatir:
Biitun miicahidler Ibn-i Mlibarek ile §am'a varmi§tik. Orada halkin ibadetini, gazaya hazir
hallerini, her gun seriyyelerin, ku^iik askeri birliklerin geli§-gidi§lerini goriince, Ibn-i
Miibarek; "Bu giizel haller ile Rabbimizin huzuruna Qikacagiz. Burada Cennet kapilarini
a^tik." buyurdu.
Misis'teki ikameti sirasinda ilim, ibadet ve cihaddan geri durmadi. Misis'te, ikindi namazinda
Cuma Mescidi'ne gelir, gune§ batincaya kadar kibleye kar§i oturur, AUahii tealanin zikriyle,
me§gul olur, kimseyle konu§mazdi. "Kim giinduzunii AUahii tealayi anarak ge9irirse, o, biitiin
giin zikretmi§lerden sayilir." buyururdu.
Misis nahiyesinde on yedi bin hadis-i §erif rivayet etti. Ku^iik ya§taki talebesi Abde bin
Siileyman'a hadis-i §erif yazdirir ilim ogretir, iistelik ona para da verirdi.
PekQok kez hacca gitti.
Bir sene hacdan sonra riiyasmda gokten inen iki melekten birinin digerine; "Bu sene ka9 ki§i
hacca geldi?" dedigini duydu. Obiir melek; "Alti yiiz bin ki§i." dedi. "Peki ka9 ki§inin hacci
kabul edildi?" O da; "Bunlardan hi? birinin hacci kabiil edilmedi." diye cevap verdi.
Abdullah bin Miibarek buyurdu ki:
Bunu i§itince iizerime biiyiik bir sikmti Qoktii. Dedim ki:
"Bunca insan, bunca zahmet ve me§akkate katlanip diinyanm her tarafmdan hacca geldiler.
poller a§arak zor §artlarda biiyiik sikmtilara katlandilar. Biitiin bu emekler bo§a mi gidecek?"
Bunun iizerine o melek; "§am'da ayakkabi tamir eden Ali bin Muvaffak adinda biri vardir. O,
hacca gitmeye niyet etmi§ti, fakat gidemedi. Lakin hacci kabiil edildi. Alti yiiz bin haciyi ona
bagi§ladilar da hepsinin hacci kabiil edildi." dedi.
Abdullah bin Miibarek §6yle anlatiyor:
Bunu i§itince uykudan uyandim ve; "Gidip o zati ziyaret etmeliyim!" dedim.
Arkada§larimdan ayrilip, §am kafilesine katildim. §am'a gidince, o zatin evini ara§tirip
buldum. Kapiyi Qaldim. Bir kimse kapiya Qikti. Adini sordum. "Ali bin Muvaffak." dedi.
ismimi sordu. "Abdullah bin Miibarek." deyince, feryad edip kendinden ge^ti. Ayilinca,
gordiigiim riiyayi kendisine anlattim. Haccinin kabiil edildigini ve kendi hacci ile beraber alti
yiiz bin ki§inin ibadetinin kabiil edildigini de haber vererek; "Bana nasil hayirli bir amel
i§ledigini anlat." dedim. O da anlatti:
Ben ayakkabi tamircisiyim. Otuz seneden beri hacca gitmeyi arzu ederdim. Bu i§imden, otuz
senede ii? yiiz dirhem giimii§ biriktirdim. Bu sene hacca gidecektim. Hanimim hamileydi.
Kom§u evden burnuna yemek kokusu gelince; kom§udan yemek istememi soyledi. Gidip,
onun arzusunu bildirdim. Kom§um aglayarak §6yle dedi: "Ey Ali bin Muvaffak, bizim bu
yemegimiz size helal degildir. ^iinkii ii9 giindiir, 90cuklarim bir §ey yememi§lerdir. Biitiin
§am §ehrinde hi9 bir i§ bulamadim. Kimse bana i§ vermedi. Olii bir hayvan gordum. Zaruret
mikdarinca ondan bir par9a kesip getirdim. ^ocioklara yemek pi§iriyorum. Size helal olmaz."
Bunu duyunca i^ime bir aci du§tu. Hac i^in biriktirdigim giimu§Ieri getirip verdim ve; "Bunu
90cuklarina nafaka yap, haccimiz bu olsun!" dedim. Abdullah bin Miibarek bunun iizerine;
"Allahii teala, dogru riiya gosterdi." buyurdu.
Abdullah bin Miibarek hazretleri 90k mutevaziydi. Dogru ve giizel sozii, bir 9obandan bile
duysa kiymet verirdi.
Comert idi. Arkada§larina ve muhta9lara para vererek yardimlarina ko§ardi. Siifyan-i Sevri,
Siifyan bin Uyeyne, Fudayl bin lyad, Ibn-i Semmak, Mesruk gibi zatlara 90k ihsani vardi.
Bir sene hacca giderken bir 96plugiin yanindan ge9iyorIardi. Orada yerden olii ku§u alan bir
kizcagiz gordii. Ona halini sordu. O da; "Benden ba§ka bir de karde§im var. Yoksuluz, bir
§eyimiz yok. U9 giindiir a9iz. Biz zengindik. Babamizin mail vardi. Zulm ve haksizlikia
malini alip oldiirdiiler. Gordiigiiniiz gibi muhta9 hale dii§tiik." dedi. Gozleri ya§aran Abdullah
bin Miibarek hazretleri yanindaki bin altindan 40'ini memlekete donmek i9in ayirdi, kalaninin
kizcagizin ailesine verilmesini emrederek; "Geri doniiyoruz bu seneki haccimiz bu olsun."
buyurup, geri dondii.
Abdullah bin Miibarek misafirperverdi. Caninin istedigi bir §eyi misafirsiz yemezdi. Sebebini
sorduklarinda; "Kiyamet giinii misafir ile yenenden sual olunmayacagini duydum da ondan."
diye cevap verirdi. Onun 90k ikramda bulundugunu goren birisi; "Maliniz azaliyor, misafire
ikram i§ini biraz azaltsaniz?" dediginde; "Mai azaliyorsa, omiir de bitiyor." buyurdu.
insanlarin iyiligini isterdi. Yanina sik sik gelen kotii huylu bir kimse birgiin ondan ayrildi,
gelmez oldu. Bunun ayrilmasina 90k iiziildii; "Ni9in iiziiliiyorsun?" dediklerinde; "O zavalli
gitti. O kotii huylar kendinden ayrilmadi. Onun haline iiziiliiyorum. Bizim yanimizda bir
miiddet daha kalsaydi ahlaki diizelebilirdi." dedi.
Gordiiklerinden ibret alirdi. Soguk bir ki§ giinii Ni§abur pazarinda giderken, sirtinda yalniz
bir gomlegi oldugu i9in ii§iiyiip titreyen bir koleye rastladi. Ona; "Efendine soylesen de sana
bir palto alsa olmaz mi?" dedi. Kole; "Efendime ne soyleyebilirim ki, halimi goriiyor ve
biliyor." deyince, Abdullah bin Miibarek hazretleri feryad edip yere dii§tii. Kendine
geldiginde; "Sabri ve kanaati bu koleden ogreniniz." buyurdu.
Firaset sahibiydi. Soylenen sozlerin inceligine hemen vakif olurdu. Sehl bin Ali bin Abdullah
Mervezi, Abdullah bin Miibarek'in derslerine devam ederdi. Bir giin; "Artik senin dersine
gelmeyecegim. ^iinkii, bugiin gelirken, senin kizlarin dama 9ikmi§, beni 9agiriyorIardi.
Benim Sehl'im, benim Sehl'im diyorlardi. Bunlarin terbiyesini vermiyor musun?" dedi.
Abdullah bin Miibarek, gece talebesini toplayip; "Sehl'in cenaze namazina gidelim." dedi.
Gidip, vefat etmi§ buldular. "Vefatini nereden anladin?" dediklerinde; "Benim hi9 cariyem
yok. O gordiikleri Cennet hiirileri idi. Onu Cennet'e 9agiriyorIardi." dedi.
Din gayreti 9oktu. Allahii tealadan ba§kasina ibadet edilmesine hi9 tahammiilii yoktu. Kendisi
§6yle anlatir: "Bir ate§perest ile 9aIi§iyorduk. Namaz vakti gelince ondan, namaz kilarken,
bana zarar vermeyecegine dair soz aldim. Bunun iizerine namaz vaktinde rahat9a bir namaz
kildim. Sonra ate§perest §ahsin ibadet zamani geldi. §imdi sira bende, ben ibadet ederken, sen
de zarar vermeyecegine dair soz ver deyince, rahat9a ibadet edebilecegini bildirdim.
Fakat ate§perest ate§e tapmak iizere secdeye varinca, soziimde duramadim ve iizerine atildim.
O anda; "Soz verdigin zaman ahdini yerine getir!" diye bir ses duydum ve hemen geri
9ekildim. Ate§perest ibadetini bitirince; "Evvela hiiciim ettin. Sonra niye vazge9tin?" diye
sordu. "Ben Allah'tan ba§kasina secde ettigin zaman, dayanamadim, iizerine atildim. Seni
oldiirmek istiyordum. Fakat tam anda; "Soz verdigin zaman, ahdini yerine getir!" diyen bir
ses, beni bu i§ten alikoydu." dedim. Bunun iizerine ate^perest; "Rab, senin rabbindir! Kendi
du§mani iQin, dostunu bile azarliyor! i§te huzurunda musluman oluyorum." diyerek Kelime-i
§ehadet getirdi.
Abdullah bin Miibarek hazretleri duasi makbul olanlardandi. Muhtac olanlar, ondan dua
isterlerdi. Bir giin bir ama gelip; "Bana dua buyurun da, AUahii teala gozlerime gorme
kuvveti versin!" dedi. Bunun iizerine AUahii tealaya yalvarip dua eyleyince derhal gozleri
gormeye ba§ladi.
Her i§i limine uygundu. Peygamberimizin sallallahix aleyhi ve sellem limine tam varisti.
Siinnete uyar, bid'atten ve bid'at ehlinden nefret ederdi. Boyle kimselerle oturmadigi gibi,
oturanlan da men ederdi. Zararmi anlatir ve miinafiklik alametlerinden oldugunu soylerdi.
Horasan alimlerinden Abdullah bin Omer Serahbi §6yle buyurdu: "Bir keresinde bid'at ehliyle
oturup yemek yedim. Abdullah bin Miibarek bundan haberdar olunca, bana; "Seninle otuz
giin konu§mayacagim." dedi ve oyle yapti.
Ba§kasmda gordiigii bir kusuru miinasib bir lisanla anlatmaya 9ali§irdi. Huzurunda birisi
aksirdi ve "Elhamdiilillah" demeyi unuttu. O kimseye, sual sorar bir eda lie; "Aksiranm ne
demesi icab eder efendim?" dedi. O cevaben; "Elhamdiilillah." deyince, Abdullah bin
Miibarek de; "Yerhamiikellah." buyurdu. Bu rivayeti bildiren Muhammed bin Cemil; "Bu
edebli hareket bizi §a§irtti. Bu edebe hayran olduk." demektedir.
Buyururdu ki:
"Biz 90k ilimden ziyade az da olsa edebe muhtaciz."
"Alimler edeb hakkmda 90k §eyler soylediler. Bize gore edeb, insanm kendini tanimasidir."
"Alimleri hafife alanlarm ahireti, iimerayi hafife alanlarm diinyasi, dostlarmi hafife alanlarm
miiriivveti yikilir."
"Kalbinde Allah korkusu 90k az olan, diinya sevgisi bulunan, haramlardan sakmmayan, alim
oldugunu soylerse §a§ilir."
"Salih kimselerden olmadigim halde, salihleri severim. Kotii kimselerden daha a§agi oldugum
halde, kotiileri sevmem."
"Eger giybet etseydim, anami, babami giybet ederdim. ^iinkix sevablarimm onlara verilmesi
dahahayirli olur."
"Miistehablari yapmakta gev§ek davranan, siinnetleri yapamaz. Siinnetleri yapmakta
gev§ek davranmak, farzlarin yapilmasini zorla§tirir. Farzlarda gev§ek davranan da
marifete, AUahii tealanin nzasina kavu^amaz."
Birisine; "AUahii tealayi murakabe et!" dedi. O ki§i; "Bu nasil olur?" deyince; "AUahii tealayi
goriir gibi ol." buyurdu.
"insan; nefs, §eytan, miinafik gibi ixq dii§manla kar§i kar§iyadir ve bunlardan kurtulmak 90k
gii9tiir."
"^ali§ip kazanma zahmeti 9ekmemi§ kimsede hayir yoktur."
"ilmin evveli niyet, sonra anlamak, sonra yapmak, sonra muhafaza, sonra da yaymaktir."
"Nefsini bilen Rabbini bilir," hadis-i §eriiinin sirrma eren, nefsini sokakta gordiigii
kopekten a§agi bilir."
"Nice kii9iik amel, niyetle biiyiir, nice biiyiik amel ise niyetle kix9iilixr."
"Kim ilmi ararsa ogrenir. llmi ogrenen, giinah i§lemekten korkar. Giinahtan korkan ondan
kaQar. Ondan ka9an ise kiyamet giinii hesaptan kurtulur."
"§upheli bir kuru§u geri vermeyi, binlerce lira sadaka dagitmaktan daha fazla severim."
"Din karde§imin bir ihtiyacini gormem, bir sene nafile ibadet etmemden daha onemlidir."
"insanlarin en al^agi kimdir?" diye sorulunca; "Din kisvesi altinda diinya menfaati
saglayandir." buyurdu.
"ilimde cimrilik yapan ki§iye Allahii teala ixq bela verir: Ya oliir, ilmi gider. Yahud unutur
veya kendine ilmi unutturacak kimse ile dostluk kurar, oylece ilmi gider."
"Ben, peygamberlikten sonra ilimden daha iistiin bir riitbe oldugunu zannetmiyorum.
Alimlerden biri, bir ihtiya^Ia kar§ila§mca, onun ile me§gul olur, okuyamaz. Onun ihtiyacmi
giderip, okumasmi saglamak daha makbuldiir."
"insandaki en iistiin haslet hangisidir?" diye sorulunca; "Kamil akil." buyurdu. "Eger o
yoksa?" dediler. "Giizel edebdir." buyurdu. "O da yoksa?" dediler. "Kendisiyle isti§are
edilecek fefkatii bir karde§." buyurdu. "O da yoksa?" "Devamli siikut." buyurdu. "O da
bulunmazsa?" dediklerinde; "Olmek." buyurdu.
"§u dort ciimle, dort bin hadis-i §eriften se^ilmi^tir; kadina giivenme, mala aldanma,
mideni fazlaca doldurma, i^ine yanyacak kadar ilim ogren."
"Bir alimin sakmmasi gereken en onemli husus; Allahii tealanm haram kildigi §eylerden uzak
durmasi ve diinyaya goniil baglamamasidir."
"Diinya sevgisi ve giinahlarm istila ettikleri kalpten nasil hayir beklenir."
"Allahii tealaya isyan ederken, O'nu sevdigini a^iklarsm. Bu ise kiyasta acaibdir. Eger sevgin
dogru olsaydi, O'na itaat ederdin; Qiinkii seven, sevdigine itaat eder."
"Giizel ahlaki, bir ciimlede hiilasa eder misin?" diye sorduklarmda; "Kizmamaktir." buyurdu.
Abdullah bin Miibarek vefati yakla§tigi zaman biitiin malmi fakirlere verdi. Hizmetinde
bulunan bir talebesi; "Efendim, maliimunuz ii9 Qocugunuz var. Onlara miras birakmayacak
mismiz?" deyince:
"Onlari Allahii tealaya emanet ediyorum. O, en iyi vekildir. Eger 90cuklarim, salih olursa,
cenab-i Hak, hi9 ummadiklari yerden riziklandirir. Yok, fasik olurlarsa, malimm kotii
insanlara kalmasmi istemem." buyurdu.
Vefati anmda gozlerini a^ti, giildii ve mealen; "Amel edenler, bu ebedi nimete kavu§mak
if in fali§sinlar." (Saffat siiresi: 61) ayet-i kerimesini okudu.
Abdullah bin Miibarek vefati esnasinda, azadli kolesi olan Nasr'a; "Ba§imi topraga koy!"
dedi. Nasr agladi. "NiQin agliyorsun?" deyince; "Senin iki varligini, servetini ve §imdi de
yoksul olarak oliimiinii goriip agliyorum." dedi. Ibn-i Miibarek; "Aglama. Zira ben, Allahii
tealadan zenginler gibi ya§amami ve yoksuUar gibi olmemi istedim. Sonra sen, bana §ehadeti
telkin et ve ben ba§ka bir soz konu^madik^a da onu terk etme." buyurdu.
Fudayl bin lyad'in oglu Muhammed §6yle anlatti:
Abdullah bin Miibarek'i riiyamda gordiim. Ona; "En iistiin amel nedir?" dedim. "i^inde
bulundugundur." buyurdu. "Hudud boylarinda beklemek de cihad midir?" dedim. "Evet."
buyurdu. "Allahii teala sana ne muamele yapti?" dedim. "Beni sonsuz magfireti ile magfiret
edip, izzet ve ikramlarda bulundu" dedi.
Misisli Ismail ibni Ibrahim anlatir:
Haris bin Atiyye'yi riiyada goriip ona halini sordum; "Rabbim beni magfiret etti." dedi.
"Abdullah bin Miibarek nerededir?" dedim. "O, her giin Allahii tealanin huziiruna
^ikanlardandir." dedi.
Nevfel anlatir:
"Abdullah bin Miibarek'i riiyada gordiim ve; "Rabbin sana ne muamele yapti?" dedim. O da;
"Beni magfiret etti." buyurdu. "Siifyan-i Sevri'ye ne yapti?" dedim. "O, §ehidlerin i^inde
yiiksek derecelerindedir." buyurdu.
Buyurdu ki:
"Oliimden sonrasi i^in olmeden once hazirlik yap"
"Ki§i i^in en giizel siis; siikut, dogruluk ve vakardir."
"AUahii tealadan korkan kimselerle beraber ol. Bid'at sahipleriyle oturmaktan sakin!"
"Bir kimsenin Qolugu-Qocugu, olup, onlarin ihtiyaci i9in 9ali§sa, geceleri kalkip iizerleri a9ik
olarak gordiigii evladinin iizerlerini yorganlari ile ortse, onun bu 9e§it i§leri gaza ve cihaddan
dahaiistundiir."
Bujoik alimler onu methetmi§tir.
ibn-i ishak §6yle dedi: "Ben, Sahabe-i kiram ile Abdullah bin Miibarek'in i§lerine, hallerine
dikkat ettim. Onlarin ayni idi. Yalniz, Eshab-i kiramin (r. anhiim) ustiinliikleri, Peygamber
efendimizin e§siz sohbetlerinde bulunmaktan ileri geliyordu."
Fudayl bin lyad: "Onu sevmemin asil sebebi AUahii tealadan 90k korkmasidir."
Abdullah bin Mus'ab: "Hadis ve fikih ilmini, Arap edebiyatini iyi bilen, §ecaati, ticareti,
comertligi ve yaninda olmadiklari zaman da, arkada^larina muhabbeti kendisinde toplami§
miimtaz bir zat idi."
Eserleri:
1) Kitab-iiz-Ziihd ver-Rekaik: Peygamber efendimizin sallallahii aleyhi ve sellem, Eshab-i
kiramm ve Tabiin'in ibadet, tevekkiil, tevazu ve kanaata dair sozlerinden meydana gelmi§tir.
2) Kitab-iil-Cihad: Cihad ile ilgili hadis-i §erifleri ihtiva eder. Ke§f-uz-Zunun'da bu ikisinin
onun ilk eserleri oldugu zikredilmektedir. 3) Miisned, 4) Kitab-iil-Birri-Ves-Sila, 5)
Kitab-ut-Tefsir, 6) Kitabut-Tarih, 7) Es-Sunen fil Fikh.
ALLAHU TEALAYI BIlIR MiSlN?^
Bir gun yolda gidiyordu. Onunde birkac koyunia bir coban cocuk gordu. Ona acidi ve; "Zavalli,
cocuklukta cobanlik yaparsa, buyudukte Allahu tealanin ibadet ve marifetine nasi! erisir?" dedi.
Sonra kendi kendine; "Gideyim, ona Allahu tealayi tanimakta bir mesele ogreteyim." deyip,
cocugun yanina geldi ve:
-Eviadim, Allahu tealayi bilir misin? buyurdu.
Cocuk:
-Kul nasil sahibini bilmez?" dedi.
-Allahu teala'yi ne ile biliyorsun?
-Bu koyunlarimla.
-Bu koyunlaria, O'nu nasil bilirsin?
-Bu birkac koyun cobansiz ise yaramaz. Bunlara su ve ot verecek, kurttan ve diger tehlikelerden
koruyucu birisi lazimdir. Bundan aniadim ki, kainat, insanlar, cinler, hayvanlar ve canavarlar ve bu
kanatli kuslar bir koruyucuya muhtactir. Bu binlerce cesit mahlukati korumaya kadir olan, Allahu
tealadan baskasi degildir. iste bu koyunlaria Allahu tealayi, boylece bildim
-Allahu tealayi nasil bilirsin?
-Hie bir seye benzetmeden bilirim.
-Boyle oldugunu nasil bildin?
-Yine bu koyunlardan.
-Nasil?
-Ben cobanim. Onlarin koruyucusuyum. Onlar benim korumam ve tasarrufumdadirlar. Onlara
dikkatle bakiyorum. Ne onlar bana benzerler, ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir coban
koyunlarina benzemezse, Allahu tealanin elbette kullarina benzemiyecegini aniadim. Abdullah bin
Mubarek:
-iyi soyledin. ilimden bir sey ogrendin mi? buyurdu.
Cocuk:
-Ben bu sahralarda, nasil ilim tahsTI edebilirim, dedi.
-Peki baska ne ogrenmissin?
-Uc ilim ogrendim. Gonul ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.
-Bunlar nelerdir, ben bunlari bilmiyorum.
-Gonul ilmi sudur ki, bana kalb verdi ve kendi marifet ve muhabbeti yeri eyiedi ki, bu kalb ile O'nu
bileyim. O'nun sevdiklerine gonulde yer vereyim, sevmediklerine yer vermiyeyim ve boylelerinden
uzak olayim. Dil ilmi sudur ki, bana dil verdi ve dili zikretmek, O'nun ismini soylemek yeri eyiedi.
Bununia O'nu hatirlatanlari dile getirmegi, O'ndan bahsetmiyen sozden onu korumayi, boyle
sozden uzak olmayi Tma etti. Beden ilmi sudur ki, bana beden vermistir ve onu kendine hizmet yeri
eyiemistir. Boylece O'na hizmet olan her seyi yaparim, hizmet olmayan seyi ise bedenimden
uzaklastiririm.
Abdullah bin Mubarek, bunun uzerine:
-Ey cocugum! Evveiki ve sonraki ilimler, senin bana bu ogrettiklerindir! dedikten sonra: Ey ogul,
bana nasThat ver, buyurdu.
-Ey efendi! Alim oldugun yuzunden belli oluyor. Eger ilmi Allah rizasi icin ogrendiysen, insanlardan
istemeyi, beklemeyi kes. Yok, dunya icin ogrenmissen, Cennet'e kavusamazsin, dedi.
KIZIMI KIME VEREYIM?
Merv sehri kadisinin bir kizi vardi. Ulkedeki, ileri gelen zengin, makam ve mevki sahibi kimseler bu
kizi isteyince hie birine vermedi. Bu zatin Mubarek adii, bagina-bahcesine bakan bir kolesi vardi.
Aradan iki ay gecmis meyveler olgunlasmis bolluk bereket gelmisti. Efendisi, Mubarek'ten uzum
isteyince, toplayip geldi. Getirdigi uzum cok guzel olmasina ragmen henuz olmamisti, baska uzum
istedi. da eksi cikti. Efendisi; "Bahcede o kadar uzum var, nicin boyle uzum getiriyorsun?"
demekten kendini alamadi. Mubarek; "Efendim! Eksisini tatlisini bilmiyorum!" diye cevap verdi.
Bag sahibi; "Subhanallah iki aydir bagdasin, daha hangisinin eksi, hangisinin tatli oldugunu
bilmiyorsun." diye cikisti. Mubarek onlari yemekle degil korumakia vazTfeli oldugunu biliyordu.
Efendisi; "Nicin onlardan yemedin?" deyince; "Siz benden baginizdaki meyvelerin muhafazasini
istediniz. Yeyiniz demeyince alip yemem uygun olur mu, emrinize karsi gelebilir miyim?" cevabini
verdi.
Efendisi boyle bir hadiseyle ilk defa karsilasmisti. Mubarek'in bu haline hayran kaldi.
Guvenebilecegi birini bulmustu. Gercekten onu ve halini cok sevmisti. Kolesine donerek; "Sana bir
sey soracagim." diye soze basladi. Sonra; "Benim bir kizim var, mail makami yuksek pekcok
kimse onu ister. Hangisine verecegimi ne yapacagimi bilemiyorum. Bu hususda bir fikrin olur mu?
Sen ne dersin?" diye sordu. Mubarek, bu soze karsi soyle dedi:
"Efendim!.. insanlar, damad icin; cahiliyye devrinde soya sopa; yahudTler ve hiristiyanlar guzellige,
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamaninda dindarliga, Allahu tealadan korkup, haramlardan
sakinmaya bakarlardi. Zamanimizda ise, mala ve makama bakiliyor. Artik bunlardan diledigini
sec."
Bunun uzerine efendisi:
"Ben dindarligi ve takvayi seciyorum ve kizimi seninle eviendirmek istiyorum. Cunku sende
haramlardan kacma, dinine baglilik, iyi hal, emanet ve guvenilirlik gordum ve bunlari sende
buldum." dedi.
ise kendisinin kole oldugunu, parayla satildigini, boyle olunca evienmelerinin garib
karsilanacagini, hem kizin buna razi olmayacagini bir bir aniatti. Akil da oyle diyordu. Ancak kadi
kararli idi. "Kalk eve gidelim." dedi. Eve varinca hanimina; "Bu saliln, dindar, takva sahibi bir
koledir. Kizimizi onunia eviendirmek istiyorum, senin fikrin ne?" deyince, hanimi; "Sen bilirsin,
fakat bir de kiza soralim." cevabini verdi. Anne durumu kiza acip babasinin niyetini soyleyince,
kizi da bu hususta her seyi anne ve babasina biraktigini bildirdi. Kadin kizin razi oldugunu babasina
aniatinca nikahlari kiyildi. Fakat Mubarek, kizin yanina gitmiyordu. Bu hal kirk gun surdu. Bir vesTle
ile anne durumdan haberdar olunca dayanamadi; "Kizimizi kolene verdin, aradan bunca zaman
gectigi halde donijp yuzune bile bakmadi, bu yaptigi nedir? Bu nasil is?" diye sikayet ve sitemde
bulundu. Bunun uzerine kadi; "Ey Mubarek! Kizima naz mi ediyorsun? Nicin yanina gitmiyorsun?"
demekten kendini alamadi. Buna karsilik damad:
"Ey musliJmanlarin kadisi! Ey efendim! Bu nasil soz? Sizin kerTmenize naz etmek ne haddime.
Lakin kadisiniz. Ola ki kiziniz supheli bir sey yemistir. Supheden uzak olmak icin bu zamana kadar
bekledim ve ona helal yemek yedirdim. Beiki Allahu teala bize salih bir eviad verir. Bundan baska
bir dusiJncem yoktur." dedi.
Kirk gun gectikten sonra ehline yaklasti. Haram ve helale bu derece dikkat ettigi icin Allahu teala
ona Abdullah isminde bir cocuk verdi.
1) Tabakat-i Ibn-i Sa'd; c.7, s.372
2) Hilyet-iJI-Evliya; c.8, s.162
3) Tarih-i Bagdad; c.10, s.152.
4) Sifat-iJs-Safve; c.4, s.134.
5) Vefeyat-ul-A'yan; c.3, s.33.
6) §ezerat-uz-Zeheb; c.1, s.295
7) Abdullah bin Mubarek Mervezi; (AbdiJImecTd Muhtesib, Amman 1392)
8) Tabakat-ul-KiJbra (§a'ranT); c.1, s.59
9) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.104
10) Tezkiret-iJI-Evliya; c.1, s.166
1 1 ) Nesayim-iJi-Mehabbe; s. 1 5
12) Rehber Ansiklopedisi; c.1, s.14
13) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.2, s.97
14) islam Tarihi Ansiklopedisi; c.1, s.60
15) Ravd-ur-Reyyahin; s.90
16) Nevadir-iJI-Alem; s. 6,65,83
17) Tam ilmihal Seadet-i Ebediyye; s.1027
ABDULLAH-I §EMDINI;
Anadolu'da yeti§en biiyiik velilerden. Kendilerine Silsile-i aliyye adi verilen buyiik alim ve
veliler silsilesinin otuzuncusudur. Bu diyarda Nakfibendi, Miiceddidi, Halidi kolunun onde
gelen temsilcisidir. Ismi AbduUah'tir. Seyyid Abdiilkadir-i Geylani hazretlerinin onuncu
torunu ve Seyyid Taha-i Hakkari'nin amcasidir. Lakabi, Siraciiddin ve Menba-ul-Hilm'dir.
Dogum tarihi bilinmemektedir. §emdinli civarinda diinyaya gelmi§, 1813 (H.1228) senesinde
§emdinli'nin Nehri kasabasinda vefat etmi§tir. Kabri orada olup, ziyaret edilmekte ve
bereketleri hasil olmaktadir.
§emdinli'de diinyaya gelen asil, temiz ve §erefli bir aileye mensub olan Seyyid Abdullah
§emdini, kiiQuk ya§ta ilim tahsiline yoneldi. Zamaninin usuliine gore ilk tahsilini gordiikten
sonra, Irak'in Suleymaniye beldesine giderek oradaki medresede ilim ogrenmeye devam etti.
Akli ve nakli ilimleri tahsil edip biiyiik alim oldu. Bu medresede ilim ogrenmekle me§gul
iken medrese arkada§i Mevlana Halid-i Bagdadi ile bir karde§ gibi ya§adilar. Yiiksek
yaratili§i olan bu iki goniil dostu zahiri ilimleri tahsil ettikleri sirada kalb ve gonlil ilmi olan
tasavvufa kar§i alaka duymaya ba§ladilar. Bu alaka, muhabbet ve a§k derecesine ula§ip,
kendilerini manevi olarak terbiye edip, batmi ilimleri ogreterek yeti§tirecek bir rehber, yol
gosterici aradilar.
Sonunda aradiklari rehberi hangisi daha evvel bulursa, o biiyiik zattan alacagi manevi feyz ve
bereketin aralarmda mii§terek olmasmi kararla§tirdilar. Bu hususta birbirlerine soz verdiler.
Yani aradiklari o biiyiik veliyi hangisi daha evvel bulur ve tanirsa hemen digerinin de o zati
tanimasina, ona baglanip feyz almasina vasita olacakti.
Kendilerine yol gosterecek manevi bir rehberi aradiklari sirada Mevlana Halid-i Bagdadi
aldigi bazi manevi i§aretler iizerine Hindistan'a gitmeye karar verdi. Zahiri ilimlerde yiiksek
bir alim olan AbduUah-i §emdini de onunla gitmek istedi. Fakat Mevlana Halid-i Bagdadi
ona; "Ben gideyim, oradan alip getirdiklerime ortagiz." dedi. Nihayet Hindistan'a gitmek
iizere Siileymaniye'den yola Qikti. Uzun ve me§akkatli bir yolculuktan sonra Hindistan'a
ula§ti. Sonunda Nak§ibendiyye manevi yolunun miir§id-i kamili §ah Gulam-i Ali AbduUah-i
Dehlevi hazretlerinin huzur ve sohbetleriyle §ereflendi. Kisa zamanda layik ve miistehak
oldugu fazilet ve olgunluga ula§ti. Tasavvuf yolunda ilerleyip evliyalik derecesine yiikseldi.
Hocasi ona, Islamiyetin emir ve yasaklarini anlatmak siiretiyle, insanlarin diinya ve ahiret
saadetine kavu§malarina vesile olabilmek ve talebe yeti§tirmek hususunda tam bir icazet,
diploma ve hilafet verdi. Hocasinin tam ve mutlak vekili olarak aldigi yiiksek feyz ve
kemalati, ilim ve edeb a§iklarina sunmak ve onlari yeti§tirmekle vazifeli olarak Bagdad'a
gonderildi.
Bundan sonra biitiin alem, vasitali vasitasiz ir§ad ve feyz kaynagi olan Mevlana Halid-i
Bagdadi hazretlerinin manevi niiru ile niirlanmaya ba§ladi. Boylece Bagdad'da feyz ve nur
saQan rahmet giine§i dogdu.
Seyyid AbduUah-i §emdini, daha onceki anla§malarinin geregi bir miiddet Bagdad'da
kaldiktan sonra Siileymaniye'ye donen Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin ziyaretine gitti.
Mevlana'nin Hindistan'da elde ettigi marifet ve kemalati, olgunlugu goriince ona olan
muhabbeti daha da artti. Medrese talebeliginde arkada§i oldugunu dii§iinmeyip o evliyalik
giine§inin sohbetlerine devam etmeye ba§ladi. Onun onde gelen talebelerinden oldu. Bazi
hasetQi ve inkarci kimselerin, Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin kar§isina Qikip, soz ve
yazi ile onu kotiilemeye, tiirlii tiirlii iftiralarla ve diizme yalanlarla, ona goniil verenlerin
yolunu kesmeye 9ali§tiklari sirada, o hep onun yaninda bulundu. Kendisinde bulunan asalet
ve yiiksek kabiliyet ile Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin talebe yeti§tirmek husiisundaki
maharetinin birle§mesiyle kisa zamanda biitiin ilimlerde ve tasavvuf hallerinde yeti§erek
olgunla§ti. Mevlana hazretlerinin binlerce talebesi arasinda en yiikseklerinden oldu. Mevlana
Halid-i Bagdadi hazretleri ona talebe yeti§tirmek iizere icazet, diploma verdi. Mevlana
hazretlerinden icazet ve hilafet alanlarin ba§tan iiQiinciisii olan Seyyid AbduUah-i §emdini,
karde§i Seyyid Ahmed Geylani hazretlerinin oglu Seyyid Taha-i Hakkari'yi de, Mevlana
Halid-i Bagdadi'nin sohbetlerine gotiirerek, onun da bu yolda yeti§mesine vesile oldu.
Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri bir ara, Bagdad'a gitti. Bu sirada AbduUah-i §emdini
talebelerin ba§ina gCQip onlari yeti§tirmekle me§giil oldu. Daha sonra tekrar Siileymaniye'ye
donen Mevlana hazretleri, insanlara islamiyetin emir ve yasaklarini anlatmak iizere 9e§itli
beldelere yeti§tirip gonderdigi talebeleriyle birlikte, Seyyid AbduUah-i §emdini'yi de
§emdinli'ye gonderdi. Seyyid AbduUah-i §emdini, §emdinli civarindaki Nehri kasabasina
yerle§ti. Nehri'de medrese, tekke ve zaviyeler yaptirarak talebe yeti§tirmeye ba§ladi. Tlirkiye,
Iran ve Irak'in 9e§itli yerlerinden ilim meclisine ve sohbetlerine ko§an pekQok kimseyi zahiri
ve batini ilimlerde yeti§tirdi. Peygamber efendimizden bu yana, evliyanin ve Islam alimlerinin
anlattigi ve ya§adigi Islamiyeti, giizel ahlaki insanlara anlatti. Bilhassa edeb ve ahlaktan
mahrum a§iretler iizerinde 90k tesirli olup, onlarin dlizelmesine vesile oldu. Kabile ve
a§iretlere, anlayacaklari §ekilde glizel nasihatlar vermek suretiyle onlarin dogru yola
kavu§malarina vesile oldu.
Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri onun hakkinda Seyyid Taha-i Hakkari'ye; "Seyyid
Abdullah ne giizel bir §eyhdir. Onda hi? kusur yoktur. Yalniz kusuru, onun munkiri yani
kar§isina Qikip onun biiyiiklugiinu inkar eden kimseler bulunmamasidir." buyurdu.
Yine buyurdu ki:
"Beni, Seyyid Abdullah ve Seyyid Taha'dan iistiin tutmayiniz." Eshabi; "Onlar sizin
talebenizdir, nasil boyle dersiniz?" diye arz ettiklerinde; "Onlar §ehzadelerdir. Padi§ah
olacaklardir. Biz ise, bir miiddet onlarin terbiyesi ile me§gul olan ve boyle yiiksek bir
vazifenin kendisine verildigi bir miirebbiyeyiz. Miirebbi, §ah olacak §ehzadeden iistiin olabilir
mi?" buyurdular.
Berdesiir kasabasinda bir medrese yapip, miiderrislik yapan ve mezunlar vermeye ba§layan
yegeni Seyyid Taha, arada bir huziiruna gelir, sohbetinde bulunurdu. Her defasinda kendisine
tasavvuf yoluna girmesi soylenir, da; "Bir giin in§aallah da olur." der ve kendi kendine;
"Peygamberlerin, alimlerin ve evliyanin hep dii§manlari, hasetQileri, sevmiyenleri olmu§tur.
Amcam, dedikleri gibi biiyiik evliyadan olsa, muhakkak hasetQisi, dii§mani, Qekemeyeni
olurdu. Hele bu ahir zamanda ve kiyametin yakla§tigi, hakikatin unutulup, bid'atin revac
buldugu boyle bir devranda acaba niQin hiQ biiyiikliigiinii inkar eden dii§mani yoktur?" diye
dii§iiniirdii. Bir giin Berdesiir'da 9ar§ida birisinin, amcasinin aleyhinde konu§tugunu gordii.
Bunun iizerine; "Sevmeyeni, kabiil etmeyeni olduguna gore, evliyadandir." deyip, Nehri'ye
geldi. Amcasina teslim olup, bir miiddet istifade etti. Sonra Mevlana'nin daveti iizerine
Bagdad'a gitti, orada kemale geldi.
Omriinii ilim tahsil etmeye, islamiyeti ogrenmeye ve ogretmeye vakfetmi§ olan ve pek^ok
kerametleri goriilen Seyyid AbduUah-i §emdini hazretleri 1813 (H.1228) senesinde
§emdinli'nin Nehri kasabasinda vefat etti. Nehri kabristaninin giri§inde defn edildi. Kabrinin
iizerinde sade bir tiirbe vardir. Miibarek kabri sevenleri tarafindan ziyaret edilmekte, a§iklari
dua edip miibarek riihundan feyz almaktadir. Onu vesile ederek dua edenlerin maddi ve
manevi dertlerine derman bulduklari dilden dile anlatilmaktadir.
§emdinli'nin Nehri kasabasinda ilk defa ir§ad ve feyz kaynagi olan Seyyid AbduUah-i
§emdini, §aiii mezhebi fikhinda ve diger ilimlerde derin alim olup, ilmiyle amil, biiyiik veli,
peygamberlik sirlarina vakif ve hazret-i Osman'in giizel ahlakini hatirlatan giizel ahlak sahibi
olup, haya ve edebin kaynagi idi. Her hali istikamet ve dogruluk iizere idi. Sohbetleri hasta
ruhlara gida, baki§lari kararmi§ kalblere §ifa idi. Insanlarin diinyada ve ahirette kurtulu§a
ermelerinin, saadet kapisinin anahtan idi. AUahii teala §efaatine ve feyzlerine mazhar eylesin.
Amin.
1)EI-Minah;s.108
2) §ems-u§-§umus; s.136
3)l\/lecd-iTalid;s.106
4) Tarn llmihal Seadet-i Ebediyye; s.1 128
ABDULLAH-I §UTTART;
Hindistan evliyasindan. Dogum tarihi ve yeri belli degildir. Biiyiik alim §ihabuddin
Suhreverdi'nin torunlarindandir. Hayati hakkinda fazla bilgi yoktur. Ilim tahsiline ba§ladiktan
sonra Hemedaniyye tarikatini All Hemedani'den, Kadiriyye tarikatini ise §eyh
Abdiilvehhab'dan ogrendi. Daha sonra Tayfuriyye tarikati §eyhlerinden Muhammed Arifin
sohbetlerine devam ederek, talebesi oldu.
AbduUah-i §uttari nefsinin isteklerini yapmamakta 90k azimli oldugundan hocasi tarafindan
"§uttar" lakabi verildi. §eyh Muhammed Arif, tasavvuf yolunda iyi bir §ekilde yeti§en
AbduUah-i §uttari'yi; icazet, diploma vererek, halka dogru yolu gostermesi i^in Hindistan'a
gonderdi ve; "Vardigm yerde §eyhlik yapanlara §6yle soyle: "Sahib oldugunuz ilimden beni
faydalandirmiz. Bu hususta bana comerdlik ediniz. Eger bana verecek bir §eyiniz yoksa, ben
sahib oldugum ilmi sizden esirgemem." buyurdu.
Hindistan'a gitmek iizere yola ^ikan AbduUah-i §uttari ilk olarak Bankipur §ehrine ugradi.
Burada ya§ayan veli zatlardan §eyh Mahdum Hiisameddin, Raci Seyyid Hamid ve §ah Seyyid
bir yerde oturmu§ sohbet ediyorlardi. AbduUah-i §iittari'nin geldigini duyunca, §eyh
Hiisameddin;"§eyh Abdullah misafirdir. Bizler ise ev sahibi oldugumuzdan onu ziyarete
gitmemiz mlinasib olanidir." dedi ve yola 9iktilar. Onlarm geldigini haber alan §uttari
misafirlerini ^adirm di§ma Qikip kar§iladi. §eyh Abdullah onlara; "Bana bir §ey lutfedin, ben
Hakkm talibiyim. Yoksa ben hocalanmdan ogrendiklerimi size anlatmaya hazirim." dedi.
§eyh Hiisameddin tam bir tevazu ile; "Bir §eyim yok ki, bu hususta sana bir §ey vereyim.
Hocalanmdan ogrendiklerimin heniiz miitalaasmi bitirmedim. Fakat sizden bir §eyler
ogrenmek isterim." dedi. Bunun iizerine AbduUah-i §iittari; "Elhamdiilillah Hindistan'da
kamil bir arif gordiim." dedi.
AbduUah-i §iittari, daha sonra yoluna devam ederek Canpilr §ehrine gitti. Orada me§hur oldu.
Devlet ricali ve birQok ilim taliplisi sohbetlerinde bulundu. AbduUah-i §iittari'nin bir kosii,
biiyiik davulu vardi. Ona vurup; "Hakki, talep eden, AUahii tealanm rizasma kavu§mak
isteyen var mi gelsin. Ona bu hususta rehberlik edeyim." diye seslenirdi. Mecliste oturdugu
zaman etrafma bakmdiktan sonra; "Burada ilim talebesi olan, kalbi §iiphelilerle dolu kimseler
var. Bir §eyler anlatmak i9in, inanmak lazimdir. Bu olmadan olmaz." buyururdu.
Bir giin Sultan Ibrahim §arki, AbduUah-i §iittari'nin huzuruna geldi ve; "Duyduguma gore siz
Hakk'a Qagirma, Hakk'a ula§mak i^in rehberlik davasmda bulunuyormu§sunuz? NiQin bana da
bir §ey gostermiyorsunuz?" diye sorunca; "AUahii teala herkesi bir i§ i9in yaratmi§tir. Siz
saltanat, idarecilik i§leri ile ugra§miz. Halkm fayda gormesi size baglidir." dedi. Bunun
iizerine Sultan; "Ba§ka birine tasarrufta bulunun." deyince, §eyh Abdullah; "Kabiil edecek
cevher lazimdir." dedi. Sultan; "Burada bu kadar insan var. iQlerinden birinde de mi bu cevher
yok?" diye sorunca AbduUah-i §iittari'yi bir hal kapladi. Sultanin arkasinda duran bir gence
tevecciih eyledi. Gen9 kendinden ge^ti. Sonra bu gen? biitiin i§ini birakip AbduUah-i
§iittari'ye talebe oldu.
AbduUah-i §iittari daha sonra Cabih vilayetine gitti. Cabih sultani ba§§ehir Mend'de ona bir
ev tahsis etti. Burada sakin ve sessiz bir §ekilde halki AUahii tealanin emirlerine uyma ve
yasaklarindan sakinmaya davet etti.
Talebe olmak i9in birisi huzuruna gelince akil ve uyaniklik bakimindan derecesini olQmek
i^in ona katikli ekmek gonderir, ekmegi katikla beraber mi yiyor, yoksa birisi kaliyor mu diye
takib i^in de birini vazifelendirirdi. Eger beraber yedigi goriiliirse, bunu onun firaset ve
akiUiligina, uyanikliligina i§aret sayar, ona kalb ile yapacagi vazifeler verirdi. Yok, birini
yiyip, digerini biraktigi goriiliirse, onun bu i§te kuvvetinin azligina i§aret sayarak zahirle
alakali kolay yapabilecegi vazifeler verirdi.
insanlari AUahii tealanin rizasini kazanmaya ^agiran bir rehber olan AbduUah-i §uttari 1428
(H.832)de vefat etti. Kabri, Mend kalesindedir.
1) Ahbar-ul-Ahyar; s.182
2) Tibyanu Vesail-il-Hakayik (SiJIeymaniye KiJtuphanesi Fatih Kismi, 431); c.2 s.148b
3) HazTnet-ul-Asfiya; c.2, s.185
4) Nuzhet-ul-Nevatir; c.3, s.180
5) The Sufi Orders in islam; s.97
ABDULLAH TERCUMAN
Bliyiik alim ve evliya. Onbe§inci asirda ya§ami§tir. Kabri Tunus'tadir. Akdeniz'de bulunan
Balear adalarinin buyiigii olan Mayorka Adasinda hiristiyan bir ailenin tek ^ocuguydu. Tahsil
ya§i gelince Nebuniye §ehrinin en me§hur papazi olan Nikola Nertil'in yaninda yeti§ti. incil'i
ezberledi. Hocasi olan papazin yol gostermesi ile Tunus'a gitti ve orada musluman oldu.
Arap9a'yi ogrenip Islam ilimlerinde yeti§ti. Hiristiyanligin iq yiizunii ve nasil bozuldugunu
anlattigi Tuhfet-iil-Erib adli eserini yazdi. 1420 yilinda tamamlanip 1873 yilinda Londra'da
ilk baskisi yapilan bu kitap 1981 yilinda da Istanbul'da Ihlas Vakfi tarafindan bastirildi. Eser
Haci Zihni Efendi tarafindan TiirkQeye terciime edildi ve Osmanlica baskilari yapildi. El
yazmasi Berlin Kiitiiphanesindedir.
ABDULLAH JBNJ VEHB;
Misir'da yeti§en alim ve velilerden. Ismi Abdullah bin Vehb el-Fihri, kiinyesi Ebu
Muhammed'dir. 742 (H.125) senesinde dogdu. 812 (H.197) senesinde vefat etti. Fikih ve
hadis ilminde giivenilir ve fazilet sahibi bir zat idi.
Abdullah ibni Vehb, kii^iik ya§ta ilim tahsiline ba§ladi. llim ogrendigi hocalarinin sayisi U9
yiiz yetmi§ civarindadir. Bunlarin en me§hurlari Imam-i Malik, Havye bin §iireyh. Said bin
Ebi Eyyub, Leys bin Sa'd, Siileyman bin Bilal, Ibn-i Ciireyc, Siifyan-i Sevri veSiifyan bin
Uyeyne hazretleri gibi biiyiiklerdir. Imam-i Malik hazretlerinin derslerinde kemale gelip
olgunla§ti. imam-i Malik, Abdullah bin Vehb'e yazdigi mektuplarinda; "Misir'in fakihi (fikih
alimi) Ebu Muhammed Miifti" diye hitab ederdi. Bundan ba§kasina fakih diye hitab etmez ve
yazmazdi. Abdullah bin Vehb'e ayrica "Divan-iil ilm" yani llmin kiitiiphanesi denilmi§tir.
Hadis-i §erif ilminde hafiz, yiiz bin hadis-i §erifi, ravileri ile birlikte ezbere bilen iinvani
verildi. Kendisinden rivayet edilen hadis-i §eriflerin sayisi yiiz bin civarindadir. Imam-i
Malik'in talebelerinden, hocasi tarafindan en 90k sevilen ve siinneti en iyi bilen oldugu
rivayet edilmektedir. Ahmed bin Salih; "Ibn-i Vehb'den daha fazla hadis-i §erif rivayet eden
birini tanimiyorum." dedi.
Hazret-i Abdullah bin Vehb, fikih ilminde de 90k yiiksek idi. Bu yiizden, kendisi i9in; "Hadis
ilmi ile fikih ilmini cem' eden." buyruldu. Bir defasinda, Imam-i Malik'in huzurunda, Ibn-i
Kasim ile ibn-i Vehb'den bahsediliyordu. Imam-i Malik; "Ibn-i Vehb biitiin ilimlerde alimdir.
ibn-i Kasim ise sadece fakihdir." buyurdu.
Medine ahalisi bir meselede ihtilaf ettikleri vakit, ibn-i Vehb'in gelmesini beklerler, geldigi
zaman ihtilaf ettikleri meseleyi kendisine arzedip verdigi fetvayi kabul ederlerdi.
Abdullah ibni Vehb buyurdu ki: "AUahii teala beni, imam-i Malik ve Leys bin Sa'd vesilesi
ile dalalete dii§mekten kurtardi." "Bu nasil oldu?" diye sordular. "Ben hadis-i §erifleri
toplamakla me§giil iken, bana ula§an 9e§itli rivayetler kar§isinda §a§irip kalmi§tim. Ne zaman
ki, imam-i Malik ve Leys bin Sa'd hazretleri ile kar§ila§tim. Onlar beni, §u rivayeti al, §unlari
alma. Bu hadis-i §erifin manasi §udur. §unun manasi §6yledir, diye ikaz ettiler. Boylece
§a§irmaktan ve dalalete du§mekten kurtuldum." buyurdu.
Bir defa, zamanin halifesi, kendisine mektup yazip, kadi olmasi iQin teklifte bulundu ise de,
mesuliyetinin 90k agir olmasi sebebiyle kabul etmedi. "NiQin kabul etmiyorsunuz? AUahii
tealanin kitabi, Resulullah'in (sallallahii aleyhi ve sellem) siinneti ile hiikiim verirsiniz."
diyenlere; "Bilmiyor musunuz? Kiyamet giinii alimler peygamberler ile ve kadilar sultanlar
ile beraber ha§r olunacaklar, beraber diriltilecekler." buyurdu.
Ogrendigi ilmi ba§kalarina da ogretti. Bu §ekilde yeti§tirdigi talebelerin en me§liurlari
arasinda karde§inin oglu, Ahmed bin Yusuf et-Tenisi, Ahmed bin Salih el-Misri, Ibrahim bin
Miinzir, Yahya bin el-Mekabiri bulunmaktadir.
Yahya bin Bekir diyor ki: "Hazret-i Abdullah ibni Vehb'in omriiniin ii9te biri, kendi nefsini
terbiye ve hesaba Qekmekle, U9te biri ilim ogretmekle ve uQte biri de hacca gidip gelmekle
ge9mi§tir."
Otuz alti defa hac ettigi rivayet edilmektedir.
imam-i Ahmed bin Hanbel'e Ibn-i Vehb hakkinda sordular. Buyurdu ki: "Ibn-i Vehb akiUi,
din ve salih ameller sahibidir."
Abdullah ibni Vehb hazretleri bir giin bir kimsenin; "(Kafirler) (Cehennem) ate§inin i^inde
birbirleriyle ^eki^irlerken, zayif olanlar, biiyiikliik tasliyanlara; "Biz size uymu§tuk,
§imdi ate§in birazini bizden savabilir misiniz?" derler." (Mii'min suresi: 47) ayet-i
kerimesini okudugunu i§itti. Titremeye ba§ladi ve uzun miiddet kendisine gelemedi.
Bir giin talebeleri kendisine; "Korktugumuzdan emin olmak IqIu ne yapalim?" dediler. O
zaman onlara Peygamber efendimizin §u hadis-i §eriiini okudu:
"Biriniz bir yere indigi zaman, (Euzii bi-kelimatillahittammati min §erri ma haleka)
desin. ^iinkii oradan gidinceye kadar hi? bir §ey ona zarar ve kotiiliik yapmaz,"
Yine kendisinden; duanin kabul edilmesi, hayir ve misafire ikramdan soruldu. O zaman §u
hadis-i §erifleri okudu:
"Kul giinah veya kat'-i rahm (silayi rahmi terk) davasinda bulunmadik^a ve acele
etmedik^e duasi kabul edilir." Eshab-i kiram; "Ya Resulallah, acele etmek nedir?" diye
sorunca; "Dua ettim de kabul edildigini gormedim der ve anda vaz ge^erek duayi
birakir." buyurdular.
Bir kimse Peygamber efendimize sual edip "Miisliimanlarin hangisi daha hayirlidir?" dedi.
ResuluUah (sallallahii aleyhi ve sellem); "Elinden ve dilinden miisliimanlarin emin oldugu
kimsedir." buyurdu.
"Her kim AUah'a ve ahiret giiniine iman ederse ya hayir i^lesin, yahud sussun. Her kim
AUah'a ve ahiret giiniine iman ederse, kom§usuna ikram etsin. Her kim AUah'a ve
ahiret giiniine iman ederse, misafirine ikram etsin."
Bir giin huzurunda kendisinin telif ettigi Kitabu Ahval-il Kiyame isimli eserinden, kiyamet
hallerine ait mevzular okunuyordu. Kitap bittiginde, benzi sararmi§, yiiziiniin kani 9ekilmi§ti.
Bundan sonra hi9 konu§amadi ve birka9 giin sonra vefat etti.
Abdullah ibni Vehb'in son sohbetindeki nasihati; "Ki§inin begendigi §eyi ba§kasi i^in de
begenmesi giizel olur. Kendisine faydasi olmayanin ba§kasina faydasi olmaz." §eklinde idi.
Abdullah ibni Vehb hazretleri Imam-i Malik'den duydugu hadis-i §erifleri, eserleri (Eshab-i
kiramdan nakledilen sozleri), edeb ve terbiye ile alakali meseleleri toplayip El-Miicalesat
adinda bir kitap meydana getirdi. Ayrica, hadis limine dalr El-Cami adli Ikl cUdllk eserl ve
ylne Muvatta-i Sagir, Muvatta-i Kebir, Kitabu Ahval-il-Kiyame ve Tefsir-ul Kur'an adli
eserlerl vardir.
1) Vefeyat-ul-A'yan; c.3, s.36
2) Hilyet-iJI-Evliya; c.8, sh.324
3) TehzTb-ut-TehzTb; c.6, s.71
4) El-A'lam; c.4, s.144
5) Tezkiret-iJI-Huffaz; c.1, s.279
6) Brockelman; Sup.1, s.257
7) §ezerat-uz-Zeheb; c.1, s.347
8) El-intika; s.48
9)Ed-DTbac;s.132
10) Tertib-ul-Medarik; c.2, s.421
11)Mu'cem-ul-MuellifTn; c.6, s.162
12) izah-ul Meknun; c.1, s.438, c.2, s.428
13) Mizan-ul-i'tidal; c.2, s.86
ABDULLAH YAFiT;
On dorduncli asirda Yemen'de yetl§en §afii mezhebl fikih allmlerlnden ve evllyadan. Isml,
Abdullah bin Es'ad bin Ali bin Siileyman bin Fellah'tir. Yafii nisbesiyle me§hur olmu§tur.
Kiinyesi Ebii Muhammed, Ebli'l-Berekat lakabi Aflfuddin'dir. Kutb-i Mekke diye de bilinir.
1298 (H.698) senesinde Aden §ehrinde dogdu, 1367 (H.768)'de Mekke'de vefat etti. Mualla
kabristanindadir.
KuQlik ya§ta ilim tahsiline ba§layan Abdullah Yafii once Kur'an-i kerim okumayi ogrendi.
Yemen'de AUameEbu Abdurrahman Muhammed bin Ahmed ez-Ziiheyni, Ebu Abdullah
Muhammed bin Ahmed el-Ba§§ali ve Aden Kadisi §erefiiddin Ahmed bin Ali el-Harrazi'den
akli ve nakli ilimleri tahsil etti. Bir zaman ilmi birakip hep ibadet ve tasavvufla me§gul olmak
istedi. Bu du§uncesi ziyadesiyle ilerlediginden lizuntu ve keder halini aldi. Bu arada o zamana
kadar eline almadigi bir kitaptan bir yer a9ip;
UzuntiJlerini at, isini kazaya birak
Bazan darlik acilir, bazan dar olur feza
Sikintinin ardindan bakarsin gelir riza
Bir halle sevinirsin, maziyi unutturur.
Allah diledigini yapar, sakin sen yijz dondiJrme.
misralarmi okuyunca, iistiine bir rahatlik ^oktii. AUahli teala kalbine ilme kar§i bir meyil
ihsan etti. 1313 senesinde hac i^in Mekke-i miikerremeye gitti. §eyh Ali et-Tava§i ile g6rii§up
meclis ve sohbetlerine katildi. Ondan zahiri ve batmi ilimleri ogrendi. llimde ve tasavvufda
yiiksek derece sahibi oldu. Tarikat silsilesi birka9 koldan Abdiilkadir-i Geylani hazretlerine
ula§ir.
Mekke-i miikerremeye yerle§ip evlendi ve ba§ka alimlerin derslerini dinledi. Fakih
Necmeddin et-Taberi'den Havi kitabmi okudu. Hadis ilmini Radiyiiddin Taberi'den ogrendi.
Sonra Mekke'den ayrilarak on sene insanlardan uzak ya§adi.
1333 senesinde Kudiis'e gitti ve Ibrahim aleyhisselamm makammi ziyaret etti. Oradan §am'a,
sonra da Misir'a giderek Imam-i §afii hazretleri ve Ziinnun-i Misri'nin kabirlerini ziyaret etti.
Karafe denilen yerde Hiiseyn el-Caki ve §eyh Abdullah el-Menufi'nin sohbetlerinde bulundu.
Tasawuf yolunda ilerleyip evliyalik derecelerine ulafti.
Salih kimselerden biri ResuluUah efendimizi riiyasinda gordii. ResuluUah efendimiz Abdullah
Yafii'nin agzina taze hurma koyuyordu. Resul-i ekremin yaninda hazret-i Ebu Bekr ve
hazret-i Omer de vardi. Onlara ise olgun hurma ikram ediyordu. Bu riiyayi goren salih kimse,
sabahleyin Abdullah Yafii'nin meclisine gidip riiyasini anlatmak istedi. Huzurunda biiyiik
kalabalik vardi. Oradakilerden biri; "Ya§ hurma ile §eyh temyiz edildi." dedi. Orada
bulunanlardan fakir bir kimse de; "Ey Abdullah! Korku ile iimid arasmda oldugundan Resul-i
ekrem sana taze hurma verdi. Hazret-i Ebu Bekr ve hazret-i Omer'in imanlari kuvvetli
oldugundan, Server-i alem onlara tam olgunla§mi§ hurma ikram etti." dedi. Abdullah
Yafii'nin meclisinde bulunanlar boyle olursa Yafii hazretlerinin derecesini du§unmelidir.
imam-i Yafii hazretleri bir sohbetinde buyurdu ki:
"Mevtalari iyi veya kotii halde gormek, cenab-i Hakk'm bazi kuUarma ihsan ettigi bir ke§f ve
keramettir. Dirilere mujde vermek, onlara dogru yolu gostermek veya oliiler i^in hayirli bir i§
yapilmasma, borQlarmm odenmesine yaramasi iQindir. Ollileri gormek, daha 90k riiyada
olmaktadir. Uyanik iken gorenler de vardir. Evliya ve hal sahipleri iQin keramettir."
"Ehl-i siinnet alimleri buyuruyor ki: Oliilerin illiyyindeki veya siccindeki ruhlari, arasira, yani
AUahii teala dileyince, mezarlarmdaki cesedlerine iade olunurlar. En 90k Cuma geceleri boyle
olur. Birbirleri ile bulu§urlar, konu§urlar. Cennetlik olanlar, nimetlere kavu§ur. Azap
gorecekler, azab olurlar. Ruhlar, illiyyinde veya siccinde iken cesed olmaksizm da, nimetlenir
ve azap 9ekerler. Kabirde ise, riih ve cesed birlikte nimetlenir. Yahut azaplanir."
Yiiksek ilim sahibi olan velilerden Abdullah Yafii etrafinda toplanan insanlara Islam dininin
emir ve yasaklarmi anlatti. Kabir ziyaretine kar§i 9ikan ve evliyanm kerametini inkar edenlere
cevaplar verdi. Bozuk itikad, inani§ sahibi olan Ibn-i Teymiyye'ye cevaplar verdi. Evliyanm
kerametiyle ilgili olarak kendisine soru soran talebelerine §6yle buyurdu:
"AUahii tealanm yardimi ile derim ki, evliyada kerametlerin zuhuru, meydana gelmesi, aklen
caiz ve naklen vakidir. Aklen caiz olmasi: AUahii teala her §eye kadirdir. Kerametler de,
mucizeler kabilinden mumkun olan §eylerdir. Ehl-i siinnet ve cemaat alimleri eserlerinde
boyle oldugunu bildirmi§lerdir. Bu, §arkta, garbda, Arab diyari olsun, Acem diyari olsun, her
tarafta boyledir.
Kerametlerin vukuu naklen sabittir; bu husus, Kur'an-i kerimde, hadis-i §erifierde ve
haberlerde bildirilmi§tir. Kur'an-i kerimde, Al-i Imran suresi otuz yedinci ayetinde hazret-i
Meryem hakkmda mealen; "Bunun iizerine Rabbi, Meryem'i giizel bir kabul ile kabul
buyurdu ve onu iyi bir ^ekilde yeti§tirdi. Zekeriyya Peygamberi de ona kefil (himayesine
me'mur) kildi. Zekeriyya ne zaman Meryem'in bulundugu mihraba girdiyse, onun
yaninda bir yiyecek buldu. "Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?" dedi. O da; "Bu,
Allah tarafindan gonderiliyor. §iiphe yok ki, Allah diledigini hesapsiz olarak
riziklandirir" dedi." buyrulmu§tur. Zekeriyya aleyhisselam, yazm hazret-i Meryem'in
yanmda ki§ meyvesi, ki§m da yaz meyvesi buluyordu. Yine Kur'an-i kerimde, Meryem suresi
yirmi be§inci ayetinde hazret-i Meryem hakkmda mealen; "Hurmanin da dalini kendine
dogru silkele, iizerine dev§irilmi§ taze hurmalar dokiilsiin." buyrulmu§tur. Bu taze hurma,
zamanmm di§mda oluyordu.
Yine Musa aleyhisselamm annesine, oglu Musa'yi Nil Nehrine bir sepet i9inde birakmasi
ilham olunmu§tur. Ayrica Eshab-i Kehf in (r.anhlim) kissasi, kopegin onlarla konu§masi gibi
hayret verici hadiseler ve daha ba§kalari, kerametlerin naklen delilidir. Biitiin buraya kadar
zikredilenler, peygamber degil velilerdendir."
Bir miiddet Medine-i mlinevverede ikamet eden veResuluUah efendimize kom§uluk yapan
Abdullah Yafii hazretleri tekrar Mekke-i miikerremeye dondii. Orada ikinci defa evlendi.
Sonra ya§li hocasi §eyh Ali Tava§i'yi ziyaret i9in Yemen'e kisa bir seyahatte bulundu. Tekrar
Mekke-i mukerremeye dondii. Orada insanlara Islamiyetin emir ve yasaklarini anlatip talebe
yeti§tirmeye devam etti. 1346 senesinde hac iQin Mekke-i mukerremeye gelen Imam-i Siibki
ile tani§ip sohbetlerde bulundu.
Kutb-i Mekke adiyla da bilinen Abdullah Yafii hazretleri tatli sohbetlerinde eviiyaullahm
hallerinden bahs eder; "Allah adamlannin anildigi yere Rahmet-i ilahi yagar" hadis-i
§erifi geregince hareket ederdi. Onu dinleyenler saatlerce dinleseler usanmazlar, devamli
anlatmasmi isterlerdi. Tarikat silsilesinde bulunan Abdiilkadir-i Geylani hazretlerinin hal ve
kerametlerinden 90k aniatirdi.
Abdiilkadir-i Geylani'ye ait §u kissa 90k me§hurdur. Eviiyanm biiyiikleri bunu bildirmi§lerdir:
"Bir kadm, Abdiilkadir-i Geylani'ye 90cugunu getirip; "Oglum seni 90k seviyor. Ben, Allah
i9in bu oglumdaki hakkimdan vazge9tim. Onu sana verdim." dedi. Abdiilkadir-i Geylani
rahmetuUahi aleyh de 90cugu kabiil etti. Ona, nefsiyle miicadeleyi ve tasavvuf yoluna girmeyi
emretti. Aradan bir miiddet ge9tikten sonra, annesi oglunu gormeye geldi. Oglunu, a9liktan ve
uykusuzluktan zayiflayip sararmi§ gordii. Oglunun sadece arpa ekmegi yedigini anladi. Bunun
iizerine Abdiilkadir-i Geylani'nin huziiruna girdi. Bu sirada Abdiilkadir-i Geylani'nin sofrada
tavuk yedigini gordii.Abdiilkadir-i Geylani'ye; "Sen kendin tavuk eti yiyorsun benim 90cuk
arpa ekmegi yiyor." dedi. Bunun iizerine Abdiilkadir-i Geylani hazretleri, elini kemiklerin
iizerine koydu ve; "^iiriimii§ kemikleri dirilten AUahii tealanm izni ile kalk!" dedi. Tavuk,
gidakliyarak kalkti. Sonra Abdiilkadir-i Geylani, kadma; "Oglun boyle oldugu zaman,
diledigini yesin." buyurdu. Kadm da 90cugunun boyle bir hoca elinde olgunla§acagmi
dii§iinerek AUahii tealaya §iikiir etti.
Yine Abdiilkadir-i Geylani'nin bulundugu meclise, firtmali bir giinde bir ku§ geldi. Mecliste
kari§iklik meydana getirdi. Bunun iizerine Abdiilkadir-i Geylani; "Ey riizgar! Bu ku§u
yakala!" buyurunca, anda ku§ bir tarafa, ba§i bir tarafa dii§tii. Sonra Abdiilkadir-i Geylani
kiirsiiden inip, ku§u aldi ve; "Bismillahirrahmanirrahim." dedi. Ku§, hemen canlandi ve
U9tu. Orada bulunan herkes bunu gordii. Abdiilkadir-i Geylani rahmetuUahi aleyh bir giin
cuma namazma gitmek i9in yola 9ikmi§ti. Yolda i9ki yiiklii ii9 hayvan gidiyor ve i9ki kokusu
her tarafa yayUiyordu. Abdiilkadir-i Geylani, yiiklerin sahibine durmasmi ve gitmemesini
soyledi. Fakat durmayip yola devam etti. Bunun iizerine Abdiilkadir-i Geylani, i9ki yiiklii
hayvanlara; "Durun!" deyince hareketsiz kaldUar. Sahibi, hayvanlari ne kadar dovdii ise hi9
kimUdamadUar. Hayvanlarm sahibi de kulun9 hastaligma yakalandi. Duydugu izdiraptan
kivraniyordu. Bunun iizerine Abdiilkadir-i Geylani'den af diledi. Sonra bu hali ge9ti. i9ki
yiiklerinden bu sefer sirke kokusu geliyordu. Hayvanlar artik yiiriimeye ba§ladi. Gorenlerin,
hayretten agizlari a9ik kaldi. Abdiilkadir-i Geylani, sonra camiye gitti. Bu durum sultana
bildirilince, korkusundan agladi. Bu sebeple haramlardan vazge9ti. Abdiilkadir-i Geylani'nin
ziyaretine geldi ve tevazu ile onun huziirunda oturmaya ba§ladi.
Abdullah Yafii hazretleri talebelerine kar§i 90k §efkatli idi. Onlarm her tiirlii ihtiya9larmi
kar§Uamayi kendisine vazife bilirdi. Tasavvuf yolundaki ve ilimdeki §6hreti her tarafa yayUdi.
Bununla ilgili olarak §eyh Alaeddin Harezmi §6yle anlatir:
Bir gece §am beldelerinden birinde halvette idim. Yatsi namazmdan sonra oturmu§tum.
Halvette oldugum yerin kapisi iyice kapali idi. i9eriye nereden girdiklerini anlayamadigim iki
ki§i gelip yanima oturdu. Bir miiddet benimle sohbet ettiler. Birbirimizle fakirlerin hallerini
konu§tuk. §am'dan bir kimseyi zikrettiler ve ondan ovgii ile bahsettiler. Daha sonra; "Bizim
selamimizi yolda§m Abdullah Yafii'ye ula§tir." dediler. Ben onlara; "Abdullah Yafii'yi
nereden biliyorsunuz?" diye sordum. Onlar; "Onun hali bize gizli degildir." deyip mihrabtan
tarafa yiiriidiiler. Namaz kUacaklarmi zannetmi§tim. Halbuki duvardan di§ari 9ikip
gitmi§lerdi.
Yine §eyh Alaeddin Harezmi §6yle nakletti:
§am taraflarinda 1341 senesinde, Recep ayinda yatsi namazindan sonra nurani yiizlli iki
ihtiyar i^eri geldi. Nereden girdiklerini goremedigim bu kimselerin hangi §ehirden olduklarini
da bilmiyordum. I^eri girince bana selam verdiler ve miisafeha ettiler. Onlara yakla§ip
nereden geldiklerini sorunca; "Subhanallah, senin gibi ki§i bu halden sual mi eder?" dediler.
Sonra bir mikdar kuru arpa ekmegini onlerine getirip ikram ettim. Onlar; "Biz bunun i^in
gelmedik." deyince ben ne i^in geldiklerini sordum. O zaman; "Sana selamimizi Abdullah
Yafii'ye goturmeni vasiyet ederiz." dediler. Ayrica ona; "Miijdeler olsun sana." diye
soylememi istediler. Onlara; "Abdullah Yafii'yi nereden tanirsimz?" dedigimde; "Biz onunla
g6rii§uriiz, o bizimle g6rii§iir." cevabini verdiler. Sonra onlara: "Bu mujdeyi ona eri§tirmeye
size izin verildi mi?" diye sordugumda; "Evet izin verildi." dediler. Devam ederek; "Onun
§arkda, doguda karde§leri vardi. Onlarm yanmdan gelirler." deyip, kayboldular.
Mekke'de bulundugu zamanda hac i^in 9e§itli Islam memleketlerinden gelen ve onun
§ohretini duyan pek9ok alim, veli ve salih kimse onun ilim meclislerinde ve sohbetlerinde
bulundular.
1367 senesi 21 §ubat giinii Mekke-i miikerremede vefat etti. Cennet-iil-Mualla kabristanma
defnedildi.
Omriinu ilim ogrenmek, ogretmek ve insanlara Islamiyetin emir ve yasaklarmi anlatmakla
ge^iren Imam-i Yafii hazretleri bir^ok eser yazdi. Bu eserlerinden bazilari §unlardir: 1)
Mir'at-iil-Cinan ve Ibret-iil-Yakazan: Tabakat ve tarih kitabi olup yiUara gore tetib
edilmi§tir. Hicri 750 senesine kadar olan hadiseleri ve hal terclimelerini anlatmi§tir. 2)
Ravdu'r-Riyahin ft Hikayeti's-Salihin, 3) Ne§ru'l-Mehasin-il-Galiyye fl Fadli
Me§ayihi's-Sofiyye, 4) Esnel-Mefahir fl Menakib-i§-§eyh Abdiilkadir. 5)
Merhem-ul-ilel-il-Mudille, 6) El-ir§ad vet-Tatriz fl Fadl-i Zikrillah ve Tilavet-i
Kitabi'1-Aziz, 7) Ed-Diirrii'ii-Nazim fl Havassi'1-Kur'an-i Azim, 8) Misbahiiz-Zalam
fil-Miistegisin-i bi Hayri'1-Enam, 9) Divanu§' §i'r.
Abdullah-i YafiT, Hicaz'a ilk geldiginde MedTne-i munevvereye girmeden once kendi kendine;
"Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem izin vermeyince bu sehre girmem." diye soz verdi. Cunku
ilmi ve edebi cok yuksekti. Buyuklerin, biilnassa Peygamber efendimizin liuzuruna edeple
girilecegini biliyordu. On dort gun IVledTne'nin giris kapisinda bekledi. Devamli ibadet edip kabul
buyurulmasi icin Ailalnu tealaya dua etti. Bir gece ruyasinda Peygamber efendimiz; "Ey Abdullah!
Ben dunyada senin peygamberin ahirette sefaatcin, Cennet'te ise arkadasinim. Yemen'de on kisi
vardir. Onlari ziyaret eden beni ziyaret etmis olur. Onlari uzen beni uzer." buyurdu. Abdullah YafiT
hazretleri; "Ya Resulallah! Onlar kimlerdir." diye sorunca; "Onlarm besi vefat etmistir. Besi ise
hayattadir." buyurdu. Abdullah YafiT; "Yasayanlar kimlerdir?" diye sorunca; "Seyh AN TavasT,
Seyh Mansur bin Ca'da, Muhammed bin Abdullah, Fakih Omer bin ZeylaT, Seyh Muhammed bin
Omer NeharT'dir. Vefat etmis olanlar ise Ebu'l-Gays bin Cemil, FakTh Ismail HadramT, Fakih Ahmed
bin Musa bin AcTI, Seyh Muhammed ibni Ebu Bekr HakemT ve FakTh Muhammed bin Huseyin
icIT'dir." buyurdu.
Peygamber efendimizin manevT isareti uzerine MedTne-i munevvereden ayrilarak Mekke'ye oradan
da Yemen'e gecti. Once, Mekke'den Yemen'e gitmis olan hocasi Seyh AN TavasT'yi ziyaret etti.
Peygamber efendimizin ruyada ziyaret etmesini tavsiye buyurdugu zatlardan sag olanlari ziyaret
etti ve sohbetlerinde bulundu.
Ziyaretine gittigi zatlardan Seyh Muhammed bin Omer NeharT ona; "Merhaba ey Resulullah'in
elcisi!" diye hitab etti. Abdullah YafiT hazretleri ona; "Bu hale ne ile kavustun?" diye sorunca,
Bekara suresi iki yuz seksen ikinci ayet-i kerTmesinin "...Allah'tan korkun, Allah size ilim
ogretiyor." mealindeki son kismini okudu. Peygamber efendimizin ruyada tavsiye buyurdugu
zatlardan vefat etmis olanlarin da kabirlerini ziyaret edip MedTne-i munevvereye dondu. Fakat yine
Medme'ye girmeden on dort gun MedTne kapisinda bekledi. ibadet edip kabul olunmasi icinAllahu
tealaya niyazda bulundu. Bir gece yine Resulullah efendimiz ona; "Tavsiye ettigim zatlarin onunu
da ziyaret ettin mi?" buyurdular. Abdullah YafiT; "Evet ya Resulallah! Ziyaret ettim. Medme'ye
girmeme izin var mi?" diye sordu. Resulullah efendimiz; "Gir sen emin olanlardansin." buyurdu.
Sevgili Peygamberimizin bu hitabina mazhar olan Abdullah YafiT hazretleri edeple ve gozyaslari
dokerek MedTne-i munevvereye girdi. Efendimizin miJbarek kabr-i serTflerini ziyaret edip yuksek
feyzlerine kavustu.
1) Camiu'l-Keramat-il-Evliya; c.2, s.120
2) Mu'cemu'l-MuellifTn; c.6, s.34
3) §ezerat-uz-Zeheb; c.6, s.210
4) Ed-Durer-ul-Kamine; c.2, s.247
5) Tabakat-u§-§afMyye (EsnevT); c.2, s.579
6) Esmau'l-MiJellifTn; c.1, s.217
7) Tabakat-u§-§afiTyye (SiJbkT); c.10, s.33
8) Miftah-us-Seade, c.1, s.217
9) Ke§f-uz-Zunun; c.1, s.90, 117,719,918 c.2, s.1 637,1 841, 1944
10) Tarn ilmihal Seadet-i Ebediyye; s.1082
1 1 ) Kiyamet ve Ahiret; s.224
12) HabTb-iJs-Siyer; c.2, s.29
13) Sefinet-ul-Evliya; s.68
14) Nesayim-iJI-Mehabbe; s.381
15) Tabakat-iJI-Evliya; s.555
16)Nefehat-ul-Uns;s.529
17) Mu'cem-iJI-Matbuat; c.2, s.1952
18) Brockelmann; Gal-2, s.176, Sup-2, s.227
19) De Slane Cataloque des Manuscripts Arabes; c.1, s.300
20) Ahlvardt. Verzeichniss der Arabischen Handchriften; c.9, s.1 94
21) Tabakatu'l-Havas; s.67-70
ABDULLAH-I YEMENI;
Yemen'de yeti§en buyiik velilerden. ismi, Abdullah bin All bin Hasan bin §eyh Ali'dir.
AbduUah-i Yemeni diye me§hur olmu§tur. Hadramut'un Terim §ehrinde dogdu. Dogum tarihi
bilinmemektedir. 1627 (H.1037) senesinde Yemen'in Veht koyiinde vefat etti. Kabri orada
olup ziyaret mahallidir.
Kii9uk ya§ta ilim tahsiline ba§layan AbduUah-i Yemeni ilk once Kur'an-i kerimi ezberledi.
Zamanmm buyiik alimlerinden 9e§itli ilimleri tahsil etti. §eyli Zeyniiddin bin Hiiseyin,
Seyyidii'l-Celil Abdullah bin Salim ve §eyh §ihabiiddin gibi zatlar onun ilim ogrendigi
alimlerdendir. Abdullah Yemeni daha sonra Bender §elirine gitti. Orada biiyiik fikih alimi
Nureddin Ali bin Bayezid'den fikih ilmini tahsil etti. Uzun miiddet onun ilim meclislerinde
kalip kendini yeti§tirdi ve fikih ilminde alim oldu. Bulundugu yerlerde Tasavvuf ehli zatlarm
sohbetlerinde bulunup tasavvufda ilerledi.Sahil bolgesine gidip, oradaki alimlerle g6rii§tii,
kar§ilikli ilim ve marifet ali§-veri§inde bulundu. Bazi alimlerden ilim aldi, bazi kimselere ilim
ogretti.
Yemen bolgesinde yuksek alimlerden okuduktan sonra Hindistan'a giden AbduUah-i Yemeni
hazretleri Ahmedabad §elirinde §eyhiilislam §eyh bin Abdullah Ayderus'u ziyaret edip, onun
ilim meclislerinde bulundu. Ondan bazi eserlerini okudu. Uzun miiddet hizmetinde bulunup
istifade etti. §eyh bin Abdullah Ayderus ona talebe yeti§tirmek iizere hirka giydirip icazet,
diploma verdi.
Daha sonra da Bender'de bulunan Seyyidii'l-Kebir Omer bin Abdullah Ayderus'a gitmesini
emretti. Bender'e giden Abdullah Yemeni Omer bin Abdullah Ayderus'dan da 9e§itli ilimleri
ogrendi. Uzun miiddet hizmetinde kalip icazet aldi. Ilim ve tasavvufta yiiksek dereceye
ula§tiktan sonra Yemen'e dondii.
Yemenliler ona bliyiik iltifat gosterip, ondan istifade etmek i9in etrafmda toplandilar.
^ok ibadet eden Abdullah Yemeni riyazet, nefsin istediklerini yapmamak ve miicahede,
nefsin istemediklerini yapmak suretiyle AUahii tealanm rizasma kavu§maya 9ali§ti. Tasavvuf
yolunda ilerleyip evliyalik derecesine ula§ti. Onun riyazet ve miicahede ile me§giil oldugu
giinlerde §eytan siyah bir kole §eklinde kar§isma Qikti. Abdullah Yemeni hazretlerinin oniinde
diz Qokiip; "Senin ibadet ettigin gibi ibadet eden hi? bir kimseyi gormedim." diyerek ucba,
kendi ibadetlerini begendirmeye, boylece onu ibadetlerinden vazgcQirmeye yeltendi. Ke§f ve
keramet sahibi olan Abdullah Yemeni bunun iblis oldugunu anlayip huzurundan kovdu.
^iinkii o iblisin AUahii tealanm sevgili kuUarma musallat olup, onlari dogru yoldan
saptirmaya 9ali§acagmi biliyordu.
Yemen'in Veht koyiine yerle§en Abdullah Yemeni insanlara Islam dininin emir ve yasaklarmi
anlatmak siiretiyle onlarm diinya ve ahirette kurtulu§a ermelerine 9ali§ti. Insanlar uzak ve
yakmdan onun sohbet meclislerine ko§k^ok alim ve veli onu methetmi§tir.
Hadis alimlerinden ve Gurer kitabmm miiellifi Muiiammed bin Ali §6yle anlatmi§tir:
Riiyamda bana Abdurrahman Seidcafm iistiin hallerini, giizel hasletlerini soyleyip Qok
methettiler. Sabahleyin yanma gittim, kendi kendime hatirimdan; "Ke§f ve keramet sahibi ise
ben daha soylemeden gordiigiim riiyadan haber verir." diye geQirdim.
Evine yakla§mca onu kapi oniinde bekler gordiim. Beni goriince tebessiim edip, ak§am
gordiigiim riiyayi aniatti.
Abdurrahman bin Ali Sekkaf m vefatmdan sonra kabrini ziyaret ettigim zaman Kur'an-i kerim
okurdum. Bu sirada bir yanli§im 9iksa veya bir yer unutsam, kabirden gelen bir ses dogrusunu
bildirirdi.
Terim Sultani Muhammed bin Ahmed ile §ahar Sultani arasmda harb oldu. Abdurrahman bin
Ali, Terim Sultanmm muzaffer olacagmi haber verdi. Dedigi gibi oldu.
Abdurrahman bin Ali'nin sevdiklerinden biri vefat etti. Definden sonra, telkin iQin kabrin
ba§mda durdu. Bir miiddet sonra ayrildi. Bulunanlar, telkin vermeme sebebini sordular.
Buyurdu ki: "Her ki§inin telkine ihtiyaci vardir. Lakin bana bunun ihtiyaci olmadigi
bildirildi."
Abdurrahman bin Ali, bir giin Mervan Mescidinde talebelerine ders okuturken, mescidin bir
kenarma bir §eyin dii§tiigii goriildii. Oradakilerden birine; "Git, o dii§en feyi getir!" buyurdu.
O ki§i, dii§en §eyi getirdi. Bu, iizeri miihiirlenmi§ bir zarf idi. Zarfi a^ip i9indekini okudu.
Sonra bir kagida cevabmi yazip; "Bunu, gelen mektubun dii§tiigii yere birakm." buyurdu.
Oraya koydular.
Az sonra bir ku§ gelip, o mektubu aldi gitti. Talebeleri sebebini sordular. O da;
"Sevdigimiz Muhammed Ba'bad bize haber gondermif . Biz de cevabmi yazdik." buyurdu.
1) X®ni-D Kep®n®T-a-Era;Li\|/®; x.2, 0.63
2) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.l3, s.210
3) El-Me§re-ur-Revi; c.2, s.l34
ABDURRAHMAN ARVAST;
Anadolu'da yeti§en biiyiik alim ve velilerden. Seyyiddir, yani hazret-i Hiiseyin'in
eviadmdandir. Ismi, Abdurrahman, babasmm ismi Seyyid AbduIIah'tir. Alim-i Arvasi, Kutb-i
Arvasi, Abdurrahman Kutub lakablariyla da bilinmektedir. Zamanmm kutbu idi. Hicri on
ikinci asrm ikinci yarismda Arvas'ta dogdu. On ii^iincii asrm ilk yarismda vefat etti. Kabri
Van'm Ho§ab (Giizelsu) kazasmdadir. Ziyaret olunur ve bereketlerinden istifade edilir. Hacet
sahipleri muradlarma, istelderine kavu§ur.
§eceresi §6yledir: Seyyid Abdurrahman bin Abdullah bin Muhammed bin Muhammed
§ehabeddin bin Ibrahim bin Alim-i Rabbani Cemaleddin bin Kemaleddin bin Kutub
Muhammed bin KasimBagdadi'dir.
Seyyid Abdurrahman Arvasi'nin biiyiik dedesi Seyyid KasimBagdadi hazretleri Hiilagu'nun
Bagdad katliami sirasinda Bagdad'dan hicret edip, aile fertleri ile birlikte uzun yiUar
Anadolu'nun 9e§itli yerlerinde kaldi. Tasavvuf yolunda olgunluk derecesine ula§an
Muhammed Veil veyaKutub Muhammed diye me§hur olan oglunu dogu Anadolu'ya
gonderdi. Kendisi de Misir'a gidip Ezher Medresesi muderrisleri reisi oldu. SonraMedine-i
munevvereye gidip orada vefat etti. Anadolu'ya gelen ve etrafini aydinlatan Muhammed Veli,
Hakkari Beyi Ibrahim Hanm kizi Fatima Hanimla eviendi. Yiiksek daglar arasmda ge^idi zor
bir yere bir dergahla iki kath bir ev yaptirdi. Arvas yani Van'm Bah^esaray il^esine bagh
Doganyayla koyiinli kurarak sevenleri ve akrabalariyla birlikte oraya yerle§ti. Burada nadide
eserlerden bir de kutiiphane te§kil ederek ilim ve feyz ne§r etti. Pek^ok kimse onun sohbet ve
ilim meclislerine devam edip ilahi lutfa ve feyzlere gark oldular. ^ok talebe yeti§tirdi.
Neslinden gelenler yolunu takib etti. Seyyid Muhammed Veli'nin torunlarmdan Seyyid
Abdullah vefat ettigi zaman oglu Abdurrahman Arvasi kuQuk ya§ta yetim kaldi.
Seyyid Abdurrahman, once kuQuk ya§ta kaybettigi babasmdan, onun vefatmdan sonra da
vaktin biiyiik alimlerinden ilim tahsil etmeye ba§ladi.
Yedi-sekiz ya§larmda iken Kur'an-i kerimi hatmedip Arabi ilimleri ogrenmeye ba§ladi. Kisa
zamanda akli ve nakli ilimlerle zamanmm fen ilimlerinde biiyiik alim, allame oldu.
Biilug 9agma gelince, annesi, Arvasi soyunun Van havalisinde devami IqIu, geuQ ya§ta onu
zorla evlendirdi. Abdurrahman Arvasi hazretlerinin MoUaAbduUah, Haci MoUa LiitfuUah,
MoUa Efendi (Muhammed), MoUa (Muhammed) Zade, MoUa UbeyduUah, MoUa
Abdiilhamid, §eyh Seyyid Muhammed, SeyyidTahir ve ismi bilinemeyen dokuz oglu oldugu
bildirilmektedir.
Dedelerinin yolunu devam ettiren Abdurrahman Arvasi, zahiri ilimlerde yiikseldigi gibi
tasavvuf yolunda da ilerleyip kemale gelmi§, Kadiri ve Ce?ti koUarmda ir§ad sahibi,
zamanmm miir§id-i kamili olmu§tu.
Medresesinde talebe yeti§tirmege ba§ladigmda, her taraftan akm akm yiizlerce hak a§igi
huziiruna ko§tular. Sohbetleriyle §ereflenip bereketli feyzlerine kavu§tular.
Seyyid Abdurrahman'm omrii, zahir ve batm ilimlerini yaymakla geQti. Arvas'taki ve
Ho§ab'daki medrese ve dergahi dolup ta§ti. Istanbul, Hicaz, Misir, h^ak gibi memleketlerde
Qoziilemeyen meseleler Abdurrahman hazretlerine getirilirdi. Cevredeki biitiin bolgeler, onun
ir§ad, yol gosterici niiruyla aydmlanmi§ti. Bu sebeple Sultan Ikinci Mahmiid Han ona 90k
hiirmet gosterir, duasmi ister, husiisi hediyelerle selamlarmi gonderirdi.
PekQok kerametleri g6riilmii§ olan Seyyid Abdurrahman hazretleri zamanm beylerine,
pa§alarma mektuplar yazarak nasihat ederdi. Bu mektuplardan bir kismmi uzak memleketlere
de g6ndermi§tir. Irisan beylerinden Emir §erefuddin Abbasi'ye yazdigi Farisi mektuplar 90k
kiymetlidir. Bu mektuplardan birinde Muhammed Kerim Han, Mustafa ve FeyzuUah beylere
selam ve dua etmektedir. §erefiiddin Han, Seyyid Abdurrahman'dan gelen ba§ka bir
mektubun sonuna; "Mevlana hazretleri bu mektubu bu fakire 1778 senesinde gondermi^tir.
Musibete sabretmek lazim oldugu ve sabrm kiymetini bildirmi§tir. BirkaQ ay sonra pederim
Abdullah Han vefat etmi§tir. Mevlana'nm kerametini buradan anlamalidir." satirlarmi
eklemi§tir.
Seyyid Abdurrahman her sene ii9-be§ ay havaliyi dola§ir, Vaz ii nasihat ve ir§adla, halka
islamm esaslarmi anlatir, bilhassa bozuk mezhep ehline kar§i hisn-i hasin (saglam kale)
vazifesi goriirdii. Bu yiizden memleketimizin sulhuna hizmeti Qoktur. ^iinkii onlarm oldugu
bolgede bozuk itikadli kimse bulunmazdi. Boyle alim ve velilerin Osmanli Devletine
hizmetleri bey ve pa§alardan az degildi. Hatta hizmetleri kalici oldugundan daha Qoktu
denilebilir.
Seyyid Abdurrahman, yakinlarindan birini diinya malina muhabbeti sebebiyle yanindan
uzakla§tirmi§ti. O zat da Beyrut'a gidip, zekasiyla vali olmu§tu. Birgiin kendisine; "Efendim!
O yakininiz Beyrut'ta vali oldu." dediklerinde; "O, ate§te yanmadi mi?" buyurdu. O guniin
tarihini bir yere kaydettiler. Sonradan haber geldi ki, Beyrut valisi bir gece konagmda Qikan
bir yangm sebebiyle Qocuklariyla birlikte yanmi§ti. Tarihini sordular, Seyyid Abdurrahman
hazretlerinin onun hakkmda soyledigi giiniin tarihini tutuyordu.
Seyyid Abdurrahman hazretleri 90k comert olup, misafiri ve geleni gideni pek fazla olurdu.
Bir gun hanimi ona; "Efendim gelenimiz gidenimiz 90k. Beylerin, pa§alarm ve e§rafdan olan
kimselerin hanimlari da geliyorlar. Biiyiik bir kapiya geldiklerini bildiklerinden 9e§itli
elbiseler, kiymetli entariler giyiyorlar. Benim iistiimde ise hep bu entari var. Mumkiinse bir
entari daha yaptirsaniz da arada bir onu da giysem." dedi. Seyyid Abdurrahman hazretleri;
"Sen git mutfagmda bulunan teknedeki hamurunla me§gul ol." buyurdu. Hanimi mutfaga
girdi. Tekneyi hamurla degil, altmla dolu buldu. Ko§up efendisine geldi, bir yandan agliyor,
bir yandan da; "Beni affet, bundan sonra senden bir §ey istemiyecegim." deyip, oziir
diliyordu.
Birgiin Abdurrahman Arvasi hazretleri sevenleri ve talebeleri ile Van Golii kiyismda
giderken, golde bulunan AhtamarAdasmdaki Ermeni kilisesinden bir papas Qikarak su
iistiinde yiiriimeye ba§ladi. Abdurrahman Arvasi hazretlerinin talebelerinden bazilarmm
hatirma; "AUah'm du§mani dedigimiz papas su iizerinde yiiriiyor da, evliyanm buyiigii
Abdurrahman Kutub hazretleri acaba neden kiyidan yiiriiyerek dola§iyor?" dii§iincesi geldi.
Talebelerinin du§uncelerini anlayan Abdurrahman Arvasi hazretleri, ayakkabilarmi Qikararak
ellerine alip birbirine Qarpti. Her 9arpi§ta papas suya batti. Bogazma kadar battigi zaman son
defa Qarpti ve papas tamamen batip boguldu. Abdurrahman Arvasi hazretleri boyle du§iinen
bazi talebelerine donerek; "O sihir yaparak su iistiinde gidiyor ve sizin imanmizi bozmak
istiyordu. Ayakkabilari ^arpmca sihri bozulup batti. Miisliimanlar sihir yapmaz, AUahii
tealadan keramet istemekten de haya ederler." buyurdu. Kerameti ile papasm sihrini bozdu.
Omrii boyunca ilim ogrenen, ogreten, insanlara Islamiyetin emir ve yasaklarmi anlatarak
onlarm iki cihan seadetine kavu§malarma 9ali§an Abdurrahman Arvasi hazretleri
Osmanli-Tiirk devleti i^in biiyiik bir velinimet idi. Hicri on iiQiincii asrm ilk yarismda vefat
etti. Van'm Ho§ab (Giizelsu) nahiyesinde defn edildi. Kabr-i §erifi sevenleri tarafmdan ziyaret
edilmektedir.
Kerametleri vefatmdan sonra da goriildii. Abdurrahman Tagi (Tahi) §6yle anlatti:
Babam Budag Hanm yanmda 9ali§irdi. O anlatti: Han, askerleriyle beraber Seyyid
Abdurrahman Kutub hazretlerinin kabri yakinlarina gelmi§ti. Mola verdikleri yerde, Yiisuf
Efendi askerlerden ayrilip, Seyyid Abdurrahman'in kabri ba§ina geldi ve Seyyid hazretlerini
kabrin iizerinde oturuyor gordii. Kendini goriince yiiziinii ^evirdi, ba§ka yere bakmaya
ba§ladi, hi? iltifat etmedi. Yiisuf Efendi yiiz bulamayinca, dogru askerin yanina gelip
komutana silahini ve elbiselerini Qikararak teslim etti. Silahini teslim ettigini goren Han,
Yiisuf Efendiyi tehdid ederek; "Bizden vaz ge^ersen seni Nirib nahiye miidiirhigiinden
azlederim, evini oradan Qikarir seni oldiiriiriim." dedi. Yiisuf Efendi aldiri§ etmedi. Dogru
Abdurrahman hazretlerinin kabri ba§ina geldi. Bu defa kabrinin iizerinde oturdugu halde ona
giiler yiizle bakiyordu ve; "Mevlana Yiisuf! Ilk geldiginde senden yiiz 9evirmi§tim. §imdi ise
yiiziimii sana dondiim, tovbe et!" buyurdu. O da §imdiye kadar yaptiklarina tovbe edip
Abdurrahman hazretlerinin elini optii. Ondan nasihat alarak ayrildi. O nasihatlara uyarak
mutlu bir hayat ya§adi ve han da kendisine hi9 bir kotiiliik yapamadi.
1974 Kibris harekatindan sonra Van'in Ho§ab(Giizelsu) kazasina ailesi ile birlikte bir hava
binba§isi gelip SeyyidAbdurrahman Arvasi hazretlerinin kabrini sordu. Kabrin bulundugu
yere varip, orada bir ko9 kesip fakirlere, §eker alip Qocuklara dagitti. Kendisine bu
yaptiklarinin ve ziyaretinin sebebi sorulunca, §6yle anlatti:
Kibris harekati sirasinda adanin iizerinde uQuyordum. Be§parmak Daglarindaki Rum
yuvalarini, oyuklarini, mazgallarini ve mustahkem mevki ve mevzilerini bombalayip
donecektim. Omuzumda iki el hissettim. Korktum. Baktim ki sarikli, sakalli, nur yiizlii ihtiyar
bir zat. "Evlat, filan mevzileri de bombala!" buyurdu. "Benzinim d6nu§e yetmez." dedim.
"Korkma ben tekefful ediyorum." deyince dondiim. Gosterdigi mevzi ve hedefleri de
bombaladim. Mersin'e dogru gelirken; "Gordlin mli benzinin yetti." buyurdu. Ben merak edip
zata; "Siz kimsiniz?" diye sordum. "Van'in Ho§ab kazasindan Seyyid Abdurrahman'im."
buyurdu. "Sag misiniz?" dedim. "Degilim ama, boyle sava§larda ve sikmtili durumlarda
yardima ko§arim." buyurdu.
Abdurrahman Arvasi hazretlerinin vefatmdan yiiz elli seneden fazla zaman ge^tigi halde
mlislumanlarm yardimma ko§masi onun kutup ve yiiksek keramet sahibi oldugunu
gostermektedir. Onun kutb oldugu zamanmda ve sonraki zamanlarda da hep tevatiir hahnde
biUnmektedir. Mevlana HaUd-i Bagdadi hazretlerinin halifesi ve asrmm kutbu olan Seyyid
Taha-yi Hakkari hazretleri kendisinden bahs ederdi.
Abdurrahim Arvasi hazretlerinin torunlarmdan Muhammed Emin Garbi Efendi anlatir:
Ho§ab halki bilirler. Kuraklik oldugu zaman gidip Seyyid Abdurrahman hazretlerinin
kabrinin ba§ucundaki ta§i alip a§agismdaki dereye sokarlar ve yagmur yagar. Bunun i^in o ta§
suda durmaktan incelmi§tir. Boyle oldugunu bu fakir de gordlim. Bu da Abdurrahman Arvasi
hazretlerinin kerametidir.
Abdurrahman Arvasi hazretlerinin oguUarmdan Seyyid LiitfLillah, haci olup, alim, fadil ve
veil idi. Arvas'tadir. Seyyid SibgatuUah Arvasi (Gavs-i Hizani) bunun soyundandir.
OguUarmdan biri Seyyid MoUa Abdiilhamid'dir. Arvas'da kalirdi. Arvas medrese, tekke ve
zaviyesini sevk ve idare ederdi. Arvas ve civarmda bunun 90cuklari kaldi. Seyyid Fehim
Arvasi hazretlerinin babasidir.
OguUarmdan biri de Seyyid MoUa Muhammed'dir. Ba§kale'ye yerle§ti. Nesli burada 90galdi.
Alim, kamil, kadir§inas ve hal ehli olup, Seyyid Taha hazretlerinin sohbetinde bulunmu§ idi.
Neslinden Seyyid Abdiilhakim Arvasi gibi bir alim ve miir§id yeti§mi§tir.
OguUarmdan biri de, Seyyid AbduUah'dir. Arvas'da medfLindur. Hacidir. Medresede miiderris
idi. Babasma mensub idi. Oglu Abdiilcelil Zugula (Daldere) koyiine yerle§ti.
Biri de MoUaEfendidir. Aslmda ismi Seyyid Muhammed Efendi olup, ismine hiirmeten,
babasi sadece "Efendi" derdi. Biiyiik alim idi. Babasma mensub, kamil bir zat idi. Pir Yusuf
kabristanmdadir.
Biri de Seyyid UbeyduUah olup, kisaca Ubeyd denir. Arvas'da dogdu. MoUa ve miiderris idi.
OguUari Geva§ tarafma geldi.
Adi ge9en oguUarmdan bu altismm nesli giiniimuzde devam etmektedir. Babalarmm
vazifesini hakkiyla yapmi§lardir. Allah hepsinden razi olsun.
KANLI ELBiSELER!
Seyyid Abdurrahman, ihsan sahibiydi. Mai ve canini Allahu tealanin dinini yaymak icin sarf etti.
Zamaninin kutbu oldugu icin uzak yerlerde Allah yolunda, O'nun dinini yaymak icin savasanlarin
yardimma kosardi. Hanimi soyle anlatti:
Efendim, arada-sirada silahlarini kusanir, evden cikar, sabahtan once yine eve gelirdi. Geldiginde
ustunde-basinda kan lekeleri olurdu. Elbiselerini yikar sesimi cikarmazdim. Yine elbiseleri kan
icinde kaldigi bir gun kendisine; "Efendi! Sik sik gidip, sabaha bu vaziyette geliyorsun. Nereye
gidiyorsun ve elbisen nicin kan icinde donuyorsun?" diye sordum. da; "Hanim, sagligimda iken
kimseye soylemezsen, bu sirri sana soylerim." dedi. Ben de; "Soylemem." dedim. Bunun uzerine;
"Biz vazTfemiz Tcabi zaman zaman dunyanin neresinde muslumanlaria kafirlerin harbi varsa oraya
gideriz. Muslumanlara yardim eder, kuffar ile harbederiz. Ayrica darda kalmis muslumanlarin da
yardimina yetisiriz." buyurdu. Ben bu sirri o vefat edinceye kadar kimseye soylemedim, sakladim.
1) Islam Me§hurlariAnsiklopedisi; c.1, s.194
2) Islam Allmleri Ansiklopedisi; c.17, s.302
3) Eshab-i Kiram; s.288
ABDURRAHMAN BABA
Harifet-iil-Acayib adli eserde belirtildigine gore; Abdurrahman Gazi Baba, Ankara'da
medfun Seyyid Muhammed Hasan, Ahlat'ta medfun Seyyid Muhammmed Hiiseyin ve
Erzurum'da medfun Habib Baba ile birlikte Hindistan taraflarmdan Anadolu'ya gelen ilk gazi
dervi§lerdendir. Bolgede valilik ve kale muhafizligi yapmi§ olup on dokuzuncu asrm
ortalarmda vefat etmi§tir. Tarihi Van kalesinin kuzey cephesinde ve orta kismma yakm
eteklertnde bulunan tiirbesinin yanmda kendi adma yapilan bir cami ile eski Van belediye
reisi ve §air Galip Pa§anm tiirbesi vardir.
ABDURRAHMAN BECELI;
Tabiin devri velilerinden. Ismi Abdurrahman, babasmm ismi Ebu Nu'm'dur. Dogum tarihi ve
yeri belli degildir. Sahabinin biiyiiklerinden ilim ogrendi ve birQogundan hadis-i §erif nakletti.
718 (H.lOO) senesinde vefat etti.
Abdurrahman Beceli, 90k ibadet eden, haramlardan ka^an, devamli AUahii tealayi zikreden
bir zatti. Hemen 6lecekmi§ gibi dlinyaya ragbet etmez, vaktini ilim, ibadet ve hayir i§lerle
ge^irirdi. ^ok az yemek yerdi. Genellikle oru? tutardi. Blitiin giinlerini;"Rabbim emrine
amadeyim." climlesini hazin bir sesle soylemekle ge^irirdi. Devamli ihram ile dola§irdi.
Kendisine nasilsm diye soranlara; "Eger iyi bir kul olabilirsek, bize ne mutlu, yok eger
giinahkar isek pek bayagi ve bedbahtiz." buyururdu.
Abdurrahman Beceli bir harabenin yanmdan ge^erken; "Seni harabe haline getiren kimdir?"
diye sordu. Harabe, AUahii tealanm izni ile dile gelerek; "Ge^mi? kavimleri ve iilkelerini
harabe haline getiren!" diye cevap verdi.
Cemacim vak'asmda iki miisliiman ordu harb yapti. Bu sava§ sirasmda Abdurrahman Beceli,
Haccac'a; "Insanlan oldiirme konusunda ileri gitme." buyurdu. Haccac bu nasihata kizarak;
"Senin kanmla yeryiiziinii sulayacagim." deyince Abdurrahman Beceli; "Yerin altmdakiler
iistundekilerden daha Qoktur." buyurdu. Bunun uzerine Haccac, hi^bir §ey yapamadi. Dogruyu
soylemekten hi? Qekinmezdi. Her yerde dogruyu soylemeye 9ali§irdi.
1) Hllyet-iJI-Evliya; c.5, s.69
ABDURRAHMAN BUCEYREMI;
Evliyanm biiyiiklerinden. Dogum tarihi belli degildir. Misir'm Buceyrem koyiinde dogdu.
Hayati hakkmda fazla bilgi yoktur. Devrin alimlerinden ilim ogrendi. Halveti tarikati
biiyiiklerinden §eyh Omer Yafl ile arasmda dostluk ve yakmlik vardi. Sik sik mektupla§irdi.
Sonralari Hayfa'nm Tantura koyiine yerle§ti ve burada insanlara dogru yolu anlatti. Hayfa
bolgesinde biiyiikliigii ve kerametleri ile me§hiir oldu. Misir Hidivi Ibrahim Pa§a §am'a kadar
olan bolgeyi ele ge9irdikten sonra sik sik Abdurrahman Buceyremi'yi ziyaret etti ve
nasihatlerini dinledi. Abdurrahman Buceyremi on u^uncii hicri asrm ortalarmda vefat etti.
Kabri Tantura koyiindedir.
Yusuf Nebhani'nin babasi Ismail Nebhani humma hastaligma yakalandi. Tantiira'ya,
Abdurrahman Buceyremi'den hastaliktan kurtulmak i^in dua istemeye gitti. Huzilruna girip
elini optii ve durumunu arz etti. Abdurrahman Buceyremi; "Sen odanm kapismdan i^eri
girerken, o hastalik da senden ge^ti. Seninle beraber odaya girmedi." buyurdu. Ger^ekten
onda hummadan hi^bir eser kalmami§ti. Elini opiip huzurundan sevin^le ayrildi.
1) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.67
ABDURRAHMAN EFENDJ (Zileli);
On yedinci asir Anadolu velilerinden. Zileli olup dogum tarihi ve ailesi hakkmda bilgi
bulunmamaktadir. Tahsil ve terbiyesini Zile'deki alimlerden aldigi anla§ilmaktadir.
Abdurrahman Efendi daha sonra Kastamonu'ya gelerek §eyh §aban-i Veli tekkesinde Mustafa
^elebi Efendiden dersler aldi. Eviiyalik yolunda ilerledi. 1660'da §eyh Mustafa ^elebinin
vefati lizerine §aban-i Veli tekkesinde sekizinci §eyh olarak ir§ad makamma oturdu. Bir
taraftan talebe yeti§tiriyor, diger taraftan halka vaz ve nasihatler vererek AUahii tealanm emir
ve yasaklarmi bildirmeye devam ediyordu.
Agir ba§li, vakar ve heybet sahibi, sakin bir zat idi. Edeb ve hayasi 90k yiiksekti. Sabah
namazmi evvel vaktinde kilar, bu vakitten ku§liak vaktine kadar talebelere ders verirdi. Sonra
evine gider, ogle namazi vaktinde tekrar gelip namazi kildirirdi. Namazi kilmca bir saat halka
vaz ve nasihat eder sonra talebelerine ders vermeye devam ederdi. En ince meseleleri 90k
giizel izah eder ve anlatirdi. Sorulan suallere derhal ve yerinde cevaplar verirdi. Yiiksek
halleri ve kerametleri ile Kastamonu'da yediden yetmi§e herkesin sevip saydigi, candan
baglandigi bir kimse idi.
Abdurrahman Efendi 13 sene §eyh §aban-i Veli tekkesinde insanlara dogru yolu gostermekle
me§gul oldu. 1673 senesi i9erisinde vasiyetnamesini yazarak Amasya'da bulunan ve orada
halki ir§ad etmekte olan §eyh Ibrahim Efendiye gonderdi. Vasiyetnamenin ozeti §u §ekildedir:
"Ey benim aziz karde§im Hafiz Ibrahim Efendi! Size dahi' malum olsun ki biz zahiri olarak
hacca gitmeye niyet edip onun tedariki ile me§gul iken, bir seher vaktinde gaipten bir seda
geldi. "Hazir ol manevi hacca gitsen gerektir." denildi. Biz cenab-i Hakk'm emrini
beklemekte iken Recep aymm yirmi yedinci gecesi ki mirac gecesi ruhlar aleminde
geziyorduk. Resiil-i ekrem miraca giderken bindigi buraga binmi§ olarak geldiler. Bizi de
buragm arkasma aldilar ve gittik. Levh-i mahfiizun yanma varmca; "Siz burada eglenin,
bundan ote izin yoktur." buyurdular. Levh-i mahfiiza nazar eyledik, baktik ki kendimizin
§aban aymda dlinya evinden ahirete gidecegimizi, sizin de §aban Efendi Tekkesinde §eyh
olacagmizi gordlik. Ey benim karde§im! Levh-i mahfuzda yazilan sizsiniz. Hemen fakire dua
eyle ve duadan unutmayip tekkede me§gale ve miicahede AUahii tealanm dinini yaymakla
me§gul olup gayret kemerini yedi yerden ku§anip ve benim evlatlarimi dahi gozden ve
goniilden 9ikarmaymiz. Kapi dervi§i MoUa Hasan alti senedir tekkenin hizmetindedir. Lakin
ir§adi sizden olmakla bu zamana tehir edilmi§tir. ir§ad ile faydalanmadik9a salivermemenizi
rica ederiz. Bize lazim olan hakki teblig eylemektir."
§eyh Abdurrahman Efendi bu vasiyetnameyi Ibrahim Efendiye gonderdikten sonra yazdigi
gibi 1673 (H.1083) senesi §abanmda hayata gozlerini kapadi. Kastamonu'daki §aban-i Veli
hazretlerinin tiirbesine defnolundu.
1) Kastamonu Eviiyalari; s. 39-41
2) Menakib-i §aban-i VelT; s.50
ABDURRAHMAN EFENDJ;
On altinci yiizyil Anadolu evliyasindan. Erzincan'da dogdu. Dogum tarihi belli degildir.
Liizumlu ilimleri tahsil ettikten sonraErdebil taraflarina gidip, Safiyiiddin Erdebili'nin
torunlarindan Alaeddin Ali'ye talebe oldu. Orada uzun zaman kalip, maddi ve manevi
ilimlerde kendisini yeti§tirdi. Hal ve hareketlerini, soz ve i§lerini, Resul-i ekremin giizel
ahlakina gore diizeltmek i^in bliyiik gayretler gosterdi. Hocasi vasitasiyla, Safiyiiddin Erdebili
yolundan aldigi feyzlerle kemale geldi. Insanlara dogru yolu gostermek, AUahii tealanin giizel
dinini ogretmek, Resiil-i ekremin omek ahlakini yaymak vazifesiyle, hocasi tarafindan
Anadolu'ya gonderildi. Amasya'nin batisinda bir dag ba§ina yerle§ti. Kimseye bir §ey
soylemeyip, kimseyle irtibat kurmadi. Fakat hak yolunun a§iklari, onu arayip bulmakta
gecikmediler. Akin akin huziiruna geldiler. Kisa zamanda pekQok talebe yeti§tirip insanlarin
diinya ve ahirette huziira kavu§malari i9in biiyiik gayret gosterdi. Vazifeli oldugu bolgeyi
niirlari ile aydinlatti. Nice olii kalbleri diriltip, kurumu§ goniilleri suladi. Insanlarin
goniillerine Allah a§kini nak§edip, birbirlerine kar§i §efkat ve muhabbetle davranmalarina,
memleketin huziir ve siikiina kavu§masina vesile oldu.
Bir sabah ibadet ile me§giil iken odasindan 9ikip, talebelerine; "Misafir gelecek, yiyecek bir
§eyler hazirlayin." buyurdu. Halbuki, dergahta yemek yapacak bir §ey yoktu. Talebeleri
durumu arzedince, dergahtan di§ari ^ikip, Qevresine bakti. Kar§i tepeden bir ceylan siiriisii
dergaha dogru ko§arak geliyordu. Yanindakilere doniip; "Bu ceylanlar, misafirlerimize ziyafet
i^in birbirleriyle yari§iyorlar." dedi. Ceylanlar oniine gelince; "Bizim misafirimiz i9in canini
feda edecek olan one ^iksin." dedi. En ondeki ceylan, firlayip ileri atildi. Talebeler; o ceylani
tutup kestiler. Yemek hazirlandigi sirada misafirler geldiler. Ikram edilen yemegi yediler.
AUahii tealaya ibadet i^in gii? ve kuvvet kazandilar.
Bir koyiin kiyisinda bulunan ve koyiin su ihtiyacini kar§ilayan kaynak kuruyunca koy halki
Abdurrahman Erzincani'ye ba§vurdu. O da pinarin ba§ina gidip dua ettikten sonra asasini
suyun aktigi yere degdirdi. AUahii tealanin izni ile pinardan altin akti. Bunun iizerine; "Ya
Rabbi! ben altin istemedim su istedim." diye miinacatta bulununca su eskisi gibi akmaya
ba§ladi. O giinden beri pinann suyu hi9 kesilmedi.
insanlara; AUahii tealanin emir ve yasaklarini ogretmek i9in biiyiik gayret gosteren
Abdurrahman Erzincani on altinci asrin sonlarinda vefat etti.
bOGRU YOLDAN AYRILDILAR
Bir sabah Abdurrahman-i Erzincani hazretleri, odasindan disari cikti. Cok uzuntulu idi. Talebeleri,
uzuntusunun sebebini sordular. da; "ErdebTI'deki SafiyyuddTnErdebTIT'nin talebeleri, bu zamana
kadar temiz Ttikadli, Peygamber efendimizin ve Eshabinin yolunda, bid'atlerden sakinip, Allahu
tealanin emir ve yasaklarina riayet eden, kotuluklere meydan vermeyen kimselerdi. Ama simdi,
dogru yoldan ayrildilar. inanclarina bid'at pislikleri karistirdilar. Seytan, onlari buyuklerin yolundan
saptirdi." buyurdu. Cok gecmeden, ErdebTI tarafindan bir haber geldi. SafiyyuddTn ErdebTIT'nin
torunlarindan Cuneyd oglu Haydar'in, Ehl-i sunnet Ttikadindan, Selef-i salihTnin yolundan ayrilarak
sapittigi haberi verildi. Haydar, Eshab-i kiram efendilerimizin bilzilarina dil uzatmis, padisahlik
davasina kalkismisti.
1) §akayik-i Nu'maniyye Tercumesi (MecdT Efendi); s. 78
2) Tac-iJt-Tevarih; c.5, s.7
3) Erzincan Tarihi; c.1, s.484
4) Tibyan-iJI-Vesail; c.2, s.222
5) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.1 1 , s.374
ABDURRAHMAN GAZJ
Erzurumlularin biiyiik hiirmet ve tazim gostererek, ozellikle Cuma giinleri ziyaret ettigi
Abdurrahman Gazi hakkinda tarihi vesikalarda ve kitaplarda bilgi bulunamami§tir. Tiirbesi,
Erzurum'un kible tarafindan yarim saat uzaklikta olan Egerlidag (§igveler) Dagi
eteklerindedir.
Abdurrahman Gazi tiirbesi eskiden bu adi ta§iyan bir tekkenin i9indeydi. Bu tekkede
Erzurumlu Ibrahim Hakki hazretleri, oglu Mehmed §akir Efendi ve yegeni Yiisuf Efendi
tiirbedarlik yapmi§Iardir. Daha sonra yikilan bu tekkede §imdi goriilen camide yoktu. Bu
cami, Vakiflar Genel Miidiirliigiindeki kayitlara gore daha sonralan sabik Edime valisi
Ahmed Izzet Pa§a tarafindan yaptirilmi§tir.
ABDURRAHMAN-I HARPUTI;
Anadolu velilerinden. Sivrice il^esine bagli ^oke koyiinde 1756 (H.1169) tarihinde dogdu.
Dogum tarihi ihtilaflidir. Kii^iik ya§ta Elazig Medresesinde tahsile ba§Iadi. Sonra tahsil
hayatma Diyarbakir'da devam etti.
Diyarbakir'da tahsili sirasmda, biitiin derslerden geri kalmasi iizerine, arkada§Iari onunia alay
ederlerdi. Bu durumu hocasi ogrenince, onun daha 90k rencide olmamasi i9in, yanma
9agirarak; "§imdiye kadar okuduklarm ve ogrendigin bilgi sana kafidir. Koylerde 90k rahat
imamlik yapabilirsin. Var git oralarda kismetini ara." dedi. Bunun iizerine medrese tahsilini
birakarak, §ehirden ayrildi. Yolda bir hanm oniinden akmakta olan bir 9aym kenarmda oturup
dii§iiniirken, 9aym i9erisindeki ta§Iarm, suyun §iddetli akmtismdan yusyuvarlak olduklarmi ve
piril piril parladiklarmi goren gen9 Abdurrahman, iiziintii ve kink bir kalb ile; "Ya Rabbi!
Beni sen yarattm. Bu dersleri aniayamamam da senin kudretin iledir. Senin emrinde akan
sular, §u ta§Iari nasil yusyuvarlak yapiyor ve parlatiyorsa, sen de benim zihnime kuvvet ihsan
et de, rizana kavu§turacak ilim deryasmdan biraz nasib alayim." diye Allahii tealaya yalvardi.
Daha sonra yorgunlugu sebebiye uykuya daldi. Riiyasmda, yanma niirani ii9 zat gelerek,
yanlarmda getirdikleri bir 9uval dariyi Abdurrahman MoIIa'ya n6betle§e yedirdikten sonra,
kaybolup gittiler. Abdurrahman Harpiiti uyanmca, i9inde bir ferahlik bir sevin9 duydu ve
zihninin a9ildigmi hissetti.
Abdurrahman-i Harpiiti bu hadiseden sonra medreseye geri dondii. Arkada§Iari onu aralarmda
goriince yine alay etmeye ba§ladilar. Fakat bunlara hi9 aldiri§ etmedi. Ders saatinde hocasmm
huzuruna 9ikarak elini optii ve miisaade isteyerek yerine oturdu. Cevapsiz kalan bazi sorulara,
Abdurrahman Efendi cevap verince, hocasi dahil herkes hayret i9inde kaldi. Hocasinin
ge9mi§ derslere ait sorularini da rahatlikia cevaplandirdi. Aradan kisa bir zaman sonra yapilan
imtihanda birincilik alinca, hocasi ona icazet, diploma vererek istanbul'a gonderdi.
Abdurrahman-i Harpiiti, istanbul'a gitti ise de bir vazife verilmemesi iizerine memleketine
dondii. Burada taliblere ders vermekle me§giil oldu. Bir miiddet sonra tekrar memleketini terk
ederek istanbul'a gitti. Bir giin vakit namazini kilmak i9in girdigi Ayasofya Camiinin
duvarinda asili bir levhaya gozii takildi. Levhanin altindaki kagitta; "Bu levhadaki ibareyi, her
kim dogru olarak hallederse, miikafatlandirilacaktir." yaziyordu. Hemen bir kagida ibareyi
biitiin kaideleri ile 96zen Abdurrahman-i Harpiiti, kagidin altina "Daha ba§ka manalarin da
mevciid oldugu ibareden anla§ilmakta ise de, kagidim olmadigi i9in bu kadariyla iktifa
edilmi§tir." diye bir §erh koyarak adini ve adresini yazdi ve tahlilnamelerin i^ine birakti.
Ertesi giin kagitlar sultanin huzurunda teker teker tetkik edildi. Bu tetkik esnasinda
Abdurrahman Efendinin yaptigi tahlilin digerlerine gore, daha yiiksek bilgilerle donatilmi§
oldugu anla§ildi ve Abdurrahman Efendi irade-i seniyye ile saraya davet edildi. Kendisine
mesleginin geregi kiyafetler giydirilerek sultanm huzuruna Qikarildi. Ikinci Mahmud Han;
"Siz benim hocamsmiz." diyerek yanma oturttu ve biiyiik iltifatlarda bulundu. Uskiidar'da bir
ev verildi ve evlendirildi.
Bu sirada Osmanli Devleti i^erisinde yeniQeri isyan ve zorbaliklarmm onli almamaz bir hale
gelmi§ti. Talim ve egitim kabill etmiyorlar, sava§a 9ikmayi da reddediyorlardi. Kendilerine
harp fenlerinin ogretilmesini isteyen din ve devlet adamlarma kar§i harekete geQtiler. Bunun
iizerine Ikinci Mahmiid Han vezirleri ve ulema smifmi toplantiya ^agirdi. Abdurrahman-i
Harputi hazretleri de bunlar arasmda idi. YeniQerilerin artan zorbaliklarmdan bahisle ne
yapilmasi gerektigi soruldu. Mesele son derece nazikti. Yeni9eriler tekrar isyan ederek devlet
ileri gelenlerinin kellelerini istemeye ba§lami§lardi. Tamamen bid'at yuvalari haline gelen
bekta§i tekkeleri de kendilerini tahrik ediyordu. Sonu^ta ulema birlik i^erisinde bunlarm
oldiiriilmeleri caizdir diye fetva verdi. Sava§m ba§langici olmak iizere sancak-i §erifin
^ikarilmasi kararla§tirildi. Fakat sancagi §erifin a9ilmasi 90k onemli bir olaydi. Bu i§in
d6nu§u yoktu. Yeni^eriler ile yapilacak miicadelenin sonu ise kestirilemiyordu. Bu sebepten
karar alinmasma ragmen herkeste bir tereddiid vardi. i§te bu devlet adamlarmm ^ekingen ve
kararsiz halleri sirasmda Abdurrahman Harputi hazretleri soz aldi.
"Bu din ve devletin ayakta kalmasi AUahli tealanm istedigi §eyse yeni^erileri vururuz, yok
ederiz. Degilse biz de bu din ile beraber batip gideriz, daha ne ihtimal kaldi?" diyerek
kalplerdeki §iipheleri giderdi. Herkes tek bilek tek yiirek oldu. Nitekim bu inanq; ve imanla
harekete ge9erek yeni9eri ocagmi ortadan kaldirdilar ve bozulmu§ bekta^i yuvalarmi
kapattilar.
Kiird Hoca iinvani ile de me§hur olan Abdurrahman-i Harputi hazretleri sonra §am'a giderek
Emeviyye Camii Imami Said Efendinin derslerinde bulundu. Ayrica Nak§ibendiyye yolunu
Muhammed Sadik Erzincani'den ogrenerek icazet, diploma aldi.
Abdurrahman Efendi 1851 (H.1267) senesinde Uskiidar'daki evinde vefat etti. Karacaahmet
mezarligmdaki tiirbesine defnedildi.
1)Sicilli OsmanT; c.3, s.327
2) Harput Yollarmda; c.2, s.134
3) Tahriru'l-Veciz; s.26
4) Tarih-i Cevdet; c.12, s.138
ABDURRAHMAN MAGRIbT;
Biiyiik velilerden. ismi Abdurrahman bin Ahmed bin Muhammed bin Abdurrahman bin
Ahmed el-ldrisi'dir. Hazret-i Hasan soyundan olup, §eriflerdendir. 1614 (H.1023) senesinde
Magrib (Fas) beldelerinden Miknaset-iiz-Zeytiin denilen yerde dogdu. Zamanmm teki ve
evliyanm se9ilmi§lerinden idi. 1674 (H.1085) senesi Zilkade ayinm on yedinci giinii vefat etti.
Vasiyeti iizerine Bender'de Seyyid Salim dergahma defnedildi.
Abdurrahman Magribi kii9iik ya§ta ilim tahsiline ba§ladi. Bulundugu yerdeki alimlerden
okudu. Evliyanm sohbetlerinde kemale geldi, olgunla§ti. Kerametleri goriildii. Ismi her yere
yayildi. Misir, §am, Anadolu da dahil pek9ok yeri gezip dola§ti. Anadolu'ya geli§inde
alimlere biiyiik onem veren Sultan dordiincii Murad Han ile g6rii§tii. 1633 senesinde hacca
gitti. Mekke-i miikerremede miicavir olup orada bir miiddet ikamet etti.
Talebelerinden olan §eyh Mustafa bin FethuUah anlatir:
Mekke-i mukerremede iken bir giin, §eyh Hiiseyin bin Muhammed ile birlikte Abdurrahman
Magribi'nin evine gittik. Tasavvuf ehli hakkinda hi? bilgim yoktu. Huzuruna girince bana;
"Tasavvuf biiyiikleri hakkinda ne dersin?" diye sordu. Ben de bilgim olmadigi i9in siikut
ettim. O zaman Abdurrahman Magribi; "Imam-i Gazali hazretleri listun olup Ihya'si 90k
kiymetlidir. Muhyiddin Arabi'ye du§man olma. Tasavvuf ehlini sev, onlarm kitaplarmi oku."
buyurdu. Sozleri kalbimde hemen yer etti. O andan itibaren kalbim velilerin sevgisi ile doldu
ve Allahli tealadan beni onlaria ha§retmesini diledim. Abdurrahman Magribi; "La ilahe
illallah Muhammediin Resulullah" kelime-i tayyibesini 90k okumami soyledi ve bana 90k dua
etti.
Abdurrahman Magribi birka9 sevdigi ile birlikte Yemen'e gitti. Yolda kerametleri goriildu.
Talebelerinden Seyyid Omer bin Salim anlatir:
Abdurrahman Magribi, birka9 sevdigi yanmda oldugu halde bir gemi ile Yemen'e
gidiyorlardi. Yolda ftrtma 9ikti ve deniz kabardi. Gemi nerede ise batacakti. Beraberindekiler
ona; "Efendim i9inde bulundugumuz durumu goriiyorsunuz. Dua buyurun da bu tehlikeden
kurtulalim." dediler. O da; "Ey Deniz! Allahii tealanm izni ile sakin ol!" buyurdu. Hemen
firtma dinip deniz sakinle§ti. O zaman da; "Riizgar olmadan gemi gitmez." dediler. O da;
"Allahii teala riizgar gonderir." buyurdu. Sonra ho§ bir riizgar esti. Gemi de selametle yerine
ula§ti.
Abdurrahman Magribi hazretleri Yemen'deki alim ve velilerle g6rii§tii. Seyyid Abdurrahman
bin Akil, Yemen' de sohbet ettigi biiyiiklerden idi.
Magribi hazretleri Yemen d6nii§ii Mekke-i miikerremede ders ve sohbet meclisi kurdu. Ilim
ve edeb ogretti. (^ok comert idi. Verdigi ziyafetlere herkesi 9agirirdi. §6hreti her yere yayildi.
Hindistan, §am, Misir ve ba§ka yerlerden kendisine gonderilen hediyeleri fakirlere dagitirdi.
Herkesten sevgi ve itibar goriirdii. Bor9lu bir kimse kendisine gelip yardim istediginde,
elinden tutup, borcunu oderdi.
Magribi'nin sohbeti 90k tatli idi. Bir kimse onun meclisinde bulunsa, ayrilmak istemezdi.
Herkese iyilik ederdi. Alimleri 90k sever, onlara izzet ve ikramlarda bulunurdu. Fakirlere 90k
yardim ederdi. Haliyle, sozleriyle insanlari Allahii tealanin dinine 9agirirdi. Ki§ ve yaz giydigi
tek elbisesi vardi. Huziiruna gelenleri hayirli i§Iere te§vik eder, Kur'an-i kerim, Peygamber
efendimize salevat ve 90k istigfar okumalarini tenbih ederdi. Tasavvuf yolunu, bu yolun
biiyiiklerini, onlarin sozlerini ve hallerini sevmeyi bildirirdi. Bilhassa §eyh-uI-Ekber
Muhyiddin-i Arabi'ye rahmetullahi aleyh 90k hiirmet ve tazim eder ve ona saygiyi emrederdi.
Abdurrahman Magribi Bendermeha §ehrinde idi. Sevdigi iki ki§i gelip, Hindistan'a gitmek
istediklerini soyleyerek dua istediler. O da birisine; "Senin deniz yolculugun 90k me§akkatli
ge9er. Neticede selamettesin." buyurdu. Aynen oyle oldu. Digerine de; "Hindistan'da beni
goriirsiin fakat konu§man nasib olmaz." buyurdu. O da Hindistan'in saltanat fehri olan
Cihanabad'a geldi. Bir giin evinin oniinde otururken, kar§isinda siyah bir elbise i9inde
Abdurrahman Magribi'yi gordii. Dikkatlice bakinca hemen tanidi. Oradakilere gosterip; "Bu
zat Abdurrahman Magribi'dir." dedi. Elini opmek i9in ilerledi. Fakat hocasinin kendisine
soyledigi sozii hatirladi ve durakladi. Sonra da kendisini bir hal kaplayip kendinden ge9ti.
Kendine geldiginde hocasini bulamadi.
b, ALLAHU TEALANIN SEVGIlI KULUDUR
Seyyid Omer anlatir:
Abdurrahman MagribT, Seyh Ahmed bin Alvan'in kabrini ziyaret etmek istedi. gece ibn-i Alvan,
ruyada hizmetcisine; "Yarin su su vasifta bir zat gelecek. Ona ziyafet haziria, hurmet ve hizmette
kusur etme. ZTra o Allahu tealanin sevgili kullarindandir." buyurdu. Hizmetci sabahleyin hocasinin
buyurdugu hazirligi yapti. Ziyaretciyi beklemeye basladi. Fakat gelen olmadi. Merakia ve bulurum
umTdiyle sehrin disina cikti. Kimseye de rastlamadi. Bir haber elde edemeden geri dondu. Uzgun
bir vaziyette hocasinin turbesine gitti. Orada hocasinin tarif ettigi zati gordu. Halbuki turbenin
kapisi kilitli idi. Hemen yanina gidip, ellerinden optu ve hocasinin ruyada kendisine verdigi vazTfeyi
aniatti. Abdurrahman IVlagribT'yi alip evine goturdu. Ziyafet verdi. izzet ve ikramda bulundu.
1) Hulasat-iJI-Eser; c.2, s.346
2) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.66
ABDURRAHMAN BJN MEHDI;
Veil ve hadis alimi. Kiinyesi Ebu Said'dir. Lii'llii diye me§hur oldu. 752 (H.135) senesinde
Basra'da dogdu. Ezd'in veya BeniAnber'in azadlisi oldugu soylenir. 813 (H.198)de dogdugu
yerde vefat etti. Tahsiline Kur'an-i kerimi ezberlemekle ba§ladi. Sonra devrin biiyiik
alimlerinin vaz meclislerine devam etti. Ebu Amir Abdlilmelik el-Kadi'nin nasihati iizerine
hadis ilmini tahsile ba§ladi. Malik bin Enes, §u'be, Siifyan bin Uyeyne ve Siifyan-i Sevri'den
hadis ve fikih ilmini ogrendi. Hadis ilminde 90k derin bilgiye sahib oldu. O, birinden rivayet
yapmca, kimse, ondan sonra hiiccet sayilirdi. Hadis rivayetinde 90k titiz davranirdi.
Yanmda okunan hadis-i §erifin yanli§ nakledilen kisimlarmi hemen soyler, ara§tirildigmda
dedigi dogru Qikardi.
Abdurrahman bin Mehdi hazretleri ilmiyle amel eden, Islami nefsinde ya§ayan bir zat idi.
Kahkaha ile giilmez, sadece tebesslim ederdi. Zamanmdaki insanlar, din ve dtinya i§lerinde
Abdurrahman bin Mehdi hazretlerine mliracaat ederlerdi.
Her gece Kur'an-i kerimin tamammi hatmedip ba§tan sona okurdu. Yarismi tehecciid
namazmda, yarismi namazin di§inda okurdu. Sohbetine ve ilim meclisine gelenler,
huzurunda, oturduklari zaman, ba§larinda sanki ku§ varmi§ gibi, gayet edepli ve dikkatli
otururlardi. Onun bulundugu mecliste ilim, edep ve ciddiyet hakimdi. Bir giin, Onun ilim
meclisinde oturanlardan birisi giilmii§tii. Bunun iizerine, onu, iki ay ilim meclisine gelmekten
menetti. "Bu, bizim meclisimize iki ay gelmesin." dedi. Sonra, Allahu tealadan onun i9in af
diledi. Ona §6yle dedi: "Insan, ilmi, goz ya§i dokerek istemeli. ^iinkii ilim, insana nefsi i9in
bir hiiccet, delildir."
Abdurrahman bin Mehdi hazretleri, gece sabaha kadar ibadet etmi§ti. Bir ara, uykusu 90k
geldi. Yatagina yatti, uyuyakaldi. Sabah namazina uyanamadi. Buna 90k iiziildii. Bu joizden
iki ay yataga yatmadi.
Abdurrahman bin Mehdi hazretleri zaman zaman; "Kabrinde mii'min olarak yatana gibta
ederim, onun gibi olmak isterim." derdi.
"Dinine bagli olmayan bir kimse ile arkada§lik etmek hakkinda ne dersin?" diye sorulunca;
"Boyle ki§ilerle beraber olma, 9iinkii 0, sana pis veya haram bir §ey yedirebilir." buyurdu.
Oliimu istiyen kimse hakkinda sorulunca; "Dinine zarar gelecegi korkusundan, oliimii
istemekte bir mahzur yoktur. Fakat, yoksuUuk, ihtiya9, eziyet ve buna benzer §eylerden,
dolayi oliim temenni edilmez." buyurdu.
insanlara sik sik nasihatlerde bulunur ve buyururdu ki:
"ilim hususunda birbirinize faydali olunuz. Birbirinizden ilmi gizlemeyiniz. "llimdeki
hiyanet, maldaki hiyanetten daha kotiidiir" hadis-i §eriiini kendinize rehber edininiz."
"Bir kimse, ilim bakimindan kendinden iistiin bir kimse ile kar§ila§inca, bunu firsat ve
ganimet bilmelidir. (^iinkii onun ilminden istifade eder. Kendi dengi birisi ile kar§ila§inca, bir
biriyle miizakere eder ve birbirlerinden faydalanirlar. Kendisinden a§agi bir kimse ile
kar§ila§inca, ona tevazu gosterir ve bir §eyler ogretir. Her i§ittigini soyleyen, istisnai ve §az
(kaide di§i) meselelere gore konu§up aniatan kimseler, ilimde yiiksek mertebeye eri§emezler."
"Ehl-i siinnet vel-cemaat itikadina sank Ehl-i bid'at ile oturup kalkma. Onlarin yanina gitmek,
onlara kiymet vermek olur."
"Miiminde, kiifiirden sonra, yalandan daha kotii bir haslet yoktur. ^unkii yalan en §iddetli
nifak alametidir."
1) Hilyet-iJI-Evliya; c.9, s.3
2) Tezkiret-iJI-Huffaz; c.1, s.329
3) El-A'lam; c.3, s.339
4) Tehzib-iJt-TehzTb; c.6, s.276
5) Tarih-i Bagdad; c.10, s.240
6) EI-LiJbab; c.3, s.72
7)Tabakat-i Hanabile; c.1, s.206
8) Vefeyat-ul-A'yan; c.2, s.387-388
9) EI-Menhel-ul-Azb-iJI-Mevrud; c.1, s.61
10) Mu'cem-iJI-Muellifin; c.5, s.196
1 1 ) Miftah-iJs-Seade; c.2, s.21 7,261 ,290,296
12)Tabakat-ul-Kubra;c.1,s.63(113)
13) §ezerat-uz-Zeheb; c.1, s.355
14)lkd-ul-Ferid;c.2, s.96,120
15) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.2, s.105
ABDURRAHMAN BJN MUHAMMED;
Veli, fikih ve tefsir alimlerinden. Ismi, Abdurrahman bin Muhammed bin Abdullah bin
Zekeriyya, kiinyesi Ebu Muhammed'dir. Kaynaklarda dogum tarihine rastlanmayan Ebu
Muhammed Abdurrahman 1379 (H.781) senesinde Zebid §elirinde sabah namazi kilarken
vefat etti.
Alim ve arif bir zat olan Abdurrahman bin Muhammed, Ihyau Ulumiddin gibi kitaplan
tetkik eder, okuyup incelerdi. Ilim ogrenmek ve ogretmekte gayretli, ziihd ve vera sahibi,
haramlardan ve §uphelilerden son derece sakman, diinyaya goniil vermeyen, 90k ilim sahibi
bir zat idi. Kur'an-i kerim okunurken kendinden ge9erdi. Gorenler oliiyor zannederdi. Ailesi
kalabalik oldugu halde, evinde diinyalik bir §ey bulundurmazdi. Cunkii 0, diinyaya
ehemmiyet vermez, goniil baglamazdi. Bir feye ihtiyaci oldugu zaman gayb aleminden,
AUahii teala tarafmdan kendisine gonderildigi rivayet olunur. Eliyle topraktan bir §ey alsa,
AUahii tealanm izni ile §ey, Ebu Muhammed hazretlerinin arzu ettigi §eye d6nii§iiverir, sayi
ve aded olarak tam istedigi gibi olurdu.
Fakih Muttari diye tanman ve ismi Muhammed olan torunu §6yle haber verir:
KiiQlikken dedemin yanmda bulunur, Kur'an-i kerim okurdum. Her giin bana bir par9a hamur
mayasi verirdi. Biz de mayayi ekmek yapmakta kuUanirdik. Halbuki, bizim bulundugumuz
beldede maya bilinmez ve hi? yapilmazdi. Onun, bunu nereden bulup bana verdigini
anlayamazdim. Demek ki bu, onun kerametiydi. Bir giin de bana tavandan helva parQasi alip
verdi. Halbuki orada helva olmasi miimkiin degildi. Boyle daha nice kerametleri vardir. Olii
ile konu§ur, kar§ila§tigi evliyanm derecesini anlardi. Onunla Ismail Ceberti ve Ebu Bekr bin
Hassan arasmda arkada§lik ve dostluk vardi. Zamanmm bir9ok alimleri ile mesela Fakih
Muhammed bin Huseyin Hu§eybir ile mektupla§irdi. Sik sik Zebid §ehrine gider oradaki
Allah adamlarini ziyaret ederdi. Talebelerinin en buyiigii Muhammed bin Ismail
el-Miikedde§ti.
1) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.58
2) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.9, s.345
3) Tabakat-ul-Havas; s.64
ABDURRAHMAN BJN MUHAMMED EL-KAYRAVANI;
On u^uncii yiizyilda Kuzey Afrika'da yeti§en velilerden ve Maliki mezhebi alimlerinden.
ismi, Abdurrahman bin Muhammed bin Ali el-Ensari'dir. Kiinyesi Ebu Zeyd olup biiyiik
dedesi i^in kuUanilan "Debbag" lakabi ile me§hiir oldu. Debbag Abdurrahman diye anildi.
Soyu Medine-i miinevverede bulunan Evs kabilesine dayandigi i^in "Evsi", bu kabile
Ensardan yani Medineli miislumanlardan oldugu i^in "Ensari", Useyd bin Hudayr
el-Efheli'nin radiyallahii anh torunlarmdan oldugu i^in "Useydi", Kayravanli oldugu iQin de
"Kayravani" nisbeleriyle tanmdi. 1208 (H. 605) senesi Zilhicce ayinda Tunus'un Kayravan
§ehrinde dogdu, 1300 (H. 699) senesinde yine orada vefat etti. Kabri Kayravan'da olup ziyaret
edilmektedir.
Abdurrahman bin Muhammed el-Kayravani kii^uk ya§ta ilim tahsiline ba§ladi. Ilk once Kadi
Ebu Zekeriyya Yahya el-Berki'den ilim ogrendi. Kadi Abdiilcelil el-Ezdi ve oglu Ebu Amr
Osman bin §akar, Kadi Ebii Muhammed Abdullah bin Bertale el-Ensari, Muhammed bin
Ibrahim bin Osman el-Hadrami, Hanefl mezhebi alimi Muhammed bin Osman ez-Zenati
el-Muhtevi ve ba§ka alimlerden akli ve nakli ilimleri tahsil etti. Muhammed bin Osman
el-Hanefl'den bir^ok hadis-i §erif rivayet etti. Hadis, fikih ve tarih ilimleri ile akli ilimlerde
miitehassis oldu.
Akli ve nakli ilimlerde yiiksek alim olduktan sonra tasavvufa kar§i alaka duyup, AUahii
tealanin rizasina kavu§mak istedi. Sufl Ebu Muhammed Abdiisselam binAbdiilgalib
el-Murtati el-Kayravani'ye talebe olup, ondan tasawuf ilmini ogrendi. Tasavvufi marifetlere
kavu§up evliyalik derecesine ula§ti.
Kendisi zahiri ilimlerde yiiksek alim oldugu halde hocasinin sohbetlerinde bulunmayi biiyiik
nimet bildi. Hocasinin kiymetini bildirmek i9in bir arkada§ina §6yle dedi: "O benim §eyhim
ve hocamdir. AUahii teala beni onun sohbetine kavu§turmakla nimetlendirdi. Ben onun
huzilruna ve tatli sohbetlerine 90k gelip gittim. Benim goziim; ibadeti, fazileti, kendine
giiveni ve insanlarin da kendisine ehemmiyet vermesi bakimlarindan onun gibi olan bir
kimseyi gormedi. O, insanlara iyilikleri tatli dille bildirmek ve kotiiliiklerden sakindirmak
hususunda 90k gayretli idi. Yani 90k nasihatte bulunurdu. Salih insanlarin haber ve kissalarini
ondan daha 90k ezberleyen bir kimse gormedim. Hafizasindaki kissalan 90k giizel anlatirdi.
Ba§kalarindan nakl edilenleri saglam muhafaza eder, korurdu. ^ok ho§ sohbet olup,
konu§malari 90k tatli idi. Meclislerin dostu idi." Abdurrahman bin Muhammed Kayravani'nin
tasavvufa yonelmesine ve bu yola girmesine hocasi Siiii Ebii MuhammedAbdiisselam bin
Abdiilgalib el-Murtati el-Kayravani vesile olmu§tu.
Tasawuf yolunda ilerledigi sirada ba§ka alimlerden de ilim tahsiline devam eden
Abdurrahman el-Kayravani, Tunuslu Ibn-i Uleym diye me§hiir olan Eminiiddin bin Ebi Cafer
Ahmed bin Ali bin Talha es-Sebti'den ilim tahsil etti. Misir'daki Hafiz Ebii Tahir es-Silefl'nin
talebelerinden Abdiilvehhab bin Zafir bin Ravvac, Ebii Taki Salih bin §iica, Ebii'l-Hasan Ali
bin HibetuUah bin el-Ciimeyzi, Silefi'nin torunu Ebii'l-Kasim bin el-Ha§im'den de ilim tahsil
etti. Okudugu her hocadan icazet, diploma aldi. Abdurrahman el-Kayravani Bernamec adli
eserinde bildirdigi gibi seksen kadar alimden ilim ogrendi.
Bilhassa hadis ve fikih ilminde yiiksek alim olan Abdurrahman el-Kayravani; agirba§li,
heybetli ve tevazu sahibi idi. llimle ugra§anlari 90k severdi. Herkesle iyi gCQinir, kimseyi
lizup kirmamaya dikkat ederdi. Sakin bir hayat ya§ardi. Her isteyene ilim ogretirdi. Tevazuu
ve ilme du§kunlugii sebebiyle herkes onun yanma kolayca girip Qikardi. Gerek ilim
meclislerinde, gerekse sohbetlerinde insanlara 90k giizel davranirdi. Onun iyilikleri ve
ahlakmm giizelligi talebe ve sevenlerini kendisine siki sikiya baglardi. Kayravan §ehrine
gelen fazilet ve ilim sahiplerinin menkibelerini ve giizel hallerini toplardi. Eser ve haberleri,
hadis-i §erifleri toplamak husiisunda 90k itina ve titizlik gosterirdi. Kendisiyle g6rii§iip ondan
90k istifade eden Abderi, eserlerinde onu 6vmii§ ve rivayetlerinin 9okIugunu medh etmi§tir.
Abdurrahman el-Kayravani, Abderi'ye, rivayet husiisunda umiimi icazet vermi§ti.
Tunus'da Muhammed bin Cabir el-Vadi eI-A§i de onunia kar§ila§ip, ilim ogrendi ve ondan
rivayetlerde bulundu. Zamanmdaki ve daha sonraki zamanlarda gelen alimler Abdurrahman
el-Kayravani'yi biiyiik veli, adil bir fikih ve hadis alimi, her hususta sened bir fakih ve tarih9i
olarak vasiflandirmi§Iardir. Ibn-i Naci onun hakkmda; "O yazdiklarmm ve aniattiklarmm
hepsinde adil idi. Yazdiklarmm 9okIugu ile tanmip me§hiir oldu. Memleketi olan Kayravan'da
yazdiklarmm dogrulugu ile taninmi§ti." demektedir.
Eserleri: Abdurrahman el-Kayravani'nin yazdigi ba§Iica eserleri §unlardir:
1) Hadis-i Erba'in-i Tisa'iyye: Senedinde dokuz ravi bulunan kirk hadis-i §erifi toplami§tir.
2) Kitab-ul-Ehadis-il-Erba'in fi Umum-i Rahmet-illahi li-Sair-li-Mu'minin. 3)
Sirac-iil-Miittekin-il-Miintehab min Kelami Seyyid-il-Miirselin. 4) Cila-iil-Efkar fi
Menakib-il-Ensar. 5) Bernamec: Hocalarinin isimlerinin ve onlardan rivayet ettiklerinin
fihristidir. 6) §erhun (veya Ta'likun) ala Tehzib-il-Miidevvene: Berzai'nin Tehzib
adindaki eserinin §erhidir. 7. Keramatii Ebi Yusuf ed-Dehmani. Ibn-i Naci diyor ki: "Bunun
bir niishasi. Cezayir Umiimi Kiitiiphanesinde 1718 numarada kayitlidir. Tunus Vatan
Kiitiiphanesinde de, orta biiyiikliikte 13 varak halinde mevcuttur. 8) Menahicii Ehl-id-Din ve
Taraiku Eimmet-il-Miittekin: Sahabilerden, Tab linden, me§hiir tasavvuf alimlerinden,
evliyanin ve salihlerin biiyiiklerinden Kayravan'da olanlari anlatmaktadir. Bu eseri, onun
talebesi Muhammed bin Cabir el-Vadi, Bernamec'inde zikrettigini ve Me'alim-iil-Iman adi
ile tanindigini, Abderi de Rihle'sinde. "Me'alim-iil-Iman ve Ravdat-ir-Ridvan fi
Menakib-il-Me§hurin min Suleha-il-Kayravan ve ba§ka bir matbii' niishasinda da
Me'alim-iil-Iman fi Ma'rifet-i Ehl-i Kayravan adi ile bilinen bir eser oldugunu
yazmaktadir. Miiellif bu eserinde, Islami fetihlerin tarih9esini, Kayravan §ehrinin kurulu§unu,
fikih, hadis, liigat, edebiyat, tib, tasavvuf alimlerinin hal terciimelerini anlatmaktadir.
Bunlarin terciime-i hallerinin arasina, ictimai ve iktisadi bir9ok faydali bilgiler serpi§tirmi§tir.
Bu kitap ilk defa 1911 (H.1330) senesinde Ibn-i Naci'nin ta'likleriyle beraber Tunus'ta Arap9a
olarak basilmi§tir. 9) Me§ariku Envar-il-Kulub ve Mefatihu Esrar-il-Guyub: Bu eser,
tasavvuf ilmi hakkinda yazilmi§ olup, ilahi a§ki anlatmaktadir. Tasavvuf ehlinin a§k
hakkindaki sozlerini bildiren omeklerle dolu giizel bir eserdir. 10) Vasitat-iin-Nizam fi
Tevarihi Miiluk-il-lslam: Bu eser, UbeydoguUarinin giizel hallerini anlatmaktadir.
1) Mu'cem-ul-Muelli1Tn; c.5, s.185
2) Esma-ul-Muellinn; c.1, s.526
3) Neyl-ul-ibtihac (DTbac kenarmda); s.163
4) Teracim-ul-MuellifTn it-Tunusiyym; c.2, s.288
5) Brockelman; Sup-1, s.812
MUJDEMI ISTERIM!
Abdurrahman bin Muhammed el-Kayravani'nin "Debbag, Derici Abdurrahman" diye
anilmasmm sebebi §6yle nakl ediUr:
Abdurrahman bin Muhammed el-Kayravani'nin alim bir dedesi vardi. Zamanmm kadisi
Abdurrahman el-Kayravani'nin dedesinin Kayravan kadiligma tayin edilmesini Sultana teklif
etti. Durumu yazili olarak da arz etti. Abdurrahman el-Kayravani'nin dedesini Sultan'a
gonderdi. O zat Sultan Zahir'in duha vaktinde kendisine gelenleri kabul etmedigini ogrendi.
Vakit erken oldugu i^in bir debbaghaneye, tabakhaneye gitti. Hemen elbiselerini ^ikarip
onlari bir paket haline getirdi. Bir kenara koyduktan sonra debbaglara mahsus bir elbise giyip,
tabakhanenin kuyusundan su 9ikarmaya ve derilerin iizerine dokmeye ba§Iadi. Bir haberci
gelip Sultan Zahir'in kendisiyle g6rii§mek istedigini bildirmek igin onu aradi. Buluncaya
kadar kimseye bir §ey soylemedi. Kuyudan su ^ekerken yanma varip Sultan Zahir'in
kendisiyle saraymda veya mescidde g6rii§mek istedigini soyledikten sonra; "Ey Efendim!
Mujdemi isterim." dedi. Makam ve §6hrette gozii olmayan o zat da dedi ki:
"Hemen Sultan Zahir'e don ve ona, senin g6rii§mek lizere davet ettigin kimseyi debbag olarak
buldum. Bu halde olan kimsenin, insanlarm i§Ierini gormeleri i9in kadi olarak one ge9irilmesi
hi9 uygun degildir, diye soyle."
Haberci gidip durumu Sultan Zahir'e bildirdi. Onun iizerine ba§ka birini kadi tayin ettiler.
Bundan sonra da Abdurrahman el-Kayravani'nin dedesi "Debbag" adiyla anildi. Bu sebeple
Abdurrahman el-Kayravani'ye de Debbag Abdurrahman denildi.
ABDURRAHMAN BJN MUHAMMED ES-SEKKAF;
On dordiincii yiizyilda Suriye'de yeti§en velilerden. Ismi, Abdurrahman bin Muhammed'dir.
Hallerini gizledigi i9in Sekkaf lakabiyla anilmi§tir. 1338 (H.739) senesinde Hadramilt
bolgesindeki Terim §ehrinde dogdu. Misir'in Izz beldesinde dogdugu da bildirildi. 1416
(H.819) senesinde Terim' de vefat etti. Kabri, Zenbil Kabristaninda olup, ziyaret edilmektedir.
Ku9iik ya§tan itibaren ilim ogrenmeye ba§layan Abdurrahman bin Muhammed es-Sekkaf
zamaninin alimlerinden Ahmed bin Muhammed el-Hatib'den tecvid ilmini ogrendi ve
Kur'an-i kerimi ezberledi. Zamaninin diger alimlerinden 9e§itli ilimleri tahsil etti. Bilhassa
fikih ilminde yiiksek derece sahibi oldu. Terim' de AUame Muhammed bin Alevi bin Ahmed
ibni Ustadi'l-azam'in huziirunda Imam-i Gazali ve §eyh Ebu Ishak'in kitaplarini miitalaa etti.
Daha sonra Fakih Muhammed bin Sa'd'den Ihya-i Ulum, Risale-i Ku§eyri ve
Avarifii'l-Mearif adli eserleri ve ba§ka tasavvufl eserleri okudu. §eyhulislam Muhammed
bin Ebi Bekr'in hizmetinde ve ilim meclisinde bulundu. Ondan 90k istifade etti. Daha sonra
Aden'e gitti. Kadi Muhammed bin Sa'id'den sarf, nahiv ve diger Arabi ilimleri tahsil etti.
Tefsir, hadis, meani, beyan ilimlerinde yiiksek derece sahibi oldu. §eyh Ali bin Salim, Ali bin
Sa'd, Ebii Bekr bin Isa, Imam Omer binSaid gibi tasavvuf ehli zatlarla g6rii§iip onlarin
sohbetlerinde bulundu. Arif-i billah Miizahim Ahmed, biiyiik veli Abdullah bin Tahir
ed-Devani gibi zatlardan tasavvuf ilmini ogrendi.
Zahiri ve batini ilimlerde yiikseldikten sonra zamaninin biiyiik alim ve evliyalari arasina girdi.
Bulundugu beldedeki alim ve velilerin imami, onderi ve en yiiksegi oldugunu biitiin alim ve
evliyalar kabiil ettiler.
Abdurrahman bin Muhammed es-Sekkaf hazretleri giizel ahlak sahibi olup hep iyilik ederdi.
Kimseye kar§i kirilmaz ve kin beslemezdi. Hizir aleyhisselamla g6rii§iip sohbet ederdi.
Aralarinda karde§lik akdi yapmi§lardi. Yanina ilk defa bir koylii siiretinde gelen Hizir
aleyhisselam devamli onu ziyaret ederdi. Bir giin 90k giizel bir koku duyan talebelerinden biri
bu kokunun kaynagindan sual edince, hazret-i Hizir'dan bahsetti.
AUahii tealaya 90k ibadet eden Abdurrahman bin Muhammed es-Sekkaf gecenin son U9te
birini ibadetle gCQirirdi. Kur'an-i kerimi 90k okurdu. Gundiizleri insanlara Islamiyetin emir ve
yasaklarmi anlatir, onlarm dlinya ve ahiret saadetlerine vesile olmak iQin 9ali§irdi. Otuz sene
boyunca gece ve giindiiz 90k az uyudu. "Neden uyumuyorsun?" diyenlere; "Sag tarafma
yattigmda Cennet'i, sol tarafma yattigmda Cehennem'i goren kimse nasil uyur?" diye cevap
verdi.
Hud aleyhisselamm kabrini ziyaret eder, bazan bir ay miiddetle orada kalir, bu miiddet i9inde
90k az bir §ey yerdi. Alimlerin, eviiyalarm kabirlerini sik sik ziyaret eder, her gece Terim'deki
mescidlerin hepsinde namaz kilardi. Namaz kildigi zaman kiyamda 90k uzun miiddet kalir,
onu uzaktan goren cansiz bir cisim zannederdi. O; "Biz zahir (goriinen) amellere itibar
etmeyiz." derdi.
Bir ara hacca gitmek i9in yola 9ikti ve hacdan sonra memleketi olan Hadramut'a donmeyip
ba§ka beldelere seyahat etmeye niyet etti. Ciif denilen yere vardigmda Peygamber efendimiz,
Eshabmdan bir topluluk ve eviiyaullahtan bir cemaat riihani olarak ona geldiler. Onlarm
yanmda babasi da vardi. Ona memleketine donmesini emrettiler ve dediler ki: "Senin
memleketinde kalman ba§ka yerlere gitmenden daha efdaldir." Abdurrahman bin Muhammed
es-Sekkaf bu emir iizerine zahiren hacca gitmeyip geri dondii. Fakat memleketinden giden
hacilar taraftdan hac ederken goriildii. Yakmlarmdan bazilari ona; "Sen hacca gittin mi?" diye
sorduklarmda; "Zahiren gitmedim." buyurdu.
Alimlerden ve eviiyadan bir9ok zat ona insanlari dogru yola davet etmek ve kotiiliiklerden
uzakla§tirmak ve talebe yeti§tirmek hususunda icazet (diploma) verdiler. Abdurrahman bin
Muhammed es-Sekkaf pek9ok talebe yeti§tirip hadis, ftkih, usul ve fiirii ilimlerini okuttu.
Onun ilim ve faziletteki §6hreti her tarafa yayilip, insanlar dogudan ve batidan onun ilim
meclisine ve sohbetlerine ko§tuIar. Deniz ve kara yoluyla gelerek mii§killerini ve fetvalarmi
ona sordular. Biiyiik cemaatler ondan istifade etti. Insanlara tatli dil ve ho§ sohbetle
islamiyetin emir ve yasaklarmi anlatip goniillerine taht kurdu.
Abdurrahman bin Muhammed es-Sekkafm ilim meclislerinde yeti§en alimlerden bazilari;
kendi ogullari, karde§inin ogullari, Arif-i billah Ebu Bekr bin Alevi e§-§eybe ve karde§Ieri,
biiyiik Imam Muhammed Sahib Aydeyd bin Ali, Arif-i billah Ahmed bin Omer, Imam Sa'd
bin Ali Miidhac, §eyh Muhammed bin Abdurrahman el-Hatib, §eyh §uayb bin Abdullah
el-Hatib, §eyh Abdurrahim bin Ali el-Hatib, §eyh Ahmed bin Ebi Bekr Baharemi, §eyh
Abdullah Ibnii'I-Fakih Baharemi, §eyh Abdullah bin Ahmed el-Amiidi, biiyiik veli Abdullah
bin Nail', Isa bin Omer bin Behliil, §eyh Muhammed bin Said el-Magribi gibi sayisiz
zatlardir. Burada en me^hiirlari zikr edilmi§tir. Abdullah bin Muhammed es-Selckaf
ekseriyetle El-Basit vel-Vesit, Miihezzeb, Muharrer adii eserleri okutur bu vesileyle
kalbindeki gizli manevi sirlari talebelerine a9iklardi. O her talebesine aniayabilecegi ve
seviyesine uygun ders verirdi. Nice kimseler onun bu tatli iisliibu ve sohbetleri vesilesiyle
tasavvuf yolunda ilerlediler. Pek 90k kimseye tarikat yolunda icazet verdi ve hirka giydirdi.
Nice kimseler onun goniilleri feth eden sohbetleri sebebiyle diinyadan yiiz 9evirip, ahirete
yoneldiler ve kotii sifatlardan uzakla§ip iyi ve giizel huylara sahib oldular. O talebelerine ve
sevenlerine §6yle buyururdu:
"Kalb ile ilgili ameller i§Ieyiniz. Zira kalb ile yapilan ameller zahiri amelleri giizelle§tirir."
Bazi derslerinde fikih ilminin faziletinden bahsederdi. Bu sebeple oglu Omer biitiin omriinii
fikih ilmini ogrenmeye hasretmi§ti. Bir giin dersin bitiminde ogluna §6yle buyurdu:
"Ey Omer! Kalb ile ilgili amellere 9ali§. ^iinkii fikih alimlerinde ate§in alevi, tasavvuf
ehlinde ise ate§in kor kismi vardir."
Bazi zamanlar talebeleriyle birlikte seyahate Qikan; peygamberlerin, alimlerin ve velilerin
kabirlerini ziyaret eden Abdurrahman bin Muhammed es-Sekkaf hazretleri onlardan istifade
ederdi.
Talebelerinden Abdiirrahim bin Ali el-Hatib §6yle anlatti:
Hocamiz ile beraber Hud aleyhisselamin kabrini ziyarete gitmi§tik. Donerken; "in§aallah
ak§am namazinda Rebi' beldesinde oluruz." buyurdu. Halbuki bulundugumuz yer, Rebi'
beldesine 90k uzak idi ve vakit de isfirar yani gune§in, kendisine bakilacak kadar sararip
batmak lizere oldugu bir vakit idi. Hocamin bu soziine 90k hayret ettim. Soziinde bir hikmet
bulunacagini du§unerek birlikte yiiriidiik. Bir taraftan da batmak iizere olan gune§e
bakiyordum. Gune§ sanki durmu§tu. Biz Rebi' beldesine gelinceye kadar aynen halde kaldi.
Biz ismi ge^en beldeye girince giine§ batti. Namazlarimizi kildik. Bu durum benim 90k
garibime gitmi§ti. Hocamm bir kerameti oldugunu aniadim.
Abdurrahman bin Muhammed, talebelerinden bazilari ile bir seferde idiler. Talebeler, 90k
susadilar. YoIIar issiz, su bulmak ihtimali de 90k zayif idi. §a§iran talebeler hocalarma bir §ey
diyemiyorlardi. Allahii tealanm izni ile talebelerinin bu sikmtilarmi aniayan Abdurrahman
es-Sekkaf biiyiik9e bir ta§m yanmda durdu ve; "§u ta§i 9evirin!" buyurdu. Ta§i
9evirdiklerinde, bir su kaynagi ile kar§ila§tilar ve 90k sevindiler. Kana kana i9ip, abdest
aldilar ve kaplarmi doldurarak, yollarma devam ettiler.
Ba§ka bir yolculukta, yanmdakilere; "§imdi hava 90k sicak. Birazcik konaklayalim. Hava
serinleyince yola devam ederiz." dedi. Ogrencileri; "Bu sicak, hocamizm yola devam
etmelerine mani degildir. Isterlerse, bu sicak havada da yola devam edebilirler. Burada
konaklamalarmda ba§ka bir hikmet olsa gerek." diye du§unup merakia beklerlerken,
yanlarma, susuzluktan olmek iizere olan bir ama 9ikageldi. Yanmda bulunanlara; "§u
yakmlarda su vardir. Bu zavalimm ihtiyacmi giderin." diyerek, bir yeri tarif etti. Gidip su
getirdikten sonra yollarma devam ettiler. Boylece orada biraz dinlenmelerinin hikmeti
anla§ilmi§ oldu. Biraz sonra oraya bir kimse geldi. Ama da orada idi. Biraz once ba§mdan
ge9en hadiseyi, gelene aniatti. O kimse; "Bunda bir yanlif Iik var. Ben buralari 90k iyi tanirim.
Bu civarda su bulmak ihtimali hi9 yoktur." dedi. Daha sonra bu hali ogrenen talebeler,
suyun, hocalarmm bereket ve kerameti ile bulundugunu aniadilar.
Allahii tealanm bildirmesiyle talebelerinin ve yanma gelen kimselerin kalplerinden ge9enleri
bilirdi.
Talebesi Abdurrahman diyor ki:
"Hocamdan arzu ettigim, yapmasi i9in kalbimden ge9irdigim her §eyi, hocam en giizel §ekilde
yapti, yerine getirdi. Allahii tealanm ona ihsan ettigi basiret gozii ile kalbimizden ge9enleri
aniiyordu."
Abdurrahman es-Sekkafm talebelerinden olan Arif-i billah Muhammed bin Hasan §6yle
anlatir:
Bir gece hocamm mescidinde idim. Hocam da odasmda bulunuyordu. Karnim 90k acikmi§ti.
Bu sirada biri gelerek, hocamm beni istedigini soyledi. Kalkip, yanlarma gittim. Huzuruna
vardigimda, ortada lezzetii yemeklerin bulundugu 90k giizel bir sofra vardi. Karnimi
doyurmami soyledi. Gecenin bu ge9 vaktinde bu yemekleri kimin getirdigini sual ettim.
"Birisi getirdi." buyurarak, a9iklamak istemedi. Allahii tealanm izni ile, benim 90k a9
oldugumu anlayip bu yemekleri benim i9in hazirlattigmi anladim ve daha nice kerametlerine
§ahid oldum.
Abdurrahman es-Sekkaf hazretlerinin bir mikdar hurmasi vardi. Hurmalari satmak iizere
birisini vekil edince hurmalar satildi. Fakat paranm bir kismmi vererek geri kalanmi gizledi.
Abdurrahman hazretleri, Allahii tealanin izni ile paranin tarn olarak kendisine verilmedigini
anlayip, ona; "Mii'minin firasetinden korkunuz! ^iinkii o, Allahii tealanin nuru ile
bakar," hadis-i §erifini okudu. O kimse diyor ki:"Ondan bu sozii duyunca vermedigim
paranin, bir yilan olup viicuduma girmek iizere oldugunu hissettim. Yaptigima 90k pi§man
olup, kendisinden oziir diledim ve bir daha hata i§lememeye ve tevekkul sahibi olmaya kesin
karar verdim.
Talebelerinden biri §6yle anlatir:
Hocam ile birlikte yolculuga 9ikmi§tik. Kahlan denilen yere vardigimizda duha, ku§Iuk
namazi kilmak i^in mola verdik. Ben hacet i^in tenha bir yere gittim. Abdestimi tazeleyip geri
dondiigiimde, hocamin yaninda taze hurmalar gordiim. Halbuki yakinlarda hurma bah^esi
yoktu ve mevsim de hurma mevsimi degildi. ^ok hayret edip, kendisinden bunun nasil
oldugunu, nereden geldigini sual ettim. Tebessiim etti ve; "Hurmalardan ye! Fakat nereden
geldigini sorma!" buyurdu.
Abdurrahman bin Muhammed es-Sekkaf vera sahibi, Selef-i salihinin yoluna 90k bagli idi.
Bu yonden 90k me§hurdu. Ziihd sahibi olup, diinyaya itibar etmezdi. Comert ve kerem sahibi
idi. Binlerce dinar para ve 9e§itli nimetlerden ihtiya9 sahiplerine verirdi. Her hurma agacmi
dikerken yanmda bir Yasin-i §erif okurdu. Fidan dikilme i§i tamamlandiktan sonra bir hatm-i
tehlil (70.000 kelime-i tevhid) okuyarak sekiz ogluna ve alti kizma hediye ederdi. Onlar da bu
hediyenin sevablarmi ona bagi§larlardi. Abdurrahman bin Muhammed es-Sekkaf on tane
mescid, ogullari ise U9 tane mescid yaptirmi§Iardi. ayrica bu mescidlerin devam etmesi i9in
her mescide ait vakiflar birakmi§ti.
Abdurrahman bin Muhammed es-Sekkaf m meclislerinde eviiyadan ve rical-i gayb denilen
zatlar da hazir bulunurdu. Bu zatlar arasmda Imam-i Gazali, Abdlilkadir Geylani gibi
buyiikler de vardi. O buyiiklerin ruhaniyetlerinden istifade eden Abdurrahman bin
Muhammed es-Sekkaf kutbiyyet makamma yukselmi§ti.
Alimler ve eviiyalar, hallerini gizlemesi sebebiyle ona Sekkaf lakabmi vermi§Ierdi. ^iinku
insanlari haliyle, makamiyla ve soziiyle lizmezdi. llmiyle ve ameliyle insanlara kar§i
buyiiklenmezdi. §6hretten §iddetle ka9mirdi. Halbuki 0, zamanmdaki eviiyanm en yiiksegi
idi. Abdurrahman es-Sekkaf sadece Allahii tealadan rizasmi kazanmak i9in 9irpmir; "Vallahi
kalbim Allahii tealanm ba§ka, eviada, mala, aile fertlerine, Cennet'e ve Cehennem'e hi9 iltifat
etmez. Allahii tealanm rizasma muvafik olmayan ne bir ev, ne bir mescid bina ettim, ne de bir
hurma fidani diktim." buyururdu.
Abdurrahman es-Sekkaf insanlara kar§i giizel huylu, tatli dilli ve giiler yiizlii davranirdi.
Kimseyi iizmemeye 90k dikkat ederdi. Ancak ona zarar verenler veya onu iizenler ba§Iarma
bir hal gelip pi§man olurlardi.
Kur'an-i kerimi ezbere bilen bir kimse vardi. Bu zat, Abdurrahman es-Sekkaf hazretlerinin
hizmet9ilerinden birini iizdii. O da, durumu efendisine arz edince, iiziildii. Tam bu sirada,
hizmet9iyi iizen kimse, hafizasmda ne varsa hepsinin silindigini hissetti. Hemen sebebini
anladi ve gidip hizmet9iden oziir diledi. Tovbe istigfar ettigini, bildirdi. Hizmet9i ozriinii
kabiil edip, durumunu efendisine arz etti ve onu sevindirdi. O sirada oziir dileyen kimse,
hafizasinin yerine geldigini hissetti. Ba§ina gelen bu hal sebebiyle, zatin biiyiikliigiinii daha
iyi aniadi.
Haramlardan ve §iiphelilerden §iddetle ka9inir, harama dii§mek tehlikesinden dolayi
miibahlarin fazlasini bile terk ederdi. Mali varsa zekatini, bah9esinden kalkan mahsiillerinin
u§runu eksiksiz verir, fazlasini tasadduk ederdi. Etrafinda hurma bah9eleri bulunan bir
bah9esi vardi.
Bir defasinda 90cuklar, bu bah9eler arasinda oynarlarken ate§ yaktilar. Sonunda ate§
buyiiyerek etrafi sardi. BahQclerdeki agaQlar yanmaya ba§ladi. Butiin agaQlar bu yanginda
yandiklari halde, mahsuUerinin u§runu tarn olarak verdigi iQin, bu zatin bah9esine hiQbir §ey
olmadi. AgaQlardan biri bile zarar gormedi. Insanlar hayret iQinde kaldilar.
Tayy-i zaman ve tayy-i mekan sahibi olan Abdurrahman bin Muhamed es-Sekkaf her sene
hac mevsiminde memleketinde bulunuyordu. Fakat hacca gidenler onu, Hicaz'da hac
vazrfesini yaparken goriirlerdi. Kendisine bu durumdan sual edildiginde; "i§te gordiigunuz
gibi, buradan aynlmadrm." diyerek bu kerametini setreder, gizlerdi. Yine Abdurrahman
es-Sekkaf, Allahii tealanin veli kullanna ihsan edip verdigi bir hal ile bir anda ba§ka ba§ka
yerlerde, ba§ka ba§ka hallerde goriilurdu.
Bir defasinda, uzak bir yerden bazi kimseler, Abdurrahman hazretlerine misafir oImu§Iardi.
Onlara; "Falan gun sizin beldenizde §iddetli yagmur yagmi§, 90k sel olup, beldenizde bulunan
dere ta§mi§ ve sel sizin beldede 90k zarara sebeb oImu§." buyurdu. O kimseler bu habere
hayret ettiler. Memleketlerine dondiiklerinde, Abdurrahman bin Muhammed'in haber
verdiklerinin hepsinin dogru oldugunu, bildirdigi §eylerin aynen meydana geldigini hayretle
gordiiler. O zatin bu halleri, keramet olarak anladiginin ve kendilerine bildirdiginin farkina
varip daha 90k §a§tilar. Ona olan muhabbetleri daha 90k artti.
Faziletler ve kerametler sahibi olan Abdurrahman bin Muhammed es-Sekkaf hazretlerinin
dualari kabul olurdu. Bir defasinda, fasiklardan, a9ik9a glinah i§Ieyen kimselerden bir kismi
yanina gelmi§ti. Kendisinden dua istediler. O da hazir olanlara salih ameller i§Iemek nasib
olmasi i9in dua etti. O fasik kimseler tovbe edip, salih ameller i§Iemeye ba§ladilar ve
tovbelerini bozmadilar.
Bir defasinda da 90cugu olmayan bir kadin, Abdurrahman binMuhamed'e haber gonderip,
90cuklarinin olmasini 90k istediklerini, fakat olmadigini, bunun i9in kendisinden dua istirham
ettiklerini bildirdi. O da dua etti. Bundan sonra kadin hamile oldu ve 90k giizel bir 90cugu
oldu.
i§lerinde, masraflarinda 90k israf eden bir topluluk vardi. Abdurrahman bin Muhammed
bunlara dua edince, tovbe ettiler. Halleri, ya§ayi§Iari gitgide giizelle§ti.
Abdurrahman binMuhammed es-Sekkaf hazretleri talebelerinin ve sevenlerinin imdadina
yeti§irdi. Talebelerinden birisi §6yle anlatir:
Bir yolculukta bulunuyordum. Issiz yerlerden ge9erken, yolumu kaybettim. Bir taraftan da
90k §iddetli susuzluk 9ekiyordum. Ne kadar aradiysam su bulamadim. Dua edip, hocamdan
yardim istedim. Bu esnada yanima biri gelip, su verdi. O Sudan kana kana i9erek rahatladim.
Sonra, yola devam ettim. Yolculugum miiddetince de su i9mek ihtiyaci hissetmedim.
Abdurrahman es-Sekkaf 1 sevenlerden biri, bir yolda yalniz ba§ina giderken, oniine yirtici bir
hayvan 9ikti. Kendisine saldirmak iizere iken, yolcu sesinin 9iktigi kadar bagirarak,
Abdurrahman hazretlerinden yardim istedi. Bu sirada, kuvvetii ve heybetii bir kimse goriiniip
hayvani tuttu. GU9IU kuvvetii oldugundan hayvan, elinde zor hareket ediyordu. Bu sikintidan
kurtulan kimse, hocasinin yanina dondiigu zaman, heniiz bir §ey soylemeden, hocasi; "Bir
sikintida kalirsan, yine bizden yardim iste! Fakat kadar §iddetle bagirmana liizum yok.
Hafif9e soylesen, hatta kalbinden bile ge9irsen, Allahii tealanin izni ile onu duyar ve
yardimina geliriz." buyurdu.
Talebelerinin ve onlarin aile fertlerinin giyim ve ia§elerini de dii§{inen Abdurrahman bin
Muhammed es-Sekkaf hazretleri bir defasinda talebesi Abdurrahim ile §u'ayb'e bir par9a
kuma§ verdi ve; "Bu kuma§tan 90cuklariniza U9 tane elbise dikiniz." buyurdu. §u'ayb terzi idi.
Kuma§i goriince; "Efendim, bu kuma§tan 9iksa 9iksa iki elbise 9ikar. U9 elbisenin 9ikmasi
mumkiin degildir." dedi. "Siz Besmele ile kesmeye ba§layin. in§aallah bu kuma§tan 119 elbise
9ikar." buyurdu. Dedikleri gibi U9 elbise 9ikti.
Abdurrahman hazretlerinin hizmetgilerinden birisi huzurda, bir elbiseye ihtiyaci oldugunu,
bunun i^in on be§ dirhem lazim geldigini bildirdi. Hizmet^iye; "Falan yerde bulunan kesenin
i9inde on be§ dirhem olacak. Onu al! thtiyacm i^in kuUan!" buyurdu. Hizmet?!, keseye
baktigmi ve bo§ oldugunu bildirdi. Bunun iizerine; "Sen git bak! O kesede on be§ dirhem
bulursun." buyurdu. Bildirilen yerdeki kesenin yanma tekrar giden hizmet9i, kesede on be§
dirhem bulundugunu gordii ve alip ihtiyacma sarfetti.
Abdurrahman es-Sekkaf m talebelerinden, Abdiirrahim bin Ali anlatir:
Hocam Abdurrahman bin Muhammed bana bir mikdar gumii§ para vererek, mutfagm
ihtiya^larmi almak lizere, vekil etmi§ti. Elimdeki para bitmek iizere iken, gidip; alacagimiz
nevale iQin, bu paranm yetmeyecegini bildirdim.Biraz dii§undii. "Hangi §eyler ihtiya? ise, siz
onlari almak iizere gidin. in§aallah yeter." buyurdu. "Peki efedim" deyip gittim.
ihtiya^larimizi aldiktan sonra, paranm bir mikdarmi artmi§ buldum ve bunun bir keramet
oldugunu anladim.
Ba§ka pekQok kerametleri de goriilen Abdurrahman es-Sekkaf hazretleri, bir defasmda
bulundugu Izz koyiinden bir yolculuga Qikacakti. O sirada hanimi hamile idi. Yola 9ikacagi
zaman hanimma bir bez verdi ve dedi ki:"Ben yolda iken, belki bir oglumuz dogabilir. Ayni
giin vefat edebilir. Eger oyle olursa, bu bezi ona kefen yaparsmiz." Hanimma bunlari
soyledikten sonra yola 9ikti. Hakikaten, bir erkek 90cugu oldu. Bildirdikleri gibi, ayni giin
vefat etti. Biraktigi bezi ^ocuga kefen yaptilar.
Abdurrahman bin Muhammed'in hurma aga^larmdan birisinin, boyu 90k kisa ve dallari yere
yakm oldugundan, gece kopekler gelerek hurmalari yerdi. Bunun i9in hizmet9ilerden birisi,
her gece hurma agacmm yanmda bek9ilik yapar, kopeklerden korurdu. Bir gece
Abdurrahman hazretleri hizmet9iye; "Sabaha kadar beklemenize ne liizum var. Agacm
etrafmda geni§9e bir daire 9izin! Kendiniz de gidip istirahat edin!" buyurdu. Hizmet9i
bildirilen §ekilde yapti. Sabahleyin baktiklarmda, 9izginin di§mda kopek izleri goriildii,
ger9ekten i9eri girememi§lerdi.
BEN DEN NE FARKI VAR?,
Karde§im Abdurrahman ile hurmalarm taksimi hustisunda aramizda bir husiimet meydana
gelmi§ti. Kendi kendime; "Onun benden iistiin yam nedir, oru9 tutuyorsa ben de tutuyorum,
namaz kiliyorsa ben de kiliyorum. Babamiz birdir. Benim misafirlerim ise ondan 9oktur."
dedim. Riiyamda bir ki§i bana gelerek; "Karde§in hakkmda boyle boyle soyledin mi?" dedi.
Ben de; "Evet soyledim." dedim. "Oyleyse benimle beraber gel." dedi. Birlikte karde§im
Abdurrahman'm yanma gittik. Karde§imin bedeninin niir ile kapli oldugunu ve uzuvlarmm
iizerinde niir ile "thlas" ve "La ilahe illallah Muhammediirresiilullah" yazili oldugunu
gordiim. O kimse bana, bu makama ula§tigm zaman boyle boyle konu§, eger bundan sonra
ona inat edersen bu riiyayi hatirla." dedi. Ben de ondan sonra karde§im hakkmda kotii
dii§iinmekten vazge9tim.
PIEMAN OLDULAR!
Bir defasmda, bazi kimseler gemi ile bir yere gidiyorlardi. Yolcular arasmda Abdurrahman
hazretlerinin talebelerinden birka9 ki§i de vardi. Bir ara, geminin tabanmdan bir yer delindi.
Ne yaptilarsa delinen yeri tikayamadilar. Vazifeliler 9aresiz kalip, geminin batmasmdan
korktular. Onlardaki bu tela§i goriip, vaziyeti anlayan talebeler, hocalari Abdurrahman bin
Muhammed'den yardim istediler. O esnada hocalarini gemide gordiiler. Ayagini, gemiye su
giren yere koydu. Sonra bir §eyler ile o delik yeri kapadi. Su girmez oldu. Bu duruma yolcular
90k sevindi. Herkes rahatlami§ti. Abdurrahman hazretleri, birden gozden kayboldu. O biiyiik
zatin talebeleri hurmetine, digerleri de kurtuldular ve yoUarina devam ettiler. Bu hadiseyi
i§itenlerden bazilari, onun bu kerametini inkar ettiler. "Boyle §ey olmaz." dediler. Itirazcilar,
bir yolculuga ^ikmi^lardi. YoUarini kaybettiler. U? gun ii? gece dola§tiklari halde yoUarini
bulamadilar. EUerinde bulunan yiyecek ve sulari da bitmi§ti. Ba§larina gelen bu sikintinin,
zatin kerametini inkar etmekten oldugunu anladilar. Itirazlarma tovbe ederek, bu sikmtidan
kurtulmalari halinde mallarmdan belli mikdarmi zata vermeyi ve hizmetinde bulunmayi
adadilar. Tam bu sirada yanlarma, hi9 tanimadiklari biri geldi. Bunlara taze hurma ve su verdi
ve yolu tarif edip gitti. O kimseler, hurmalarla karmlarmi doyurdular ve Sudan iQtiler. Tarif
edilen yere dogru gidince, yoUarmi kolayca buldular. Memleketlerine vardiklan zaman
adaklarmi yerine getirdiler.
1) X®ni-D Kep®n®T-a-EC3;Li\|/®; x.2, 0.58
2) El-Me§re-ur-Revi; c.2, s.l41
3) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.ll, s.228
ABDURRAHMAN NESIB EFENDJ;
Rufai tarikatinin Giil§eni koluna mensup evliya. Son devir Osmanli §eyliulislamlarmdan.
1842 (H.1258) senesinde Uskiip'te dogdu. 1914 (H.1332) senesinde istanbul'da vefat etti.
Uskiip Naibi Halil Fevzi Efendinin oglu, Tirhala kadisi Ahmed Sadik Efendinin torunudur.
Babasi, oglunun dogumundan birkag ay once vefat etti. Vasiyetinde eger ^ocugu erkek olursa,
Aziz Mahmud Hiidayi Efendi Dergahi postni^ini ve kendisinin de §eyhi olan Abdurrahman
Nesib Dede'nin admm verilmesini istedi. Nitekim dogan Qocuga Abdurrahman Nesib ismi
verildi.
Ailenin Liphova'ya ta§inmasi iizerine ilk tahsilini orada yapti. Yanyali §eyh Omer ve
Abdiillatif efendilerden ders aldi. Ergiri'de medreseye devam etti. Liphovali Siileyman
Efendiden hat dersleri aldi. Dini ilimlerde ilerledi. Bu arada Rufai tarikati §eyhlerinden
Liphovali §eyh Mehmed Resmi hazretlerinin derslerine devam etti. Yine ayni tarikatin
Gul§eniye koluna mensup me§hur velilerden Edimeli §erefuddin §uayb Efendiye
diye baglanarak sohbetlerine devam etti. Tasavvuf makamlarmda ilerledi ve icazet, diploma
aldi.
1863'te istanbul'a giderek Fatih dersiamlarindan Mustafa §evket Efendinin derslerini takib
eden Abdurrahman Nesib Efendi, daha sonraRumeli sadareti Dairesinde zabit katipliginde
bulundu. 1868'deNevrokop naibligine, 187rde Bosna vilayeti merkez naibligine tayin edildi.
1876-1909 yiUari arasinda Rodos, Diyarbakir, Erzurum, Yanya, Selanik, §am ve Haleb
naiblikleriyle Rodos, Yanya, Edirne velstanbul vilayetleri mahkeme reisligi, temyiz azaligi ve
Misir kadiligi gorevlerinde bulundu. Bu vazifeleri sirasinda hareket-i altmi§li (Siileymaniye
Medresesinde 12 olan okutma yolu silsilesinin sekizinci mertebedeki miiderrislerine verilen
iinvan), milsile-i Siileymaniye, Izmir, Bursa, Haremeyn ve Istanbul payelerini elde etti. 31
Aralik 19irde §eyhiilislamliga getirildi. Bu gorevde yedi ay kadar kaldiktan sonra 20
Temmuz 1912'de Ittihat ve Terakki Partisinin baskisi sonucu Said Pa§a kabinesinin istifasi ile
da gorevinden ayrildi. 1 1 Mart 1914'te 72 ya§inda vefat eden Abdurrahman Nesib Efendinin
kabri Bakirkoy mezarligindadir.
Abdurrahman Nesib Efendi, altmi§ seneye yakla§an memuriyet hayatinda bulundugu yerlerde
durustlugii ve 9ali§kanligi ile iyi bir intiba birakti. Her hareketi Islamiyet'e, ResuluUah
efendimizin ya§ayi§ ve sozlerine uygundu. Kendisini gorenler ve haline vakif olanlar; "i§te
Miisluman boyle olur." derlerdi. O ya§ayi§i ile Islamiyeti yayan, insanlara dogru yolu gosteren
bir zatti. §am, Haleb, Misir alim ve §airleri tarafindan hakkinda yazilan pek9ok kaside ve
makalelerle 6viilmii§tiir. Muhyiddin-i Arabi'yi 90k seven Abdurrahman Nesib Efendi onun
eserlerinden yaptigi bazi terciimeleri Miintehebat adiyla Terciiman-i Hakikat'ta
yayimlami§tir.
1) ilmiye Salnamesi; s.628
2) Son Devir Osmanli Ulemasi; c.1, s.46
ABDURRAHMAN SAMJ NJYAZJ;
Anadolu'da yeti§en mutasavviflardan. Manisa'nin Saruhanli kazasinda 5 Mart 1878
(H.1296)'de dogdu. Babasi Haremeyn valilerinden Asim Efendidir. Ilk tahsiline dogdugu yer
olan Saruhan'da ba§ladi. Sonra istanbul'a giderek, tahsiline devam etti. Bu arada bazi velilerin
yanina gidip onlarin sohbetlerinde bulundu ve tasavvuf yolunda insanlara dogru yolu
gostermek i9in icazet, izin aldi.
Bir Ramazan gecesi riiyasinda ResuluUah efendimizi gordii. ResuluUah efendimiz yaninda
bulunan zati gostererek; "Ya Sami! Bu senin miir§idin, hocandir. Sen vapura bin ve denize
a^U. Vapur hangi iskelede durursa orada in. Hocani orada bulacaksin." buyurdu. Uykusundan
uyandiktan sonra sabah namazini eda etti. Bulundugu yerden iskeleye gidip bir bilet aldi.
Gemi hareket edip, ^anakkale'ye yakla§tigi sirada kaptan; "Gemide bir ariza var, tamiri
birka? gun siirer, arzu eden inebilir." deyince, Sami Efendi gemiden indi. Iskelede nur yiizlu
bir zat; "Sami Efendi, ho§ geldin." diyerek onu kar§Uadi. Sami Efendi §a§irarak; "Bu zat
benim ismimi nereden biliyor?" diye aklmdan ge^irdi. O zat; "Ge9en gece riiyanda
Peygamber efendimiz sana ne emir buyurdular?" dedi. SamiEfendi hemen zatm elini
operek, ona baglandi. Bu zat Ahmed §iica'eddin U§§aki idi. Ayni zamanda Camilerde vaz
veren Sami Efendi, kisa zamanda yeti§erek, hocasmdan U§§aki tarikatmda icazetname,
diploma aldi ve hocasi tarafmdan insanlari yeti§tirmek iizere istanbul'a gonderildi.
Sami Efendi, Istanbul'a geldikten sonra Kasimpa§a'daki Yahya Efendi dergahma §eyh tayin
edildi. Bir giin bir talebesiyle vaz vermek i^in Fatih Camiine gitti. Namazdan sonra vaz
vermeye ba§ladi. Bu sirada kii^iik bir ^ocuk gelerek; "Sami Efendi, biraz gelir misin, seninle
g6rii§elim." dedi. Sami Efendi de kalkip, 90cuk ile caminin bir kenarinda bir miiddet
konu§tuktan sonra tekrar kiirsiide vazina devam etti. O sirada talebesi; "Hocam alim bir zat
olmasina ragmen, ufacik bir 90cuga tabi oldu." diye dii§iindii. Sami Efendi, ona donerek;
"Oglum, goriip de 90cuk zannettigin Hizir aleyhisselam idi. Aramizda bazi ozel konu§malar
oldu." buyurdu.
Abdurrahman SamiEfendi, bir giin evinde yumurta gibi bazi §eyleri oniine almi§, onlarla
me§gul idi. Hanimi kendi kendine; "Efendi vaktini bu gibi §eylerle me§giU ediyor!" diye
dii§iindii. Ertesi giin bir grup talebe ziyaret i9in geldiler. Hanimi onlara 9ay demliyordu. Bir
ara ayagi takilinca, kaynar su ayagina dokiildii. Hanimi can acisi ile "Allah" diye bagirdi. Sesi
duyan Abdurrahman Efendi, hemen haniminin yanina giderek, bir giin once hazirladigi
merhemi haniminin ayaginin yanan yerine siirdii ve; "Hanim, diin benim bu merhem ile
me§giil oldugumu goriince; "Efendi vaktini bu gibi liizumsuz §eylerle ge9iriyor!" diye
dii§iinmii§tiin. Gordiin ya bu merhemi biz ne i9in hazirlami§iz." dedi.
Abdurrahman Sami Efendi 1935 (H. 1354) senesinde 57 ya§inda iken Istanbul'da vefat etti.
Sami Efendi tasavvuf yoluna dair 9e§itli eserler yazmi§tir. Bazilari §unlardir: 1) Mi'yar-i
Evliya, 2) Bina-yi islam, 3) Esrar-i Esma-iil-hiisna, 4) Mir'at-i Eyyam, 5)
Tuhfet-ul-U§§akiye, 6) Mevlid-i §erif, 7) Hediyet-ul-A§ikin.
1) En Yakin Yol (Siddik Naci Eren); s.142
ABDURRAHMAN SULTAN
Horasan'da yeti§ip Anadolu'da ya§ayan velilerden. Dogum yeri ve tarihi bilinmiyor.
Abdiilkadir-i Geylani hazretlerinin sohbetleriyle kemale geldi. Anadolu'nun fethinden sonra
hicret ederek Afyon'un Ba§mak9i kazasina yerle§ti. Insanlara AUahii tealanin emir ve
yasaklarini bildirdi, onlarin diinya ve ahiret seadetine kavu§malari igin Qali^ti. Kabri
Ba§mak9i'da olup ziyaret mahallidir. Hanimi Sultan Hatun da ayni tlirbededir. Tiirbenin
kenarindan bag ve bah9elere giden yol geQmektedir. Abdurrahman Sultan vefat ettikten sonra
bu yoldan ge9en bir 90k kimse, onu abdest alirken ve namaz kilarken g6rmu§lerdir.
ABDURRAHMAN TAFSUNCI;
Me§hur velilerden. Klinyesi Ebu Muhammed'dir. Tafsunc veya Tagsunc denilen yerde
yerle§tigi i9in Tafsunci nisbesi ile me§liur oldu. Tafsunc Bagdad'a bagli ve Dicle kiyismda bir
beldenin adidir. Dogumu ve nesebi hakkmda kaynaklarda bilgi yoktur. Abdiilkadir Geylani
hazretlerinin talebesidir. 1115 (H.550) senesinden once hocasi Abdiilkadir Geylani'nin
sagligmda vefat etti. KabriTafsiinc'da olup ziyaret yeridir.
Abdurrahman Tafsiinci, evliyanm biiyiiklerinden olup, ariflerin gozbebegi, evliyanm ba§taci,
yiiksek ve kiymetli hallerin sahibi, kerametleri a9ik ve tasarrufu kuwetli bir zatti. Yiiksek9e
bir kiirsinin iizerine 9ikip, din ve hakikat ilimlerini anlatirdi. Islamiyetin emir ve yasaklarmi
bildirir, evliyaligm yiiksek hallerini haber verirdi. Onun meclisi, alim ve veliler ile dolup
ta§ardi. Kendisi, alimlere has bir elbise giyerdi. Katira binip belde, belde dola§irdi. Tafsiinc'da
bazi salih kimseler, Resiilullah efendimizi riiyalarmda goriip, onun halinden sual ettiklerinde;
"O, mukaddes alem hakkmda haber verenlerdendir." buyurdu. AUahii tealanm katmdaki
derecesi 90k yiiksek olan Abdurrahman Tafsiinci, himmet ve yardimi ile tasarrufu kuwetli
olup, dua ve muradi 9abuk hasil olanlardandi. Gaipten haber verdikleri mutlaka ortaya
9ikardi. Gaibi, ileride olacaklan ancak AUahii teala bilir. Fakat AUahii tealanm
Peygamberlere miicize, evliyaya da keramet olarak gaipten bildirdikleri aynen zuhiir etmi§tir.
Abdurrahman Tafsiinci, boyle keramet sahibi bir veliydi.
Bir giin bir adam ona gelip; "Ey efendi! Benim, on bir seneden beri meyve vermeyen
hurmalarim ve ii9 seneden beri yavrulamayan ineklerim var. Bana dua edin. Bunlardan ba§ka
hi9 malim yok." dedi.
Ona dua etti. O seneden sonra hurmalar meyve verdi. Inekler yavruladi. Hatta §ahis,
insanlar i9inde, hayvan siiriisii ve parasi, incisi 90k biri olarak tanmdi. Hayvanlari, dillere
destan olacak §ekilde 90galdi.
Abdurrahman Tafsiinci'nin talebelerinden biri anlatir:
Hocam Irak sahralarmm birinde bulunuyordu. O esnada; "Ey 961deki vah§i hayvanlarm,
inlerinde tesbih ettigi AUah'im! Seni, biitiin noksan sifatlardan tenzih edip, uzak tutar, kemal
sifatlarla tesbih ederim!" buyurdu ve hemen ne kadar vah§i hayvan varsa, yanma geldi,
birlikte kendi dilleriyle tesbih etmeye ba§ladUar. Hatta oyle oldu ki, aslanlar, tav§anlarla ve
ceylanlarla bir araya gelip kari§ti. i9lerinden bazisi, siiriinerek onun ayaklarmm dibine kadar
geldi.
Sonra; "Ey ytice AUahim! Ku§lann yuvalannda, seni tesbih ettigi gibi, ben de seni tesbih
ediyor, biitun noksanliklardan tenzih ediyorum!" dedi. Ba§ini yukariya kaldirinca, her cinsten
binlerce ku§un gelip ba§inin iistunde gokyiizunu doldurdugunu gordum. Her biri, kendince
6tu§uyor, seslerini alQaltip yiikseltiyorlardi. Ona yakla§tilar ve sonunda ba§i iizerinde
toplandilar.
Sonra; "Ey firtinalarin kendisini tesbih ettigi AUahim! Ben de seni tesbih ediyorum!" der
demez, hemen dort bir taraftan, riizgarlar esmege ba§ladi. Ondan daha latif esen bir riizgar
goriilmedi.
Sonra yine; "Ey AUahim! §u kocaman ve yiiksek daglarin, seni tesbih ettigi gibi, ben de seni
tesbih ediyorum!" dediginde, o anda, iizerinde bulundugu dag sallandi ve ondan bliyiik
kayalar, Allah'i zikrederek du§meye ba§ladilar.
Oglu, §eyh Ebu Hafs Omer aniatiyor:
Bir defasmda, babam sefer niyeti ile evden di§ari Qikti. Ayagmi binegine koydugunda bu
isteginden vazgeQip, eve girdi. Kendisine vazgeQmesinin sebebi sorulunca, buyurdu ki: "Ey
oglum! Yeryiiziinde ayagimm sigacagi, yani kalabilecegim daha hayirli bir yer goremedim.
Onun i^in boyle yapmaya mecbur kaldim." diye cevap verdi. Sonra, oliinceye kadar bir daha
Tafsunc'dan di§ari Qikmadi.
Bir gun adamm birisinin, ezan okunurken §iir soyledigini i§itti. Hemen ona, bundan
vazgeQmesini bildirdi. Fakat o ki§i, soz tutmadi. Ona; "Sus, ancak benim emrimie
konu§acaksm. U9 gun hi? konu§ma! Sonra, bu yaptigma tovbe edip istigfar et, yani bunun
giinahmdan bagi§Ianmani Rabbinden iste!" dedi. O da hi9 konu§amaz oldu. U9 giin sonra ona;
"Abdest al!" deyince, da abdest aldi, tovbe etti ve konu§maya ba§Iadi.
Eviiyanm buyiiklerinden olan Abdurrahman Tafsunci; "Ben, eviiyanm arasmda turna ku§u
gibiyim. O, ku§Iar arasmda boynu en uzun olanidir. Hangi talebemin bir sikmtisi olursa,
yardimma uzanirim." buyururdu. Yiiksek hal sahibi §eyh Ebii'I-Hasan Ali el-Hini, onun boyle
soyledigini i§ittiginde, bu soziinden pek ho§Ianmadi. Elbisesini Qikarip bazi §eyler soyledi.
§eyh Abdurrahman bir miiddet sustu. Sonra talebelerine doniip; "Bu kimse, Allahii tealanm
inayetine kavu§mu§tur. Bedenindeki killari gibi, viicudunun her zerresi, inayet-i Rabbaniyeye
eri§mi§ bir kuldur." dedi ve ona elbisesini giymesini soyledi. O da; "Ben, iizerimden
9ikardigim §eyi bir daha giymem." dedi. §eyh Abdurrahman da bahQeye dondii ve hanimma
hitab ederek; "Ey Fatima! Bana giydigim elbiseyi getir." diye seslendi. Hanimi, bu sesi i§itti
ve elbise getirirken yolda kar§ila§tilar. Hanimmm getirdigi elbiseyi alip ona verdi ve; "Senin
§eyhin kimdir?" diye sordu. O da; "Benim §eyhim Abdiilkadir-i Geylani'dir." diye cevap
verdi. O ise; "Ben, onun ismini, ancak bu yerde i§itiyorum. Halbuki ben, kirk seneden beri
Hak kapismm e§igini a§mdiriyorum. Onu ne girerken, ne de Qikarken asia gormedim." dedi ve
yanmdaki talebelerinden bir grubuna doniip buyurdu ki:
Bagdad'a gidip, §eyh Abdiilkadir-i Geylani'ye varmiz ve kendisine selamimi soyleyiniz!
Ayrica ona; "§eyh Abdurrahman, kirk senedir Hak kapisinda imi§. Sizi girerken ve Qikarken
orada g6rmemi§!" deyiniz.
§eyh Abdurrahman, bu sozleri soyleyip talebesini yola Qikarirken, Bagdad'da Abdiilkadir-i
Geylani de, yaninda bulunan Muzaffer-iil-Cemal, Abdiilhak el-Harimi ve Osman
es-Sariiini'ye buyurdu ki:
Sizler, hemen yola Qikiniz! Yolda §eyh Abdurrahman-i Tafsiinci'nin talebelerine
rastlayacaksiniz. Kar§ila§tiginizda, onlari geri Qevirin ve beraberce, dogru §eyh
Abdurrahman-i Tafsiinci'ye varip, ona §6yle deyiniz: "§eyh Abdiilkadir'in size selami var.
Hak kapisinin derekelerinde, e§iklerinde olan ki§i, Abdiilkadir'de olani goremez deyin. Ben
oraya sir kapisindan girip Qiktigim i^in, beni kimse gorememektedir. Ben oraya, bazi
i§aretlerle girip 9ikarim. Filanca zamanda, filan elbiseyi giymi§tin. Sana onu giydiren bendim.
O elbise, Riza elbisesidir. Filanca gece de, bir i§aretle te§rif ^iki^i yapmi§tin. i§te, fetih te§rifi
olan da benim elimden ge^mi^tir. Hak kapisinin derekelerinde, on ikibin velinin huzurunda
ihlas suresi tarzinda olan ye§il velayet elbisesini sana giydirirlerken, soyle bakalim bu da
benim elimden ge^memi? miydi?"
Onlar, bu emri alip, yari yolda kar§ila§tiklari talebeleri ile §eyh Abdurrahman'm huzuruna
gelerek, §eyh Abdiilkadir-i Geylani hazretlerinin sozlerini tam tamma anlattilar. O da;
§eyh Abdiilkadir, dogru soylemiftir. Evliyalikta vaktin sultani ve tasarruf sahibi, §iiphesiz
odur! demek suretiyle onun bliyiiklugiinu tasdik etti ve ona baglandi.
Bir gun Cuma namazmi kilmak i9in evinden ^ikmi^ti. Katirma binmek i^in ayagmi iizengiye
koydu. Sonra tekrar vazge^ti. Bir miiddet bekleyip, bindi. Ni^in boyle yaptigi kendisine
soruldugunda; "O anda, Bagdad'da, §eyh Seyyid Abdlilkadir-i Geylani de katirma binmek
istiyordu. Ben, once binerek onun online ge9mek istemedim." cevabmi verdi.
Abdurrahman Tafsunci'nin vefati yakla§tigi zaman, oglu, kendisine vasiyette bulunmasmi
istedi. O da; "Ey oglum! Sana §6yle vasiyet ederim ki, §eyh Abdiilkadir-i Geylani'ye her
zaman saygi ve hiirmetini muhafaza edip, emirleri iizere hareket et. Hizmetinden ayrilma!"
Babasi vefat edince, oglu, §eyh Abdiilkadir-i Geylani hazretlerinin yanma geldi. §eyh
hazretleri, ona ikramda bulunarak hirkasmi giydirdi. Sonra da 6z kizi ile onu evlendirdi. Artik
0, hep alimlere mahsus bu elbiseyi giyerdi.
Abdurrahman Tafsunci'nin (r.aleyh) her sozii hikmetlerle doludur. Okuyup dinleyene feyz ve
ilahi boUuk verir. Buyurdu ki:
"Nefsinin ayiplarmi, kusurlarmi gormeyen kimse, azip dogru yoldan ayrilir."
"Diinyada haram, giinah olan i§lerle me§gul olan kimseler, herkesin yanmda zelil olur,
a§agilanir."
"ilimlerin en faydalisi, kuUuk vazifesi ile ilgili hiikiimleri ogrenmektir. Ve yine ilimlerin en
yiiksegi tevhid ilmi olup, AUahii tealanm zatma ve sifatlarma ait bilgileri ogrenmektir."
"Dinde farz ve vacib olan emirler yerine getirilince, tevazu sahibi olmakla beraber,
kahramanlik gostermenin bir zarari olmaz. Siinnet, nafile olan bir amel ve taleb edilen bir
ilim, kibir ile beraber hi^bir fayda vermez."
DAGLARIN TESBIhI
Abdurrahman Tafsunci, evliyadan, biiyiik zat,
Hazret-i Abdiilkadir Geylani ders verdi ona bizzat.
Bir giin o havalide, bir sahraya gitmi§ti,
AUahii tealayi, §6yle tesbih etmi§ti:
"Ey vah§ilerin bile, tesbih ettigi Rabbim,
Biitiin noksanliklardan, seni tenzih ederim."
O anda, her taraftan, ciimle vah§i hayvanlar,
Grup grup gelerek, yanmda toplandilar.
Arslan ile ceylanlar, geliyordu, yan yana
Hi? zarar vermiyordu, bir arslan, bir ceylana,
Hepsi kendi diliyle, Hakk'i zikrediyordu,
Oyle ki, avazlari, goge yiikseliyordu.
Daha sonra dedi ki: "Ya Ilahi, ya Rabbi,
Seni, butun ku§larin, tesbih ettigi gibi,
Ben dahi tesbih eder ve seni zikrederim,
Biitiin noksanliklardan, seni tenzih ederim."
Ve miibarek ba§ini, kaldirinca yukari,
Gordii kendine dogru, akin eden ku§Iari.
O civarda ne kadar ku§ cinsi varsa eger,
Gelip, ba§i iistiinde, toplandi birer birer.
Hem de kisa zamanda, oyle 90k toplandi ki,
Gokyiiziinii tamamen, orttiiler bulut gibi.
Allah Alah dediler, hepsi kendi diliyle,
Oyle ki, giin yer gok, inledi ku§ sesiyle.
Sonra dedi:"Ya Rabbi, riizgarlarin tesbihi,
Nasilsa, onlar gibi, zikrederim ben dahi."
O anda, dort bir yandan, serin, latif riizgarlar,
Tatli nagmeler ile, esmege ba§ladilar.
Onceden beldede, rastlanmazken riizgara,
O giin esti ve sonra, esmez oldu bir daha
Sonra dedi:"Ya Rabbi, §u daglar, §u tepeler,
Muhakkak ki onlar da, seni tesbih ederler,
Nasil zikrede ise, onlar senin ismini,
Oyle tesbih ederim, ben dahi §imdi seni."
O boyle soyleyince, etrafta olan daglar,
Sallanip, yiiksek sesle, tesbihe ba§ladilar.
Bu zatin hiirmetine, affeyle ya Rab bizi,
Onun sevgisi ile, tenvir et kalbimizi.
1) Kalaid-ul-Cevahir; s.104
2) Tabakat-iJI-Kubra; c.1, s.146
3) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.56
4) Nefehat-ul-Uns; s.460
5) Islam Alimleri Ansiklopedisi; c.5, s.375
6) Nesaim-iJI-Mehabbe; s.347.
ABDURRAHMAN TAG? (TahT);
On dokuzuncu yiizyilin biiyiik velilerinden. Ismi Abdurrahman olup Tagi, Tahi ve Nur§ini
nisbeleriyle bilinir. Ustad-i A'zam ve Seyda lakaplariyla me§hur olmu§tur. Babasi, MoUa
Mahmud Efendi, annesi Seyyid MoUa Muhammed Efendinin kizi Meyasin Hanimdir. 1831
(H.1247) senesinde §irvan'da dogdu. 1886 (H.1304) senesinde Bitlis vilayetine bagli
Giiroymak (Nur§in) il^esinde vefat etti. Kabri Nur§in'dedir.
Asil ve temiz bir aileden gelen Abdurrahman Tagi'nin bulundugu ev, halk arasinda Sufl evi
olarak §6hret buldu. ^iinkii, babasi MoUa Mahmud Efendi kemalat, olgunluklar sahibi,
ihniyle amel eden, Peygamber efendimizin yiice siinnetine uymakta titizlik gosteren salih biri
idi. Onceleri Kadiriyye yoluna girmi§ti. Sonra Nak§ibendiyye yoluna da baglandi. Aslen
hazret-i Hiiseyin efendimizin soyundan gelen ve seyyide olan annesi Meyasin Hanim da
saliha bir kadindi. Babasi MoUa Mahmud Efendinin erkek karde§leri yoktu. Kadiriyye yoluna
mensub kerameti ile me§hur bir kiz karde§i vardi.
KuQuk ya§ta tavri ve hareketleri ile dikkat Qeken Abdurrahman Tagi hakkinda anne ve babasi;
"Cenab-i Allah'in bize lutfettigi bu Qocuk ba§ka Qocuklara benzemez. Bunun maddi bakimdan
ziyade manevi yonden yeti§mesine ihtimam gostermeliyiz!" diyerek itina gosterdiler. Dedesi
MoIIa Muhammed'in de en biiyiik arzusu onun ilimde ve maneviyatta yeti§mesiydi. Hatta
dedesi Qocugun omuzuna elini koyarak; "Bizim ailemizin ilmi, irsi olarak dededen ogula
devam eder. Halbuki benim ogullarimdan hi9birisi bendeki ilmi taleb etmedi. llmime varis,
mirasQi olacak sen varsm." derdi.
Ailesinin de te§vik ve destegiyle kuQuk ya§ta ilim ogrenmeye ba§Iayan Abdurrahman Tagi,
Kur'an-i kerim okumayi ogrendi. Anne terbiyesi ve yaratili§mdaki temizlik sebebiyle
akranlari arasmda farkedilir oldu. Oyunia ve bo§ i§lerle me§gul olmuyor, hep faydali i§lerle ve
ilim ogrenmekle vakit geQiriyordu. Abdurrahman Tagi, Qocukluguyla ilgili olarak §6yle derdi:
"Annemin giizel terbiyesi yiiziinden ruhlar alemiyle ili§kim kesilmezdi. Allah'tan gafil
olmazdim. (^ocioklarm arasmda kendimi devamli kusurlu goriirdum."
Abdurrahman Tagi on ya§ma basmca, annesi vefat etti. Annesinin vefatmdan sonra babasi
onun terbiyesine ve okutulmasina onem verdi. §aiii fikih kitaplarindan Imam-i Rafii'nin
Muharrer adii eserini okudu. ArapQa gramer ilmini ogrenip Hadaik-ud-Dekaik kitabina
kadar babasinin yaninda okudu. Daha sonra memleketinin me§hur alimlerinden MoIIa
Abdiissamed'in yanina gitti. O vefat edince biiyiik alim MoIIa Ziyaiiddin Arvasi'nin yanina
giderek ilim ogrendi. Ondan, MoUa Cami'ye kadar okudu. MoIIaZiyaiiddin'in sevgisine
kavu§up ondan hi9 ayrilmadi. MoIIa Ziyaiiddin Arvasi muhabbet ve yakinlikia ona yoneldi.
Bir defasinda; "Muhabbete denk olacak hi^bir §ey yoktur." buyurdu ve muhabbetin
ozelliklerini aQikladi, muhabbetin iistiin oldugunu aniatti. Bu arada Qevredeki diger
alimlerden fikih, tefsir, hadis gibi dini ilimleri tahsil etti. Bu ilimlerde yiiksek ilim ve derece
sahibi oldu. Okudugu hocalardan icazet, diploma aldi. Sonra babasina vakfedilen Ispahart'taki
medresede ders vermeye ve talebe yeti§tirmeye ba§Iadi. Gerek ilim ogrendigi, gerekse ilim
ogrettigi medreselerde en fazia yakinlik duydugu kimseler, diinyaya goniil vermeyenlerdi. Bu
sebeple kendisi, diinyaya meyl etmeyen, Allahii tealanin rizasina kavu§mayi asil maksad
kabiil eden bir zat idi. Medresede ders verdigi sirada, bazan talebelerini akan sularin
kiyilarina, QiQekli bahQelere ve giizel manzarali tepelere gotiirerek orada ders verirdi. Dersleri
esnasinda Allahii tealanin varligini ve birligini gosteren tabiat hadiselerini aniatirdi. Bazan
ders verdigi kitapta Qoziimii zor meselelerle kar§ila§inca kitabi kapatir, talebelerinden ilahi
a§ka dair bir kaside soylemelerini ister, sonra bu mii§killerin cevabini Allahii tealadan
kendisine bildirmesini dilerdi.
Asil gayesi, cenab-i Hakk'in rizasini kazanmakti. Sevenlerinden birisine bu hususu §6yle
aniatti :
"Bana yol gosteren bir miir§id-i kamil, yol gosterici rehbere bagli oldugum bir tarikat, yol
olmadigi halde cenab-i Allah beni giinahlardan koruyordu. Bir gece kotii bir yere gitmeye
niyet ettim. Giderken Qamurlu bir yerde ayagim kaydi ve yere dii§tiim. Eve doniip elbisemi
yikamaya ba§Iadim. Temizligimi sabah oldugunda bitirebildim.
Kanaat sahibi, gonlii tok bir kimse olan Abdurrahman Tagi diinya mal ve riitbelerine goniil
vermezdi. Bu yiizden kendisine bulundugu nahiyenin miidiirliigii, kadiligi ve miiderrisligi
verildigi halde bunlara iltifat etmedi. Ciinkii o kendisini tasavvufta yiikseltecek bir manevi
rehber ariyordu. Haci Emin §irvani'ye ba§vurarak Rufailik tarikatina girdi ve ona talebe oldu.
Arkasindan giinliik zikir ve nafile ibadetlere yoneldi. Fakat bir miiddet sonra Haci Emin
§irvani, §eyh Abdurrahman Talebani tarafindan reddedilince gidip §eyh HamzaTelvi'ye
talebe oldu. Bir miiddet sonra Kadiriyye tarikati mensublarindan §eyh Abdiilbari ^ar^ahfye
talebe oldu. §eyhi ona, oru? tutmak, az yemek, az uyumak ve sik sik mezarliklari ziyaret
etmek gibi vazifeler verdi. Bazi geceler bir iki saat kabristanda kaldigi zamanlar oldu. Hatta
Tahi koyiinun mezarliginda a^ik bir mezar vardi. Bazi geceler bu mezara girerek orada
sabahlardi. Bu arada insanlardan, diinya zevklerinden uzakla§ip sogudu. Hocasi ona bir gun
ve bir gece boyunca yiiz yetmi§ bin kere "La ilahe illallah" demesini emretti ve; "Kalbini
ate§ten bir ta§ ve La ilahe illallah kelimesini de ate§li bir demir par^asi say. Kalbini bu yiice
ciimle ile muhabbet ve cezbe (Hakka tutulmaklik) iQinde dov. Boylece demir darbeleri altinda
kalan ta§larda goriildugu gibi kalbinden kivilcimlar Qiksin." dedi. Bu tavsiyelere uyan
Abdurrahman Tagi manevi hallere kavu§tu.
Bu sirada biiyiik evliya Seyyid SibgatuUah Arvasi hazretleri Kiilat'da oturuyor, insanlarm
diinya ve ahiret saadetine kavu§malari IqIu 9ali§iyordu. Onun talebelerinden Slileyman Erbusi
arasira Kiilat koyiine gidip geliyordu. Bir defasmda Klilat koyiinden dondiigii bir zamanda
Abdurrahman Tagi, alayli bir §ekilde; "Kiilat'taki sufller nasildirlar? Ne yapiyorlar?" diye
sordu. Siileyman Erbusi Abdurrahman Tagi'ye; "Eger falan dereyi geQsen oyle demezdin."
diye cevap verdi. Siileyman Erbiisi'nin bu sozii Abdurrahman Tagi'ye Qok tesir etti. O sirada
§eyhi tarafmdan halife olarak vazifelendirilen ve birka? talebesi de olan Abdurrahman Tagi
talebelerinden birine; "Vallahi falanca ki§inin sozleri beni 90k etkiledi.Kiilat'a gidiyorum."
dedi. Miiridlerinin biitiin israrlari onu kararmdan dondiirmedi. O gece boyunca i^indeki arzu
ve i§tiyakla uyuyamadi. Seher vakti gelir gelmez Seyyid SibgatuUah Arvasi hazretlerinin
talebesi Siileyman Erbiisi'nin evine gitti. Onu uyandirarak; "Benimle birlikte Kiilat'a gelir
misin?" dedi. Siileyman Erbiisi; "Gelirim." deyince ikisi birlikte seher vakti yola koyuldular.
Siileyman Erbiisi'nin; "Eger falan dereyi ge^sen oyle demezdin." diye bahs ettigi yere geldiler.
Fakat Abdurrahman Tagi dereyi gCQerken kalbinde acaib bir hal hissetti. Nihayet Kiilat'a
ula§tilar. Kendisini Cennet bahQclerinden bir bah^ede hissediyordu. Seyyid SibgatuUah
Arvasi hazretleri onu talebelige kabiil ederek himaye ve tasarrufu altina alip kisa bir miiddet
i^inde yeti§tirdi. Tasawuf yolunda yiikselen Abdurrahman Tagi, dillerin ifade edemeyecegi,
ancak ehlinin anlayacagi hallere kavu§tu. O zaman, onceden elde ettigi ve kavu§tugu hallerin
gafletten ve bo§u bo§una omiir harcamaktan ba§ka bir §ey olmadigini anladi.
Kisa bir miiddet i^inde yiiksek evliyalik derecesine ula§an Abdurrahman Tagi bir giin sabah
vakti hocasinin huziiruna giderek; "Efendim! Ben her §eyde Lafza-i Celal'in (AUahii tealanin
isminin) zikrini duyuyorum. Hatta oniimde yiiriiyen kopekten bile zikri duydum." diyerek
halini anlatti. Talebesinin, olgunluga erdigini goren Seyyid SibgatuUah Arvasi ona Ispahart
nahiyesinde kadilik yapmasini emretti.
Hocasinin emri iizerine iki yil miiddetle Ispahart kadiligi vazifesini yiiriittii. Bu vazifesi
esnasinda insanlara giizel ahlaki ve ho§ goriisiiyle hizmet etti. Zaman zaman hocasinin yanina
gidip gelerek sohbetiyle §ereflendi ve hasretini gidermeye 9ali§ti.
iki sene sonra kadilik vazifesinden ayrilarak diinyadan tamamiyla uzakla§ip, SibgatuUah
Arvasi hazretlerinin hizmet ve sohbetlerine dondii. ^oga geceler uyumaz, hocasinin odasinin
penceresine bakan bir ta§in iizerinde oturur, yaz-ki§, kar-yagmur demez sabaha kadar ta§in
iizerinde beklerdi. Dokuz sene miiddetle §eyhinin sohbetinde ve hizmetinde bulunduktan
sonra evliyaliktaki en olgun ve en yiiksek dereceye ula§ti. SibgatuUah Arvasi hazretleri ona
icazet vererek ir§adla, yani Islamiyetin emir ve yasaklarini anlatmakla vazifelendirdi.
Tasavvufta insanlari yeti§tirmeye ba§lamadan once biitiin arazisini satarak AUahii tealanin
rizasi i9in harcadi. Bu hususta; "insanlardan diinyayi terk etmelerini isterken nefsimin diinya
mall kar§isindaki durumunu ogrenmek istedim. Gasv'in yani SibgatuUah Arvasi hazretlerinin
himmetiyle AUah'a tevekkiiliimiin tamam oldugunu gordiim." dedi.
ir§ad i^in vazifelendirildikten sonra talebesi §eyh FethuUah-i Verkanisi'nin dedesi §eyh
Muhammed'in Verkanis koyiindeki tiirbesini ziyaret etti. Bu ziyaret esnasinda kendine;
"Seyda" adiyla anilmasi i§aret edildi. Bundan sonra Seyda ismiyle me§hur oldu. Gittigi
yerlerde insanlara Islam dininin emir ve yasaklarmi anlatmak suretiyle, onlarm diinya ve
ahiret saadetine kavu§malari iQin 9ali§ti.
Bir ara hac ibadetini ifa etmek iQin Mekke-i miikerremeye gittti. Bu vazifesini yaptiktan sonra
sevgili Peygamberimizin kabr-i §erifini ziyaret etmekle §ereflendi. Medine-i miinevverede
imam-i Rabbani hazretlerinin torunlarmdan §eyh Muhammed Mazhar Efendiyle bulu§up
sohbette bulundu. Hacdan doniince, hocasmm emriyle, Bitlis vilayetine bagli Nur§in
nahiyesinde yerle§erek ir§ad vazifesine devam etti.
Hocasmm vefatmdan sonra insanlara Allahii tealanm dininin emir ve yasaklarmi aniatmaya
devam etti. Goniil alici sohbetleriyle insanlarm diinya ve ahiret saadetine kavu§malari i9in
Qirpmdi.
Zikirle ilgili olarak talebelerinin sordugu bir sual iizerine §6yle buyurdu:
"Bu Halidiye bliyiikleri sesli zikir yapmazlar, talebe kibleye kar§i edeple oturmalidir. Hazir
bir kalb ile zikirde bulunmalidir. ^iinku zikir esnasmda kalbin hazir olmasi muhakkak
lazimdir. Zikirden maksad tevhid olup, Allahii tealanm birligini hatirlamak, dile getirmektir.
Hatta tesbih tanelerini bir eksik mi, fazia mi Qektim diye takilmamak gerekir. ^iinkii
tesbihieri soylemekten maksad haldir. Bir eksik veya fazIa oImu§ ne Qikar."
Abdurrahman Tagi hazretleri halka a9ik olan sohbetlerinin birisinde buyurdu ki:
"Bir defa ke§if yoluyla elimde bir bocek gordiim. Baktim ki akreptir. Hemen yere attim. Yere
dii§tiikten sonra baktigimda ayiya benzer bir hayvan onunia oynuyordu. Tekrar dikkatii
baktim o hayvan domuz idi."
Talebelerinden biri ona;
"Efendim bu hayvan neye i§arettir?" diye sorunca;
"O domuz kiligina sokuImu§ bir insandir. Onceleri hocasina ihlasia bagli iken, sonralari onun
biiyiikliigiinii inkar eden ki§idir. Boyle ki§ilerin ahirete imansiz gideceginde biitiin eviiya
ittifak etmi§Ierdir. SibgatuIIah-i Arvasi'nin zamaninda zannederim ki miinkirlerden yani onu
inkar edenlerden imansiz gidenler oldu. Likar edenler ya cahillikten veya ilimden dolayi inkar
ederler. Cahillikten olan inkar; zarar bakimindan, ilimden dolayi olan inkardan daha azdir.
Likarin en zararlisi veli bir zati based etmekten dolayi olanidir."
Talebelerinden biri o akrebin ne oldugunu sordu.
"Ayni domuz olan kimsedir. Dii§manligini a^iktan yaptigi i9in o §ekilde goriindii." buyurdu.
Olgun bir miir§idin, yol gosterici rehberin durumuyla ilgili olarak sorulan bir soruya da §6yle
cevap verdi:
"Miir§id-i kamil talebesinin her tiirlii hastaligini tedavi eder. Yalniz ihlas ve muhabbet
eksikligi ile bid'atlerin sebeb oldugu hastaliklar hariQ. ^iinkii bu hastaliklar talebenin
istikametini yolunu degi§tirir. Talebe Sirat-i miistakimden yani dogru yoldan ayrilir. Fakat
bunlarin tedavisi miimkiindiir. Zina yapan zinanin biiyiik giinah oldugunu bilir sonra
pi§manlik duyar. Ihlas ve muhabbet eksikligi ve bid'at i§Ieme durumu olursa giinah i§Iedigini
bilmez, pi§man olmazlar. Demek ki ilacin asli, pi§man olmak, nefsinin kusiirunu gormek ve
hocasina yalvarip siginmaya baglidir. Insan siiretini kaybedip hayvan siiretine girenlerin
alameti, vaz ve nasihatlerden istifade etmeyip, i§Iedigi giinahlara devam etmesidir. Bu fakir
(yani Abdurrahman Tagi) veliyi inkar etmenin imam tehlikeye soktugunu bildigim i^in, veli
oldugunu soyleyen ki§iyi inkar etmedim. Yalniz hocami inkar edenlere kar§i cephe alirim.
Miinkirlik yapmadim fakat kar§i Qikarim.
Kendisine dinini ogreten hocasina "neden" ve "ni9in" diyen talebe iflah olmaz. Hocasina
itiraz eden talebenin iizerine feyz kapilari kapanir. Talebe hocasini kontrol edip ona itiraz
edemez.
Sadik bir talebe hocasinin biitun fiillerini teslimiyet ile kar§ilar. Bazi kitaplarda §6yle
nakledildi: Abdiilhalik Goncduvani hazretleri zamaninda yagmur yiiklii bulutlara hukmeden
bir ebdal, buyiik veli vardi. Bu zat AUahii tealaya dua ederek bulutlardan 90k ilitiya9 duyulan
beldelere yagmur yagdirmasini diledi. Lakin yagmur yagmadi. Bulutlar yagmuru sarp bir
beldeye siiriikledi ve oraya 90k yagmur yagdi. Bu hadise iizerine Ebdal olan zat; "Ya Rabbi!
Neden ihtiya9 duyulan yere yagmur vermedin de, ba§ka yere yagdirdm?" gibi itiraz yoUu
soylendi. Bunun iizerine cenab-i Hak tarafmdan ebdalligi almdi. Kopek kiligmda ve baygm
halde yere dii§tii. Bu hali fark eden talebelerden birisi Abdiilhalik Goncdiivani hazretlerine
gelip dua istedi. Abdiilhalik Goncdiivani hazretleri dua etti. Duasi kabiil oldu. Sonra bu zata
eski makam ve mevkii AUahii teala tarafmdan, yeniden verildi."
Abdurrahman Tagi hazretleri giizel amelleri te§vik etmek i9in bir sohbetinde §6yle buyurdu:
"Farz namazlarinizi vaktinde ve cemaatle kiliniz. Siinnetleri terk etmeyiniz. Ak§am
namazindan sonra kalbinizi hocaniza baglayiniz. Bu esnada gaflette olursaniz, bagi
kuramazsiniz. Bilhassa sabah namazlarindan sonraki giizel amellerinizi terk etme5dn.
Bu Siddikiyye yani Halidiyye yolunda halvete girmek yoktur. Halvette §6hret vardir. §6hret
ise afettir. Bu yolun gaye ve maksadi talebeye nefsi terk ettirmektir. Halvette yapilan zikirde,
ki§ide benlik duygusu galebe 9alabilir. Yatsidan sonra lambalari sondiiriin ve konu§mayin
veya amellerinizle me§gul olun. Siddikiye yolundaki ki§iler diinya zengini olanlara kar§i
muhtac olmadiklarini gostermek i9in, vakarli davranarak, muhtac olmadiklarini
gostermelidirler. Buna kar§ilik, kendilerine muhtac olan ihtiya9 sahiplerine kar§i miitevazi
davranip kendisini onlardan a§agi gostermelidir."
Abdurrahman Tagi, bir9ok talebe yeti§tirdi. Halifelerinin en me§hiirlari §unlardir: FethuUah
Verkanisi, Abdurrahman Nur§ini, MoUa Re§id Nur§ini, AUame MoUa Halil Siirdi'nin torunu
Abdiilkahhar, Abdiilkadir Hizani, Seyyid Ibrahim Es'irdi, Abdiilhakim Fersaii, Ibrahim Ninki,
Tahir Abiri, Abdiilhadi, Abdullah Huriisi, Ibrahim ^uhrii§i (^ukrii§i), Halil ^uhrii§i, Ahmed
Tafkesani, Muhammed Sami Erzincani, Abdullah Suba§i, Halife Mustafa Bitlisi, Haci
Siileyman Bitlisi, Haci Yiisuf Bitlisi, Haci Yiisuf K6§ki'dir.
Bunlardan FethuUah Verkanisi'nin halifesi Muhammed Ziyaiiddin Nur§ini, Abdurrahman
Tagi'nin ogludur. Abdurrahman Tagi'nin sozlerini halifelerinden Ibrahim ^ukrii§i toplayarak
i^arat ismini vermi§tir. Bu kitap 90k kiymetlidir. Abdurrahman Tagi'nin oglu Muhammed
Ziyaiiddin Nur§ini Adiyamanli Abdiilhakim Hiiseyni Efendinin hocasidir.
Yiiksek hal ve kerametler sahibi olan Abdurrahman Tagi vefatina yakin buyurdu ki:
"Bana Hac mevsiminde Mina'da oldugum gosterildi. Hacca gelenler biitiin velilerin
riihlariymi§. Bu riihlar benim i9in AUahii tealadan af ve magfiret dilediler. AUahii tealanin
beni affettigini iimid ediyorum.
Anadolu'da yeti§en evliyanin biiyiiklerinden olan Abdurrahman Tagi hazretleri bir giin
talebelerinden birine bir hizmeti yapmasini emretti. Fakat talebesinde bu i§e kar§i bir
isteksizlik meydana geldi. "Bu hizmeti ba§ka bir siiii yapsa onun i9in daha iyi olur. Bu i§ bana
agir geliyor." diye kendi kendine soylendi. Bu durumun farkina varan Abdurrahman Tagi
talebesine §6yle buyurdu:
"insanoglu daraldigi zaman bir i§i yapmasi, yapmamasindan daha zor olur. Ama kendisine
zor gelen bir i§i ba§kasina teklif etmesi kolay gelir. Halbuki insan, i§ten gelen hayrin
ba§kasi i9in degil kendisi i9in oldugunu bilmez. Buna kar§ilik zevkli bir i§ olunca insan i§i
yapmayi, yapmamaya gore daha kolay bulur. Fakat bu defa kendine degil de arkada§ina o i§i
yapmamayi tavsiye etmek kolayina gelir. Oysa o i§i yapmamanin zarari arkada§inin degil
kendisinindir, bunu bilmez."
insanlara Allah rizasi iQin iyiligi emr ederek ve kotulliklerden sakindirarak tasavvuf yolunda
ilerlemelerine 9ali§an Abdurrahman Tagi, on sekiz yil kaldigi ve ir§ad vazifesinde bulundugu
Nur§in beldesinin insanlarini davet etmekten bir an geri kalmadi. Vefat etmeden once agir bir
hastaliga yakalandi. Buna ragmen hi? bir siinnet namazmi dahi ihmal etmeyip, hepsini ayakta
kildi. Gece ibadetini asla birakmadi. Halbuki bu sirada ancak dort yanma yastik dayayarak
oturabiliyor, oturamaymca sirtmi duvara dayiyordu. Bu durumu kendisine hatirlatilarak; "Siz
hastasmiz bu §ekilde ibadet yapamazsmiz." diyenlere aldiri§ etmiyor, hatta bu §ekilde
konu§malarmi istemiyordu.
Hastaligi sirasmda kendisini ziyaret i9in gelen talebelerine §u edeplere uymalarmi tavsiye etti:
"Ziyaretime gelenler, tam bir edep ve huzur iQinde yanima girsinler. ^unkii evliyanm ruhlari
devamli olarak odamda bulunuyor. Edebe aykiri yapilan bir davrani§, yapan kimseyi zarara
ugratacagi gibi, kendimin de o davrani§tan zarar goreceginden Qekiniyorum. Yanima
girdiginizde kalbleriniz bir, niyetleriniz ayni olsun. ^iinku hastaligim sirasmda degi§ik
arzularinizin bana yansimasindan rahatsiz oluyorum."
Abdurrahman Tagi hazretleri vefat etmeden onceki son gecenin seher vaktinde Peygamber
efendimizin (sallallahii aleyhi ve sellem) a^ik^a kendisine goriinerek bal yemeyi ve §erbet
iQmeyi emrettigini soyledi.
Bu sozlerinden sonra kendisine; "Aklinizdan yolculuk geQiyor mu?" diye sorulunca; "Evet
ge^iyor. Eger aklimdan yolculuk gcQmeseydi, Peygamber efendimiz a9ik bir §ekilde bana
goriinmezdi." buyurdu.
O giiniin ikindi vakti siralarinda yanina gelen zevcesi Seyyide Kadriye Hanimin eteginden
tutarak §u beyti okudu:
Kabe hareminin hanmine vasil olamazsin
Eger eviad-i AIT'nin etegine yapismazsan.
Bu beyti §efaat dilemesi gayesiyle okudugu miibarek yiiziindeki ifadeden aQikQa anla§iliyordu.
Abdurrahman Tagi hazretleri son hastaligi sirasmda, agir hastaligina ragmen ailesine ve
yakinlarina:
"AUahii tealayi ve O'nun Resulunii sevmeyi, Islamiyetin emirlerine sikica baglanmayi,
yasaklarindan §iddetle ka^inmayi ve §eyh FethuUah Verkanisi'ye itaat etmeyi ve ona tabi
olmayi ihmal etmeyin." buyurarak, yerine §eyh FethuUah Verkanisi'yi halife biraktigini
bildirdi.
Son zamanlarinda ^evresindekilere ve baglilarina §efkatle muamele etti. Onlara rahmet
nazariyla bakti. Evlatlarina ise fazla iltifat gostermedi. Oglu MoUa Muhammed Ziyaiiddin'e
§6yle buyurdu: "Oglum, §eyh FethuUah senin hakkinda benden daha hayirlidir. ^iinkii ben
seni ba§kalarindan ayirmam, ama o seni digerlerinden iistiin tutar."
Bir ara kendisinden gCQti. Kendine geldikten sonra; "Iki melegin riihumu almaya geldiklerini
gordiim. Onlara;"Sizin ruhumu almaniza razi degilim. Ben 90k sayida alime hizmet ettigim
i^in ruhumu alimlere mahsus meleklerin almasini istiyorum." dedim. Bir miiddet sonra benim
riihumu almaya gelen meleklere AUahii tealanin; "Onun riihunu benim dostlarimin riihunu
alan alsin." buyurdugunu duydum. Bu emri duyunca; "O Qabuk gelsin." dedim." buyurdu.
Daha sonra talebelerinden MoUa Abdiilkahhar'a donerek; "Giizel sesinle iizerime Kur'an-i
kerim oku." buyurdu. Talebeleri ba§indan ayrilmayip Kur'an-i kerim okudular.
Gece yarisina dogru 90k sevdigi bir aile ferdini 9agirdi. Peygamber efendimizin sallallahii
aleyhi ve sellem vefat etmek iizere iken hazret-i Ai§e'ye 90k yakinlik gosterdigini, hatta ba§ini
onun gogsli ve Qenesi arasina dayanarak oyle vefat ettigini bildigi iQin son anlarini ayni
§ekilde ge^irmek istedi. Viicudunu ailesinin koluna dayadi, elini eline koydu. Bir sure sonra
elini Qekerek sag gogsunun altina gelecek §ekilde tuttu. 1886 (H.1304) senesi Aralik ayinin
yirmisine rastlayan Per§embe giinii ku§luk vaktine dogru saat dokuz civarinda vefat etti.
Talebeleri ve sevenlerinden meydana gelen kalabalik bir cemaat tarafindan cenaze namazi
kilindiktan sonra Nur§in'de defnedildi. Kabri Bitlis vilayetine bagli Nur§in nahiyesinde olup
ziyaret edilmektedir.
HAYATTAKi Gisi!..
Abdurrahman bin Yusuf RumT'nin vefatindan sonra, sevdiklerinden birisi soyle aniatmistir:
Bir gece, ruyamda Abdurrahman RumT'yi gordum. Bana; "Bursa'da Seyyid NeccarT'nin evinde
misafir var. Beni ziyaret etmek istiyor. Gidip onu a! ve kabrime getir." dedi. Sabah olunca derhal
oraya gidip misafiri buldum. Bir arzusunun olup olmadigini sordum. "Abdurrahman RumT'nin
kabrini ziyaret etmek istiyorum." dedi. Onu alip Abdurrahman RumT'nin kabrine goturdum. Biraz
sonra onun yalniz kalmak istedigini sezip, oradaki bir mescide girdim ve bekledim. Cok gecmeden,
o ziyaretci ile Abdurrahman RumT'nin konusmalari kulagima geldi. Aynen hayattaki gibi
konusuyordu. Konusmasi bitince mescidden ciktim. Kabrin yanina geldigimde kimseyi bulamadim.
yOLUMUZ SOHBET YOLUDUR
Abdurrahman TagT hazretleri bir sohbetinde, sohbetin fazTleti ile ilgili olarak, buyurdu ki:
Yolumuz sohbet yoludur. insanlara hayret ediyorum nicin sohbeti istemezler, nicin sohbet
meclisine katilmazlar, nicin Allah adamlarinin yaninda bulunmazlar? Halbuki sohbet ehlinin ev
sahibi Allahu teala, tesrTfatcisi hazret-i AN, sakTsi yani su dagitani Hizir aleyhisselamdir. Sayet
sohbet etmek icin yedi kisi bir araya gelse, yuksek makamlara erisirler ki, Aralarinda bir Allah
dostunun varligi umulur.
CehrT, aciktan Kur'an-i kerTm okumak ve sohbet evierden zulmeti giderir. Onun icin sohbet olunan
evin sahibi bildigi sureleri acik olarak okusun.
Sohbet pesinde kosmayi severim. Nerede sohbet ehli varsa oraya gitmek isterim. Mumkun
mertebe hie bir dervisin sohbetini kacirmak istemem."
1) l§aretler (Ibrahim Qukru§T)
2) El-Minah (Halid OlehT)
3) Eshab-i Kiram
ABDURRAHMAN BJN YUSUF RUMI;
Evliyanin biiyiiklerinden. Dogum yeri bilinmemektedir. 1469 (H.874) senesinde diinyaya
geldi. Mevlana Muhammed Samsuni ve Mevlana Kadizade'nin muhterem torunlaridir.
1547(H.954) senesinde Bursa'da vefat edip, Zeyniye Zaviyesinin bah^esinde defn edildi.
Kii^uk ya§tan itibaren Mevlana Kutbeddin, Mevlana Ali Fenari ve Mevlana Ali Yekani
hazretlerinin hizmetlerinde bulundu ve onlardan ilim tahsil etti. Zeka ve firaseti sebebiyle
talebeligi herkes tarafindan ornek olarak bilindi. Blitiin tarikat ilimlerinde ilerledi. Once Bolu
ve sonra Bursa'da ^ermik medresesinde mliderrislik yapti. Ancak bir miiddet sonra AUahii
tealanin a§ki ve zevki ile kendinden ge^me halleri goriildugiinden ders verme i§ine son verdi.
Evine 9ekilerek devamli ibadet ve zikirle me§gul oldu.
Abdurrahman hazretleri bu halinden bahsedip §6yle anlatmaktadir:
Evimde ibadetle me§gul olup, kimseyle g6ru§muyordum. Bu esnada hastalandim. Yanimda
hizmet edecek kimseler yoktu. Bir gece duvar yarildi ve i9eri bir zat girdi. Hastaligim
sebebiyle hizmetimi gordli ve gitti. Diger geceler de aynen boyle oldu. Hastaliktan
kurtuldugum zaman, o zat; "Ben bu geceden sonra artik gelmem. Seni Hiida'ya ismarladim."
dedi. Ben de; "Siz kimsiniz ve nerelisiniz?" diye sordum. "§ehirden ayrilan bir kafileye
katilirsan, beni tanir ve bulursun." buyurdu. Ben de, bir zaman sonra §ehirden ayrilan kafile
ile yola ^iktim. Yolculardan bir kismi, yolda giizel bir yere geldigimizde; "Burasi suyu ve
havasi 90k giizel bir yerdir. Bu civarda Kara Hoca admda salih ve dindar biri oturur." dediler.
Kendi kendime aradigim bu zattir dedim ve oradaki koye yoneldim. O zati gordiim, giilerek
beni kar§iladi. O giin yanmda kaldim. Ikindi namazmi kilacagimiz zaman, bana yiiksek bir
yeri gosterdi ve beraberce oraya 9iktik. "Bu yer nasil?" diye sorunca; giizel oldugunu
soyledim. Tekrar; "Buradan bak!" dedi. Baktigimda Kabe-i muazzamayi gordiim. Gidip,
orada cemaatle ikindi namazmi kildik. Namazi bitirdigimizde Kabe goziimiizden kayboldu.
Abdurrahman hazretleri bundan sonra yine Bursa'daki evinde zikir ve taatle me§giil oldu.
Miiderrislik tekliflerini geri Qevirdi. Evine gelenlere nasihatlerde bulunur, devamli AUahii
tealayi zikretmelerini ve hiQ bir zaman kalbin AUahii tealadan gafil bulunmamasini isterdi.
1) §akayik-i Nu'maniye; c.1 s.438-442
2)Sicilli OsmanT; c.3s.311
3) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.13 s.211
4) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.64.
ABDULA'LA KURE§T;
Biiyiik velilerden ve hadis alimi. Adi Abdiila'la, babasinin adi Abdila'la'dir. Ibn-i §erahil
Kurey§i ismiyle de bilinir. Lakabi Ebii Hiimam'dir. Dogum tarihi belli degildir. 804 (H.189)
senesinde vefat etti.
iyi bir tahsil gordii. Hamid-i Tavil; Yahya bin Ebi Ishak, Ceriri, Yiinus bin Ubeyd, Ma'mer
bin Ra§id, Said bin Ebi Ariibe ve Daviid bin Ebi Hind gibi devrinin biiyiik alimlerinden ilim
ogrendi ve hadis-i §erif bildirdi. Bu rivayetleri pek makbiil olup, ba§ta Kiitiib-i sitte denilen
me§hur alti hadis kitabi olmak iizere ba§ka hadis kitaplarinda da yer aldi. Kendisinden Ishak
bin Raheviye, Ebil Bekir ibni Ebi §eybe, Amr bin Ali el-Felas, Nasr bin Ali ve daha bir 90k
alim hadis-i § erif ogrenip rivayet ettiler. Imam-i Nesai ve Ibn-i Hibban onu sika, giivenilir bir
alim olarak bildirirler.
Abdiila'la hazretleri ilmiyle amil olup ogrendiklerini her zaman tatbik ederdi. "Kime bir ilim
verilir de bu ilim ona Allah korkusundan aglama huyunu kazandirmazsa, bu ilmin faydasini
goremez." buyururdu.
Abdiila'la Cehennem'den 90k korkardi. Goz ya§lari i^inde secdeye kapanir ve §6yle dua
ederdi:
"Ya Rabbi! Dii§manlarinin nefretini arttirdigin gibi senin iQin olan hu§iimuzu, korkumuzu
arttir. Sana secde eden yiiziimiizii Cehennem'de ate§ ile ortme."
Abdiila'la sohbetlerinde malayaniden uzak olup bo§una konu§mazdi. Biiyuk alim Mis'ar'in
bildirdigine gore buyurdular ki:
insanlar bir araya gelseler ve AUahii tealadan, Cennet'ten, Cehennem'den konu§madan
ayrilsalar melekler derler ki: "Ey insanlar buyiik gaflet i^indesiniz..."
Yine buyurdu ki:
"Cennet ve Cehennem, Ademoglundan bir §eyler duymak i9in ona yakla§irlar. §ayet insan
Cennet'i isterse, Cennet; "Ya Rabbi! Onu istegine kavu§tur!" der. §ayet Cehennem' den
sakinirsa, Cehennem de; "Ya Rabbi! Onu ate§ten muhafaza et!" diye dua eder."
Abdiila'la oliimii 90k hatirlar ve titrerdi. Buyururdu ki:
"iki §ey var ki beni diinya zevklerine dalmaktan alikoyuyor. Bunlar oliimii hatirlamak ve
Allahii tealanm daima huzurunda bulunmaktir."
Yine;
"Hi^bir ferd yoktur ki, oliim melegi giinde iki defa kapismi ^almasm." buyurmu§tur.
1) Tezkiret-iil-Huffaz; c.l, s.296
2) Tehzib-ut-Tehzib; c.6, s.69
3) EI-Menhel-iil-Azbiil Mevmd §erhi Siinen-i Ebii Daviid; c.l, s.69
4) Hilyet-iil-EvIiya; c.5, s.88
5) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.2, s.90
6) §ezerat-iiz-Zeheb; c.l, s.324
ABDULAZIZ BEKKiNE;
Giimii§haneli Ahmed Ziyaiiddin Efendinin halifelerinden Mustafa Feyzi Efendinin talebesi.
Adi, Abdiilaziz, soyadi Bekkine'dir. Babasi Kazanli tiiccar Halis Efendidir. 1895 (H. 1313)
senesinde Istanbul'da dogdu. 1952 (H.1372) senesinde istanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapi
Sakizagaci kabristanmdadir.
Babasi zengin bir tiiccar olan Abdiilaziz Bekkine Istanbul Mercan'daki evlerinde dogdu.
Heniiz okula gitmeden Kaptan Pa§a Camii Imami Halil Efendiden Kur'an-i kerim okumayi
ogrendi, ArapQa ve din dersleri aldi. Daha sonra Dariittedris'e devam ederek bu mektebi
bitirdi. Bir miiddet babasmm yanmda ^ali^tiktan sonra, 1910'da ailesi ile birlikte Kazan'a gitti.
Aslen Kazanli olduklarindan orada bina ve arazileri vardi. Otuz odali olan evlerinin, 90gu
odalarinda ilim tahsil eden talebeler barinirdi. Abdiilaziz Efendi bir miiddet Kazan'da kaldi.
Sonra Buhara'ya ge^erek orada be§ yil miiddetle ilim tahsil etti. Babasinin vefati iizerine
memleketine doniip, karde§lerini de alarak 192rde istanbul'a geldi. Iki anneden, on ikisi kiz
olmak iizere on alti karde§tiler. Erkek karde§leriyle birlikte Asmaaltinda bir diikkan aQip kisa
bir miiddet ^ali^tirdi. Sonra diikkam kapatip (^ar§ikapi'daki Bayezid Medresesine devam etti.
Bu medreseden meziin olduktan sonra ilk olarak Beykoz'da, daha sonra da Aksaray'da bir
camide imam olarak vazife aldi. Sonra sirasiyla, Yazici Baba,Kefeli ve Zeyrek (^ivicizade,
Ummii Giilsiim camilerinde Imam-Hatip olarak vazife yapti. Zeyrek'teki bu vazifesi on ii9
sene kadar siirdii.
Abdiilaziz Bekkine Kazan'dan dondiikten sonra medrese arkada§i Mehmed Zahid Efendi
vasitasiyla Tekirdagli MustafaFeyzi Efendi ile tani§ti ve sohbetlerine devam etti. Yirmi yedi
ya§indayken 1922'de manevi ilimlerde ir§ad selahiyeti mertebesine ula§ti. Ramuz el-Ehadis
kitabini okutma icazeti aldi. Biitiin hayati boyuncalslamiyeti ogrenmek ve ogretmekle me§gill
oldu. pek 90k talebe yeti§tirdi. Sohbetleri tatli bir hava i9inde ge9erdi. Konu§malari kisa,
manali ve ozlii idi. Bir gece, sohbetinde talebelerine dedi ki:
"Bir giin gelir dani§acak hocalariniz da bulunmaz. Oyle bir giinde se9eceginiz insanda
arayacaginiz vasif nedir?"
Orada bulunanlar degi§ik §eyler soylediler. Fakat bu cevaplan yeterli bulmayan Abdiilaziz
Bekkine §6yle soyledi:
"O kimsenin sabrini kontrol edersiniz. Insanlarda riyanin kari§amiyacagi, anla§ilabilir tek
vasif sabirdir. Sabir musibet geldigi an (ilk anda) hi? §ikayet edilmeden sineye ^ekebilme
halidir. §ayet o kimse ilk anda feveran eder de sonra sineye 9ekerse, ona sabirli degil
tahammiillii insan denir."
Bir sohbetinde de §6yle dedi:
"Miiminin diinyaya baki§i oyledir ki, dlinyadaki zevk ve sefaya bakar, arkasinda Cehennem'i
goriir. Me§akkate, hizmete bakar, arkasinda Cennet'i goriir. Yani miiminin nazari diinyaya
takilmaz."
Abdiilaziz Bekkine iki defa hacca gitti. Ikinci gidi§inde hacdan dondiikten sonra
rahatsizlandi. Yakalandigi rahatsizliktan kurtulamiyarak 57 ya§mda 2 Kasim 1952 (H.1372)
senesinde Istanbul'da vefat etti. Edirnekapi Sakizagaci kabristanmda defnedildi.
Abdiilaziz Bekkine zeki bir kimse idi. Hangi meslekten, tahsil ve kademeden olursa olsun
sohbetinde bulunan herkes, zeka ve limine hayran kalirdi. Ho§ sohbet olup, meclisinde
bulunanlar ondan ayrilmak istemezlerdi. Sohbetleri umilmiyetle sualli-cevaph geQerdi.
Sohbetlerinde zaman da mevzubahs degildi. Umilmiyetle yatsi namazmdan sonra oturulur,
bazan sabaha kadar devam edilirdi.
Buyurdular ki:
"Bu i§in (ahiret yolculugunun) mihveri AUah'm muhabbetidir."
"Seni Mevladan alikoydu ise, diinya bir ^op de olsa diinyadir."
"Peki, demesini ogrenmek lazimdir."
"islamiyet ba§tanba§a mes'iiliyet ve miikellefiyettir. Ondan kaQamayiz."
"Talib ba§kasmm yiikiinii yiiklenip, kimseye yiik olmayan kimsedir."
1) Ramuz-iil-Ehadis Mukaddimesi
ABDULAZIZ DEBBAG;
Fas'ta ya§ayan evliyanm biiyiiklerinden. Ismi Abdiilaziz bin Mes'iid Debbag'dir. Soyu hazret-i
All efendimize dayanmakta olup hem §erif, hem de seyyiddir. 1679 (H.1090) senesinde Fas'ta
dogdu. 1720 (H.l 132) senesinde dogdugu yerde vefat etti.
Babasi Mes'iid ed-Debbag, alim bir zat olup, biiyiik veli Seyyid el-Arabi el-Fe§tali
hazretlerinin yanmda yeti§ti. Hocasmm Fariha isimli yegeni ile evlendi. Abdiilaziz Debbag
dogduktan kisa bir siire sonra Seyyid el-Arabi hazretleri vefatmdan once annesi ve babasmi
yanma Qagirarak, bir fes ve bir ^ift postalmi Abdiilaziz Debbag'a verilmek iizere emanet etti.
Abdiilaziz hazretleri biiyiiyiip, oruQ tutacak ya§a gelince, annesi ona; "Oglum! Seyyid
el-Arabi el-Fe§tali hazretleri bu emanetleri sana vermemi vasiyet etti." dedi. Annesinden
emanetleri alan Abdiilaziz Debbag'm kalbinde AUahii tealanm a§ki ve sevgisi artti. Nerede bir
evliya oldugunu duysa yanma gidip, sohbetlerinde bulunmaya ba§ladi. Fakat istedigine tam
manasiyla kavu§amiyordu. Bir siire sonra Seyyid Ahmed bin AbduUah'm sohbetlerine devam
etti ve aradigmi bu zatm huzurunda buldu. Kisa siirede tasavvuf yolunda kemale erdi.
Hocasmm vefati iizerine, halifesi olarak yerine ge^ti ve talebe yeti§tirip insanlara dogru yolu
gostermeye ba§ladi.
Bir giin talebelerinden Ahmed bin Miibarek, Sultan NasruUah'in, derhal Meknase'ye gidip
Riyad Camiinde imam olmasmi bildiren mektubunu aldi. Talebe bu goreve layik olmadigmi
ve hocasmdan ayrilmanm agir gelecegini du§iinerek 90k uziildu. Abdlilaziz Debbag
durumdan haberdar olunca; "Korkma! Zira sen Meknase'ye gidecek olursan, biz de seninle
beraber geliriz. Fakat sen hi9 iiziilme sana bir zarar gelmeyecek ve sen camiye imam
olmayacaksm." dedi. Talebe yola Qikti. Meknase'ye vardigmda imamlik vazifesinin ba§kasma
verildigini ogrendi. Hemen evine dondli. Durumu ogrenen kaympederi Muhammed bin Omer
§6yle bir mektup yazdi:
"Meknase'ye geldigin halde sultanla g6rii§meden ayrildm. Senin donmenden sonra ba§imiza
gelecekleri bilmezsin. Bana soracak olursan hemen Meknase'ye gelip sultanla g6ru§ ve
verilen vazifeye ba§la!"
Ahmed bin Miibarek hemen mektubu hocasma gotiiriip okudu. Abdiilaziz Debbag; "Sen
evine git otur, hi9 bir fenalik gelmez. Sana sultanm bir zarari dokunmaz." buyurdu ve bir sure
sonra mesele kapandi.
Abdiilaziz Debbag bazi talebeleri ile sohbet ederken Ahmed bin Miibarek'e donerek evini
anlattiktan sonra; "Neden atmi falan yere bagliyorsun? Oraya salih bir zat defnedilmi^tir.
Kabri tam atmm ayagmm altmda bulunuyor." dedi. Halbuki oralarda bir kabir izi yoktu ve
oraya yakm bir kabristanlik da yoktu. Abdiilaziz Debbag tekrar; "Senin avlunda yedi kabir
bulunuyor. Fakat sen sadece atmm ayaklari hizasmda bulunan zatm kabrine dikkat et. Atmi
oradan uzakla§tir, ona saygili ol! Miimkiinse kabirle at arasma bir duvar 9ek." buyurdu. O
sirada meclisteki talebelerinden biri; "Efendim zat kimdir?" diye sorunca; "Arabdir.
Tilmsan'a yakm bir yerde bulunan el-Lesbagat kabilesindendir. Bu kabile onu sadece bir
talebe bilir. Bir veli oldugunu bilip tanimazlar. Vefat edince bahsettigim yere defnettiler."
dedikten sonra Ahmed bin Miibarek'e donerek; "Istersen bahsettigim yeri kaz. Onun
bedenine rastlarsm." dedi. O da gidip hocasmm dedigi yeri kazarak, zatm miibarek bedenini
buldu. Oraya hemen bir kabir yaptirdi. Tekrar hocasmm yanma gittiginde §6yle sordu:
"Efendim! Bizim avluda bulunan diger kabirleri degil de, neden sadece atm ayaklarmm
hizasmdaki kabir iizerinde durdunuz ve onun ortaya 9ikmasmi istediniz?" Abdiilaziz Debbag
bu suale §6yle cevap verdi:
"^iinkii bu zat, AUahii tealanm veli kuUarmdandir. Riihu serbest ve hareket halindedir.
Digerleri ise berzah aleminde bekliyorlar. Oradaki oliilerin vefatmdan bu yana ii9 yiiz yila
yakm zaman ge9mi§ bulunuyor."
Abdiilaziz Debbag sik sik talebeleri ile a9ik havada dola§ir, bu sirada onlarla sohbet ederdi.
Yine bir giin boyle temiz havali bir yerde talebeleri ile sohbet ederken birisi yanlarma geldi
ve; "Efendim! Karde§im, sultanm oglu Abdiilmelik ile beraber ortadan kayboldu. Ondan bir
haber bekliyoruz. Kendisini sevdigim bir zat, karde§imin sag oldugunu soyledi. Siz bu
hususta ne dersiniz?" diye sorunca Abdiilaziz Debbag hazretleri hi9 bir §ey soylemedi. Gelen
ki§i israr edince; "Sen muhakkak benden haber almak istiyorsan, sihhatli haber al. AUahii
teala Haci Abdiilkerim'e rahmet eylesin. O hem garib, hem de gaibdir. Onun cenaze namazmi
kilan sana haber verecektir. Sultanm oglu onu 61diirmii§tiir." dedi. Birka9 giin sonra
Abdiilaziz Debbag'm verdigi haberin ayni geldi.
Devlet ileri gelenleri sik sik Abdiilaziz Debbag'dan vazifelerinin devami i9in yardim ve
dualarini isterlerdi. Sultan NasruUah vali ve hakimlerin bir kismini gorevden aldi. Onlardan
birisi gorevine tekrar donmek istiyordu. Her zamanki gibi Abdiilaziz Debbag hazretlerinden
yardim isteyince, yardim etti. Sultan ki§iyi tekrar vali yapti. Bir siire sonra Abdiilaziz
Debbag, valiye haber gondererek iyilik etmesini ve vergileri odemede kolaylik gostermesini
rica etti. Fakat makamin verdigi gurura kapilan vali bu ricayi kabul etmedi ve ceza olarak
gorevden alindi.
Talebelerinden biri Abdiilaziz Debbag'i ziyaret i^in bir giin yola ^ikti. Yolculugunu katir ile
yapiyordu. Tehlikeli bir yere gelince, bineginden inip o yeri yaya olarak ge^ti. Tekrar binecegi
sirada hayvan ka^ti ve yakalamasi mumkun olmadi. Ne yapacagini §a§irdi. O anda hocasi
hatirina geldi ve ondan yardim umarak; "Ey hocam Abdlilaziz Debbag!" dedi. Bu sirada
AUahii teala bazi insanlari ona yardimci olarak gonderdi. Onlarla beraber hayvani yakalayip,
hocasinin huzuruna geldi. Abdiilaziz Debbag onu goriince giilerek; "Falan yerde §eyh
Abdiilaziz'i ne yapacaktin? Senin yaninda olsaydi herhalde sana yardimda bulunurdu." dedi.
Talebe biiyiik bir edeple; "Ey Efendim! §ahsen bulunmanizla riihen bulunmaniz arasinda,
sizin i9in lii9bir fark yoktur ve ikisi de mumkiindur." dedi.
Sohbetlerinde talebelerine §6yle buyururdu:
"Kulun dii§uncesi AUahii tealadan ba^kasina dogru yonelince AUahii tealadan uzakla§mi§
olur."
"insanlar, varlik aleminin efendisi Muhammed aleyhisselami tanimadik^a, ilahi marifete
kavu§amaz. Hocasini bilmedik9e, varlik aleminin efendisini tanimaz. Kendi nazannda
insanlari olii gibi kabill etmedikQe, hocasini bilemez."
"Firdevs Cennetinde, bu diinyada i§itilen veya i§itilmeyen biitiin nimetler mevcuttur. Cennetin
irmaklari, Firdevs Cennetinden kaynayip ^ikar. Bir irmaktan su, bal, siit ve §arab olmak iizere
dort tiirlii me§riibat akar. Nasil g6kku§agindaki renkler birbirine kari§madan durursa bu dort
me§riibat da birbirine kari§madan akar. Bu irmaklar miiminin istegine gore akar. Hangisini
isterse o akar ve onu i^er. Biitiin bunlar, AUahii tealanin iradesiyle olmaktadir."
iVRSLANIN DA ^EREFI VAR!
Bir grup talebesi bir yere gitmel< icin yola cil<tilar. Yanlarinda esl<iya saldirisina l<arsi
l<oyacal< hie bir sey yol<tu. Geceyi tenha ve l<orl<unc bir yerde gecirdil<lerinden, icierinden
il<i l<isi uyumadi. Bunlar yakinlarinda bir arslanin dolastigini fark ettiler. Biri digerine;
"Kimseyi uyandirma sonra panige kapilabilirler." dedi. Sabah olunca yakinlarinda olij bir
tavsana rastladilar ve yollarina devam ettiler. islerini gorijp geri donerken konakladiklari
yerde, bir kisi uyumayip arkadaslarini bekledi. Hocalari AbdiJlazTz Debbag'in huzuruna
geldiklerinde uyumayan talebe; "Efendim! MiJsade ederseniz biraz uyumak istiyorum.
Ciinkij dun gece hie uyumadim." dedi. AbdiJlazTz Debbag; "Nicin uyumadin?" diye
sorunca; "Arkadaslarimi korumak icin." diye cevap verdi. Bunun iizerine; "Senin gece
uyumayip arkadaslarini beklemen bir fayda saglamaz. Siz giderken falan gece yd
kesiciler sizin yaniniza geldiginde arslani ve sizi koruyani hatirliyor musun?" dedi. Talebe;
"0 gece ne oldu?" diye sual edince:
gece falan yere vardiginizda uc kisi gelip size katildi. Daha sonra sizden ayrilinca
oradan gelip geceni gozleyen dort kisi ile bulustular. Ve sizin konakladiginiz yeri onlara
haber verdiler. Siz uyuduktan sonra sizi soymak icin yaklastiklari sirada etrafinizda bir
arslanin dolastigini gorijnce cok sasirdilar. Kendi kendilerine; "Arslani oldurijrsek bunlar
uyanir, soygun yapmaya kalkisirsak arslan engel olur." dedikten sonra bir cikar yol
bulamayarak baska bir kervani soymaya gittiler.
Orada da bir sey bulamayinca tekrar sizin yaniniza geldiler. Arslan onlerine tekrar cikinca,
aralarinda soyle konustular: "Bunlar nasil insanlardir ki hangi yonden yaklasmaya
calistiysak orada bir arslan cikti." Bunun ic yuzunii ogrenmek istedilerse de Allahu teala
onlarin kalblerini muhijrledi, dedi.
Talebe; "Yolda rastladigim olij tavsan neydi?" diye sorunca, AbdiJlazTz Debbag; "Arslanin
bir onuru vardir. Bir insanin yijzune sinek konsa nasil eliyle kovalarsa, arslan da sizi
korurken, bir tavsan gelip onijnde durdu. Sen ise onu gormedin. Arslan bir pence vurarak
oldijrdij." buyurdu.
1) Kitab-iil-Ybriz (Ahmed bin Miibarek, Kahire, 1278)
2) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.l73
3) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l6, s.256
4) Mu' cem-iil-Muellif in; c.5, s.262
ABDULAZIZ DEHLEVI;
Hindistan evliyasinin buyiiklerinden §ah VeliyyuUah Dehlevi hazretlerinin oglu. Ismi §ah
Abdiilaziz Gulam Halim-i Faruki Dehlevi'dir. 1746 (H.1159) senesinde Dehli'de dogdu.
Hindistan'da Ingiliz yonetimine kar§i hiirriyet me§alesini yakarak "Sirac-iil-Hind" lakabiyla
tanindi. 1824 (H.1239) senesinde dogdugu yer olan Delhi'de vefat etti. Babasinin yanina
defnedildi.
Abdiilaziz Dehlevi me§hur hadis, kelam alimi ve Nak§ibendi yolunun biiyiigii olan
babasindan edeb ogrendi. KiiQiik ya§ta Kur'an-i kerimi ezberledi. On bir ya§inda iken
babasinin vazifelendirdigi hocalardan okudu. Me§hur alti hadis kitabi Kiitiibii Sitte ba§ta
olmak iizere Muvatta', Mi§kat-ul-Mesabih, §email-ut-Tirmizi gibi kiymetli eserleri
babasindan dinledi. Hadis-i §erif ilminde diploma aldi. On alti ya§inda iken tefsir, fikih, usiil,
hadis, akaid, kelam, mantik, matematik, geometri, astronomi gibi ilimlerdeki derin bilgisiyle
herkesin dikkatini ^ekti.
Abdiilaziz Dehlevi 1762 senesinde babasinin vefati iizerine Rahmaniyye Medresesinde ders
vermeye ba§ladi. Biiyiik evliya AbduUah-i Dehlevi talebelerini hadis ilmini tahsil etmeleri
i^in Abdiilaziz-i Dehlevi'ye gonderdi. AbduUah-i Dehlevi hazretlerinin en biiyiik talebesi
maddi ve manevi ilimler hazinesi Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri de Abdiilaziz-i
Dehlevi'den hadis ilminde icazet (diploma) aldilar.
Abdiilaziz-i Dehlevi, bir yandan medresede talebe yeti§tirirken, bir yandan da eser yaziyordu.
Yirmi be§ ya§indan sonra yakalandigi 9e§itli hastaliklar yiiziinden, bir siire sonra medresedeki
derslerini talebelerinin ileri gelenlerinden iki ki§iye birakti. Omriiniin son giinlerini, eser
yazmak. Sail ve Cuma giinleri halka vaz ve nasihat vermekle ge9irdi. Bir vazinda §6yle
buyurdu:
"Birisinden yardim istenirken, yalniz ona giivenilirse, onun, AUahii tealanin yardimina
mazhar oldugu, kavu§tugu dii§iiniilmezse haramdir. Yalniz AUahii tealaya giivenilip, o kulun
AUah'in yardimina mazhar oldugu, AUahii tealanin her §eyi sebeb ile yarattigi, o kulun da bir
sebeb oldugu dii§iiniiliirse caiz olur. Peygamberler ve evliya da, boyle dii§iinerek ba§kasindan
yardim istemi§lerdir. Boyle dii§iinerek birisinden yardim istemek, AUahii tealadan istemek
olur."
Abdiilaziz Dehlevi miisliimanlarin Ingiliz idaresine kar§i direnmelerinde biiyiik rol oynadi.
Ona; "Islam aleminde goriilen kotiiliiklerin ba§lica sebebi nedir?" denildiginde; "Islam
aleminde goriilen kotiiliiklerin ba§lica sebebi miisliimanlarin Islamiyetten uzakla§malaridir."
Kurtulu§un nerede oldugu soruldukta; "Islama uymak, bid'atleri terketmekte." buyurdu.
Abdiilaziz Dehlevi, zamaninda Eshab-i kirama, Peygamber efendimizin miibarek
arkada§larina dii§manlik edenlerin her tarafta bilhassa ilmi olmayan miisliimanlarin
itikadlarini bozmaya 9ali§tiklarini goriip, Tuhfe-i Isna A§eriyye isimli kiymetli bir kitap
yazarak onlarin yiiz karalarmi butiin teferruatiyla ortaya koydu. Eserini yazma sebebini
anlatirken §6yle demektedir:
Abdiilaziz Dehlevi ilmi ustiinlugu yaninda aticilik, binicilik ve hiisn-i hat (giizel yazi)
hususunda olduk^a maharetli idi. EUi kadar eser yazmi§ olup en onemlileri §unlardir: 1)
Tefsir-i Azizi, 2) Bustan-iil-Muhaddisin, 3) Ucale-i Nafta, 4) Sirr-u§-§ehadeteyn, 5)
Fetavay-i Aziz.
^ADAB KUWETi
AbdiJlazTz DehlevT buyurdu ki:
Allahij teala, hayvanlarin yasamalari, ijremeleri icin muhtac olduklari seyleri her tarafta,
bol bol yaratmis, bunlara kolayca kavusmalarini ve bulduklarini kolayca kullanabilmelerini
ihsan etmistir. AllahiJ teala, insanlarda da sehvet ve gadab kuvvetlerini yaratmis ise de,
insanlarin muhtac olduklari seylere kavusmalari, bulduklarini kullanabilmeleri ve
korktuklarina karsi savunabilmeleri icin, bu kolayligi ihsan etmemistir. Yalniz, en lijzumlu
olan havayi her yerde yaratmis, cigerlerine kadar kolayca girmesini insanlara da ihsan
etmis, ikinci derecede liJzumlu olan suyu, her yerde bulmalarini ve kolayca icmelerini
ihsan etmistir. Bu iki nTmetten daha az liJzumlu olan ihtiyac maddelerini elde etmeleri ve
elde ettiklerini kullanabilecekleri hale cevirmeleri icin, insanlari calismaya mecbur
kilmistir. insanlar calismazlarsa, muhtac olduklari, gida, elbise, mesken, silah, ilac gibi
seylere kavusamazlar. Yasamalari, iJremeleri cok giJc olur. Bir insan, muhtac oldugu bu
cesitii maddeleri yalniz basina yapamayacagi icin, birlikte yasamaya, is bolumij yapmaya
mecbur olmuslardir. AllahiJ teala, merhamet ederek, seve seve calisabilmeleri,
calismaktan usanmamalari icin, insanlarda iJcuncu bir kuvvet daha yaratti. Bu kuvvet,
Nefs-i emmare kuvvetidir. Bu kuvvet, sehvetlere kavusmak ve gadab edilenlerle
dogusmek icin insani zorlar."
"Memleketimizde, Eshab-i kiram dusmanligi o kadar yayildi ki, icerisinde bir ikisi bu bozuk yolda
olmayan ev pek nadirdi. Bu bozuk yolda olanlarin cogu tarih ilminden, kendi asillarindan,
babalarinin ve dedelerinin dogru yolundan habersiz kimselerdi. Bunlar, meclislerde Ehl-i sunnet
muslumanlaria munazara ettiklerinde, tutarsiz seyler soyluyorlardi. Dogruyu gormelerine vesTle
olmak veAllahu tealanin rizasini kazanmak icin bu kitab yazildi."
1) Nuzhet-iil-Havatyr; s.273
2) Tarn Ylmihal Seadet-i Ebediyye; s.970
3) Rehber Ansiklopedisi; c.l, s.23
4) Bostan-iil-Muhaddisin
5) Hazinet-iil-Asf iya; c.2, s.388
6) Mu' cem-iil-Miiellif in; c.5, s.243
ABDULAZTZ DIRINI;
Misir evliyasindan. Ismi Abdiilaziz, babasinin adi Ahmed'dir. Klinyesi Ebu Muhammed,
lakabi Izzeddin'dir. 1216 (H.613) yilinda dogdu. 1295 (H.694) senesinde Kahire'de vefat etti.
Kabri Kahire'dedir.
KuQiik ya§ta ilim tahsiline ba§layan Abdiilaziz Dirini, zamanindaki alimlerden ilim ogrendi.
Ebii'1-Feth bin Ebi'l-Ganim Rasani'nin sohbetinde bulundu ve §eyh Jzzeddin'den tasavvuf
ilmini ogrendi. Tasavvuf yolunda yiiksek mertebelere kavu§tu. Abdiilaziz Dirini diinyaya
du§kun olmayan ve birQok kerameti goriilen, edebiyat, kelam ve §afii mezhebi fikhi alimiydi.
Misir'da er-Rif denilen yerde otururdu. Bazi giinler buradan ayrilip, civar bolgeleri dola§irdi.
Oralardaki insanlar, ondan, mu§killerinin Qozulmesi iQin dua etmesini isterlerdi. Kendisini
gorme imkani bulamayanlar, meselelerini mektupla sorup cevap alirlardi. Kuvvetli iman ve
giizel ahlak sahibi idi. Herkese giiler yiiz, tatli dil gosterirdi. Kimseyi kirmazdi. Bir gun bir
yere giderken, onu tanimayan kimseler yanina gelip, "Kelime-i §ehadeti soyle bakalim."
dediler. O da peki deyip, okudu. Sonra onlar; "§imdi kadiya gidelim. Onun huzurunda yeni
musluman olanlarin yaptigi gibi, sen de oku." dediler. Orada bulunan biiyiik kuQuk herkes
beraberce kadiya gittiler. Kadi hemen Abdiilaziz ed-Dirini'yi tanidi ve; "Efendim, bu ne hal?
Bunlar kim?" dedi. O da; "Bilmiyorum. Bunlar beni ne zannetti iseler, Kelime-i §ehadeti
okumami istediler ve buraya getirdiler. Ben de onlari kirmayip geldim." dedi.
Abdiilaziz ed-Dirini; Ali Miileyhi ismindeki zati 90k sever ve sik sik ziyaretine giderdi.
Ziyaretlerinden birinde, Ali Miileyhi ikram olarak bir piliQ pi§irip getirdi.Sofraya koydu.
Beraberce yediler. Yemekten sonra ed-Dirini hazretleri; "Bunun kar§iligini in§aallahii teala
goriirsiiniiz." buyurdu. Bir siire sonraAbdiilaziz ed Dirini, Ali Miileyhi'yi tekrar ziyarete gitti.
Ali Miileyhi tekrar bir pili9 pi§irdi ve ikram etti. Hanimi, pilicin ikram edilmesini pek ho§
kar§ilamadi. Pili? sofraya gelince, Abdiilaziz Dirini kizarmi§ pilice bakip, hi§t demesiyle pili?
canlandi ve yiiriiyiip gitti. Sonra da; "^orba bize yeter. Haniminiz iiziilmesin." buyurdu.
Bir giin talebeleri, hocalarinin keramet gostermesini akiUarindan ge^irdiklerinde;
"Yavrularim, bizler, yerin dibine batmaya miistehak kimseler oldugumuz halde batmamamiz,
bir de AUahii tealanin bizi, yeryiiziinde bu halde bulundurmasi en biiyiik keramet degil
midir?" buyurdu.
Talebelerine, sohbet ederken talebenin hocasina kar§i gostermesi gereken edepleri §6yle
anlatti:
Talebe, dogru yolu ogrenmek isteyince, hocasina kar§i tam olarak boyun egmesi ve itaat
etmesi gerekir. Hatta talebenin, hocasina kar§i meyyit gibi olmasi lazimdir. Nasil meyyit
yikayiciya hi^bir §ey §art ko§madan, itiraz etmeden teslimiyet gosteriyorsa, talebenin de
hocasina, bu §ekilde teslimiyet gostermesi gerekir. Yoksa, teslimiyet ve itaat etme
mertebesinden dii§iip takva ve dogru yol iizere bulunma derecesinden uzakla§ir.
Talebe, ozellikle hocasinin huziirunda, nefsinin arzu ettigi bir §eyin iddiasinda
bulunmamalidir. ^iinkii boyle bir iddiada bulunmak, talebenin en biiyiik hatalarindan olup,
hocasinin goziinden dii§mesine yol aQar. Fakat talebenin, hocasinin huziirunda sadece
dinlemesi, soze kari§mamasi, nefsine ait herhangi bir iddiada bulunmasina mani olur. Onun
en giizel §ekilde hocasina tabi olmasina yardimci olur. Bu ise, zaten talebenin, hocasinin
huziirunda iken dikkat etmesi lazim gelen hususlardandir.
Talebe, kendi derecesinin, hocasinin derecesinden yiiksek oldugunu dii§iinmemelidir. Bilakis,
her yiiksek mertebeyi hocasi i^in istemeli, AUahii tealanin yiiksek ihsanlarini ve bol
liituflarini hocasi i^in temenni etmelidir. Hakiki talebe boyle olur. Bu sebeple, en yiiksek
mertebelere Qikar.
Abdiilaziz Dirini, dualarinda AUahii tealaya §6yle miinacatta bulunurdu:
"ilahi! ihsan ve ikram ederek bize kendini tanittin. Nimetlerin deryasina bizleri daldirip
garkettin. Her an nimetlerin deryasinda yiizmekte, onlardan istifade etmekteyiz. Bizleri razi
oldugun, begendigin yer olan Cennetine davet ettin. Seni hatirlamak, emirlerini yapmak
sebebiyle, bizlere sonsuz nimetler hazirladin, ihsan ettin. Ne biiyiiksiin ya Rabbi!
Ya ilahi! Biz kendimize zulmettik. Nefsimizin kotiiliigii her yanimizi kapladi. Gaflet denizi
kalblerimizi doldurdu. Her halimizle peri§anligimiz apa9ik. Bizim bu halimizi en iyi bilensin.
Ya ilahi! isyanimiz ve giinahimiz, senin azabini bilmemek, duymamak sebebiyle degildir.
Lakin asi nefsimiz bize, azaba du§urecek i§leri yaptirdi ve giinahlari i§letti. Senin giinahlari
ortiip, yiizumuze vurmaman sebebiyle §imardik. Bu yiizden 90k glinah i§Iedik. Senin af ve
magfiretine giivenip, glinahlara daldik. §imdi yaptiklarimizin cezasi olarak, bize hazirladigin
azab ile kar§i kar§iyayiz. Cehennem azabindan bizi §imdi kim kurtarabilir. Senden ba§ka kim
bize bir kurtulu§ ipi uzatabilir. Ahiret giinii, senin hiizurunda mahcub bir duruma du§ecek bu
halimize yaziklar olsun. Yarin firkin amellerimiz kar§imiza Qikarildiginda ayiblanmamiza
esefler olsun.
Ya Rabbi! Bizim giinahlarimizi affet. Kusurlarimizi bagi§Ia. Ibadetlerimizdeki kusurlarimizi
af ve magfiret eyie. Ya llahi! Bilmeyerek yaptiklarimizi affet ve bizi akliselim sahibi kil. Sen,
Rabbimizsin, sana inandik. Sen giinahlari affedersin, affedicisin."
Talebelerine bir sohbetinde §6yle nasihat etti:
"Biitiin i§Ierinizde ve hareketlerinizde, orta hal iizere olun. Cimrilikten ve israftan son derece
sakinin. Israf ve haddinden fazia dagitmakia, elde bir §ey kalmaz. Bir giin insan muhtaQ kalir.
Cimrilik yapmak, hal ve harekette olQiilii olmamakla da, ki§i itibar bulamaz.
Sakin diinyanin parlakligina, cazibesine ve onun di§i tatli, iQi zehir olan hilelerine aldanma.
Onun inci gibi goriinen on di§Ierinin arkasinda, par^alayici di§Ier saklidir. ^iinkii diinyanin
sagi solu belli olmaz. Bakarsin bazan suda ate§ par^asi olsun ister. Bazan insana
yapamayacagi §eyleri teklif eder. Boylece insan, boyundan biiyiik i§Iere girer de helak olur
gider.
Eger kadere, Allahii tealanin hiikmiine riza gosterirseniz §erefli bir hayat ya§arsiniz. Yok,
imkansiz bir §eyin olmasini iimit ederseniz, iimidinizi, tehlikeli bir §ey iizerine bina etmi§,
kurmu? olursunuz.
Zaman akip gidiyor. Hadiseler birbiri pe§inden geliyor. Yumu§aklik; vekar ve siikiinettir.
Diinya hirsi bir anliktir. Sabir, yumu§ak olmaya, meseleler iizerinde temkinli ve dikkatii
hareket etmeye vesile olur. Kizmak, kabaliga yol a^ar. Diinya hayati, bir uyku halidir. Oliim,
bu uykudan uyanmaktir.
insanin omrii, hep sonra yapacagim, edecegim ile geQer. Insanlarin temenniden ba§ka
sermayeleri yoktur. Sonra yaparim diyenin dii§iincesi, sonraya asilip sallanmak gibi
olmayacak dii§iincelerdir. Insanlarin giinleri 90k ^abuk ge^er. Insan, gen^Iiginin kiymetini
bilmelidir. Hi? vakit kaybetmeden, gen^Iigin her anini degerlendirmelidir. Sonra, ah
geuQligim, tekrar elime geQse de iyi i§Ier yapsaydim, diye pi§manlik duyulur. Onun i^in,
geuQligin, insana emanet oldugunun farkinda, idrakinde ve bunun §uurunda olmak ne kadar
miihimdir! Omiirler, yolculuktan ba§ka bir §ey degildir.
Ahiret yolculugunun 90k yakin oludgunu, hatirinizdan asia Qikarmayiniz. Ahiret hazirligini
elden kaQirmaktan 90k sakininiz. ^iinkii, her giri§in bir 9iki§i vardir. (Bu diinyaya geldigimiz
gibi, birgiin bu diinyadan ayrilacagiz.)
Yaptiginiz uygunsuz i§Ier iQin bir sebep ve oziir gostermeyi birakiniz. Allahii tealanin
emirlerine uyup, yasaklarindan sakinmakta gev§eklik gostermeyiniz. Ahirete hazirlanmakta
sabirli olunuz ve sebat gosteriniz.
Abdiilaziz ed-Dirini; tefsir, fikih, liigat, tasavvuf ve edebiyata dair birQok eserler yazdi. Bu
eserlerden bazilari §unlardir: 1) El-Misbah-iil-Miinir: Tefsir olup 2 cilttir. 2) Et-Teysir-ii ft
ilm-it-Tefsir: Tefsir ilmine dair, 3200 beyitten miite§ekkil bir §iir kitabidir. 3)
Taharat-iil-Kulub ft Zikri Allam-il-Guyub: Tasavvuf hakkinda bir eser, 4)
Envar-iil-Mearif ve Esrar-iit-Tavarif: Tasavvufa dair bir eser, 5) Tefsiru Esma-il-Hiisna:
Tevhid halckinda bir eserdir, 6) El-Vesailii ver-Resailii: Tevhide dair bir eser, 7)
Nazm-iis-Siretin Nebeviyyeti, 8) El-Veciz: 5000 beyitten mute§ekkil bir §iir kitabi, 9)
Et-Tenbih, 10) Nazm-ul-Vesit, 11) El-Envar-ul- Vadiha ft Mesan-il-Fatiha, 12)
Ed-Durer-ul-Multekita fl Mesail-il-Muhtelita, 13) Erkan-ul-lslam fit-Tevhidi
vel-Ahkam, 14) Er-Ravdat-iil-Enika fl Beyan-i§-§eriat-il-Hakikati, 15)
Kiladet-iid-Diirr-il-Mensur fl Zikri Yevm-il- Ba's ven-Nu§ur, 16) Mizan-iil-Vefa,
I^OK MUTEVAZi IdI
Evliyanin biiyugii, "Abdiilaziz Dirini",
Yayip kuvvetlendirdi, Allah'in dinini.
Bin iki yiiz on alti, yilinda dogan bu zat
Yetmi§ dokuz ya§inda, Misir'da etti vefat.
Giiler yiiz, tatli dille, miimtaz idi bilhassa,
Hi? kimsenin kalbini, incitmezdi o asla.
O, halini herkese, etmezdi fazia izhar,
Bir giin onu di§arda, gordii bazi insanlar.
Gayr-i miislim bir kimse, zannedip kendisini,
istediler onun da imana gelmesini.
Dediler ki: "Ey ki§i, kelime-i §ehadet,
Soyle ki, senin olsun, ebedi bir saadet."
O dahi "Peki" deyip, §ehadet soyleyince,
Biiriindii oradakiler, bir siirur ve sevince.
"Miisliiman yaptik." diye gayr-i miislim birini,
Kadiya gotiirdiiler, bu Islam alimini.
Dediler: "§ehadeti, oku ki burada da,
Miisliiman oldugunu, ogrensin bu kadi da."
Kadi ise bu zati, tanirdi gayet iyi,
Ayakta kar§iladi, gelince bu veliyi.
Biiyiik hiirmet gosterip, dedi: "Safa geldiniz,
Hemen ifa edelim, var ise bir emriniz."
Sonra o insanlari, sorup bu eviiyaya,
Dedi ki: "Bu insanlar, niQin geldi buraya?"
Buyurdu: "Bilmiyorum, bunlar beni goriince,
Kelime-i §ehadet, okuttular ilk once.
Sonra da beni alip, buraya getirdiler,
Bilmem ki onlar beni, acep ne zannettiler?"
Onlar da hakikati, aniayinca nihayet,
Onun tevazusuna, eyiediler 90k hayret.
Bu velinin sevdigi, bir kimse vardi yine,
Sik sik onu gormeye, gidiyordu evine.
O dahi yedirmeden, gondermezdi onu hi?,
Bir giin de gittiginde, ikram etti bir pili?.
Abdiilaziz Dirini, onun bu ikramina.
Gayetle memnun olup, 90k dua etti ona.
Bir daha geldiginde, ona bu zat-i kiram,
O yine, pili? kesip, eyledi ona ikram.
Ve lakin zevcesinin, burkuldu biraz i^i,
Ona fazla bulmu§tu, kesilen pilici.
Onun biiyuklugunii, iyi bilmediginden,
O gun ister istemez, oyle ge9ti kalbinden.
Dedi ki: "Bu nasil i§, anlamadim bunu hi?,
O kim ki, her geli§te, kesiyor ona pili?.
Halbuki bana kalsa, kafi gelir bir 9orba,
Ni9in ona 90k ragbet, gosteriyor acaba?"
Ve lakin esnada, Abdiilaziz Dirini,
Bildi onun kalbinden, boyle ge9irdigini.
O pilici yemeyip, dua etti kalbinden,
O an pili9 canlanip, odadan 9ikti hemen.
Buyurdu ki: "Hanimin, dert etmesin bunu hi9,
Bize 9orba kafidir, onun olsun bu pili9.
Hanim dahi goriince, pilicin geldigini,
Anladi velinin, biiyiik kerametini.
Oyle dii§iindiigiine, pi§man oldu pek fazla,
Bu Allah adamina, tabi oldu ihlasla.
Anladi ki AUah'in, dostudur bu veliler,
Kalpten ge9enleri de, gayet iyi bilirler.
1) Mu'cem-ul-MuellifTn; c.5, s.241
2)EI-A'lam;c.4, S.18
3) Tabakat-u§-§afiTyye; c.8, s.199
4) §ezerat-uz-Zeheb; c.5, s.450
5) Esma-iJI-MuellifTn; c.1, s.580
6) Tabakat-ul-Mufessirin (DavudT); c.1, s.304
7) Husn-ul-Muhadara; c.1, s.421
8) Tabakat-iJI-Kubra; c.1, s.202
9) Tabakat-iJI-Evliya; s.447
10) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.72
11)Ke§f-uz-Zunun; c.1, s. 190,447,492, 749,924; c.2 s. 1012,1034,1118,1389
12) Brockelmann; Gal-1, s.451; Sup-1, s.810
13) Adab Risalesi, SiJIeymaniye Kutijphanesi, K1I15 AN Pa§a kismi. No: 622
14) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.8, s.50
ABDULAZIZ BiN EBO REVVAD;
Me§hur hadis alimlerinden. Dogum tarihi bilinmemektedir. 775 (H.159) tarihinde vefat etti.
Aslen Horasanlidir. Sonra Mekke-i miikerremeye yerle§mi§, burada vefat etmi§tir. Mugire bin
Miihelleb bin Ebi Sufre'nin azadlisidir. Babasinin ismi Meymun'dur.
Nafl, ikrime(ibn-i Abbas'in azadlisi), Muhammed bin Ziyad ve diger alimlerden (r.anhum)
hadis-i §erif rivayet etti. Ondan da oglu Abdullah, Siifyan-i Sevri, Hiiseyin el-Ca'fl, Ebu Asim
en-Nebil ve daha ba§ka alimler hadis-i §erif bildirmi§lerdir. Buhari onun rivayet ettigi bir
hadis-i §erili almi§tir.
ibn-i Miibarek onun iQin § oyle demi§tir:
"O 90k ibadet ederdi. Hadis ilminde soziine giivenilir bir zattir."
Siifyan bin Uyeyne de §6yle anlatmif tir:
Mekke-i miikerremeye §iddetli yagmur yagip, evler yikilmi§ti. Fakat Abdiilaziz hazretleri bu
afetten sag salim kurtulmu§tu. AUahii tealanin bu ihsan ve liitfuna §iikiir olarak bir koleyi
azad etti.
§akik-i Belhi hazretleri anlatti:
Yirmi sene gozleri g6rmemi§ti. Onun i9in, bu kadar sene Qoliok 90cugunu goremedi. Bir giin
oglu kendi kendine dii§iiniip, bu duruma iQerleyerek; "Babacigim! Senin gozlerinin
gormemesine 90k iiziiliiyorum." deyince, Abdiilaziz hazretleri; "Oglum! Ben AUahii tealadan
gelene raziyim." cevabini vermi§tir.
Yine birisine §6yle buyurdu: "Islamdan, Kur'an-i kerimden ve sa9inin beyazligindan ogiit
almayan, nasihat kabul etmez."
Abdiilaziz bin Ebii Revvad buyurur ki:
Oliim hastaliginda, Mugire bin Haki'nin yanina gittim. "Bana nasihat et." dedim. "Bu yatak
i^in salih amel yap." dedi.
Abdiilaziz bin Ebii Revvad hazretlerine; "Nasil sabahladin?" diye sorulunca, agladi. "Ni^in
agladin?", dendi. Bunun iizerine; "Oliimii unutmu§, iistelik giinahlari da 90k olan kimsenin
hali nasil olur. Ecel, siiratle geliyor, omiir her giin eksiliyor. Akibetin Cennet mi, Cehennem
mi, ne olacagi bilinmiyor. Ya Cehennem olursa, halimiz ne olur?" buyurdu.
^ARAP^ININ 50NU
AbdiJlazTz Revvad hazretleri basindan gecen ibret verici bir Inadiseyi soyle aniatmistir:
IVIedTne-i mijnevverede idim. Bir gece IVIescid-i NebT'ye gidiyordum. Bir l<adin telasla
yal<lasip; "Ey efendi! Eger sevab l<azanmal< istiyorsan yardima gel! Surada bir hasta var
can cekisiyor, olmek ijzere. Yanindakiler hep kadin. Bir erkek yok ki, ona sehadet
kelimesini telkin etsin, soyletsin!" dedi.
Hemen oraya gittim. Olmek iJzere olan adam, kelime-i sehadeti soyletmek icin ne kadar
ugrastiysam bir turlij soyleyemedi!
Birara gozlerini acip; "Kac defadir bunu soyle diyorsun. Fakat ben soyleyemiyorum. Ben
bu kelime-i sehadetten veislam dininden yijzijmij cevirmisim." dedi ve sonra oldij.
Adamin kim oldugunu ve halini arastirdim. "Bu adam devamli sarap icerdi!" dediler. Kendi
kendime, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamin; "Sarap icmeyi adet eden,
vesene (puta) tapan gibidir." buyurmasi elbette dogrudur, dedim.
1) Hilyet-iil-Evliya; c.8, s.l91
2) Tabakat-iil-Klibra; c.l, s.61, c.4, s. 166, 168
3) Tehzib-iil-Esma ve'1-Luga; c.l, s.307
4) Pezerat-uz-Zeheb; c.l, s.246
5) Tehzib-iit-Tehzib; c.6, s.338
6) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.2, s.ll2
ABDiJLBAKi EFENDJ;
Bliyiik velilerden. Kastamonulu olup, dogum tarihi bilinmemektedir. Iskilib'den Acem Ali'si
demekle maruf akiUi, gu^lii-kuvvetli, dindar ve §erefli bir kimsenin oglu idi. Babasina Acem
Ali'si denmesinin sebebini §6yle naklederler:
Acem diyarmdan Anadolu'ya namli bir pehlivan geldi. (^orum sancagmda yenmedik pehlivan
birakmadi. Bliyiik gurura kapildi. istanbul'a gitmek lizere hazirlik yaparken, Abdlilbaki
Efendinin babasi Ali Pehlivania giire§tirdiler. Ali Pehlivan, Acem'i yendi ve ondan sonra
Acem Ali'si diye anildi. Oglu Abdlilbaki de kendisi gibi gu9lu, kuvvetli olup pehlivanlik
meziyetlerine sahip bir gen^ti. Fakat bunu giire§9ilikte kullanmadi. Kendi nefsiyle gure§ip
dlinya zevklerinden gonliinu ayirdi. istanbul'a giderek tanmmi§ ilim adamlarmdan din ve fen
ilimlerini tahsil etti. Bu sirada gozlerine bir hastalik gelerek bir gozii kor oldu.
Abdiilbaki Efendi zahiri ve batmi ilimlerde alim derecesine varmasma ragmen kendisinde bir
bo§luk ve eksiklik hissediyordu. Kalbi a§k-i ilahi ile yaniyor ve bir mur§idin etegine tutunmak
i^in can atiyordu. Bu sebeple kendisini tasawuf yolunda ilerletebilecek bir mur§id-i kamil
aramaya ba§ladi. O ilahi a§kla yanip kavruldugu bu giinlerinde Yunus Emre'nin §u sozlerini
dilinden dii§iirmezdi:
Gel ey karde§ Hakk'i bulayim dersen
Bir kamil mur§ide varmasan olmaz
Resulun cemalin goreyim dersen
Bir kamil mur§ide varmasan olmaz.
Niceler gittiler mur§id arayi
Arayanlar buldu derde devayi
Bir kez okur isen akdan karayi
Bir kamil mur§ide varmasan olmaz.
Rumeli'de Bali Efendi ve Anadolu'da §eyh §aban-i Veli gibi herkesin sevdigi ornek
insanlarm bulundugunu ogrendi. Fakat hangisinin hizmetine varacagmi bilemedi. Tereddlid
halinde iken birkaq; defa §aban Efendi'ye gitmek i^in i^inde ilahi bir his uyandi ve §aban-i
Veli'ye gitmeye karar verdi. Istanbul'dan kalkarak Kastamonu yoluna du§tu. Giinler siiren
yorgunluk ve sikmti sonunda yiiriiyerek fehre geldi. Dogruca Hisarardi'ndaki §aban-i Veli'nin
ikametgahlarma varip ellerini optii. O can tabibine halini arz etti. §aban-i Veli hazretleri
isimlerini sorduklarmda; "Abdiilbaki" cevabmi verdi. Bunun iizerine §eyh hazretleri:
"ismin sahibinin haline tesiri vardir. in§aallah siiluk edip, evliyalik makamlarmda ilerleyip,
hakikaten Abdiilbaki (Baki olan AUah'm kulu) olursun." dedi.
Abdiilbaki Efendi yiUarca §aban-i Veli hazretlerinin dergahmda hizmet etti. §eyhine kar§i
pek saygili ve hiirmetkar olup, tasawuf yolunda ileri derecelere kavu§tu. §aban-i Veli
hazretleri onun i^in:
"Eger bizim Abdiilbaki'nin bir gozii daha olsaydi, ince manalan miitalaa ederken, kitabi delip
ote yana ge9erdi." demi§tir.
Yine;
"Sen zahir ve batm gibi iki ilim ile alim ve arif olacaksm. Yiiksek makamlara 9ikacaksm, bah
yaga katacaksm!" diyerek Abdiilbaki Efendinin kemal ehli olmasma i§aret ettiler. Qok
ge^meden de kendilerine §eyhlik payesini vererek ^orum halkma dogru yolu gostermek iizere
gonderdiler.
Abdiilbaki Efendi yiUarca burada insanlara vaz ve nasihat vermekle ve ders okutmakla
me§gul oldu. Kiymetli halifeler yeti§tirerek memleketin her tarafina gonderdi.
O insanlara dogru yolu gostermek i9in butiin gayretiyle 9ali§irken Kastamonu'da §aban-i Veli
hazretlerinin vefatindan sonra tekkeye §eyh olan Osman Efendi ile Hayriiddin Efendi de vefat
etmi§lerdi. Hayriiddin Efendi vefat edince dervi§Ier bir araya geldiler. Abdiilbaki Efendinin
§eyhlik makami i^in uygun olduguna karar verdiler. Kendisine geldikleri zaman Abdiilbaki
Efendi onlara dedi ki:
Bir giin hocam §aban-i Veli hazretlerine sizden sonra seccadeye kirn gelir diye sormu§Iardi.
O da; "Osman gelir, sonra Hayriiddin gelir, sonra seccade sahibini bulur." demi§ti.
Elhamdiilillah bu hizmete layik goriildiik, diyerek Kastamonu'ya geldi.
§aban-i Veli hazretlerinin tekkesinde Islamiyeti yaymaga, halki ir§ada ba§Iadigi zaman herkes
can u goniilden ona dost ve talebe olmaga ba§Iadi. Cuma giinleri, milteber tefsir kitaplarmdan
alarak Kur'an-i kerim ayetlerini tefsir eder, hadis-i §erifler naklederdi. Boylece halkin biiyiik
kismmi da tarikatin i^erisine cezbetti. O kiirsiide konu§urken herkes hayran hayran dinlerdi.
Kastamonu ulemasmm pekQogu Abdiilbaki Efendiye talebe oldu. Bu §evk iQinde pek^ok
kamil insan yeti§ti ve etrafa hilafetle gonderildi.
Abdiilbaki Efendi memleketini ve talebelerini gormek i^in gittigi Iskilip'te hastalanarak vefat
etti. Kabri Iskilip'tedir. §aban-i Veli tekkesinde on bir yil §eyhlik yapti. Vefat tarihi 1589
(H.997)' dur.
§eyh Abdiilbaki Efendinin pek^ok kerameti g6riilmii§tiir. Ancak o kerametlerinin
anlatilmasmdan hi? ho§lanmazdi. Sik sik etrafma bunu hatirlatir, oliimiinden sonra bile
soylenmesini istemezdi. Bu yiizden kendisine 90k bagli olan talebelerinden Omerii'l-Fuadi
Efendi yazdigi Menakibname'de Abdiilbaki Efendinin kerametlerinden bahsetmemi§tir.
1) Kastamonu Evliyalary; s.21
2) Menakyb-y Paban-y Veli; s.40, 229, 235
ABDULEHAD;
Hindistan evliyasmdan. Ismi, Abdiilehad bin Zeynelabidin'dir. Hazret-i Omer'in neslindendir.
1520 (H.927) senesinde dogdu. 1598 (H.1007) senesinde Serhend'de vefat etti. Kabri §ehrin
di§mda kiizey tarafmdadir. Imam-i Rabbani hazretleri, Abdiilehad'm yedi oglundan
dordiinciisiidiir.
Abdiilehad gen? ya§ta Hindistan'm biiyiik alimi Abdulkuddiis'un ilim meclisinde ve
sohbetlerinde bulunup, tasavvufta manevi dereceler kazandi. Devamli hizmet ve sohbetinde
kalmayi arzu ettigini bildirince Abdiilkuddiis hazretleri ona; "Once lazim olan din bilgilerini
ogren. Ilim deryasmda balik gibi yiiz, bir sahilden diger sahile ge?, sonra yine bize gel. Bu
yola bel bagla ki, ilimsiz vilayet, velilik; tuzu az yemege benzer." buyurdu.
Abdiilehad bu sozleri dinledikten sonra, hocasi Abdiilkuddiis'iin ya§li oldugunu, d6nii§iinde
vefat etmi§ olabilecegini ve bir daha da ona kavu§amayacagmi dii§iinerek; "Korkarim ki,
sonra, bu aziz ve yiiksek sohbeti bulamam." dedi. Bunun iizerine; "Eger beni bulamazsan,
oglum Riikneddin'in sohbetine devam et ve arayacagmi onda ara." buyurdu. "Sabredeyim,
bakalim yiiksek keremleri ne gosterir." sozii geregice, zahiri ilimleri tahsil i?in oradan ayrildi.
Daha tahsili bitmeden, hocasi Abdiilkuddiis hazretleri vefat etti. Tahsilini tamamladiktan
sonra, hocasi Abdiilkuddiis'iin i§areti iizerine, §eyh Riikneddin'in yanina gitti. O da babasinin
i§aretine uyarak, Abdiilehad'a biiyiik bir alaka gosterip tasavvufta yeti§tirdi. Kadiriyye ve
^e§tiyye tarikatlarindan icazet, diploma verdi.
Abdiilehad hazretleri, hocasi Abdulkuddus'un en ba§ta gelen talebelerinden §eyh Celal
Tehaniseri'nin sohbetlerine de devam etti. Onun meclisinde iken, Kadiri tarikatinin o zaman
en buyiik alimi olan §ah Kemal ile g6ru§up sohbette bulundu. Bu g6ru§meleri senelerce
devam etti ve bu sohbetlerden 90k faydalar elde etti. §ah Kemal ile g6rii§mesi ve tani§masi
§eyh Celal Tehaniseri'nin bir sohbeti sirasmda oImu§tu. Birgiin §ah Kemal §eyh Celal
Tehaniseri'nin sohbetine geImi§ti.AbdiiIehad, §ah Kemal'in iistiin hallerini goriince, onunia
tani§ip dost olmak istedi. Sohbetten sonra di§ari Qikmca g6rii§up tani§ti. Abdlilehad'a; "Benim
ismim Kemal'dir. Pail'de otururum, evim oradadir. Eger sohbetimizin sirrmi aniamak
isterseniz, oraya buyurun da sohbet edelim." dedi. Pail, Serhend §ehrine bagli, yirmi-yirmi be§
kilometre mesafede bir kasaba idi.
§ah Kemal, Abdiilkadir Geylani hazretlerinin tarikati silsilesinden olan §eyh Fudayl'a talebe
oImu§, tasavvufda yiiksek haller sahibi bir zat idi. Tasavvuf halleriyle kendinden ge9mi§ bir
vaziyette, tenha yerlerde ve sahralarda doIa§irdi. Suya, yemege, yatmaya ve konu§maya
ihtiyaci olunca, bulundugu issiz ve kurak sahralardan ansizm bir §ehir goriiniir, orada
bulunanlar §ah Kemal'e hiirmet ve ikram gostererek, arzu ettigi §eyleri istemeden getirir,
ziyafetler verirlerdi. §ah Kemal getirilen yemeklerden yer, sularmdan iQer, gece de yanlarmda
kalirdi. Sabahleyin ortalik aydmlanmaya ba§Iaymca, goriinen §ehir ve insanlar gozden
kaybolur, yine sahrada yalniz kalirdi.
imam-i Rabbani hazretleri, babasi Abdiilehad'm, hocasi §ah Kemal'den §6yle bahsettigini
nakletmi§tir:
"§eyh tasavvufun ince meselelerini aniatmak istediginde, dinleyenlerin ilimdeki seviyelerine
gore konu§ur, sirlari Qozebilecekleri derecede aniatirdi."
imam-i Rabbani de §eyh Kemal hakkmda; "Ke§f, goziim aQiIdigi zaman, Gavs-i Sekaleyn
Abdiilkadir-i Geylani'den sonra, Kadiri tarikati biiyiikleri arasinda §eyh Kemal gibisini az
gordiim." buyurmu§tur.
Abdiilehad Serhend'e gelince, oradan §ah Kemal'in bulundugu Pail kasabasina gitti. Orada
§ah Kemal ile sohbetler yapip aralarinda muhabbet ve dostluk meydana geldi. §ah Kemal de
9oIuk-90cuguyIa Pail'den Serhend'e gelir, giinlerce kalip Abdiilehad ile sohbet ederlerdi.
Abdiilehad §ah Kemal'in sohbetlerinde sayisiz faydalar elde edip, §a§ilacak hallere ve
kerametlere §ahid oldu. §ah Kemal 1573 (H.981) senesinde, seksen ya§inda vefat edince
Serhend'in Kihtel kasabasinda defn edildi.
Abdiilehad, ilim ve marifette yiikselmek iQin yaptigi seyahatler sirasinda, pek^ok ilim ve
marifet sahibinin sohbetinde bulundu. Sonra memleketine doniip, vefatina kadar Serhend'de
kaldi. Omrii insanlara faydali olmakla geQti. Geceleri taat ve ibadetle geQirir, Allah i^in aglar,
g6zya§i dokerdi. Cok talebesi ve sevenleri vardi. Tevaziisundan dolayi kendini hi? kimseden
farkli gormez ve hi? birinin kendisine hizmet etmesini kabiil etmezdi. Ekseriya, evinin
ihtiyaQlarini pazardan kendisi ta§ir, kimsenin ta§imasina miisaade etmezdi. Omriinii Resiil-i
ekreme oyle bir baglilik ile geQirdi ki, bir siinneti bile terk etmezdi. Siinnet olan taatlari ve
dualari yapar, tasavvuf ehlinin, azimetle, en iyi oldugu bildirilenle amel etmesi husiisuna da
dikkat ederdi.
Giindiizleri, kendisinden ilim ogrenmek isteyen talebelere ders verirdi. Bu hususta yazilmi§
olan uzun ve zor kitaplari, en ince noktalarina kadar gayet giizel a^iklayip izah ederdi. Her
ilimde, bilhassa fikih ve usiil ilminde e§siz bir alimdi. Zamanin alimleri ve biiyiikleri onu
kendilerine hoca ve iistad kabiil ederek 90k istifade ederlerdi. §6yle nakledilmi§tir ki;
Abdiilehad hazretleri usiil ilminde me§hiir bir eser olan Usul-i Pezdevi'nin derin
manalarindaki incelikleri aQik bir §ekilde aniatirdi.
Okuyarak, 9ali§arak elde edilen bilgilerle, manevi bilgileri birle§tirmi§ti.
Te'arruf, Avarif-iil-Me'arif ve Fiisus-ul-Hikem ve bunlar gibi evliyanin biiyiikleri
tarafindan yazilmi§ olan kitaplari okur ve 90k giizel izah ederdi. Pek^ok §evk ve zevk sahibi,
onun yaninda bu kitaplarin okunmasindan ve dinlemekten haz alirdi. Uzaktan yakindan
sohbetine gelerek, okunan kitaplari ve Abdulehad'in yaptigi izahlari dinlerlerdi. Onun
anlati§inin ve sohbetinin bereketiyle maksatlarina kavu§urlardi. §eyh-i Ekber Muhyiddin
Arabi'nin bildirdigi ince manalari anlamakta e§siz idi. AUahli tealanin ihsani ile, yaratili§inin
yiiksekliginden ve 90k yiiksek maksatli olmasindan, dinin emirlerine tarn uyar, Islamiyete
uymayan hallere ve sozlere deger vermezdi. Imam-i Rabbani hazretleri; "Pederim ve ustadim,
sebeb-i hayatim ve saadetim; abdestte, taharette ve namazda, pek ziyade dikkat gosterir,
edeplere riayet ederdi. Ben bunlari babamdan gorerek ogrendim. Herbir edebe, butiin
incelikleri ile riayeti kitablardan ogrenmek kolay degildir." buyurmu§tur.
Bir giin, sadik dostlarindan birisi Abdiilehad'in odasina girmi§ti. i^eri girer girmez,
Abdiilehad hazretlerini, uzuvlari kopmu§ ve kesilmi§, yere uzanmi§ bir halde gordii. l^eri
giren kimse, bu i§i yapan, ya hirsiz yahut da dii§mandir diye du§undii. Sonra korkarak ve
bagirarak, biiyiik bir iizuntu ile di§ari Qikti. Bir ba§kasina bu durumu bildirdi. Hemen ikisi
birden odaya girdiler. Bir de baktilar ki, Abdiilehad hazretleri, rahat ve saglam bir §ekilde
murakabe eder bir halde oturuyor. Aglayarak ayaklarina kapandilar. Onlara; "Ben hayatta
kaldigim muddetQe bu sirri kimseye soylemeyin!" buyurdu. Bu halin sebebini sorduklarinda
da; "Oyle bir §ey idi ki, onu aniatacak soz bulamam." buyurdular. Fakat hali ile sanki
Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin §u beytlerini terenniim ediyordu.
Du§maniz kendimize, o yar bizi gekiyor
Gark olmu§uz denize, bizi dalga gekiyor.
Onun a§iklanna, Azrail'in yolu yok,
Dostun a§iklanni, sevda a§ki gekiyor.
Susami§larfTgan eder,
Gizlice yiJz can verir, dildar-i peyda gekiyor.
Yeter, a§iklann katlinin sirnni soylersem,
Munkirleri kizdinp, inkanni gekiyor.
Abdlilehad, evliyanin me§hurlarindan olan ve oglu Imam-i Rabbani'nin hocasi Baki-billah
hazretleri ile g6rii§meyi Qok arzu ettigi halde, g6rii§emeden vefat etmi§ti. Bunu, Imam-i
Rabbani hazretleri §6yle anlatmi§tir:
Babamin bu biiyiik arzusunu vefatindan sonra, Muhammed Baki-billah hazretlerine arzettim.
"Biz de onlari gormeyi 90k isterdik. Serhend'e gitseydik onlardan bir §ey ogrenirdik."
buyurdu.
imam-i Rabbani hazretleri yine §6yle anlatmi§tir:
Babamin bana; "Ehl-i beytin sevgisinin, iman ve hiisn-i hatimeye yani son nefeste iman ile
gitmeye biiyiik tesiri olur." dedigini hatirlayinca, can verme aniarinda bunu kendisine sordum.
"Allahii tealaya hamd ve §iikiirler olsun, muhabbetle ve sevgiyle doluyum, nimet deryasinda
yiiziiyorum." buyurdu. Beyt:
ilahii! Fatimaevladi hiurmetine.
Son soziJm kelime-i tevhiid eyie.
Abdiilehad hazretleri buyurdu ki:
"Kalbime, Allahii tealanin yardimi ile oyle geliyor ki, namazin sonunda te§ehhiidde,
Ettehiyyatii'niin okunmasinin emredilmesi namazin miiminlerin miraci oldugunu
hatirlatmaktir. O halde layikdir ki, miiminlerin miracinda da, Peygamber efendimize
miracinda hasil olan yiiksek hallerden ve e§siz §ereflerden bir §eyler bulunsun. Allahii teala
liitfederek, bize de Resiiliiniin kasesinden bir yudum ihsan etti. Ettehiyyatii'den sonra,
Peygamber efendimize salevat okunmasinin emredilmesi, miiminlerin miracinin ResiiluIIah'a
uyup, tabi olmakla hasil olacagini gosteriyor. Yine bu salevatlar, Peygamber efendimize
uymakia §ereflenmenin ve bereketii hidayetlerine kavu§an miiminlere verilen nimetin
hakkinin edasi, §ukrudur. Ayrica, Peygamber efendimizin ummetine, mirac ile §ereflenmeyi
bah§ettigini bildiren bir tenbih ve uyarmadir.
Yine §unu i§aret etmektedir ki, ummetin en yiikseklerinden birka^i, o en yiiksek mertebeye
9ikarlarken, ResuluUah efendimize tabi olmak, uymak dairesinden di§ari 9ikamazlar. Onlarin
sonu ResuluUah'in ba§langicina yeti§emez ve hepsinin ba§i, ResuluUah'in ayaklarmm
altindadir.
Tasawufa dair bir kitap gordiim. Onda §6yle yazili idi:
"Yemeklerde itidale, orta hale dikkat etmek, normali muhafaza etmek, matluba, sevgiliye
kavu§maya kafidir. Bu hususa riayet edince, zikre ve fikre ihtiya9 yoktur"
Abdiilehad'in yedi oglu vardi. Imam-i Rabbani dordiincii ogludur. En biiyiik oglu §eyh §ah
Muhammed'i kendisi yeti§tirip tasavvufta yukseltmi§tir. Imam-i Rabbani hazretleri bu karde§i
i9in babasinin §6yle dedigini nakleder:
Babam bir9ok defa buyurdu ki: "§ah Muhammed, sozde ve halde olgun bir talebedir." Bu
oglu kendisi hayatta iken vefat etti.
imam-i Rabbani hazretleri §6yle anlatmi§tir:
Bu karde§im vefat ederken ba§ ucunda idim. Aniden tebessiim etti. Sebebini sordum;
"Hakikat-i Muhammedi bana zahir oldu, goriindu, onu seyrediyorum!" dedi.
Abdlilehad hazretleri, din bilgilerinde kiymetli kitaplar yazmi§tir. Bunlardan bazilan
§unlardir: 1) Kiinuz-iil-Hakayik, 2) Mi'rac-i Nebi, 3) Risale-iEsrar-ut-Te§ehhud.
iFFET VE iSMET CEVHERI
Abdulehad hazretleri zahirT ve batinT ilimleri elde etmek icin bircok beldeleri gezdi. Bir
memlekette fazia kalmaz, baska yere giderdi. Boylece pekcok sehir ve beldelerde
bulunmustu. Hindistan'in meshClr kasabalarindan Skendere'de de ilim yaymak icin bir
muddet kaldi. YiJzunde nur, aininda marifet eserleri parliyordu.
Bir gijn, Skendere'nin asil ailelerinden saliha bir hanim, firasetiyle Abdulehad'in miJbarek,
kiymetli bir kimse oldugunu aniayip, ona haber gondererek; "Kendi kucagimda terbiye
edip bijyuttugum bir kiz kardesim vardir. iffet ve ismet cevheridir. isterim ki size nikah
eyieyeyim. Omit ederim ki bu teklifimi kabul edersiniz." ricasinda bulundu. Abdulehad
once, evet diyemedi, ozijr diledi. Sonra Allahij tealaya dua edip, bu hususta hayirli olan
seyi nasTb etmesini istedi. Sonra o kizia evienmeyi kabul etti ve onunia nikahlandi.
Bundan sonra bir muddet Skendere'de kaldi. Halis niyetle, Allah rizasi icin yapilan bu
eviilikten imam-i Rabbani gibi bijyuk bir zat diJnyaya geldi.
1) Tarn Ylmihal Seadet-i Ebediyye; s.971
2) Mektubat (Ymam-y Rabbani); c.l, 226. mektub, c.2, 44.
mektub
3) Ziibdet-iil-Makamat; s. 91, 104
4) Umdet-iil-Makamat ; s.116
5) Hadarat-iil-Kuds; s.28
ABDULEHAD NURI;
istanbul'da yeti§en biiyiik velilerden. IsmiAbdiilehad Nuri bin Muslihuddin Mustafa Safai bin
Ismail bin Ebii'l-Berekat, kiinyesi Ebii'l-Mekarim'dir. 1594 (H.1003) veya 1604 (H.1013)
senesinde Sivas'ta dogdu. Annesi §emseddin-i Sivasi'nin biiyiik karde§i Muharrem Efendinin
kizi Safa Hatundur. Abdiilehad Nuri Efendi ilim tahsiline Sivas'ta ba§ladi. Istanbul'da
tamamlayip zahiri ve batini ilimlerde yiiksek derecelere ula§ti. 1651 (H.1061) senesi Safer
ayinin ilk Cuma giinii ikindi vaktine yakin vefat etti. Cenaze namazi Azizzade §eyh
Abdlilbaki Efendi tarafmdan kildirilip Eyiip Ni§ancasi'nda, miir§idi Abdiilmecid Sivasi
hazretlerinin tlirbeleri kar§isina defnedildi. Sevenlerinden Yusuf Agazade Mustafa Efendi,
kabrinin iizerine bir tiirbe yaptirdi.
Abdiilehad Nuri Efendi, daha ii9 ya§inda iken annesinin amcasi biiyiik alim §emseddin
Sivasi'nin nazar ve feyzine kavu§tu. §emseddin Sivasi hazretleri vefatina yakin; "Abdulehad'i
bana getirin!" buyurdu. Abdulehad'i getirip §emseddin Sivasi'nin kucagina verdiler.
§emseddin hazretleri Abdiilehad'i ilahi sirlarla dolu gogsline bastirdi ve tarn bir tevecciih ile
tevecciihte bulundu. Sonra Anne Hatuna teslim etti. Emirleri iizerine, mahremleri olan
hanimlar di§ari Qiktilar. Onlardan sonra iQeriye, di§arda bekleyen halifeleri ve talebeleri
girdiler. §emseddin Sivasi onlarla birlikte, bir saat kadar AUahii tealanin zikri ile me§gul
oldular. Daha sonra bir dua okumaya ba§ladilar ve duanin bitiminde ruhunu teslim ettiler.
Oradakilerden bazisi, vefat etti, bazisi da vefat etmedi diye tereddiid ettiler. En sonunda
i^lerinden birisi, §emseddin Sivasi'nin yanma varip, vefatmi gordii, mahzun ve kederli bir
§ekilde digerlerine bildirdi.
Abdiilehad Niiri Efendi heniiz kiiQiik ya§ta babasiz kaldi. Dayisi Abdiilmecid Sivasi yegenini
himayesine alarak tahsil ve terbiyesiyle me§giil oldu.
Halvetiyye yolunun biiyiiklerinden §eyh §emseddin-i Sivasi'nin halifesi olan Abdiilmecid
Efendi, devrin padi§ahi Sultan TjQiincii Mehmed Han tarafmdan davet edilince yegeni
Abdiilehad Niiri'yi de beraberinde Istanbul'a getirdi. Abdiilehad Niiri bir yandan medrese
tahsiline devam ederken bir yandan da dayismdan tasavvuf terbiyesi gordii. Kirk erbain yani
bin alti yiiz giin devamli yalniz olarak bir yerde itikaf edip ibadetle me§giil oldu. Manevi
derecelere kavu§tu. Miir§idi hocasi Abdiilmecid Sivasi'den icazet, diploma alarak halifesi
oldu.Hocasi tarafmdan insanlari dogru yola ula§tirmaya memur edildi. Yirmi ya§larinda kitap
yazmaya ba§ladi.
Abdiilehad Efendi, Resiilullah efendimizin sallallahii aleyhi ve sellem miibarek i§aretleri ile
Midilli'ye gonderildi. Giderken en kisa zamanda tekrar Istanbul'a donecegini bildirdi.
Abdiilehad Efendi Midilli'yi te§rif ettiklerinde, yetmi§ gayri miislim, onun vasitasiyla
islamiyeti kabiil etti. Midilli halki Abdiilehad Efendiyi 90k sevdi ve hemen hepsi ona talebe
oldu. Dayisi ve hocasi olan Abdiilmecid Sivasi bu durumu duyunca; "Aferin Abdiilehad'a!
Umdugumuzdan fazla tasarruf kuvvetine sahipmi§." buyurdu. O sirada, donanma
komutanlarindan hayir sahibi bir zat olan Bali-zade Hasan Bey, Midilli'ye geli§inde; cami,
dergah ve pek^ok odalar ve yemekhaneden meydana gelen bir kiilliye yaptirdi. Burayi
Abdiilehad Efendi ve ondan sonra gelecek talebelerine tahsis etti.
Zamanin §eyhiilislami Yahya Efendi, Midilli'de Abdiilehad Efendinin verdigi vazlari, dersleri
ve hizmetleri 90k begenerek, kalbten bir sevgi beslemeye ba§ladi. Bir giin Abdiilmecid
Sivasi'nin ziyaretine giden Yahya Efendi ona; "Abdiilehad C^lebi'yi davet edin de, mehmed
Aga dergahini ona verelim. in§aallah 0, Istanbul'da vazlari ve halki dogru yola gotiirmesi ile,
zamaninin bir tanesi olacaktir." dedi. Abdiilmecid Sivasi bu teklifi kabiil etti. Bir mektup
yazip, Abdiilehad Efendiyi 9agirinca, derhal Istanbul'a geldi. Dogruca dayisi ve hocasi
Abdiilmecid Sivasi'nin huziiruna girdi. Dayisi; "Ogul, §eyhiilislam Yahya Efendi seni ister.
Varin ziyaret edin. Murad-i §erifleri nedir? Bir goriin." buyurdu. Yahya Efendinin huziiruna
varinca, §eyhiilislam; "Abdiilehad C^lebi! Sana merhiim Mehmed Aga dergahini verdik.
Burasi §erefli bir dergahtir." dedi. Abdiilehad Efendi, §eyhiilislam Yahya Efendi'nin bu
teklifini kabul etti ve dua buyurdu. Oradan ayrilip, hocasi Abdiilmecid Sivasi'nin yanina gitti
ve durumu arz etti. Dayisi da; "Allah mubarek eylesin. Midilli'yi, feth ile gonuUeri ihya ettin.
in§aallah Istanbul'da da 90k kimsenin ebedi saadetine vesile olursun. Hiq durma, yerine bir
talebeni tayin edip, valideni ve talebelerinden gelmek isteyenleri alip gel! Dergahinda
talebelerini terbiye ile me§gul ol." dedi. Abdlilehad dayisi ve hocasi Sivasi'nin emrine uyup,
talebelerinden fikih ve tasavvuf yolunu iyi bilen, Alimi Efendiyi yerine birakti. Validesini ve
talebelerinden birkaQini alip, Istanbul'daki Mehmed Aga dergahina yerle§ti. Burada
yirmisekiz sene vaz ve nasihatla me§gul oldu. 1635 senesi Rabi'ul-ahir ayindan itibaren;
Ayasofya, Fatih ve Sultan Ahmed camilerinde vaz vermeye ba§ladi.
Abdiilehad Efendi, cuma giinii hangi mevzuda vaz verecekse, onunla alakali ayet-i kerime ve
hadis-i §eriflerin meallerini giizelce beyan eder, ayrica mevzu ile alakali bir hikaye anlatir,
soylenmesi lazim olan hususlari soyleyerek, faydali nasihatler yapardi. Mii§killeri ve sualleri
olanlar, vazdan sonra, anlayamadiklari yerleri sorarlar, da cevap verirdi. Bir giin
Sultanahmed Camiinde vaz verirken §u §iiri soyledi:
Semadan sirr-i tevhidi duyan, gelsin bu meydana.
Derun igre bugiJn, Allah diyen gelsin bu meydana
Duyanlar sirr-i Settan, gorenler nur-i Gaffari
Cihanda §T§e-l an, kiran gelsin bu meydana
Sezadirehl-i irfana getirsin cam meydana
Feda kilmaya ol cam duyan gelsin bu meydana
GoniJI maksudunu buldu, cihan envar ile doldu.
BugiJn ikiim-i oldu, duyan gelsin bu meydana
Siileymaniye Camiinde vaz ettigi bir giin, kiirsiiye bir kagit kondu. Vazdan sonra, bu §ekilde
konan kagitlari okurlardi. Kagidi okuyunca; "Sizin gavs oldugunuz soyleniyor. Gavs olan,
AUahii tealanin izni ile istedigini yaparmi§. Eger gavs iseniz, beni bu mecliste oldiiriin
bakalim." yaziyordu.
Abdiilehad Efendi bu yaziyi okuyunca; "Taassub insani nelere g6tiiriirmii§. Siibhanallah, biz
aciz ve fakir bir kuluz. Halk bizi gavs ve kutb bilir. Hak teala onlari tasdik eyleye. Kutb
olanlar nefis ehli olanlar gibi, ben bunu yapamaz miyim diye elinden geleni yapmaya
kalki§maz. Onlara sikinti ve cefa verilse bile onlar affederler. Onun IqIu yiiksek mertebelere
eri§tiler. Fakat evliya, kinindan 9ekilmi§ bir kiliQtir. Bir kimse kendini kilica vursa, kabahat
kilicin midir, yoksa kendini kilica vuranin mi?" buyurduklarinda, caminin iQinde; "Aman,
eyvah, eyvah." diye bir Qiglik koptu. O kagidi yazan ki§i anda vefat etti.
Kudiis ve Kahire'de kadilik yapmi§ olan Ismailzade Efendi, Abdiilehad Efendinin dergahina
yakin bir yerde oturuyordu. Abdiilehad Efendiye gider gelirdi. Yine bir giin dergaha acele ile
gelerek; "Efendim! Malumunuz, bir oglumuz kaldi. O da taiin hastaligina yakalandi. Olmek
iizeredir. Dua ve himmetlerinizi istemeye geldim." dedi. Abdiilehad Efendinin, yapacak bir
§eyi olmadigini bildirmesi iizerine. Kadi ismailzade Efendi; "Sizden muradim nail olmadik^a,
buradan ayrilmam miimkiin degildir." diye israr etti. Dua ve himmet etmeleri i^in 90k
yalvardi. Bunun iizerine Abdiilehad Efendi; "Bakalim Hak tealadan ne i§aret buyurulur?"
deyip di§ari Qikti. Iki rekat namaz kilip murakabeye vardi. Bir miiddet halde kaldi. Sonra
bulundugu yerden Qikip; "Ismail Efendi, oglun taiindan kurtuldu. Sihhate kavu§tu. Elbisesini
giymi§ bir halde odasinda dola§maktadir." diye miijde verdi. Buna 90k sevinen Ismail Efendi,
AUahii tealaya hamd ve senada bulunup, Abdiilehad Niiri'ye 90k te§ekkiir etti. Evine
vardiginda oglunu, Abdiilehad Niiri Efendinin haber verdigi §ekilde, odada elbisesini giymi§
ve dola§ir buldu.
Abdiilehad Niiri Efendi'ye; "Sultanim, boyle bir hastanin §ifaya kavu§masina vesile olmak
biiyiik bir i§, gii9 ve kuvvettir." denildiginde §6yle cevap verdi:
Evet oyledir. Fakat AUahii tealanin diledigi §ey elbette olur. AUahii tealaya, bu hastaligi
90cuktan defetmesi iQin tevecciih edip yalvardigim zaman, taun askerinden ellerinde bir
defter ile dort kimse goriindu. "Siz Kutbu azam, gavs-i alem ve Allahii tealanin sevdigi bir
kul oldugunuz halde, niQin AUahli tealanin kaza ve kaderine kar§i gelirsiniz. Bizim
defterimizde ismi ve resmi ile vefati yazili olan kimsenin ya§amasini ni^in istersiniz?"
dediklerinde, onlara; "Benim AUahii tealaya tevecciih etmem, yalvarip yakarmam da, AUahii
tealanin rizasi, kaza ve kaderi ile degil midir?" dedim. O dort §ahis susarak kaybolup gitti.
Vezirlerden birisi, Abdiilehad Efendiye bir kese altin hediye gonderdi. Sonradan o vezir,
Abdiilehad Efendinin sohbetinde bulundugu bir giin; "Bu derece hediyede bulunmak herkesin
kari degildir." manasinda sozler sarf ederek oviindii ve yaptigi iyiligi ba§a kakar bir duruma
dii§tii. Bunun iizerine Ebdiilehad Efendi; "Behey Pa§a! Fakirlerin ve halkin gozii, cigeri ve
kani ile bana minnet mi edersin?" dedi. EUerini yanlarinda bulundurduklari keseye
soktugunda kesedeki altinlar herkesin gozii oniinde kan olup ortaya dogru akmaya ba§ladi. Bu
durumu goren pa§a hemen tovbe ederek, Abdiilehad Efendiden af diledi.
Abdiilehad Efendinin, dogrulugu, sadakat ve bagliligi ile bilinen ve kadilik yapan bir talebesi
vardi. ^oluk-90cugunu bir gemiye bindirerek, kadi tayin oldugu yere gidiyordu. Bir ara biiyiik
bir firtina Qikti. Geminin yelkenleri ve direkleri par^alandi. Gemide bulunanlarin hayattan
iimitlerini kestikleri, aglayarak Kelime-i §ehadet getirdikleri ve AUahii tealanin rahmetini
diledikleri bir sirada, AUahii tealanin izni ile Abdiilehad Niiri Efendi onlara goriindii. "Ni^in
feryad edersiniz? Deniz de bir mahliik, emredileni yapan bir memurdur." buyurup, denize;
"Ey deniz! AUahii tealanin izni ile sakin ol!" dediginde deniz sakinle§erek durulup gitti. Bunu
gorenler AUahii tealaya hamd ii senada bulundular.
KoriikQiizade Efendi isminde bir alim, bir giin SiileymaniyeCamiinde vaz eder, alti giin de
umiimi ders verirdi. Abdiilehad Niiri Efendiye ve talebelerine gerek vazinda, gerekse
derslerinde dil uzatir, aleyhinde konu§urdu. Abdiilehad Efendinin halifeleri ve talebeleri, o
zatin bu sozlerini duyunca 90k iiziildiiler, onu hocalarina §ikayet edip, vazina ve derslerine
mani olmasini istediler. Abdiilehad Efendi de onlara; "Birka? giin tahammiil edin. Onun bizi
inkari ve dii§manligi, bize bagliliga d6nii§ecek. Bizim talebelerimiz arasina girecek.
Vefatimizdan sonra otuz sene tasavvuf yolunun dogrulugunu miidafaa edecek." dedi.
^ok gcQmeden bir giin, Abdiilehad Efendi talebeleri ile beraber sohbet ederken; "i§te
dostunuz KoriikQiizade Efendi geliyor." dedi. Herkes hayretle onun geli§ini bekledi. Ansizin
huziira girdi. Abdiilehad Efendinin ellerine kapandi. Hi^kirarak agladi. Abdiilehad Efendi;
"Gordiigiiniiz riiyadan haberimiz var. Muradiniz ne ise onu soyleyin." dedi. KoriikQiizade
Efendi; "Saadetli Sultanim! Bu koleniz kirk seneden beri, medresede miiderrislik
yapmaktayim. Biitiin vakitlerim ders okutmak, vaz vermek, Resiilullah efendimizin siinnet-i
seniyyesi ile amel etmekle ge^tigi halde, ni^in riiyamda Resiilullah efendimizin miibarek
cemalini goremedigimi, yiiksek ve bereketli sohbetleri ile §ereflenemedigimi, niQin mahriim
oldugumu dii§iinerek uykuya daldim. Gordiigiim riiya ile bu derdime derman ve merhemin
sizin oldugunuzu anladim. Aman ne olur, benim bu derdime derman olun." diye aglayip
inledi. Bunun iizerine Abdiilehad Efendi, onun kulagina bir §eyler soyledi. KoriikQiizade
Efendi kalkip gitti. O giin ogleden sonra tekrar gelip aglayarak; "Bu ne biiyiikliiktiir ki, kirk
yildir ilim ve amel ile, nefsi islah ve takva ile mii§erref olamadim. Fakat sizin bir himmet ve
i§aretiniz ile, Sultan-i enbiyanin miibarek cemalini gormekle §ereflendim." deyip
Abdiilehad Efendi'ye talebe oldu. §iir:
Mur§id-i kamil, muridi, evvel ehl-i hal ider,
Sonra, Fahr-i kainatin bezmine idhal ider,
Nice yillar sa'y ile eremedigi menzillere,
Bir nefesle mur§id-i kamil onu Tsal ider.
Abdiilehad Efendinin halifelerinden birisi §6yle anlatir:
Padi§ah beni Davudpa§a Camiinde vaz etmem iQin davet etmi§lerdi. Camiye girdigimde
bende biraz pi§manlik hali meydana geldi. Kiirsiye Qiktigimda, hatirima hi^bir kelime
gelmedi. Yakin oldugu halde onumdeki yaziyi okuyacak halim kalmami§ti. Bu durumdan
kurtulmak iQin Abdlilehad Efendinin ruhaniyetine teveccuh etmek hatirima geldi. Abdiilehad
Efendinin ruhaniyetine kalpten tevecciih ettigimde o anda goriiniip, sanki bana; "Nedir bu
peri§anhk, yapacagin vaz, uzun zamandan beri yaptigin vazlar degil midir?" buyuruyordu. O
sirada bende, tarn bir rahatlik ve zindelik meydana geldi. Oyle bir vaz ettim ki, beni
taniyanlar; "Hayatimizda boyle bir vaz dinlemedik." dediler.
Talebelerinden Karaba§ Mahmud Efendi §6yle anlatir:
Abdiilehad Efendi, bu fakiri Ankara'ya gonderdikten bir miiddet sonra, Istanbul'a davet etti.
Bunun iizerine Istanbul'a gittim, bir miiddet hizmetlerinde bulundum. Sonra Qoluk-Qocugumu
istanbul'a getirmemi emrettiler. Bir kese akQe harQlik verip; "Sakin sayma, bu size omriiniiziin
sonuna kadar yeter." buyurdular. U9 akQe ile Qoluk-Qocugumu Istanbul'a naklettim. Yedi sene
akQeler ile geQimimi sagladim, hiQ eksilmediler. iQimden daima, akQeleri saymak geQerdi.
Fakat sabredip saymazdim. Ak^eleri sayma arzusu bir giin bana galip geldi ve saydim.
Be§yiiz ak9e vardi. Bir ka9 giin ge^meden eksilmeye ba§Iadi ve sonunda bitti.
Kastamonulu §aban Efendinin talebelerinden Uskiidarli Karaba§ Ali Efendi §6yle anlatir:
1647 senesinde Istanbul'a gittim. Abdiilehad Efendi zaman Bayezid Camiinde ders
veriyordu. Bir vazinda bulundum. Vazdan sonra herkes elini optii. Ben, kimse kalmayinca
elini optiim. Geceleyin gordiigiim bir riiyanin tabirini soracagim sirada; "Ali Efendi! dergaha
gelin." buyurdular. U9 ay ge^tikten sonra, bir gece dergahlarindaki sohbette hazir bulundum.
Miibarek ellerini opeyim diye yanlarina vardim. Adet-i §erifleri olarak gozlerini a9mazlarmi§.
Fakat ben huziirlarina varinca, gozlerini aQtilar; "Ali Efendi! Ne garip, ge9 geldiniz!"
buyurduktan sonra riiyami anlatmadan tabir ettiler ve; "Yirmi sene sonra Istanbul'a gelirsiniz,
ijskiidar'da ikamet ediniz. Dergahiniz Uskiidar'dadir." buyurdular. Aynen Abdiilehad
Efendinin dedigi gibi oldu.
Abdiilehad Efendi 1650 senesinde, talebeleri ile Rumelihisari'na gitmi§ti. Orada birkaQ giin
kalmi§lardi. Bir ara sohbet ederken orada bulunanlardan biri; "Efendim! EvliyauUah, AUahii
tealanin izni ile topragi altin yapar. Sizden boyle §ey isterim." dedi. Bunun iizerine Abdiilehad
Efendi besmele Qekip yerden bir avuQ toprak aldi ve dervi§in avucuna doktii. Dervi§in
avucunda birkaQ adet halis altin meydana geldi. Bir tanesi yere dii§tii. Ali dede isminde bir
talebe altini alip, koynuna koydu. Teberriiken altini muhafaza etti. Vefatina yakin, altini
ne yaptigi sorulunca; "Onu canim gibi muhafaza ediyorum. Efendimin yadigaridir. Bu kadar
zengin olmama bu altin vesile oldu." dedi.
Abdiilehad Efendi, Kandilli taraflarinda bir yere talebeleri ile beraber gitmi§ti. Orada talebeler
denize girmek i^in izin istediler. Abdiilehad Efendi de izin verdi. Herkes denize girdi. Fakat
talebelerden birisi denize girmemi§ti. Abdiilehad Efendi talebeye ni^in denize girmedigini
sorunca; "Efendim! Viiciidum zayiftir. Soguk suya tahammiilii yoktur." diye cevap verdi.
Bunun iizerine Abdiilehad Efendi; "Deniz suyu hamam suyu gibi sicak olabilir. Hem sihhat
ve kuvvete vesile olur." buyurdular. Emre uyarak denize girdi. Deniz suyunun, hamam suyu
gibi sicak oldugunu gordii.
Abdiilehad Efendiye bagli en samimi talebelerinden olan Hassa-i Hiimayundan Giirciiba§i
Miisa Aga §6yle anlatti:
Abdiilehad Efendi hi9 sebep yokken ve bir miinasebet de ge^meden bana; "Miisa Aga!
Misir'dan donii^te, kalyona binmeyip, sayikaya veya firkateyne bininiz." buyurdu. Buna 90k
taacciib ettim. ^iinkii, Misir'a gitmek hi? hatirimdan geQmemi§ti. Fakat Abdiilehad Efendinin
bunu soylemekten bir muradlan olmali deyip, merakla bekliyordum. Bu soziin manasini bir
tiirlii anlayamiyordum.
Abdlilehad Efendinin vefatlarindan birka? sene sonra Misir'a gitmem icab etti. Misir'a gittim.
D6nu§te yol arkada§im Haci Hasan ile, e§yalarimi Iskenderiye'ye gonderdim. Haci Hasan
iskenderiye'ye vardiginda e§yalarimi hazir bir kalyona yuklemi§. Oraya varip, e§yalarimin
kalyona yuklenmi§ oldugunu goriince, Abdiilehad Efendinin bana yaptigi tenbihier hatirima
geldi. Bu yiizden e§yalarimi o kalyonia goturmemek i^in 90k gayret ettim. Fakat biitiin
gayretlerim bo§a Qikti. Bunun iizerine kazaya riza gosterip, Allahii tealaya tevekkiil ederek
kalyonia yola Qiktik. Yelkenler aQiIdi, uygun bir riizgar ile bir giin bir gece yol aldik. Sonra
biiyiik bir firtina Qikti. ^ok tehlikeli durumlarda kar§i kar§iya kaldik. Bir sahile yana§mak
imkani yoktu. Kalyon su almaya ba§Iadi. Suyu tulumbalaria di§ariya atmak mumkiin olmadi.
Yetmi§ kadar ki§i, kurtulmak i^in sandallaria denize indiler. Fakat alabora oldular.
Kayiktakiler yardim Qigliklari ile bagiriyorlardi. Kalyon da batmak iizereydi ki, Abdlilehad
Efendi denizin iizerinde goriiniip; "Korkma, kurtulacaksin." dedi. Benden ba§ka U9 ki§iye de
boyle goriindii. Iki glin iki gece deniz iizerinde hocamin riihaniyeti bizimie beraber bulundu
ve bizi teselli etti. Bu §ekilde Suriye'nin Trablus'una ula§tik. Bu sirada Abdiilehad Efendi;
"Musa Aga, bundan sonrasi selamettir." deyip kayboldu. Fakat yanimizda hi9 harQiigimiz
yoktu. Bu sirada tanidiklarimizdan birisi halimizi ogrenip, Istanbul'a gittigimizde odemek
iizere, bize har^Iik ve elbise verdi. Hatta bir miiddet evinde misafir etti. Boylece Abdiilehad
Efendinin kerametleri ile memleketimize ula§tik.
Muhammed Nazir Efendi §6yle anlatir:
Riiyamda biiyiik bir sahradaydim. Biiyiik bir agacin etrafinda yedi ki§i oturmu§tu. Onlerinde
birer tane bugday dogecek tokmak vardi. iQlerinden birisi, beni oldurmek kastiyla; "Aziz'in
mezrasinda ne gezersin?" diyerek iizerime hucum etti. Ben de ondan kendimi kurtarmak i^in;
"Ben, Aziz'in talebelerindenim." dedim. O sirada uyandim. Hemen riiyami tabir etsin diye,
Abdiilehad Efendinin yanina gittim. Huzuruna varinca; "Ho§ geldin Efendi. Riiyandakiler
bizim hizmetQilerimizdir. Kili^Iari ve diger silahlari miikemmeldir. Size tokmak ile
goriinmeleri merhametlerindendir." buyurdu. Bu kerametini goriince, biitiin varligim ile ona
baglandim.
Me§hur talebelerinden Karaba§i Haci Sadik Efendi §6yle anlatti:
Hacca giderken, korkulu ve kimsesiz yerlerde, Abdiilehad Efendiyi bizzat bu gozlerim ile
goriirdiim. Kendi kendime, ona olan fazia sevgimden dolayi onu gordiigiimii, bir hayal
oldugunu dii§iindiim. Fakat Mekke-i miikerremeye vardigimda, tavaf ederken hocami
yanimda gordiim. Hatta bana selam verdi. Ben de elini optiim. Sonra kayboldu. Ben tavafimi
bitirdigimde, hocam Makam-i Ibrahim denilen yerden ayriliyordu. Bana; "Ey Sadik Dede!
Arafat'ta g6rii§iiriiz." deyip tekrar kayboldu. Arafat'ta, hocam Abdiilehad Efendi ile birlikte
vakfeye durduk. Sonra bana veda ederek ayrildi.
Abdiilehad Niiri Efendi, bir vaz esnasinda, vefatinin yakla§tigina i§aret etti. 1650 senesinde
biitiin derslerine son vererek vaz verme i§ini de talebelerine birakti. Kendisini tamamen
ibadet ve taata verdi. Ayni senenin Muharrem ayinin sonunda biraz rahatsiz oldu. Hastaliklari
artinca. Sultan Dordiincii Mehmed Han, Valide Sultan, vezir-i azam, §eyhiilislam ve diger
sevenleri tarafindan gonderilen tabibler bir olup, ila? vermek istediler, fakat kabiil etmedi.
Zamanin LokmanHekimi diye me§hiir olan Ferganizade Siileyman Aga; "Sultanim, ilaci
biraktik. Bari miibarek, ba§iniza sariginizi giyin. in§aallah ilaca muhta? olmazsiniz."
deyince,AbdiiIehad Efendi; "Siileyman Aga! Siz bizim ahvalimize vakifsiniz. Biz davet
olunduk. Bizi bekliyorlar. Biz alemlerin Rabbinin huziirunu tercih ettik." dedi. Hastaliginin
yedinci giinii ikindi vakti vefat etti. Gaslini, dergahinin cami imami TatarAIi Efendi yapti.
AliEfendi ne tarafa Qcvirmek istediyse Abdiilehad Efendinin bedeni kendiliginden tarafa
dondii.
Abdiilehad Nun Efendinin diinyaya hi? ragbet etmedigine dair bir kasidesindeki beytler
§6yledir:
Fakr ile fahra (ovunmeye) varis olduk
Zenginligin son derecesine malikiz biz
Faniyi (gelip gegeni) bekaya verdik elhak
BakT'de bekaya malikiz biz.
Abdiilehad Efendi buyurdu ki:
"Talebeyi celal ve kahr ile terbiye, talebenin kemaline sebeptir. Fakat her talebenin buna
tahammiilii olmadigindan, nasibsiz kalmasinlar diye liitf ve cemal ile terbiye ederiz.
^ogunlukla talebe, istidat ve kabiliyetine gore terbiye olunur."
"Kelime-i tevhidle La ilahe illallah Muhammediin ResiiluIIah diyerek kudret miktannca
me§giil olmak lazimdir."
"iki kalbin yok ki, biri ile Allahii tealaya, digeri ileAIIahii tealadan ba§kalarina yonelesin."
"ilimde mahir, dini meselelere geregi gibi vakif olmayan, fakat alim sifatini ta§iyan cahil;
Ehl-i siinnet vel cemaat itikadi ile diger dalalet ve bozuk itikadlari birbirinden ayirmaya giicii
yetmeyen, ihtilafli meselelerin sadece bir tarafini bilip, diger tarafindan haberi olmayan ve
yanli§ dii§iincesinde direten, ilmi ile amel etmiyen miinafik sifatli kimseler, ahireti taleb
edenleri bid'at ve dalalete dii§iirerek dinden ederler. Onun i^in; Allahii tealanin emirlerine
uyan, yaratiklarina §efkat eden, sirf Allah i9in dogru yolu gosteren miir§id-i kamillere uyup,
nakis olanlardan 90k sakinmalidir."
Abdiilehad Niiri Efendinin yazdigi eserlerden bazilan §unlardir:
1) §erhu Erbeiniyyat, 2) Riyaz-iil-Ezkar, 3) Te'dib-iil Miitemerridin, 4) Risalet-iin ft
Hayat-il Hizir ve llyas, 5) Risalet-iin ft Tevflki Tearriid-iil Ayat, 6) Risaletii'n
Meret-iil-Viicudi fil Meratib-il-Kiilliyeti vel Hazirat, 7) Risalet-iin ft Nefi Mesai'l-Ahyai
lil-Emvat.
ONCE SEVMEZDi AMA
Koriik^iizade diye, vardi ki alim bir zat,
Bu veliye sogukluk, duyuyordu bizzat.
Her giin Siileymaniye, camiinde ders ve vaz,
Edip, islamiyeti, ediyordu halka arz.
Lakin onun hakkmda, hakikate mugayir,
Kelamlar ediyordu, kotiiliigiine dair.
Abdiilehad Niiri'nin, talebeleri ise,
Bunlari i§iterek, dii§erlerdi yeise.
Onun bu sozlerinden, rahatsiz olup gayet,
Onu, hocalarma, eylediler §ikayet.
Dediler ki: "Efendim, yaptigi dogru mudur?
Biz onun sozlerinden, oluyoruz bi-huzur."
Buyurdu: "Evlatlarim, sabrediniz az daha,
Onun bu dii§manligi, d6nii§ecek dostluga.
O dahi araniza, girecek bu giin yarm,
Gelip hizmet edecek, bir dergahta bi hakkm."
Fazla zaman ge9memi§, idi ki bu veli zat,
Dergahta talebeye, ediyorken nasihat,
Buyurdu: "Biraz sonra Koriik^uzade Hoca,
Bu dergahtan i9eri, girecektir dogruca."
inanamiyorlardi, talebeler buna hi9,
Herbirinin kalbini, sardi buyiik bir sevin9.
Onun dedigi gibi, hakikaten az sonra,
K6ruk9uzade Hoca, gelip girdi huzura.
Bu biiyiik evliyanin, eline sarilarak,
Hurmet ile optii ve, agladi hi9kirarak.
Ona buyurdular ki: "Malumudur riiyamz,
§imdi liitfen soyleyin, ne ise muradiniz."
K6ruk9uzade ise, arz etti ki ona ilk;
"Efendim, kirk senedir, yaparim miiderrislik.
Bunca yil camilerde, ederek her giin vaz,
Resuliin siinnetini, hep eyledim halka arz.
Lakin ResuluUahin, miibarek nur cemali,
Goriinmedi riiyada, dert ettim bu hali.
Her giin onun dinine, hizmet eyledim de hep,
Ne i9in bu §ereften, mahrum oldum ben acep?
Ben bunu du§unerek, yattigimda dun gece,
Gayet ruhaniyyetli, riiya gordiim §6ylece:
Bana nida etti ki, riiyada bir miinadi;
"Kalk da Abdiilehad'in, dergahina git haydi."
Bu derdimin ilaci, sizde imi§ efendim,
Bir himmet eyleyin de, hallolsun i§bu derdim."
Abdiilehad Efendi, egilip biraz ona,
Bir §eyler fisildadi, gizlice kulagma.
K6riik9iizade buna, sevinmi§ti be gayet,
Gitti ve ertesi giin, yeniden etti avdet.
Dedi ki: "Ey efendim, sevin9liyim bir nice.
Zira bu devlet ile, §ereflendim bu gece.
Kirk yildir bu §erefe, ermemi§ken malesef,
Sizin himmetinizle, bu giin oldum mii§erref "
Soguklugun yerine, sevgi doldu o kalbe,
Hatta giinden sonra, oldu ona talebe.
Rehber, talebesini, once eder ehl-i hal,
Sonra ResuluUahm, bezmine eder ithal.
^ENiN iSMiN DEFTERDEN SiUNMi^TiR
Haci Hiziroglu Mehmed Aga, Uskiidar'm ileri gelenlerinden ve sipahilerindendi. Biiyiik
zatlarm sohbetlerinde 90k bulunurdu. Tarikat adabmdan nasibini almi§, edeb sahibi bir zat
idi. Bir giin kotiiluk ve zuliim yapmak isteyen kimselerin kendisini aradiklari haberini aldi ve
dostlarindan birisinin evinde saklandi. Gece AUahii tealaya, kendisini bu bela ve musibetten
muhafaza buyurmasi i9in yalvarirken, ^evresinde bulunan veli zatlardan yardim ve dua
istemek hatirina geldi. Evinin ^evresinde oturan velileri bir bir hatirina getirdi. O anda
hatirina, bu beladan, Abdiilehad Nuri Efendinin vasitasiyla kurtulabilecegi dii§iincesi geldi.
Bunun lizerine biitlin kalbiyle Abdiilehad Niiri Efendiye yonelip; "Abdiilehad Efendi
hiirmetine beni bu beladan kurtar." diye Allahii tealaya yalvardi. O arada uyuya kaldi.
Riiyasinda Abdiilehad Niiri Efendiyi gordii. Ona; "Mehmed Aga, korkma! Zorbalarin
defterinden senin ismin kayboImu§tur. Gonliin ho§ olsun. Rabat bir halde evinde dostlarin ile
sohbet eyie." dedi. Uyanir uyanmaz Mehmed Aga, Abdiilehad Niiri Efendinin dergahindaki
talebelere yedirmek iizere, Allah i^in yedi kurban adadi. Bir iki hafta evinde dostlari ile
sohbette bulundu. ^ar§i, pazarda doIa§tigi halde, kotii bir haber almadi.
SELAMETLE GIDIP GEL
Abdiilehad Efendi bir giJn, talebelerinden birisinin bir is icin Usl<iJdar'a gidip gelmesini
istedi. Fal<at o giJn col< firtinali idi. Kayil< hie islemiyordu. Bu yijzden talebelerden l<imse,
ben gidip gelirim, diyemedi. Nihayet icierinden biri, Abdiilehad Efendinin emrini yerine
getirmek icin kendisinin Uskiidar'a gidip gelecegini soyledi. zaman Abdiilehad Efendi o
talebesine; "Selametle gidip gel." diye dua etti. talebe Eminonii'ne geldiginde, yiiz
kadar kayikcidan ancak birini Uskiidar'a gidip gelmeye ikna edebildi. Kayiklarindan birisini
denize indirdiler. Bir ok atimi gitmeden, firtina dindi, deniz sakinlesti, riizgar uygun bir
yone dogru esmeye basladi. Yelken acip, Uskiidar'a kisa zamanda gidip geldiler. Doniiste
talebe durumu Abdiilehad Efendiye biitiin tafsilatiyla aniatti. Abdiilehad Efendi talebesine
cok dua etti.
1) SefTnet-iJI-Evliya; c.3, s.357
2) Osmanli MiJellifleri; c.1, s.51
3) Hediyyet-ul-ihvan; vr.73
4) Mu'cem-ul-MiJellifTn; c.5, s.66
5) Esma-ul-Muellifin; c.1, s.93
6) HiJIasat-ul Eser; c.2, s.269
7) Vekayi-iJI-Fudela; c.1, s.547
8) Sicilli OsmanT; c.3 s.204
ABDULEHAD SERHENDI;
Hindistan'da yeti§en evliyanin biiyiiklerinden. Imam-i Rabbani hazretlerinin ii^iincii oglu olan
Muhammed Said Fariiki'nin be§inci ogludur. "Hazret-i Vahdet" lakabiyla, karde§Ieri arasinda
da "Hazret-i Meyan Giil" ismiyle me§hiir oImu§tur. 1635 (H.1045) senesinde Serhend'de
dogdu, 1710 (H.1122) senesinde vefat etti.
Altm ve evliya bir aileden gelen Abdiilehad Serhendi once babasindan ilim ogrendi. Onun
terbiyesinde ve sohbetinde bulunup manevi feyzlerine kavu§tu. Sonra amcasi Muhammed
Ma'siim Fariiki'nin ilim meclisinde ve sohbetinde bulunarak zahiri ilimlerde ve tasavvufta pek
yiiksek derecelere kavu§tu. Tefsir, hadis, fikih gibi ilimlerde ve fen ilimlerinde biiyiik alim
oldu.
Amcasi Muhammed Ma'siim Fariiki hazretleri Abdiilehad Serhendi'nin tasavvuf yolunda daha
yiiksek derecelere kavu§masi i^in ona kirk defa tevecciihde yani manevi olarak 90k yardimda
bulunacagina soz verdi. Muhammed Ma'siim hazretleri otuz dort defa tevecciih ettikten sonra
vefat etti. Yegeni Abdiilehad ise, her giin amcasinin kabrine gitti. Amcasi, Abdulehad'in her
geli§inde Allahii tealanin izni ile kabirden kalkarak yegenine teveccuhde bulundu ve onun
yiiksek manevi derecelere kavu§masi iQin yardimci oldu. Yaptiklarini da bir kagida yazip,
onun eline verdi. Bu §ekilde tevecciih adedini kirka tamamlayarak sozunli yerine getirdi.
Abdlilehad Serhendi hadiseyi Muhammed Ma'sum hazretlerinin oguUarina anlatti ve elindeki
ahi adet yaziyi gosterdi. Onlar babalarinin bizzat kendi el yazisini goriince; "Bu biiyiik
keramet ancak ona yaki§ir, elhak dogrudur." dediler.
Zahiri ilimlerde ve tasavvufta yiiksek derece sahibi olan Abdlilehad Serhendi hazretleri iki
defa hacca gitti. Birinci gidi§inde babasi Muhammed Said Fariiki ve amcasi Muhammed
Ma'siim-i Fariiki ile beraber bulundu. Bu gidi§inde on sekiz ya§inda idi. Sevgili
Peygamberimizin sallallahii aleyhi ve sellem kabr-i §eriflerini de ziyaret eden Abdiilehad
Serhendi hazretleri Peygamber efendimizin husiisi iltifatlarina kavu§tu. Kabr-i seadeti ziyaret
ederken mazhar oldugu ihifatlardan birisini §6yle nakletti:
Peygamber efendimizin kabr-i seadetlerini edeple ziyaret ediyordum. Uzerime giizel bir hil'at
yani elbise giydirildi ve; "Seni karde§in ile kuvvetlendirecegiz." buyruldu.
Hac ibadetini yapip dondiikten sonra babasinin ve amcasinin hizmetine devam etti. Once
amcasinin ve sonra da babasinin vefati iizerine babasinin yerine ge^ip talebelerine ders verdi.
Bereketii sohbetleriyle onlarin tasavvuf yolunda ilerlemelerine vesile oldu.
ilim, fazilet ve giizel ahlak sahibi olan Abdiilehad Serhendi hazretleri sohbetleri sirasinda
talebelerine buyurdu ki:
Bize ve size lazim olan; Islamiyete uymak ve biiyiiklerin yolu iizere istikamette olmaktir. Bu
istikamete, kerametten iistiin demi§Ierdir. Biiyiiklerden biri talebelerinden birine, vazife verip
gonderirken buyurdu ki: "Allahlik ve peygamberlik davasinda bulunma!" Talebe; "Bundan
Allah'a siginirim." deyince, o biiyiik buyurdu ki: "Ben ne istersem, o olsun demek Allahlik,
beni inkar eden, kabiil etmeyen kafirdir demek, peygamberlik iddia etmektir."
Karde§ine yaptigi nasihatte de buyurdu ki:
"Ey can karde§im! Bu diinya amel yeridir. Kar§ilik yeri ahirettir. Ameli, i§i bitirmeden iicret,
kar§ilik istemek yersizdir. !§ yapma ve amel etme bittigi giin, yapilan i§in kar§iligi ihsan
olunacaktir."
Kotii ve zararli kimselerle beraber bulunmanin mahzurlari ile §iiphelilerden sakinmak
hususunda da:
"Zararli kimselerin sohbetinden, arkada§Iigindan, §iipheli yiyeceklerden ve 9e§itli §eyleri
istemek arzularindan sakininiz. Bu xk; kelimenin bildirdigi manalari iyi dii§iiniiniiz." buyurdu.
Talebelerinden birisi kendisi i^in nasihat isteyince ona hitaben buyurdu ki:
"Azizim, nasihatimi can kulagi ile dinle! Allahii teala hazir ve nazirdir. Her i§ini gormekte,
her yaptigini bilmektedir. O halde bilerek, aniayarak soyle. Bilerek aniayarak dinle. Bilerek
aniayarak i§ yap. Bunu bilerek dur. Bunu bilerek yiirii. Kisaca bugiin oyle ol ki, yarin mahciib
olmayasin. Birka? gece rahatsiz ol da, sonsuz rahata kavu§."
"iyi ameli sonraya birakip tehir edenler helak oldular. Sen dersin ki, yarin yaparim. Ya yarina
kavu§amazsan! Yahut kavu§ur da, bu imkan, sihhat, kuvvet ve rahatligi bulamazsan. O zaman
90k pi§man olursun. Beyt:
(^ali§, ibadet et, birak emeli.
Son nefese kadar birakma ameli.
insan kendi ba§ina degildir ki, istedigini yapsin, her buldugunu alsin. Allahii teala mah§er
yerinde, herkese amelini gosterecektir. Hareketlerinden, hareketsizliklerinden, yaptiklarindan
ve soylediklerinden herkes hesap verecektir. i§in esasini du§unmelidir. §efkatli bir ana gibi
daha ne kadar kendi iizerine titreyeceksin. Ne zamana kadar, kiymetli cevherleri birakip,
^ocuklar gibi ceviz, kozalak pe§ine ko§acaksin."
Omriinu islamiyet'i ogrenmek, ogretmek ve kiymetli eserler yazmakia ge9iren Abdiilehad
Serhendi hazretleri 1710 (H.l 122) senesinde Serhend'de vefat etti. Orada defn edildi.
Sohbetlerinde birQok alim ve evliya yetiftiren Abdiilehad Serhendi hazretleri birQok kitap
yazdi. Babasinin giizel ahlakini ve yiiksek hallerini Letaif-i Medine adli bir kitapta topladi.
Oteki eserlerinden bazilari §unlardir: 1) Beydavi Tefsi'rinin bazi kisimlarina yazdigi
ha§iyeler. 2) Mevedde. 3) Men^ur-iid-Durer fi Fedail-is-Suver. 4) Sehaif-i Tis'a, 5)
Biirhan-i Cell, 6) Bedayi-u§-§erai, 7) Cennat-i Semaniyye, 8) Sebil-ur-Re§ad, 9)
Esrar-ul-Cuma, 10) Risale-i Men'i Sebabe, 11) §evahid-ut-Tecdid, 12) Hayr-ul-Kelam,
13) Munacat-i Kebir, 14) Munacat-i Sagir, 15) Kisas ber-Hak, 16) Ne§r-ul-Itr, 17) §erh-i
Kelime-i Tesbih, 18) §erh-i Kelime-i Tehlil, 19) §erh-i Mektubat-i Muceddidi, 20)
Ensar-iil-Fakr,
QENCLJK BiJYUK NTMETTIR
AbdiJIehad SerhendT kendisinden nasThat isteyen birine su mektubu yazdi:
"AzTzim! Evvelkiler cok amel etselerdi, az kabul ederlerdi. Simdikiler az bir sey yapsalar,
cok kabul ediyorlar. Bir gumiJs verseler, bir altin verdik diyorlar. Cunkij simdi bid'atler
cogaldi, nefsin arzulari her yerde mevcut, zulmet dalgalari ise, birbiri ardinca gelmektedir.
Heybetinden oncekilerin ve sonrakilerin titredigi, cinlerin, insanlarin ve hayvanlarin
dehsetinden sasirdigi buyiJk korku geldi. Hasir ve nesir gijnu cok yaklasti. Bir boiiJk
Cennet'e, bir boiiJk Cehennem'e gitsin denecek gun geldi catti. iste bunlari dusunup
uyanmali, hakTkatleri goren gozleri acmalidir. Akilli genclere, dusiJnen yaslilara yaziklar
olsun ki, gaflet pamugunu kulaklarindan cikarmiyorlar ve gurur perdesini basTret
gozlerinden uzaklastirmiyorlar.
AzTzim! Genclik en bijyuk nimettir. Elden geldigi kadar en iyi vakitleri, en iyi islere sarf
etmelidir. Kiymetli cevherleri, cocuklar gibi oyuncaklaria degismemelidir. istTdad
topraginiz temiz ve yijksektir. Sakin onu bos koymayin. Yahut bozuk tohum ekmeyin."
Abdulehad SerhendT hazretlerinin hepsi alim, fazTlet ve guzel ahlak sahibi dort oglu vardi.
Bunlardan birincisi Seyh Ebu HanTfe'dir. Abdulehad SerhendT'nin vefatindan sonra bes veya alti
sene onun dergahinda kalip talebelerine ders verdi. Daha sonra ishal hastaligindan vefat etti. Ebu
HanTfe'nin iki oglundan biri olan Muhammed Zeki babasinin hac icin gittigi iki seferde hizmetinde
bulundu. Abdulehad SerhendT hazretlerinin ikinci oglu Seyh Muhammed TakT olup, zahirT ve
manevT fazTletlerle suslenmisti. Uzun muddet babasinin dergahinin hizmetini gormustur. Pekcok
kimse onun vasitasiyla hidayete kavusmustu. Babasi Abdulehad SerhendT hazretleri gibi guzel
siirler soylerdi. Abdulehad SerhendT hazretlerinin ucuncu oglu Seyh Muhammed Murad idi.
Babasinin Haremeyn'e, Mekke ve MedTne'ye yaptigi yolculuk sirasinda onun hizmetini gormustu.
Onun da Seyh Enverullah isimli bir oglu
vardi. Abdulehad SerhendT hazretlerinin dordiJncu oglu Nur-ul-Hak idi. ZahirT ilimlerle ve batinT
feyzlerle suslenmisti.
Abdulehad SerhendT hazretlerinin talebelerine ve sevdiklerine yazdigi mektuplari, halTfelerinden
Muhammed Murad KesmTrT toplamistir. Mevlana Abdullah Can FarukT tertib etmistir. Ekserisi
Farsca olup, icerisinde yuz on dokuz mektup vardir.
1) Gul§en-i Vahdet Mukaddimesi
2) Umdet-iJI-Makamat; s.243
3) Persian Literature; c.2, s.1257
4) HazTnet-iJI-Asfiya; c.1, s.662
5) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.16, s.258
6) islam Me§hurlariAnsiklopedisi; c.1, s.26
7) Muhammed Ma'sum FarukT; s.249
ABDULFETTAH-I BAGDAD? AKRI;
istanburun en yiiksek u? evliyasindan biri. Ismi Abdlilfettah-i Bagdadi el-Akri'dir. 1778
(H.1192) senesinde dogdu. Kendilerine Silsile-i aliyye adi verilen alim ve evliyanin en
me§hurlarindan olan Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin sohbetlerinde yeti§ip olgunla§ti.
Onun emriyle Istanbul'a gelip senelerce insanlara hak yolu ogretmek vazifesiyle me§gul oldu.
1865 (H.1281) senesi Muharrem ayinin dokuzuncu Cuma giinii vefat etti. Kabr-i §erifi
Uskiidar'da Eski Valide Camiinden Karacaahmed mezarligina ^ikan yol ile
SelimiyeBaglarba§i caddesinin kesi§tigi k6§edeki §eyhul islam Arif Hikmet Beyin
kabristanindadir.
Abdiilfettah Efendi, ku9uk ya§ta Bagdad'in taninmi§ alimlerinden ilim ogrendi. Qok zeki olup
kisa zamanda Kur'an-i kerimi ezberledi. Gayret ve devamli 9ali§masi ile de arkada§larinin ve
hocalarinin dikkatini 9ekti. GenQ ya§ta tefsir, hadis ve bilhassa fikih ilminde mlitehassis bir
alim oldu.
Din ilimlerinde kendisini yeti§tiren Abdiilfettah Efendi tasavvuf adi verilen Resiilullah
efendimizin miibarek kalbinden ^ikip evliyanm kalplerine gelen bilgilere de sahib olmak
istedi. Asrmm en biiyiik alimi, Islam bilgilerinin miitehassisi Mevlana Halid-i Bagdadi
hazretlerine talebe oldu. Bundan sonra hocasmm her emrini yerine getirmek i^in canla ba§la
9ali§ti.
Verilen her vazifeyi anmda yapardi. Nefsinin hi^bir arzusunu yapmaz, arzu etmedigi §eyleri
yapardi. Haramlardan §iddetle ka^ar, §iipheli korkusuyla miibahlarm fazlasmi terkeder,
diinyaya hi9 meyletmezdi. Tek arzusu hocasmdan hi? ayrilmamak, onun kalplere §ifa olan
kiymetli sohbetlerini dinlemek, verdigi vazifeyi cam pahasma da olsa yerine getirmekti.
Dertlere, sikmtilara, me§akkatlere Qok dayanikli idi. Gelen sikmtilari giilerek kar§ilar, verenin
AUahii teala oldugunu dii§iinerek sevinirdi. Hatta, dert ve bela gelmedigi zaman; "Rabbimin
hususi ihsanma kavu§amadim." diye iiziiliirdii.
Hocasi Mevlana Halid hazretleri, bu giizel hasletlerini bildigi iQin, ona en zor i§leri yaptirir,
diger talebeleri ile haberle§meye bunu gonderirdi. Yolculukta herhangi bir vasitaya, binege
binmesini yasaklami§ti. Yaya gitmesini emrederdi. O da bunu zevk ile yapar, 90k uzak
yolculuklara hi^bir §eye binmeden giderdi. Yiiriiyerek, yolculuk anmda dogan mihnetlere,
sikmtilara katlanarak nefsini terbiye eder, riihunun yiiksek derecelere vasil olmasim saglardi.
Vazifeli olarak Istanbul'a iki defa yaya gitmi§ti. Bu tahammiilii sebebiyle hocasinm
iltifatlarina kavu§tu ve onde gelen talebeleri arasina girdi. Oyle ki artik hocasinm evine girer
9ikar, hizmetini ve i§lerini goriirdii. Bu hizmeti neticesinde 90k faydalara kavu§tu. Kendisine
insanlari yeti§tirmek, ilim ve edeb ogretmek izni verildi.
Mevlana Halid-i Bagdadi'nin ilminin derinligi, evliyaliginm iistiinliigii, diinyamn her tarafina
yayilmi§ti. Her yerden akin akin talebeler, onun ilminin bir damlasina kavu§mak i9in
geliyordu. Saltanat §ehri olan Istanbul'dan da pek9ok kimse, Bagdad'a gidip, onun talebesi
olmakla ahirette yiiksek derecelere kavu§mak istiyorlardi. Isteklilerin hepsinin Bagdad'a
gitmesi miimkiin degildi. Bu sebeple Mevlana Halid hazretleri, Hak a§iklarinin yanan
riihlanm serinletmek i9in Abdiilfettah-i Bagdadi'yi Istanbul'a gonderdi.
Abdiilfettah hazretleri, istanbul'un Uskiidar semtinde Karacaahmed Kabristani ile Baglarba§i
arasinda, Nuh Kuyusu mevkiindeki dergaha yerle§ti. Bunu i§itenler dergaha akin ettiler.
Abdiilfettah hazretleri, bu Hak a§iklarinin hasta ve olii riihlarina hayat veriyor, kararan
kalplerine niir akitarak Ahrariyye yolunun Miiceddidi ve Halidiyye kolunun feyzlerini
sunuyordu. Kisa zamanda, devlet erkanindan vezirler, komutanlar, pa§alar, alimler, veliler
onun talebesi olmak i^in etrafini doldurdular. O ab-i hayat pinari, herkesi kabiliyetlerine gore
yeti§tiriyordu. Bu §ekilde senelerce 9ali§arak, pek^ok kimsenin hidayete kavu§masina vesile
oldu.
Abdiilfettah-i Bagdadi Akri hazretleri, omriiniin son senelerinde, AUahii tealaya ve otuz
dokuz sene once vefat eden miibarek hocasi, Mevlana Halid-i Bagdadi'ye kavu§mak arzusu
ile yanmaya ba§ladi. 1865 (H.1281) senesinde Muharrem ayinin ortalarinda talebeleri ve
tanidiklari ile helalle§ti, vedala§ti. Vasiyetini bildirdi. Muharrem'in on dokuzunda Cuma giinii
talebelerinin ba§inda okuduklari Kur'an-i kerimi dinleyerek son nefesini verdi.
Biitiin alimler ve evliyalar sozbirligi ile Eyiip'te medfiin bulunan Halid bin Zeyd Ebu Eyyub
el-Ensari ve diger Eshab-i kiram (r.anhiim) hariQ, istanbul'un en yiiksek iXq velisinden birinin
Abdiilfettah-i Akri hazretleri oldugunu bildirdiler. A§iklari onun feyz ve nur sa9an miibarek
kabr-i §eriiini ziyaret etmekte, bereketlenmektedirler. Digerleri ise Edimekapi-Eyiip
arasmdaki Murad-i Miinzavi ile Zeyrek'teki Mehmed Emin Tokadi hazretleridir.
KIRK YIL HiZMET ETTI
Halid-i Bagdadi'nin, §anmi o zamanlar,
Duymu§tu diinyadaki, bilciimle miisliimanlar.
Yayilmca §61ireti, her yerine diinyanm,
Bagdad'a geliyordu, insanlar akm akm.
Hem istanbul'dan dahi, bir9ok a§ik olanlar,
Ona kavu§mak iQin, Bagdad'a yoUandilar.
Bu gelen insanlarm, §u idi tek gayesi:
"Halid-i Bagdadi'nin, olmakti talebesi."
Zira ResuluUah'tan, fi§kiran biitiin "niirlar",
Ondan yayiliyordu, herkese o zamanlar.
istanbul'dan Bagdad'a, ta§man insanlara,
Baktigmda, Mevlana, kiyamadi onlara.
Emir verip hemence, Abdiilfettah Akri'ye,
Gonderdi istanbul'a, "feyzini sa9sm" diye.
Abdiilfettah Efendi, istanbul'a gelince,
Nuh kuyusu denilen, yere geldi hemence.
Bu miibarek veli zat, buraya vardigmda,
Ciimle Hak a§iklari, buldu onu anmda.
Etraftan akm akm, geliyordu insanlar,
Zira ondan akardi, ilahi feyiz, niirlar.
Devlet ricalinden de, vezir, pa§a, kumandan,
Gelirdi akm akm, bu dergaha o zaman.
On binlerce miisliiman, gelerek bu dergaha.
Baglardi kalplerini, hepsi ResuluUah'a.
Abdiilfettah Efendi, kirk yildan daha fazla,
Bu dergahta boylece, hizmet etti ihlasla.
Mevlana Halid ise, o gelince Bagdad'dan,
Otuz dokuz yil once, ayrilmi§ti diinyadan.
Onun ayriligina, hi? dayanamiyordu,
Hocasina kavu§mak, a§kiyla yaniyordu.
Bin sekiz yiiz altmi§ dort, yili Muharreminde,
Ciimle talebesiyle, helalle§ti evinde.
Ayin on dokuzunda, hem de bir Cuma giinii,
Kur'an'i dinler iken, teslim etti mhunu.
Alim ve eviiyalar, sozbirligi halinde,
§unu bildirdiler ki: "Istanbul dahilinde,
Binlerce eviiyadan, eshabin haricinde,
U^u, en biiyiigiidur, bu veliler i9inde.
Bu ii^unden biri de, Abdiilfettah Akri'dir,
Kabri, a§iklarinin, istifade yeridir.
ikisi de §unlardir, bu ii? biiyiik velinin,
Murad-i Miinzavi'yie, Tokadi Mehmed Emin.
Ya Rabbi, bu ug biiyiik, vehnin hiirmetine,
§ifa ver hasta olan, Muhammed iimmetine.
1) Tam ilmihal Seadet-i Ebediyye; s.971
2) Rehber Ansiklopedisi; c.1, s.23
3) §ems-u§-§umus
4) Mecd-i Talid Tercumesi; s.84
5) Hadaik-ul-Verdiyye; s.259
ABDULFETTAH-I VELI
Kastamonu merkezinde NasruIIah Camii yakininda bulunan ve tekkelerin kapatilmasindan
evvel Kadiri dergahi olarak kullanilan darii§§ifa i^indeki tiirbede medfiindur. Kadiri §eyhi
oldugu bilinen Abdiilfettah-i Veli'nin on iiQiincii yiizyilda ya§adigi tahmin edilmektedir.
Tiirbesi i^inde bulunan diger kabirlerin de ondan sonra dergahta §eyhlik yapan zatlara ait
oldugu tahmin edilmektedir.
ABDULGAFUR DEDE (Seyyid)
Adana-Karata§ yolu iizerinde bulunan Mihmandar (Dogankent) koyiinde medfundur. Aslen
Siverekli olan Abdiilgafur Dede uzun siire halka dogru yolu aniattiktan sonra 1926 yilmda
vefat etmi§tir. Halen 80 ya§mda bulunan kizi Adana'da ya§amaktadir. Adana yoresi halkmm
sik sik ziyaret ettigi Abdiilgafur Dede'nin kabrine ziyarete gelip iki giin kalan ya§Ii ama bir
kadmm gozlerinin a^ildigi yore halki tarafmdan aniatilmaktadir.
ABDULGAFUR HALJDI MU^AHJDI;
Biiyiik islam alimi ve evliya. Mevlana Halid-i Bagdad! hazretlerinin halifelerinden. Ismi,
Abdiilgafur'dur. Hazret-i Huseyin efendimizin soyundan olup, seyyiddir. Halidi, Mu§ahidi ve
Bagdadi nisbeleriyle bilinir. Dogum ve vefat tarihleri bilinememektedir. Bagdad'da
ya§ami§tir.
Ku9uk ya§tan itibaren ilim tahsiline ba§layan Seyyid Abdlilgafur Efendi, zamaninin usuliine
gore akli ve nakli ilimleri tahsil etti. Bilhassa fikih ilminde yiiksek alim oldu. Tasavvufa kar§i
alaka duydu. Ilk once Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin halifesi Abdullah (UbeyduUah)
Hayderi'nin sohbetlerinde ve hizmetinde bulunup siiluk yani tasawuf yolculugunda ilerledi.
Sonra Mevlana Halid-i Bagdadi'nin yiiksek sohbetleriyle §ereflenip hizmet ve huziirunda
bulundu. Bu sirada tasavvufta yiiksek derecelere kavu§tu. Mevlana Halid hazretlerinin onde
gelen talebelerinden oldu. Mevlana Halid-i Bagdadi ilimdeki ve tasavvuftaki yiiksek
derecesini gorerek, kendisine hilafet verdi. Insanlara Islamiyetin emir ve yasaklarmi anlatip,
onlarm iki cihan saadetine kavu§malarmi saglamak husiisunda tam icazet, diploma verdi.
Mevlana Halid hazretleri ona 90k iltifatlarda bulunurdu. Hatta bir giin mescidden ^iktiktan
sonra Seyyid Abdiilgafur Halidi'yi oturur gordii. Yanma yakla§arak Peygamber efendimize
olan sevgisinden dolayi elini tuttu ve optii. Bundan sonra da §6yle buyurdu: "Kiyamet
giiniinde ceddin ve deden Muhammed aleyhisselamm Liva-i Muhammediyyesinin altma beni
de sokmayi taahhiit edinceye kadar elini birakmayacagim." O ise bu giizel sozlerin tesiri ile
bayilip dii§tii. U9 saat kadar yerde kendinden habersiz kaldi.
§eyh Abdullah (UbeyduUah) Hayderi'nin vefatmdan sonra ir§ad, insanlara hak ve hakikati
anlatma vazifesini §eyh Muhammed el-Cedid'in emrinde yiiriittii.
Abdiilgafur Halidi Mii§ahidi'nin evi Bagdad'da Halidiyye dergahmm batismda bulunuyordu.
Her giin yatsiya kadar dergahta AUahii tealanm ismini anmakla ge9iren ve sohbetine gelen
kimselere hak yolu anlatan Abdiilgafiir Halidi hazretleri, §eyh Muhammed el-Cedid
hazretlerine kar§i hiirmette kusiir etmezdi. Yatsidan sonra §eyh Muhammed el-Cedid'den izin
isteyip; "Efendimiz! Fakirhaneye, evime gitmeye izin verir misiniz?" derdi. §eyh Muhammed
Cedid izin verirse evine gider, vermezse geceyi dergahta gegirirdi. Eger izin verirse evine
gidip fecirden, tan yeri agarmadan ewel yine dergaha gelirdi.
Abdiilgafur Halidi; "§eyh Muhammed el-Cedid, Efendimiz (Mevlana Halid-i Bagdadi)
hazretlerinin yerindedir." diyerek ona saygi duyardi. §eyh Muhammed Cedid de ona iltifatta
bulunarak saygida kusiir etmezdi. Hatta cuma ve pazartesi giinleri diger miiridlerle,
talebelerle husiisi g6rii§iip onlar i9in dua ettikten sonra Abdiilgafur Halidi ile husiisi g6rii§iir,
ona iltifatta bulunurdu. Biri digerinin elini oper, birbirlerine kar§i tevazii ederler, birbirlerine
90k hiirmette bulunurlardi.
Adamm biri Abdiilgafur Halidi'ye gelerek Bagdad valisi Daviid Pa§aya bir i§iyle ilgili olarak
yazi yazmasmi istedi. Kendini miisliimanlarm hizmetlerine vakfetmi§ olan ve onlarm
ihtiya9larmi yerine getirmeyi 90k seven Abdiilgafur Halidi, bir yazi yazarak gonderdi ve
kendisine miiracaat eden adamm i§inin yapilmasmi istedi. Yaziyi alan vali kimsenin i§ini
gordii. Daha sonra §eyh Muhammed el-Cedid bu durumdan haberdar olunca, Abdiilgafur
Halidi'ye sitem etti. "Neden benden izinsiz yazi yazdmiz? Bana neden haber vermediniz?"
dedi. Abdiilgafur Halidi aglamaya ba§ladi. "Aman efendim! Bir kusiir ettim. Tovbe olsun, af
buyurunuz." diyerek ellerinden optii ve af diledi.
Abdiilgafur Halidi Mii^ahidi ilim irfan sahibi olmasmm yanmda bir9ok kerametleri
g6riilmii§tii.
Bir giin §eyh Ibrahim Fasih Efendi ve Mevlana Halid hazretlerinin dergahmm hatibi
Abdurrahman Efendi, Seyyid Abdiilgafur Halidi hazretlerinin meclisine gittiler. AUahii
tealanin ismi zikr edilip, ibadet edildikten sonra aQik olarak dua edilmeye ba§landi.
Abdiilgafur Halidi, Nak§ibendiyye yolu buyuklerinin isimlerini saydiktan sonra,
Halidiyye'den olan zatlarin da isimlerini saydi. Fakat Abdullah (UbeyduIIah) Hayderi'nin
ismini soylemedi. Hatib Abdurrahman Efendinin kalbinden; "Ne acayib §ey, Abdulgafiir
Halidi hazretleri ilk olarak terbiyesinde ve sohbetinde yeti§tigi Abdullah (UbeyduIIah)
Hayderi'nin ismini zikr etmesin!" diye ge^ti. Kalb gozli a^ik olan Abdiilgafur Halidi hazretleri
bu sirada; isim silsilesini sayarak; "Efendimiz, Allahii tealayi taniyan arif, veli ve miir§id
Seyyid Abdullah (UbeyduIIah) Hayderi §eyhimin de ruhuna..." deyince, Hatib Abdurrahman
Efendi elinde olmadan Abdiilgafur Halidi hazretlerinin ayaklarma kapandi. Meclisten
ayrildiktan sonra Ibrahim Fasih Efendi Hatib Abdurrahman Efendiye, Abdiilgafur Halidi'nin
ayaklarma neden kapandigmi sordu. Hatib Abdurrahman Efendi; "§erefli silsilede §eyh
UbeyduIIah Hayderi'yi neden zikr etmez diye gonliimden ge9mi§ti. Tam bu sirada Abdiilgafur
Halidi'nin o miibarek zatm ismini de soyledigini i§itince, §uursuz olarak ayaklarma kapandim.
Gaflet i^inde oldugumu anladim ve Abdiilgafur Halidi hazretlerinin biiyiikliigiinii aniadim."
dedi.
§eyh Ibrahim Fasih §6yle anlatir:
Allahii tealaya hamd olsun ki, Seyyid Abdiilgafur Halidi hazretlerinin hizmetinde bulundum.
Miibarek nazarlariyla §ereflendim. Alim, fazilet sahibi, olgun bir veli ve miir§id olan
§eyhimiz Ahmed Egribozi ile Bagdad'da Mevlana Halid hazretleriyle ve halifeleriyle
kar§ila§ip sohbetleriyle §ereflendim. Hatta kii^iik ve hasta oldugumdan amcam beni alip
Abdiilgafur Halidi'nin hatm-i §eriflerine gotiiriirdii. Onun duasi ve miibarek nazarlariyla
hastaliktan kurtuldum. Onun vefatindan sonra da pek9ok hayirlara kavu§tum. Nitekim
Bagdad valisi Muhammed Necib Pa§a Aliisi'yi fetva i§leriyle ilgili vazifeden alinca, Aliisi,
Halidiyye yoluna itiraz etmek ve Mevlana Halid'in halifelerini kotiilemek i9in bir risale yazdi.
^iinkii o vali Mevlana Halid hazretlerinden istifade ve ona intisab etmi§, hatta Bagdad'daki
eski Halidiyye dergahini yiktirip yerine daha giizelini yaptirmi§ti. Tarikat-i Aliyyeye 90k fazia
sevgisi oldugundan Pa§a'yi taciz etmek ve iizmek IqIu, soz konusu olan Aliisi boyle tehlikeli
bir i§e girmi§ti. O esnada Aliisi'nin yazdigi risaleyi reddetmek i^in bir kitap yazdim. Biitiin
halifeler ve diger alimler onu pek begendiler. Hatta bir gece riiyamda Mevlana Halid
hazretlerini gordiim. §eyh Abdiilgafur Halidi de yaninda ayakta duruyordu. Hemen gelip
Mevlana Halid hazretlerinin ayaklarma kapanip, optiim. Miibarek ellerini ba§ima ve arkama
koyup; "Ne giizel i§ yaptin Ibrahim." buyurdular. Sabah olunca bu riiyayi karde§Ierimize
haber verdim. Hepsi gordiigiim riiyadan dolayi beni tebrik ettiler.
Aliisi'nin kitabi yazmasinin sebebi, Halidiyye halifeleri hakkindaki sii-i zanni yani kotii
dii§iincesi idi. Adi ge9en valinin kendisini Halidiyye halifelerinin i§aretiyle fetva vazifesinden
aldigini zannediyordu. Oysa durum oyle degildi. Nitekim zannin ^ogu yalandir. Enteresan bir
hadise olarak hitabetiyle me§hilr olan Aliisi, IstanbuI'dan geldikten sonra dili tutuldu ve
§ekilde vefat etti.
BiR GENQ GiBi..3
Seyh Ibrahim FasTh Efendi bir gun IVIevlana Halid-i Bagdad? hazretlerinin dergahinda
yul<sel< bir yerde duruyordu. Seyyid Abdiilgafur HalidT hazretlerinin dergahin yijksek olan
yerine cikmak istedigini diJsunerek kendi kendine; "Ben bu gene halimde buraya
cikamiyorum. Nerede kaldi ki bu kadar ihtiyar bir zat buraya cikacak!" dedi. Bir de bakti
ki, Abdiilgafur HalidT on bes yasindaki bir gene gibi yiJksek yere cikip geldi. Sonra da
soyle buyurdu: "Ey Ibrahim! Sen benim buraya cikamayacagimi mi zannediyordun?"
Onun yiJksek hal ve keramet sahibi oldugunu aniayan Seyh Ibrahim FasTh hemen
AbdiJlgafur HalidT'nin ellerine kapanarak optij. da Seyh ibrahim FasTh'in basini ve sirtini
sefkatle oksadi.)
1) Mecd-i TalTd Tercumesi; s.94
2) §ems-u§-§umus Tercumesi
3) Hadaik-ul-Verdiyye; s.260
ABDULGANI EFENDI
Nak§ibendi §eyhlerin den. Aslen Bolu'nun Gerede kasabasindandir. Daha 90k (^ivizade §eyh
Muhammed Efendiden olmak iizere devrin me§hur alimlerinden ders alarak yeti§ti. Bursa'da
Emir Sultan, Istanbul'da Ayasofya, Sahn-i Seman ve Slileymaniye gibi yiiksek dereceli
medreselerde ders verdi. Istanbul, Misir ve §am kadiliklari yapti. Bir siire Anadolu
kazaskerligini yiiriittu. 1586 yilinda Misir'dan donerken Bursa'da rahatsizlanip vefat etti.
Zeyniler kabristanligina defnedildi. Ilmi yaninda §airligiyle de taninan Abdiilgani Efendi,
Ganizade diye me§hur §air Muhammed Nadiri'nin babasidir. Ha§iye ala Tefsir-i Beydavi,
Ha§iye ala §erh-i Tecrid, Terceme-i Fedail-i §am ve §am kadi vekili iken yazip padi§aha
takdim ettigi Risale fl Biyani Ahval-i Eyyam adli eserleri vardir.
ABDULGANI NABLUSI (Bkz. NablusT)
ABDULHADi BEDEVANI;
Hindistan'da yeti§en buyiik velilerden. Ismi Abdiilhadi Bedevani olup soyu hazret-i Omer'e
ula§ir. Hindistan'm Bedayun fehrinde dogdu. Dogum tarihi bilinmemektedir. 1631 (H.1041)
senesi Bedayun'da vefat etti. Kabri ziyaret mahallidir.
Abdiilhadi Bedevani onceleri evliyanm biiyiigii Muhammed Baki-billah hazretlerinin talebesi
idi. Sonradan Baki-billah hazretleri onun terbiyesini en iistiin talebesi, evliyanm gozbebegi
imam-i Rabbani Ahmed Fariiki Serhendi hazretlerine havale etti. Abdiilhadi Bedevani bu
sebeple Serhend §ehrine gidip imam-i Rabbani hazretlerinin sohbetlerine katildi. Kisa
zamanda onun terbiyesinde olgunla§ti. Nefsinin istediklerini yapmayip, istemedigi §eyleri
yaparak nefsini kotiiliiklerden temizledi. Hocasmm emirlerini yapmaktan kil kadar ayrilmadi.
Mevlana Yar Muhammed Kadim ve Abdiilhadi, Imam-i Rabbani hazretlerinin hizmetinde
iken, bir hiicrede riyazet ^ekerek nefslerini terbiye ediyorlardi. Yar Muhammed, hep
sabahlara kadar namaz kilar, dua ederek AUahii tealaya yalvarirdi. Abdiilhadi ise 90k hasta
idi. ibadete giicii yetmeyip namaz kilamamasma iiziiliir, Mevlana'nm haline gipta ederdi.
Geceyi ihya §erefini ka^irdigmdan gonliinde biiyiik bir iiziintii duyardi. Bir giin Imam-i
Rabbani hazretleri onun hakkmda; "§eyh Abdiilhadi'nin hasret ve iiziintiisii, Mevlana Yar
Muhammed Kadim'in nafile ibadetine iistiin gelip, onu, ondan daha yiiksek makamlara
Qikardi. Evet 90k ihsan sahibi olan AUahii tealanm i§i boyledir." buyurdu.
Abdiilhadi Bedevani hocasmm terbiye ve duasi ile evliyalik makamlarma yiikseldi.
Bagliligmm miikafati olarak Imam-i Rabbani hazretlerinden icazet, diploma alip insanlara
AUahii tealanm begendigi yolu ogretmekle vazifelendirildi. Sonra memleketi olan Bedayiin'a
dondii. Omriiniin sonuna kadar verilen vazifeyi yerine getirdi. Bir defasmda hocasma
gonderdigi mektup kar§Uiginda hocasi Imam-i Rabbani hazretleri ona §u mektubu gonderdi:
AUahii tealaya hamd olsun! Sevgili Peygamberine, Aline ve Eshabma salat ii selam olsun.
Dogru yolda olanlara dualar olsun!
Kiymetli karde§imin giizel mektubu geldi. Bizleri 90k sevindirdi. Allahii tealaya hamd ve
§ukur olsun ki, ayrilik giinlerinin uzamasi, muhabbeti ve ihlasi sarsmami§. Bununla beraber,
buraya gelseydiniz daha iyi olurdu. "El hayru fl ma sanaallahii teala!" Yani Allahii tealanin
yaptiginda hayir vardir. Insanlar arasindan ayrilmak, uzlet etmek istiyorsunuz. Evet, uzlet,
dostlara yakin ba§kalarina uzak olmak siddiklarin aradigi §eydir. Miibarek olsun. Uzleti
isteyiniz. Bir k6§eye Qekiliniz. Fakat, muslumanlarin haklarini gozetmeyi elden kaQirmayiniz!
ResuluUah efendimiz; "Miislumanin, musluman iizerinde be§ hakki vardir: Selamina
cevap vermek, hastasini dola^mak, cenazesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksirdigi
zaman elhamdiilillah deyince, yerhamiikallah demek." buyurdu. (Bu hadis-i §erifi Ebu
Hiireyre hazretleri haber vermi§tir. Buhari ve Miislim'de yazilidir.) Fakat, davet ettigi zaman
gitmek iQin §artlar vardir. ihya'iil-Ulum kitabmda buyuruyor ki: "^agiranm yemegi §iipheli
ise veya Islamiyetin yasak ettigi §ey, mesela ipek sofra ortiisii, giimii§ kap ve tavanda, duvarda
canli resmi varsa veya Qalgi Qalmiyorsa, oyun, kumar gibi §eyler varsa, Qagrilan yere
gidilmez." (Bu yasaklar, Kimya-yi Seadet kitabmda da yazilidir). Boyle yasaklar bulunan
yemege gitmek haram veya mekriih olur. ^agiran kimse zalim ise veya Ehl-i siinnet degil ise,
fasik ise, kotiiliik yapan ise veya oviinmek IqIu g6steri§ i^in Qagiriyorsa gitmek caiz olmaz.
§ir'at-ul-islam kitabmda diyor ki: "Riya olarak Qagrilan yemege gitmemelidir." Muhit
kitabmda diyor ki: "Oyun, §arki, giybet bulunan ve iQki iQilen yemege oturulmaz."
Metalib-il-Mii'minin kitabmda da boyle yazilidir. Bu yasaklardan hiQbiri bulanmayan
davete, gitmek lazimdir. Bu zamanda, bu yasaklarin bulunmamasi giiq oldu. Bundan ba§ka,
Farisi misra' terciimesi:
Yabancidan uzlet et, ka?, dosttan degil!
Talebe arkada§lari ile sohbet etmek, bu yolun siinnet-i miiekkedesidir. Hace Behaeddin
Nak§ibend-i Buhari hazretleri buyurdu ki: "Bizim yolumuzun temeli sohbettir!" Uzlette
§6hret vardir. §6hret de, afettir. Sohbet buyrulmasi, talebe arkada§lari ile birlikte olmaktir.
Ba§kalari ile sohbet edilmez. ^unkii, birbirinde fani olmak, yani ba§kalarini unutmak,
sohbetin §artidir. Bu da, uygun arkada§la olabilir.
Hasta yoklamak siinnettir. Hastanm bakicisi varsa, ona bakiyorsa, ba§kalarinin dola§masi
siinnet olur. Bakacak kimsesi yoksa, dola§mak vacib olur. Mi§kat kitabinin ha§iyesinde boyle
yazilidir.
Cenazede hazir olmalidir. Hiq olmazsa birkaQ adim birlikte gitmelidir. Boylece, meyyitin
hakki 6denmi§ olur.
Cuma namazina ve her giin be§ vakit namaz i^in cemaate ve bayram namazlarina gitmek
islamin zaruri emirleridir. Herhalde gitmek lazimdir. Bunlardan sonra kalan vakitleri, yalniz
geQirebilirsiniz. Fakat once dogru bir niyet lazimdir. Diinya Qikarlarindan bir §eyi dii§unerek,
uzleti kirletmemelidir. Allahii tealayi zikir i9in, kalbi toparlamaktan ve diinyanin bitmez
tiikenmez i§lerinden uzakla§maktan ba§ka §ey dii§iinmemelidir. Niyetin dogru olmasina 90k
dikkat etmelidir. Niyetin i^inde, nefsin bir arzusu gizlenmi§ olmamasina dikkat etmelidir.
Niyetin dogru olmasi i^in, Allahii tealaya yalvarmalidir. Boylece tam niyet yapilabilir. Yedi
kere istihare yapmali, dogru niyetle uzlet eylemelidir. Boyle olunca, 90k faydasi umulur.
Bulu§tugumuz zaman, daha 90k anlatirim. Vesselam."(rinci cilt, 265'inci mektup)
1) Berekat; s.371
2) Tezkire-i imam-i RabbanT; s.343
3) Tezkiret-iJI-VasilTn; s.178
4) Hadarat-ul-Kuds; s.344
ABDiJLHAK-l DEHLEVI;
Hindistan evliyasindan ve hadis alimi. 1551 (H.958) Ocak ayinda Delhi'de dogdu. Ailesi
Mogol istilasi sirasinda Turkistan'dan go? ederek bolgeye yerle§en bir Turk boyuna
mensuptu. Babasi Seyfeddin Efendidir. 1642 (H.1052)'de Delhi'de vefat etti.
Ku9uk ya§ta ilim tahsiline ba§layan Abdiilhak-i Dehlevi, babasindan ilim ogrenmeye ba§ladi.
Babasi ihtiyar ve zayif olmasina ragmen gece-glinduz oglunun yeti§mesi i9in 9ali§ti.
Abdiilhak-i Dehlevi yaratili§ bakimindan biiyiiklerin sozlerine a§ikti. Velilerin sozlerini
dinleyince, kendinden ge9erdi. Akaid ilmi ve vahdet-i viicud olmak iizere anlayamadigi bazi
mevzular iizerinde §uphe ve tereddiidleri hasil olunca babasi; "Bizim de bu meselede boyle
90k §uphe ve tereddiidlerimiz olurdu. In^aallah git gide bunlardaki perde a9ilir, kapalilik
gider, i§in 19 yiizii, hakikati ortaya 9ikar. Fakat daima 9ali§mak lazimdir." derdi.
Babasinda okumaya ba§ladi. Kur'an-i kerimi iki-ii9 ay gibi kisa zamanda hatmetti ve yazi
yazmasini ogrendi. Qok kuvvetli bir hafizasi vardi. Kur'an-i kerimi ogrenip ezberledikten
sonra, sarf, nahiv, tefsir, fikih ilimlerini de babasindan ogrendi. Babasi ona; "in§aallah 90k
9abuk alim olursun. AUahii tealanin seni hayal ettigim kemale ula§tiracagini dii§iinmek,
benim ne§elenmeme sebeb oluyor." derdi.
Abdiilhak-i Dehlevi tahsil i9in yakla§ik 4 km uzakliktaki medreseye gider gelirdi. Sabah
namazindan once medreseye giderdi. Gecelerinin 90gu miitalaa, giindiizleri ise yazmakla
ge9erdi. Mahalle 90cuklari gibi oynamaz gece de belirli vakitlerde uyumazdi. Annesi ona;
"Arkada§larinla biraz oyna rahatina bak." dediginde; "Annecigim. Oyundan maksat hatiri
gonlii ho§ etmek, ho§ vakit ge9irmektir. Benim gonliim ya okumakla veya yazi yazmakla
a9ilip rahatliyor." derdi. Annesinin, gece yarisindan sonra, kitap okurken; "Oglum ne
yapiyorsun?" sesine kar§ilik, yalan olmamasi i9in, yatar ve; "Yattim annecigim! Bir §ey mi
buyurmu§tunuz?" derdi. Sonra kalkip okumasina devam ederdi. Birka9 defa sa9lari ve sarigi
mum ate§i ile yandi. Bu azim, bir de babasinin duasi ile on yedi ya§inda iken ilim tahsilini
tamamladi. Babasinin te§viki ile Kadiriyye tarikatinin kurucusu olan §eyh Abdiilkadir-i
Geylani'nin torunlarindan §eyh Musa Kadiri Geylani'nin sohbetlerinde bulundu.
Abdiilhak-i Dehlevi babasinin vefatindan sonra, Ekber §ahin sarayina girdi. Bir slire sonra
bazi kimselerin ismini sarayda kendi kotii gayeleri i9in kuUandiklarini anlayinca, oradan
ayrilip Hindistan'i terk etmeye karar verdi. Hacca gitmek iizere yola 9ikti. Hac farizasini
yerine getirdikten sonra buradaki alimlerin sohbetlerinde bulundu. Biiyiik hadis alimi
Abdiilvehhab-i Miitteki'nin derslerini takib etti. Peygamber efendimizin miibarek Ravda-i
mutahherasinda ikamet etti. Burada pek9ok manevi feyz ve bereketlere kavu§tu. Bu konuda
kendisi; "Bu hakir, fakir, ResuluUah'in ikram ve ihsanlarini anlatmaya kalksam giiciim
yetmez." buyurdu.
Hicaz d6nii§unde, Silsile-i aliyye ismi verilen altin halkanin biiyiiklerinden olan Muhammed
Baki-billah hazretlerinin talebesi oldu. Onunla birlikte Hindistan'da yayilmi§ olan, dine
sonradan giren bid'atleri kaldirmaya 9ali§ti. Bir ara Imam-i Rabbani hazretlerinin yazilarini
begenmez, itiraz yazilari yazardi. Fakat, son zamanlarda, AUahii tealanin inayetine kavu§arak,
yapdiklarina pieman oldu. Tovbe etti. Hace Muhammed Baki'nin mezun ettigi talebelerinden
Mevlana Hiisameddin Ahmed'e, bu tovbesini § oyle yazdi:
"AUahii teala, Ahmed-i Fariiki'ye selametler ihsan etsin! Bu fakirin kalbi, §imdi ona kar§i 90k
halis oldu. Be§eriyet perdeleri kalkti. Nefsin lekeleri temizlendi. Yol birligini bir tarafa
birakalim, boyle bir din biiyiigiine kar§i durmamak, akil icabi idi. Ne insafsizlik, ne cahillik
etmi§im. §imdi kalbimde vicdanimda duydugum mahciibiyeti, ona kar§i kii9iikliigiimii
anlatamam. Kalbleri 9evirmek, halleri degi§tirmek, AUahii tealaya mahsiistur."
Abdiilhak-i Dehlevi, kendi 90cuklarina da mektup yazarak:
"Ahmed-i Faruki'nin sozlerine kar§i itirazlarimin musveddelerini yirtiniz! Kalbimde ona kar§i
hi? bir bulaniklik kalmami§tir. Kalbim ona kar§i halis olmu§tur." dedi.
Abdiilhak-i Dehlevi'nin tovbesinin sebebi iyi bilinmiyor. Bu hususta bazilari riiyasinda sevgili
Peygamberimizin azarladigini, bazilari da; yaptigi bu itirazlarin du§manlarca gonderilen
uydurma bir mektup yiizunden oldugunu, gerQegi anlayinca pi§man olup tovbe ettigini
s6ylemi§lerdir. Ayrica Kur'an-i kerimi, bu niyetle birka? defa a^tigini ve; "Yalanci ise,
zarari onadir. Dogru soyliiyorsa, AUahii teala vad ettiklerinden bazisini ba^iniza
getirir!" ve; "Onlar AUahii tealanin sevgili kuUaridir. Ali§-veri§te bile AUahii tealayi
kalplerinden ^ikarmazlar," mealindeki ayet-i kerimelerin tesiri iizerine oldugunu haber
venni§lerdir.
imam-i Rabbani hazretlerinin sohbetleriyle §ereflendi. Onun sadik talebelerinden oldu.
Tevecciihlerine kavu§arak, fej^ ve bereketlerinden istifade etti. Imam-i Rabbani, ona zaman
zaman mektuplar yazarak nasihatlarda bulunurdu.
Abdiilhak-i Dehlevi, 9e§itli kademedeki devlet biiyiikleri ile mevki sahiplerine mektuplar
yazip, nasihatlarda bulunurdu.
Abdiilhak-i Dehlevi'nin talebelerinden birine yazdigi bir mektup §6yledir:
§erh-i sadr; gogsiin yani kalbin aQilmasi, en yiice makam, en biiyiik nimet ve en aziz ilahi
hediyelerdendir. Zira Hak teala biiyuklerin efendisi, kainatin hiilasasi, habibi ve Resuliinii bu
hususi ihsan ile nimetlendirmi§tir.
Peygamber efendimiz buyurdu ki: "Kalbe iman nuru girince, geni§ler ve a^Uir." Eshab-i
kiram (aleyhimiimdvan); "Ya ResulallahIO nurun kalbe girmesinin alameti, i§areti nedir?"
dediler. Buyurdu ki: "Alameti, kulun, yiiziinii ebedi olan ahirete donmesi, aldatan ve
yoldan ^ikaran diinyadan ve ona tutulmaktan uzakla^ip kurtulmasidir." Diinya
g6riinu§te siisliidur, yaldizlidir, ama aldaticidir, hilecidir. Kendini sevenlerin goniillerini Qalar.
Peygamberlik basireti, goziiyle ve iman niiru i§igiyla bakilinca, yakinen goriiliir ve anla§ilir
ki, diinya i§lerinin temeli sakat ve dayaniksizdir. Ahiret ise daimi ve sonsuzdur. Bu anlayi§a
eri§en kimse, yiiziinii fani, geQici diinyadan Qevirir, kalb goziinii sonsuzluk alemine dondiiriir
ve yolculuk i^in lazim olan sevap aziklarini bulundurur. Ki§inin gogsiiniin aQilmasindan
nasibi, bu iman niirundan olan nasibi kadardir. Bunun da mikdari kalbindeki ferahlikla
olQiiliir. ^iinkii niirun, sinenin aQilmasinda ve kalbin ferahinda tesiri tamdir. Bu sebeptendir
ki, diinyadaki i§igin bile, goniil rahatligina, kalp ferahligina, karanligin da, sikilmaya,
daralmaya yol aQmasi, sebeb olmasi biiyiiktiir. Bunun IqIu demi§lerdir ki, nefs-i natika(insani
riih), niira, i§iga a§iktir. Nerede bir i§ik hiizmesi, demeti parlasa o tarafa doner ve o yone
ko§ar. Bu yiizden aydinlik yerde uyku az gelir. Zira riih, aydinliga niira olan tevecciihii
sebebiyle i^erden di§ariya gelir. Karanlik olunca, i^e Qekilir ve uykuya dalar. Beyt:
Sana visal meclisinde, goz uyku yuzu gormez.
Yuzunun kandili onde, uykuya sira gelmez.
Anla§ildi ki, niirun zuhiiru, ferah ve siiriir sebeblerindendir. Kalpler onunla aQilir. Gogsiin
aQilmasi geni§lemesi sebeplerinden biri de ilimdir. llim sebebiyle kalb o kadar geni§ler, a^ilir
ki, onun her k6§esi goklerden ve yerden daha geni§ olur. Hepsini i9ine alir. Bir kimsenin ilmi
ne kadar Qogalirsa, sinesindeki geni§leme de o kadar artar. Bu ilimden murad, her ilim degil,
Peygamber efendimizden miras kalan ilimdir. Peygamberlere ilimden ba§ka §eyle varis
olunmaz. Hadis-i §erifte; "Peygamberler, varislerine, altin ve giimii§ birakmazlar. Onlar
ilim birakirlar." buyurulmasi o ilme i§arettir. O zamandan bu yana 90k vakit geQti. Felsefe
karanliklari zuhiir etti. Islam semasini kararttilar. Bir kisim insanlari yoldan Qikardilar.
Bunlara ilim degil, cehalet demek daha uygun olur.
Gogsiin geni§lemesi sebeplerinden biri de, AUahii tealanin kuUarina; mal, para, makam ve
benzeri §eylerde ihsanda bulunmaktir. Mai ve para ile olan ihsan ve iyiligin ne oldugunu
herkes bilir. Kimin eli daha a^ik ise, kalbi de o kadar geni§tir. Kimin eli kisa ve kapali ise,
sinesi de o nisbette dardir. El a9ikligi, comertlik ve ihsan, AUahii teala ve kuUari katinda
bliyiik mertebedir. Diinya ve ahirette izzettir, iyiliktir ve sevaptir. Makamla olan ihsan,
kimsesiz bir ki§iyi, yanina veya emrine veya birisinin yaninda bir ife koymakla yapilan
ihsandir.
Gogsiin geni§lemesi sebeplerinden biri de, Allah yolunda kahramanlik, insaf sahipleri
yaninda dogruyu soylemektir. Bu da gonlil a^ikligma yol aQar. Boyle yigitlik, giizelliklerin
ba§i ve biitiin iyiliklerin kaynagidir. Din yolundaki §iddet ve zorluklar, ancak bununla a§ilir.
"Canini dii§unmeden saldirdigi zaman, yigidin kalbine a^ilan ve goriinen §eyi, ba§kalari kirk
sene halvette kalmakla goremez." demi§lerdir. Ama bu cesaret ve yigitlik, Allah iQin ve
AUah'in dininde olursa her §eyden daha yiiksektir. Bunun iQin onlarin kar§iligi Al-i Imran
suresi 169 ve 170. ayetlerinde mealen bildirilen; "Onlar Rableri katinda diridirler. Cennet
meyvelerinden riziklanirlar. Onlar, AUahin verdigi ihsandan dolayi, ferah ve sevin?
ifindedirler." biiyiik nimetlerdir. Bundan daha yiiksek hangi mertebe olur.
Sinenin a^ilmasi sebeplerinden biri de, kalbi, sifat-i zemime, yani kotii sifatlar denilen; based,
ucb, kibir, riya, bugz, kin ve Allah iQin olmayan mal ve makam, yani diinya sevgisi gibi kotii
huylardan temizlemektir. ^iinkii bunlar, §ehvet ve nefs topragindan yiikselen, zulmani buhar
ve dumanlardir. Kalbi bulandirir ve karartirlar ve gogsiin geni§lemesine sebeb olan iman
niirundan, tevhidden, ilimden, muhabbetten ve zikirden insani alikoyarlar. Mahriim birakirlar.
Kalb sahasini karartir ve daraltirlar. Beyt:
Disari cikmaz isen tabTat sarayindan,
Nasil haberin olur, hakikat diyarmdan.
Bu giizel sifatlar, en kamil, en yiiksek, en miikemmel §ekilde Resiil-i ekremde mevciid idiler.
O'ndan sonra, uyma mikdarinca, O'na tabi olanlarda bulunur. Miitabeatta, yani Resiilullah'a
uymada, kim daha ileri gitmifse, gogsii daha 90k geni§lemi§ ve kalbi nisbette niirlanmi§
olur. imran siiresi, otuz birinci ayetinde mealen; "Ey sevgili Peygamberim! Onlara de ki,
eger AUahii tealayi seviyorsaniz ve AUahii tealanin da, sizi sevmesini istiyorsaniz, bana
tabi olunuz! AUahii teala bana tabi olanlari sever." buyruldu. Rig §iiphesiz bir kimse,
kimin pe§inden gider, adim adim onu takib ederse onun kavu§tugu yere, bu da kavu§ur. GerQi
Resiilullah'in makami daha yiicedir, yeri herkesin oldugu yerden yiiksektir. O'nun makaminda
hi? kimse yoktur, herkes O'ndan a§agidadir, ama daire geni§tir ve etrafinda makamlar vardir.
O parlayan niirdan ve gelen feyzden, etrafinda olanlara da bir §ua, bir serpinti ula§ir. Ayet-i
kerimede mealen; "Biz seni alemlere rahmet olarak gonderdik." buyruldu.
Bilhassa muhabbet, alaka ve baglilik bu i§te biiyiik bir esastir. ^iinkii muhabbet, birlikte
bulunmayi icabettirir. Hadis-i §erifte; "Ki§i sevdigi ile beraberdir." buyruldu. (4rinci
Mektup)
Abdiilhak-i Dehlevi insanlarin kurtulu§a, saadete kavu§malari i9in birbirinden kiymetli
kitaplar yazdi. Bunlardan bazilari §unlardir: 1) Tarih-i Hakki, 2) Tarih-i Abdiilhak, 3)
Matla'ul-Envar, 4) Medaric-iin-Niibiivve, 5) Cezb-iil-Kulub, 6) Ahbar-iil-Ahyar, 7)
Mektubat, 8) Sifr-iis-Seadet §erhi, 9) Merec-iil-Bahreyn, 10) E§i'at-iil-Leme'at.
EN T AT LI YEMEK
imam-i RabbanT hazretlerinin AbdiJIhak-i DehlevT'ye gonderdigi mektuplardan birisi soyledir:
"Allahij tealaya hamd olsun ve O'nun sectigi, sevdigi l<ullarina selam olsun! Kiymetli
efendim! Sikintilarin gelmeleri, gorijnusde cok aci ise de, bunlarin nTmet olduklari umulur.
Bu diJnyanin en kiymetli sermayesi, uzuntiJler ve sikintilardir. Bu diJnya sofrasinin en tatli
yemegi, dert ve musTbetlerdir. Bu tatli nimetleri aci ilaclaria kaplamislar. Bunun icin,
dostlara dert ve sikinti yagdirmaya baslamislardir. Saadetii, akilli olanlar, bunlarin icine
yerlestirilen tatlilari gorijr. Uzerindeki aci ortiJleri de tatli gibi cignerler. Acilardan tat
alirlar. Nasil tatli olmasin ki, sevgiliden gelen her sey tatli olur. Hasta olanlar, onun tadini
duyamaz. Hastalik da, O'ndan baskasina gonijl vermekdir. Saadet sahipleri, sevgiliden
gelen sikintilardan o kadar tat alirlar ki, iyiliklerinde o tadi duyamazlar. Her ikisi de
sevgiliden geldigi halde, sikintilardan, sevenin nefsi pay almaz. iyiliklerini ise, nets de
istemektedir. Arab? misra' terciJmesi:
NTmete kavusanlara afiyet olsun!
Ya Rabbi! Bizi, sikintilarin sevaplarindan mahrum eyieme! Bunlardan sonra, bizi fitnelere
diJsurme! islamin zayif ve giJcsuz oldugu bu gijnlerde, sizin kiymetli varliginiz,
miJslumanlar icin buyiJk nTmettir. Allahij teala, selamet versin ve uzun omtirler ihsan
eyiesin! Vesselam."
1) Ahbar-iil-Ahyar; s.314
2) Medaric-iin-Nubuvve Mukaddimesi
3) Tarn Ylmihal Seadet-i Ebediyye; s . 240, 313, 380,
403,425, 660, 972
4) Et)i ' at-iil-Leme ' at
5) Merac-iil-Bahreyn
6) Herkese Lazym Olan Iman; s.ll5
7) Yslam Ahlaky; s . 277, 283, 306, 310
8) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l5, s.127
ABDULHAKTM ARVAST;
Ruh bilgilerinin, tasavvuf ilminin mlitehassisi, son asir alim ve velilerinden. 1865 (H.1281)'te
Van vilayetinin Ba§kale kasabasinda dogdu. 1943 (H.1362)'de Ankara'da vefat etti. Kabri,
Ankara yakinindaki Baglum kasabasindadir.
imam-i All Riza bin Musa Kazim soyundan olup seyyiddir. Hazret-i Ali'ye kadar biitlin
babalari alim ve veli idi. Bir90gu zamaninin kutbu, devrinin en bliyiik evliyasi ve rehberiydi.
Babasi Seyyid Mustafa, Seyyid Taha-i Hakkari'nin oglu Seyyid UbeyduUah'in halifesiydi.
Gordiigii kimsenin hangi namazi kilmadigini, AUahii tealanin ihsani ile yiizlinden anlardi.
Dinin emir ve yasaklarma baglilikta fevkalade titiz, din bilgilerini yaymada gayretli ve 90k
comertti. Alimlere, bilhassa on yedinci asirda Hindistan'm Siyalkut §elirinde Islam alemini
her yoniiyle i§iklandirmi§ olan Abdiilhakim Siyalkuti hazretlerine pek^ok muhabbeti vardi.
Bir oglu olursa ona Abdiilhakim ismini verecekti. Seyyid Mustafa Efendinin bir oglu oldugu
gece, Abdiilkadir Geylani hazretlerinin torunlarmdan biiyiik alim Seyyid Taha hazretlerinin
kii^iik biraderi Abdiilhakim Efendi kendisinde misafirdi. SeyyidMustafa Efendinin iQindeki
dilegine bu ilahi hikmet de eklenince, dogan ogluna Abdiilhakim ismini verdi.
Seyyid Abdiilhakim Arvasi ilk bilgileri babasmm yanmda ogrendi. Sonra Ba§kale'de ibtidai
ve rii§tiye mekteplerini bitirdi ve zaman ilim ve irfan merkezi olan Irak'm 9e§itli
§ehirlerinde, Miikiis kazasmda yiiksek alimlerden, Arap ve Pars dili ve edebiyati, mantik,
miinazara, kelam, ilahi ve tabii hikmet, fen ve matematik, tefsir, hadis, fikih ve tasavvuf
dersleri aldi. Nehri'de gordiigii bir riiya iizerine tahsiline daha biiyiik ehemmiyet verdi. Bu
riiyayi §6yle anlatmaktadir:
Nehri isimli kasabada din ve fen ilimleri uzerine tahsil goriiyordum. Ramazan ayini ailemle
birlikte geQirmek iizere memleketime dondiim. Henliz ilk mektep kitaplarini tahsil ettigim
zamanlardi. Ramazan ayinin on be§inci Sail gecesi, riiyada Allah'in Resullinii gordiim. Yiice
bir taht iizerinde risalet makaminda oturmu§Iardi. O'nun heybet ve celali kar§isinda deh§ete
dii§mu§, yere bakarken, arkamdan bir kimse yava§ yava§ sag tarafima yana§ti. Goz ucuyla
kendisine baktim. Kisaya yakin orta boylu, top sakalli, aydinlik alinli bir zat... Bu zat sag
kulagima i§itilmeyecek kadar hafif bir sesle, fikih ilminin hayz meselelerinden bir sual sordu:
"Hayz zamaninda bir kadinin, camiye girmesi uygun degilken, iki kapili bir caminin bir
kapisindan girip obiir kapisindan Qikmakta §er'an serbest midir?" Allah Resuliinun
heybetlerinden buzulmii§tum. Suali tekrar sormamasi i^in gayet yava§ca ve al^ak bir sesle;
"Dinin sahibi hazirdir, buradadir." diye cevap verdim. Maksadim, §eriat sahib inin huzurunda
kimsenin din meselelerine el atamayacagini anlatmakti. Resulullah efendimiz, ses
i§itilemeyecek bir mesafede bulunmalarina ragmen cevabimi duydular. Durmadan; "Cevap
veriniz!" diye iist iiste iki defa emir buyurdular.
Ertesi glin, ogle namazi vaktinde pederimin camiye geli§ yollari iizerinde durdum.
Kendilerine bir §eyi arzedecegimi hissederek yanima geldiler. Riiyami aniattim. Yiizlerine
biiyiik bir sevin? dalgasi yayilirken; "Seni miijdelerim! Alemin Fahri seni mezun ve din
bilgilerini teblige memur buyurdular. in§aallah alim olursun! Biitiin giiciinle 9ali§." diyerek
riiyami tabir etti. Bahama; "Kainatin efendisi huziirunda, bunca din meselesi dururken bana
hayz bahsinden sual aQiImasinin ve cevabinin tarafimdan verilmesi hakkindaki ResiiluIIah'in
emrinin hikmeti nedir?" diye sordum §u cevabi verdi:
"Hayz, fikih bilgilerinin en zoru oldugu i^in boyle bir sual, senin ileride din ilimleri
bakimindan 90k yiikselecegine i§arettir.
Bu riiyadan sonra, on sene miiddetle, Cuma gecelerinden ba§ka hi? bir geceyi yorgan altinda
geQirdigimi hatirlamiyorum. Sabahlara kadar dersle ugra§ip insanlik icabi uykuyu kitap
iizerinde ge^irdim. Insan giiciiniin iistiinde denilebilecek bir gayret ve istekle 9ali§tim.
Seyyid Abdiilhakim Arvasi hazretleri, ogrendigi fikih, tefsir gibi ilimlerin yaninda kendisini
manevi yoldan yeti§tirecek bir rehbere kavu§ma arzusu ile yaniyordu. Diger taraftan Seyyid
Taha-i Hakkari'nin halifesi Seyyid Fehim-i Arvasi, riiyasinda Allahii tealanin Resiiliinii gordii.
Peygamber efendimiz kendisine; "Abdiilhakim'in terbiyesini sana ismarladim." buyurmu§tu.
Nihayet Seyyid Abdiilhakim Arvasi hazretleri 1878 (H.1295) yilinda Seyyid Fehim-i Arvasi
hazretlerinin huziiruna kavu§tu ve hocasindan aldigi ilk emir, tovbe ve istihare oldu.
istiharede §6yle bir riiya gordii:
Seyyid Taha hazretleri, camide, talebesi Seyyid Fehim'e §u emri veriyordu: "Abdiilhakim'i al,
elbisesini soy, cevazimat-i hams 9e§melerinde kendi elinle tamamen yika! Sonra ikimize de
imam olsun!.. Seyyid Fehim hazretleri onu alip cevazimat-i hams 9e§melerinde yikiyor, da
elini onun omuzuna koyarak, sag ayagini kendisi i^in serilmi§ olan seccadeye birakiyordu.
Bu riiya onun talebelige kabiil edildigine dair gayet aQikti. Tabire muhtaQ kismi sadece
cevazimat-i hams tabiri idi. Cevazim cezm'in Qogulu olup kat'i, kesin demektir. Hams yani
be§ adedi ise alem-i emrin, latifenin tasfiyesine i§aret oldugu aQikti. Riiyanin ba§ka tabire
muhta9 olmayan aQikligi ayri bir ilahi liituf ve sonsuz bir ihsandi.
Seyyid Abdiilhakim Arvasi, gordiigii bu riiyanin tesiri ile biiyiik bir a§kla ilim tahsil edip,
ilimde ilerledigi gibi, Seyyid Fehim hazretlerinin sohbet ve tevecciihleri ile gonliinii
nurlandirdi. 1882 (H.1300)'de zahiri ilimlerde icazet aldiktan sonra, 1888 (H.1305)'de
tasavvufta Nak§ibendi yolundan icazet aldi. Ancak Nak§i tarikatinda H. 1000 tarihinden
sonrakiler ilk asirdakilere benzer olduguna dair i§aretler bulundugundan, Nak§ilikten mezun
olanlar, Kiibreviyye, Siihreverdiyye, Kadiriyye ve Ce§tiyye tarikatlerinden de mezun
sayiliyordu. Abdulhakim Arvasi hazretleri de mur§idi Seyyid Fehim hazretleri tarafindan
Nak§ibendi, Kadiri, Slihreverdi, Kiibrevi ve Ce§ti tarikatlerinden de icazet aldi.
Bundan sonra memleketi Arvas'a donen Abdulhakim Arvasi hazretlerinin burada biiyiik ilmi
faaliyetleri oldu. Bunu kendileri §6yle anlatmaktadir:
Memleketimizde, mevcut medreselerden ayri olarak, bana miras kalan mallardan bir medrese
yaptirdim. Mevcut kitaplara ilave suretiyle zengin bir kiitiiphane kurdum. Talebenin yiyecegi,
giyecegi, yatacagi, yakacagi tarafima ait olmak iizere de o medresede 29 yil ders okuttum.
BirQok alim ve fadil yeti§tirdim. Bunlari gonderdigim yerler adeta irfan nuruyla doldu. O
civarda medresemiz ilim feyziyle §6hret buldu. Valilerin, list kademedeki memurlarin,
bilhassa uzak yerlerdeki alimlerin bile ovgiiyle, sitayi§le bahsettikleri bir ilim merkezi oldu.
Medresemizden yeti§en ilim adamlarinin okumalarina mahsus kitaplari Istanbul'dan
getirtiyordum. Medresemin baglilari bu kitaplari a§iretler ve kabilelere gonderip onlari ilim
nuruyla aydinlatirlardi. Mezunlarimizdan bazilari vilayet, sancak ve kaza merkezlerinde miifti
olarak vazifelendirilirdi. i^lerinden muhtaQ olanlari ev e§yalarini tedarik ederek
evlendiriyordum. Iran'in sinir boyundaki halk bu ki§ilerin gayretleri sayesinde Siinnilikte
devam ediyorlar ve kendilerini gorenler, Islama bagliliklari kar§isinda hayrete du§uyorlardi.
Seyyid Abdulhakim Efendi, 1897 yilinda hac vazifesi ile Hicaz'a geldiginde once Medine'ye
gelip Peygamber efendimizin kabr-i §erifini ziyaret etti. Yaninda Haci Omer Efendi isimli
e§raftan bir zat vardi. Onunla beraber bir gece, miibarek Ravza'da ak§am namazindan sonra,
yuziinu saadet §ebekesine d6ndurmu§, son derece edeb ve hiirmet iQcrisinde beklerken, sag
tarafinda oturan Haci Omer Efendi kulagina egilip yava§9a:
"Refikam, §u anda oziir sahibidir. Peygamber Mescidini ziyarete gelemez. Bab-iis-Selam'dan
girerek Peygamber huzurunda bir selam verip, Bab-i Cibril'den Qikmasina §er'an miisade var
midir?" dedi.
Seyyid Abdulhakim hazretleri o anda 25 yil onceki riiyanin hatirina gelmesi ile korkuyla
sarsildi. Haci Omer Efendinin yiiziine bir daha bakti. Evet 25 yil once riiyasinda gordiigu
§ahis da bu §ahisti. Yavaf 9a:
"Bu sualin cevabina mezun olmak §6yle dursun, bilakis memurum!" buyurdu. Ancak riiyada
oldugu gibi ResuluUah efendimizin huzurunda bulundugundan cevap vermekte mazur
oldugunu bildirdi. Bab-i Rahme'den di§ari Qiktiktan sonra hem meseleyi cevaplandirdi ve hem
de riiyayi tafsilati ile anlatti.
§eyh Abdulhakim Efendi 1907'deki hacci sirasinda biiyiik evliya §eyh Ziya Masum'un yiiksek
iltifatlarina mazhar oldular. Birlikte veda tavafini yaparlarken §eyh Ziya Masum hazretleri
kendisine:
"Miir§idin Seyyid Fehim hazretleri tarafindan Nak§ibendi, Kadiri, Siihreverdi, Kiibrevi, ^e§ti
tarikatlerinden memur ve mezun oldugun gibi ilaveten sana Uveysilik yiiksek yolundan da
icazet verdim." buyurdular.
Seyyid Abdiilhakim Efendinin ikinci haccindan d6nii§iinden bir miiddet sonra doguda
kari§ikliklar ba§g6stermeye ba§ladi. 1914 yilinda Birinci Diinya harbinin baflarinda Rus
askeri Iran tarafindan gelerek Dogu Anadolu'yu i§gale ba§ladi. Bir taraftan da Ermenileri
silahlandirarak masum Tiirk halki iizerine ki§kirtiyorlardi. Bu acikli giinleri miibarek zat
§6yle nakletmektedir:
Hizla silahlanan Ermeniler, Miisliimanlarin mallarini yagma etmeye koyuldular. O sirada
bizim evimizi de tamamiyle yagmaladilar, soydular ve hiQbir §ey birakmadilar. Ki§in
ba§langici siralarmda, aile efradimiz, yakindaki dag ve koylere ka9ip siginmaktan ba§ka 9are
bulamadilar. On giin sonra AUahu tealanin liitfu ve inayeti ile kasaba geri alindi ve ailece
oraya donuldu. O ki§, malsiz ve imkansiz olarak gunii giinune ya§adik ve bin zorlukla bahara
girdik. Mayis ayinda du§man kasabamiza bir saatlik mesafeye yakla§tigindan hiikumet tahliye
emrini verdi. Tekrar daglara ve QoUere d6§tuk. Evlerimizi, Qar^ilarimizi, medreselerimizi,
camilerimizi tamamiyle yakip kiil ettiklerini haber aldik. Bu vaziyetten sonra bize hicret yolu
goriindu. Du§man istilasina devam ederek Van, §afak ve Nurduz'u ele geQirmi§ti. Keldani
a§iretleri ile Ermeniler dlinyanin yaratili§indan beri goriilmedik zullim ve vah§ete yol
a^iyorlardi. Hicret edenlere Masiru adindaki bir dereden yol bulup gitmekten ba§ka ^are
kalmami§ti. Bu istikamete yol veren bir derenin iki yanindaki diizlukte QOgu kadin ve
Qocuktan ibaret olan birka? bin niifus daglara siginmi§ti. Zira eli silah tutanlarin hemen hepsi
Erzurum taraflarinda ve cephede bulunuyorlardi. Tamamen miidafaasiz kimselerden meydana
gelen goQ toplulugu bir ana-baba giinii manzarasiyla yol aliyordu. Ermeni fedaileri ise
Nurduz'dan beri bu peri§an muhacirleri takip ediyor, geuQ kiz ve kadinlari esir edip goturiiyor,
biiyiik bir kismini §ehid ediyor, kalanlari tekrar takibe koyuluyordu. Zaho'nun dag ve
QoIIerinde muhacirlerin yiizde yetmi§i a^Iiktan can verip ve hatta hayvanlara ve ku§Iara yem
oldular. Memleketinde hanedan seviyesinde ve zengin olanlar hicrette mahv ve peri§an
oldular.
Bizimie beraber yirmi dokuz koyiin ihtiyarlari, kadinlari ve 90cuklari issiz 96I ve daglarda
elimize ne ge^erse yiyip bin tiirlii me§akkat ve zahmetle sene Haziranin birinci gecesi
Ravandiz'a girdik. Memleketimiz soguk ikiimlerden oldugu halde Ravandiz gibi harareti 45
dereceden ziyade bir yerde 90 giin oturduk. Eyiiiliin ikinci giinii Erbil'e QOgumuz hasta olarak
girdik. Karde§im Seyyid Ibrahim Efendiyi kara toprakta Allah'in rahmetine biraktigimiz gibi,
§eyhler hanedani adini alan 9 erkek karde§i ve 4 amcamin kiz ve erkek degerii fertlerini Erbil
ve civarinda topraga verdik. Ekim ayinin dokuzuncu giinii Musul'a vardik. Burada me§hur
Celilizadelerin ya§ bakimindan biiyiigii bulunan Haci Emin Efendi tarafindan vaktin
rayicine gore, aylik otuz altin lira kirasi olan yirmi odali, harem ve selamlik daireleri, bedelsiz
olarak bize ihsan edildi.
Burada on sekiz ay kadar oturduktan sonra, ayrilmak iizere veda ederken, gonliimiizii ho§
ederek; "Bu evde kirk sene otursaydmiz, yine kira almazdim." dedi. Allahii teala kendisinden
razi olsun.
Devamli olarak, Bagdat'ta Gavs-i azam Abdiilkadir Geylani hazretlerinin tiirbesi civarmda
oturup orasmi vatan edinmek arzusunda bulundumsa da, civarlarda Ingiliz muharebeleri pek
§iddetlenmi§ bulundugundan, ge^ici olarak, yine MusuI'da kaldik. Daha sonra niifusumuz yiiz
elli iken ancak altmi§ alti niifusia, 96I ve sahralari, Allah'm yardimiyla a§arak Adana'ya
geldik. Adana'da 9e§itli hastaliklar sebebiyle defn ettigimiz niifustan kalan 20 ki§i ile
Eski§ehir'e geldik. Bunlardan bir kismi Konya'da kaldilar. Ge^im darligmdan biiyiik sikmti
i^inde ya§adilar. Biz ise 1918 senesinin Nisan ayi ortalarmda Istanbul'a geldik. Dahiliye
Nezareti (i9i§leri Bakanligi) miiste§ari olup sonra Evkaf Naziri olan ulemadan Hayri Efendi
tarafmdan, §u anda saglik ocagi olarak kuUanilan Eyyiib Sultan Yazili Medresede
yerle§tirildik. Dagilmi§ aile efradimi, Allah'm inayeti ile orada toplamaya muvaffak oldum.
istanbul'a bu siiretle sevk-i ilahi ile geldik. YoUarda goriilen me§akkat ve sikmtilar son buldu.
Seyyid Abdiilhakim Arvasi hazretleri daha sonra Giimii§suyu Tepesindeki Ka§gari
Dergahmm §eyhligi, imamligi ve vaizligi ile vazifelendirildi. Bu arada 5 Agustos 1919'da
Sultan Vahideddin Han tarafmdan Siileymaniye Medresesine tasavvuf miiderrisi (ordinaryiis
profesorii) olarak da tayin edildi. Boylece hem 9e§itli camilerde vaz ederek ve hem de
iiniversitede hoca olarak islamiyeti yaymaya, din dii§manlarmi susturmaya ve sindirmeye
ba§ladi.
Seyyid Abdiilhakim Efendi din bilgilerinde ve tasavvufun ince bilgilerinde 90k derin idi.
Universite mensuplari, fen ve devlet adamlari, Qozulemez sandiklari guQ bilgileri sormaya
gelir, sohbetinde, dersinde bir saat kadar oturunca, cevabini alir, sormaya luzum kalmadan, o
bilgi ile doymu§ olarak geri donerdi. Teveccuhunu, sevgisini kazananlar, sayisiz kerametler
goriirdu. Cok miitevazi, pek alQak goniillu idi. Ben dedigi hi9 i§itilmemi§ti. Islam alimlerinin
adi ge^tigi zaman:
"Bizler o biiyiiklerin yanmda hazir olsak sorulmayiz, gaib olsak aranmayiz." ve;"Bizler o
biiyiiklerin yazilarmi anlayamayiz. Ancak bereketlenmek i^in okuruz." buyururdu. Halbuki
kendisi bu bilgilerin mlitehassisi idi.
Sultan Vahideddin Han kendilerini 90k sever, takdir ederdi ve dualarmi isterdi. Nitekim
Abdiilhakim Efendi hazretleri §6yle anlatti:
Memleketin i§gal altmda bulundugu ve kurtulu§ sava§mm ba§Iadigi giinlerdi. Be§ikta§'ta
Sinanpa§a Camiinde vaz edip Qikiyordum. Kapi oniinde duran bir saray arabasmdan, kibar bir
bey inip; "EI melikii yakraiikesselam ve yed'uke iletta'am." yani "Sultan sana selam ediyor ve
seni iftara Qagiriyor." dedi. Araba ile saraya gittik. Istanbul'un se9ilmi§ vaizleri, imamlari
9agirilmi§ti. Yemekten sonra ser miisahib geldi. Sultanm selami var. Hepinizden rica ediyor.
Anadolu'da kafirlerle 9arpi§an kuvay-i milliyenin galib gelmesi iQin dua etmenizi ve
Anadolu'daki miicahidlere para ve dua ile yardim etmeleri, eli silah tutanlarm onlara
katilmalari iQin milleti te§vik etmenizi rica ediyor, dedi. Bu emir iizerine 90k kimseyi
Anadolu'ya gonderdim. ^ok yardim yapilmasma sebeb oldum.
Bir defasmda da Sultan Vahideddin Han, Ramazan-i §erif aymda Hirka-i seadetin bulundugu
odayi ziyaret edecekti. Seyyid Abdiilhakim Efendi'yi de davet etti. Diger ileri gelen devlet
adamlari ve din adamlari da oradaydi. Bu vakanin devamini hizmetlerini goren §akir Efendi
§6yle nakletmektedir:
Sultan tam Hirka-i seadetin bulundugu odanin kapisina gelince, Abdiilhakim Efendi
nerededir? diye sordu. Oradaki kalabalik birbirlerine baki§tilar. O isimde birisini
tanimiyorlardi. Arkaya dogru haber verdiler. Efendi hazretleri, benim ismim Abdiilhakim'dir
deyince, sultan sizi istiyor deyip, hemen yol a^tilar. Sultan kendilerini bekleyip yanyana biri
diinya, biri ahiret sultani olarak, SuItanii'I-enbiya Peygamber efendimizin seadetii hirkalarinin
bulundugu odaya girdiler. Beraberce ziyaret ettiler. ^ikinca Sultan bereket sayarak orada
olanlara hirer mendil, ona ise iki mendil hediye etmi§Ier. Ben di§ kapida Efendi'yi
bekliyordum. Geldiler ve ziyaretlerini aniattilar. "Sultan herkese bir mendil verdi, bana iki
tane verdi. Birisi senindir." deyip birini bana verdiler.
Abdiilhakim Arvasi hazretleri siyasete hi9 kari§mami§, siyasi firkalara baglanmami§tir.
Boliicuhige kar§iydi. Talebeleri kendisine tekkelerin kapatilmasi ile ilgili olarak
sorduklarinda:
"Hiikiimet, tekkeleri degil, bo§ mekanlari kapatti. Onlar kendi kendilerini Qoktan
kapatmi§Iardi." demi§tir. Bu muazzam g6ru§, giinlerin umumi manada tekke ve dergah
tipine ait te§hislerin en giizelidir.
Kanunlara uymakta 90k titiz davranir, konu§maIarinda da bunu tavsiye ederdi.
Abdiilhakim Efendinin yemesi, i9mesi, yatmasi, kalkmasi, konu§masi, susmasi, giilmesi,
aglamasi hep Islamiyete ve ResiiluIIah efendimizin haline uygundu. Onun yemesini goren
sanki adet yerini bulsun diye yiyor zannederdi. Az yer, lokmalari kii9iik alir ve yava§ yerdi.
Yakinlari onu otuz senedir kayliile yaparken veya yatarken bir defa olsun sirt iistii veya sol
tarafina doniip yatmadigini s6ylemi§lerdir. Hep sag yam iizerine yatar, sag elinin i9ini sag
yanagi altina koyar, oyle yatardi. Her hali istikamet iizere idi. "Istikamet yani Allahii tealanin
begendigi dogru yol iizere olmak kerametin iistiindedir." soziinii sik sik tekrar ederdi.
Talebelerinden bazilari o ilim deryasi biiyiik veliden §u sozleri ve menkibeleri
nakletmi§lerdir.
Her vesile ile sohbetlerinde namazdan bahsederlerdi. "Namaz, aman namaz, nerede ve ne §art
altinda olursa olsun mutlaka namaz kilin." buyururdu.
Yine buyurdu: "Bir vakit namazimi kaybetmektense, diinyalari kaybetmeyi tercih ederim."
Talebelerinden birisi edeb hakkinda sordugunda;
"Edeb hududa, sinirlara riayet etmek onu ta§mamaktir. En biiyiik edeb ise ilahi hudiidu
muhafazadir, gozetmektir." buyurdu.
Talebelerinden birisi diinya sikintilarindan bahsediyordu. Anlatmasi bittikten sonra;
"AUahii tealaya inanan ve giivenen kimse neden mahrumdur. AUah'tan mahrum olan ise neye
maliktir." buyurdu.
Bir giin sed kenarinda hasir koltuklarinda Istanbul'a dogru bakarlarken yanindakilere donerek;
"§u Istanbul ne garip belde! Insan miimin olmak i^in de, kafir olmak i^in de burada her
vasitayi, her imkani bulabilir." buyurdu.
Bir giin bir derslerinde §6yle buyurdular:
"Bizim meclisimizde bulunanlar, siikiit i^inde otursalar ve siikiittan ba§ka bir §ey gormeseler
bile, din bahsinde alim geQinenlerin hatalarini ke§federler, bir bir Qikarirlar."
Kapali9ar§i'dan geQerken kar§ilarina tanidiklari bir diikkanci Qikti. Adam hal hatir faslmdan
sonra; "Efendim. Dua edin de AUahii teala iimmet-i Muhammed'i kurtarsm." deyince, o da
cevaben:
"Siz bana o iimmeti gosterin. Ben de kurtuldugunu haber vereyim. Hani nerede o iimmet!"
buyurdu.
Talebelerinden Hafiz Hiiseyin Efendi anlatir:
Tahsilimi Istanbul'da yaptim. Arabi ve Farisi'yi iyi bilirdim. Her toplulukta soz sahibiydim.
Bir giin beni Abdiilhakim Arvasi hazretlerine gotiirdiiler. Maksadim orada da soz sahibi
olmakti. Kendisine 90k yakm bir sandalyeye oturdum. Sohbete ba§ladi. Hemen sonra
sandalyede oturmaktan haya edip, yere indim. Sohbette, hi9 bilmedigim, duymadigim §eyleri
anlatiyordu. Yakmmda yere oturmaktan da haya edip biraz geri ^ekildim. Biraz daha biraz
daha derken nihayet kendimi kapmm oniinde buldum. Nerede ise kapidan di§ari Qikacak hale
gelmi§tim. Ben yiUarca §eyhlik postunda oturmu§ talebeleri olan biriydim. Seyyid
Abdiilhakim'i goriince ancak talebe olacagimi anladim ve talebelerime:
"Seyyid Abdiilhakim Efendiyi goriince, taniymca §eyhligin ne oldugunu anladim, etegine
yapi§maktan ba§ka i§im kalmadi." dedim. O biiyiik zata talebe olmakla §ereflendim.
Otuz yil boyunca yanmdan ayrilmayan yakmi §akir Efendi anlatir:
Bir sabah dergahin mescidinde namaz kiliyorduk. Efendi ile ikimizdik. Her zamanki gibi beni
imam yaptilar. Mescidin giri§ kismi ba§tan ba§a camekan oldugundan giri§teki sofa §eklinde
oturma yerinden mescidin IqI apaQik goriiliirdii. Biz namaza hazirlanirken zevcem de gelip
sofa kisminda Qaylarimizi hazirlamaya koyulmu§tu. Namaz ve dua bitince, sofaya gcQtik.
Gordiik ki semaverin etrafinda iki 9ay bardagi yerine bir siirii bardak. Zevceme, bu kadar
bardaga liizum olmadigini soyleyip, ni^in ikiden 90k bardak getirdin, deyince, §u cevabi
aldim: "Hayret! Arkanizda biiyiik bir cemaat vardi. §imdi dagilmi§."
Yine §akir Efendi naklediyor:
izmir'de Hisar Camiindeydik. Huzurlarina on iki ya§inda bir Qocuk getirdiler. (^ocuk dilsizdi.
Anne ve baba Qocuklarini kapmi§, haberini aldiklari bu AUah'in sevgili veil kulunun huzuruna
dua etmesi iQin getirmi§lerdi. Cocuk yiiruyiip geldi. EUerini optii. Abdiilhakim Efendi
hazretleri Qocuga kisa bir nazar etti ve; "Oglum ismin nedir?" diye sordu. ^ocuk birden cevap
verdi: "Ahmed!" Anne ve baba 90cuklarinin konu§tugunu goriip, hayretler i9inde sevin9
g6zya§lari doktiiler.
Talebelerinden llyas Efendi anlatir:
Bir giin ya§Ii bir kadin marangoz dukkanima gelip; "Bir odali evim var. Ikinci bir oda
yaptiriyorum. Kiraya verip onunia geQinecegim. Bedelini kira parasindan vermek iizere, bana
bir kapi ve pencere yapar misin?" dedi. Yarin gel, konu§uruz dedim. Maksadim, Seyyid
Abdiilhakim Efendi'ye gidip dani§makti. Ikindi vakti dergahlarina gittim. Halimi sordular.
"Mu§teri geliyor mu?" dediler. "Geliyor." dedim. Fakat sormak iQin gittigim kadmi
unutmu§tum. "Sipari§ veren oluyor mu?" dediler. "Bugiin yok." dedim. "Kadm mu§terileriniz
oluyor mu?" buyurdular. Gene hatirlamadim. Bunun iizerine; "Bugiin gelen kadmm i§ini
gor!" buyurdular. Ancak o zaman hatirlayabildim.
Bir giin Bayezid Camiinde vaz verirlerken konu ile hi? ilgisi olmadigi halde; "Sizden biriniz,
eve gidip, Qocugunu Qatiya kiremitler iizerine 9ikmi§, giivercin kovalar goriirse, bagirmadan,
giizellikle, yavrum bak sana neler getirdim, §eker aldim, desin, onu tutup i^eri aldiktan sonra
azarlasm." buyurdu. Vazi dinleyen Akhisarli bir zat iQinden §imdi bunun da ne ilgisi var diye
ge^irdi. Vazdan sonra evine gidince bakti ki Qocugu evin damma 9ikmi§, kiremitler iizerinde
giivercin yakalamak pe§inde, nerede ise kenardan dii§ecek halde. Cocuk kii^iik olup ii^-dort
ya§mdaydi. Hemen Abdiilhakim Efendinin nasihatlerini hatirladi ve oyle yapti. ^ocuk
dii§mekten kurtuldu.
Seyyid Abdiilhakim Arvasi'nin uzun yillar hizmetinde bulunan Kayserili pamuk tiiccari
Abdiilkadir Bey §6yle antalir:
Bir yaz giiniiydii. Abdiilhakim Efendi ile Eyyiib Camiinde ogle namazmi kildik. Sonra
hazret-i Ebii Eyyiib-i Ensari'nin tiirbesine girdik. Ba§ka kimse yoktu. Sandukanm ayak
ucunda, yanyana diz iistiinde oturduk. "Yanima sokul, gozlerini kapa." buyurdu. Gozlerimi
kapayinca hazret-i Ebii Eyyiib Ensari hazretlerini ayakta duruyor gordiim. Yanimiza geldi.
Uzun boylu, iri yapili, seyrek sakalliydi. Elini optiim. Ikisi yava§ sesle konu§tuIar. Ben
i§itmiyordum. Edeple seyrediyordum. "Goziinii aq." dedi. A^tim. Ikimiz sandukanm yanmda
oturuyoruz gordiim. Sokaga Qiktik. Ikindi okunuyordu. "Ne gordiin?" dedi. Aniattim. "Ben
hayatta iken kimseye soyleme." dedi. Bunu vefatmdan yirmi dort sene sonra aniatiyorum.
Necib Fazil Kisakiirek anlatir:
Sene 1941... Almanlar smirimizda. Ben, bir gazetede Qikan yazilarimda da iistiine bastigim
gibi, ikinci Diinya Harbine girmemizin bir an meselesi olduguna kaniim. Bu meseleyi
huziirlarmda savunuyorum. Liitfen dinliyorlar. Etraflarmda yakmlarmdan birka? ki§i ve
avukat Mahmiid Veziroglu isminde kendisini sevenlerden bir zat... Harbe siiriiklenmek
mecbiiriyetimizi riyazi bir vakia halinde gosteriyor ve aniatiyorum. Sonuna kadar dinledikten
sonra buyurdular ki: "Harbe girilmez. Yalniz Birinci Cihan Harbinde oldugu gibi pahalilik
olmasa, vesika usiilii Qikmasa." Buyurduklari gibi oldu. Harbe girmedik. Fakat pahalilik,
vesika usiilii milleti kavurdu. Mahmiid Bey, bana bu kerameti sik sik tekrar eder ve; "Miithi§,
miithi§!.. herkes harbi beklerken; "Harbe girilmez." ve kimse vesika usiiliinii beklemezken "O
olacak." buyurmalari biiyiik keramet." derdi.
Faruk Bey anlatir:
Bundan yiUarca evvel, oglum Nevzad, o zamanlar oturdugumuz apartman katinin
balkonundan a§agiya, beton bir zemin iizerine dii§tii. ^ocugu koma halinde bir hastahaneye
dar attik. Ayildi. Fakat akli melekelerini kaybetmi§ haldeydi. Istanbul'a gotiirdiik. Biitiin
miitehassis sinir ve akil doktorlarina gosterdik. Hemen hepsi iimit goremediklerini soylediler.
Bir rum doktor erken bunama te§hisini koydu ve §ifasi yok hukmlinu basti. Biilug Qagindaki
90cugumu, biiyiik amcasi Abdulhakim Efendinin koUarina teslim ettim. ^ocuk tekkede kirk
gun kaldi. Bu muddet iQinde, onu nazarlarindan ayirmadilar. Sadece; "Mahzunum,
mahzunum!" diye i9lenerek i§i, AUahii tealaya havale ettiler. Kirk giin sonra Nevzad, hi9 bir
zaman sahib olmadigi maddi ve manevi bir sihhate kavu§tu. Hukuk Fakiiltesini bitirdi. Uzun
yillar DSl'de avukatlik yapti, oradan emekli oldu. Abdiilhakim Efendi, biraderzadeleri olan
Faruk I§ik Efendiyi 90k severdi. Birisini medhetmek isteseydi; "Faruk hariQ hepimizden
iyidir." derdi. Kabri, Abdulhakim Arvasi'nin ayak ucundadir.
Bayezid Camiinde; Erzincan zelzele felaketinden bir hafta kadar once: "Allahii teala, zinanin
a§ikar oldugu yerlere zelzele ile ceza verir. Erzincan gibi." buyurmu§Iar. Kimse esnada bu
manayi anlayamami§, ama bir hafta sonra, duyanlar bu biiyiik bir kerametti, aniayamadik
demi§Ierdir.
Talebelerinden Tahir Efendi anlatir:
Abdiilhakim Efendi hazretleri buyurdular ki: "Evliyanm huziiruna dolu giden bo§, bo§ giden
dolu doner."
Bir giin bana; "Tahir Efendi, evinde kitap kalmasin, kitaplari evden Qikar, ba§kalarina ver."
buyurdular. Eve gittim. Kiymetli kitaplarima kiyamadim. Emirleri yerine gelsin diye, birka?
kitap verdim. Yatsidan sonra yattim. Abdiilhakim Efendiyi gordiim. "Tahir, kitaplari evden
Qikardin mi?" buyurdular. Kalktim. Abdest aldim. Iki rekat namaz kildim. Yine yattim. Daha
uyuyamami§tim. Abdiilhakim Efendi geldi. "Hala kitaplari evde mi sakliyorsun?" buyurup,
celallendi. Korktum. Hemen kalkip, biitiin kitaplarimi evden Qikardim. Geldim yattim. Ancak
uyuyabildim. Sonradan anladim ki, bizi terbiye etmek iQin, kitaplardan uzakla§tirip, bende
olanlari alip, kendinde olanlari bize vermek iQin bu yolu seQmi§Ierdi.
Ne zaman Abdiilhakim Efendi hazretlerine gitsem, Ziya Bey yaninda otururdu. Ziya Beye bir
kitap verir, okuturlar ve izah ederlerdi. Bir giin yine oyle bir sohbette, Ziya Beye kitap
okutup, kendileri izah ediyordu. l^imden, benim Arabi ve Farisim Ziya Beyden iyidir. Ni^in
hep ona okuturlar da, bana hi9 okutmazlar diye gCQti. O gece riiyada Abdiilhakim Efendinin
huziirunda idim. Gene Ziya Beye bir kitap vermi§Ier, okutuyorlardi. Ama Ziya Beyi sarikli,
alim kiyafetinde gordiim. Abdiilhakim Efendi, Ziya Beyi bana gosterip; "Biz, bo§una emek
vermeyiz." buyurdular. Uyaninca dii§iinceme 90k pi§man oldum.
Bir giin Abdiilhakim Efendiye gidiyordum. Yolda, kendi kendime, Abdiilhakim Efendiye arz
edeyim, eviiyalikta yiikselmek biiyiik i§, bizim kii^iik gayretimizle elde edilmez, himmet
buyursunlar tevecciih eyiesinler de, yiiksek makamlara beni kavu§tursunlar diye
dii§iiniiyordum. Vardim. Bah^ed yalniz oturuyorlardi. Selaam verip ellerini optiim. Yiiziime
bakip; "Tahir, §u aga? ne agacidir?" buyurdu. "Manolya" dedim. "§u nedir?" buyurdu. "Giil"
dedim. "Ya Tahir! Bunlarin suyu bir, havasi bir, topragi bir de, ni^in boylari farklidir? Mesela
§u 9imene ne yapilsa giil agaci olabilir mi, giil de, manolya kadar biiyiir mii?" buyurdu. "Hayir
efendim." dedim. "Demek ki, farklilik istidadlarindan kabiliyetten geliyor. Ve demek ki, ^im;
ot, giil gibi, giil de manolya gibi olmaz!" buyurup telcrar bana baktilar. "Kusurumu bagi§Iayin
efendim." dedim.
Bitlis yolunda bir gen?, ki§in tipiye tutulup, yolunu kaybeder. Helak olacak halde iken; "Ya
Rabbi! Zamanimizin kutbunu imdadima yeti§tir!" diye yalvarir. Hemen siyah sakalli birisi
zuhiir eder, atin dizginlerini tutup, istikamet verir ve; "Boyle git, §ehre varirsin!" buyurur.
GenQ, gaybdan gelip kendisine yol gosteren zatin §emaline diidcat eder. Otuz sene sonra,
Bayezid Camiinde, tesadiifen vazinda bulunur. Ben bu §eyhi bir yerden taniyacagim diye
dii§iiniir. Vazdan sonra Qikarlarken, Abdiilhakim Efendinin yanina yakla§ir, daha
konu§madan, Abdiilhakim Efendi; "Bitlis'teki tipi firtinasini mi hatirladin?" diye kulagina
hafif9e soyler. G6zya§larini tutamayip, eline sarilir, oper... oper.
Seyyid Abdulhakim Efendi, kendisini candan seven ve tibbiyede okuyan bir talebesinden
eczaciligi se^mesini istedi. Talebe tibbiyede sinifin birincisiydi. Ancak anne ve teyzesi ise
onun Eczaciliga geQme istegine §iddetle kar§i Qikarlardi. Boyle bir §eye te§ebbus ettigi
takdirde haklarini helal etmeyeceklerini bildirdiler. Gen9 biiyiik bir iizuntu iQerisinde Fatih
Camii aviusuna geldi. Na yapacagini bilmez bir haldeydi. Bir tarafta annesi diger tarafta ise
canindan 90k sevdigi hocasi. Aniden aklina gelen bir du§unceyle cami aviusuna girecek ilk
ki§iyle isti§are etmeye karar verdi. Nitekim biraz sonra cami aviusuna giren zatin yanina
yakla§arak; "Efendim size bir §ey dani§mak istiyorum." dedi. Buyurun sizi dinliyorum demesi
iizerine; "Ben tibbiyede talebeyim. Hocam tibbiyeyi birakip eczaciligi seQmemi istiyorlar.
Annem ve teyzem ise §iddetle kar§i Qikarak haklarini helal etmeyeceklerini soylediler. Ne
yapayim?" O zat; "Senin hocan kim evladim?" deyince, "Seyyid Abdulhakim Arvasi
hazretleri." cevabini verdi. Bu soz iizerine zat; "EvIadim senin hocan oyle bir kimsedir ki,
bin ana feda olsun. Hiq du§unmeden soziinii tut!" dedi. Talebe bu soz iizerine derhal
eczaciliga kaydini yaptirdi. Daha sonra me§veret ettigi zatin yine Abdulhakim Efendi
hazretlerinin talebelerinden Cevat Bey oldugunu ogrendi. Hocasinin bereketi ile daha sonra
anne ve teyzesi de haklarini helal ettiler.
Di§ hekimi emekli albay Sabri Bey anlatir: Abdulhakim Efendi, arada bir bana, teyemmiim
nasil yapilir diye gostererek ogretirdi. Kendi kendime, §imdi su olmayan yer yok, acaba neden
bu kadar teyemmiim iizerinde duruyor derdim. Vefatindan otuz sene sonra, ellerimde yara
9ikti. Hatta bir ba§parmagimi kestiler. Doktorlar ellerine su vurmayacaksin dediler. U9 sene
teyemmiimie yani onlarin gosterdigi §ekilde teyemmiim ederek namaz kilmak zorunda
kaldim.
Buyurdular ki:
Kur'an-i kerim §ifadir. Fakat §ifa, suyun geldigi boruya tabidir. Pis borudan §ifa gelmez.
Ger^ek keramet, kerametin gizlenmesidir. Bunun di§inda goriinenler, velinin irade ve ihtiyari
ile degildir. llahi hikmet oyle gerektiriyor demektir.
Allahii teala sirrini eminine verir. Bilen soylemez, soyleyen bilmez.
Ahmaklik, hatada israr etmektir.
Hak'tan ve Hak yolundan ba§ka her ne dii§iiniiliirse, hepsi ayrilik ve peri§anlik yoludur.
Din bilgileri, diinyada ve ahirette, huziiru, seadeti kazandiran bilgilerdir.
Biitiin iistiinliikler, faydali §eyler, Islamiyetin i^indedir.
Hakk'i sevmedik^e, Hak tealayi hakim bilip, ona kulluk etmedik^e, insanlar birbiri ile
sevi§emez.
Kavu§tugunuz her nimet; hep hakka imanin hasil ettigi karde§Iigin neticesi ve Allahii tealanin
ihsanidir.
Temiz ve yeni elbise giyiniz. Gittiginiz yerlerde, ahlakinizia, sozlerinizle, giyini§inizle
islamin vekarini, kiymetini gosteriniz.
Gordiigiiniiz her musibet ve felaket, kizginligin, zuliim ve haksizlik etmenin cezasidir.
Be§eriyet ne kadar ugra§irsa ugra§sin, sevip sevilmedik^e; izdirap ve felaketten kurtulamaz.
Allahii teala diledigini yapar. Ister sebepli ister sebepsiz, diledigi gibi azap veya liitfeder.
Giizel ve dogru onun diledigidir.
Allahii teala bize fadli, ihsani ile tecelli etsin; bizi fadli ile korusun! Adliyle tecelli ederse.
yanariz.
Riya olmasin diye cemaatten kaQanlar ayri bir riya iQindedirler.
Buyiiklerin sozii, sozlerin buyiigiidur.
ilim cehli izale eder, yok eder, ahmakligi degil.
Cemiyetteki ruh hastaliklarinin sebebi, iman eksikligidir.
Dini diinya Qikarlarina alet eden yobazlara kar§i Eyyub Sultan, Fatih, Bayezid, Bakirkoy,
Kadikoy ve Beyoglu Aga Camii kursilerindeki konu§malari, bunlarin iftiralarina sebeb oldu.
Bunlarin tahriki ile Eyllil 1943'te tutuklanarak Istanbul'dan Izmir'e goturiildu. Bir muddet
Meserret otelinde sonra bir evde polis nezaretinde kaldi. Yakinlari, kendilerinin Bursa'ya
nakli veya istanbul'a iadesi iQin birkaQ defa te§ebbuse gCQtilerse de her defasinda red cevabini
aldilar. Nihayet Ankara'ya nakline miisade Qikti. Bu karar iizerine Ankara'da Haci Bayram-i
Veil civarinda, biraderinin oglu Seyyid Faruk Ifik'in evine geldiler. Bu sirada hasta
olduklarindan Faruk I§ik Bey'in evinde on sekiz gun hasta yattiktan sonra 27 Kasim 1943
(H.1362)'te vefat ettiler. Vefat aninda hafif bir zelzele oldu.
Ankara hi? sevmedikleri bir yerdi. Bu sebeple yakinlari miibarek na§in Istanbul'a nakli i^in
resmi makamlara ba§vurdular. Ancak kabul edilmedi. §ehrin belediye sinirlari i^inde
olenlerin asri mezarliga gomulmesi §arti da vardi. Bu yiizden herkes eli kolu bagli mahzun ve
iizgiin bir durumda bulunuyordu. ^unkii kendileri bu mezarliga defnedilmeyi istemiyorlardi.
O sirada evin ah§ap kapisi Qalindi. Kapida kim oldugu, nereden geldigi belli olmayan ak
sakalli bir adam:
"Ankara civarinda Baglum isimli bir koy vardir. Oraya goturiiniiz, kendilerine uygun yer
orasidir." dedikten sonra doniip gitti. MeQhul adamin arkasindan ko§tularsa da sanki sir oldu
ve ortadan kayboldu.
KeQioren'de damadi Ibrahim Arvas Beyin evinde gasl, techiz, tekfln ve namazi eda edildikten
sonra Ankara'nin kuzeyinde ve 24 km mesafede bulunan Baglum'a getirilerek defnedildi.
Telkinini kimin verecegi, oglu faziletli Ahmed Mekki Efendiye sorulunca; "Babam Hilmi'yi
90k severdi. Onun sesini iyi tanir. Telkinini Hilmi versin." buyurdu. Boylece telkin vermek ve
kabr-i §erifine girmek vazifeleri talebesi Hiiseyin Hilmi Beye nasib oldu.
Aglasin kan aglasin her musluman
QiJnki, Seyyid AbdiJIhakim terk etti can
Alim u amil, veliyy-i kamil idi.
Zatina mevdu' idi sirr-i nihan.
Baglum nahiyesi eskiden beri sel, yagmur, dolu gibi afetlerin eksik olmadigi bir yerdi. Ancak
Baglum halki Seyyid Abdiilhakim Arvasi hazretleri buraya defn olunduktan sonra hi9 afet
gormediklerini beyan etmi§lerdir.
Seyyid Abdiilhakim Efendinin; Sahabe-i Kiram ve Islam Hukuku Erriyaz-ut-Tesavvufiyye
isimli eserleri mevcuttur. Ayrica talebelerine gonderdigi risale biiyuklugunde pek 90k
mektuplari vardir. Arabi, Farisi ve Turk9e §iirler yazmi§tir.
Abdiilhakim Efendi'nin 119 oglu ve iki kizi vardi. OguUarindan Enver Bey hicret esnasinda
1918'de Eski§ehir'de vefat etti. Ikinci oglu faziletli Ahmed Mekki U9i§ikEfendi Istanbul'da
Kadikoy miiftiliginde bulunmu§tur. 1967'de Istanbul'da vefat etmi§ olup kabri Baglum
kabristanindadir. ii9iincii oglu Miinir Efendi, Istanbul belediyesinde uzun sender 9ali§mi§,
dogrulugu, 9ali§kanligi, giizel ahlaki ile etrafinin saygisini ve sevgisini toplami§tir. 1979'da
vefat etti. Kabri Baglum' dadir.
Kizlarindan §efia Hanim da hicret sirasinda Musul'da vefat etmi§tir. Diger kizi Maide hanim
hayattadir. (1992)
AMELiYAT OLMADI AMA...
Sevdigi kimselerden, Sabri Bey var idi ki,
da su hadiseyi, aniatir bizatihT:
Bir gun rahatsizlandim ve gittim hastaneye,
Apandisit teshTsi, kondu muayenede.
Bayram oldugu icin, yapmayip ameliyat,
Bir baska hastaneye, sevkettiler o saat.
Cikip, o hastaneye, gitmeden daha once,
Efendi'ye ugrayip, haber verdim hemence.
Ellerini operek, oturunca, o derhal,
Bana; "Sen hasta misin?" diyerek etti sual.
"Evet." deyip gosterdim, o agrinin yerini.
Tarn onun uzerine, dokundurdu elini.
"Burasi mi?" diyerek, o yeri ovdu biraz,
Onun bereketiyle, gitti benden o maraz.
0, mubarek elini, dokununca o yere,
Apandisit agrisi, kayboldu birden bire.
Kirk bes sene oluyor, o gunden Ttibaren,
Apandisit agrisi, gormedim bir daha ben.
BUTUN BUNLARA RAGMEN
Sevdiklerinden biri, bir gun huzurlarina,
Gelerek su sekilde, bir sua! sordu ona:
"Seyyid Abduikadir-i GeylanT mi yuksektir,
imam-i RabbanT mi, merak eder bu fakTr?"
AbdulhakTm Efendi, cevaben o kimseye,
Basladi Abdulkadir GeylanT'yi ovmeye.
Buyurdu: "Gavsul azam, idi ki bu buyuk zat,
Aninda yetisirdi, istese her kim imdat.
Oyle cok kerameti, vardi ki onun hatta,
Duasiyle oluyu, d5ndururdu hayata.
Kendi zamanindaki, bilcumle eviiyanin,
Fevkinde bulundugu, kesin idi bu zatin.
Ve kiyamete kadar, her VelT'ye feyiz, nur,
Onun vasitasiyle, erisir, vasil olur.
Mubarek cemalini, gorseydi biri elhak.
Allahu tealayi, hatirlardi muhakkak.
Dort yuz kisi yazardi, vazini muntazaman,
Birbirinin sirtinda, yazarlardi cok zaman."
Boylece bu VelT'den, bahsedip uzun uzun,
Cok kerametlerini, aniatti 5nce onun.
Sonunda buyurdu ki: "Butun bunlara ragmen,
imam-i RabbanT'nin asikiyim ama ben."
NIQIN OKUTMU^?
Halid Turhan Bey aniatir:
Bir gijn ziyaretlerine gitmistim. Kutuphanelerinden bir kitap cekip, bir yerini acip bana
verdiler ve; "Buyurun, okuyun!" buyurdular. Arapca idi. Okumaya calistim. Yanlis
okuyunca diJzeltirlerdi. Bir daha okuttular ve gene yanlislarimi diJzelttiler. Sonra;
"TiJrkceye cevirin!" buyurdular. Takildigim cok ibareler oldu. Yardim ettiler, hatta
kendileri tercume ettiler. Bir daha okutup, bir daha terciJme ettirdiler. iyice aniamistim.
Vefatlarindan yirmi sene kadar sonra, kutuphane mudurlijgu icin, Ankara'da imtihana
girdim. imtihanda elime bir Arapca kitap verdiler ve bir yerini acip, okuyun dediler. Bir de
ne goreyim, AbdiJlhakTm Efendinin verdigi kitap ve actiklari sayfa degil mi? Okudum,
tercume ettim. imtihani kazandim. Kutuphane mudurij oldum. Ama imtihandan cikinca,
Efendinin bu buyiJk ve acik kerametini gorijnce hijngur hijngur agladim.
I MAN IN KUWETINDEN
Habil Efendi diye, vardi ki bir terzisi,
Pek coktu Efendi'ye, bagliligi, sevgisi.
O'na oyle Ihlasia, bagliydi ki o hatta,
Boyle halls baglilik, az bulunur hayatta.
Bir gun ziyaretine, giderken Efendi'nin,
Dusundu ki gidince, sorayinn sunu ilkin.
Diyeyinn ki: "Efendim, istenniyorunn anna,
Cok kotu dusunceler, geliyor hatirinna.
Hie kurtulanniyorunn, ben bu vesveselerden,
Imaninna bir zarar, gelir nni bu seylerden?"
Bunlari dusunerek, vardi huzurlanna,
Girince, sohbetini, kesti ve bakti ona.
Ve hemen buyurdu ki: "Bir nnuslunnanin eger,
Hatirina gelirse, cok fena dusunceler,
Onun kotulugune, bir isaret degildir,
Tnnaninin kuvvetii, olduguna delTldir."
Henuz sual etnneden, ainnisti cevabini,
Efendi, daha sonra, iknnal etti vazini.
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
Tarn Ylmihal Seadet-i Ebediyye; s.1023
Yslam Me^hurlary Ansiklopedisi; c.l, s. 34-73
Ba^buQ Velilerden; s. 336-351
ve Ben
Eshab-y Kiram; s. 164-166, 287-293
Son Devrin Din Mazlumlary; s. 319-336
Periat Yolunda Yiiriiyenler ve Siiriinenler; s. 160-164
Cihad Onderleri-I; s. 125-131
Rehber Ansiklopedisi; c.l, s.25
Seftnet-iJI-Evliya
ABDULHAKTM HUSEYNI;
Son devirde Suriye'de yeti§en evliyadan §eyh Ahmed Haznevi'nin halifelerinden. Ismi,
Abdulhakim'dir. Seyyiddir. Hazret-i Hiiseyin'in soyundan geldigi i^in Hiiseyni nisbesiyle
me§hur olmu§tur. Gavs-i Bilvanisi lakabiyla da bilinir. 1902 (H.1320) senesinde Siirt'in
Baykan il^esine bagli Kermat koyiinde dogdu. 1972 (H.1392) senesinde Ankara' da vefat etti.
Adiyaman'in Kahta il9esine bagli Menzil koyiinde defn edildi.
Dogumundan kisa bir miiddet sonra babasinin imamlik yapmak ve medresede talebe okutmak
i^in davet edildigi kom§u Siyanis koyiine ta§indilar. Babasi vazifesinin altinci ayinda vefat
edince onu dedesi yanina aldi. Dedesi onu okutmak i^in alim ve tasavvuf ehli Muhammed
Ziyaiiddin Nur§ini hazretlerinin ders halkasma ve sohbetlerine gonderdi. Bu sirada sekiz
ya§mda bulunan Abdiilhakim Hiiseyni 14 ya§ma kadar bu zattan ilim ogrendi ve feyz aldi.
Hocasi Nur§in'e ta§mmca tahsiline ba§ka medreselerde devam etti. Ayni zamanda hocasi ile
manevi bagmi devam ettirdi. Daha ilmini tamamlayip icazet almadan medrese ve tekkeler
kapatilmca Siyanis'e dondii. Kom§u Taruni koyiine imamlik yapip, talebe okutmak iizere
davet edildi. Burada pek9ok talebe yeti§tirdi. Bu sirada hocasi Muhammed Ziyaiiddin Nur§ini
vefat etti. Abdiilhakim Efendi hem ilmini tamamlamak, hem de tasavvufta ilerlemek i^in
Muhammed Ziyaiiddin Nur§ini'nin talebelerinden §eyh Selim'e talebe olmak istedi. Ancak
riiyasinda hocasi ona 90k sevdigi halifesi §eyh Ahmed Haznevi'ye baglanmasini bildirdi.
Riiyasinda Muhammed Ziyaiiddin Nur§ini, §eyh Ahmed Haznevi'ye hitaben; "§eyh Ahmed!
Bu Seyyid Abdiilhakim'in babasinin bizde emegi 9oktur. Onun i9in sen ona goziin gibi
bakacaksin!" diye emanet etti. Bu i§aret iizerine Abdiilhakim Hiiseyni, Muhammed Ziyaiiddin
Nur§ini'nin talebelerinden Suriye'nin Hazne koyiinde bulunan §eyh Ahmed Haznevi'ye
giderek talebe oldu. Hazne'ye Ahmed Haznevi'nin talebelerinden Seyyid Ahmed'le birlikte
gitti. §eyh Ahmed Haznevi misafirlere iltifatta bulunup talebeligine ve sohbetine kabiil etti.
§eyh Ahmed Haznevi daha ilk giinden itibaren "MoUa Abdiilhakim" diye hitab ederek, onun
ilim ve irfanini takdir ettigini gosterdi.
Abdiilhakim Hiiseyni, Ahmed Haznevi'nin sohbetlerinde bulundu. Daha sonra tekrar
memleketine dondii. Fakat 14 sene miiddetle gidip gelerek ilmini ve tasavvuftaki derecesini
arttirdi. Hocasindan 34 ya§indayken medresede talebelere ilim ogretmek iizere, 36
ya§indayken de insanlara Islamiyetin emir ve yasaklarmi anlatmak siiretiyle kurtulu§a
kavu§malarina vesile olmak i9in icazet aldi. Memleketine donerek koyiinde ve 9evresindeki
diger kasabalarda Islam dininin emir ve yasaklarmi anlatmaya ba§ladi. Biitiin ilim ve irfanini
talebe yeti§tirmeye ve miisliimanlarin AUahii tealanin rizasini kazanmalarma vesile olmaya
hasretti. Ilk ii9 senede fazla netice alamadi. Ancak hocasi Ahmed Haznevi'nin vefatindan
sonra onun sohbetlerine biiyiik bir ragbet oldu. Akin akin gelen insanlar onun ilim ve
feyzinden istifade etmeye 9ali§tilar. Ona olan bu biiyiik ragbet civar kasabalardaki bazi
§eyhlerin giptasina, bazilarinin da kiskanmalarina sebeb oldu. ^iinkii onlara bagli olan bazi
kimseler de gelip Abdiilhakim Efendinin sohbetine katiliyorlardi. Bu §eyhlerden biri ona
gonderdigi mektupta; "Insan dii§iiniir ve kabiil eder ki yanyana koyun otlatan iki 9obandan
birinin birka? koyunu digerinin siiriisiine ka^ip kari§irsa onlari iade etmek lazimdir. O halde
sen de bizim siiriiden ayrilanlari iade etmelisin." diyordu. Bu mektubu okuyan Abdiilhakim
Hiiseyni tebessiim ederek; "Biz cedd-i pakimizin (Peygamber efendimizin) iimmetine hizmeti
gaye edinmi§iz ve bunun i^in Qabaliyoruz. Ba§ olmak ve 90k tarafdar toplamak gayretinde
degiliz. Ceddimiz bize ilim miras birakmi§tir. Bu ilme kim sahipse varis odur. Biz in§aallah
miras ger^ek varislerinin eline geQer diye dua ediyoruz." buyurdu. Hep ayni yerde kalmayip,
ikametgahini devamli degi§tirdi. Taruni ve Bilvanis koylerinden sonra Bitlis'in Narlidere
nahiyesine, oradan da Siirt'in Kozluk kazasina bagli Gadiri koyiine yerle§ti.
Abdiilhakim Hiiseyni gittigi yerlerde hem talebe okutup ilim ogretti hem de sohbetleriyle
insanlara diinyada ve ahirette mutlu olmanin yoUarini gosterdi. Talebelerinden birisinin;
"Canim Gavs'a kurban olsun! Bize oyle bir nasihatte bulununuz ki diinya ve ahirette bizim
kurtulu§umuza vesile olsun." dedi. Abdiilhakim Hiiseyni Efendi; "Kurtulu§ i^in hiirriyet ve
iffete dikkat edin." buyurdu. Talebesi; "Efendim hiirriyet ve iffet nedir?" deyince; "Hiirriyet
AUahii tealadan ba§ka hi9 bir sebebe baglanmamaktir. Umum i§lerde sebeplere degil,
sebepleri yaratana dayanmak kulun ilk kurtulu§ kapisidir. Iffet ise, kendi nefsi ve ba§kasinin
hesabina degil, soz, hareket, amel, niyet ve ozde yalniz Allah hesabina gore olmaktir."
buyurdu. Talebesi; "Ihlasdan 90k bahs edilir. Ihlas nedir?" diye sorunca da; "Ihlas; illet ve
gaye olmaksizin yalniz Allah i^in giinahi terk ve emirleri yapmaktir. Yani vargiiciinii AUahii
tealanin emrine sarf etmektir. Bu halde sebat etmenin zahirine takva, oziine ihlas ismi
verilmi§tir. Mesela kimin dii§iincesi midesi olursa, kiymeti ondan Qikan kadardir.
Binaenaleyh himmetini §6hrete, §ehvete harcayanin hali maliim olur." dedi.
Bir miiddet Siirt'in Kozluk kazasina bagli Gadiri koyiinde kaldiktan sonra §ehri'ye gelen
Abdiilhakim Hiiseyni insanlara tatli sohbetlerde ve nasihatta bulundu. Dinleyenlerden birinin;
"AQik ve gizli darbelere nasil dikkat ederiz, onlardan nasil kurtuluruz?" sorusuna §6yle cevap
verdi:
Darbelerden kurtulmak IqIu aQik ve gizli edeplere uymak, AUahii tealanin emirlerini yerine
getirmek, hasbel be§er, insanlik icabi bir giinah i§lenirse, tovbeyi geciktirmemek, Selef-i
salihinin yani Eshab-i kiram, Tabiin, Tebe-i Tabiin ve diger Islam alimlerinin eserlerini
okumak, ogrendigimiz Islami bilgileri bilfiil tatbik etmekle ve Islamiyeti bilenlerin sohbet ve
nasihatlerini dinlemekle kurtuluruz. Bunlar zahiri edeptir. Batini, gizli edepleri gozetmek ise
bu zamanda 90k zordur. Kalbi masivadan yani AUahii tealadan ba§kasini dii§iinmekten
temizlemekle miimkiin olur. Nitekim Hafiz-i §irazi hazretleri; "Seni dostundan geri birakan
ne ise kalpten onu terk et." buyurdu.
Bir sohbeti esnasinda da dinleyenlerden birisi; "Bir kimse Kur'an-i kerimi, hadis-i §erifleri,
fikih ilmini biliyor, Selef-i salihinin, ilk devir Islam alimlerinin kitaplarini okursa, manevi bir
yol gostericiye ne gerek vardir?" diye sordu. Cevabinda buyurdu ki:
"Dedigin dogrudur fakat bir eczaci tiirlii tiirlii otlari ve QiQekleri bilir. Hangisinden ne gibi
§erbet Qikarilacagini, hangi hastaliga faydali olacagini da bilir. Hatta QOgu zaman doktorlara
da onu gosterir, onun tahlil ve ara§tirmasina gore te§his ettikleri hastaliga onun ilaQlarini
tavsiye ederler. Fakat eczaci bir hastanin hastaligini te§his etmekten acizdir. Doktorun
re9etesi olmadan bir hastaya ila9 verse, hele ilacin iizerinde rcQCtesiz satilmaz diye bir kayit
olursa, eczaci ilaci parasiz olarak verdikten sonra hasta ila^la oliirse, eczaci cezalandirilir.
Elbette boyle sati§ yapan cezayi hak eder. Bununla beraber hastaliklari tedavi ve te§his eden
doktor da kendi filmini 9ekmekten acizdir. Belki filmini Qekebilir ama iki omuzu arasinda bir
Qiban varsa onu tedavi etmekten acizdir. Alimleri de buna kiyas ediniz. Halbuki insan ahiret
yolunda evvela avamdir yani halktandir. Nasil kendini tedavi edebilir. Kalb hastaliklarinin
tedavisi maddi tedaviden daha zordur. Acaba nazari olarak tib ilmini tahsil edene, senin oglun
dahi olsa beyin ve kalb ameliyatinda sen kendini teslim edebilir misin? Fakat tecriibe g6rmii§
ve birQok ba§arilari goriilmu? bir doktora kendini tereddiitsiiz teslim edebilirsin degil mi? Bu
kadar vaizler, nasihatlariyla az kimseleri yola getirirler fakat manevi rehber olan hocalar oyle
degildir. PeQok giinahkar ve fasik onlarm sohbetleri sebebiyle giinahlarmdan vaz
geQmi§Ierdir. Bu hal apaQik meydandadir. Diyebiliriz ki zamanimizda yol gostericiler az
oldugu i^in gen^Ierimizin isyani fazia oImu§tur. Buglin vaz ve nasihat eden kimseler Qoktur
ama hakiki saadet yolunu gosteren rehberler azdir."
Abdiilhakim Hiiseyni bir sohbeti sirasmda tovbe ile ilgili olarak §6yle buyurdu:
Tovbe ge9mi§ glinahlari pi§manlikla terk etmek ve gelecekte yapmamaya azmetmektir. i§te
bu hal insana on giizel ahlak ve hasleti kazandirir. Bu hasletlere tovbenin §artlari denir.
Birincisi; ikinci bir seferde glinah i§Iememektir ki farzdir. Ikincisi; tutuldugu glinahlari terk
etmek ve i§Iedigi i9in iizulmektir. Uquucusu; Allahii tealaya yonelip kazasi gereken ibadetleri
kaza etmek, keffareti gerekenin keffaretini vermek, kul hakkma ait iadesi gerekeni yerine
vermektir. Abdurrahman Tagi hazretleri; "Utancmdan dolayi gasb ettigi ve Qaldigi mail
sahib ine iade etmeyen veya helalla§mayanm zullim ile ilgili tovbesi sahih degildir." buyurdu.
Dordiinciisu; yaptigmdan pi§manlik duymak ve hatta aglayarak suQunu idrak etmektir.
Be§incisi; istikameti diizeltmek iQin butiin tedbirleri almak, bilfiil istikamet yoluna girmek,
oliinceye kadar istikametten ayrilmamayi azimie kasd eyiemektir. Altmcisi; giinahlarmm
akibetinden korkmaktir. Yedincisi; giinahlardan vaz ge^tigi i^in affedilmek ve cenab-i
Hakk'm magfiretini timid etmektir. Sekizincisi; dergah-i ilahiyede gtinahlarmi itiraf edip
affmi taleb etmektir. Dokuzuncusu; gtinahlari Allahii tealanm takdiri ve adaleti ile oImu§
bilmek ve Allahti tealanm tovbeyi nasib ettigine inanmaktir. Onuncusu; salih amellere devam
etmektir.
Tovbeyi geciktirmemelidir. Tovbenin zamani, ruh gargarayi geQmeyinceye kadardir.
Gargarayi ge^ince kafirin imam kabul olmadigi gibi miiminin tovbesi de makbul degildir.
"Muhakkak Allahii teala kulun tovbesini can gargaraya gelmeden once kabul eder,"
hadis-i §eriftir. Nihayet can bogazma Qikmca ne kafirin imam, ne de miiminin tovbesi kabul
degildir."
Abdiilhakim Hiiseyni Menzil'de bulundugu sirada hastalanmadan once §imdiki tiirbesinin
yerini etrafina ta§Iar dizerek i§aretledi. Vefat ettigi zaman buraya defii edilmesini vasiyet etti.
Omrii boyunca insanlarm imanlarmi kurtarabilmeleri iQin gayret etti. Bir sohbetinde; "Eviiya
yeti§tirme mektepleri olan tarikatler, artik iman kurtarma mektepleri haline geldi. Eskiden
insanlar yillarca gezer, kendilerine §eyh ararlardi. §imdi ise §eyhler kapi kapi doIa§ip
miisliimanlari imanlarmm kurtulmasi iQin Qagiriyor ve topluyorlar. §ah-i Hazne (Ahmed
Haznevi) Ummet-i Muhammed'in imanmi kurtarmaya 9ali§ti. Yoksa bu zamanda tarikat
meselesi diye bir §ey olmuyor. §imdi bir oyalamadir yapiyoruz. Maksad iman kurtarmaktir.
Tam hidayet Mehdi aleyhirrahme zamanmda olacaktir." buyurdu.
Omriiniin son zamanlarmda sohbetine gelen insanlara buyurdu ki:
insanm kaibi daima Allahii tealaya bagli olmali, Allah insanm akimdan, fikrinden hi?
Qikmamali. Insanm kaIbi hem mahziin olmali, hem de Rabbine yalvari§ i^inde bulunmali.
Ki§i ne kadar mahziin, ne kadar nefsinden ve benliginden uzakla§mi§sa Allahii tealanm
yanmda o kadar makbiil ve yiiksektir. Zaiim olan, zulm eden, zevk ve safa pe§inde ko§an
ki§inin, elbette Allahii tealadan haberi olmaz.
insan fakir olmalidir. Rabbii'I-alemin hep fakirlerledir. Fakirleri sever. Fakirlikten maksat
nefs ve benlikten uzak olmaktir. Diinya malindan dolayi fakirlik degildir. Insanin nefs ve
benligini yenmesi lazimdir. Nefsini goren, kendinde buyiikliik hisseden kimseyi AUahii teala
sevmez. §eytanin kiifre gitmesinin sebebi nefsini, kendini bliyiik gormesi degil miydi?..
insanin ayagi nefsin gogsiinde bulunmalidir ki, ba§kaldirmaya glicu yetmesin. Nefsin
du§manligi 90k biiyiiktur. Firavun, §eddat, Karun gibilerin felaketlerine nefisleri sebeb oldu.
Ciinkii buyiikliik taslayan nefisleri, biiyiik iddialara kalki§tilar. Kendileri bo§ bir dava
giittiiklerini, ilah olmadiklarini ve Allahii tealadan uzak olduklarini bildikleri halde
nefislerinin Allahlik davasina boyun egdiler. ^iinkii nefisleri kadar biiyiimii§ ve kendilerine
hakim oImu§tu.
insanin iyi amellerini ve ibadetlerini gormemesi, hep giinahlarmi gormesi lazimdir. insan bir
§ey olmadigini bilmelidir. Hayrini, amelini, ibadetini degil, hep giinahlarmi goz oniinde
tutmalidir. (^iinkii insan amel ve ibadetini goriince nefsi kabarir. insani felakete gotiiren
nefsidir. Firavun, §eddad ve Kariin gibi ilahlik davasinda bulunan ve helake gidenler hep
nefisleri yiiziinden bu felaketlere ugradilar. Nefisleri biiyiidii, biiyiidii, sonunda ilahlik
davasina kalki§tilar. (^iinkii nefis kendinden iistiin hi9 bir varligin bulunmasini istemez. i§te
onlar da haddini a§mi§, azginla§mi§ nefislerinin ilahlik iddiasina uymu§Iardir. Onlar
kendilerinin ilah olmadigini bilmiyorlar miydi? Biliyorlardi fakat biiyiiyen ve biiyiik iddialara
kalki§an nefislerine kendileri de uydular.
insan hep iyilerle bulunmali, iyilerle arkada§Iik yapmalidir. iyilerle bulunmanin menfaati
ebediyete kadar devam eder. i§te Eshab-i Kehf in kopegi, kopek olmasi miinasebetiyle haram
ve necisdir. Islalcken dokundugu yerin temizlenmesi i^in yedi defa yikamak gerekir (§afii
mezhebine gore). Fakat iyilerle kaldigi i9in, Allahii teala onu beraber kaldigi iyilerin
hiirmetine cennetlik yapti. Haram ve necis oldugu halde cennetlik oldu ve Cennet'te iyilerle
beraber bulunacaktir. Halbuki Niih aleyhisselamin oglu Ulii'I-azm bir peygamberin oglu
oldugu halde, kafirlerle arkada§Iik yapip onlaria beraber bulundugu iQin imanini kaybetti.
Allahii teala onu kafirler toplulugundan yazdi. Peygamber oglu oldugu halde kafirlerle
arkada§Iik yapmasindan dolayi son nefeste kiifiir iizerine imansiz gitti. Ote yandan necis olan
bir kopek ise cennetlik oldu. Ciinkii iyilerle beraberdi, onlardan ayrilmadi. Peygamber
efendimiz sallallahii aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Insan her kimi seviyorsa kiyamette de
onunla beraber ha^rolacak, kiminle arkada^sa ha^irde de onunla arkada§ olacaktir."
Omriiniin sonunda bir yil kadar kaldigi Adiyaman'in Kahta il9esine bagli Menzil koyiinde
hastalanan Abdiilhakim Hiiseyni Efendi tedavi igin Diyarbakir'a gotiiriildii. Oradan da
Ankara'ya nakledildi. Burada iken bazi siyaset adamlari ve parlamenterler kendisini ziyaret
ederek duasini istediler. Onlara hitaben; "Halis niyetle din-i miibine, islam dinine her kim
hizmet etmek isterse Allahii teala onu muvaffak kilsin..." diye dua etti.
Ankara' da yapilan ameliyattan sonra durumu diizelmedi. 25 Mayis 1972 (H.1392) tarihinde
Ankara'da vefat etti. Cenazesi Menzil koyiine gotiiriilerek talebeleri tarafindan, daha once
i§aretlemi§ oldugu yerde defnedildi. Kabri sevenleri tarafindan ziyaret edilmektedir.
i^iN ESASl
Talebelerinin bir sorusu ijzerine buyurdu ki;
Fil<ih ilmini ogrenin, onunla amel edin. islam dini edeplerden ibarettir. Edeplere uymak
lazimdir.
Aliskanlik cok cirkindir. ibadet de aliskanlikia yapilmamali. Ciinkij aliskanlik halini alirsa
ibadet adet olur. ibadeti adetten edeblerle ayirmak gerekir. Herbir ise kapisindan girmek
gerekir, temelden baslamak lazimdir. Kul elinden gelen tedbiri almakia Allahu tealanin
takdirine teslim olmalidir. Zamanin hepsi iJc saatten ibarettir. Bir gun aleyhte, bir gun
lehte olur. Lehte oldugu zaman simariklik, kibirlilik ve zulumden sakinmali, aleyhte oldugu
zaman sabir, tahammijl, azamT tedbire sarilmalidir. Ne aleyhte ne lehte oldugu zaman da
vakti degerlendirmek gerekir.
isin esasi Ehl-i siJnnet vel-cemaat Ttikadini ogrenip Tmani duzeltmek ve Ehl-i sunnet
alimlerinin bildirdikleriyle amel etmektir. Imam Ehl-i sunnet Ttikadina gore diJzeltmeden
tasavvuf yolunda ilerlemek mumkijn degildir.
1) Maneviyat Dunyasmda Iz Birakanlar; s. 121, 132
2) Edeple Vari§ LiJtufla D6nu§; s.3
3) Sohbetler
ABDULHAKIM-i SiYALKOlT;
Hindistan velilerinden, Hanefl mezhebi fikih alimi. Ismi, Abdiilhakim bin §emseddin
el-Hindi es-Siyalkuti'dir. Dogum tarihi bilinmemektedir. 1657 (H.1067) senesi Rabi'ul-evvel
ayinin on ikinci giinli, Hindistan'in Siyalkut §ehrinde vefat etti.
Abdulhakim-i Siyalkuti, Hindistan'in bliyiik alimlerinden olup butiin ilimlerde imam idi.
imam-i Rabbani hazretleri ile Mevlana Kemaleddin-i Ki§miri'nin derslerinde bulundu. Fikih,
kelam ve daha birQok nakli ilimlerde yiiksek derecelere kavu§tu. Beldesinin din ilimlerinde
mu§kili olanlarm terclimani oldu. tnsanlari durmadan Hakk'a davet ederdi. Islam dinini
sultanlara, emirlere a9ik9a teblig etmekten hi9 Qekinmezdi. Hind sultani Harem §ah Cihan
zamanmda, alimlerin reisi oldu. Sultan onun reyi ve fetvasma ba§vurmadan hi? bir konuda
karar vermezdi. Her ilimde miitehassis ve zamanm bir tanesiydi. llim tahsiline gengligindeki
gibi ya§liligmda da devam etti ve hi? ara vermedi.
Abdiilhakim-i Siyalkuti, Imam-i Rabbani hazretlerini talebeliginden beri tanir ve severdi.
Fakat ona baglanip, talebesi oImami§ti. Bir gece riiyasmda Imam-i Rabbani'nin kendisine;
"Ey Resuliim! Sen, Allah de! Sonra onlari kendi oyunlarina birak!"(En'am suresi:91)
mealindeki ayeti kerimeyi okudugunu gordli. O anda kaibi zikretmeye ba§Iadi. Uzun zaman
boyle zikrederek, ilahi nimetlere kavu§tu. "Ben Ahmed'in (yani Imam-i Rabbani'nin)
iiveysisiyim. Yani onun riihaniyeti beni terbiye ediyor." derdi. Kisa bir siire sonra Imam-i
Rabbani'nin huzuruna gidip, onun yoluna baglandi. Hakiki ve ihlas sahibi talebelerinden oldu.
Abdiilhakim-i Siyalkuti 9e§itli ilim dalmda eserler yazdi. Eserlerinden bazilari §unlardir: 1)
Ha§iyetun ala Tefsir-iil-Beydavi, 2) Ha^iyetiin ala §erh-ul-Akaid-ul-Nesefiyye
lis-Sa'd-it-Teftazani: Siyalkuti Ha§iyesi olarak da bilinir, 3) Ha§iyetiin ala Ha§iyet-i
Abdul Gafur el-Lari Alel-Fevaid-id-Diyaiyye fin-Nahvi, 4) Ha§iyetiin ala
§erh-i§-§emsiyye lil-Gelenbevi fil Mantik, 5) Zad-iil-Lebib, 6) Mutawel Ha§iyesi, 7)
Ed-Diirret-iis-Semine fi Isbat-il-Vacib-i teala.
Bir sohbet esnasmda Abdiilhakim-i Siyalkuti hazretlerine talebelerinden biri kabir ziyareti
hakkmda bir soru sorunca buyurdu ki:
^ok kimse kabir ehlinden istifade edildigine inanmiyor. "Olli yardim yapamaz." diyenlerin,
ne demek istediklerini aniayamiyorum. Dua eden, Allahii tealadan istemektedir. Duasmm
kabiil olmasi iQin, Allahii tealanm sevdigi bir kulunu vasita yapmaktadir. Ya Rabbi!
Kendisine bol bol ihsanda bulundugun bu sevgili kulunun hatiri ve hiirmeti i^in bana da ver
demektedir. Yahut, Allahii tealanm 90k sevdigine inandigi bir kuluna seslenerek; "Ey Allahm
velisi, bana §efaat et! Benim iQin dua et! Allahii tealanm dilegimi ihsan etmesi iQin vasita ol."
demektedir. Dilegi veren ve kendisinden istenilen, yalniz Allahii tealadir. Veli, yalniz
vesiledir, sebeptir. O da fanidir, hi^bir §ey yapamaz. Tasarrufa giicii, kuvveti yoktur. Boyle
soylemek, boyle inanmak §irk olsaydi, Allah'tan ba§kasina giivenmek olsaydi, diriden de dua
istemek, bir §ey istemek yasak olurdu. Diriden dua istemek, bir §ey istemek dinimizde yasak
edilmemi§tir. Hatta miistehab oldugu bildirilmi§tir. Her zaman yapilmi§tir. Buna
inanmayanlar, oldiikten sonra keramet kalmaz diyorlarsa, bu sozlerini isbat etmeleri lazimdir.
Evet, evliyanin bir kismi oldiikten sonra, alem-i kudse yiikseltilir. Huziir-i ilahide her §eyi
unuturlar. Diinyadan ve diinyada olanlardan haberleri olmaz. Dualari duymazlar. Bir §eye
vasita, sebeb olmazlar. Diinyada olan, diri olan eviiya arasinda da boyle mecziiblar bulunur.
Bir kimse, keramete hi? inanmiyor ise, hi9 ehemmiyeti yoktur. Sozlerini isbat edemez.
Kur'an-i kerim, hadis-i §erifler ve asirlarca goriilen, bilinen olaylar, onu haksiz 9ikarmaktadir.
Evet bir cahil, bir ahmak, dilegini Allahii tealanin kudretinden beklemeyip, veli yaratir, yapar
derse, bu dii§iince ile ondan isterse, bunu elbet yasak etmeli, ceza da vermelidir. Fakat bunu
ileri siirerek, Islam alimlerine, ariflere dil uzatilmaz. (^iinkii, ResiiluIIah efendimiz kabir
ziyaret ederken, mevtaya selam verirdi. Mevtadan bir §ey istemeyi hi? yasak etmedi. Ziyaret
edenin ve ziyaret olunanin hallerine gore, kimine dua edilir, kiminden yardim istenir.
Peygamberlerin kabirde diri olduklarmi her miisliiman bilir ve inanir.
MUCEDDID-I ELF-I SANl
AbdiJlhakTm-i SiyalkutT, sinif arkadasi imam-i RabbanT hazretlerine cok tazim ve hijrmet
ederdi. Ona yazdigi mektuplarinda MiJceddid-i Elf-i SanT diye hitab ederdi. Ona bu ismi ilk
once soyleyenlerdendir. Onu inkar edenlerle miJcadelesi coktu. inkar edenlere karsi;
"Bijyuklerin sozlerine, maksadlarini aniamadan Ttiraz etmek cahilliktir. Boylelerin sonu
felakettir. ilim ve feyz kaynagi, irfan menbai, Ustad Ahmed'in sozlerini reddetmek,
bilmemezlik ve aniamamazliktandir." buyururdu.
imam-i RabbanT hazretlerinin talebelerinden Muhammed Hasim-i KismT, bir gun kalbinden;
"Eger Allahij teala, bu asrin alimlerinin en bijyuklerinden birine, hazret-i imam'in (yani
imam-i RabbanT'nin) MiJceddid-i Elf-i SanT, yani ikinci bin yilinin kuvvetlendiricisi oldugunu
bildirse, bu mana tamamen kuvvetlenirdi." diye gecirdi ve bu dusunce ile imam-i
RabbanT'nin huzuruna gitti. imam-i RabbanT talebesi Muhammed Hasim-i KismT'ye
donerek; "Bircok kiymetli kitaplar yazan akIT ve nakIT ilimlerde Hindistan'da bir esi
bulunmayan AbdiJlhakTm-i SiyalkutT'den mektup aldim. Mektuplarinin bir yerinde bu fakiri
methedip MiJceddid-i Elf-i SanT diye yaziyor." buyurdu.
1) HiJIasat-ul-Eser (MuhibbT); c.2, s.318
2) Mu'cem-ul-MiJellifin; c.5, s.95
3) Esma-iJI-MuellifTn; c.1, s.318
4) Tarn llmihal Seadet-i Ebediyye; s.408,972,1026
5) Eshab-iKiram;s. 154,293
6) Hadarat-ul-Kuds; s.189
7) Umdet-iJI-Makamat s.160
8) Brockelmann; Gal-2 s.417, Sup-2 s.613
ABDULHALIK GONCDUVANI;
Evliyanin onderlerinden, Islam alimlerinin biiyiiklerindendir. Babasi Abdiilcemil Malatyali
idi. imam-i Malik hazretlerinin neslinden olup alim ve arif idi. Zahiri ve batmi ilimlerde 90k
yiiksekti. Hizir aleyhisselam ile g6rii§iip sohbet ederlerdi. Bir giin Hizir aleyhisselam
kendisine:
"Ey Abdiilcemil! Senin salih bir erkek eviadm olacak. Ismini Abdiilhalik koyarsm."
buyurdular.
Abdulcemil bu konu§madan kisa bir zaman sonra Buhara'ya gOQtii ve Goncdiivan kasabasina
yerle§ti. ^ok ge^meden Hizir aleyhisselamin buyurdugu gibi bir erkek evlada sahib oldu.
ismini Abdiilhalik koydu. Abdiilhalik Qocuklugunu burada ge9irdi.
Be§ ya§ina geldiginde ilim ogrenmesi i^in Buhara'ya gonderildi. Bliyiik alim Hace Sadreddin
hazretlerinden Kur'an-i kerim ve tefsirini ogrenmeye ba§Iadi. Bir giin okuma esnasinda;
"Rabbinize tazarru' ederek (boyun blikup yalvararak) ve gizli dua ediniz!" (A'raf suresi:
55) mealindeki ayet-i kerimeye gelince Abdiilhalik hocasma:
"Efendim! Bu "gizli"den murad edilen nedir? Kalb ile yapilan zikrin asli nedir? Eger zikir ve
dua, a§ikar, sesli bir §ekilde dil ile olursa riyadan korkulur. Araya riya girerse, layik oldugu
§ekilde zikredilmemi§ olur. §ayet kalb ile zikretsem; "§eytan insanin damarlannda kan
gibi dola§ir." hadis-i §erifi geregince, §eytan bu zikri duyar. Ne yapacagimi bilemiyorum, bu
mii§kiiliimii halletmenizi istirham ederim, efendim! "diye arz etti.
Hocasi, biiyiik alim Sadreddin hazretleri, bu ya§taki bir Qocugun kendisinin bile aniayamadigi
boyle bir sual sormasma hayran kaldi ve cevap olarak:
"Evladim! Bu mesele, kalb ilimlerinin bir konusudur. Allahii teala nasib ederse, sana bu
ilimleri ogretebilecek bir iistada kavu§turur. Kalb ile zikri ondan ogrenirsin, boylece bu
mii§kuliin halledilmi§ olur." buyurdu. Abdiilhalik Goncdiivani (rahmetullahi aleyh) bu i§aret
iizerine, meselelerini halledecek o biiyiik zati beklemeye ba§Iadi.
Bir giin Hizir aleyhisselam yanina geldi. Ona, Allahii tealayi gizli ve a^ik zi]<retme, anma
yollarini ogretti ve manevi eviatliga kabiil edip; "Kalbinden La ilahe illallah, Muhammediin
ResiiluIIah kelime-i tayyibesini §6yle §6yle zi]<redersin!" diye tarif etti. Abdiilhalik hazretleri
de, tarif iizere, bu miibarek kelime-i tevhidi sessiz sessiz kalben soylemege ba§Iadi. Bunu,
kendisi iQin ders kabiil etti. Bu hal manevi makamlarda yiikselmesine sebeb oldu.
Bu siralarda Yiisuf-i Hemedani hazretleri Buhara'ya geldi. Abdiilhalik Goncdiivani onun
hizmetine girdi ve bu hizmette bir siire kaldi. Bu hususta kendileri §6yle aniatirlar:
On iki ya§inda idim. Hizir aleyhisselam bana Yiisuf-i Hemedani hazretlerinden ilim
ogrenmemi tavsiye buyurdular. Bu sirada onun Buhara'ya geldigini i§iterek derhal yanina
gittim. Ondan pek^ok istifadelere kavu§tum.
Boylece Abdiilhalik Goncdiivani hazretlerinin sohbette iistadi Yiisuf-i Hemedani, zikir talim
hocasi da Hizir aleyhisselam oldu.
Abdiilhalik Goncdiivani hazretleri halini insanlardan gizli tutardi. Nefsinin isteklerine
uymayip, istemedigi §eyleri yapmakta kendisini pek agir imtihanlara tabi tutar fakat hi9
kimseye bir §ey sezdirmezdi. Hele onun Hizir aleyhisselam ile ula§tigi manada ilim tahsiline
hi9 kimse vakif olmazdi.
Abdiilhalik Goncdiivani gerek Hizir aleyhisselam ve gerekse biiyiik islam alimlerinin tahsil
ve terbiyesi altinda zamaninin bir tanesi oldu. Insanlar diinyanin dort bir yanindan kafileler
halinde ondan istifade etmek iQin gelmeye ba§ladilar.
Abdiilhalik Goncdiivani hazretleri be§ vakit namazini Kabe-i muazzamada kilar, tela"ar
Buhara'ya donerdi. Bir A§iire giinii talebelerine derste velilik hallerini aniatiyordu. Miisliiman
kiyafetinde olan bir geuQ iQcri girip, talebelerin arasina oturdu. Bir miiddet sohbetini
dinledikten sonra soz isteyerek:
Efendim! ResiiluIIah sallallahii aleyhi ve sellem; "Mii'minin firasetinden korkunuz. ^iinkii
0, Allah'in nuru ile bakar." buyuruyor. Bu hadis-i §eriiin sirri nedir? diye sordu.
Abdiilhalik Goncdiivani hazretleri gence heybetle nazar ettikten sonra; "Oyleyse belindeki
ziinnari, hiristiyanlarin ibadette bellerine bagladiklari ve ucunda haq asili olan parmak
kalinligindaki yuvarlak ipi kes de imana gel." dedi.
Hocanin bu sozleri oradakiler iizerinde §ok etkisi yapti. Gen?, tela§la; "Ha§a! Yemin ederim
bende boyle bir §ey yok." diye soylendi.
O zaman Abdiilhalik hazretleri talebelerinden birine gencin hirkasini Qikarmasini i§aret etti.
Talebe o gencin iizerindeki hirkasini Qikarinca, belinde dugiim diigum ziinnar bagli oldugu
goriildu. Bu hadise kar§isinda gen?, 90k mahcub oldu. Ne yapacagini §a§irdi. Kalbinde
islamiyete kar§i bir sevgi meydana geldi. Abdiilhalik Goncdiivani hazretlerine muhabbet,
sevgi duymaya ba§ladi. Boylece evliyanin, AUahii tealanin niiruyla baktiginin ne demek
oldugunu 90k iyi anladi. Kelime-i §ehadet getirip miisliiman olmakla §ereflendi. Sadik
talebelerinden oldu.
Biiyiik miir§id bundan sonra etrafindakilere donerek:
"Ey dostlar! Gelin biz de ahde uyalim, ziinnarimizi keselim. Iman edelim. §6yle ki, bu gen9
maddi ziinnari kesti, biz de kalbe aid ziinnari keselim. O da, kibr ve gururdur. Bu gen9, af
dileyenlerden oldu; biz de affa kavu§alim." buyurdu.
Talebeleri bir anda hazret-i Hace'nin goniil yaralarina sunulan §ifa §erbetini i9tiler, tovbelerini
yenilediler. Boylece kalblerinin AUahii tealadan ba§ka bir §eye bagliliklari kalmadi.
Bir giin huziiruna gelen bir kimse; "Eger AUahii teala beni Cennet ile Cehennem arasinda
muhayyer kilsa, ben Cehennemi se9erim. Zira biitiin omriimde nefsimin arzusu iizerine amel
etmedim. O halde Cennet nefsin muradidir. Cehennem ise, AUahii tealanin muradidir." dedi.
Abdiilhalik Goncdiivani hazretleri bu sozii red ederek:
Kulun se9me hakki yoktur. Her nereye git derlerse oraya gideriz. Nerede kalin derlerse orada
kaliriz. KuUuk budur. Senin dedigin kuUuk degildir. buyurdu. O kimse bu sefer; "Efendim!
Tasavvuf yolunda bulunan kimseye §eytan yakla§abilir mi?" diye sordu.
"Tasavvuf yoluna yeni gelmi§ bir talebe, nefsini emmare olmaktan kurtaramami§ ise, bir §eye
ofkelendigi zaman §eytan ona yakla§abilir. §ayet nefsi mutmainne derecesine 9ikmi§ ise,
kimsede ofkelenmek yerine, gayret hasil olur. Her ne zaman gayret etse, §eytan ondan ka9ar.
Bu kadar sifat kimseye kafidir. Yeter ki, Hakk'a yonelsin. AUahii tealanin Kitabina ve
Resiiliiniin siinnetine sarilsin. Bu iki niir arasinda tasavvuf yolunda yiiriisiin." buyurdu.
Abdiilhalik Goncdiivani hazretleri, AUahii tealanin indinde duasi makbiil kimselerden idi.
insanlar ve cinler duasina kavu§mak i9in, uzak yerlerden gelirlerdi.
Bir giin Abdiilhalik Goncdiivani'nin huziiruna uzak yerden bir misafir, biraz sonra da
yanlarina, giizel siiretli, temiz giyimli bir gen9 geldi. Abdiilhalik hazretlerinden dua isteyip
hemen ayrildi. Misafir; "Efendim! Bu gelen gen9 kimdi acaba? Gelmesi ile gitmesi bir oldu."
dedi. O da; "Bizi ziyarete gelip dua isteyen bir melek idi." buyurdu. Misafir hayret etti ve;
"Efendim! Son nefeste iman selameti ile gidebilmemiz i9in bize de dua buyurur musunuz?"
diye niyazda bulundu. Bunun iizerine Abdiilhalik Goncdiivani hazretleri:
"Her kim farzlari eda ettikten sonra dua ederse, duasi kabiil olur. Sen, farz olan ibadeti
yaptiktan sonra dua ederken bizi hatirlarsan, biz de seni hatirlariz. Bu durum hem senin, hem
de bizim i9in duanin kabiil olmasina vesile olur." buyurdu.
Abdiilhalik Goncdiivani hazretlerinin ahiret alemine g69 etmesi yakla§mi§ti. Kendisine bagli
talebelerinin terbiyesini Ahmed Siddik, Evliya Kebir, §eyh Siileyman Germini ve Arif-i
Rivegeri adlarindaki dort biiyiik halifesine birakti. Onlara nasihatlerde bulundu.
1 180 (H.575) yilinda Goncdiivan'da vefat etti.
Goncdiivani hazretleri bugiin Nak§ibendiligin prensipleri diye bilinen on bir temel diistiiru da
ortaya koydu. Bu prensiplerin esasi "kalbe gelip onu me§gul eden her §eyi oradan ^ikarip
atmak ve onu daima AUahii teala ile me§gul hale getirmek"tir. Vefatindan sonra da
kerametleri gorulmu§tur.
§6yle ki: Abdiilhahk Goncdiivani hazretlerinin vefat etmesinin iizerinden 332 sene ge9mi§ti.
1512 (H.918) yilinda Eshab-i kiram du§mani Safeviler yiiz bin ki§ilik talimli asker ile Ceyhun
Nehrini ge^erek Maveraiinnehr vilayetlerine hiiciim ettiler. (^ok kan dokiip biiyiik tahribat
yaptilar. Oradan Buhara'ya yoneldiler. Pek^ok kaleyi zaptettiler. Girdikleri yerlerde Ehl-i
slinnet alimlerinin kabirlerini ve tlirbelerini yikip hakaret yapiyorlardi. Nihayet Goncdiivan
kalesini de abluka altina aldilar. Niyetleri burada bulunan ve Ehl-i slinnet muslumanlarinin
ziyaretgahi olan Abdiilhalik Goncdiivani hazretlerinin kabirlerini yakmak idi. Ancak §ehre
kar§i hiicuma ge^tikleri sirada kaleden Qikan be§ bin Ozbek askerinin etrafinda bulunup
kendilerine saldiran beyaz atli beyaz elbiseli ve ye§il sarikli askerleri gordiiler. Baflarinda
heybetli ve nilrani, miibarek bir zat elinde iki agizli kill? ile Safevileri i§aret edip hiicuma
ge^tiklerinde ekin tarlasma giren orak9ilar gibi dii§manlari biQmeye ba§ladilar. Ehl-i siinnet
dii§manlari kisa siirede bozguna ugrayip geri donmemek iizere ka^tilar.
Abdiilhalik Goncdiivani hazretlerinin daha vefatindan evvel soyledigi:
Dosta mubarekim ve du§mana musibetim
Cenkte demir gibi ve sulhta mum gibiyim
Nur 5e§mesinin ba§i GoncdiJvan, menzilimizdir
Rum kapisina kadar iki agizli kilig vururum
§eklindeki sozleri de onun 332 yil sonra ortaya ^ikan kerametiydi.
EViN MESCit OL5UN
AbdiJlhalik GoncdiJvanT hazretlerinin manevT ogullari Seyh Eviiya Kebir'e yaptigi
nasThatlerinden her biri biJtun miJslumanlar icin hirer kiymetli inci degerinde diJsturlardir.
Bir tanesi soyledir:
Yavrucugum, sana ilim tahsili ile edeb ogrenmeyi tavsiye ederim. Hemen her zaman
AllahCJ tealanin huzurunda oldugunu bil ve dikkat et. Gectigimiz asirlardaki bijyuk
alimlerin izini birakma. Resulullah efendimizin siJnnetine uygun davran. siJnnetin hakTkT
uygulayicisi olan eshabin davranisini da goziinden irak etme. Fikih ve hadis ogren. Cahil
tarTkatcilerden sakin. Sohret pesinde kosma, sohret afettir, tehlikelidir. Hemen her halinle
insanlardan biri gibi yasa. Namazini her zaman cemaatle kilmaya gayret et. Bid'at sahibi
sapiklar ile ve dunyaya duskijn kimselerle arkadaslik etme. Kadilik ve muftuliJk gibi
ovijlen bir makam da olsa herhangi bir makama meyletme. Devlet idarecileri ve onlarin
adamlari ile dostluk kurma. Din disi hareketleri ile meshur, sozunij bilmeyen bayagi
kimselerle de arkadaslik etme. Az konus, az ye, az uyu. Oturmak icin daha cok issiz
yerleri tercih et. Helal yemeye cok gayret eyie. Sijpheli seyleri terket. Cok kere diJnyalik
istegi sana agir basar. Agir basan bu taleb icin yola dusersen, dinin elden gider. Cok
gijlme. Kahkaha ile gijlmek kaibi oldurijr. Kimseyi hakir gorme. Kimse ile mijnakasa etme.
Kimseden bir sey isteme. Hie kimseye sana hizmet etmesi icin emir verme. Tasavvuf
bijyuklerine dil uzatma. Onlari inkar eden felakete diJser. Gozlerin yasli, amelin temiz
olsun. Yenisinin geregi olmadigi zamanlarda eski elbise giy. Sermayen fikih, din bilgisi,
evin mescid olsun.
MUMININ
Abdiilhalik Goncdiivani, namazlari ekseri,
Kabede eda edip, donerdi tekrar geri.
Bir a§ure giiniinde, hazret-i Abdiilhalik,
O gun talebesiyle, sohbette, bir aralik,
Musluman kiyafetli, bir gen? girdi i9eri,
Talebe arasinda, oturdu diz iizeri.
O hazret, bir taraftan, hem sohbet ediyordu,
Yine bir taraftan da o genci siiziiyordu.
Sohbeti dikkatlice, dinleyen o gen? adam,
Dedi ki: "Ey efendim, Resul aleyhisselam,
"Miiminin firasetinden, sakinin ey insanlar,
Cunkii onlar, Allah' in nuru ile bakarlar."
Diye buyurmu§Iardir, sahabeye bir kere,
Bu hadisin sirrini, anlatiniz bizlere."
Buyurdu: "Sirri §u ki, belindeki ziinnari,
^ikar at, musliiman ol, kandirma insanlari!"
Gen? itiraz etti ve dedi ki: "Yok zunnarim,
Ve onu ku§anmaktan, Allah' imdan korkarim."
Buyurdu: "Oyle ise, Qikar da kaftanini,
Ogrenelim iQinde, ziinnar olmadigini."
^ikardi kaftanini o gen?, istemeyerek,
Belindeki ziinnari, 9ikinca, iiziildii pek.
Bu durum kar§isinda, utandi, mahcup oldu,
O an islama kar§i, kalbine sevgi doldu.
Anladi, miiminlerin, firaseti nasilmi§,
Ve Allah' in nuruyla, miimin nasil bakarmi§.
Kalbinde ona kar§i, hasil oldu muhabbet,
Getirip bin §evk ile, kelime-i §ehadet.
Miisliiman olmak ile, §ereflendi o anda,
Sadik bir talebesi, oldu hem de sonunda.
Hazret-i Abdiilhalik, buyurdu sonra hemen:
"Bu gen?, maddi ziinnari, kesip atti belinden,
Biz dahi §u manevi, ziinnari atalim,
Bunlar, guriir, kibirdir, bunlardan kurtulalim."
Talebeler topluca, o giin tovbe ettiler,
Aglayip gozlerinden, sel gibi ya§ doktiiler.
1) Menakyb-y Hace Abdlilhalyk Goncdiivani (Siileymaniye
Kiitiiphanesi, Yahya Tevfik Kysmy, No. 190)
2) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.50
3) Hadaik-ul-Verdiyye; s.llO
4) Re^ehat Terciimesi; s.25
5) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.5, s.343
6) Nefehat-iil-Uns; s.377
7) Makamat-y Nak^ibendiyye; s.22,43
8) Yrgam-iil-Merid; s.51
9) Tarn Ylmihal Seadet-i Ebediyye; s.972
10) Kamus-iil-A' lam; c.4, s.3066
ABDULHAMID BJN NECIB NOBANI;
Kudiis alimlerinden. On dokuzuncu yiizyilin sonlari ve yirminci yiizyilin ba§larinda
ya§ami§tir. Kudus'un kuzeyinde Mezari koyiinde me§hur bir ailedendir. Yusuf Nebhani
hazretleri 1887 senesinde Beyrut'ta Ceza Mahkemesi reisi iken onunla g6ru§tugunu, kendisi
ile bir 90k kimsenin onun veliligine inandigini bildirmektedir. Bizzat onun kerametlerine
§ahid olmu§tur. A§agidaki menkibelerin hepsini Yusuf Nebhani anlatmi§tir:
Abdiilhamid Nubani Beyrut'a gelip ilk g6m§tiigiimiizde (1893) alnima bakti ve; "§eyh Ali
Omeri sana alamet koymu§." dedi. Hakikaten §eyh Ali Omeri Beyrut'a geldiginde di§leri ile
alnima iz yapmi§ ve; "Bu, evliyanin seni tanimasi i^in koydugum bir alamettir." demifti. O
zaman bunu §eyh Ali Omeri'nin bir latifesi saymi§tim. §eyh Abdiilhamid Niibani bana boyle
soyleyince, onun latife olmadigini ancak evliya zatlarin anlayabildigi bir hakikat oldugunu
anladim. Bunu daha once kimseye soylemedigim halde yalniz anladi.
Bana bir giin; "Zamanin evliyasi seni seviyor ve i§lerine de yardimci oluyorlar. Bu velilerden
ikisi ile Biiyiik Camide g6rii§tiim. HaniLazkiye'de bir i§ i^in yardim istemi§tin de sana yardim
etmi§lerdi." dedi. Bunlari soyleyince hayretler i^erisinde kaldim. Aradan sender ge^mi^ti ve
kimseye de anlatmami§tim. Hadise §u idi:
Lazkiye'de Ceza Mahkemesi reisi iken bir hiristiyan 6ldiiriilmii§tu. Onun akrabasi ve diger
hiristiyanlar katil olarak, koyiin ileri gelen miisliimanlarindan birini gosteriyorlar, uzun
miiddet hapsedilmesi veya idam edilmesini istiyorlardi. Halbuki miisliiman su^suzdu. Ona
iftira ediyorlardi. Vilayetin valisi ile bu hususta telgrafla gorii^tiiler. Bir^ok yalanci §ahit
buldular. Mahkemede miisliiman fahsi, oldiiriilen hiristiyana kur§un sikarken gordiiklerini
soyleyeceklerdi. Nihayet, dava mahkemeye intikal etti. Miisliiman §ahis hapse atildi ve
iizerinden aylar ge^ti. Bu mevzuda halk arasinda bu i§in iftira olmasindan bafka bir§ey
konu§ulmuyordu. Papazlar da bu hususta beni te§vik i^in evime geldi. Bu husiisu goren
pek9ok §ahit de var, diyorlardi. Lazkiye'nin ileri gelen miisliimanlarindan bazilarini da bu
hususta ikna etmi§lerdi. Ben kendilerine in§aallah hak ortaya ^ikincaya kadar bu meseleyi
tetkik edip inceleyecegim deyip sozii kestim. Ancak hadisenin ortaya 9iki§indan itibaren
gelen haberlerden bunun kesin olarak yalan ve iftira oldugunu iyi anladim. Fakat hiristiyan
yalanci §ahitler 90k oldugu i9in miisliimani kurtarmam 90k zordu.
Kanun §ahitlik hususunda miisliiman ile kafir arasinda fark gormiiyordu. Bu sebeple
dii§iincem kari§mi§ti, miisliimani kurtaramam diye korkuyordum. ^iinkii benimle beraber
hiikiim veren dort ki§i daha vardi. 1)9x1 onun aleyhine hiikmetse ekseriyete gore hiikiim verilir.
Su9lu oldugu sabit olunca hakkinda verilecek hiikiim idamdir. Benim bulundugum
mahkemede su9suzluguna
guna inandigim bir miisliimanin zarar gormesi hakikaten 90k agir geliyordu. Mahkeme giinii
zihnim 90k kari§ikti. Evden 9iktim yolda giderken bu i§in kolay olmasi i9in Ehl-i Nevbet
denilen zamanin evliyasindan yardim istedim. ^iinkii onlar AUahii tealanin izni ile gizli
tasarruf sahibi olup yardim ederler. Ben; "Ey AUahii tealanin sevgili kuUari! Ey Ehl-i Nevbet!
Bu zor davaya bir nazar buyurun da eziyet me§akkat olmadan bu miisliiman AUahii tealanin
izni ile kurtulsun." gibi sozlerle yalvardim.
Yalvarmalarimin neticesi olarak Mahkemede herkesin yaninda hakikatin, o muslumanin
suQSuzlugunun ortaya Qikmasi iQin herkesin ikna olacagi her Qareye ba§ vurdum. §ahitlere
i§lenen suQun ne zaman ve nasil meydana geldigini, cinayetin nasil bir aletle i§lendigini,
orada kimlerin hazir bulundugunu ve daha ba§ka sualler sordum. §ahitlerin bunlarin hepsini
bilmesi mumkun degildi. Hepsi de yalniz cinayetin nasil i§lendigi ile ilgili ayni cevabi
veriyorlardi o kadar. Sonra sualler Qogaldik^a birbirinden 90k farkh §eyler soyliiyorlardi.
§ahitlerin ifadeleri tek tek aliniyor ve digerlerinin de ifadeleri ahnincaya kadar
birakilmiyordu. Nihayet §ahitlerin yalanci olduklari a^ik^a ortaya 9ikmi§, musluman ve
hiristiyanlardan meydana gelen heyetin §iiphesi kalmami§ti. Bu sebeple mahkemeye son
verdim. Uyelerle gorii^iip suqIu goriinen muslumanin beraat ve serbest birakilmasma, mazlum
olduguna sozbirligi ile karar verdik. Hiristiyanlar 90k iizerinde durduklari ve ehemmiyet
verdikleri halde, Allahii tealanm izni ile bu zor mesele kolaylikia halledildi.
Hapiste olan bu miislumanm durumunu, §eyh Abdiilhamid bana Beyrut'ta soyleyinceye kadar
kimseye anlatmami§tim.
Bir giin Abdiilhamid Nubani yanima geldi. Onu ak§am yemegine davet ettim da kabul etti.
O giin eve asma yapragi, kabak ve bezelye almi§tim. Fakat buna ragmen arzusunu ogrenmek
iQin; "Ne isterseniz yemekleri hazirlariz." dedim. Bunun iizerine; "Asma yapragi olsun."
dedi. "Ba§ka." dedim, "Kabak" dedi. "Ba§ka ne olsun?" dedim. "Bezelye." dedi. Halbuki
bunlari aldigimi kimseden 6grenmemi§ti.
Bir kere yine yanima gelmi§ti. Biraz oturduktan sonra; "Sen §imdi me§gulsiin. Falancaya,
falancaya hediye gondereceksin." dedi ve Qikmak iizere kalkti. Fakat onu tekrar oturtup
ikramda bulundum. Hakikaten IstanbuI'da sevdigim bazi kimselere gondermek iQin hediye
hazirlami§tim.
Bir kere onunia beraberdim. Akrabam ve mahkememizin ba§katibi olan Muhammed Ali
Efendi yanimiza geldi. Hanimi dogum yapacakti. §eyh Abdiilhamid Niibani ona; "Senin
erkek bir oglun olacak. Ismini babanin adi olan Hasan koy!" dedi. Bir iki giin sonra §eyh Ali
ile beraber Muhammed Ali Efendi ile kar§ila§tik. Ona; "Dogum oldu mu?" diye sorduk. "Evet
bir erkek Qocugumuz diinyaya geldi." dedi. §eyh Abdiilhamid; "Ismini ne koydun?" dedi.
"Bedriiddin." dedi. Soyledigi isim konulmadigi i^in yiiziinden memniiniyetsizligi
anla§iliyordu. Sonra bana dogru egilip kulagima gizlice; "Bu Qocuk ya§amayacak!" dedi. Ben
bunu Muhammed Efendiden gizledim. Ve 90cuk onun dedigi gibi, vefat etti.
Bir cemaatle oturuyorduk. Bu sirada akrabalarindan birini bir i§ i^in Istanbul'a
gonderdiklerini, i§i mutlaka halledip donecegini konu§uyorlardi. O cemaatin ileri
gelenlerinden birisi; "Ben ona git i§ini gor gel." dedim, diyor ve bu i§i halledip gelecek diye
konu§uyordu. O bu soziinii birka? defa emin bir §ekilde soyleyince yanimda oturan §eyh
Abdiilhamid kulagima gizlice; "Vallahi §ahis i§ini halledemeden gittigi gibi iiziintiilii olarak
donecek." dedi. O §ahis Istanbul'a gitti. Bir sene civarinda kaldi. i§ini yapamadan gizlice
iiziintiilii olarak dondii.
Birisi ile Kudiis di§inda harabe bir yerden ge^iyorduk. Yanimdaki §ahis bana; "Bu ev Bedri
Efendinin evidir. Abdiilhamid Niibani'ye eziyet etti. Bunun iizerine bu biiyiik zat onun evine
dondii ve; "Ey ev harabe ol!" diye ii9 kere soyledi. Bir sene gCQmeden Bedri Efendi delirip
oldii. Sonra evi de harabeye dondii ve bu hale geldi. Delilik Qocuklarindan bazisina da gCQti.
Onlar §imdi kendi hallerinde ya§arlar. O beddua sebebiyle bu hale geldiklerini bildiklerinden,
aile fertleri onun duasini alip bu hastaliktan kurtulmak i^in kendisine 90k ikram ederler.
§imdi aile olarak onun en yakin ve has talebelerindendirler." diye anlatti.
1) Camiu Keramat-il-Evliya; c 2, s.52.
ABDULHAMID ^JRVANI;
Evliyanin buyiiklerinden. Ismi, Abdulhamid bin Huseyin §irvani Dagistani'dir. Dogum tarihi
kesin olarak bilinmemektedir. 1882-3 (H.1300) senesinde Mekke-i mukerremede vefat etti.
Kalabalik bir cemaatla cenaze namazi kilinip Cennet-lil-Mualla kabristaninda Umm-ul
mii'minin Hadicet-lil Kubra'nin radiyallahii anha kabri yanina defnolundu.
ilim tahsiline ku9uk ya§ta ba§layan Abdulhamid §irvani, bu maksatla, Istanbul ve Misir gibi,
zamanin ilim merkezi olan yerlere giderek biiyiik alimlerin sohbetlerinde bulundu. Budinli
§eyh Mustafa ile pek^ok eserlerin yazari §eyh Ibrahim BacM, ilim ogrenip, kendilerinden
istifade ettigi biiyiik alimlerdendir.
Abdiilhamid §irvani ilim ogrenmek husiisunda yiiksek istidad ve fevkalade gayret sahibi idi.
ilimde pek yiiksek derecelere 9ikip alim oldu. Arabi, Farisi ile Tiirk9eyi gayet iyi bilirdi. Ilim
tahsilini tamamladiktan sonra, Mekke-i miikerremeye gitti talebe okutmaya ba§ladi.
ilimle ugra§irken bir taraftan da tasavvuf yolunda ilerlemeye, ilahi feyz ve marifetlere
kavu§up yiikselmeye 9ali§an Abdiilhamid §irvani, bu hususta 90k gayretli idi. Evliyalik
yolunda ilerlemek arzu ve istegi, onda 90cuklugundan beri vardi. Bu sebeple, tasavvuf
yolunda oldugu soylenen bir9ok kimseye gitti ise de, hi9birinden arzu ettigini elde edemedi ve
aradigmi bulamadi. Kalp susuzlugunu gideremedi.
Bu sirada Hindistan evliyasmdan, Miiceddidiyye yolunun biiyiiklerinden Muhammed Mazhar
hazretleri, hac i9in Mekke-i miikerremeye gelmi§ti. Abdiilhamid §irvani ona talebe olmak
istedi ise de, Muhammed Mazhar oziir beyan edip, bu i§e layik olmadigmi bildirdi.
1856 (H.1278) senesinde Muhammed Mazhar'm babasi Ahmed Said-i Fariiki hazretleri
Hindistan'dan hicret ederek Mekke-i miikerremeye gelmi§ti. Bu da evliyalik kemalatmm,
Miiceddidiyye yolunun yiiksek olgunluklarmm sahibi, 90k iistiin, bir veli idi. Abdiilhamid
§irvani, kendisinin yeti§mesi i9in talebelere ders okutmayi terkedip, Ahmed Said'in
sohbetlerine ko§tu. ilimdeki derin bilgisine ragmen, gidip biiyiik zata talebe oldu. Halis bir
niyetle bu yola girip, Ahmed Said'in sohbetlerini hi9 birakmadi. Onun pek9ok iltifat ve
tevecciihlerine mazhar oldu. Ahmed Said-i Fariiki, Mekke-i miikerremeden Medine-i
miinevvereye giderken, Abdiilhamid §irvani'yi oglu Muhammed Mazhar'a havale etti. O da,
emir babasmdan geldigi i9in kabiil edip, Abdiilhamid'in bu yolda ilerlemesi ile me§giil oldu.
Ahmed Sa'id-i Fariiki gittikten sonra, Muhammed Mazhar'm sohbetlerinden hi9 ayrilmayan
Abdiilhamid §irvani, biitiin kalbi ile ona baglandi. Ondan 90k istifade etti. Bir miiddet sonra,
Muhammed Mazhar da Medine-i miinevvereye giderken, Abdiilhamid Efendi de ondan
ayrilmayip onunla beraber gitti. ^iinkii onu 90k seviyor, muhabbet ve bagliligi giin ge9tik9e
artiyordu. Medine-i miinevverede Peygamber efendimizin kabr-i §erifini ziyareti sirasmda,
ResiiluUah efendimizin manevi liituf ve ihsanlarma kavu§tu. Bu ziyaretten sonra
MuhammedMazhar; "Elhamdiilillah Resiilullah efendimiz Abdiilhamid §irvani'yi kabiil
ettiler." buyurdu. Ona icazet ve hilafet verip, 90k dua etti. Sonra; "Mevlana Abdiilhamid'e
icazet verdim. Ona verilmesi lazim gelen her §eyi verdim. in§aallah semeresi goriilecektir.
Fakat daha zamani vardir. Miiceddidiyye yolu biiyiiklerine olan muhabbet ipi saglam ve
kuvvetli olunca, kavu§ulmasi arzulanan §eyler bir miiddet sonra da kavu§ulsa bunun i9in gam
yoktur. (^iinkii biiyiikler, kendilerine baglananlari yava§ yava§ 9ekerler. Bu sebeple
yapilmasi lazim gelen §ey, bu biiyiikleri 90k sevip yoUarmda bulunmak, her an AUahii tealayi
unutmayip, devamli O'nu anmak ve diger vazifelere devam etmektir." buyurdular.
Abdiilhamid §irvani, hocasi Muhammed Mazhar'm bu sozlerini dikkatle dinliyordu.
Ayrilacaklari zaman hocasma; "Bizi dua ve tevecciihiiniizden eksik etmeyiniz efendim." dedi.
Bu sebeple, Muhammed Mazhar daima, giyabinda Abdiilhamid Efendiye dua ve tevecciihde
bulunurdu. Bundan sonra da, ^e^itli zamanlarda bir^ok defa gorii^up sohbet ettiler. Irtibatlan
hi9 kesilmedi. ^unkii devamli mektupla§ir ve haberle§irlerdi.
Abdulhamid §irvani, omrunun sonuna kadar Mekke-i miikerremede ders verdi, tasavvuf
yoluna girmi§ talebeleri terbiye edip, manevi olarak yeti§tirmekle me§gul oldu.
Abdulhamid §irvani hazretleri, vakar ve heybet sahibi, agirba§li bir zat idi. Gayet az konu§ur,
90gu zaman siikut ederdi. Bu yolun buyiiklerinin adeti oldugu gibi, sabah ak§am talebeleri ile
birlikte hatim yapardi. Sabahleyin yapilan hatimden sonra, talebelerine Ibn-i Hacer-i Heytemi
hazretlerinin Tuhfe kitabindan fikih dersi okuturdu.
Ders di§indaki zamanlarda, halveti ve uzleti, yalmzligi ve insanlardan uzak durmayi bir de
kendi halinde ibadet ve taatla me§gul olmayi severdi. Ogleden sonra Siileymaniye
Medresesindeki odasma gider, ikindi vaktine kadar Kur'an-i kerim tilaveti, zikr ve murakabe
ile ve kitap okumakla me§gul olurdu. Normal giinlerde, hususi odasma ^ocuklarmdan ba§ka
kimse giremedigi halde, sail ve cuma giinleri kapi a^ik tutulur, suali olanlar veya bir §ey
arzetmek isteyenler rahatlikla iQeri girebilirlerdi.
Namazlarmi, vakit girdikten sonra, evvel vakitlerinde kilmaya hususen dikkat ederdi.
Talebelerini terbiye edip yeti§tirirken, bu yolun biiyiiklerinin adetleri iizere bir yol takib
ederdi. ^ok kitap okurdu. Bilhassa, Tuhfe kitabina yaptigi sekiz ciltlik ha§iyenin tashihi ile
me§gul olurdu.
Tasavvufl makam ve halleri, gayet a9ik ve anla§ilir bir §ekilde anlatirdi. Sohbetlerinde, Allah
adamlarmm, hakiki evliyanm iistiinluklerini, onlara baglanmanm ehemmiyetini izah eder,
buna te§vik ederdi.
Muhammed Mazhar hazretleri, Abdulhamid §irvani'yi kendisine halife tayin etti. O da
hocasmm yerine ge^ip, 90k hizmette bulundu. Kisa zaman sonra da vefat etti.
HayruUah Efendi, Emir Halife, Muhammed Salih Zevavi, Abdulhannan Bercani ve
Abdiilhalik Efendi onun diploma, icazet verip mezun ettigi halifeleridir.
1) Re§ehat Ayn-iJI-HayatZeyli; s.131
ABDULHAY;
Hindistan evliyasmdan. Hindistan'm Safabeyan §ehrinin Hisar-i §adiman mahallesinde 1582
(H.990) senesinde dogdu. ilim tahsiline ba§ladiktan sonra, bliyiik alim Imam-i Rabbani
hazretlerinin sohbetlerine katildi ve talebesi olmakla §ereflendi. YiUarca Imam-i Rabbani
hazretlerinin hizmetinde bulunup, sevgisini kazandi. Manevi bir^ok ilimlere kavu§tu.
imam-i Rabbani hazretleri icazet, diploma vererek Abdlilhay'i, insanlara AUahii tealanm emir
ve yasaklarmi anlatmak, onlari terbiye edip yeti§tirmek gorevi ile Punte §ehrine gonderdi ve;
"§eyh Hamid-i Bingali'ye gitmek istiyorum. Fakat firsatim olmadi. Ona gidip nasihatte
bulununuz." buyurdu. Abdlilhay; "Peki efendim." diyerek huzurdan ayrildi ve oraya dogru
yola 9ikti. Fakat kendi kendine; "§eyh Hamid, alim, evliya ve herkesin miiracaat ettigi bir
kimsedir. Ben kim oluyorum ki, ona nasihat edeyim ve soziimiin faydasi olsun." diye
du§undu. Sonra da; "Boyle du§unmek dogru degildir. Madem ki hocam boyle soyledi, halde
dogru soyledi. Boyle vesvese etmek dogru degildir. Hocamm bu emrinde mutlaka bir hikmet
vardir." dedi.
§eyh Hamid Bingali'nin yanma vardigmda, ona 90k hiirmet ve ikramda bulundu. §eyh Hamid
Bingali sohbet esnasmda §oyle dedi:
imam-1 Rabbani hazretleri ve diger buyiikler buyuruyor ki: "Bizim yolumuzda olmanin ilk
§arti, ResuluUah efendimizi canindan 90k sevmektir." Ben de, AUahii tealanin sevgisi ile dolu
olan kalbe ba§ka bir sevgi nasil sigabilir?" diyorum. Onun bu soziine Abdiilhay 90k uzlildu ve
cevap olarak:
"ResuluUah efendimizin sevgisi, Hak tealanin sevgisinin aynisidir. Ayet-i kerimede mealen
buyruldu ki: "Kim peygambere itaat ederse muhakkak AUahii tealaya itaat etrni^ olur."
(Nisa suresi: 80) Bu ayet-i kerime soziimuzun dogrulugunu gostermektedir." dedi.
Bunun iizerine §eyh Hamid soylediklerine pi§man oldu ve tovbe etti. Abdiilhay da yakinen
hocasinin hikmetsiz bir §ey soylemeyecegini anladi. Demek ki hocasi onu, §eyh Hamid'in bu
§iiphesini gidermek i^in g6ndermi§ti.
Abdiilhay 90k comerd idi. Eline ge9en her §eyi fakirlere dagitirdi. Insanlara iyi muamelede
bulunurdu. Bulundugu §ehirde Imam-i Rabbani hazretlerinin talebesi Niir Muhammed de
bulunuyordu. Bir sevdigine yazdigi mektubunda; "§eyh Abdiilhay ve Niir Muhammed gibi iki
zatm bir yerde bulunmasi, iki parlak niir gibidir." buyurdu. Niir Muhammed'e yazdigi
mektubunda ise; "§eyh Abdiilhay ile ayni §ehirdesiniz. Yakininizda bulunuyor. Duyulmayan
garip marifetler ve ilimler onun kalbinde toplanmi§tir. Bu yolda zariiri olan §eyler kendisine
verilmi§tir. Uzakta kalmi§ dostlarimizin onunla g6rii§mesi biiyiik bir nimettir. ^iinkii oraya
yeni gelmi§tir ve yeni §eyler getirmi§tir. Diyebilirim ki oranin ana caddesi odur. Miimkiin
mertebe firsat bulduk9a sual sorup, anlamaya 9ali§mi§tir. Tevfik AUahii tealadandir."
buyurdu.
§eyh Abdiilhay 1644 senesinde yakinlariyla hac farizasini yerine getirmek i9in Piitne'den yola
9ikti. Once Serhend'e ugrayarak Imam-i Rabbani hazretlerinin kabrini ziyaret etti ve kiymetli
oguUari Muhammed Ma'siim'un sohbeti ile bereketlendi. Sonra yola devam etti. Biiyiik bir
tevekkiil ile uzun yolculuktan sonra Hicaz'a ula§ti. Bu miibarek beldede biiyiiklerin kabr-i
§eriflerini ziyaret etti. Hac farizasini yerine getirip beraberindekilerle memleketine donmeye
karar verdi. E§yalar yiiklenmi§ ve hazirlanmi§ iken her nasilsa birka9 giin daha kaldilar.
Beraberindekiler bu duruma hayret ettiler. Daha sonra Abdiilhay hazretleri; "Dostlarimiz,
arkada§larimiz gitsinler. Biz e§yalarimizi indiriyoruz. Bize gitmek i9in izin verilmedi. Bu
yalniz bizim i9indir. Gelecek sene bir hac daha yapacagim." buyurdu. Onun memleketine
gitmekten boyle vazge9mesinin ResiiluUah efendimizin i§areti ile oldugu rivayet edildi. Bu
sirada 60 ya§inda idi. Ertesi sene ikinci defa hac ettikten sonra memleketine dondii. Imam-i
Rabbani hazretlerinin ii9iincii oglu Muhammed Ma'siim'un emri ile Imam-i Rabbani'nin
talebelerine yazdigi nasihat dolu mektuplarinin bulundugu Mektubat kitabinin ikinci cildini
topladi.
Abdiilhay, hocasi Imam-i Rabbani hazretleri hayatta iken onunla zaman zaman mektupla§irdi.
Hocasinin kendisine yazdigi nasihat dolu bir mektupta §unlar yazilidir:
AUahii tealaya hamd ettikten ve Peygamber efendimize salevat getirdikten sonra, seadet-i
ebediyyeye eri§menize dua ederim. AUahii teala, bir9ok ayet-i kerimede, amal-i saliha i§liyen
miiminlerin, Cennet'e gireceklerini bildiriyor. Bu salih amellerin, iyi ve yarar i§lerin neler
oldugunu, 90k zamandan beri ara§tiriyordum. Iyi i§lerin hepsi mi, yoksa birka9i mi diyordum.
Eger, iyi §eylerin hepsi olsa, bunlari kimse yapamaz. Birka9i ise, acaba hangi iyi i§ler
isteniliyor? Nihayet AUahii teala, liitfederek §6yle bildirdi ki: A'mal-i saliha, Islamin be§
riiknii, diregidir. Islamin bu be§ temelini, bir kimse hakki ile, kusiirsuz yaparsa,
Cehennem'den kurtulmasi kuvvetle umulur. ^iinkii bunlar, aslinda salih i§ler olup, insani
giinahlardan ve 9irkin §eyleri yapmaktan korur. Nitekim, Kur'an-i kerimde Ankebiit siiresi
kirk be§inci ayetinde mealen; "Kusursuz kihnan bir namaz, insani pis, firkin i§leri
i^lemekten korur." buyrulmaktadir. Bir insana, Islamin be§ §artini yerine getirmek nasib
olursa, nimetlerin §iikriinii yapmi§ olur. §iikrii yapinca, Cehennem azabindan kurtulmu§
demektir. ^unkii AUahii teala, Nisa suresi yiiz kirk altinci ayetinde mealen; "Iman eder ve
^iikiir ederseniz, azab yapmam!" buyuruyor. O halde, Islamin be§ §artini yerine getirmeye
can ve gonulden 9ali§malidir.
Bunlar arasinda bedenle yapilacaklarin en miihimi, dinin diregi olan namazdir. Namazin
edeblerinden bir edebi ka^irmayarak kilmaya gayret etmelidir. Namaz tamam kilinabildi ise,
islamin esas ve biiyiik temeli kurulmu§ olur. Cehennem'den kurtaran saglam ip yakalanmi§
olur. AUahii teala hepimize, dogru diiriist namaz kilmak nasib eylesin!
Namaza dururken, "AUahii ekber" demek; AUahii tealanin, hi^bir mahliikun ibadetine muhta?
olmadigini, her bakimdan hiQbir §eye ihtiyaci olmadigini, insanlarin namazlarinin O'na
faydasi olmayacagini bildirmektedir. Namaz i^indeki tekbirler ise; AUahii tealaya kar§i
yaki§ir bir ibadet yapmaya liyakat ve giiciimiiz olmadigini gosterir. Riikiidaki tesbihlerde de,
bu mana bulundugu i9in, riikiidan sonra, tekbir emrolunmadi. Halbuki, secde tesbihlerinden
sonra emrolundu. (^iinkii secde, tevazii ve a§agiligin en ziyadesi, zillet ve kii^iikliigiin son
derecesi oldugundan, bunu yapinca, hakki ile tam ibadet etmi§ sanilir. Bu dii§iinceden
korunmak iQin secdelerde yatip kalkarken, tekbir soylemek siinnet oldugu gibi, secde
tesbihlerinde a'la demek emr olundu. Namaz, miiminin miraci oldugu i9in, namazin sonunda,
Peygamber efendimizin mirac gecesinde soylemekle §ereflendigi kelimeleri (yani,
ettehiyyatii...yii) okumak emr olundu. O halde namaz kilan kimse, namazi kendine mirac
yapmali. AUahii tealaya yakinliginin nihayetini namazda aramalidir.
KELiME-i TEVHTE^
imam-i RabbanT hazretlerinin Seyh AbdiJlhay'a yazdigi bir mektup soyledir:
Rabbimizin celle sultaniih gazabini, intikamini sondiirmek i^in "La ilahe illallah" giizel kelimesini soylemekten daha
faydah bir^ey yoktur. Bu giizel kelime, Cehennem'e gotiiren gazabi sdndiiriince, daha kii^iik olan ba^ka gazablarini
elbette sondiiriir. Ni9in sondiirmesin ki, bir kul, bu giizel kelimeyi tekrar tekrar siiyleyince, O'ndan ba^kasini yok
bilmekte, her ^eyden yiiz ^evirip, hak olan bir mabuda diinmektedir. Gazabinin sebebi, kullarinin, O'ndan ba^kasina
donmesi, baglanmasidir. Mecaz alemi olan bu diinyada da, bu hall giiriiyoruz. Zengin bir kimse, hizmet9isine kirilir,
ona kizar. Hizmetfi de, kalbi iyi oldugu ifin, herkesten yiiz ^evirip biitiin varligi ile, efendisinin emirlerine sarilirsa,
efendisi, ister istemez yumujar. Merhamete gelir. Gazabi soner. Ijte bu giizel kelime de, kiyamet ifin ayrilmi? olan
doksan dokuz rahmet hazinesinin anahtaridir. Kiifiir karanliklarmi, ;irk pisliklerini temizlemek i^in, bu giizel
kelimeden daha kuwetU, hi9bir yardimci yoktur. Bir kimse, bu kelimeye inanmca imanm zerresi hasil olur.
Bu giJzel kelimeye inanarak, kalbinde zerre kadar Tman hasil eden kimse, kafirlerin
adetlerini ve sirk pisliklerini yaparsa, bu giizel kelimenin sefaati sayesinde Cehennem'den
cikarilir. Azapta sonsuz kalmaktan kurtulur. Bunun gibi, bu ijmmetin bijyuk gijnahlarina
sefaat edip, azaptan kurtaracak en kuvvetii yardimci, Muhammed Resulullah'tir. Bu
iJmmetin biJyuk gijnahlari dedik. Cunkij onceki ijmmetlerde biJyuk gijnah isleyen pek az
olurdu. Hatta Tmanini kijfur adetleri ile ve sirk pislikleri ile karistiran da azdi. Sefaate en
cok ihtiyaci olan bu ijmmettir. Onceki iJmmetlerde, bazilari kufiirde inad etti. Bazisi da
halis olarakTmana gelip emirlere yapisti.
Bu giJzel kelime ve Peygamberlerin sonuncusu gibi bir sefaatci olmasaydi, bu ummetin
giJnahlari kendilerini helak ederdi. Bu ummetin giJnahlari coktur. Fakat, Allahij tealanin af
ve magfireti de sonsuzdur. AllahiJ teala, bu ijmmete af ve magfiretini o kadar sacacak ki,
gecmis ijmmetlerden hicbirine boyle merhamet ettigi bilinmiyor. Doksan dokuz rahmetini,
sanki bu gijnahkar ijmmet icin ayirmistir. ikram ve ihsan, kabahatliler ve gijnahlilar
icindir. AllahiJ teala, af ve magfiret etmegi sever. Kusur ve kabahati cok olan bu iJmmet
kadar af ve magfirete ugrayacak hicbir iimmet yoktur. Bunun icin bu iimmet, ijmmetlerin
en hayirlisi oldu. Bunlarin sefaat edicisi bu giizel kelime, kelimelerin en kiymetlisi oldu.
Bunlarin sefaatcileri olan Peygamberleri, peygamberlerin en ijstijnij oldu. Furkan suresi,
yetmisinci ayetinde, mealen; "AllahiJ tealanin, gijnahlarini iyiliklerle degistirecegi kimseler
onlardir. Allahu tealanin magfireti, merhameti sonsuzdur." buyruldu.
Kerfmler ile yapilacak her is kolay olur.
1) Ziibdet-ul-Makamat ; s.374
2) Hadarat-iil-Kuds; s.336
3) Tarn Ylmihal Seadet-i Ebediyye; s.974
4) Mektubat-y Ymam-y Rabbani; c.2 37. mektup
5) Tezkire-i Ymam-y Rabbani; s.339
6) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l5, s.141
ABDULHAY CELVETI;
Anadolu'da yeti§en evliyadan. Edime'de dogdu. Dogum tarihi belli degildir. Babasi
Celvetiyye tarikati §eylilerinden Sa^lu Ibrahim Efendidir. Abdiilhay Efendi, babasinin yaninda
yetifti. Celvetiyye tarikatini da ogrenerek babasindan hilafet aldi ve Rumeli (^irmen
Sancagindaki bugiin Bulgaristan sinirlari i^inde kalan Ak^akizanlik kazasindaki Alaeddin
Efendi Zaviyesine §eyh olarak tayin edildi.
Babasinin Edirne Selimiye Camii vaizi iken 1660'da vefati iizerine, bu caminin vaizligine ve
tekke §eyliligine tayin edildi. Bu gorevde uzun miiddet kaldi ve insanlara vazlarmda Ehl-i
siinnet yolunu anlatti. 1686'da istanbul'un Kadirga semtindeki SokuUu Mehmed Pa§a
Zaviyesine, Kadizade Mahmud Efendinin oliimii iizerine tayin edildi. Iki sene burada
kaldiktan sonra, Eminonii Yeni Cami vaizligine getirildi. 169rde Selami Ali Efendinin vefati
iizerine Aziz Mahmud Hiidai Tekkesine §eyh olarak tayin edildi. Bu vazifesinde omriiniin
sonuna kadar kaldi. 16 Kasim 1705 (H.1117) Pazartesi giinii vefat etti. Aziz Mahmiid Hiidai
Tekkesinin yakininda HalilPa§a Tiirbesine, Halil Pa§azade Mahmiid Beyin yanina defnedildi.
§eyh Abdiilhay Celveti, tasavvufdaki derin ve ince manalara vakif idi. Kalb (goniil) hakkinda
§6yle buyurmaktadir:
Hadis-i kudside buyruldu ki: "Ben yere goge sigmam. Fakat haramlardan sakinan temiz
miimin kulumun kalbine sigarim." AUahii teala nefs ile sir makami arasinda bir kalb
(goniil) §ehri yaratmi§tir. Bu §ehir daima mamur olmak ister. Gonliin mamur edilmesi usta ve
mimar ile olmaz. Ancak AUahii tealanin liitfu ile olur. Haci Bayram-i Veli talebelerine; "Kalp
§ehrinizi mamur ediniz. Allah adamlarinin sozlerini dinleyiniz. Ilim ogreniniz." buyurmu§tur.
Yine Aziz Mahmiid Hiidai; "Talebe AUahii tealanin rizasini kazanmakta gayretli olmali, ta§
gibi kati olan kalpleri rehber olan zatin terbiyesinde yumu§atmalidir. Kalbi yumu§ayinca, bu
halini hocasina arz edip, onun tavsiyeleri, yol gostermesi ile oniindeki yoUardan engeller
kalkar ve matlubuna, maksiiduna kavu§ur. Iman-i kamil (olgun insan) olur." buyurdu.
Abdiilhay Celveti, Abdiilhay mahlasi ile 90k giizel ilahiler s6ylemi§tir. Fakat bu ilahilerin
toplandigi divan heniiz bulunamami§tir. BirQok eser yazan Abdiilhay Celveti'nin eserlerinden
bazilari §unlardir: 1) Kaside-i Biirde Terciimesi, 2) Feth-ul-Beyan li-Husul-in-Nasri
vel-Fethi vel-Eman: Arap^a olup Fetih siiresinin tefsiridir. Siileymaniye Kiitiiphanesi Haci
Be§ir Aga Kismi, No: 34'te kayitlidir. 3) Tefsir-i Ba'z-i Siiver-i Kur'aniyye: Tiirk^e olup,
Meryem, Yasin, Feth, Rahman, Nebe', Nazi'at, Abese, Tekvir, Infitar, Mutaffifln, Kevser
siirelerinin tefsiridir. 4) §erh-i Gazel-i Haci Bayram-i Veli,
1) Vekayi-ul-Fudela; c.2, s.414
2) Tezkire-i Salim; s.462
3) Osmanli Miiellifleri; c. 1, s.125
4) Seflnet-ul-Evliya; c. 3, s.21.
ABDULHAY EFENDJ (Oztoprak);
istanbul'da Be§ikta§'tan Ortakoy'e giderken ^iragan sirtlarinda bulunan Yahya Efendi
dergahinin son §eyhi. Ismi Abdiilhay olup, babasi Fikri Efendi, dedesi §erif Ali Efendidir.
1884 (H.1302) senesinde istanbul'da dogdu. 1961 (H.1381) senesinde istanbul'da vefat etti.
Kabri Yahya Efendi Dergahi mezarligindadir.
Abdiilhay Efendinin dedesi §erif Ali Efendi Mekke'den kalkarak istanbul'a geldi. Bir
miiddetAksaray'daki Oglanlar Tekkesinin feyhligini yapti. Sonradan Tosya'ya giderek Kadiri
tekkesi §eyhi ismail Riimi hazretlerinin torunlarindan biriyle evlendi. Tekrar Mekke'ye
giderek orada yerle§ti. Mekke'de Fikri adinda bir oglu oldu. Fikri Efendi Mekke'den Misir'a
giderek oraya yerle§ti. Askerlik meslegine girip albayliga kadar yiikseldi. Gordiigii bir riiya
iizerine Misir'dan istanbul'a gelip Kaygusuz Baba dergahina intisab etti. Sultanahmed'deki bu
dergaha uzun miiddet kirba ile su ta§idigi i^in kendisine "Kirbaci Baba" ismi takildi. Biitiin
bu hizmetlerine ragmen dergahm §eyhi, kendisini talebelige kabul etmedi. Fakat bir giin
§eyhin, bir kopege attigi artiklarmi, kopekle birlikte yemeye te§ebbus etti. Bunun iizerine §eyh
kendisini talebelige kabiil etti. Fikri admi da Siiruri Fikri feklinde degi§tirdi. Siiriiri Fikri
Efendi bir miiddet bu tekkede kaldiktan sonra Zeyrek yoku§u ba§mdaki yanmi§ olan Ummii
Giilsiim Camiini tamir ettirdi. Misir kuyumcularmdan birinin Zeynep Hanim admdaki kiziyla
evlendi. Bu evliliktenAbdiilhay Efendi diinyaya geldi. U9 aylikken babasi vefat eden
Abdiilhay Efendi, yetim kaldi. Annesi oglunu alip Ummii Giilsiim Camiinin me§riitasma
yerle§ti.
KiiQiik ya§tan itibaren ilim tahsiline ba§layan Abdiilhay Efendi, annesinin gayretiyle hifzmi
(Kur'an-i kerimi ezberlemeyi) tamamladi. Zamanm usiiliine gore ciddi bir medrese tahsili
gordii. On sekiz ya§mdayken babasmm tamir ettirdigi Ummii Giilsiim Camiine imam oldu.
Kendisi aslen Kadiri, me§reben Nak§ibendi idi. Son Nakfi §eyhlerinden Giimii§hanevi §eyhi
ismail Necati Efendiden icazet aldi. Bir ara ^i^ek^i Cami imam-Hatipligini yapti. Yahya
Efendi dergahmm §eyhligini yiiriittii. Bir taraftan da Baytar mektebinde ayniyat muhasipligi
yapti. Daha sonra buradan emekli oldu. Soyadi Kanunundan sonra Oztoprak soyadini aldi.
Zaman zaman sevenleriyle sohbet edip onlari ir§ada 9ali§ti. 1961 (H.1381) senesinde
istanbul'da vefat etti. Yahya Efendi dergahi mezarligina defnedildi.
Arap^a ve Fars^a bilen Abdiilhay Efendi, fikhi ve tasavvuii mevzillarda geni§ bilgiye sahipti.
Son derece miitevazi, yumu§ak huylu ve a§iri derece miittaki (haramlardan sakinan) birisi idi.
Comert ve misafirperver olup, sofrasina bir fakiri almadan oturmazdi. Onun muhtelif
vesilelerle sevdiklerine ve yakinlarina yazdigi mektuplari, Abdiilhay Efendinin Mektuplari
adli bir risalede toplanmi§tir.
Sevdiklerinden birine yazdigi mektupta da buyurdu ki:
Kemal derecesine ula§an insanlarin, yiikseldik^e tevaziiu ve siireten kendinden a§agi olanlara
kar§i davrani§larindaki giizellik artar. Zannolunmasin ki, onun bu tevaziiu kadrini ve
kiymetini azaltir. Hayir belki daha fazla yiikseltir. "Allah i^in tevazu edeni AUahii teala
yiikseltir." hadis-i §eriii bunu ifade etmektedir. Diinyevi ve uhrevi, maddi ve manevi
mertebelere yiikselen kimseler asla kendi kuUuklarini unutmaz, Allah iQin, alQak goniillii olur,
AUahii tealanin yarattiklarina sertlikten ve §iddetten ka^inirsa, her iki cihanda AUahii teala
onun derecesini yiiceltir. Kibirli olmayi adet edinenler ve asil meyvesini unutanlarm ise,
cenab-1 Hak tarafindan gonderilen hadiselerle bumu kirilir. Bunlar terbiye ve imtihan
kam^ilariyla zelil olurlar. Hlilasa, benlik, kibir ve biiyiikluk taslamak insana yara§maz. §eytan
bu kadar ibadeti ile kibir ve benligi yiizlinden kovuldu ve lanetlendi. Adem aleyhisselam ise
zelil olan topraktan yaratildigini unutmayarak; "Ey Rabbimiz! Biz nefsimize zulmettik. Eger
sen bizi bagi§Iamaz ve rahmet etmezsen hiisrana ugrayanlardan oluruz." diyerek, rahmet-i
Hakk'a iltica etti. Bu sebepten yeryiiziinde emanet-i ilahiyyeyi yiiklendi ve biitiin yaratilmi§lar
iizerine miikerrem kilindi, derecesi yiikseltildi. Binaenaleyh biitiin kibirliler §eytanin
ogullaridir...
Hayir yapmanin onemini de §6yle bildirdi:
Umvima faydasi olacak hayir birakmak ne ho§tur. Hayat defteri kapanir fakat amel defteri,
ondan menfaat goriindiigii miiddet^e kapanmaz, hayir yazilir. U9 §ey vardir ki, sahibinin
hayirli amel defterini kapatmaz. Umiima faydasi dokunacak ilim, marifet, sanat ogretmek.
Bunun gibi umiima faydasi dokunacak kuyu kazdirmak, su getirtmek, hastahane, koprii, yol
ve bu gibi §eyleri yapip biralanak ve yine kendisine hayir dua edecek salih eviad birakmak.
Ogrenenler ogrendikge ve insanlar faydalandikQa, ilk sebeb olan zat ve hayirli evladin nefsine
ve diger insanlara hayri dokunduk^a mensiib oldugu anne ve babasi bundan daima faydalanir,
namlari hayiria anilir. Fakat ne ^are ki herkes buna muvaffak olamiyor. Cenab-i Hak
ciimlemizi kendi liitfuyla hayra yakin ve muvaffak kilsin...
HELAL LOKMA-f!
Abdiilhay Efendinin ogluna nasihati ^oyledir:
Oglum! ViJcudumuzu elimizden geldigi kadar helal lokma ile doyuralim ki, helal lokma ile
beslenen o viJcud Allah'a ibadette pek hafif ve latTf olarak ruha uysun. Haramlaria
beslenen viJcut, Allah'a ibadete kalkmakta gevseklik ve agirlik gosterir. Bu hal sonunda,
esasen latTf olan ruha da tesir eder ve onu da kendi gibi agirlastirip karanliklara bogar.
ilahT ufuklara cikmaya kabiliyeti kalmaz ve nihayet oliJr. GiJnahlarin bijyukleri, kiicuklerine
ehemmiyet vermemekten baslar. KiJcucukten komsu bahcelerinden hirer ikiser meyve
koparmaya alisanlar, buyudiJkleri zaman yaman hirsiz kesilirler.
Eviadim! Kendini gozet. Senin aslin pek neciptir, pek temizdir. Aslina benzemeyen dallar,
asillarinin mazhar olduklari maddT manevT tevecciJh ve olgunluklara kavusamazlar. islam
dTninin butun emirleri insanlarin ahlakini diJzeltmek, butun yasaklari da, yine onlarin
faydalari icindir.
Dicle nehri kiyisinda yedigi bir elmanin sahibini bulup helallesmek icin cesitii kijlfetleri
goze almasi, imam-i A'zam'in babasi Sabit bin HiJrmuz'un ahlakinin yijksekligini gosterir.
Onun bu temizligi kendisinden diJnyanin dortte birinin, mezhebine, limine baglandigi
imam-i A'zam Ebu HanTfe gibi bir zatin viJcuda gelmesine sebeb olmustur. Hayirli
eviatlarin babalari da hayir ve iftiharia anilir. Seni goreyim, haramlardan, hatta
mekruhlardan kendini sakin. Ecdadinin asaletine, necabetine (temizligine) varis oldugunu
su pehrizkarliginia isbat et. Bu seref sana diJnyada ve ahirette kafidir.
1) Abdulhay Efendi'nin Mektuplari (Seha Nesriyat)
ABDiJLKADiR BERZENCI HAYDERI;
Biiyiik Islam alimi ve eviiya Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin talebelerinden. Ismi
Abdiilkadir olup, Berzenci ve Hayderi nisbeleriyle me§hiir oImu§tur. Hazret-i Hiiseyin'in
soyundan olup, seyyiddir. Kaynaklarda hayati hakkinda yeterii bilgi mevcut degildir. On
dokuzuncu yiizyilda Irak'ta ya§ami§tir.
Zamaninin usuliine gore ilim ogrendikten sonra Mevlana Halid-i Bagdadi hazretlerinin
sohbetleriyle §ereflendi. Onun kalplere §ifa olan sohbetlerinde ve hizmetinde bulundu.
Tasavvuf yolunda ilerleyip evliyalik makamina ula§ti. Mevlana Halid hazretlerinin talebeleri
arasinda onemli bir yere sahib oldu. Hocasi ona ir§ad yani insanlara Islamiyetin emir ve
yasaklarini anlatmak husiisunda hilafet ve icazet verdi. Kendtne verilen vazifeyi layikiyla
yerine getiren Abdiilkadir Berzenci Hayderi, omrii boyunca insanlarin diinya ve ahirette
kurtulu§larina vesile olmak i9in 9ali§ti.
Yiiksek ilim ve irfan sahibi olan Abdiilkadir Berzenci Hayderi ilmiyle amel eden, keramat
sahibi bir veli idi. Giizel ahlak sahibi olup, miitevazi ve al^ak goniillii idi. AUahii tealaya
kuluk ve O'nun yarattiklarma hizmet onun ayrilmaz vasiflarmdandi. Hocasi Mevlana Halid
hazretlerine 90k bagli idi. Onun emir ve istekleri dogrultusunda hareket ederdi. Tasavvufta
"fena" makamma ula§mi§ti. Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri de ona iltifat ve ihsanlarda
bulunurdu.
1) Mekatib-i Mevlana; s.66
2) Mecd-i Talid Terclimesi; s.113
3) Hadaik-ul-Verdiyye Terclimesi; s.967
4) Pems-ii^-Pumus Terclimesi; s.lll
ABDULKADiR CEZAYiRl;
Miicahid velilerden. 1807 (H.1222) senesinde Recep aymm yirmi ii9iincii giinii Cezayir'in
Maasker vilayetinin Kaytana koyiinde dogdu. §eriflerden olup soyu hazret-i Ali'nin oglu
hazret-i Hasan efendimize dayanmaktadir. Baba ve dedeleri Cezayir'in Vehran tarafmda,
§erefli, alim, fazil, zahid ve takva sahibi kimseler olup, herkes tarafmdan sevilir, sayilirlardi.
Cedlerinden biri olan Seyyidi Muhammed bin Abdiilkadir, Barbaros Hayreddin Pa§anm
Cezayir'i fethinde bir nefer gibi 9ali§mi§ ve Cezayir'de Osmanli hakimiyetinin kurulmasmda,
ziyadesiyle gayret sarfetmi§ti. Bu sebeple Osmanli sultanlari bunun oguUari ve torunlarina
biiyiik izzet ve itibar gosterirlerdi. Abdiilkadir'in babasi Muhyiddin de Kadiri §eyhlerinden
olup alim bir zat idi.
§eyh Muhyiddin, parlak bir zekaya sahip oldugunu gordiigii Abdiilkadir'i kii9iik ya§ta ilim
ogrenmeye sevketti. ilk tahsilini Kaytana'da yapan Abdiilkadir, sonra Cezayir ve Oran
§ehirlerinde biiyiik alimlerden okudu. Daha kii9iik ya§ta Kur'an-i kerimi hifzetti. Tefsir, hadis,
fikih ve diger ilimlerde iistiin bir dereceye yiikseldi. Geni§ malumatiyla, fazilet ve takvasiyla
§6lireti her tarafa yayildi. Ulkesini pek yakin bir gelecekte bekleyen tehlikenin farkinda olan
Abdiilkadir kendisini ilm-i siyaset, devlet idaresi sahalarinda da yetiftirdi. Ata binmek ve
silah kuUanmak gibi her 9e§it harp sanatinda pek ustaydi.
1826'da babasiyla birlikte Misir'a giden Abdiilkadir Cezayiri burada Islam aleminin me§hiir
ilim merkezlerinden olan Ezher medreselerini ziyaret etti. Alimlerle g6rii§iip bilgi
ali§veri§inde bulundu. Oradan Hicaz'a ge9erek hac vazifesini ifa etti. 1829 yilinda §am'a
geldi. Burada evliyanin biiyiiklerinden Mevlana Halid-i Bagdadi hazretleri ile g6rii§iip
duasina kavu^tu. Buradan Bagdad'a geldi. §erefli ailesinin tabi oldugu evliyanin
biiyiiklerinden niir ve feyz menbai Peygamber efendimizin soyundan Seyyid Abdiilkadir
Geylani hazretlerinin miibarek kabrini ziyaret etti. Manevi yardim istedi.
Abdiilkadir'in yurda d6nii§iinden kisa bir miiddet sonra 1830 Temmuzunda Fransizlar
Cezayir'i i§gal ederek iilkedeki ii9 yiiz yiUik Tiirk idaresine son verdiler. Vehran ve
Miistefanem bolgelerindeki halk du§mana kar§i ayaklanarak §eyh Muhyiddin'i kendilerine
emir scQtiler. Ancak o oglu Abdulkadir'i bu i§e daha layik gordii ve emirligi ona devretti.
Kendisi Oran'daki Fransiz kuvvetleri ile harb eden askerin kumandasini ele aldi.
Abdiilkadir-i Cezayiri kendisine yapilan biat merasimi sirasinda yaptigi konu§ma ile cesaret,
uzak g6rii§luluk, musamaha, tevazu ve fedakarlik gibi vasiflarini ortaya koydu.
Konu§masinda §6yle demi§ti:
"Eger liderligi kabul ediyorsam bu cihad alanmda du§mana kar§i yiiriiyen ilk ki§i olma
hakkini edinmek i^indir. Benden daha degerii ve yetenekli bulacaginiz, imanimizi savunmada
hi? bir fedakarliktan kaQinmayacak ba§ka biri Qiktiginda yerimi ona birakmaya hazirim."
Emir Abdiilkadir kisa slirede gosterdigi harikulade §ecaat, kahramanlik, binicilikteki maharet
ve sogukkanliligi ile herkesi hayran birakti.Askeri bir lider olarak kendini kabul ettirdi. Bu
sebeple Fransizlarm Cezayir'i i§gal etmesinden iki sene sonra babasmm muvafakati ve butiin
Cezayir miislumanlarmm arzusu iizerine iilkenin emirligini iizerine aldi (22 Kasim 1832).
Abdlilkadir-i Cezayiri bundan sonra Fransizlara kar§i planli ve sistemli bir harekat ba§latti.
Kuvvetli bir ordu kurarak Fransizlari list iiste bozguna ugratti. Bu zaferlerini siyasi sahada da
siirdiirerek birQok bolgeleri de bu yoUa ele ge^irdi. Fas Sultani Abdurrahman'i kendi tarafma
veFransizlara kar§i miicadele sahasma Qekmeyi ba§ardi. Kahramanligi ve zekasi sayesinde
yerli kabileleri etrafma topladi. Biiyiik bir gu^le ba§ta Maasker olmak iizere Merake§ smirma
kadar butiin bati Cezayir'e sahib oldu. Fransizlar 26 §ubat 1834 antla§masiyla Abdiilkadir'in
Bati Cezayir iizerindeki otoritesini tanidilar. Ancak ertesi yil bolgedeki Fransiz komutani
General Trezel, emirin kendisine bagli saydigi a§iretleri himayesi altma aldigmi bildirdi.
Amaci, miicahidleri bolmek ve parQalamakti. Onun bu karari iizerine Abdiilkadir-i Cezayiri
tekrar harekete ge9ti. Makta'da yapilan 9arpi§mada Trezel alayini miithif bir bozguna ugratti
(1835).
Bu yenilgi iizerine Fransa bolgeye yardim kuvvetleri gonderdi. Bu birliklerin ba§inda gelen
General Bugeaud kisa bir siirede Cezayir'i ele ge^irecegine, miislumanlari mahv edip
Abdiilkadir'i yakalayacagina soz vererek harekete ge^ti. Fransizlar Maasker'i kisa siirede ele
geQirdiler. Bu zaferle kendisine fevkalade giivenen Bugeaud, Konstantine online geldiginde
Abdiilkadir'in asil giicii ile kar§ila§ti. Abdiilkadir'in ne zaman ve ne §ekilde vuracagi belli
olmuyordu. Ordusu son derece disiplinli idi. En kiiQiik bir bozulma ve iimitsizlige du§miiyor
ve insaniistii bir gayretle 9arpi§iyordu. Bu durum Fransiz birliklerinin tekrar bozgun halinde
geri 9ekilmesine yol a9ti. Bugeaud Fransa hiikiimetine gonderdigi raporlarda:
"Abdiilkadir hizli, zeki ve ne yapacagi belli olmayan bir dii§mandir. Dehasi ve temsil ettigi
inauQ sayesinde kazandigi itibarla kitleleri bize kar§i harekete ge^iriyor. Kendisi siradan bir
insan degil, miisliimanlarin severek ve arzu ile bekledigi ve hasretle kucakladigi bir liderdir."
diyordu.
Nitekim Bugeaud 90k ge^meden Abdiilkadir'le Tafna Antla§masini yapmaya mecbur
kaldi(1837). Bu antla§ma ile Emir Abdiilkadir limanlar ve kiyi §ehirleri di§inda iilkenin
tamaminda hakimiyeti elde ediyordu.
Abdiilkadir-i Cezayiri bu sulh devresinden faydalanarak giiQlii bir devlet mekanizmasi
kurmaya 9ali§ti. Devlet merkezini Maasker'den Tagdempt'e nakletti. Kanun ve kaideleri
diizelterek Islamiyete uygun hale getirdi. Osmanlilar zamaninda birtakim miikellefiyetler
kar§iliginda vergiden muaf tutulan Mehazin kabilelerinin imtiyazlarini kaldirdi ve herkesten
zekat topladi. Fas yoluyla Ingiltere'den sagladigi top ve tiifeklerle ordusunu teknik aQidan
kuvvetlendirdi.
Bu arada Fransizlar antla§maya aykiri olarak faaliyetlerine devam ediyorlardi. 1837 Ekiminde
Osmanli tabiiyetini siirdiiren ve kendilerine kar§i direnen Ahmed Bey'i yenerek Konstantine
§ehrini zaptettiler. 1839'da ise Abdiilkadir'le Kabiliye bolgesinin niifuz meselesi yiizunden
g6ru§mek istediler. Red cevabi iizerine harekete ge^en Fransiz birlikleri Cezayir'i
Konstantine'ye baglayan Biban gcQidini ele gCQirdiler. Buna kar§i Abdiilkadir de 19 Kasimda
kuQuk fakat hareket kabiliyeti yiiksek birliklerini Fransizlar iizerine sevketti. Ayni zamanda
"cihad-i mukaddes" ilan ederek dinini seven herkesi bayragi altinaQagirdi. Kumandan ve
yardimcilarina gonderdigi mektuplarla onlarin §evkini ve gayretini arttirmaya 9ali§ti.
Abdiilkadir-i Cezayiri boylece Fransizlara kar§i ollim kalim harbini ba§latmi§ bulunuyordu.
Bu harbin sonunda ya Cezayir'de Islami muzaffer kilacak veya bu ugurda 90k istedigi
§ehadete kavu§acakti.
Emir Abdiilkadir, Sumala adini verdigi merkezini seyyar bir vaziyete getirdi. Dii§manin
vaziyetine gore merkezini istedigi yere naklediyor ve sava§m cereyan tarzmi hep kendi
istedigi §ekilde yonlendiriyordu. Bu hareketli tesislerinde barut, mermi ve silah da imal
edebiliyor ve malzeme sikmtisi Qekmiyordu.
Ancak Abdiilkadir'in az fakat disiplinli ordusu kar§ismda iist iiste maglubiyetin ezikligi
i^erisindeki dii§man ^areyi; kadm, Qocuk ve ihtiyarlari zalimce katletmek, ekili araziyi yakip
yikmak ve hayvanlari telef etmek gibi yoUarda buldu. Boylece yiiz bini a§an Fransiz ordusu
yirmi bin ki§ilik ve dagmik vaziyetteki miicahidleri a^lik ve sefalete dii§iirerek maglub etmek
gibi bayagi yoUara ba§vuruyordu. Onlarm bu §ekildeki davrani§lari ve sinsi faaliyetleri,
Abdiilkadir'in ordusunda tefrika ve anla§mazliklarm dogmasma sebeb oldu. Bunun iizerine
Abdiilkadir Merake§'e Qekildi. Akrabasi olan Merake§ hakimi Abdurrahman ve Merake§'in
miisliiman halkmm yardimiyla Fransizlarla sava§maya devam etti. Ancak bu defa da Fas krali
Abdurrahman'm ihaneti ile kar§ila§ti. Fas krali, Fransizlarm §artlarmi kabul ederek cihad
meydanmdan Qekilirken Abdiilkadir'e yapilan yardimlarm da kesilmesini emretti. Bu durum
miicahidleri biiyiik bir sikmtiya soktu. 1842 Kasimmda Abdiilkadir'in harekat merkezi olan
Sumala dii§man eline gCQti. Emir'in paha biQilmeyen §ahsi kiitiiphanesi iQindeki belgelerle
birlikte Fransizlar tarafindan tahrib edildi. Biiyiik Sahra'ya ^ekilen Emir Abdiilkadir orada da
tarafdarlarinin telef olmasi iizerine 1847 senesinde Iskenderiyye veya Akka'da kalmasi
§artiyla General Lamoriciere'ye teslim olmak zorunda kaldi. Teslim olurken agzindan Qikan
tek kelime miicadelesinin sonunu ne giizel ozetlemektedir. "Kader."
Ancak Fransizlar bir kez daha sozlerine sadik kalmadilar. Emir Abdiilkadir, Cezayir valisi
Due d'Aumele tarafindan Fransa'ya gonderildi. Emir ve yanindakiler once Toulon' da, sonra da
Loira Vadisindeki Anboise kalesinde be§ yil hapis kaldilar.
Toulon'a geldiginde Fransiz krali eger ba§ka bir iilkeye gitme arzusundan vazge9erse
kendisine biiyiik bir armagan verilecegini bildirdigi zaman Emir Abdiilkadir:
"Krai namina bana biitiin Fransa'nin zenginligini teklif etseniz ve bu zenginligi §u
ciippemin iizerine yerle§tirseniz sizin tebaaniz olmayi hatirimdan ge^irmem. Ben
burada sizin misafirinizim. tsterseniz beni hapse atin. Ancak utan^ ve ^erefsizlik bana
degil, size ula§acaktir." dedi.
Napolyon, Fransa'da imparatorlugunu ilan ettigi zaman, Abdiilkadir-i Cezayiri'ye Osmanli
iilkesinde kalmasi i^in miisaade verdi. 1852'de Istanbul'a gelen Abdiilkadir-i Cezayiri Sultan
Abdiilmecid Han'la g6rii§tii ve padi§ahin fevkalade izzet ve ikramini gordii. Daha sonra
Bursa'ya gcQerek kendisine tahsis edilen konakta oturdu. 1855'de Bursa'da biiyiik bir zelzele
olmasi iizerine §am'a gCQti.
Abdiilkadir-i Cezayiri, §am'a gidince, zamanini ilmi 9ali§ma, ibadet ve Qocuklarinin terbiyesi
ile gCQirdi. Kimseyle gorii^medi. Bu sirada Ingiliz ve Fransizlar, Osmanli Devletini kuvvet
zoruyla yikamayacaklarini anlami§lar, i§i fitne ve fesatla halletme yoluna gitmi§lerdi.
Osmanli Devleti iQcrisindeki 9e§itli firka ve milletleri birbirleriyle 9arpi§tirmaya
ba§lami§lardi. Liibnan ve Suriye'de Diirzileri Ingilizler silahlandirmi§, Marunilere de
Fransizlar arka 9ikmi§lardi. Her iki devlet, yaptiklari 9ali§malarla, Osmanli tebeasini Osmanli
topraklarinda birbirine kirdirip, kendi emellerine alet etmeye kalki§mi§lardi. Bu oyunlarin bir
sahnesi olarak 1860 senesinde Diirzi asileri, hiristiyan ahaliyi oldurmeye te§ebbus ettikleri
vakit, Abdiilkadir, Cezayirli muhacirlerin yardimi ile Fransa konsolosunu ve bin be§ yiiz
kadar insani kurtardi. Bu hareketi Osmanli hiikumeti tarafindan taltif edildi. Fransa hiikumeti,
bu hareketin mlikafati olarak Emir'e Legion d'honneur ni§aninin grandcruix'sini verdi.
Abdiilkadir-i Cezayiri 1862 senesinde hacca gidip iki sene Hicaz'da kaldiktan sonra Istanbul'a
gelerek, Abdiilaziz Han tarafindan Birinci Osmani Ni§aniyla taltif edildi.
Daha sonra §am'da omriinu ilim ve ibadetle ge^iren Abdiilkadir Cezayiri 26 Mayis 1883
(H.1300)'te vefat etti. Na§i Salihiyye'de Muhyiddin Arabi tiirbesine defnedildi. Devrin
tariliQileri "Gabe bedriin kamiliin= Miikemmel dolunay batti (H. 1300) diyerek oliimune tarih
du§urduler.
Abdiilkadir Cezayiri, her §eyden ewel saglam ve dogru iman sahibi, vakarli bir zat idi. Bu
hali, yalniz dinda§larinin degil, kendisini yakindan tanimak firsatini bulan Avrupalilarin da
takdirini celbetmi§ti. ^ok adaletli idi. Alicenab ve 90k merhametli idi. Ancak, dii§manlarini
yildirmak i^in zaruri gordiigii anlarda §iddetli 9arpi§malardan hi9 9ekinmezdi.
Abdiilkadir Cezayiri, ilim ve irfana 90k ehemmiyet verirdi. Ariflerin biiyiiklerindendi. Diinya
ve ahiretin kemalatini kendisinde toplami§ti. Kahraman bir miicahitti. §an ve §6hreti dogudan
batiya her yere yayildi. Zamaninin alimleri arasindaki ihtilaflari hallederdi. Ayni zamanda
keramet ehli idi. Cok kerametleri goriildii.
Kiymetli eserler yazdi. Bunlardan tasavvuf ve inceliklerine dair yazdigi Mevakif adli
kitabinin her bir boliimii marifetlerle doludur. Kitabinin seksen ii9iincii boliimiinde §6yle
yazmaktadir:
Hadis-i §erifde buyruldu ki: "AUahii teala bir kimseye bir nimet verdiginde nimetin
onun iizerinde goriilmesini ister." Hiilasa budur ki, eger nimetin goriilmesi yalniz fiil, i§ ile
olursa onu fiil ile gostermek ve eger nimetin goriilmesi, soz ile olursa onu da soz ile
gostermek, a9iklamak lazimdir.
Haccederken ya§adigi hadiseleri anlatirken §6yle demektedir:
Medine-i miinewereye vardigimda Resiilullah'in Ravda-i mutahherasina gittim. Resiilullah'a
(sallallahii aleyhi ve sellem), hazret-i Ebii Bekr ve hazret-i Omer'e selam verdikten sonra,
Resiilullah'in huziirunda edeble durdum ve; "Ya Resiilallah! Koleniz kapinizda durmaktadir.
Ya Resiilallah! Sizin bir nazariniz bana her §eyden daha sevgilidir ve beni zengin eder. Ya
Resiilallah! Sizin himayeniz benim i9in kafidir." dedim. O zaman E§ref-i alem (sallallahii
aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Sen benim evladimsin ve yanimda makbiilsiin." Bana
evladim buyurmalari, sulbi evladligi mi, yoksa kalbi evladligi mi idi. Benim maksadim her
ikisinde idi. AUahii tealaya hamd ve §iikredip; "Ya Rabbi! Bunu bana Peygamber efendimizin
zat-i §erifini gostermekle tahakkuk ettir. Zira Habibin; "Beni goren hakiki goriir, Zira
§eytan benim ^eklimde kendini hi? kimseye gosteremez," buyurmaktadir, diye dua ettim.
Sonra da Kademeyn-i §erifeyne, miibarek iki ayagi tarafina ge9tim ve §ark taraftaki bir duvara
yaslanip tefekkiirle me§giil oldum. O halde iken kendimden ge9tim. Her §eyden habersiz
kaldim. Mescid-i Nebevi'de kimi namaz kilar, kimi zikreder, kimi Kur'an-i kerim okur, kimi
dua ederdi. Hi9 bir §ey duymadim ve her §eyden habersiz oldum, esnada; "Bu
seyyidimizdir." sesini i§ittim. Gaybet halimde gozlerimi a9tim. Resiilullah efendimiz beni
ayak tarafindan §ebeke arasina 9ektiler. Heybetli ve sakin idiler. Miibarek sakalinin akligi
fazla idi. Yanaklari kirmizi idi. Lakin miibarek §emaili vasfedenlerin yazdiklarindan 90k daha
kirmizi idi. Bana yakla§tiklari vakit kendime geldim. AUahii tealaya sonsuz hamdii senalar
ettim.
Abdiilkadir-i Cezayiri hazretlerinin ya§ayifmda Islam ahlakini butiinuyle mu§ahede edip,
gormek mumkiindu. Onu goren kendisine hayran kalirdi. Gerek Fransizlarla sulh oldugu
zamanlarda ve gerekse tutsakligi devresinde Abdlilkadir Cezayiri'yi goren generaller;
kendisiyle dost olmaya ^ali^irlar ve ona Islamiyetle ilgili, sualler sorarlardi. Abdiilkadir
Cezayiri'nin Fransiz general! Dumas'a Islamiyetin kadina verdigi deger hakkindaki cevabi §u
§ekildedir:
...Bu meselenin ger^ek yiizu ve hakikati sizin i§ittiginizin tarn aksinedir. Muslumanlarin
nezdinde kadinlar biiyiik bir hiirmeti ve degeri haizdirler. Mesela onlar zevcelerini pek
severler ve onlara kar§i 90k merhametlidirler. Muhabbetin, sevgi duymanin zaruri geregi ise
hlirmet etmektir. Yani insan sevdigine hiirmet eder. Nitekim, sevgili Peygamberimiz
sallallahii aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Zevcelerine ancak kerim olanlar ikram ve iyilik
eder ve onlara ancak kotii ve al^ak olanlar ihanet edip kotiiliik yaparlar." Diger bir
hadis-i §erifte de Eshab-i kiramina hitaben buyurdular ki: "Sizin en hayirliniz, zevcesine
hayirli olaninizdir. Ben, i^inizde zevcesine en hayirli ve iyilik eden kimseyim."
ResuluUah efendimiz, miibarek zevcelerini kendi miibarek elleri ile deveye bindirirlerdi.
islam biiyiiklerinin bu konudaki menkibeleri, nezaket ve edebleri sayilamayacak kadar Qoktur.
Ev i§lerinde miisllimanlar zevceleri ile mu§avere ederler. Bir^ok i§leri zevcelerine dani§ir,
onlarm gonliinu almaya dikkat ederler. Kadmlar ev i§lerinde reisdirler. Di§ i§leri kadmlara
birakilmaz. Bu, erkeklerin i§idir. Bunu kadmlara yiiklemez, kendileri Qckerler.
Abdiilkadir Cezayiri'nin eserlerinden bazilari §unlardir: 1) Zikr-il-Akil ve Tenbih-ul-Gafil:
Bursa'da ikamati sirasmda yazdigi tasavvufa dair bir eserdir. 2) De la Fidelite des
Musulmans a observer Leurs Traites d'alliance et autres: Musliimanlarm ittifak ve sair
ahidlerine sadakatleri admda Fransizca bir eserdir. 3) Divan.
MUSLUMANLAR TEK BIR VUCUDDUR
Abdulkadir Cezayiri, komutanlarindan Muhammed HasnavT'ye yazdigi bir mektupta soyle
demektedir:
"...Secaat, kahramanlik ve comertlik sifatlariyla mevsCif (vasiflandirilmis) ve Hak tealaya
tevekkijl eden miJcahld kardesimiz Seyyid Muhammed HasnavT! Allahij teala sizin ve
bizim halimizi yiJceltsin. DiJnya ve ahiretteki emellerimize kavustursun! Kiymetli, sabirli
miJcahid kardesim! AllahiJ teala aniayisini arttirsin! Hayirlar ihsan eyiesin! LiJtf ile hayirlar
ijzerinde muhafaza eyiesin. Muhakkak ki cihad, peygamberlerin (aleyhimiJsselam) siari,
mijminlerin meslegi ve asil sanatidir. Seni bu himmete kavusturan AllahiJ tealaya
hamdederim.
Gayret ve calismalarina sevaplar ihsan buyurup, bu yolda sana yardim eyiesin! AllahiJ
teala Kur'an-i kerTmde, sevgili Peygamberine hitaben cihadin fazTletini, kendi yolunda
sehid olmanin yijksek derecesini beyan ve ifade buyurmustur. Bunlar iJzerinde iyice
diJsunup, buna kavusmak icin AllahiJ tealadan yardim dilemelidir. Boylece, Allah yolunda
sehTd olmanin ne demek oldugu iyi aniasilir. Cihadin ve sehTd olmanin fazTleti ve yiJksek
derecesi Tevrat ve incil'de de bildirilmistir. Karsiliginda AllahiJ teala Cennet'i vad
buyurmustur. Serefini buradan aniamalidir. Kendi yolunda cihad edenlerin, cihada
katilmayanlara nisbetle pek bijyuk bir ecre kavusacaklarini da mijjdelemistir.
Kiymetli kardesim! SoziJn kisasi sudur ki, AllahiJ teala bir kimseye din ve diJnyanin
hayrini dilemedikce ona cihad nasTb etmez. Kime din ve diJnyanin hayrini dilerse, onu
cihada kavusturur. Su halde, kavustugun nTmetin kadrini iyi bilmelisin. Daima sizin
islerinizi ve hallerinizi takib etmekteyiz ve sizinle gorijsijp kucaklasmayi cok arzu
ediyoruz. Size dua ediyoruz. Allahij tealadan iJmTd ederiz ki, en hayirli, bereketii bir
zamanda bizi bulusturup gorustursiJn. Amin..."
Muhammed bin Hasan Bay'a gonderdigi pek fesahatii ve edebT mektubunda da AllahiJ
tealaya hamd ve Resulune sallallahu aleyhi ve sellem salat-ij selamdan sonra soyle
demektedir:
"...Sizi tebrik etmek ve aramizdaki muhabbeti tazelemek diJsuncesiyie vekTIimizi
gonderiyoruz. IVIuhakkak ki, muminler tek bir beden gibidir. Biri incinirse hepsi incinmis
olur. Hepsi ayni izdirabi duyar. HakTkT mijmin, din kardesi icin saglam bir destek ve
yardimcidir. Daima birbirlerini destekler ve kuvvetlendirirler. Yardimlasma ise, ancak
Aiiahij tealanin razi oldugu seylerde ve takva hususunda olmalidir. Bu, Allahu tealanin
size emridir..."
1) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l7, s.274
2) Hadaik-ul Verdiyye Terciimesi; s.281
3) Ta'rif-iil-Halef ; c.2, s.316
4) Cami-u Keramat-il Evliya; c.2, s.99
5) Osmanly Tarihi Ansiklopedisi; c.l, s.52
ABDiJLKADiR DE§T0TI;
Misir evliyasindan. Ismi Abdlilkadir, lakabi Zeyniiddiii'dir. Babasi Hicazi diye taninan
Bedriiddin Muhammed'dir. Misir'in Nil Nehri kenarinda bulunan Cezire bolgesinde dogdu.
Dogum tarihi belli degildir.
Ku9uk ya§ta ilim tahsiline ba§Iayan Abdlilkadir De§tuti, zamaninin bliyiik alimlerinin
huziirunda yeti§ti ve kemale geldi. BirQok faziletin kendisinde toplandigi, evliyalik yolunda
derecesi yiiksek bir zat idi. Giizel halleri ve kerametleri ^oktu.
"Bir kimsenin hidayete kavu§masi ba§ka insanlarin elinde degildir. Bize dii§en, dogruyu
anlatmaktir, Allahu teala o kimsenin hidayete kavu§masini murad etmi§ ve bunda da bizi
vesile kilmi§ ise, Qok bliyiik nimettir. Her kim; saadet, AUahii tealadan ba§ka bir kimsenin
elindedir dese, yalan s6ylemi§ olur" buyururdu. Bununla beraber, evliyalik yolunda ilerlemi§
olan biiyiikler, aQik olan kalb gozleri ve firaset nurlari ile, bazi kimselere hidayet nasib
olacagmi anlayip, onlarla ilgilenir, alakadar olurlar. Di^aridan goren ve bu inceligi
anliyamiyanlar da, bu hale hayret ederler.
Abdlilkadir De§tuti, insanlar arasmda oldugu gibi, devlet adamlari ve sultanlar arasmda da
itibar sahibi idi. Evliya arasmda Sahib-i Misir yani Misir'm sahibi ve manevi sultani diye
isimlendirilirdi.
Memluk sultanlarmdan Sultan Kayitbay, Abdlilkadir De§tuti hazretlerini 90k sever, hlirmet ve
edebde kusur etmezdi. Atma binip giderken, yolda De§tuti'yi gorse, hemen iner ve onu
bindirirdi. Onun nasihatlarma uyar, bu sebeple hiizurlu ve rahat olurdu.
Sultan Kayitbay, bazan gazalarinda zor durumda kaldik^a De§tuti'den imdad ister, da,
AUahli tealanin izni ile askerin arasmda gorlillir, dli§mana hlicum ederdi. Boylece, diger
askerlerin §evki artar, co§arak hamle yaparlar, nihayet zafer elde edilirdi. Ara§tirdiklarinda,
De§tuti'nin memleketinde bulundugunu ogrenirler, harp meydamnda aralarmda bulunmasinm,
onun bir kerameti oldugunu anlarlardi.
Abdlilkadir De§tuti, bir glin Sultan Kayitbay ile birlikte otururken, elbisesine sinekler kondu.
Latife yoluyla sultana dedi ki: "§u sineklere soyle de, benim lizerimden gitsinler." Kayitbay;
"Efendim! Sinekler benim sozumden ne anlarlar. Ben onlara nasil anlatabilirim?" dedi.
Bunun iizerine Abdiilkadir De§tuti hazretleri buyurdu ki: "Sen nasil sultansin ki, sineklere
dahi soziin geQmiyor?" Yam, bunu soylerken niikte yolu ile; "Diinya sultanligina glivenme.
Bu her ne kadar yiiksek goriinuyor ise de, sineklerin bile kendisine itaat etmedigi bu
sultanliga sultanlik denir mi? Buna aldanip gururlanmamak lazimdir." demek istedi. Bundan
sonra; "Ey sinekler, iizerimden ayrilmiz." buyurdu. Bu soz iizerine sinekler iizerinden Qekilip
gittiler. Bu hadiseden 90k ibret alan Sultan Kayitbay, hakiki sultanlarm bu biiyiikler
oldugunu, onlara tabi olmakla §ereflenen bir QopQiiniin, biiyiikleri tanimak nasib olmayan
sultanlardan kat kat kiymetli oldugunu daha iyi aniadi.
Sultan Kayitbay, Firat Nehrine dogru bir sefer yapmak istemi§ti. Gelip, Abdiilkadir
De§tiiti'den izin istedi. O da bu seferin miinasib oldugunu bildirip, sultana izin verdi. Sultan
ordusu ile yola Qikti. Mesafe 90k uzak idi. Biraz gittikten sonra, mola verirlerdi. Bu §ekilde
Haleb'e varildi.
Sultan Haleb'e ula§tigmda, Abdiilkadir De§tiiti'nin orada bir zaviyede talebelere ders
okuttugunu ogrendi. Bu duruma hayret edip, ne kadar Qabuk geldi diye hayretini bildirince,
oradakiler; "Siz neler soyliiyorsunuz? O zat be§ aydan beri burada talebelere ders okutuyor."
dediler. Sultan bu halin, biiyiik zata ait bir keramet oldugunu anladi.
Abdiilkadir De§tiiti bir giin talebelerinden Imam-i §a'rani'ye; "AUahii tealaya tevekkiil ederek
evlen! Muhammed bin Anan'm kizmi al. O, saliha bir kizdir. Sana miinasiptir." dedi. O da;
"Efendim! Benim diinyalik bir §eyim yok, nasil diigiin yapip evleneyim?" deyince; "Sana ait
olan §u kadar para var ya, 0, in§aallah sana yeter." buyurdu. Imam-i §a'rani'nin yegeninde bir
mikdar parasi vardi ve konu§urken parayi unutmu§tu.
Bu sirada ogle ezani okunuyordu. Bir ara ortaliktan kaybolan Abdiilkadir De§tiiti, bir zaman
sonra geri geldi. Orada bulunanlar, onu namaz kilarken gormedikleri i^in merak ediyorlardi.
Onlarin bu tereddiit ve endi§elerini kalb goziiyle anlayip, Imam-i §a'rani'ye; "Benim, namazi
kilip kilmadigimi merak ediyorlar degil mi? Hi^bir namazimi terkettigimi hatirlamiyorum.
Lakin biz, namazimizi 9e§itli yerlerde kiliyoruz. Bugiinkii ogleyi nerede kildigimizi
Muhammed bin Anan biliyor. Ona sor." buyurdu. Daha sonra Muhammed bin Anan ile
g6rii§en Imam-i §a'rani, giinkii tarihi soyleyerek, ogle namazini nerede kildiklarini sordu ve
Abdiilkadir De§tiiti'nin soziinii hatirlatti. Bunun iizerine; "Abdiilkadir De§tiiti dogru s6ylemi§.
O namazi 9e§itli yerlerde kilar. Keramet sahibi oldugu i^in, AUahii tealanin izni ile bir anda
9e§itli yerlere gidebilir. O giin ogle namazini, Iskenderiyye yakinlarindaki Remle beldesinde
bulunan Beyaz Camide kildi." dedi.
Abdiilkadir De§tiiti, hiristiyan bir kimsenin yanina sik sik gider ve yaninda bir miiddet kalirdi.
Ba§kalari da, bu hale hayret edip, boyle bir zatin, hiristiyan bir kimsenin yanina gidip
gelmesine mana veremezlerdi. Bu durum bir miiddet devam ettikten sonra, hiristiyan kimse,
De§tiiti'nin delaleti ile miisliiman oldu ve Islamiyete 90k giizel uydu.
Abdiilkadir De§tiiti'nin AUahii tealaya ve ResiiluUah efendimize olan a§ki, bagliligi pek9ok
idi. Bu a§k ile adeta yanip tutu§urdu. Bir sene yava§ yava§ yiiriiyerek, yalin ayak, biiyiik bir
edeb ve hu§ii i9erisinde hacca gitti. Harem-i §erife ula§tiginda g6zya§lari ile Kabe-i
muazzama e§igine kapandi ve e§ige yanagini koyarak kendinden ge9ti. Oyle ki, ii9 giin
kendine gelemedi.
Abdiilkadir De§tiiti bir talebesine §6yle nasihat etti:
"Diinyaya aid olsun, ahirete aid olsun, biitiin i^lerinde AUahii tealadan ba^li^a lii^bir
§eye iltifat etmemeni, O'ndan ba^li^a hi^bir §eye giivenmemeni sana tavsiye ederim.
Biitiin i^ler, AUahii tealanin emri ve dilemesi ile olur. O halde sen, i^leri takdir edip
yaratana don. O'na yonel ve O'ndan ba^ka hi^bir §eyin nzasini O'nun rizasindan iistiin
tutma.
Bir kimsenin kalbinde AUahii tealanin heybeti, azameti, korkusu yerle^ince, i^lerin
zorlugu, me^akkatli olmasi o kimseden uzakla^ir. Yani, i^ler o kimseye me^akkatli ve
gii? gelmez. O kimse oyle bir hale gelir ki, biitiin bela ve sikintilar, ona iki rekat namaz
kilmaktan daha kolay ve daha hafif gelir."
Abdlilkadir De§tuti hazretlerinin vefati yakla§tiginda, aglamasi, aglayip sizlayarak AUahii
tealaya yalvarmasi 90k artti. Kabirleri kazip hazirlayan kimseye; "i§ini yapmakta acele et.
Zira vakit 90k yakla§ti." buyurdu ve ertesi giin 1524 (H.931) senesinde Kahire'de vefat etti.
Bab-ii§-§a'riyye'nin di§ kismina defn edildi. Vefatinin 1527 (H.934) oldugu da rivayet
edilmektedir.
HASO'NLARI GiZLE!
Abdiilkadir De§tiiti bir talebesi ile birlikte Kar Golii kenarmdaki camide Cuma namazi i9in
bulunuyordu. Cuma namazmm farzma duracaklari sirada De§tiiti ba§mi oniine egerek,
kolunun yeni ile gozlerini kapatip bazi hareketler yapti. Bunu goren bir talebesi hayrete dii§tii
ve bu dii§iinceler i9inde namaza durdu. Talebe namazdayken kendini Mekke-i miikerremede
Harem-i §erifte imamm arkasmda namaz kilarken gordii. Namazdan sonra hocasmi aradi ise
de bulamadi. Sonra Kabe-i muazzamayi tavaf edip, sa'y yapilan yere 9ikti. Orada 9ar§i
kurulmu§tu. Car§idan, ii9 tane kii9iik kavun aldi ve ciibbesi altmda bunlari sakladi. "Ben
§imdi hocamm bulundugu Misir diyarma nasil donecegim?" diye merak ederek yiiriidii.
Birka9 adim atmca kendini, hocasmm namaz kildirdigi camide gordii. Kendisi de orada idi.
Onu goriince tebessiim etti ve daha hi9 bir §ey anlatmadan; "Yanmda bulunan kavunlari gizle.
Bu halini, ben hayatta oldugum miiddet9e kimseye anlatma." buyurdu. Talebe hocasmm
zahiren ba§ka yerde goriinse bile hakikatte miibarek yerlerde bulundugunu ve namazlari
oralarda kildigmi anladi. Bazan da, hem zahiren hem de batmen gidip, namazmi miibarek
yerlerde kilardi. Bu hadiseden sonra, talebenin hocasma olan muhabbeti ve bagliligi daha da
artti. Bu hadiseyi de onun sagligmda kimseye anlatmadi.
1) Tabakat-iil-Klibra; c. 2, s. 138
2) Camiu Keramat-il-Evliya; c. 2, s. 95
3) Ed-Dav-iil-Lami ' ; c. 4, s. 300
4) Mu'cem-ul-Miiellifin; c. 5, s. 299
5) Pezerat-iiz-Zeheb; c. 8, s. 129
6) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c. 13, s. 378
ABDULKADiR DUCANI;
Kudiis bolgesinde yeti§en evliyanm biiyiiklerinden. Ismi Abdiilkadir olup, babasmm ismi
AbduUah'tir. Kiinyesi Ebii Rebah'dir. 1809 (H.1224) senesindeYafa'ya bagli Beyt-i Diican
koyiinde dogdu. Babasmm himayesinde yeti§ti. Ondan Kur'an-i kerimi tecvid iizerine ogrendi.
Sonra amcasi §eyh Selim Diicani ile Yafa'ya gitti. Yafa'da amcasmdan ve bir9ok alimden ilim
ogrendi. Amcasmm vefatmdan sonra da tahsiline devam etti. Ders aldigi hocalardan bazisi
§eyh Muhammed Cisr Trabliisi, §eyh Mahmiid Ebii'l-Envar Rafii, §eyh AliGeylani ve amcasi
oglu §eyh Hiiseyin Selim Diicani'dir. Biitiin dini ilimler ve tasavvuf yolunda icazet (diploma)
aldiktan sonra insanlara Ehl-i siiimet itikadmi anlatmaya 9ali§ti.
Abdiilkadir Ducani, insanlara dinin emir ve yasaklarini anlatmak i9in koy koy dola§irdi. Ayni
zamanda dint problemleri, insanlarin aralarindaki anla§mazlik olan meseleleri hallederdi.
Herkes onun verdigi kararlara riza gosterirdi. Sohbetinde bulunan insanlari biiyiik bir ferahlik
ve sevin? kaplardi. Giiler yiizlii ve pek heybetii idi. Goren ve sozlerini dinleyen onun
biiyiikliigiinden asia §iipheye dii§mezdi. Ku9uk, biiyiik herkese kar§i miitevazi olup, alQak
goniillii idi. (^ok comert idi. Evi tanidik, tanimadik her taraftan gelenlerin misafir kaldigi
yerdi.
Abdiilkadir Diicani, ki§ ve ilkbahar aylarinda Yafa'daki evinde kalirdi. Yaz ve sonbahar
aylarini ise koyleri doIa§arak insanlara nasihat ile ge^irirdi. Dergahi herkese a^ikti. A^Iari
doyurur, elbisesi olmayanlan giydirirdi. Onu herkes severdi. Talebeleri onun sohbetleri ile
yiiksek derecelere kavu§tu.
Bir giin talebesi ile dergahin bir odasinda oturuyordu. Bu sirada Abdiilkadir Ebii Rebah'da bir
hal meydana geldi. Viiciidu biiyiimeye ba§Iadi. Biiyiidiik^e talebesi yerinden uzaklafmak
mecbiiriyetinde kaldi. Nihayet Abdiilkadir Diicani'nin viiciidu biitiin odayi kaplayinca, talebe
odanin di§ina Qikti. Bir siire sonra Abdiilkadir Diicani yava§ yava§ eski haline geldi.
Talebesine ni^in odanin di§inda oldugunu sorunca;' "Efendim odada yer bulamadigim i9in."
cevabini verdi. Abdiilkadir Diicani de; "Evladim! Bu Allah adamlarinda goriilen bir haldir.
Bu gordiigiinii kimseye soyleme." buyurdu.
Abdiilkadir Diicani 1877 (H. 1294) senesinde vefat etti. Cenazesi ^okkalabahk oldu. Yafa'nin
kiizeyinde amcasi §eyh Selim'in kabrinin yakinina defn edildi. Uzerine giizel bir tiirbe
yapildi. Kabri ziyaret mahallidir.
Abdiilkadir Diicani bir^ok eser yazmi§tir. Bunlardan biri Peygamber efendimize salevati
ihtiva eden bir eserdir. iQerisinde Arabi alfabeye gore tertib edilmi§ Bedir Harbine i§tirak
edenEshab-i kiramin isimleri ve hadis-i §eriflerden meydana gelen dualar vardir. Diger bir
eseri de AUahii tealanm ism-i §eriflerinin fazileti hakkmdadir. Ayrica §iirleri de vardir.
1) Camiu Keramat-il-Evliya; c. 2, s. 98
ABDULKADiR GEYLANI;
Evliyanin biiyiiklerinden. Kiinyesi, Ebii Muhammed'dir. Muhyiddin, Gavs-iil-a'zam, Kutb-i
Rabbani, Sultan-ul-evliya, Kutb-i a'zam gibi lakablari vardir. Iran'in Geylan §ehrinde 1078
(H.471)de dogdu. Babasi Ebii Salih bin Miisa Cengidost'tur. Hazret-i Hasanin oglu Hasan-i
Miisenna'nin oglu AbduUah'in soyundandir. Annesinin ismi Fatima, lakabi Umm-iil-hayr olup
seyyidedir. Bunun IqIu Abdiilkadir Geylani, hem seyyid, hem §erifdir. Hazret-i Hiiseyin'in
evladina seyyid, hazret-i Hasan'inkine §erif denir. AbdiilkadirGeylani hazretleri 1166
(H.561)'da Bagdad'da vefat etti. TiirbesiBagdad'dadir. Ziyaret edilmekde, feyz ve
bereketlerine kavu§ulmaktadir. Fikih ve hadis ilimlerinde miictehid idi. Kadiriyye tarikatinin
kurucusudur. Ehl-i siinnet itikadini ve din bilgilerini her tarafa yaydi. Orta boylu, zayif
biinyeli, geni§ gogiislii, ilm IqIu vefakarlikta emsali az bulunur bir veli idi.
Abdiilkadir Geylani hazretleri daha dogmadan, ilerde biiyiik bir zat olacagina dair alametler,
i§aretler g6riilmii§tii. Babasi riiyasinda Peygamber efendimizi sallallahii aleyhi ve sellem,
Eshab-i kirami radiyallahii anhiim ve evliyayi gordii. Peygamber efendimiz kendisine; "Ey
Ebii Salih! AUahii teala bu gece sana kamil, olgun ve derecesi yiiksek bir erkek evlad ihsan
etti. O benim oglum ve sevdigimdir. Evliya arasinda derecesi yiiksek olacak." buyurdu. Yine
oglu hakkinda;"On iki imam di§inda biitiin veliler dogacak olan ogluna itaat edecekler, onun
ayaklarini boyunlarina koyacaklar. O yiiksek derecelere kavu§acak, ona itaat etmeyenler
AUahii tealaya yakinlik devletinden mahriim kalacaklar." diye miijdelendi. Dogduktan sonra
yiiksek halleri ile dikkatleri Qekti. Ramazan-i §erifte giin boyunca siit emmez, iftar olunca
emerdi. Bu halini §u beyti ile anlatir:
Ba§langicim §6yleydi, dillerde soylenirdi
Be§ikteyken orugtum, bunu herkes bilirdi.
Dogdugu senenin ramazan-i §erif ayinin sonunda havalar bulutlu ge9mi§ti. Bunun iQin
ramazanin 9ikip Qikmadiginda tereddlid edildi. Halk annesine Qocugun siit emip emmedigini
sordular. Emmedigini ogrenince, ramazan-i §erifin heniiz Qikmadigmi anlayip oruca devam
ettiler.
On ya§mda mektebe giderken etrafmda meleklerin kendisi ile beraber yiiriidiiklerini goriir,
onlardan; "Yer a^m eviiyadan bir zat geliyor." dediklerini duyardi. Meleklerin soylediklerini
duyan birisi; "Bu Qocuk kimdir?" diye sordu. Meleklerden birisi; "Bu asil bir ailenin
Qocugudur. ilerde biiyiik bir zat olacak. Arzu edenlere hep verecek ve hi? kimseyi kapismdan
bo§ 9evirmeyecek. Her giin Allahii tealaya yakmligi artacak ve 90k yiiksek derecelere
ula§acak." dedi. ^ocuklarla beraber oynamak istediginde; "Bana gel ey miibarek, bana gel."
diyen bir ses i§itir, korku ve heyecania annesine ko§ardi.
Abdiilkadir Geylani on sekiz ya§mda Bagdad'a geldi. Buradaki me§hur alimlerden ders almak
siiretiyle hadis, fikih ve tasavvuf ilimlerinde 90k iyi yeti§ti. Fikih ilmini; Ebii Hattab Mahfuz,
Ebii'I-Vefa Ali bin Ukayl, Ebii Hiiseyin bin Kadi Ebii Ya'Ia ve diger fikih alimlerinden
ogrendi. Hadis ilmini; Hasan-i Bakillani, Ebii Said Muliammed bin Abdiilkerim, Ebii Ganim
Muhammed bin Muhammed, Ebii Bekr Ahmed bin Muzaffer, Ebii Cafer, Ebii Kasim bin Ali,
Ebii Talib Abdiilkadir, Ebii Bekr HibetuIIah ibni Miibarek, Ebii'I-lzz Muhammed bin Muhtar,
Ebii Nasr Muhammed, Ebii Galib Ahmed, Ebii Abdullah Yahya ve diger hadis alimlerinden
ogrendi. Tasavvuf ilmini ise; §eyh Ebii Said Mahziimi ile Hammad-i Debbas'tan almi§tir.
ilim tahsilini tamamlayip yeti§tikten sonra, vaz ve ders vermeye ba§Iadi. Hocasi Ebii Said
Muhziimi'nin medresesinde verdigi ders ve vazlarma gelenler medreseye sigmaz sokaklara
ta§ardi. Bu sebeple, 9evresinde bulunan evier de ilave edilmek siiretiyle medrese geni§letildi.
Bu i§ i9in Bagdad halki 90k yardimci oldu. Zenginler para vererek, fakirler 9ali§arak yardim
ettiler. Hatta bir kadm, mehir bedelini, kocasmm orada 9ali§masma saydi. Derslerine devam
edenler arasmda pek9ok alim yeti§ti.
Abdiilkadir-i Geylani hazretleri, bir miiddet ders verip insanlari ir§ad ettikten, hak ve hakikati
aniattikdan sonra, ders ve vaz vermeyi birakti. Inzivaya 9ekilip, yalnizligi se9ti. Sonra
sahralara 9ikti. Bagdad'm Kerb harabelerinde ya§amaya ba§Iadi. Biitiin vaktini ibadet, riyazet
ve miicahede ile nefsinin arzu ve isteklerini yapmamak, istemediklerini yapmakia ge9irmeye
ba§Iadi. Buyurdu ki:
Irak'm sahra ve harabelerinde 25 sene insanlardan uzak kaldim. Benim kimseden, kimsenin
benden haberi yoktu. Bazan uzun miiddet yemezdim ve "a9im a9im" diye i9imin feryadmi
duyardim. Bazan iizerime oyle agirliklar gelirdi ki, bunlar bir dagm iistiine konsa, tahammiil
edemeyip, parampar9a olurdu. Bu sirada; "Muhakkak zorlukla beraber bir kolayhk
vardir, ^iiphesiz zorlukla beraber kolayhk vardir." mealindeki in§irah siiresinin be§inci
ve altmci ayet-i kerimelerini okudugumda iizerimdeki agirliklar dagilip, giderdi."
§eytanlar 9e§itli kilik ve kiyafetlere biiriiniip toplu halde yanima gelir, beni yolumdan
9evirmek i9in ugra§irlardi. Kalbimde biiyiik bir azim ve diren9 hissederdim. i9imden bir ses;
"Ey Abdiilkadir! Onlaria miicadele et, onlara galip geleceksin." derdi. i9lerinde bir §eytan
durmadan bana gelir; "Buradan git, §6yle yaparim, boyle yaparim." diye beni tehdit ederdi.
Can u goniilden, "La havie ve la kuvvete ilia billahil aliyyil azim" okuyunca, onun tamamen
yandigmi goriirdiim.
Bir kere Abdiilkadir Geylani §6yle bir ses i§itti: "Ey Abdiilkadir! Ben senin Rabbinim! Sana
haramlari mubah, serbest kildim." Bir rivayete gore; "Ba§kasina yasak olan §eyleri sana helal
kildim." diyordu. Bunun iizerine Abdiilkadir Geylani Euzii Qekti. "Kovulmu§ §eytandan
AUahii tealaya siginirim. Sus ey merun!" diye bagirdi. Bunun iizerine ayni ses; "Ey
Abdiilkadir! Rabbinin izni ile 9e§itli yerlerde bana aldanmayarak, §errimden, kotiiliigiimden
kurtuldun. Halbuki ben bu yolda yetmi§ ki§iyi yoldan Qikardim." dedi. Onun §eytan oldugunu
nasil aniadigini sorduklarinda; "Sana haramlari helal ettim, soziinden aniadim. ^iinkii Allahii
teala boyle §eyleri emretmez." buyurdu.
Ba§ka bir kere gayet Qirkin ve pis kokulu birisi geldi. "Ben ibiisim, §eytanim. Sana hizmet
etmeye geldim, beni ve yardimcilarimi 90k yordun." dedi. "Sana inanmiyorum, buradan
uzakla§." dedim. Bana vuracak oldu ise de onu perif an ettim. Ikinci defa elinde biiyiik bir ate§
kivilcimi ile hiicum etmeye ba§Iadi. Bu esnada elinde kiliQ bulunan atli birisi bana yardima
geldi. Yine onu maglub ettim. Uquucu olarak ibiisi 90k uzakta aglar gordiim. Gayet iizgun
olarak; "Senden iimidimi kestim. Galiba seni yoldan Qikaramayacagim." dedi. "Sus ey
mel'un!" dedim ve kovdum. Allahii teala her seferinde beni onlara kar§i iistiin kildi.
§eytani ba§imdan savdiktan sonra bana pek lezzetli siislii ve parlak §eyler goriindii. "Bunlar
nedir?" dedim; "Diinya zevkleri ve zinetleridir." denildi. Diinya ve onun goz kama§tirici
lezzeti ve Qabuk tiikenen nimetleri kendine ^ekmek istedi fakat Allahii teala beni onlardan da
korudu. Onlara hi? kiymet vermedim. Bunun i^in kaybolup gittiler. Sonra Allahii tealanm
rizasma kavu§ma yolunda insanm oniine Qikan manileri, engelleri gordiim. "Bunlar nedir?"
dedim. "Senin iQinde bulunan manilerdir." denildi. Bunlara iistiin gelebilmek IqIu bir sene
ugra§tim.
Sonra iQimi seyrettim. Kalbimin bir9ok §eylere baglandigmi bo§ hayaller kurdugunu, kendini
saraylarda sandigmi gordiim. "Bunlar nedir?" dedim. "Arzu ve isteklerindir." denildi. Tam bir
yil ugra§tiktan sonra kalbimi onlardan temizleyebildim.
Yine nefsim kendi §eklinde bana gelir, kendine dost olmam IqIu yalvarirdi. Yiiz vermeyince
zor kuUanmak isterdi. Bir kere onu, biitiin hastaliklari iizerinde, arzu ve istekleri dipdiri,
§eytanlari emrine hazir olarak gordiim. Bir sene miicadele ettim. Allahii tealanm izni ile
hastaliklarmi iyile§tirdim, arzu ve isteklerini kirdim, §eytanlarmi kovdum. Kisaca nefsimle
tedricen, safha safha miicadele ettim. Onu iki elimle simsiki yakaladim. YiUarca issiz, sessiz,
sadasiz yerlerde kalmaya mebcur ettim. Soguk bir gece kirk defa ihtilam oldum, havanin
sogukluguna bakmadan her seferinde, hemen yikandim. Kerb harabelerinde yiUarca kaldim.
Yiyecekler malum; otlar, aga? yapraklari... Diinya sevgisinden kurtulabilmek, nefse iistiin
gelebilmek i^in her Qareye ba§vurdum. Gordiigiim her yoku§a tirmandim. Nefsime hi9 firsat
vermedim. Bir gece merdivende kitap miitalaa ediyordum. Nefsim; "Biraz uyu, sonra
kalkarsin." dedi. Ona muhalefet olsun diye tek ayagim iizerinde durdum. Kur'an-i kerimi
hatmedinceye kadar uyumadim.
Biitiin bunlara ragmen, heniiz matluba, maksada ve asil istedigime varamami§tim. Bunun
i^in, tevekkiil, §iikiir ve zenginlik gibi kapilari denedim. Aradigimi fakirlik kapisinda buldum.
Burada biiyiik bir §erefe kavu§tum, kuUuk sirrina erdim, sonsuz hiirriyete ula§tim. Biitiin arzu
ve isteklerim buz gibi eridi. Biitiin be§eri sifatlarim kayboldu. Goniilden Allahii tealadan
ba§ka her §eyi 9ikarip, hep O'nunla olmak olan "fakr" mertebesine ula§tim".
Nihayet biitiin varliklardan yiiz 9evirdim. Her §eyim Allah IqIu oldu. Sahralarda cezbe halinde
kendimden ge^mi? olarak dola§irdim. Kendime geldigimde kendimi bulundugum yerlerden
90k uzaklarda bulurdum. Bir giin bu halde bir saat kadar yiiriimii§tiim. Sonra kendimi
Bagdad'a on iki giinliik uzaklikta bir yerde buldum. Dii§iinceye daldigimda bir ses bana; "Sen
ki Abdiilkadir'sin, buna hayret mi ediyorsun?" dedi.
Sahralarda dola§irken "01" sozii ile ihsan olundum. Allahii tealanm izni ile istedigim olurdu.
Bunun IqIu 90k yiyecek buldum. Dagdan bir par^a koparirdim, helva olur, yerdim. Kuma
deniz suyu dokerdim, tatli su olurdu. Sonra boyle yapmaktan haya ettim. AUahii tealaya kar§i
edebi gozeterek hepsini terk ettim.
Abdiilkadir Geylani hazretleri bu uzun dola§malardan sonra Bagdad'a doniiyordu. Hazret-i
Hizir online 9ikip, §ehre girmesine mani oldu. "Emir var. Yedi sene Bagdad'a girmeyeceksin."
dedi. Bu sebeple, Bagdad'm kenarlarmda yedi yil, yerden biten miibah bakliyati yiyerek
bekledi. Bildirilen miiddet bitince; "Ey Abdiilkadir! Bagdad'a gir, serbestsin." diye bir ses
duydu. Soguk ve yagmurlu bir gecede Bagdad'a girdi. Dogru §eyh Hammad bin Miislim
Debbas'm zaviyesine (dergahma) geldi ve geceyi orada geQirdi. Sabahleyin §eyh Hammad
Debbas onu goriince aglayarak; "Oglum Abdiilkadir! Bu devlet bugiin bizim, yarm sizin
olacaktir." dedi.
Bir miiddetten beri Bagdad'da bulunan Abdiilkadir Geylani hazretleri fitne ve kari§ikliklar
olunca tekrar sahralara Qikmak istedi. Hibe kapisi denilen yere gelince; "Nereye gidiyorsun?
Don, herkes senden faydalanacak." diyen bir ses i§itti. "Ben dinimi kurtarmak istiyorum."
dediginde; "Korkma, dinine bir zarar gelmeyecek." denildi. Dii§iinmeye ba§Iadi ve bu i§in
hakikatmi bildirmesi i9in Allahii tealaya yalvardi. Bu esnada Muzafferiyye denilen yerden
ge^erken birisi kapiyi a^ip; "Ey Abdiilkadir! Buyurun." dedi. Yanma varmca; "Soyle, diin
Allahii tealadan ne istemi§tin?" dedi. Abdiilkadir Geylani hazretleri §a§irip cevap veremedi.
Bunun iizerine o zat kapiyi §iddetle yiiziine Qarpti. Diin Allahii tealadan ne istedigini
dii§iinerek yiiriimeye ba§Iadi. Biraz sonra o zatm §eyh Hammad Debbas oldugunu hatirladi.
Bundan sonra onun sohbetlerine gider, halledemedigi, Qozemedigi esrari, gizli §eyleri ondan
sorardi. O da ona bir bir a^iklardi. Bazan ilim ogrenmek i^in ba§ka taraflara gittiginden
onunia g6rii§emezdi. Doniince hocasi ona; "Allah a§kma nerelere gidiyorsun? Bu civarda
senden daha alim birisi var mi?" derdi. §eyh Hammad'm miiridleri ona bazan; "Sen alim
birisin. Burada ne i§in var, buradan gitsene." derler; §eyh Hammad da onlara; "Utanmiyor
musunuz? Onu buradan kovmak mi istiyorsunuz. l^inizde onun gibisi yok. Benim ona eziyet
ettigime bakmayin. Onu imtihan etmek, denemek, manen kemale ermesi, oIgunIa§masi i^in
boyle yapiyorum, mana aleminde onu koca bir dag gibi goriiyorum." derdi.
Yine bir sohbet toplantisinda, Abdiilkadir Geylani hazretleri di§ari Qikmi^ti. §eyh Hammad;
"§u genci goriiyor musunuz? Bir zaman gelecek ayagi biitiin velilerin boynunda olacak, her
veil ona itaat edecek." dedi.
Ba§ka bir giin o gelince ayaga kalkip; "Ho§ geldin Abdiilkadir! Sen ariflerin, Allahii tealayi
taniyanlarin seyyidi, efendisisin. Senin sancagin dogudan batiya kadar dalgalanacak. Biitiin
boyunlarin sana egilecegini ve akranlarinin iistiinde bir dereceye ula§acagini miijdelerim."
dedi.
Zamanindaki diger eviiya da keramet olarak ilerde onun derecesinin yiiksek olacagini haber
verdiler. Abdiilkadir Geylani hazretleri zaman zaman §eyh Taciil ariiin Ebii'I-Vefa
hazretlerinin yanina giderdi. Ebii'I-Vefa hazretleri o gelince ayaga kalkar, yanindakilere;
"Ayaga kalkin, eviiyadan biri geliyor." derdi. Ona kar§i bu §ekilde iltifat etmesine hayret eden
talebelerine; "Heniiz zamani var. Vakti gelince, okumu§, cahil herkes bu gence muhtac
olacak, onun feyzinden, manevi ilminden faydalanacaktir. Sanki §u anda onun Bagdad'da
cemaatlere vaz ve nasihat ettigini, "Ayagim biitiin velilerin boynundadir." dedigini ve biitiin
velilerin boyunlarini ona uzattiklarini, goriiyorum." derdi.
Bir defasinda da; "Ey Bagdadlilar! Allahii tealaya yemin ederim ki, onun ba§inda bir ucu
doguda bir ucu da batida olan sancaklar dalgalanacaktir." dedi ve Abdiilkadir Geylani
hazretlerine doniip; "Bugiin soz bizim fakat ilerde senin olacak. O zaman bu ihtiyari
hatirlarsin." diye hitab etti.
Nihayet Abdiilkadir Geylani hazretleri Bagdad'da insanlari ir§ada, Allahii tealanin begendigi
yolda bulunmaya davete ve nasihat etmeye ba§ladi. Bir giin kendini nurlarin kapladigini
gordii. Bu hal nedir diye sorunca, ResuluUah efendimiz Allahii tealanin sana verdigi yiiksek
dereceyi tebrik etmeye geliyor, denildi. Nurun git-gide QOgaldigi bir anda ResuluUah
efendimiz goriinerek bir elbise verdiler. Sonra; "Bu, kutubluk denilen velilere ait eviiyalik
elbisesidir." buyurdular.
ResuluUah efendimizden hazret-i Ali vasitasiyla gelen feyzler, manevi ilimler ondan sonra
hazret-i Hasan ile Hiiseyin ve on iki imamdan digerleri ile devam etti. Bunlardan sonra gelen
eviiyaya feyzler hep on iki imam vasitasiyla geldi. Abdiilkadir Geylani hazretleri diinyaya
gelip veil oluncaya kadar hep boyle idi. Fakat o eviiyalikta yiiksek dereceye kavu§unca, on iki
imamdan gelen feyzler, ilimler, bereketler onun vasitasiyla geldi. Ba§ka hi? bir veli bu
makama ula§amadi. Bunun iQin; "Onceki velilerin giine^i batti. Bizim giine§imiz ufiik
iizerinde sonsuz kalacak, batmayacaktir." buyurdular. Kiyamete kadar, her veliye feyzler onun
vasitasiyla gelecektir. Bunun i^in kendisine "Gavs-iil-A'zam; En biiyiik Gavs" denildi. Yalniz
imam-i Rabbani hazretleri bu hususda onun vekilidir.
Abdiilkadir Geylani hazretlerinin evliyaliktaki derecesinin yiiksekligini zamanindaki biitiin
evliya kabiil etmi§ti. Bir giin Bagdad'da sohbet ediyordu. Meclisinde pek^ok alim ve veli
vardi. Bir ara; "i§te §u ayagim her velinin boynu iizerindedir." buyurdu. Orada bulunanlarin
hepsi bu sozii tasdik ettiler.
§eyh Halifet-iil-Ekber anlatir:
Riiyamda Resiilullah efendimizi gordiim. "Ya Resiilallah! §eyh Abdiilkadir, ayagim biitiin
velilerin boynu iizerindedir, diyor ne buyurursunuz?" diye sordum. "Dogru s6ylemi§tir. O
benim himayemde bir kutubdur, bu nasil olmasin?" buyurdu."
Adiyy bin Miisaiir; "Bu sozii yalniz o soyledi, ba§kasindan duymadim. O bununla kendi
zamanindaki ferdiyet denilen makamini aQiklar. Onun gibi hi9 kimse boyle soylemege mezun,
izinli degildir." der.
Ahmed Rufai hazretleri; "O bu sozii manevi emirle soyledi." dedi.
ibn-i Hacer-i Askalani hazretleri de; "Bunun manasi, ilerde o kadar keramet gosterecektir ki,
inad eden ve dogru yoldan sapanlardan ba§kasi onu inkar etmeyecektir." dedi.
Biiyiik alim Izzeddin bin Abdiisselam; "§iiphesiz o, evliyanin sultani idi." demi§ti.
Hayat bin Kays hazretleri buyurur ki:
"Abdiilkadir Geylani bu sozii soyleyince, biitiin velilerin kalblerindeki niirlar artti. llimlerinde
bereket, hallerinde yiikseklik goriildii. Ciinkii onlar istisnasiz, ba§larini onun ayagina dogru
uzatmi§lardi."
Abdiilkadir Geylani bu sozii soylediginde, yeryiiziinde veliler boyunlarini ona dogru uzatti. O
anda boynunu uzatanlardan biri Ahmed Rufai hazretleridir. Ona ni9in boyle yaptigini
sorduklarinda §6yle dedi:
"§u anda Abdiilkadir Bagdad'da "Ayagim, her velinin boynundadir" diyor.
Ebii Medyen Magribi de; "Evet ben Magrib'de ona boynunu uzatanlardan biriyim." buyurdu.
Abdiilkadir Geylani hazretlerinin tasavvuftaki yoluna Kadiriyye tarikati denir. Tarikatinin
husiisiyeti, dinin emir ve yasaklarina uymak, devamli zikir, Allahii tealayi anmak, gonlii
Allahii tealadan ba§kasindan kurtarmaktir.
Abdiilkadir Geylani hazretleri tasavvuf bilgilerini herkesin anlayacagi §ekilde sundu.
Peygamber efendimizin bereketiyle sozleri gayet tatli ve tesirli idi. Kendileri §6yle anlatir:
Hicri be§ yiiz yirmi bir senesi §evval ayinin on altisi olan Sail giinii ogleden once, Resiilullah
efendimizi riiyamda gordiim.
"Ey oglum, niQin konu§muyorsun?" buyurdu. "Babacigim ben yabanciyim. Bagdad
fasihlerinin yaninda nasil konu§urum?" dedim. "Agzini a?!" buyurdu. Agzimi aQtim. Yedi
defa mubarek agzinin suyundan agzima saQti ve; "Insanlarla konu§, onlari glizel hikmet ve
vazlar ile Rabbinin yoluna ^agir." buyurdu. Ogle namazini kildim. Yanimda kalabalik
insanlar gordiim. Nutkum tutuldu. All bin Ebi Talib'i gordiim. Mecliste benim kar§imda
ayakta duruyor ve bana; "Ey oglum ni^in konu§muyorsun?" diyordu. "Babacigim! Nutkum,
konu§mam tutuldu, konu§amiyorum." dedim. "Agzini aq." buyurdu. AQtim. Agzinin suyundan
agzima alti defa saQti. "Ni^in yediye tamamlamadiniz?" dedim. "Resiilullah'a kar§i olan
edebimden." buyurdu ve gozden kayboldu. Bundan sonra en fasih bir dille konu^maga
ba§ladim.
Birgiin, minberde oturmu§ vaz ediyordu. Birden siiratle en son basamaga indi. Ayakta, elini
elinin iistiine koyarak, miitevazi bir §ekilde durdu. Bir miiddet sonra minbere Qikti. Eski
yerine oturdu ve vazina devam etti. Oradakilerden birisi, ne oldu diye sual edince; "Ceddim
Resiilullah'i gordiim. Geldi ve minber oniinde durdu. Haya edip, son basamaga indim. Kalkip,
gitmeye ba§layinca, bana yerime oturmami ve insanlara vaz etmemi emr etti, dedi.
Sohbetlerinde bazan birka? ki§i co§arak kendinden ge^erdi. Haftada ii9 giin, cuma, sail ve
pazartesi gecesi halka vaz ederdi. Vazinda, alim ve evliyadan zatlar da bulunur, hepsi biiyiik
bir huziir i^erisinde dinlerlerdi. Kirk sene boyle devam etti. Ders ve fetva vermeye yirmi sekiz
ya§inda ba§lami§ olup, bu hal altmi§ ya§ina kadar devam etti. Huziirunda Kur'an-i kerim
tegannisiz gayet sade, tecvide riayetle okunurdu. Dort yiiz alim onun anlattiklarindan notlar
tutar, izdiham, kalabalik sebebiyle birbirlerinin sirtlarinda yazarlardi. Sorulan suallere gayet
aQik ve doyurucu cevaplar verirdi.
Derin ilim sahibi idi. On uq 9e§it ilimde ders verirdi.
Bir giin birisi huziirunda Kur'an-i kerim okudu. Abdiilkadir-i Geylani hazretleri okunan ayet-i
kerimeleri tefsir etmeye ba§ladi. Kirk §ekilde tefsir yapti ve hepsinin delilini gosterdi. Orada
bulunanlar yalniz on bir tefsiri anlayabildi ve dinleyenleri hayrette birakti. Sonra; "Sozii
burada birakiyorum. §imdi kelime-i tevhide geldik"La ilahe illallah" dedi. Bunlari soyler
soylemez cemaati bir hal kapladi, hepsi kendilerinden geQti.
Once lazim olan din bilgilerini ogrenmeyi tavsiye ederdi. Cubbai ismindeki bir zat anlatir:
Evliyanin hayatindan ve sozlerinden bahseden arabi Hilyet-iil-Evliya kitabini birisinden
dinlemi§tim. Kalbim yumu§adi ve halktan uzakla§ip yalniz ibadetle me§giil olmak istedim.
Gidip Abdiilkadir Geylani'nin arkasinda namaz kildiktan sonra huziirunda oturdum. Bana
bakip; "Eger inzivaya Qckilmek istersen, once ilim, sonra da yeti§mi§ ve yeti§tirebilen rehber
zatlarin, yani miir§id-i kamillerin huziirunda edeb ogren. Daha sonra inzivaya, yalniz ibadete
ba§la. Yoksa, ibadet ederken dinde bilmedigin bir §eyi ogrenmek icabeder de, yerinden
ayrilmak durumunda kalirsin." buyurdu.
Sabah ve ikindiden sonra tefsir, hadis ve fikih; ogleden sonralari Kur'an-i kerim ve kiraat
dersleri okuturdu. Ak§am ve sabah ise, usiil-i fikih ile nahv, arabi ciimle bilgisi verirdi. Onun
bereketiyle talebeler Qabuk ilerlerdi. Ebii Muhammed Ha§§ab der ki:
GenQken nahiv okuyordum. Bana bir giin Abdiilkadir Geylani hazretlerinin vazlarinda 90k
tesirli konu§tugunu soylediler. Vakit bulamadigim i^in gidemezdim. Nihayet bir giin vaz
verdigi yere gittim. Beni goriince; "Bizim sohbetimizde bulun, seni Sibeveyh yapalim." dedi.
O giinden sonra yanindan ayrilmadim. Din bilgilerinde ve akli ilimler denilen diger yardimci
ilimlerde 90k istifade ettim. O kadar kavaid (kaideler) ogrendim ki, ba§kalarindan
ogrendiklerimi unuttum."
Abdiilkadir Geylani hazretlerinin §6hreti her tarafi kaplayinca, Bagdad'in ileri gelen alimleri,
herbiri bir mesele sorup imtihan etmek iQin huzuruna gelip oturdular. Bu esnada Abdiilkadir
Geylani hazretlerinin gogsiinden ancak kalb gozii aQik olanlarin gorebildigi bir niir Qikti ve
alimlerin gogsiinden ge^ip gitti. Alimleri bir hal kaplayip, Abdiilkadir Geylani hazretlerinin
ayaklarina kapandilar. Bunun iizerine onlari tek tek bagrina basti ve §imdi suallerinizi sorun
buyurdu. Her biri suallerini sorup, hemen cevabini aldi. Onlara; "Size ne oldu boyle?"
denildiginde; "Huziirunda oturdugumuzda, biitiin bildiklerimizi unuttuk. Bizi bagrina basinca
unuttuklarimizi tekrar hatirladik. Suallerimizi sorunca, oyle cevaplar aldik ki, hayrette
kaldik." dediler.
Ebii Sa'id Kilevi §6yle anlatmi§tir:
Ben, Abdiilkadir-i Geylani hazretlerinin meclisinde iken, Resiilullah efendimizi ve enbiyayi
gordiim. Melekler onun meclisine gelmek iQin boliik boliik gok yiiziinden inerlerdi. Bir
defasinda da Hizir aleyhisselami g6rmii§tiim. "Her kim diinyada kurtulu§a ermek ve saadete
kavu§mak isterse, §eyh Abdiilkadir'in meclisine devam etsin!" buyurmu§tu.
ibn-i Kudame §6yle s6ylemi§tir:
"1166 (H.561) yilmda Bagdad'a girdigimizde, Abdiilkadir-i Geylani hazretlerini ilmin
zirvesine yiikselmi§ gordiik. O, ilmi ile amel eder, kendisine sorulan Qetin sorulara doyurucu
cevaplar verirdi. Biitiin giizel huylara ve iistiin vasiflara sahipti. Onun gibi bir zata daha hi9
rastlamadik."
Abdiilkadir Geylani hazretleri felsefe ile me§giil olmayi ho§ gormezdi, ondan men ederdi.
Felsefenin kaynagi akildir. Filozof, 9e§itli bilgileri diizene koyarak madde, hayat, yaratili§,
diinya riih, alem, oliim ve sonrasi gibi konulara aklma dayanarak cevaplar bulmaya 9ali§ir.
Bunu yaparken buldugu cevaplarm AUahii teala tarafmdan gonderilen dinlere uyup
uymamasma bakmaz. Bu sebeple dogru yoldan ayrilirlar. Felsefecilerin ortaya koydugu
bilgiler, gerek fen bilgilerinin degi§mesi, gerekse sonra gelen filozoflarm oncekilerden farkli
dii§iinmesi sebebiyle ya kismen yahut tamamen degi§ir. Bu itibarla sonra gelenler once
gelenleri daima tenkid etmekle veya onlarm felsefelerini yikmakla i§e ba§larlar. Akil yalniz
ba§ma yol gosterici degildir. Dinin rehberligine muhta^tir. Yoksa sapitir. Bunun i9in din
biiyiikleri itikadm bozulabilecegini bildikleri i^in, felsefe ile ugra§maktan men etmi§lerdir.
Nitekim Ibn-i Sina ve Farabi gibi zatlar felsefecilerin kitaplari ile Qok me§giil olduklarmdan
sapitmi§lardir.
§eyh Muzaffer Mansur der ki:
Birka9 ki§i ile Abdiilkadir Geylani hazretlerinin yanma gitmi§tik. Elimde, felsefe ile ilgili
kitaplar vardi. Bizi siizdiikten sonra kitabi gormeden bana; "O elindeki kitap ne kotii bir
arkada§tir." buyurdu. Bu esnada oradan ayrilip kitabi bir yere koymak ve bir daha ta§imamak
hatirima geldi. Kitabi 90k seviyordum. i9erisindeki 90k §eyi de ezberlemi§tim. Tam
kalkacaktim, bana dikkatli dikkatli bakmaya ba§ladi. §a§irip kalkamadim. "§u kitabi bana
versene. "buyurdu. Vermek i9in kitabi a9tim. Bir de ne goreyim kitabin sahifeleri bembeyaz
olup, hi9bir §ey yazili degildi. Kitabi kendisine verdim. Tek tek sahifelerine baktiktan sonra
bana geri verdi. "i§te Ibn-i Daris'in Fedail-ul-Kur'an (Kur'an-i kerimin faziletleri) kitabi."
buyurdu. Baktim ger9ekten onun giizel bir hatla yazilmi§ bir niishasi idi. Bana; "Kalb ile
tovbe etmek ister misin?" buyurdu. "Evet." dedim. "Oyleyse kalk!" dedi. Kalktim. Zihnimde
felsefe ile ilgili biitiin ogrendiklerimi unuttum. Daha once onlari hi9 okumami§ gibi oldum.
Dine uygun olmayan bir §eye miisaade etmezdi. Bir giin yaninda; "Falanca 90k ibadeti ve
kerametleri ile me§hiirdur." diye konu§uldu ve bu arada;"Ben derece bakimindan Yiinus
aleyhisselami ge9tim." dedigi nakledildi. Bunu duyunca yiiziinde ofke eserleri goriildii.
Yaslandigi yastigi yere dogru atti. Gidip baktiklarinda adamin oldiigiinii gordiiler. Vefatindan
sonra o §ahis riiyada ne§eli olarak goriildu. "Nasilsin?" diye soruldugunda; "§eyh Abdiilkadir
hem Allahii tealanin, hem Yunus aleyhisselamm yanmda bana §efaat9i oldugu iQin, AUahli
teala beni affetti. Yunus aleyhisselam hakkmda soyledigim o soz sebebiyle hesaba Qekmedi."
dedi.
^ok sabirh idi. Talebelerinin suallerini kizmadan cevaplandirir, dersi ge9 anlayanlara sabirla
anlatirdi. Ubey isminde, anlatilanlari zor kavrayan bir talebe vardi. Bir giin ders sirasmda
ibn-us-Semhal isminde bir zat gelmi§ti. Abdiilkadir Geylani hazretlerinin onun dersi ge?
aniamasma kar§i gosterdigi tahammiile hayran kaldi. O talebe dersini alip Qiktiktan sonra,
gosterdigi sabra hayret ettigini soyleyince, Abdiilkadir Geylani hazretleri; "Bir hafta daha
yorulacagim, ondan sonra vefat edecegim." buyurdu. Dedigi gibi bir hafta sonunda vefat etti.
Abdiilkadir Geylani hazretleri heybetii idi. Az konu§ur, 90k siikiit eder, konu§tugunda gayet
cazib, aQik ve net konu§urdu. §ahsi i^in kizmaz. Din husiisunda asia taviz vermezdi.
Misaiirsiz gece geQirmezdi. Zayiflara yardim eder, fakirleri doyururdu. Isteyeni geri ^evirmez,
iki elbisesi varsa, mutlaka birini isteyene verirdi. Yanmda oturanlarda; "Ondan daha kerim ve
liitufkar kimse olamaz." kanaati hakim olurdu. Sevdiklerinden biri gurbete Qiksa, ondan haber
sorar, sevgi ve alakasmi muhafaza ederdi. Kendisine kotii davrananlari affederdi. Kotiiliiklere
dalmi§ 90k kimse, hirsiz ve e§kiya onun vasitasiyla tovbe etti. Koleleri satm alip, azad ederdi.
Verdigi sozii tutar,kimseye kar§i kotiiliik dii§iinmezdi. Anbarmda helalden kazandigi bugday
bulunurdu. Hizmet^isi, kapida ekmek elinde durur ve halka §6yle seslenirdi:
"Yemek isteyen, ekmek isteyen, yatmak isteyen kimse yok mu? Gelsin!"
Kendisine hediye gelse, yanmdakilere dagitir, bir kismmi da, kendisine ayirirdi. Hediyeye,
mutlaka kar§ilik verirdi.
Fakirlerin ve dervi§Ierin nafakasmi satm almak iQin, vazifeli hizmet^ilerinin, bir ba§ka i§i
olsa, yahut hastalansalar, kendisi9ar§iya Qikar, ceddi ResiiluIIah efendimize sallallahii aleyhi
ve sellem uyarak, ev iQin liiziimlu §eyleri satm alirdi. Bir toplulukia yolculukta olsa ve bir
yerde konaklasalar, kendi eliyle, el degirmeninde bugday ogiitiir, hamur yapar, ekmek pi§irir,
hepsine taksim ederdi. Kendini ziyarete gelenlere saygi gosterir, tevazu ederdi. Cok giinler, et
ve yag yemezdi. Bir giin yedi 90cuk, ellerinde yarim§ar dirhem ile gelip, her biri yarim
dirhemini eline koydu ve satm aldirmak istedikleri §eyleri soylediler. ^ar§iya gidip, istedikleri
§eyleri satm alarak getirip Qocuklara verdi. Goniillerini ho§ etti.
Sikmtisi ve dilegi olanlar onu vesile ederek, araya koyarak Allahii tealaya dua ettiklerinde
dileklerine kavu§urlardi. Buyururdu ki:
"Sikmtida olan bir kimse beni vesile edip Allahii tealaya yalvarsa derhal sikmtisi gider. §iddet
anmda her kim benim ismimi ansa derhal rahata kavu§ur. Abdiilkadir Geylani hazretlerinin
yiizii suyu hiirmetine diyerek, her kim Allahii tealadan dilekte bulunursa, derhal i§i goriiliir."
Bir kere de; "Her kim her rekatmda Fatiha'dan sonra on bir Ihlas okuyarak, iki rekat namaz
kilarsa, selamdan sonra da on bir defa Allah'm Resiiliine salat ve selam getirip benim ismimi
anarak yalvarirsa, Allahii tealanm izni ve yardimiyla derhal i§i goriiliir." buyurdu.
Temiz bir hanim, Abdiilkadir-i Geylani hazretlerine talebe oImu§tu. Bu kadm dagda iken,
ihtiyaQ i^in magaraya girdiginde daha once ona a§ik olan bir ahlaksiz da ardmdan girdi.
Kadma yana§ip, onun namusunu kirletmek istedi. Kadm ka^ip saklanacak bir yer bulamadi.
Gavs-iil-a'zamm ismini soyleyip; "Yardim et (yeti§, imdad) ey Gavs-iil-a'zam, ey insanlarm ve
cinlerin gavsi, yardimcisi, yeti§! Yeti§ ey §eyh Muhyiddin (dinin ihya edicisi), yeti§ ey Seyyid
Abdiilkadir!" deyip feryad etti. O anda Gavs-iil-a'zam medresede abdest aliyordu.
Ayaklarmda tahtadan nalmlar vardi. Onlari Qikarip magara tarafma savurdu. Ahlaksiz,
arzusuna kavu§amadan, nalinlar kafasina ula§ti ve oliinceye kadar ba§ina vurdular. Kadin,
miibarek nalinlari alip hazret-i Gavs'a getirdi ve ba§indan gcQeni anlatti.
Muridlerinin, talebelerinin tovbesiz vefat etmemeleri i9in dua etti:
"AUah'im! Ceddim, Habibin Muhammed aleyhisselam ve kuUarindan takvaya erenlerin hatiri
iQin, hi? bir muridimin, talebemin ruhunu tovbesiz alma." diye yalvardi.
Bir defasinda; "lyi muridlerin hali malum, ya kotiilerinki ne olacak?" diye sorduklarmda; "lyi
olanlar kendilerini bize adami§lardir. Kotlilere gelince biz de kendimizi onlari kurtarmak iQin
adadik." buyurdular.
Bir kere de; "Bana goziin alabilecegi kadar bir kitap verildi. Onda kiyamete kadar
talebelerimin isimlerini gordiim." buyurmu§tur.
Cinler de kendisinden Qekinir, itaat edip soziinu dinlerlerdi.
Ebii Said Abdullah bin Ahmed isminde birinin kizma cinler musallat olmu§tu. Halini, Seyyid
Abdlilkadir Geylani hazretlerine arz etti. O da; "Falanca yere git. Oraya cinlerin reisi
ugrayacak. Ona benim gonderdigimi soylersin, halini anlatirsm. O sana yardimci olur."
buyurdu. O §ahis denilen yere gitti. Kendisini Abdiilkadir Geylani'nin gonderdigini ve kizmm
durumunu anlatti. Cinlerin reisi kizma musallat olan cini cezalandirdi. Ebu Said cinlerin
reisine;"Bugune kadar senin kadar Abdiilkadir'in emrine can u goniilden itaat eden
gormedim." deyince; "Abdlilkadir Geylani hazretleri her gece evinden bakar, cinleri seyreder.
Cinler onu goriince korkularmdan saga sola ka9i§irlar. AUahii teala sevdigi kulun emrine
bir9ok insan ve cin verir." dedi.
Duasi makbul idi. Bagdad halkmdan biri ona gelerek; "Babami riiyada azab i^erisinde
gordiim. Bana §eyh Abdlilkadir'e git, bana dua etsin. Belki AUahii teala beni azapdan
kurtarir." dedi. Bunun IqIu sana geldim. Bahama dua ediverin de azaptan kurtulsun." dedi.
Abdiilkadir Geylani hazretleri siikut buyurdu. Bir §ey soylemedi. O §ahis ikinci gece babasmi
riiyasmda ye§il bir ciibbe iQerisinde ne§eli ne§eli goriince hayret edip; "Baba, dun azab
iQindeydin, bugiin ise ne§elisin. Sebebi nedir?" diye sordu. Babasi; "§eyh Abdiilkadir bana
dua etti. AUahli teala onun duasi hlirmetine beni azaptan kurtardi." dedi.
Tabiblerin tedavi edemedigi hastalar ona gelirler, duasi bereketiyle §ifa bulup giderlerdi. Bir
defasinda Halife Mustencid'in akrabasindan kami §i§ bir hastayi getirdiler. Elini siiriip, dua
ettiginde AUahii tealanin izni ile iyile§ti.
Halk sikintilari olunca ona gelirdi. Bir seferinde Dicle Nehri ta§mi§, sular Bagdad sokaklarina
kadar gelmi§ti. Herkes korku ile Abdiilkadir Geylani hazretlerine ba§ vurdu. Abdiilkadir
Geylani hazretleri oraya geldi. Bastonunu nehrin kenarina dikti. "Daha ileri gitme!" dedi.
AUahii tealanin izni ile nehrin suyu o andan itibaren azalmaya ba§ladi.
Muhammed Ezher §6yle anlatir:
Bir sene AUahii tealadan devamli bana evliyasindan birini gostermesini istedim. Bir gece
riiyamda Imam-i Ahmed bin Hanbel'in kabrini ziyaret ettim, orada birisi vardi. i^imden onun
evliyadan biri oldugunu ge^irdim. Uyaninca Ahmed bin Hanbel'in kabrine ko§tum. Riiyada
gordiigiim zat orada duruyordu. Oniimden ge^ip Dicle'ye dogru gitti. Ziyaretimi acele yapip
onu takib ettim. Dicle Nehrinin iki tarafi, bir adimlik mesafe oluncaya kadar yakla§ti ve
adimini atarak gcQiverdi. Sonra o zat medresesine gittiginde riiyada ve uyanik iken gordiigii
zatin Abdiilkadir Geylani hazretleri oldugunu anladi.
Onu goren tesiri altinda kalir, miibarek biri oldugunu hisseder, kalbi kati ise, yumu§ardi.
Cuma giinleri camiye giderken, halk onu gormek i^in sokaklari doldururdu.
Kendisi hakkinda kotiiliik dii§iinene merhamet eder, onun iyiligini isterdi.
Gavs-iil-azam, Medine-i miinevvereden Bagdad-i Dariisselama gelirken, yolda hirsizlardan
birine rastladi. Hirsiz soyacak adam ariyordu. Gavs-iil-azam ona; "Sen kimsin?" buyurdu.
Hirsiz; "Ben Qolde ya§iyanlardanim." dedi. Gavs-iil-azam ona, isminin masiyet, giinah
miirekkebi ile yazilmi§ oldugunu aQikladi. Hirsizin kalbinden, bu heybet ve azamet sahibi
ki§inin Gavs-iil-azam olmasi muhtemeldir dii§iincesi ge^ti. Hirsizm kalbinden ge^eni
kendisine soyledi ve; "Evet, ben Abdiilkadir'im." buyurdu. Hirsiz, derhal miibarek ayaklarina
kapandi ve dilinden; "Ey Seyyid Abdiilkadir! Allah i^in bana bir ihsanda bulun!" sozleri Qikti.
Gavs-iil-azam, haline acidi ve kabinin diizeltilmesi i^in, AUahii tealaya dua etti. Hitab geldi;
"Ey Gavs-iil-azam, hirsizi dogru yola ula§tir. Onu sevgililer hidayetine ir§ad eyle, onu
kutublardan biri eyle!" Hirsiz, e§siz tevecciihleri ile kutublardan oldu.
Meclisi miisliiman olmak IqIu gelenlerden bo§almazdi. Miisliiman olan bir rahip §6yle anlatir:
Ben Yemenliyim. iQimden miisliiman olmak geldi. Bunun i^in Yemen'deki Islam
alimlerinden birine miiracaat etmek istedim. Boyle dii§iiniirken, uyuya kaldim. Riiyamda Isa
aleyhisselami gordiim. Bana; "Irak'a git, orada Abdiilkadir isminde biri var, onun huziirunda
miisliiman ol. Cunkii o zamanindaki alimlerin en biiyiigiidiir." buyurdu.
Yine on ii9 ki§ilik bir hiristiyan cemaati miisliiman olmayi kararla§tirdilar. Kimin yaninda
miisliiman olacaklarini dii§iiniirlerken sahib ini gormedikleri bir ses; "Bagdad'a gidin.
Abdiilkadir Geylani ismindeki zatin huziirunda miisliiman olun. Onun bereketiyle kalbinizde
oyle bir iman niiru parlar ki, ba§kasinin yaninda boyle olmaz." diyordu.
Bu hadiseler, Abdiilkadir Geylani hazretlerinin biiyiikliigiinii, derecesinin yiiksekligini
gostermektedir. Yoksa, Islamiyette, miisliiman olmak IqIu, miiftiiye, imama gitmek ve
formaliteye ihtiya? yoktur. Bir kimse kelime-i §ehadeti soyleyip manasina inaninca miisliiman
olur.
AUahii tealanin izni ile bir anda birQok yerde bulunurdu.
Ramazan-i §erifte bir giin, ayri ayri yetmi§ ki§i, birbirinden habersiz, Gavs-iil-a'zami iftara
davet etti. Herbiri kendi evini §ereflendirmek, bereketlendirmek istiyordu. Her birinin
davetini kabiil etti, ayni anda davet edenlerin evlerinde iftarda bulundu, onlarla birlikte yemek
yedi. Bu haber, bu biiyiik ve havsalaya sigmaz keramet, bir anda Bagdad'a yayildi. Huziirunda
hizmet eden hizmet^ilerden biri, Gavs-iil-azam o ak§am tekkesinden Qikmadigi, iftari burada
yaptigi halde, o kimselerin evlerine girip, onlarla yemek yemesi ve bu yemegin ayni anda
olmasi nasil olur? diye dii§iindiigii zaman, Gavs-iil-azam, o hizmet^isine donerek; "Onlar
dogru soyliiyorlar, herbirinin davetinde bulundum, ayri ayri, fakat ayni zamanda herbirinin
evlerinde yemek yedim" buyurdu.
^ilesini Qekmeden yiiksek mertebelere ula§ilamiyacagini soylerdi.
Bir kadin, Qocugunu Abdiilkadir-i Geylani'ye getirip; "Oglumun kalbini size tutulmu§
gordiim; bana hizmetinden onu azad edip, size getirdim." dedi. §eyh hazretleri bu genci
yanina aldi. Ona nefsin istemediklerini yapmasini emretti. Tarikatta siiliike ba§latti. Bu
§ekilde devam ederken, bir giin annesi 9ika geldi. Oglunu, az yemek ve uyumak sebebiyle,
zayif ve sararmi§, arpa ekmegi yer halde buldu. Bu hal ona dokundu. ^ocugunu birakip,
Abdiilkadir-i Geylani hazretlerinin yanina girdi. §eyh hazretleri oturmu§, tavuk yiyordu.
"Efendim, siz burada tavuk yersiniz, benim oglum ise, arpa ekmegi yer." dedi. §eyh bunu
duyunca, elini, tavuk kemiklerinin iizerine koyup; "Kum bi-iznillah!" yani AUahii tealanin
izni ile kalk, diril! buyurdu. Tavuk hemen dirildi. §eyh, kadina hitaben; "Senin oglun boyle
oldugu zaman, diledigini yesin!" buyurdu.
Bazan sevdiklerine mana aleminde 9e§itli §eyleri gosterirdi. Ali bin Yakub anlatir:
Bir kere daha yanina gitmi§tik. Ba§ini egip, murakabeye dalinca, ondan bir niirun yiikseldigini
gordiim. Goziimden perde kalkti, melekleri, onlarin tesbihlerini ve kabirdekileri, onlarin
hallerini, derecelerini, tesbih ettiklerini gordum. Her insanin alnindaki yazilari okumaya
ba§ladim. Hulasa bana gaybi, gizli pek^ok §ey malum oldu. Beni oraya goturen Hocam All
bin Hiti, aklima bir §ey olmasmdan korkuyorum deyince, gogsiime vurdu ve ondan sonra
gorduklerimden dolayi hi9 korkmadim.
Ebii'l-Hacer Hamid Hiram aniatiyor:
Bir giin Abdiilkadir Geylani hazretlerinin medresesine gittim ve huzurunda oturdum. Bana;
"Ey Hamid! Bir giin gelecek meliklerin, sultanlarm minderinde oturacaksm." buyurdu.
Aradan epeyce zaman ge^ip, Hiran'a doniince, Sultan Nureddin beni Qagirip yanma oturttu ve
evkaf bakani yapti. O giinden beri devamli Abdiilkadir Geylani hazretlerinin o soziinu
hatirlarim.
Bir giin bir cemaatle terasta dump, Buhara tarafma donerek, giizel bir koku aldi ve; "Benim
vefatimdan yiiz elli yedi sene sonra, diinyaya Muhammedi me§reb birisi gelir, ismi Behaeddin
Muhammed Nak§ibendi'dir. Bana mahsus nimetlere kavu§ur." buyurdu ve dedigi gibi oldu.
Eviiyanm biiyiiklerinden ve mur§id-i kamillerin en me§hurlarmdan olan bu zat, Muhammed
Behaeddin-i Buhari Nak§ibend hazretleri idi.
Allahii teala ona e§yanm aslmi, neden meydana geldigini gosterirdi.
Bir giin devlet ileri gelenlerinden birisi huziiruna gelmi§ti. Tesirii nasihatlarmi dinledikten
sonra memnuniyetinden on kese altmi ortaya koyup, bunlar senindir." dedi. Abdiilkadir
Geylani hazretleri almak istemedi. Cok israr edince, i^inden ikisini aldi ve sikti. Elinin
altmdan kan akmaya ba§Iadi. O §ahsa; "Bunlari bana getirmekten hi9 mi haya etmedin?" dedi.
Onlari helalden kazanmadigmi g6stermi§ oldu.
Her zaman gizli a9ik kerametleri goriiliirdii. Abdiilkadir Geylani hazretleri buyurur ki:
"Kerametler ancak bir hayir, hikmet i^in gosterilir. Kerametini gizlemeyen diinyaya
dii§kiindiir. Bana talebe olan yahut eviadimdan ve halifelerime bagli olup, keramet derecesine
ula§ip, maksatsiz keramet izhar edenin yiizii iki diinyada kara olur."
Abdiilkadir Geylani hazretlerinin insanlari gafletten uyaran, kendilerine gelmesine vesile olan
pek9ok sozii vardir. Bunlardan bazilari §unlardir:
"insanlara rehberlik eden kimsede §u hasletler bulunmazsa, o rehberlik yapamaz. Kusurlari
ortiicii ve bagi§layici olmasi, §efkatli ve yumu§ak olmasi, dogru sozlii ve iyilik yapici olmasi,
iyiligi emredip, kotiiliiklerden men edici olmasi, misafirperver ve geceleri insanlar uyurken
ibadet edici olmasi, alim ve cesiir olmasi."
"§iikriin esasi, nimetin sahibini bilmek, bunu kalb ile itiraf etmek ve dille soylemektir."
"Biiyiik alimlere tabi olunuz; bid'at yoluna, dinde olmayip, sonradan Qikarilan §eylere
sapmayiniz. Itaat ediniz, muhalefet etmeyiniz. Sabrediniz, sizlanmayiniz. Sabit kaliniz, ayrilip
dagilmayiniz. Bekleyiniz, iimit kesmeyiniz. Oziiniizii giinahdan temizleyiniz, kirletmeyiniz.
Hele Rabbinizin kapisindan hi? ayrilmayiniz."
"Kalb diinya arzularindan birine bagli kaldigi ve geQici lezzetlerden birinin pe§ine takilip
gittigi miiddetQe, imkani yok, ahireti sevmi§ olamaz."
"Miimin, insanlara kar§i yiiziinden seviuQli oldugunu gosterir. Fakat kendi mahziindur.
Peygamber efendimiz; "Miiminin sevinci yiiziindedir, Halbuki kalbi mahzundur,"
buyurmaktadir. Miiminin tefekkiirii, dii§iinmesi, aglamasi 90k, giilmesi azdir. Tebessiimii ile
kalbindeki hiiznii gizler. Di§arida geQimini temin etmekle ugra§iyor goriiniir, kalbi Rabbini
anmakla me§giildiir. ^oluk Qocugu ile ugra§iyor goriiniir, kalbi Rabbi iledir."
"insanlara g6steri§ IqIu amel yapip, sonra da bunu Allahii tealanin kabiil etmesini istemek
yaki§ir mi? Hirsi, §imarikligi, azginligi ve diinyaya du§kunlugu birak. Sevincini ve ne§eni
biraz azalt. Biraz hiizunlu ol. Peygamber efendimiz ba§kasinin kalbini ferahlandirmak iQin
tebessum buyururlardi."
ilk once yapilmasi lazim olan §eyler hususunda:
"Mli'minin, en once farzlari yapmasi lazimdir. Farzlari bitirdikten sonra, vacib ve siinnetleri
yapar. Ondan sonra, nafilelerle me§gul olur. Farz borcu varken siinnet ile me§gul olmak,
ahmakliktir. Farz borcu olanin, slinnetleri kabul olmaz. All bin Ebi Talib'in rivayet ettigi
hadis-i §erifte, ResuluUah efendimiz buyuruyor ki: "Uzerinde farz borcu olan kimse,
kazasini kilmadan nafile kilarsa, bo§ yere zahmet ^ekmi^ olur. Bu kimse, kazasini
odemedik^e, AUahii teala, onun nafile namazlarini kabul etmez." Miimin, bir tiiccara
benzer. Farzlar onun sermayesi, nafileler de kazancidir. Sermaye kurtarilmadik9a, kazanci
olamaz." buyurdu.
Kotii arkada§Iardan uzak olmayi tavsiye eder, §6yle buyururdu:
"Kotii arkada§Iari terket. Onlara sevgi duyma, salihieri sev. Yakmm bile olsa, kotii arkada§tan
uzak dur. Uzak bile olsa, iyi arkada§larla beraber ol. Kimi seversen, seninle onun arasmda bir
yakmlik hasil olur. Bu bakimdan, sevgi besledigin kimsenin kim olduguna iyi bak.
Ey ogul! Kotii kimselerle dii§iip kalkman, seni, iyi kimseler hakkmda kotii zanna dii§iiriir.
Allahii tealanm kitabmm ve Resiiliiniin siinnet-i seniyyesinin golgeleri altmda yiirii, felah,
bulur kurtulu§a erersin."
Ey ogul! Senin dii§iincen, yiyecek, i^ecek, giyecek ve diinya lezzetleri olmasm. Biitiin bunlar,
nefsin ve insan tabiatmm istedigi §eylerdir. Kalbin dii§iincesi nerede, nefsin ve tabiatm
istekleri nerede? Kalbin dii§iincesi Allahii tealadir. Senin dii§iincen. Rabbin ve O'nun katmda
bulunan nimetler olmalidir. Diinyadan (haram ve §iiphelilerden) ne terkedersen, mutlaka
bunun kar§iligmda ahirette ondan daha hayirlisi vardir. Omriinde sadece §u i^erisinde
bulundugun giiniin kaldigmi farz et de ahiret iQin hazirlik yap."
Faydasiz §eyleri birakmak husiisunda:
"Ey zavalli! Sana fayda vermeyen §eyler hakkmda konu§mayi birak. Diinya ve ahirette sana
fayda verecek i§lerle ugra§. Bo§ i§lerle ugra§mayi birak. Kalbinden diinya dii§iincelerini Qikar.
Ciinkii yakinda diinyadan alinacak, ahirete gotiiriileceksin. Diinyada rahat ve ho§ bir hayat
arama. Resiil-i elcrem; "Hayat, ahiret hayatidir" buyurdu."
iyi zan sahibi olmak hakkmda:
"Miisliimanlar haidanda iyi zan sahibi ol. Onlar haidcinda niyetini diizelt. Her tiirlii hayir i§i
yapmaya ko§. Bilmedigin hususlarda ahireti dii§iinen alimlere sor."
Dua halckinda:
"Allahii tealadan diinya ve ahiretin hayirlarini iste. Sakin; "Ben istiyorum. Fakat Allahii teala
vermiyor, ben de bundan sonra istemeyecegim." deme. Duaya devam et. Eger istedigin §ey
ezelde senin iQin takdir edilmi§ ise, Allahii tealadan istedikten sonra, Allahii teala onu sana
gonderir. Eger istedigin o rizik ezelde senin iQin takdir edilmemi§ ise, Allahii teala seni o §eye
muhta? kilmaz ve kendinden gelenlere riza gosterme nimetini ihsan eder. Eger Allahii teala
senin IqIu fakirlik ve hastalik dilemi§ ise, sen de Allahii tealaya fakirlikten ve hastaliktan
kurtulman IqIu yalvarirsin. O zaman Allahii teala sana razi ve memniin olacagin bir hal verir.
Eger, ezelde borQlu olmak takdir edilmi§se ve sen de borQtan kurtulmak IqIu dua edersen,
Allahii teala alacakliyi sana kotii muamele etme halinden vaz gcQirir. Hatta borcundan
azaltma veya hepsini bagi§lama haline 9evirir. Eger diinyada bor9lu halden kurtarmazsa buna
kar§ilik sana bol sevap verir.
Ahiret i§lerini once yapmak hususunda:
"Ahireti sermayen, diinyayi bu sermayenin kazanci yap. Zamanini, once ahireti elde etmek
i^in sarf et. Geri kalan vaktini, gcQimini temin i^in harca. Sakin diinyani sermaye, ahiretini
onun kari §eklinde yapma. Boyle yaparsan, diinyadan artan zamanini, ahiretin iQin sarf
edersin. Bu zaman zarfinda namazlarini kilmaya 9ali§irsin. Fakat Qabucak kilayim diye,
riikunlerine riayet etmezsin. Sonra diinya i§lerinden dolayi yorulur ve bitkin dii^ersin.
Geceleri kaza namazi kilmaya firsat bulamazsin. Yorgunluktan olii gibi yatar, giindiiz de
faydasiz olursun. Nefsine, heva ve istegine hatta §eytana tabi olursun. Ahiretini diinyaya
kar§ilik satarsin. Nefsinin kolesi ve onun binegi olursun. Halbuki sen, nefsine binmek, onu
yalanlayip tekzib etmek ve selamet yoluna sokmakla emrolunmu§sun. Bunlar ahiret yolu,
Rabbine taat yoludur. Sen, nefsinden gelen istekleri kabul etmekle, kendine zulmettin. Ipini
onun eline verdin. Isteklerinde, lezzetlerinde, hevasinda ona uydun. Sonunda diinya ve
ahiretin hayirlisini ka^irdin. Diinya ve ahiretini zarara soktun. Boyle olursa, Kiyamet giinii din
ve diinya bakimindan insanlarin en miiflisi ve en zararlisi olursun. Nefsine uymakla,
diinyadan fazla bir §eye ula§amadin. Eger nefsini ahiret yoluna ^ekseydin, ahiretini esas ve
sermaye kabiil etseydin, diinya ve ahiretini kazanirdin. Nefsin kotiiliiklerinden korunur,
iyilerden olurdun. Eger diinyaya ragbet etmeyerek, kotiiliiklerden uzak kalarak AUahii tealaya
itaat edersen, AUahii tealanin has kuUarindan olursun."
Yapilan nasihati kabul etmek hakkinda:
"Karde§inin sana yaptigi nasihati kabul et. Ona muhalefet etme. ^iinkii o, senin kendinde
goremedigin §eyleri goriir. Bunun IqIu Resiil-i ekrem; "Miimin, miiminin aynasidir,"
buyurmu§tur. Miimin, din karde§ine yapmi§ oldugu nasihatlerde samimidir. Onun goremedigi
§eyleri bildirir. Ona, iyilikler ve kotiiliikler arasindaki farki gosterir. Ona, lehinde veya
aleyhinde olan §eyleri anlatir."
Acele etmemek husiisunda:
"Acele etme. Acele eden, ya hata yapar veya hatali duruma yakin olur. Agir ve temkinli
hareket eden, o i§te ya isabet kaydeder veya isabet etmeye yakla§ir. Acele §eytandandir. Agir
ve temkinli hareket etmek. AUahii tealadandir. Umiimiyetle aceleye sebep, diinyalik toplama
hirsidir. Kanaat sahibi ol. Kanaat bitmeyen bir hazinedir."
Gaflet hakkinda:
"AUahii tealadan hakkiyla haya ediniz. Gaflette olmayiniz. Zamaniniz, zayi olup gidiyor.
Halbuki siz, yiyemeyeceginiz §eyleri toplamak, ula§amayacaginiz §eylerin pe§inde ko§mak,
oturamayacaginiz binalari kurmakla me§giil oluyorsunuz. Biitiin bunlar size, Rabbinizin
huziirunda hesap vermek IqIu duracaginizi unutturuyor. Halbuki AUahii tealayi anmak,
ariflerin kalblerinde yerle§ir. Onlarin kalblerini ku§atir. Onlara, AUahii tealayi hatirlamaya
mani olan her §eyi unutturur."
Allah i9in yapilmayan i§ler hakkinda:
"Senin dilin giizel ve tatli; yiiziin ise kotiiliiklerden kurtulmu§ gibi giiliiyor, ya kalbinin hali
nasil? Cemaat iQinde iyi goriiniiyorsun, ya yalniz iken, yaninda kimse yok iken nasilsin?
Goriindiigiin gibi degilsin. Sen namaz kildigin, oruQ tuttugun, hayir i§leri yaptigin zaman,
eger bunlari sirf AUahii tealanin rizasini gozeterek yapmazsan, nifak iizere ve AUahii tealadan
uzak olacagini bilmiyor musun? §imdi Allah IqIu yapmadigin biitiin i§lerin, biitiin sozlerin,
adi ve bayagi niyetlerin i^in tovbe et.
insanlara g6steri§ i^in, onlarin rizalarini almak i^in amel yapip, sonra da bunu AUahii tealanin
kabiil etmesini istemek yaki§ir mi? Hirsi, §imarikligi, azginligi ve diinyaya dii§kiinliigii birak.
Sevincini ve ne§eni biraz azalt. Biraz hiiziinlii ol. ^iinkii sen, hiiziin evinde ve diinya
hapishanesindesin. Resul-i ekrem daima tefekkiir ederdi. SevinQleri az, hiizunleri Qoktu. Az
giilerdi. Sadece ba§kasinin kalbini ferahlandirmak iQin tebessum buyururlardi."
Allahii tealanin sevgisinde samimiyetin nasil belli oldugu hususunda:
"Kulun AUahli tealayi sevmesinde samimi olup olmadigi, ba§ina bela ve musibet geldigi
zaman ortaya Qikar. Bela ve musibet geldiginde sabir ve siikun halini muhafaza edebiliyorsa,
ger^ekten AUahii tealayi seviyor demektir. Musibet ve fakirlik zamaninda sebat
gosterebilmek bu sevgiye delil ve alamet yapildi. Birisi Peygamber efendimize;"Ben seni
seviyorum." deyince; "Fakirlik i^in bir elbise hazirla." buyurdu. Bir ba§kasi gelip
Peygamber efendimize; "Ben AUahii tealayi seviyorum." deyince; "Bela i^in elbise hazirla,"
buyurdu."
Sabir ve tahammiillerin kar§iliksiz kalmayacagina dair:
"Halinizden §ikayette bulunmayin. Sabredin, feryad etmeyin. Dogruluk iizere devam edin.
isteyin, istemekte bikkinlik gostermeyin. iQinde bulundugunuz istenmeyen hallerden dolayi
iimitsizlige dii§meyin. Daima iimitli olun. Birbirinize dii§man degil, karde§ olun. Birbirinize
bugz etmeyin.
AUahii tealaya, rizasi i^in yapilan sabirlar ve tahammiiller, asla kar§iliksiz kalmaz. Onun i^in
bir an olsun sabrediniz, mutlaka, senelerce bu sabrin miikafatini goriirsiiniiz. Omrii boyunca
kahraman lakabiyla me§hiir olan, bu lakabi, bir anlik cesareti neticesinde kazanmi§tir. AUahii
teala Kur'an-i kerimde mealen; "§iiphesiz ki, Allah sabredenlerle beraberdir." buyuruyor
(Bekara siiresi: 153)
Hayati firsat bilmeye dair:
"Hayatta oldugunuz miiddet^e, omrii firsat biliniz. Bir miiddet sonra hayat kapisi kapanacak,
bu diinyadan ayrilacaksiniz. Giiciiniiz yettigi miiddetQe hayirli i§ler yapmayi ganimet biliniz.
Tovbe kapisi a^ikken ve elinizde bu imkan varken bunu firsat biliniz. Tovbe ediniz. Dua
etmeye imkaniniz varken, dua ediniz. Salih kimselerle beraber olmayi firsat biliniz."
Kabir ziyaretine dair:
"Kabirleri ziyaret ediniz. Salih kimseleri de ziyaret ediniz. Hayirli i§ler yapiniz. Boyle
yaparsaniz, her §eyiniz diizelir."
Giinahlardan sakinmak husiisunda:
"Miimin kimse kiiQiik giinahlari da biiyiik goriir. Peygamber efendimiz; "Miimin kimse,
giinahini dag gibi goriip, kendi iizerine dii^eceginden korkar. Miinafik ise, giinahini
burnu iizerine konan ve hemen u^an sinek gibi goriir." buyurdu."
Vefati: Abdiilkadir-i Geylani hazretleri vefat edecegi sirada, oguUarina buyurdu ki:
"Yanimdan ayrilin! ^iinkii zahirde, g6riinii§te sizinle, batinda sizden ba§kasiyla yani AUahii
teala ile beraberim." Yine o esnada buyurdular: "Yanimda sizden ba§kalari da vardir. Onlara
yer a^in. Onlara edebi gozetin. Burada biiyiik rahmet vardir. Onlari siki§tirmayin!" Yine;
"Aleykiim-iis-selam ve rahmetuUahi ve berekatiihii. AUahii teala beni ve sizi magfiret etsin!
AUahii teala benim ve sizin tovbelerimizi kabiil etsin!" Bir giin bir gece hep boyle buyurdular.
Oglu §eyh Abdiirrezzak anlatir:
Gavs-iil azam, o esnada, ellerini kaldirip, uzatti ve; "Ve aleykiim selam ve rahmetuUahi ve
berekatiihii! Tovbe ediniz!" buyurdu.
Vefat ederken iki defa; "AUahiimme reiik al a'la." deyip; "Size geliyorum, size geliyorum."
buyurdu. Tekrar buyurdu ki: "Durun!" Bunun ardindan, ona oliim ve sekerat hali geldi. Bu
halde iken; "Bana kimse bir §ey sormasin. Ben, AUahii tealanin ilminde bir halden ba§ka bir
hale ge^mekteyim." buyurdu.
Son anlarinda, oglu Abdiilcebbar; "Babacigim, bedenin aci duyuyor mu?" diye arz edince;
"Butiin uzuvlarim aci i^indedir. Yalniz kalbimde hi? aci ve elem yok. O, AUahii teala iledir."
buyurdu.
Oglu §eyh Abdiilaziz; "Hastaliginiz nasildir?" diye sorunca; "Benim hastaligimi, insan, cin ve
meleklerden hi9biri bilmez ve anlayamaz. AUahii tealanin ilmi, hiikmii ile nakis olmaz.
Hiikiim degi§ir, ilim ise degi§mez. AUahii teala, diledigini siler, diledigini yazar.
Umm-iil-kitab O'ndadir, O'na yaptigindan sual olunmaz. KuUara ise, yaptiklan sorulur."
buyurdu.
Daha sonra; "Kudret ile hakim, kuUarina oliim ile galib olan AUahii teala, her ayip ve
kusurdan miinezzehdir. La ilahe illallah Muhammediin ResilluUah!" Sonra da; "Allah Allah
Allah..." deyip sonra sesini kesti, dilini damagina yapi§tirip, miibarek riihunu teslim eyledi.
Vefati biiyiik bir iiziintiiyle kar§Uandi. Cenaze namazini kUmak iizere, goriilmemif bir
kalabalik toplandi. Cenaze namazini oglu Abdiilvehhab kildirdi. O kadar insan toplanmif ti ki,
kalabalik sebebiyle ancak gece defn edilebildi. insanlar, biiyiik kalabaliklar halinde ziyaretine
geldiler. Bu ziyaretler giinlerce devam etti.
Abdiilkadir Geylani hazretlerinin kiz ve erkek pek 90k 90cugu vardi. Nesli onlar vasitasiyla
diinyanin 9e§itli yerlerine Misir, Kuzey Afrika, Endiiliis (Ispanya), Irak, Suriye ve Anadolu'da
yayilmi§tir. OguUarindan Ebii Abdurrahman §erefeddin Isa Misir'a hicret etmi§ olup §imdi
Misir'daki Kadiri §eriflerin dedesi odur. Torunlari, Kuzey Afrika' da daha 90k §erif ve §urefa
gibi isimlerle, Irak, Suriye ve Anadolu'da ise Seyyid ve Geylani diye anilmaktadir.
Eserlerinden bazilari §unlardir:
1) El-Gunye li-Talibi Tarik-il Hak: Iman, ibadet ve ahlaki konulari ihtiva eder. 2)
El-Fethurrabbani vel-Feyz-ur-Rahmani: Vazlarindan meydana gelir. 3) Fiituh-ul-Gayb:
Bu eser vazlarindan ve oglu Abdurrezzak'a vasiyetinden meydana gelir. 4)
El-Fuyuzatu'r-Rabbaniyye fi Evrad-il-Kadiriyye: Dua ve virdlerden meydana gelir. 5)
Mektubat: On be§ mektuptan meydana gelir.
ALTININ VAR Ml'^
Bir gijn Abdiilkadir GeylanT'ye; "Bu ise basladiginizda, bu yola adim attiginizda, temeli ne
ijzerine attiniz? Hangi ameli esas aldiniz da boyle yul<sel< dereceye ulastiniz?" diye
sordular. Buyurdu l<i:
"Temeli sidk ve dogruluk iJzerine attim. Asia yalan soylemedim. Yalani kagida bile
yazmadim ve hie yalan dusunmedim. icim ile disimi bir yaptim. Bunun icin islerim hep
rast gitti. Cocuk iken maksadim, niyetim, ilim ogrenmek, onunia amel etmek,
ogrendiklerime gore yasamakti. Kiicuklugumde Arefe gunij cift siJrmek icin tarlaya gittim
bir okijzun kuyrugundan tutunup, arkasindan gidiyordum. Hayvan dile geldi ve donijp
bana; "Sen bunun icin yaratilmadin ve bununia emrolunmadin." dedi. Korktum, geri
dondiJm. Evimizin damina ciktim. GoziJme, hacilar gozuktij. Arafat'ta vakfeye
durmuslardi. Anneme gidip; "BeniAllahiJ tealanin yolunda bulundur. izin ver, Bagdad'a
gidip ilim ogreneyim. Salih zatlari ve eviiyayi bulup ziyaret edeyim." dedim. Annem
sebebini sordu, gordiJklerimi aniattim. Agladi, kalkip babamdan mTras kalan seksen altinin
yarisini kardesime ayirdi. Kalanini bana verip, altinlari elbisemin koltugunun altina dikti.
Gitmeme izin verip, her ne olursa olsun dogruluk ijzere olmami soyleyip, benden soz aldi.
"Haydi Allah selamet versin oglum. Allahij teala icin ayrildim. Artik kiyamete kadar bir
daha yuzunij goremem." dedi. KiJcuk bir kafile ile Bagdad'a gitmek iJzere yola ciktim.
Hemedan'i gecince, altmis atli eskiya cika geldi. Kafilemizi bastilar. Kervani soydular.
icierinden biri benim yanima geldi. "Ey dervis! Senin de bir seyin var mi?" diye sordu.
"Kirk altinim var." dedim. "Nerededir?" dedi. "Koltugumun altinda dikili." dedim. Alay
ediyorum zannetti. Beni birakip gitti. Bir baskasi geldi, o da sordu. Fakat, o da birakip
gitti. ikisi birden reislerine gidip, bu durumu soylediler. Reisleri beni cagirtti. Bir yerde,
kafileden aldiklari mallari taksim ediyorlardi. Yanina gittim. "Altinin var mi?" dedi. "Kirk
altinim var." dedim. Elbisemin koltuk altini sokmelerini soyledi. Sokijp, altinlari cikardilar.
"Neden bunu soyledin?" dediler. "Annem, ne olursa olsun yalan soylemememi tembih
etti. Dogruluktan ayrilmayacagima soz verdim. Verdigim sozde durmam lazim." dedim.
Eskiya reisi, aglamaya basladi ve; "Bu kadar senedir ben, beni yaratip, yetistiren
Rabbime verdigim sozij bozuyorum." dedi. Bu pismanligindan sonra tovbe edip,
haydutlugu biraktigini soyledi. Yanindakiler de, "insanlari soymakta, yol kesmede sen
bizim reisimiz idin, simdi tovbe etmekte de reisimiz ol" dediler. Sonra, hepsi tovbe ettiler.
Kafileden aldiklari mallari sahiplerine geri verdiler. ilk defa benim vesTlemIe tovbe edenler,
bu altmis kisidir."
ATESJN ODUNU YIyIP BiTlRDlGii QIbI
AbdiJlkadir GeylanT'nin sohbetleri ile hasta gonijller sifa bulur, kati kalpler yumusardi.
insanlarin manevT hastaliklarini tek tek bildirir, onlari tedavT ederdi. Hasedin, kiskancligin
Allahu tealanin gazabina sebeb olacagini soyle aniatir:
Ey mijmin! Ne oluyor ki, seni, komsunu; yemede, icmede, giymede ve baska seylerde
kiskanir gorijyorum. Bu nasil is? Bilmiyor musun ki, bu senin Tmanini zayiflatir. Mevlanin
yaninda kiymetin kalmaz. Seni, Allahu tealanin gazabina ugratir. Peygamber efendimiz;
"Allahu teala, hasetci kimse nTmetimin dusmanidir," buyurdu." diye bildirmistir. Resul-i
ekrem bir hadTs-i serTfte; "Ates odunu yiyip bitirdigi gibi, haset de iyilikleri yer." buyurdu.
Sen, haset ettigin kimseyi, hang! ve ne hususta haset ediyorsun. Onun kismeti icin mi,
yoksa kendi kismetin hususunda mi haset ediyorsun? Eger onu, Allahu tealanin ona
kismet olarak verdigi seyde haset ediyorsan, ona haksizlik etmis olursun. Haset ettigin
kimse, Allahu tealanin kendisi icin takdir ve taksim ettigi nTmetin icerisinde
bulunmaktadir. Sen onu, Allahu tealanin bu ihsanindan dolayi haset etmekle, ne kadar
haksizlik ve cimrilik yaptigini, ne kadar akilsizlik ettigini biliyor musun? Eger onu, sana
takdir edilenin onun eline gececeginden endise ederek kiskaniyorsan, bu senin cok cahil
oldugunu gosterir. CiJnku senin kismetini baskasi yiyemez. Muhakkak ki Allahu teala
sana zulmetmez. Allahu teala senin icin takdir ettigini, sana nasTb olarak verdigini,
senden alip baskasma vermez.
BU IHTIYARI HiMAYE ETSIN!.!
Gavs-iJl-a'zam bir gun, imam-i Ahmed bin Hanbel'in kabrini ziyaret etti. Yaninda
eviiyadan bir cemaat da vardi. Kabrin basinda okudular. imam-i Ahmed bin Hanbel
kabirden cikti, elinde gomiek vardi. Gomlegi verdi ve birbirlerinin boynuna sarildilar.
Sonra imam-i Ahmed; "Ey Seyyid AbdiJlkadir! Fikih, tasavvuf ile helalin, haramin ilmi
sana muhtactir." buyurdu.
Bir gece Resulullah efendimizi ruyada gordij. Bu arada imam-i Ahmed bin Hanbel'i de
gordij. Bir eliyle sakalini tutmus, Resulullah efendimizden rica ediyor ve; "Ey Allah
ResuliJ! Oglun MuhyiddTn Seyyid AbdiJlkadir'e buyur da, bu zayif ihtiyari himaye etsin."
diyordu. Resulullah efendimiz tebessiJm buyurarak: "Ey Seyyid AbdiJlkadir! Bu seyhin
ricasini kabOl et." buyurdu. Resulullah'in emri ile, onun ricasini kabOl etti ve sabah
namazini HanbelTlerin namazgahinda kildi. Halbuki HanbelT namazgahinda imamdan baska
kimse olmazdi. AbdiJlkadir-i GeylanT hazretleri oraya gelince, pek cok kimse de ardindan
gelip, mescidi doldurdu ve bos yer kalmadi. "Eger Gavs-ul-a'zam hazretleri o gun,
HanbelT namazgahinda hazir olmasaydi, HanbelT mezhebi unutulacakti." denilmistir.
Bundan sonra HanbelT mezhebine gore ibadet etti.
HIRSIZIN HIDAYETI
Abdiilkadir Geylani, kii^ukken ya§i bir giin,
Tarlaya, ^ift siirmeye, gitmi§ idi gundiizun.
Okiizun kuyrugundan, tutunmu§ gider iken,
Hayvan dile gelerek, konu§tu ona birden.
Dedi: "Ey Abdiilkadir, §unu bil ki §uphesiz,
Seni, bu i§ler i9in, yaratmadi Rabbimiz."
Korktu ve eve geldi, dedi ki: "Annecigim,
Bana izin verirsen, Bagdat'a gidecegim.
ilim tahsil etmektir, gitmekte asil gayem,
Ayrica eviiyayi, ziyaret ederim hem."
Annesi memnun olup, dedi ki: "Ey evladim,
ilim ogrenmen idi, benim dahi muradim."
Koltugunun altma, dikerek kirk altmi,
Dedi ki: "Dogruluktan, ayirma lisanmi.
Git, yolun aQik olsun, emanet ol AUah'a,
Reiki de g6ru§memiz, nasib olmaz bir daha."
Abdiilkadir boylece, annesinden ayrilip,
Bagdat'a yola 9ikti, bir kervana katilip.
Bir miiddet yol gidip de, geQince Hemedan'i,
Aniden e§kiyalar, bastilar bu kervam.
Kervanda mal ve e§ya, var ise her ne kadar,
Teker teker sorarak, gasbeyleyip aldilar.
Abdiilkadir'e dahi, sordu bir e§kiya;
"Ey 90cuk, iizerinde, neyin var, mal ve e§ya?"
Dedi: "Benim sadece, kirk altmim var ki hem,
Onlari koltugumun, altina dikti annem."
inanmadi e§kiya, onun bu sozlerine,
Gitti ve ikincisi, geldi onun yerine
O da alay ederek, sordu: "Ey fakir 90cuk,
Yaninda mal ve para, nejdn var, soyle 9abuk."
Ona dahi dedi ki: "Kirk altin var yanimda,
Onlar da dikilidir, koltugumun altinda."
inanmadi ise de, o dahi buna yine,
Gidince haber verdi, bunu reislerine.
Reisleri ^agirtip, sordu ki o da tekrar:
"Ey 90cuk dogru mudur, yaninda altin mi var?"
Dedi: "Evet efendim, kirk altinim var ki hem.
Koltugumun altina, dikmi^ti tek tek annem."
Soyledigi o yeri, sokerek e§kiyalar,
Altinlari goriince, §a§ip dona kaldilar.
Reisleri dedi ki: "Pekala ey evladim,
Ne i^in dogrusunu, soyledin aniamadim.
Eger soylemeseydin, bulamazdik biz bunu,
Ni^in sen bile bile, soyledin dogrusunu."
Dedi ki: "Ben anneme, sozverdim ki efendim,
Her ne olursa olsun, yalan soylemeyeyim.
Dogrudan sapmamaya, soz vermi§tim anneme,
Deger mi altm i9in, bu ahdimden donmeme."
Reis bunu duyunca, ba§Iadi aglamaya,
Dedi: "Eyvah benim de ahdim vardi Allah'a.
Lakin bunca senedir, yaparim e§kiyalik,
§u andan itibaren, tovbe ettim ben artik."
Diger e§kiyalar da, bakarak bu reise,
Dediler: "Bizler dahi, vazge^tik oyle ise."
Halisen tovbe edip, o giin bunca e§kiya,
Aldiklari ne kadar, var ise, mal ve e§ya,
Tekar sahiplerine, vererek teker, teker,
O giinden itibaren, o i§i terk ettiler.
SEN NASIL MUSLUMANSIN
Bir gence buyurdu ki: "Oglum, senin maksadm,
Sadece yemek iQmek, olmasm aman sakm!
Buna dii§kiin olanm, kiymeti Qiinkii eviat,
(^ikardiklari ile ol^ulur, aman dikkat!
Dlinyada bir giinahi, terk ederse bir insan,
Cennet'te onun asli, edilir ona ihsan.
Oglum, §6yle dii§iin ki, oliirsiin bu giin artik,
Bu du§unce i^inde, yap oliime hazirlik.
Allah'i sevdigini, soyliiyorsun ey insan,
Ni9in bir musibette, edersin peki isyan?
Sabredebiliyorsan, bir bela geldiginde,
Hakikat payi olur, senin bu dediginde.
Eger isyan edersen, musibet geldigi an,
O zaman bilmi§ ol ki, yalandir o iddian.
Bir giin ResiiluIIah'a, bir miisliiman gelerek,
Dedi: "Ya Resiilallah, seviyorum seni pek."
Resiil, ona cevaben, buyurdu ki: "Ey kimse.
Peki, fakirlik i9in, hazirlan oyle ise!"
Birisi de gelerek arz etti ki: "Efendim,
AUahii tealaya, pek^oktur muhabbetim."
ResuluUah ona da, buyurdu ki: "Ey insan,
Oyleyse bela ile, musibete hazirlan!"
Gavs-i a'zam, bir giin de, buyurdu ki: "Aman ha,
Gafletle ya§ayip da, isyan etme Allah'a.
Zira yeri gelince, "Miisliimanim" diyorsun,
Ne garip iddia ki, dinini bilmiyorsun.
Halbuki sen dinini, bilmeyince miikemmel,
Hangi esasa gore, yaparsin peki amel?
Yalniz dini bilmek de, yeti§mez yine sana,
Zira amelsiz ilim, vebaldir bir insana.
"La ilahe illallah", soylemek kafi degil.,
Bunun icabini da, yapmalisin bil-fiil.
Oyleyse ilk evvela, giizel ogren dinini,
Sonra da buna gore, yap biitiin amelini.
Sirf amel yapmakia da, bitmiyor yine i§in,
Zira yapmak gerekir, her i§i Allah i^in.
Buna "ihlas" denir ki, muhimdir bu da gayet,
ihlassiz amellerin, faydasi olmaz elbet.
Kalp gozlerin a9ilsin, istiyorsan sen eger,
Bir manevi tabip bul, ona teslim ol, yeter.
Ba§ini, tabibin, koyuver e§igine,
Itirazda bulunma, onun hi9 bir i§ine.
O Allah adaminin, bir §efkatli nazari,
Siipiiriir kalbindeki, biitiin kir ve paslari.
Ve onun bir kelami, §ifadir kalp derdine,
O her ne emrederse, hemen getir yerine.
Kalp derdiyle ilgili, olan ihtiyacini,
Ona arz et, o bilir, bu derdin ilacini.
Her hangi musibetle, kar§ila§irsan §ayet,
Giinahini dii§iiniip, istigfara devam et!
Hep giinah i§lemekle, gelir ^iinkii her bela,
Ve asia bir kuluna, zulmetmez Hak teala.
Oliim ve ahireti, dii§iin ki ey evladim,
Ecelin yakIa§iyor, ardindan adim adim.
Bu gaflet pamugunu, 9ikar at kulagindan,
Zira oliim yakmdir, sana beiki yarmdan.
Heniiz ecel gelmeden, kendine gel ki artik,
Zira oldiikten sonra fayda vermez pi§manlik."
BIZIM YOLUMUZ
Oglu Abdurrezzak'a §6yle vasiyet eyledi:
Ey oglum! AUahii teala bize ve sana ve biitun muslumanlara tevfik, ba§ari ve muvaffakiyet
ihsan eylesin! Sana AUah'tan korkmani ve O'na taat iizere olmani, dinimizin emir ve
yasaklarina riayet etmeni ve hududunu gozetmeni vasiyet ederim.
Ey oglum! Allahii teala bize, sana ve miisliimanlara tevfik vers in! Bizim bu yolumuz, Kitap
ve Siinnet iizere bina edilmi§tir. Kalbin selameti, el a9ikligi, comertlik, cefa ve ezaya
katlanmak ve din karde§Ierinin kusurlarmi affetmek iizere kurulmu§tur.
Ey oglum! Sana vasiyet ederim! Dervi§ yani Allah adamlariyla beraber ol. Me§ayiha, tasavvuf
biiyiiklerine hiirmeti gozet! Din karde§lerinle iyi ge^in! Kii^iik ve biiyiiklere nasihat iizere ol.
Dinden ba§ka fey i^in kimseye dii§manlik etme!
Ey oglum! Allahii teala bize ve sana tevfik versin! Fakirligin hakikati, senin gibi olana
muhta? olmaman, zenginligin hakikati ise, senin gibi olandan bir §ey istememendir. Tasavvuf
haldir, soz degildir, soz ile de ele ge^mez. Dervi§Ierden, AUah'tan ba§kasma ihtiya?
duymayan birisini goriirsen, ona ilim ile degil, rifk, yumu§aklik, giiler yiiz ve tatli soz ile
muamele eyie! Zira ilim onu iirkiitiir, rifk, yumu§aklik ise Qeker ve yakla§tirir.
Ey oglum! Zenginlerle sohbetin, gorii§men izzet ile, onlara deger vermeyerek, fakirlerle
g6rii§men ise, kendine deger vermiyerek olsun.
ihlas iizere ol! ihlas, insanlarm gormesini hatira getirmeyip, yaradanm daima gordiigiinii
unutmamaktir. Sebeplerde Allahii tealaya dil uzatma. Her halde Allahii tealadan gelene razi
ve siikiin iizere ol. Allah adamlarmm huziirunda §u uq sifat iizere bulun: Alcak goniilliiliik, iyi
ge^inmek ve kotiiliiklerden armmi§ bir kalb. Hakiki ya§amak, nefsini oldiirmenle, nefsinin
arzularmi, haram ve zararli isteklerini yerine getirmemenle olur.
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
Menakyb-i Peyh Abdiilkadir-i Geylani (Musa bin Yiinuni)
Behcet-iil-Esrar (Ali bin Yusuf)
Kalaid-iil-Cevahir fi Menakyb-i Peyh Abdiilkadir-i Geylani
Tef ric-iil-Hatyr fi Menakyb-i E>eyh Abdiilkadir
Ten^itiil-Hatyr fi Menakyb-i Gavs-iil-azam
Camiu Keramat il-Evliya; c.2, s.89
Tabakat-iil-Kiibra (Pa'rani); c.l, s.126
Zeyl-i Tabakat-y Hanabile; c.l, s.290
Nef ehat-lil-Uns; s.587
§ezerat-uz-Zeheb; c.l, s.198
Hadikat-ul-Evliya; 2'nci kisim, s.32
El-A'lam;c.1,s.17
Mir'at-ul-Haremeyn; c.3, s.139
Nur-iJI-Ebsar; s.224
El-Bidaye ven-Nihaye; c.12, s.52
Fevat-iJI-Vefeyat; c.2, s.2
Mektubat-i imam-i RabbanT; c.3, 123. Mektup
Tarn ilmihal Seadet-i Ebediyye; s.974
Redd-i Vehhabi; s.40
20) Tabakat-ul-Evliya; s.246
21) Esma-iJI-Muellifin; c.1, s.59
22) Mu'cem-ul-Muellifin; c.5, s.307
23) Rehber Ansiklopedisi; c.1, s.36
24) Ahbar-ul-Ahyar; s.15
25) Sefinet-iJI-Evliya; c.1, s.58
26) islam AlimleriAnsiklopedisi; c.7, s.196
ABDULKADiR SIDDIKI;
Evliyanin buyiiklerinden ve Hanefl mezhebi fikih alimi. Ismi Abdiilkadir olup nisbeti Siddiki
ve Bagdadi'dir. Hazret-iEbu Bekr-i Siddik'in soyundan oldugu i9in Siddiki denilmi§tir.
Dogum tarihi ve yeri bilinmemektedir. Nisbetinden Bagdad'li oldugu anla§ilmaktadir.
Devrinin biiyiik alimlerinin ders ve sohbetlerinde bulunarak yeti§ti. Zamanindaki alim ve
velilerin onde gelenlerinden oldu. Faziletler sahibi, alim, arif, abid ve veil bir zat idi.
insanlara Islamiyeti dogru §ekilde ogretmek i9in 9irpinirdi. Ke§f ve keramet sahibi idi.
Kudiis'e yerle§ti.
Bir giin talebesi Seyyid Muhammed bin Isa ile Davud aleyhisselamin makamini ziyarete gitti.
Ziyaretten sonra, talebelerine Davild aleyhisselamin ruhaniyeti ile bulu§tugunu bildirip,
vasiflarini anlatti. Bunun iizerine; "Acaba nasil oluyor?" diye talebelerin kalbinde bir §iiphe
uyandi. Daha sonra Me'nenuUah kabristanina gitti. Orada Ibn-i Battal, Ebii Abdullah Kurey§i,
ibn-i Arslan ve §eyh Birmavi gibi alim ve veli zatlarin kabirlerini ziyaret etti. Abdiilkadir
Siddiki her ziyaretten sonra, o kabirde bulunan zat ile g6rii§tugiinii soyliiyor ve sifatlarini
sayiyordu. Talebelerin §iiphesi git-gide artti. Nerede ise, boyle §ey mi olur diye hocalarini
yalanlama durumuna dii§eceklerdi. Abdiilkadir Siddiki, o sirada talebelerden birinin
babasinin kabri ba§ina geldi. O zati daha once hi? gormedigi gibi, o kabrin talebenin babasina
aid oldugunu bilmiyordu. Kabrin ba§inda Kur'an-i kerim okuduktan sonra talebesine donerek;
"Bu kabirde, alim, amil, §erefli bir zat vardir. Seni gormekle, senin gelmen ve Kur'an-i kerim
okuman sebebi ile 90k sevindi, mesrur oldu. Ruhaniyeti ile bulu§tum. Sifati §6yle §6yledir.
Faziletleri de §6yle §6yledir. Bu zat senin babandir. NiQin bana daha onceden haber
vermedin?" dedi. Bu keramet kar§isinda talebe hocasi hakkindaki itirazlarma tovbe etti ve
hocasina olan muhabbet ve bagliligi gittik9e artti.
Talebesi Seyyid Muhamed bin Isa i^inden ^ikilmaz bir mesele ile kar§ila§inca, Abdiilkadir
Siddiki hazretlerine sual ederdi. O da ba§ini eger, bir miiddet dii§iindiikten sonra; "tjmid
olunur ki bu sualin cevabi §6yledir." diyerek talebesinin kalbini rahatlatirdi. "Efendim!
Madem ki bu sualin cevabi boyledir. O halde ni^in kat'i, kesin olarak degil de, timid olur ki
diye tahminli bir ifade kuUaniyorsunuz?" diye sorunca talebesine; "^ok biliyorum durumuna
dii§memek, bobiirlenmemek i9in oyle soyliiyorum." cevabini verdi.
Bir giin Abiilkadir Siddiki, talebesi Seyyid Muhammed bin Isa'ya; "Bana amcamin oglu
Seyyid Mustafa Siddiki'yi 9agir." dedi. Seyyid Mustafa gelince, orada bulunan bir sandigin
anahtarini ona vererek buyurdu ki; "Ey amcamoglu! AUahii teala bilir ama benim ahirete
gitme vaktim yakla§ti. Vefatimdan sonra beni en giizel §ekilde techiz et. Seyyid Isa'nin
(talebenin babasi) yanina defnet. ^iinkii onun riihaniyeti §u anda burada bulunuyor ve benim
kabrimin onun kabrine yakin olacagini haber veriyor. Vefatim bu giiniin ak§aminda
olacaktir." dedi. Bildirdigi gibi giin ak§am vefat etti. Vefat tarihi 1735 (H.1148)'dir.
Amcasinin oglu da vasiyetlerini aynen yerine getirdi.
Abdiilkadir Siddiki hazretlerinin §eyh Abdiilgani Nabliisi'nin kasidesine §erhi, vahdet-i viiciid
hakkinda bir risalesi ve ba§ka risaleleri vardir.
1) Mu' cem-iil-Muellif in; c.5, s.289
2) Esma-iil-Miiellif in; c.l, s.603
3) Silk-iid-Diirer; c.3, s.61
4) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.97
5) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l6, s.261
ABDiJLKAHiR SUHREVERDI;
Irak'ta yeti§en biiyiik velilerden. §afii mezhebi fikih alimi. Ismi Abdiilkahir bin Abdullah bin
Sa'd bin Hliseyin bin Kasim bin Alkame bin Nadr bin Muaz bin Abdurrahman bin Kasim bin
Muhammed bin Ebi Bekr es-Siddik (radiyallahii anhlim), kiinyesi Ebii'n-Necib'dir. Yakla§ik
1097 (H.490) senesinde Iran'in Siihreverd kasabasinda dogdu.
Ku9uk ya§ta tahsile ba§layan Abdiilkahir Siihreverdi ilim ogrenmek i^in gen9liginde Bagdad'a
gitti. Fikih ilmini Nizamiye Medresesinde hocalik yapan Es'ad Miiheni'den, tasavvuf ilmini
imam-i Gazali'nin karde§i Ahmed Gazali'den, hadis ilmini Ali bin Neyhan'dan tahsil etti.
Talebeliginde bir giin hocasmm huzuruna giren Abdiilkahir
Abdiilkahir Siihreverdi'de bir gev§eklik ve isteksizlik hali vardi. Hocasi buyurdu ki: "Sende
bir kararti, bir zulmet seziyorum." Bunun iizerine Abdiilkahir hazretleri hemen oradan ayrildi.
iki-iiq; giin hi^bir fey yemedi. Yanmda da yiyecek bir feyi yoktu. Dicle kiyisma giderek suya
girip, a^ligmm boyle gitmesini istedi. Fakat yine aQti. Bir siire sonra bir sokaktan ge9erken,
ellerindeki tokmaklarla pirinci doverek un haline getiren insanlar gordii. Onlara; "Beni de
iicretle ^aliftirir mismiz?" diye sordu. "EUerini gorelim." dediler. Gosterince; "Bu eller ancak
kalem tutar." diyerek ona i9ine altm konulmu§ bir kagit verdiler. O da; "Bunu alamam, zira
bir i§ yapmadim. Eger yazilacak bir §ey varsa onu yapabilirim." dedi. i9lerinde uyanik birisi
hizmet9isinden bir tokmak isteyerek, Abdiilkahir Siihreverdi'ye verdi. Onlarla beraber pirin9
dovmeye ba§ladi. Fakat bu i§e ali§ik olmadigmdan bir saat kadar 9ali§abildi. !§ sahibi, ona bir
altm verdi ve; "i§te senin iicretin." dedi. Parayi alarak oradan ayrildi. AUahii teala ilim
ogrenmek arzii ve istegi verdi. Din bilgilerini en ince noktalarma kadar ogrendi.
Tasawuf yoluna girince; uzlete 9ekildi ve uzun zaman insanlardan uzak ya§adi. Sonra
insanlar arasma dondii ve onlari vaz u nasihatlariyla AUahii tealaya 9agirdi. Onun gayreti
sebebiyle 90k kimse kotii huylarmi terkedip AUahii tealanm sevdigi iyi insan, iyi miisliiman
olma saadetine kavu§tu. Kendisinden Ebii Hafs Omer es- Siihreverdi, Ibn-i Asakir, Sem'ani,
Abdullah bin Mes'iid bin Abdullah er-Riimi gibi se9ilmi§ zatlar ilim ve edeb ogrendiler.
Siihreverdi hazretleri, tarikat hirkasmi Kadi Vecihiiddin'den giydi. O da §eyh Ferec
ez-Zencani'den, 0, §eyh Ebii'l-Abbas en-Nehavendi'den, 0, Muhammed bin Hafif
e§-§irazi'den, 0, Kadi Ruveym Ebii Muhammed el-Bagdadi'den, da, Ciineyd-i Bagdadi'den
ilim ve feyz almi§tir.
Siihreverdi hazretleri, me§hiir Nizamiye Medresesinde ders vermesi i9in davet edilince, 1150
(H.545) senesi Muharrem ayinin yirmi yedinci giinii bu daveti kabul ederek, bir miiddet hadis
dersi verdi. Bir ara §am'a gitti ve Cami-i Atik'de vaz u nasihatte bulundu. Sonra Bagdad'a
dondii. Bu vazlarindan birinde buyurdu ki:
"Dinde inanilmasi lazim gelen §eyleri dil ile soyleyip, kalb ile inanarak kabul ettikten sonra,
§artlarina uygun amel yapinca kalbdeki iman parlar. Ki§i imam dil ile soylemelidir. Hi9 bir
zariiret olmadan dil ile imam soylememek kiifre sebeb olur. Dili ile imam oldugunu soyledigi
halde, kalbinden inanmayan miisliiman degil miinafiktir. Ameli terk eden fasik olur. Siinnet-i
seniyyeye uymayan, bid'at sahibidir. Insanlar iman bakimindan birbirlerinden farkli derecelere
sahiptirler.
Allahii teala kuUarinin kufriinden, imansiz olmasindan ve gunahlarindan razi degildir. Ehl-i
kible olan bir kimse iQin, yaptigi bir hayir i§ten ve iyilikten dolayi, bu cennetliktir, diye
§ehadette bulunulamaz. Yine hiQ bir kimsenin i§ledigi biiyiik giinahtan dolayi, Cehennem'e
gidecegine §ehadet edilemez."
Abdlilkahir Siihreverdi, nefsine hakim, zahir ve batin, goriinen ve goriinmeyen her haliyle
islamiyetin edep dairesinde hareket ederdi. Kendisi ve talebeleri i^in Bagdad'in bati yakasinda
biiyiik bir dergah yaptirildi. Onun sohbetleriyle pek 90k kimse Islamiyetin nurlu yolunu
ogrenip, diinya ve ahiret saadetine kavu§tu.
Bir giin dergahma U9 hiristiyan ile uq yahudi gelmi§ti. Onlara imam ve Islami aniatti. Kabul
etmediler. Bunun iizerine Abdiilkahir Siihreverdi, herbirinin agzma bir yudum slit verdi.
Sonra herbiri kelime-i §ehadet getirerek miislliman oldular ve; "O siitii i^ince kalbimizdeki
(hiristiyanlik ve yahudiligin) butiin kiifur pisliklerinin di§ari Qiktigmi hissettik." dediler.
Abdiilkahir Siihreverdi hazretleri ise; "Allahii tealaya yemin ederim ki, sizin once miisliiman
oImayi§mizm sebebi, §eytanlarmizm mani olmasi idi. Burada once onlar yenildi. Size Allahli
tealanm hidayet vermesi i^in biz de dua ettik." dedi. Sonra Siihreverdi hazretleri miibarek
ellerini onlarm gozlerine siirdii. Keramet olarak onlar uzak yerlerdeki tanidiklarmi gordiiler
ve onlara miisliiman olduklarmi bildirip Islam dinine davet ettiler.
Siihreverdi hazretleri bir talebesi ile Bagdad'm Sultan 9ar§ismdan ge^iyordu. Oradaki bir
kasap diikkanmda soyulup asilmi§ bir koyuna bakmaya ba§Iadi. Daha sonra; "Bu koyun bana
Ie§ oldugunu soyliiyor." dedi. Bu sozleri i§iten kasap dii§iip bayildi. Ayilmca suQunu
soyleyerek bir daha boyle yapmayacagma soz verip, tovbe etti.
Abdiilkahir Siihreverdi hac farizasmi yerine getirmek IqIu karde§inin oglu ile Mekke'ye
gitmi§ti. Birgiin Kabe-i muazzamada murakabe, AUahii tealayi tefekkiir, dii§iinme halinde
iken, Hizir aleyhisselam te§rif buyurdu. Fakat Abdiilkahir Siihreverdi hi? halini bozmayarak,
murakabeye devam etti. Hizir aleyhisselam bir siire durduktan sonra, gitti. Bir miiddet sonra
§eyh hazretleri ba§mi kaldirmca yegeni; "Efendim! Bugiin Hizir aleyhisselam te§rif
buyurdular. Siz ise kendilerine hi? bakmadmiz sebebi neydi?" diye sorunca, Abdiilkahir
Siihreverdi; "Sen bilmiyor musun ki, eger Hizir aleyhisselam gelmi§ gitmi§ ise yine te§rifleri
miimkiindiir. Fakat zaman kavu§mu§ oldugum ilahi tecelliyi elimden ka^irmi? olsaydim bir
daha nerede bulabilirdim. Belki onun pi§manligi kiyamete kadar devam ederdi." dedi. Bu
sirada Hizir aleyhisselam tekrar te§rif buyurdu. Bu defa Abdiilkahir hazretleri hemen yerinden
kalkip, edeple lazim gelen hiirmeti gosterdi.
Bir giin Abdiilkahir Siihreverdi hazretleri, yegeni ile yolda sohbet ederek yiiriirken, koprii
iizerinde meyve gotiiren birisini gordii. Ona; "Bunlari bana sat." buyurdu. "Ni^in?" dediginde;
"Meyveler i9ki IqIu satm almdiklarmdan, kendilerinin benim tarafimdan satm almmalarmi
istiyorlar." dedi. Adam dii§iip bayildi. Sonra tovbe ederek; "Benim bu halimi AUahii tealadan
ba§ka kimse bilmiyordu. Fakat Siihreverdi hazretlerine halim malum olmu§." dedi.
Abdiilkahir hazretleri yegeni ile birlikte Kerh'e gelmi§ti. Bir evden sarho§ kimselerin seslerini
i§itince, evin altma bir yere girerek namaz kilip dua etti. Sonra adamlarm yanma gitti.
Odaya girdiginde adamlar i^tikleri §arabm su oldugunu gordiiler. Hepsi tovbe ederek
Abdiilkahir hazretlerinin talebesi olmakla §ereflendiler.
Abdiilkahir Siihreverdi dergahmda talebeleri ile me§giil oldugu giinlerden birinde yanma bir
koylii geldi. Beraberinde bir buzagi getirmi§ti. "Efendim bu buzagiyi size vermeyi
nezretmi§tim. Buyurun." dedi. Koylii gittikten sonra Abdiilkahir hazretleri; "Bu buzagi, size
verilmek iizere nezr edilen ben degilim. Ben ba§ka bir ki§i IqIu nezredildim. Sizin IqIu nezr
edilen bir ba§kasidir, diyor." dedi. Bir siire sonra koylii nefes nefese elinde bir ba§ka buzagi
ile gelerek; "Efendim, size verilmek iQin nezr edilen, adanan budur. Elinizdeki ba§kasina
aittir." dedi. Oncekini alarak gitti.
Buyurdu ki:
Tasavvuf buyiiklerinden birisine, Allahii tealanin Kur'an-i kerimde "in§aallah" buyurmasi
hakkinda sorulunca; "Allahii teala "in§aallah" buyurmakia, kullarina boyle soylemeyi,
ogretmeyi murad etmi§tir." buyurdu. Ayet-i kerimede Allahli teala kamil ilmi ile "in§aallah"
derse, ilmi noksan olan kullarin konu§maIarinda, "in§aallah" demeleri gerektigi hakkinda
i§aret vardir. Bu yiizden Resulullah efendimiz sallallahii aleyhi ve sellem kabristanda;
"in^aallah biz size yakinda katilacagiz." buyurmu§tur. Halbuki, Peygamber efendimizin
olum hakkinda ve onlara kavu§ma hususunda hi? bir §uphesi yoktu.
Tasavvuf hakkinda bir sual soruldugunda §6yle cevap verdi:
"Tasavvuflin ba§i ilim, ortasi amel, sonu mevhibe yani Allahii tealanin lutf ve ihsani olan
manevi ilimdir. llim, muradi, maksadi aQar. Amel, istemeye yardimci olur. Mevhibe, amelin
meyvesine ula§tirir. Ahlak ilmi ehli uq kisimdir. Miirid, talebe durumunda olan talibdir. Orta
derecede olan, daha yoldadir. Sona varmi§ olan, Allahii tealanin rizasina kavu§mu§ olandir.
Talebe, muradina ermek i^in 9ali§ir. Orta derecede olan, makamlarin adabini gozetmekle
mef guldiir. Bir halden diger bir hale yiikselir. O, devamli ilerleme halindedir. Sona varan ise,
biitiin makamlari a§mi§ ve artik istikrara kavu§mu§ haldedir. ^e§itli haller, onda bir degi§iklik
meydana getiremezler. Talebe, nefsiyle, §ehvetiyle ve §eytanla miicadele etme, hazlarindan
uzak kalma mertebesindedir. Orta mertebede olan, murada kavu§abilir miyim, yoksa
kavu§amaz miyim korkusu ile, iQinde bulundugu hallerde dogruluga riayet etme, makamlarda
edebi gozetme mertebesindedir. Sona ula§an ise, biitiin makamlari elde etmi§tir. Onun hali,
darlikta ve geni§Iikte e§ittir. Yemesi a^Iigi, uykusu uykusuzlugu gibidir. Onda, diinyevi istek
ve lezzet hissi kalmami§tir. Onun zahiri, g6riinii§ii halk, batini, gizli yonii de Hak iledir."
insanlara dogru yolu gostermege 9ali§tigi vazlarinda ve sohbetlerinde sik sik buyururdu ki:
Allahii teala i^in sevmek, O'nun i^in bugzetmek, imanin en giivenilir ve saglam
kulplarindandir. Emr-i ma'riif ve nehy-i miinker iyiligi emredip kotiiliikten alikoyma, herkese,
imkani nisbetinde lazimdir.
iyilik ve takva iizere yardimla§malidir. Kazan?, ticaret ve sanat miibahtir. Ki§i mecbur kalirsa,
ba§kasindan bir §ey isteyebilir. Zengin kimsenin istemesi dogru degildir. Riza gosterilen
fakirlik, zenginlikten iistiindiir. Bundan dolayi ResiiluIIah efendimiz fakirligi tercih etti.
Peygamber efendimize yeryiiziiniin hazinelerinin anahtari arz edildigi zaman, Cebrail
aleyhisselam fakirligi i§aret etti. Yine Cebrail aleyhisselam, Peygamber efendimize tevazu
etmesini de i§aret etti. Bu sebeple Resiil-i ekrem; "Ya Rabbi! Bir giin a?, bir giin tok
olmayi istiyorum. Aciktigim zaman sana yalvaririm, doydugum zaman sana hamd eder,
seni anarim," buyurdu.
Abdiilkahir Siihreverdi 1168 (H.563) senesi Cemazilahir ayinin on yedinci Cuma giinii ikindi
vakti Bagdad'da vefat etti. Ertesi giin erkenden Dicle kenarindaki dergahina defn olundu.
Siihreverdi hazretleri 9e§itli ilimlere dair bir^ok kitap yazmi§tir. Eserlerinden bazilari
§unlardir: 1) Adab-iil-Miiridin, 2) §erh-ii Esma-iil-Hiisna, 3) Muhtasar-i
Mi§kat-iil-Mesabih lil-Begavi, 4) Miisannef fl Tabakat-ii§-§afiiyye.
1) Mir ' at-iil-Haremeyn; c.3, s.142
2) Tabakat-iil-Kiibra; c.l, s.140
3) Cami ' u-Keramat-il-Evliya; c.2, s.lOl
4) El-A'lam; c.4, s.49
5) Tabakat-ii^-Paf iiyye; c.7, s.l73
6) Vefeyat-iil-A'yan; c.3, s.204
7) El-Bidaye ven-Nihaye; c.l2, s.244
8) Pezerat-iiz-Zeheb; c.4, s.208
9) Mu' cem-iil-Muellif in; c.5, s.311
10) Esma-iil-Muellifin; c.l, s.606
11) Nefehat-iil-Uns; s.473
12) Brockelmann; Sup.l, s.780
13) Nesayim-iil-Mehabbe; s.262
14) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.5, s.346
15) Silsilet-iil-Muharrabin (Belgradly Miiniri, Pehid All No.
2819)
ABDULKEBTR EVLiYA;
Hindistan velilerinden. Babasi me§hur alim ve evliya Abdiilkuddus hazretleridir. Ne zaman
dogdugu bilinmemektedir. Aslen Pani-plit §ehrindendir. "§eyh-i kebir", "Vala pir" lakablari
verildi. On yedinci asrin ilk yarisinda Pani-piit §ehrinde vefat etti.
Ku9uk ya§ta, yiiksek babasi Abdiilkuddus hazretlerinin feyzlerinden istifade etti. Sayisiz
kerametleri goriildii. Daha yiiriimeye ba§ladigi zamanlarda, elinin hareketiyle elbisesinin
koUarinda bir arslan goriiniip kaybolurdu. Talebesi olmakla §ereflendigi hocalarindan ve
yiiksek babasindan kisa zamanda 90k §ey ogrendi. Zamanin ilim ve hal sahipleri, onun
biiyiikliigiinii kabiil ve tasdik ederler, hizmetinde bulunmayi §eref sayarlardi. Huziiruna
gelenler, heybetinden bir tek soz soyleyemeyip, ba§lari oniinde, geldikleri gibi giderlerdi.
Allah dostlari ile sohbet etmekten 90k ho§lanir, sik sik ziyafetler vererek fakirlerin gonliinii
alir, insanlari sohbetleri ile §ereflendirirdi. Dort oglunun dordii de babalarina talebe olup,
yiiksek derecelere kavu§tular.
insanlar, Hace Abdiilkebir Evliya'ya talebe olmak i^in birbirleriyle yari§ ederlerdi. Zengin,
fakir, amir, memiir, alim, cahil; duyan herkes ona ko§ar, istifade etmenin yoUarmi arardi.
Birgiin zamanm Dehli sultani Iskender bin Behliil Lodi, veziri Meyan Behiide bin Havas Han
ve Melik Muhammed Misvani'yi yanma aldi. TJQii bir olup, keramet ve hallerini duyup da
ziyaretle §ereflenemedikleri Hace Abdiilkebir Evliya'ya gitmeye niyet ettiler. i9lerinde de bir
§iiphe vardi. Aralarmda konu§up; "Herbirimiz degi§ik bir§ey arzu edelim. Bizim arzularimizi
bilip de ikram ederse, onun biiyiikliigii a§ikardir." dediler. Yolculuktan sonra bir giin gece
yarisi yiiksek huzurlarma kavu§tular. Hace Abdiilkebir Evliya, misafirlerine yemek ikram etti.
Sultan iskender'in oniine ceylan eti, Vezir Meyan Behiide'nin oniine yahni, Melik Muhammed
Misvani'nin oniine de tatli koydu. Hepsinin de yeni pi§mi§ oldugu goziikiiyordu. Herkesin
oniine arzu ettigi yemekler gelmi§, hepsinin §a§kmliktan agizlari aQik kalmi§ti. Onlarm bu
halini goren Hace Abdiilkebir Evliya; "Dostlar, hayrete ne hacet var? AUahii tealaya tevekkiil
edip oturan fakir bir kulcagizmi O, halka kar§i asla mahciib etmez." buyurdu. Misafirler
yemeklerini yediler. Bu zamana kadar gelip hizmetinde bulunamadiklari i^in 90k iiziiliip,
oziirler dilediler. Sultan, miibarek zata rica edip yalvararak, iki koyii hizmetlerine vakfetti.
Vezir de bir koy bagi§ladi. Melik Muhammed ise, biricik kizmi Abdiilkebir Evliya
hazretlerinin nikahiyla §ereflendirdi.
1) Siyer-iil-Aktab; s.230
2) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l4, s.50
abdulkerTm cTlT;
Bagdad'da yetifen Islam alimlerinden ve biiyiik velilerden. Ehl-i siinnet alimlerinin ve
evliyanin en buyiiklerinden olan Seyyid Abdlilkadir-i Geylani hazretlerinin torununun
ogludur. ismi, Abdlilkerim bin Ibrahim bin Abdiilkerim el-Cili el-Kadiri olup, lakabi
Takiyyiiddin'dir. 1365 (H.767) senesinde Bagdad'a bagli Ciyl kasabasmda dogdu. 1428
(H.832) senesinde vefat etti. Vefati i9in ba§ka tarihler de rivayet edilmi§tir.
KiiQiik ya§ta ilim tahsiline ba§ladi. ^ok zeki ve kavrayi§i yiiksekti. Bu sebeple onu ilimde
ilerlemesi i9in Zebid bolgesine gonderdiler. Burada biiyiik alim ve evliya §erefiiddin Ismail
bin Ibrahim el-Ceberti dersler veriyordu. Abdiilkerim derhal talebeleri arasma girerek
derslerini takibe ba§ladi. Kisa zamanda hocasmm tevecciihlerini kazandi. Bilhassa hadis,
fikih ve tasavvufta yiiksek derecelere ula§ti.
Hanbeli mezhebinde bulunan Abdiilkerim Cili hazretleri bundan sonra hocasmdan aldigi
i§aretle insanlara dogru yolu, Ehl-i siinnet vel-cemaat yolunu ogretmeye ba§ladi. Yine
hocasmm izni ve tasarrufu ile; Iman-i Kamil admi verdigi eserini yazmaya ba§ladi.
Abdiilkerim Cili hazretleri, talebelerini, bilhassa nefsin ve §eytanm aldatmalarma kar§i 90k
uyarir, dikkatli olmalarmi ogiitler ve hocalarmm soziinden hi? ^ikmamalarmi siki sikiya
tenbih ederdi. Iblisin §6yle dedigini bildirirdi: "Vallahi, bana gore bin alimi aldatmak, imam
kavi bir iimmiyi aldatmaktan daha kolaydir."
O insanlar iizerinde §eytanm hile ve aldatmalarmi §u §ekilde ozetler ve miisliimanlarm uyanik
bulunmalarmi isterdi.
§eytan avam tabakasma yani ilmi olmayan miisliimanlara once §ehvete dair i§lerin sevgisini
a§ilamaya 9ali§ir. Boylece kalp duygularmi oldiiriir. Sonra diinya sevgisini vererek diinyalik
kazanmaya sevkeder. Boylece bu insanlarm biitiin gayeleri diinya talebi olur. (^iinkii cehaletle
diinya sevgisi bir araya gelmi§tir.
Salih kimseler iyi ameller i§lediklerinde §eytan harekete gcqer. Onlara i§ledikleri ameli giizel
gosterir. Boylece onlari ucba ve kendini begenmi§lige siiriikler. Sonunda hi9 bir alimin ogiit
ve nasihatini dinlemezler. Iblis onlari bu hale getirdikten sonra §6yle der: "Ba§kalari sizin
ibadetinizin binde birisini yapsa kurtulur". Bu telkinlere kananlar amellerini azaltirlar.
istirahat yolunu tutarlar. Kendilerini yiiceltirler, ba§kalarmi hafife alirlar. Artik bu halleri
onlari pe§pe§e giinaha siiriikler.
§eytan alimi aldatmak i9in ise onun ilmi ile devreye girer. Soyledigi her soziin hak oldugunu
anlatir. Senin gibisi yok diye telkin eder. §eytan bu yoldan gitmekle 90k muvaffak olur.
Biiyiik Islam alimlerine tabi olmayip ilimlerine giivenenlerden pek azi bu hileden kurtulabilir.
Talebelerine buyurdugu ve eserlerinde yazdigi bazi kiymetli sozleri §unlardir:
"AUahii tealanin azametini, biiyiikliigiinii ilimler kavrayamaz. Celalinin hakikatini fehimler,
dii§iinceler idrak edemez. Ilim sahibi olan, O'nu idrakten, anlamaktan yana aczini,
9aresizligini itiraf etti."
"Aklin niiru iman niirundan azdir. Sebebine gelince, akil ku§u hikmet kanatlari ile U9ar.
Hikmet ise delillerden ibarettir. Deliller ise ancak eseri belli §eylere gotiiriir."
"Bir kimse AUahu tealanin kendisini gordugiine yakin olarak inanirsa, azalarini ve kalbini
giinah i§lere kaptirmaz."
"insanin kemal derecesine ula§ip, tasavvuf makamlarinda ilerlemesi, Allahii tealayi bilmesine
baglidir. Bu ise ancak se^ilmi^lere veya bir mur§idin, yol gosterici rehberin huzurunda
yeti§enlere nasib olur."
Abdulkerim Cili, yiiksek dedelerinin yoluna simsiki bagli olan, olgun ve kamil bir veli idi.
AIIaM tealanin ve O'nun dostlarinin a§igi idi. Bu a§k ve muhabbet ile 90k giizel §iirler
soylemiftir. Insan-i Kamil fi Ma'rifet-il-Evahir vel-Evail ba§ta olmak lizere, 90k kiymetli
eserler yazdi. Eserlerinden bazilari §unlardir: El-Kehfu ver-Rakim fi §erhi
Bismillahirrahmanirrahim, Menazir-ul-llahiyye, Sefer-ul- Garib, Hakikat-iil- Yakin,
Meratib-iil-Viicud, §erhu Mii§kilat-il-Fiituhat- il-Mekkiyye, Kemalat-iil-llahiyye
fis-Sifat-il-Muhammediyye, Namus-iil- A'zam vel-Kamus-ul-Akdem, Ka'be Kavseyn ve
Miilteka en-Namuseyn, El-lsfar, Kenz-iil-Mektum, Hakikat-iil-Hakaik,
Diirret-iil-Ayniyye fi§- §evahid-il-Gaybiyye, Nevadir-iil-Ayniyye
fil-Bevadir-il-Gaybiyye,
1) Mu' cem-iil-Muellif in; c.5, s.313
2) El-A'lam; c.4, s.50
3) Esma-iil-Miiellif in; c.l, s.610
4) Izah-ul-Meknun; c.l, s.79, 412, c.2, s. 148, 388, 681
5) KeiDf-iiz-Ziinun; s . 181, 740, 1525, 1568, 1650, 1922
6) Mu'cemii' 1-Matbuat; c.l, s. 728-29
7) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l3, s.92
ABDULKERIM EFENDJ;
Osmanli Devleti §eyhiilislamlarindan ve veli. Haneii mezhebi fikih alimidir. Dogum yeri ve
tarihi bilinmemektedir. 1495 (H. 900) senesinde Edirne'de vefat etti.
Sultan ikinci Murad Hanin beylerinden Mehmed Aga tarafindan, esir edilen hiristiyan
90cuklari arasinda Osmanli ba§§ehrine geldi. Yapilan zeka testinde ilk derecelere girdi.
Bunun iizerineMehmed Aga tarafindan §ehzade Mehmed ^elebiye (Fatih) hediye edildi.
Abdiilkerim adini aldi.
Sarayda Islam terbiyesine gore yeti§tirilip, Tiirk9e ogretildi. Arap9a ve Fars9aya vakif oldu.
Me§hur alim Alaeddin Ali Tusi'den ilim ogrendi. MoIIa Fenari'nin oglu Muhammed §ah
Fenari ve Alaeddin Tusi'nin talebesi olan Sinan-i Acemi'nin ilminden istifade etti. Akii ve
nakli ilimlerde alim oldu. Istanbul'un fethinden once bazi medreselerde miiderrislik yapti.
Fetihten sonra, IstanbuI'da a9ilan medreselerden birine, daha sonra da Sahn-i Seman
medreselerine miiderris tayin edildi.
Molla Abdiilkerim Efendi, giizel ahlaki, comertligi ve insanlara olan §efkat ve merhametiyle
90k sevildi. Pek9ok talebe yeti§tirdi. Halktan ve devletin ileri gelenlerinden pek9ok kimseye
nasihatlerde bulundu. Pek9ok giinahkarin tovbe edip salih amel i§Iemesine, bir9ok kafirin
miisliiman olmasina vesile oldu. Herkes tarafindan sevildi ve Mrmet gordii.
Kitap yazmak i9in fazia vakit bulamayan Abdiilkerim Efendi, Sa'deddin Teftazani'nin
eserlerinden Telvih'in ba§ kismina ve Metali'ye ha§iyeler yazdi.
Abdiilkerim Efendi 1488'de Molla Giirani'nin vefatindan sonra §eyhiilislam oldu. 1495
senesinde vefat edinceye kadar bu vazifede kaldi. Edirne'de Sultan Camii yakininda yaptirmi§
oldugu sibyan mektebinin bah^esinde defnedildi.
Fatih Sultan Mehmed Hanin vezirlerinden Mahmud Pasaya yakinligi ile taninan Molla
Vildan aniatir:
BirgiJn Mahmud Pasa, soz arasinda beni cok sevdiginden bahsetti. Ben de, onun Molla
AbdiJlkerTm Efendiye olan ilgisinden bahisle; "Siz, benden cok AbdiJlkerTm Efendiyi
seversiniz." dedim. Mahmud Pasa da; "Evet, dogru soyledin." dedi. Sonra;
"MollaAbdiJlkerTm sizin Cennet'e girmenize sebep mi olacak ki, bu kadar seviyorsunuz?"
diye sordum. Mahmud Pasa soyle aniatti:
Cennet'e sokacak desem de olur. CiJnku o, benim gijnahlardan tovbe etmeme vesTle
oldu. Fatih Sultan Mehmed Hanin kapicibasisi iken, bir gijnaha mubtela olmustum. Bir
sabah AbdiJlkerTm Efendi, evimizi sereflendirdi. Bir miJddet sohbetten sonra, ayaga kalkti.
HiJrmet ve tazimie kapiya kadar yolcu ederken, bana dondu ve; "DiJnya ve ahiretine
yarar bir sozijm var ki, iyi dinleyip kotiJluklerden sakinasin." dedi. Ben de; "Buyurun."
dedim. SoziJne devamla; "Elhamdulillah, ilim sahibisin ve padisahin da yakinlarindansin.
Cok gecmeden vezTrlik makamina yijkselecegin asikardir. Ne yazik ki, icini ve disini
gijnah pisliklerinden temizlemeye gayret etmezsin. VezTrlik makami, akilli kimselerin
duragidir. Osmanli Devletinin yiJce dTvani, temiz insanlarin toplandigi bir yerdir. Gel
kerem eyie, icini o giJnah pisliklerine bulama ve dalalet cukurlarina diJsup debelenme!"
dedi. bana bu nasThatleri verirken, hava soguk olmasina ragmen boncuk boncuk
terledim. Hemen o anda tovbe ettim ve onun bildirdigi dogru yoldan ayrilmadim.
Bunlari dinleyince ben de; "Gercekten onu sevmek yalniz size degil, bize de vacib oldu."
demekten kendimi alamadim."
1) Pakayik-y Nu'maniyye Terciimesi (Mecdi Efendi); s.176
2) Devhat-iil-Me^ayyh; s.l2
3) Tac-iil-Tevarih (Ulema kysmy)
4) Kamus-ul-A' lam; c.4, s.3089
5) Ylmiye Salnamesi
6) Yslam Alimleri Ansiklopedisi
ABDULKERIM KADJRI;
Kanuni Sultan Siileyman Han zamaninda ya§ami§ alim ve velilerden. Aslen Kirmasti
dogumludur. Dogum tarihi bilinmemektedir. Mlifti §eyh adiyla me§hur olmu§tur. 1544
(H.951) senesinde vefat etti. Kabri, Kirmasti kasabasinda, cami ve zaviyesinin yanindadir.
Daha kiiQlik ya§ta iken, Kur'an-i kerimin tamamini ezberledi. Tecvid ve kiraat ilimlerini de
ogrendi. Emir Sultan Camiinde, cuma giinleri Kur'an-i kerim okurdu. Dini ilimleri ogrenmek
i9in 90k 9ali§ti. Mevlana Karabali'nin yanmda da bir miiddet ilim tahsil etti. Karabali'nin
derslerine devam ederken, imam-zade diye tanman zatm hizmetine girdi. Onun sohbetlerinde
bulunup, feyz aldi. Burada, manevi hallere ve makamlara kavu§tuktan sonra, Istanbul'da
Ku9uk Ayasofya zaviyesinde, insanlara dlinya ve ahiret saadetinin yoUarmi ogretmeye
ba§ladi. Hafizasi 90k kuvvetli oldugundan, kisa zamanda pek9ok fikih mes'elelerini ogrendi.
Hatta bilgisinin 9oklugu ile me§hur oldu. Ilminin 9oklugunu, zamanm Padi§ahi KanMi Sultan
Suleyman Han duyunca, maa§ bagladi. §eyhulislam gibi halka fetva vermesi i9in ona ruhsat
verildi. Camilerde ve meclislerde halka vaz ve nasihat verirdi. (^ok tesirli ve giizel konu§ur,
diinyanin ge^ici, ahiretin ebediliginden ve Cennet nimetlerinden bahsederdi. Kiitiiphanesinde
daima okudugu pek9ok kiymetli kitap vardi.
^ok §iddetli riyazet ve miicahede yapti. Hali, "Olmeden once oliiniiz." hadis-i §eriiinin
manasina uygun idi. Mezar gibi bir 9vikur kazdirmi§ti. Bu ^ukura girer, kirk giin tamam
oluncaya kadar be§ vakit namazi o Qukurda kilardi. Hatta gece glindiiz bu ^ukurda yatar
kalkardi. Bu halinden dolayi pek^ok feyz ve berekete kavu§mu§tu. O ^ukurda 90k riyazet
yapar, devamli nefsine muhalefet ederdi. Kirk giinliik halveti bitince 9ukurdan 9ikar,
gelecek seneye kadar halka vaz ve nasihat ederdi.
Ta§k6pru-zade §6yle demi§tir: "Bir giin §eyh Abdiilkerim Kadiri'ye unutkanligimdan §ikayet
ettim. Bana, unutkanligimin gitmesi ve hafizamin kuwetlenmesi i9in dua etti. O zatin duasi
bereketiyle, halden kurtuldum. Unutkanligim kaybolup gitti."
1) Pakayyk-y Nu'maniyye; c.2, s.58
2) Pakayyk-y Nu'maniyye Terclimesi (Mecdi Efendi) ; s. 517, 518
3) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l4, s.288
ABDULKUDDUS;
Hindistan evliyasindan. Babasinin ismi AbduUah'tir. Nesebi Imam-i A'zam Ebii Hanife
hazretlerine dayanir. Dogum yeri ve tarihi belli degildir. 1538 (H.944) senesinde Hindistan'in
Kenkiih §elirinde vefat etti. Kabri bu §ehirdedir.
Zamanin alimlerinden ilim ogrendi. §eyh Muhammed bin Arif bin Ahmed Abdiilhak
Radulevi'nin sohbetlerinde bulundu ve talebesi olmakla §ereflendi. Ayni zamanda Mahdum
§eyh Muhammed'den, Siihreverdi ve Ce§ti biiyiiklerinden olan Kasim Evdehi'den icazet,
diploma aldi. Abdiilkuddiis, nefsinin isteklerini yapmamaya 9ali§makta me§hiir olup,
kerametleri ile taninmi§ti. Sidk ve ihlasla huziiruna gelen dilegine kavu§ur, kamil, yeti§mi§ ve
yeti§tirebilen evliyadan olurdu. Abdiilkuddiis nafakasini temin i9in ziraatle, 9ift9ilikle me§giil
olurdu. Fakat kalbi daima AUahii teala ile beraber idi.
Abdiilkuddiis hazretlerinin 90k 90cugu oldu. OguUarinin hepsi alim ve manevi ilimlerde
miitehassis idiler. OguUari Delhi'de tahsil ederlerken, babalarini 90k gormek isterlerdi.
Babalarina; "Biiyiik bir i§imiz var, huziirunuza kabul edilmek istiyoruz." diye yazarlardi. §eyh
Abdiilkuddiis hazretleri ise; "Onlarin bizim yanimiza gelmesi, ilim ogrenmelerine gev§eklik
ve durgunluk verir, bizim onlarin yanina gitmemiz lazim." buyurur ve ihtiyarligina ragmen,
kudretsiz hallerinde Dehli'ye giderlerdi.
§eyh Abdiilkuddiis bir9ok talebe yeti§tirdi. Pek9ok halifesi vardi. Imam-i Rabbani
hazretlerinin babasi Abdiilehad hazretleri, Abdiilkuddiis'un talebelerindendi. Halifelerinin
me§hiirlari, biiyiik veli §eyh Burev ve §eyh Abdiilgafur A'zampiiri idi.
§eyh Abdiilkuddiis hocasinin hocasi biiyiik veli Alaeddin Sabir hazretlerinin kabrini ziyaret
ve iizerine tiirbe yaptirmak i9in Kalyar'a gitti. O zamana kadar Alaeddin Sabir'in kabri AUahii
tealanin izni ile bir kili9 tarafindan korunuyordu. K1I19 kimseyi kabre yana§tirmiyordu.
Abdiilkuddiis; "K1I19, eger bu fakire saldirirsan, ba§im burada kalir, ancak viicudum
muhakkak, Mahdum Alaeddin Sabir'in ayaklarina erifecektir." dedi. Sonra Alaeddin Sabir
hazretlerine; "Efendim! Eger benim gelmeme izin verdiyseniz, neden bu celal kilici beni
gelmekten engelliyor?" diye miinacatta bulundu. O anda AUahii tealanin izni ile Alaeddin
Sabir ona; "Sag kolunun ortiisiinii indir ve sol ayagini ortiisiiyle sar. Bu kili9 sana saldirsa da
bir zarar vermeyecektir. Senin el ve ayak ortulerinden biraz kesebilir. Daha sonra yere
du§ecektir. Onu al ve bana getir." dedi. Abdlilkuddus hazretleri soylenildigi gibi yapti. K1I19
ayak ortulerinden kii^iik kisimlar kesdikten sonra yere du§tu. Abdiilkuddus kilici alarak kabr-i
§erifin ba§ina koydu ve orada bir §ukiir namazi kildi. Alaeddin Sabir hazretlerinin ruhaniyeti
ile gorii§tii. Alaeddin Sabir; "Siz benim yolumda oldugunuz i^in, buraya gelmenize izin
verdim. Yoksa kimse buraya kiyamete kadar giremezdi." buyurunca, Abdiilkuddils; "Ey
Efendim! Celal yerine cemal sifatinizi gosterirseniz, insanlar sizi ziyaret ederek sizden
istifade edeceklerdir." diye yalvardi. Bunun iizerine Alaeddin Sabir; "Bunu arzu etmememize
ragmen, bu istege uyarak, beni ziyaret edenlere manevi faydalar saglayacagim." buyurdu.
Boylece Abdiilkuddus iki asir sonra milyonlarca manevi yardima muhta? insanm Kalyar'i
ziyaret etmesine sebeb oldu. Daha sonra Kalyar'dan ayrilan Abdiilkuddils, her aym be§inde
hocasmi ziyaret ederek manevi ihsanlarmdan faydalanirdi. Alaeddin Sabir hazretlerini kabill
etmeyen Kalyar halki AUahii tealanm gazabma ugrami§ti. Bu yiizden bolgeye kimse
giremiyordu. (Bkz. Alaeddin Sabir).
§eyh Abdiilkuddils hazretleri, Pani-piit beldesine bagli (^ehazpur'da iken me§gi;liyeti
esnasmda, birbiri ardmca; "Ey koy halki, ^abuk evlerinizden ^ikmiz. E§yalarmizi,
hayvanlarmizi da 9ikarm ki, yangm biitiin koyii yakacaktir!" diye birka? defa yiiksek sesle
bagirdi. Halk onu tanidigi i^in, bo§una soz soylemeyecegini bilirlerdi. Hemen emrolunani
yaptilar. (^oluk-^ocuklarmi, e§yalarmi ve hayvanlarmi ^ikardilar. Bir saat ge^meden, yangm
zuhiir etti ve biitiin koyii yakti. §eyh Abdiilkuddiis'un soziinii tutmayanlar, ziyan ettiler. (^ok
pi§manlik duydular, sonunda tovbe edip ona baglandilar.
Abdiilkuddils hazretlerinin bir^ok kiymetli eseri vardir. En me§hiiru Envar-iil-Uyun'dur.
Yedi boliim iizere tertib edilmi§tir. Birinci boliimde hocasi Abdiilhak Radulevi'nin
menkibelerini yazmiftir ve buyurur ki: "Her ne kadar ben Mahdiim §eyh Muhammed'in
talebesi isem de, onun ceddi olan §eyh Ahmed' den daha 90k feyz aldim."
VAKTIN KIYMETINI BIL!
Seyh AbdiJIkuddus ogluna yazdigi bir mektubunda soyle nasThat etti:
"Vaktin kiymetini bill Gece ve gunduz ilim ogrenmeye calls! Her zaman abdestii bulun! Bes vakit
namazi sunnetleri ile ve ta'dTI-i erkan ile, huzur ve husu ile, Allahu tealayi goriJr sekilde ve
Peygamberimizin bildirdigi gibi kilmaga calls! Bunlari yapinca, dunyada ve ahirette sayisiz
nimetlere kavusursun. ilim ogrenmek, ibadet yapmak icindir. Kiyamet gunu, isten sorulacak, cok
ilim ogrendin mi diye sorulmayacaktir. is ve ibadet de, ihlas elde etmek icindir. Her seyi Allahu
tealanm rizasi icin yapmak olan ihlas da, hakikT mabud ve kayitsiz sartsiz var olan Allahu tealayi
sevmek icindir."
1) Ahbar-ul-Ahyar; s.227
2) Siyer-iil-Aktab; s.227
3) Ziibdet-iil-Makamat ; s.9 6
4) Esma-iil-Muellifin; c.l, s.607
5) Izah-ul-Meknun; c.l, s.145
6) Tarn Ylmihal Seadet-i Ebediyye; s.974
7) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l3, s.179
8) Sefinet-iil-Evliya; s.lOl
9) Hezinet-iil-Asf iya; c.l, s.416
ABDULLATIF CAMI;
islam alimlerinden ve evliyanin buyiiklerinden. §eyhulislam Ahmed-i Namiki Cami'nin
soyundandir. Bunun i^in Cami nisbet edilmi§tir. Dogum tarihi bilinmemektedir. 1555 (H.963)
senesinde Harezm'de vefat etti.
Aslen Horasanlidir. Eshab-i kiram du§manlari Horasan'i istila edince ailesi Maveraiinnehr
bolgesine hicret etti. Dedeleri ve babasi alim olup Semerkand ve Buhara'da pek^ok talebe
yeti§tirmi§lerdir.
Abdiillatif Cami ilk tahsilini babasindan aldi. Daha sonra devrin biiyiik alimlerinden
Muhammed bin Siddik Hubii§ani'nin talebeleri arasma katildi. Onun huzur ve sohbetlerinde
olgunla§ip kemale geldi. Zamanmda bulunan alim ve evliyanm onde gelenlerinden oldu.
Haramlardan ve §uphelilerden sakmmaya 90k dikkat ederdi. §upheli olmak korkusu ile
mlibahlarm bir Qogunu terk ederdi. Her hali ve hareketi dinimizin emirlerine tam uygun idi.
Abdiillatif Cami hazretleri bundan sonra hocasmdan aldigi icazetle, Islamiyeti yaymaya
ba§ladi. (^ok sabirli ve comert olup giiler yiizu, tatli dili ile insanlara emr-i maruf yapar, dogru
yolu gosterirdi. Talebelerini devamli AUahii tealanm dinine hizmet etmeye ve yaymaya te§vik
ederdi. AUahii tealanm emir ve yasaklarmi bilmeyenlere ogretmeyenlerin mesuliyetten
kurtulamayacaklarmi anlatirdi.
1550 senesinde hocasmm manevi i§aretleri ile Anadolu'ya geldi. Zamanm padi§ahi Kanuni
Sultan Siileyman Han ile g6rii§iip sohbet etti. Kanuni, sohbetlerinden 90k istifade eder ve
lezzet alirdi.
Osmanli Devletinde Peygamber efendimizin miibarek neslinden olanlarm her tiirlii i§leri ile
ilgilenip, onlarm kayitlarmi tutan Nakib-iil-e§raflik miiessesesi vardi. Bu te§kilatm ba§mda
bulunan Nakib-iil-e§rafm vazifesi, halifelikten sonra en yiiksek hizmetlerden biri kabul
edilirdi. Diger biiyiik zatlar gibi, Abdiillatif Cami de Resiilullah efendimize ve O'nun temiz
nesline a§ikti. Bir giin Kaniini Sultan Siileyman'a Nakib-iil-e§raf Seyyid Muhammed
Efendiyi; "O, Resiilullah efendimizin neslinden 90k kiymetli bir zattir. Eger onlarm
(seyyidlerin) arzusu olmasaydi, Anadolu'ya gelmezdim." §eklinde medh etti. Bu sozleri ile
Nakib-iil-e§raflik miiessesesinin ve Muhammed Efendinin, dolayisiyle seyyidlerin mevkiini
yukseltmi§, onlara verilen kiymet ve itibarm daha da artmasma vesile olmu§tu.
§eyh Abdiillatif Cami hazretleri 1551 senesinde Edirne'den Semerkand'a gitmek iizere iki joiz
dervi§ten fazla bir toplulukla Dobruca'ya dogru yola 9ikti. Kendisini ugurlamak iizere
kazasker Abdurrahman Efendi, Cafer Efendi, bazi vezirlerle emirler hazir idiler. Ancak
dervi§ler pek yoksul olup yanlarmda kendilerine yol azigi yapabilecek hi9bir §eyleri yoktu.
Ati olanlar atlarma verecek arpadan mahrumdular. §eyh hazretleri de atmi dervi§lerden birine
verdigi i9in yaya kalmi§ti. Bu hal onlari yolcu edenlerin iiziilmelerine yola9ti. Onlarm bu
iiziintiilii halleri §eyh'in goziinden ka9madi. Muhabbet nazari ile Edirne tarafma bakti. Kisa
bir miiddet sonra Sultanm hazinedar ba§isi gelerek herkesin hayret dolu baki§lari arasmda,
yiiz bin ak9eden fazla bir parayi §eyh hazretlerine teslim etti. Hazret-i §eyh bu parayi yanmda
bulunan yardimcisi Mevlana §ihabiiddin'e vererek dervi§lerin ihtiya9larmi kar§ilatti. Herkes
ziyadesiyle memnun olup Sultan'a hayir dualar etti. Bunun gibi nice kerametleri g6riilmii§tiir.
SOZ DINLEMEK!..
AbdiJllatTf Cam? hazretleri birkac defa hacca gitti. Bir sene hac doniJsunde, yolda diJsman
ve esl<iya tehlil<esi oldugunu haber aldilar. IVIemlel<etlerine basl<a bir yoldan geldiler.
Yolda gelirken, bir yerde mola verip; "Burada birkac giJn istirahat etmemiz Tcab ediyor."
dedi. Yol arkadaslari kabul edip, orada konakladilar. Fakat Hace SelahaddTn isminde bir
vezTr ve yanindaki birkac kisi, yola cikmakta acele ettiler. Onlar yola cikinca, geride
kalanlardan birkaci biz de cikalim diye AbdiJllatTf Cam? hazretlerine arzettiklerinde,
miJsade etmedi ve gitmede yine acele etmedi. Fakat acele ile yola cikanlar, eskiya eline
diJsup sehTd edildiler. buyiJk zati dinlememeleri sebebiyle, baslarina bu hadise geldi.
AbdiJllatTf Cam? ise birkac gun sonra yola cikti. Tehlike de gecmis idi. Salimen
memleketlerine donduler.
1) Dekaik-ul-Ahbar (Siileymaniye Kiitiiphanesi Yazma BaQy^lar
kysmy. No: 1978); Varak: 105 b.
2) §akayik-i Nu'maniyye Zeyli (Atai); s. 72
3) Kevakib-us-Saire; c. 3, s. 66
4) Menakyb-i Ybrahim Giil^eni; s. 193, 423
5) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c. 13, s. 184
ABDiJLLATIF EFENDJ (Pamuk Kadi);
Anadolu'da yeti§en Islam alimlerinden ve biiyiik velilerden. Ismi, Abdiillatif olup, "Pamuk
Kadi" diye tanmmiftir. Kastamonu vilayetinden olup dogum tarihi bilinmemektedir. 1532 (H.
939) senesi Ramazan-i §erif aymda, Kadir gecesi Edime'de vefat etti.
Abdiillatif Efendi, zamanindaki alimlerden okuyup ilk tahsilini tamamladiktan sonra,
Mevlana Muslihuddin Yarhisari ve Anadolu kadiaskeri olan Imam §eyh Mahmiid'un sohbet
ve hizmetlerine girdi. Ilim ogrenmekteki gayret ve istidadinin ^oklugu sebebiyle, kisa
zamanda yeti§erek kemale geldi ve medreselerde ders verecek, talebe yetiftirecek seviyeye
ula§ti. Evvela Dimetoka Medresesinde miiderris oldu. Bundan sonra; Edime'de Ali Bey,
istanbul'da Eski Ibrahim Pa§a, Kalenderhane, Ebii Eyyiib-i Ensari ve Mahmiid Pa§a, Edime'de
U9§erefeli, Manisa'da Manisa medreselerinde miiderrislik yapti. Bu medreselerde tam bir
muvaffakiyet ile vazife yaptiktan sonra, He§t Behi§t (Sekiz Cennet) iinvaniyla taninan Sahn-i
seman medreselerinden birinde miiderris oldu. Bundan sonra, Edime'de Sultan Bayezid Han
Medresesine miiderris oldu. Burada da bir miiddet vazife yaptiktan sonra, kadilik yapmasi
uygun bulunup, yine Edirne kadisi oldu.
Bu vazifesi sirasinda Pamuk Kadi namiyla me§hur olan Abdiillatif Efendi, haram ve
§iiphelilerden 90k sakinan, ziihd ve takva sahibi, Qok ibadet eden, duasi makbiil bir zat idi.
Temizlige 90k riayet ederdi. AUahii tealaya olan muhabbeti ve bu muhabbetin elden ^ikmak
endi§esinden meydana gelen korkusu pek fazla idi. Bu muhabbet ve korku ile, tam bir tevazu
ve goniil kirikligi i^erisinde ibadet ederdi. Gayet yumu§ak huylu, ho§ tabiatli, pek latif, ho§ ve
her yonden temiz, ince riihlu bir kimse idi. Zamaninin zahiri ve batini ilimlerinde ihtisas
yapmi§, soz sahibi olmu§tu. Ayrica "ilm-i lediin" denilen, hikmet ve muhabbet-i ilahiyeye ait
yiiksek ilimde de 90k ileriydi. Zamaninin tamamini ilim ve ibadete ayirmi§ti. Vaktinin hiQbir
anini zayi etmez, evinde bulundugu miiddet^e zikir ve taat ile me§giil olur, kitap miitalaa
ederdi. Be§ vakit namazda camiye gider, bazi zamanlarda da camide itikaf halinde bulunurdu.
Yani ibadet niyetiyle camide bir miiddet kalirdi.
AUahii tealaya ve O'nun dostlarina kar§i muhabbet kaynagi olan giizel meclisinde, asi ve a§agi
kimselerle, itaatkar ve yiiksek derece sahibi olanlari hep hayir ile yad eder, insanlarin,
begenilen, uygun olan iyi taraflarini soylerdi. Eglenceye, alaya sebeb olacak bo§ ve liizumsuz
sozleri soylemekten nefret eder, boyle yapmanin ^irkinligini anlatirdi.
Hep diinya ile me§giil ve diinyaya dii§kiin olanlar ile hif alakadar olmaz, onlara ragbet
etmezdi. Onlarla yakinlik ve beraberlik halinde olmanin, onlarin bitmeyen i§leriyle,
tukenmeyen sikinti ve gamlariyla gamlanmak olacagini bildirirdi. Faydasi, menfaati az olan
dlinya malinin hevesiyle, saf, pak, an ve temiz kalbini doldurmazdi. Ahirete yarar i§leri
yapmakta gayet titizlik ve hassasiyet gosterir, bu hususta hi^bir zaman gev§ek davranmazdi.
Diinya ile ahiretin birbirine zit oldugunu bilir, birini memnun etmeye 9ali§ilinca, digerinin
giicenecegini bildirirdi. Dlinyaya du§kiin olanlarin ahiretlerini harab ettiklerini, ahiretini
diizeltmeye gayret edenlere ise Allahii tealanin dlinyayi hizmetQi kilacagini soylerdi.
Rivayet edilir ki, eviiyalik meclisinin parlak kandili, keramet aleminin bagi ve giil§eni olan
Ibrahim Gul§eni hazretleri, Misir'in Kahire §ehrinden istanbul'a geldigi zaman, Mevlana
Abdiillatif Efendi ile kar§ila§ti. Ilm-i lediin sahibi ve Hak a§igi olan bu iki zat, birbirlerine 90k
muhabbet ettiler. Ibrahim Giil§eni hazretleri, keramet olarak Abdiillatif Efendiye vefat
edecegi seneyi i§aret edip, bu 90k gizli sirdan haber vermi§ti. Aradan zaman ge9ip, Abdiillatif
Efendi Edirne'deki vazifesinden ayrilarak ikinci defa Sultan Bayezid Han Medresesine
miiderris oldu. Vefat ettigi senenin Ramazan-i §erif aymm ortasmda, aya aid olan iicreti
kendisine verildiginde; "in§aallah biz, bu Kadir gecesi vefat etsek gerektir. Vakfm hakki
iizerimizde kalmasm." diyerek, ii9 giinliik iicreti geri verdi. Bunu duyanlar, hayret ve
iiziintiiye kapildilar. Pamuk Kadi, bildirdigi §ekilde, Kadir gecesinde vefat edip, Kasim Pa§a
Camiinin aviusunda defnedildi.
1) §ezerat-iiz-Zeheb; c.8, s.233
2) Sicilli Osmani; c.3, s.359
3) §akayik-i Nu'maniyye Terciimesi (Mecdi Efendi); s.459
4) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.l3, s.183
ABDULLATTF KUDST;
Evliyanm biiyiiklerinden. Ismi Abdiillatif bin Abdurrahman bin Ahmed bin Ganim el-Hazreci
el-Ensari el-Kudsi'dir. Ibn-i Ganim ve Ibn-i Benane diye me§hur olan bir ailenin 90cugudur.
1384 (H.786) senesi Receb-i §erif aymm yirmisinde Cuma gecesi Kudiis'te dogdu. 1452
(H.856) senesi Rebiiilevvel ayi ba§mda Per§embe giinii Evliya diyari Bursa'da vefat etti.
Kabri iizerine bir tiirbe yapildi. Abdiillatif Kudsi hazretlerinin dergahmm oldugu ve
defnedildigi bu muhit daha sonra bagli bulundugu tarikat sebebiyle Zeyniler mahallesi admi
aldi.
Abdiillatif Kudsi once Kur'an-i kerimi ezberledi. Sonra babasmdan ve ba§kalarmdan sarf,
nahiv, fikih, feraiz, meani, beyan ilimlerini okudu. Medrese tahsilini tamamladiktan sonra
Tasavvuf; ahlak ve goniil limine meyledip bu zevk ile §eyh Abdiilaziz'in talebesi arasma
katildi. Kisa zamanda icazet aldi ve ir§adla gorevlendirildi.
Abdiillatif Kudsi'nin oturdugu §ehirde Mescid-i Aksa'nm bulunmasi sebebiyle seyahata 9ikan
ve hacca giden pek9ok kimse buraya ugrardi. O bu firsati ka9irmaz gelip giden biiyiiklerden
maddi manevi ali§veri§te bulunurdu. Horasandan kalkip Kudiis'ii ziyaret edenlerden biri de
biiyiik veli Zeyniyye yolunun onderi Zeyniiddin-i Hafi hazretleri idi. Abdiillatif Kudsi
onceden ismini duydugu bu zat ile kar§ila§mca, evine davet etti. Birka9 giin ba§ba§a sohbette
bulundular. Abdiillatif Kudsi onun sohbet ve manevi ilimlerdeki derecesine hayran kalip,
goniilden baglandi. Elinden geldigince hizmet ve hiirmet etti. Feyz ve bereketlerine kavu§tu.
Sonra Zeyniiddin-i Haii hazretleri Hicaz'a gitmek iizere ayrilmak isteyince, Abdiillatif Kudsi
de, beraberinde bulunmak i9in, izin istedi. Fakat annesinin rahatsizligi sebebiyle Zeyniiddin-i
Hail hazretleri miisaade etmedi. Hac d6nii§ii tekrar ugrayacagmi ve kendisini beraberinde
Horasan'a gotiirebilecegini vad ederek, Kudiis'ten ayrildi. Boylece Abdiillatif-i Kiidsi'nin
hayatinda yeni bir sayfa aQildi.
Hac d6nu§u Zeyniiddin-i Hafl hazretleri Kudiis'e ugrayip Abdiillatifi yanina aldi. Birlikte
Horasan'a gittiler. Abdlillatif mur§idinin (hocasinin) terbiye ve talimi ile yeti§ip gosterdigi
§ekilde halvete, Qileye girdi. Sonra Cam §ehrine gidip evliyanin buyiiklerinden Ahmed
Namik-i Cami hazretlerinin tiirbesinde kirk giin nefis muhasebesi ile ugra§ti. Nefsini hesaba
9ekti ve olgunla§ip kemale geldi. Bunun iizerine Zeynuddin-i Hafl hazretleri kendisine
icazetname, diploma verip insanlara hak yolu gostermek ve ir§adla vazifelendirdi. Bunun
lizerine Abdiillatif Kudsi hazretleri, once §am'a, oradan Kudlis'e, sonra da Anadolu'ya geldi.
Konya'dan ge^erek Bursa'ya geldi. Konya'da iken burada medfiin bulunan Celaleddin-i Rumi,
Sadreddin-i Konevi ve §ems-i Tebrizi hazretlerinin kabirlerini ziyaret ederek, onlarla manen
g6ru§tii ve halleriyle hallendi. Bu durumunu §6yle anlatir:
Mevlana Celaleddin'in tiirbesini ziyaret ettim. Kendimi iiryan gordiim. Sonra §eyh Sadreddin
Konevi hazretlerini ziyaret eyledim. Beni kendine 9ekti. Sonra §emseddin Tebrizi hazretlerini
ziyaret ettim. Orada dua ve namazdan sonra Bursa'ya gitmeye karar verdim. Atimm iizerinde
giderken, uyku arasmda bana; "Ehl-i marifet seni bekler ve sana muntazirdir." dendi. §aban
aymda Bursa'ya geldim. Oradaki alim ve ariflerle Ramazan'a kadar halvette kaldim.
Halvetteki ilk gecemde gaybdan bir ses; "Bu, Cennet'ten bir cemiyet, bir topluluktur ve
diinyada bir benzeri yoktur." diyordu.
Abdiillatif Kudsi hazretleri Bursa'da cami ve dergah in§a edip talebe yeti§tirmeye ba§ladi.
Kurdugu dergah Zeyniler Dergahi adiyla me§hur oldu. Yerle§tigi muhit daha sonra bagli
bulundugu tarikat sebebiyle Zeyniler admi aldi. Vefatma kadar kurdugu dergahta talebe
yeti§tiren Abdiillatif hazretleri sohbet ve nasihatleriyle talebelerine dogru yolu gosterdi.
Kimseye zarar vermemeyi, herkese iyilik etmeyi bildirdi.
Birgiin kendisinden; "Sadik, iyi bir miirid (talebe) nasil olmalidir?" diye soruldu. Cevap
olarak buyurdu ki:
"Hocasmm huzurunda iddia sahibi olmamali, makam ve riitbe i^in kendisinden
bahsetmemeli, yabanci kadmlarla ve gen? oglanlarla bir yerde yalniz kalmamali, hocasmdan
hiQbir §eyi gizlememeli, izinsiz sohbet meclislerine katilmamali, tamamen teslim olmali,
§upheye du§tugu konularda Kur'an-i kerimin Kehf suresindeki Musa aleyhisselam ile Hizir
aleyhisselam kissasmi hatirlamalidir."
"Miir§id, yol gosteren zatm sohbeti nasil olmalidir?" denilince de §6yle buyurdu:
"Onun birbirinden farkli U9 sohbeti olmalidir: Birincisi; halkla sohbetidir. Bu sohbetlerde
miislumanlarin dini bilgilerini ogrenmeleri i^in onlara ibadet ve muamelat, ali§-veri§,
bilgilerinden bahsetmelidir. Ikincisi; dostlar ve sevgililerle olan sohbettir. Bunda daha ziyade
tasavvuf ile hallenmi§ olanlara zikir, murakabe, halvet, riyazet, miicahede gibi mevzular
anlatilir. UQiincusu; talebelerle tek tek sohbet §ekli olup, onlarin eksik ve noksanliklari i§aret
edilip, hal 9areleri gosterilir."
Abdiillatif Kudsi hazretlerinin bagli bulundugu Zeyniyye yolu Siihreverdiyye tarikatinin bir
kolu olup, silsileleri Zeyniiddin-i Hafl, Nureddin Abdurrahman Misri, Abdurrahman §irsi,
Yiisuf-i Acemi, Hasan §emsiri, Mahmiid Isfehani, Niireddin Natanzi, Omer Siihreverdi'ye
ula§ir (rahmetuUahi aleyhim ecmain).
Abdiillatif Kudsi hazretlerinin talebelerinin en me§hiiru §eyh Vefa diye bilinen Miislihiddin
Mustafa bin Ahmed el-Konevi ile A§ikpa§azade'dir. §eyh Vefa hazretleri Osmanli ilim ve
kiiltiir hayatinin feyizli kaynaklarindan biri olmu§, Istanbul'daki dergahi manevi bir hayat
menbai haline gelmi§tir.
Evliya ^elebi'nin biiyiik bir kapi diye ovdiigii Zeyniyye Dergahinda Abdiillatif Kudsi
hazretlerinden sonra, sirasiyla; Tacuddin Ibrahim Karamani, Haci Halife Kastamoni,
Muhammed Bolevi, Safiyyiiddin Mustafa Efendi, Nasuhi Tosyavi, Muallimzade Mustafa
Efendi, Seyyid Ali Efendi, Safiyyiiddinzade Muhammed ^elebi, Safiyyiiddinzade Abdlilaziz
Efendi,Safiyyiiddinzade Abdullah Efendi'dir. Muhammed bin Abdullah Muhammed Efendi,
Kamri Efendi, Muhammed Efendi, Muhammed bin Abdullah, Muhammed Efendi, §ukrii
HaUfe ve Ali Efendi postni§inIik yapmi§Iardir.
Zeyniyye Tekkesi yanmdaki su 90k lezzetii olup, bunu Abdiillatif Kudsi Efendi bulmu§tur.
Zeyniyye Tekkesi, Zeyniyye Dergahi ve Zeyniyye Hankahi gibi isimlerle de anilmi§tir.
Zaviyenin list kismi bugiin Kur'an-i kerim kursu olarak kullanilmaktadir. Zaviyeden bir ni§an
olmadigi gibi bulundugu yerde iki katli evier vardir.
Abdiillatif-i Kudsi hazretlerinin eserlerinden biri tasavvufl terimlerin aQiklandigi
Tuhfet-iil-Vahib-il-Mevahib fi Beyan-il-Makamat vel Meratib; ikincisi Hadil Kulub ila
Likai'l Mahbub olup, Allahii tealanm zat ve sifatlarmdan itikada dair meselelerden
bahseder, U^iinciisii; Ke§f-ul-Itikad fl-Reddi ala Mezheb-il- llhad'dir. Bozuk yol ve
inani§Iara reddiye olarak yazilmi§tir. Dordunciisu; §ifa-ul-Muteellim fi Adab-il-Muallim
vel-Miiteallim olup ilim, ilmin fazileti aniatilir. Be§incisi; Kitab-ii Emr-Bil Ma'ruf ven
Nehy Ani'l- Miinker. Altmcisi; Iktibasu Refill lltibas fi Beyan-i Tarik-in-Nas. Yedincisi;
Nefehat-iil-Esha ve Rihlet-iil-Esrar olup, eserlerin hepsi ArapQa olarak yazilmi§tir.
1) Mu' cem-iil-Muellif in; c.6, s.lO
2) Ed-Dav-iil-Lami ' ; c.4, s.327
3) Pakayyk-y Nu'maniyye Terciimesi (Mecdi Efendi); s.87
4) Esma-iil-Miiellifin; c.l, s.617
5) Pakayyk-y Nu'maniyye; c.l, s.70
6) Kamus-ul-A' lam; c.4, s.3090
7) Nefehat-iil-Uns; s.550
8) KeiDf-iiz-Ziinun; c.l, s . 134, 376, 894, c.2, s.1398, 1487
9) Brockelmann; Gal. 2; s.l32
10) Sefinet-iil-Evliya; c.l, s.270
11) Giildeste-i Riyazi Yrfan; s.97
12) At^ykpa^Dazade Tarihi; s. 249-250
13) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l2, s.l35
ABDULMECTD EFENDi;
Anadolu eviiyasmdan. 1877 (H.1294)'de Van' da dogdu. Babasmm ismi MoIIa Ismail'dir.
Abdiilmecid Efendi, on dort ya§ma kadar Van'daki bir medresede okudu. Daha sonra
Ba§kale'ye giderek, Seyyid Abdiilhakim Efendinin hususi medreselerinde dort sene ilim tahsil
etti. Abdiilhakim Efendinin se^kin talebelerinden oldu. Icazet, diploma aldiktan sonra talebe
yeti§tirmeye ba§ladi. Bu arada Mekteb-i Ibtidaide, ilkokulda Muallim-i evvel olarak vazife
yapti. Ayrica Rii§diye, ortaokulda Arap9a dersleri verdi.
Abdiilmecid Efendi, hocasi Abdiilhakim Efendi ile 90k me§akkatli bir hac yolculugu yapti.
Biiyiik bir kafile ile Van-Dogubayezid-Igdir-Tiflis yolundan Batum'a oradan da vapurla
istanbul'a gittiler. Balkan harbi ba§lamasi yiiziinden hacca izin verilmemesi iizerine Padi§ah
Misir hidivinin vapuru ile onlarm hacca gitmelerine izin verdi. Vapurla Iskenderiyye'ye,
oradan karayolu ile Suvey§'e, oradan da yelkenli ile Medine'nin Yenbu iskelesine vardilar.
Abdiilmecid Efendi, Medine'de hocasi gibi Peygamber efendimize ve Eshabina olan bagliligi
ve sevgisi yiizunden §ehir iQinde abdest bozmayarak §ehir di§ina Qikardi.
Hac d6nu§unde tekrar Van'a giden Abdulmecid Efendi, Mahkeme-i §er'iyye ba§katipligi ve
Van kadi vekilligi vazifelerinde bulundu. §er'iyye vekaleti kaldirilinca Van miiftulugunde
memurluk yapti. 1928'de siirgiine gonderilen Van muftiisu §eyh Ma' sum Efendi, yerine vekil
olarak, Abdulmecid Efendiyi birakti. Daha sonra memuriyeti birakan Abdiilmecid Efendi, bir
k6§eye Qekilip miinzevi bir hayat ya§adi.
Hem ilmen, hem teslimiyet yoniinden kendini yeti§tirdigi gibi ahlaken de omek bir insandi.
1962 (H. 1382) senesinde Van' da vefat etti ve burada defnedildi.
1) Yslam Me^hurlary Ansiklopedisi; c.l, s.l79
ABDULMECID ^JRVANf;
Evliyanm biiyiiklerinden. §irvan'da dogdu. Dogum tarihi belli degildir. Kiinyesi
Ebii'l-Mehamid, lakabi, NuruUah'dir. Babasi §eyh Veliyyiiddin §irvan bolgesinin en biiyiik
velisi idi. llim, fazilet, §iipheli §eylerden sakmma ve takvada 90k yiiksekti. Devamli insanlara
vaz ve nasihat eder, ders verirdi. "Insanlarin en hayirlisi, onlara faydali olandir." hadis-i
§erifinin a^ik bir niimiinesi idi.
Oglu Abdiilmecid de kii^iik yaftan itibaren boyle bir ilim ve sohbet halkasmda yeti§ti. Zekasi
yiiksek, anlayi§ ve kavrayi§mm fevkalade keskinliginden kisa siirede akranlarmi ve
emsallerini gegti. Zahiri ve batmi ilimlerde ilerledi. Gen? ya§ta §irvan'm §emalii §elirine gitti
ve burada ders vermeye ba§ladi. Kendisi bu yiUarmi §6yle anlatmaktadir:
§emahi'da talebelere bir §eyler anlatmak husiisunda 90k gayret sarfediyordum. Zahiri ilimlere
olan ragbetim ve onlari ogrenme husiisundaki §evkim oyle artmi§ti ki, gecelerimin ^ogunu
kitaplari miitalaa ve okumakla ge9irirdim. Bir miibarek gecede, miitalaa ettigim kitap hareket
edip §6yle konu§tu:
"Ey Abdiilmecid! Ben senin Rabbin miyim ki, gece giindiiz bana bakiyorsun? Var git, bu
bagliligmi Rabbine yap. Bu bagliligi Rabbine yapman daha miinasiptir."
Kitaptan gelen sesi duyunca, onu bir kenara biraktim ve daglara gittim. Oralarda bir magara
buldum. O magarada, tam dort sene gece-giindiiz AUahii tealayi zikr ile me§giil oldum. Bu
esnada bana kerametler ihsan edildi. Abdest almak i^in di§ari 9iktigim zaman, yirtici ve vah§i
hayvanlar bana saldirmaz ve benden ka9mazlardi. Hatta bana yakla§irlar, abdest aldiktan
sonra biriken sulari i9erlerdi. Bazi yerlerde U9ardim. Bir anda bir vadiden diger vadiye
ge9erdim. Bu halleri, asil maksad zannedip boyle kemale erilecegini dii§iiniiyordum. Bu
sebepten, tasavvuf yoluna girmek isteyene bir miir§id, yol gostericinin lazim olmadigi
§eklinde yanli§ bir dii§iince i9erisindeydim.
Ben bu hal i9erisinde iken, §irvan mmtikasmm miir§id-i kamili, biiyiik veli §elikubad
hazretleri, talebeleri ile bulundugum magaraya yakm nehrin kenarma gelip yerle§mi§ler,
ibadet ve zikirle me§giil oluyorlardi. Onlarm zikrettiklerini goriip, kalbimde beraber
zikretmek dii§iincesi hasil olunca, §eytan kalbime vesvese vererek:
"Tabi olduklari §eyh iimmidir okuma yazmasi yoktur. Ona uyanlarm 90gu da cahil
kimselerdir. Bunlar arasma kari§maktansa, kendi ba§ma oturup riyazet, nefse kar§i gelme ve
nefs muhasebesi yapmak, vah§i ve yirtici hayvanlarla yakmlik kurmak daha iyidir." dedi.
Fakat bu sirada AUahii tealanm tevflk ve inayeti yardima yeti§ti ve kendi nefsime; "Zahirleri
ile islamin emir ve yasaklarini yerine getirmeye 9ali§an, gece-giinduz AUahii tealayi zikreden
§u insanlara su-i zanda, kotii du§uncelerde bulunmak yaki§maz. Hele onlarin hallerini bir gor.
Mumin olan, insanlarin hallerini ve hareketlerini gormeden karar vermez." diyerek, onlara
yakin bir yere gizlendim. Hal ve hareketlerini, ne yaptiklarini iyice gordiigum zaman,
kalbimden onceki tereddlit ve §uphelerin hepsi gitti. Sonra yanlarina varip, bir kenara
oturdum. Mutad zikirleri bittikten sonra, Kelime-i tevhid soylemeye ba§ladilar. Ben de elimde
olmadan Kelime-i tevhid soylemeye ba§ladim. Ansizm bende vecd, kendinden ge^me hali
meydana geldi, dii§up bayildim. O zaman talebeleri, beni §elikubad hazretlerinin huzuruna
g6turmu§ler. Biraz sonra kendime gelip gozixmu a9mca, ba§imi §ehkubad hazretlerinin
dizinde buldum. Derhal Mevlana §elikubad'm elini optiim. Beni talebelige kabul etmesini rica
ettim. Talebelige kabul edince, emrettigi §ekilde hareket etmege ba§ladim. Ondan sonra
benden, onceki ke§f ve kerametler kayboldu. iQimde oyle bir ilim hasil oldu ki, o magarada
yalniz ba§ima nefsimi terbiye etmekle 90k hatali bir yolda oldugumu anladim. §elikubad
hazretleri, bir anda beni i^erisinde bulundugum karanlik durumdan Qikarip, himmetleri ile
kalbimi temizledi. Eger hocam Mevlana §elikubad'm sohbetleri ile §ereflenmeseydim, AUahii
teala korusun 90k a§agi derecelerde kalacaktim.
Boylece Mevlana §ehkubad hazretlerinin derslerinde kemale eren Abdiilmecid §irvani
hocasmm vefatmdan sonra onun yerine ge9ti. insanlara nasihat etmeye ba§ladi. Abdiilmecid
§irvani, asil, comert, af ve mazeretleri kabul edici, sohbetleri tatli, halim, selim, merhametli
idi. Kendisine has bir lislub ile 90k glizel vaz ve nasihat ederdi. Minberlerde ve kiirsulerde,
kalabalik cemaate, tasavvuf ve ibadetle alakali meseleleri anlatirdi. Anlattiklarmi, alim, fazil
ve tahsili olmayanlarm hepsi anlardi. Herkes onun vaz ve nasihatlerinden, ogrenmeyi istedigi
bilgileri ogrenir, oyle ayrilirdi. Ramazan-i §erif aymda devamli Mesnevi'den anlatirdi.
Mevlana hazretlerinin §u soziinii sik sik soylerdi.
"Men bende §udem, bende §udem, bende, §udem
Men bende behaclet beser efkende §udem
Her bende §eved §ad ki azad §eved
Men §ad ezanem ki tiJra bende §udem"
(AUahim ben kul oldum, kul oldum, kul oldum. KuUuktaki vazifemi yapamadigimdan
utanarak ba§imi egdim. Her kul kapisindan azad oldugunda sevinir mesrur olur. Bense ne
zaman sana tam kul olursam vakit §ad olur, ne§elenirim.)
Oyle tatli Kur'an-i kerim okurdu ki, yerdeki vah§i hayvanlar ve gokteki U9an ku§lar, onun
okudugu Kur'an-i kerimi dinlemek i9in etrafina toplanirlardi.
Abdiilmecid §irvani hazretleri §irvan yoresinde ders verirken Tokat'ta tasawuf ate§iyle yanan
ve sonradan Kara §ems diye me§hur olan §emseddin Ahmed Sivasi ismindeki gen9, §eyh
Mustafa Kirbasi hazretlerinin huziiruna vararak kendisine talebe olmak istegini bildirir. §eyh
Mustafa Kirbasi bu sirada yiiz ya§ini ge9mi§ durumda oldugundan ona §6yle buyurur:
"Evladim sen gen9sin; ben ise ihtiyar ve hastalikliyim. Riyazet 9ekmeye, nefsin
istemediklerini yapmaya takatim ve kuvvetim yoktur. Senin terbiyen ile me§giil olamam.
Lakin sadik bir talebeysen Cenab-i Hak miir§idini ayagina gonderir. Bekle bu miir§id alti ay
sonra Tokat'a gelecektir."
Kara §ems alti ay sonrasini §6yle anlatir:
Hocamin sozlerinden sonra Zile'ye giderek alti ay daha ilim ogretmekle me§giil oldum. Alti
ay sonra Tokat'a dondiigiimde Abdiilmecid §irvani adli bir zatin §ehre geldigini duydum.
Derhal huzurlarina gittim. Beni gordiiklerinde:
"Ey Kara §ems! Benim AUahii tealanin emri ve Sevgili Peygamberimizin i§areti ile kendi
memleketimi, ailemi ve sevenlerimi terk edip; dag, tepe ve beldeleri a§ip gelmem sadece seni
manevi ilimlerde ilerletme ve terbiye i9indir." buyurdular.
Boylece Abdulmecid §irvani hazretleri bundan sonra bilhassa Kara §ems hazretleri olmak
iizere Anadolu'da talebeler yeti§tirmeye ve dogru yolu gostermeye ba§ladi.
Tokat'a gelmesi ile ismi ve yiiksekligi, talebeleri terbiyedeki iistunlugu kisa zamanda her
tarafta duyuldu. ^evresi sevenleri ile doldu. Kati kalpleri, sohbetinde, AUahli tealanin ihsan
ettigi tesirli sozleri ile mum gibi etti. Talebelerini kisa zamanda evliyalik derecelerine
ula§tirirdi. Bu sebeple sohbetlerine ko§anlarm Qoklugundan Tokat sanki bir evliya dergahi
olmu§tu.
Gaflet ehlinden birisi bir giin insanlik icabi Abdiilmecid §irvani hazretlerine muhalefet
ederek kalbini kirdi. Sonra da yakmlarmi ziyaret maksadiyla Tokat di§ma Qikti. Bu arada
kendini yokladi kalbinde ilahi feyz ve bereketlerden hi^bir §ey kalmadigmi anladi.
O gece riiyasmda tamamen som altm dolu bir hazineye rastladi. Hazinenin bulundugu yere
girdi. O sirada birisi; "Bu hazine senin iken, ni^in, parasiz pulsuz geziyorsun?" dedi. O da;
"Evet oyle, fakat boyle basilmami§ altmlarla pazara Qiksam, belki bana onlarla bir §ey
vermezler. Hatta, sen bunu nereden aldm diye, beni yakaliyabilirler. Bunlari, sikkehaneye
gotiiriip sikke vurdurmam gerekir." dedi. Uyanmca, Sikkehanenin Mevlana Abdiilmecid'in
dergahi oldugunu anladi. Mevlana Abdiilmecid'den oziir dilemek i^in yola Qikti. Tokat'a
varinca, dogru bulundugu mescide gitti. Mevlana Abdulmecid, o sirada talebelerine ders
veriyordu. O §ahis bir k6§eye gizlenip, dinlemeye ba§ladi. Bu sirada Mevlana Muhammed, o
§ahsin bulundugu yone dogru doniip; "Bir hazine altina sahip oldugunu kabul edelim. Madem
ki sikkesi yoktur, kendine giiveniyorsan, sultanin 9ar§isina bir gotiir de gor, ba§ina ne belalar
gelir bakalim." diyerek, o §ahsin riiyasinin tabirini yapti. O fahis hemen kalkip, Mevlana
Abdiilmecid'in ellerini optii ve af diledi. Mevlana Abdulmecid de onu affetti.
Makam sahibi birisi, bir yolculugu sirasinda Tokat yolu iizerinde konaklami§ti. Bu sirada
Tokat e§rafinin ileri gelenleri, ho§ geldin demek i^in yanina gittiler. Ho§geldiniz deyip,
dualarda bulundular. Te§rif ettiklerinden dolayi memnuniyetlerini belirttiler. Fakat o, kendini
begenen, gurur ve kibir sahibi birisiydi. Ziyarete gelenlere hiQ iltifatta bulunmadi. Bir miiddet
sonra; "Bizi kar§ilamasi lazim gelenlerin hepsi sizler misiniz?" diye sordu. Onlar da; "Evet
efendim." diye cevap verdiler. Makam sahibi israrla; "Dogru soyleyin, beni ziyaret etmesi
gereken ba§ka kimse kaldi mi?" dedi. Orada bulunanlar; "Hayir efendim! Fakat sadece takva
sahibi, haramlardan ka^maya 90k dikkat eden ve keramet ehli veli bir zat kaldi. O da zaten
dergahindan di§ari Qikmaz." deyince, kibir ve gurur i9erisinde 90k kizip; "O nasil adamdir?
Hemen, birkaQ ki§i gitsin, zorla da olsa, onu bana getirsinler. Onun hakkindan geleyim." diye
emir verdi. Bunun iizerine orada bulunanlar, §6yle dediler:
"Efendim sizden daha once gelen vezirler ve diger devlet ileri gelenleri, onun bulundugu
dergaha varip, ellerini optiiler, ona 90k hiirmet ve ikramda bulundular. Onun i9in size de layik
olan, onu ziyaret edip ellerini opmek ve hayir dualarini almaktir."
Onlardan bu sozleri duyan kibirli ve gururlu §ahis, daha da kizdi. "Yarin dergahina gidip,
lazim gelen cezayi vereyim de goriin." dedi ve huzurunda bulunanlari kovdu.
Abdulmecid §irvani hazretlerini sevenler durumu hemen ona bildirdiler. Mevlana
Abdiilmecid onlara; "Sizler gam 9ekmeyin ve iiziilmeyin. Bizim onun yanina varmamiz, onun
da bize gelmesi imkansizdir." buyurdu.
Makam sahibi zat sabah olunca Abdulmecid §irvani hazretlerini cezalandirmak iizere
harekete ge9ti. Yanina hizmet9ilerini ve adamlarini da alarak dergaha dogru yola 9ikti. Heniiz
yolu yarilami§ti ki zamana kadar sakin duran ati birden hire huysuzlanarak §aha kalkti ve
sahibini yere vurdu. O zat "ah!" bile diyemeden can verdi.
Mevlana Abdiilmecid'i sevenler ve ona bagli olanlar sevinQle hadiseyi kendisine
naklettiklerinde; "Benim bir veli kuluma dii^manlik eden, benimle harb etmi§ olur,"
hadis-i kudsisini okudu.
1564 senesinde Tokat'ta §iddetli bir taun salgini ba§ladi. Her giin pekQok insan vefat ediyor
gun ge^tikQe hastalik daha da yayginla§iyordu. Kirk-elli giin siiren taiin salgininda, hastaliktan
binlerce kimse vefat etmi§ti.
Bunun iizerine §ehir halki; "§eyh hazretlerinden dua isteyelim. In^aallahii teala taiin salgini
onun hayir dualari ile durur." dediler. §ehrin ileri gelenlerinden meydana gelen kalabalik bir
cemaat, durumu Mevlana Abdiilmecid'e arzettiler. Bunun iizerine Mevlana Abdiilmecid §6yle
dua buyurdu:
"ilahi! Bu musibet bulutunu, kerem ve ihsan riizgarinia def eyie."
O anda Allahii tealanin izni ile taiin salgini durdu. O giinden sonra, otuz sene Tokat §ehrine
taiin hastaligi isabet etmedi. Taiin yiiziinden Tokat halki orayi terk etmeye karar venni§ iken,
Mevlana Abdiilmecid'in duasi bereketi ile, memleketlerini terk edip gurbette birQok eziyet ve
sikintilarla kar§ila§maktan kurtuldular. Mevlana Abdiilmecid'in bu kerametini goren Tokat
halki, tovbe edip daha 90k ibadet etmeye ba§ladilar. Ona olan muhabbet ve sevgileri artti.
Abdiilmecid §irvani hazretleri de taiin salginindan bir siire sonra ayni yil i^erisinde 1564 (H.
972) vefat etti. Kabri vasiyeti iizerine Kelkit Irmaginin kiyisina yaptirildi.
Vefatindan once:
"Bizi sevenler kabrimizin iizerine tiirbe yapmak siiretiyle, bu acizi diger miisliimanlardan
ayirmasinlar." diye vasiyet etmi§ti. Fakat Mevlana Abdiilmecid'i 90k seven zenginlerden
bazilari kabrinin iizerine tiirbe yaptirmak istediler. Kubbe tamamlandigi gece temelinden
yikildi. Birka9 kere kubbe yaptilar ise de ayni §ekilde yikildi. Bunun iizerine kabri belli olsun
diye etrafini ta§larla 9evirdiler. Halen bu kabir Tokat ve 9evre halki tarafindan ziyaret
edilmektedir.
Abdiilmecid §irvani hazretleri talebelerine ahirette pi§man olmamalari ve istenmeyen
durumlarla kar§ila§mamalari i9in devamli nasihatlerde bulunurdu. Bu hususta §6yle
buyururdu:
"Maksada ula§mak ve kurtulu§a eri§mek iki §ekilde olur.
Birisi Cennet'te, Cennet'in yiiksek derecelerine kavu§maktir. Bu, se9ilmi§ kimselerin halidir.
Digeri ise, zamansiz ve mekansiz, nasil olacagi bilinmiyen bir §ekilde Allahii tealanin cemal-i
ilahisini gormektir. Bunu elde edebilmek i9in §u dort sebep vardir: 1) Iman. 2) Takva.
Miir§id-i kamilin yeti§mi§ ve yeti§tirebilen rehberin i§areti ile nefsle miicadele yapilarak ahlak
giizelle§tirilir. Giinahlardan tamamen sakinilir. Allahii tealadan ba§ka her §eyden tamamen
yiiz 9evrilir. 3) Allahii tealaya kavu§mak i9in vesile aramaktir. Birinci vesile; Miir§id-i
kamilin terbiyesinde olmaktir. Ikinci vesile; hoca, talebesini Resiilullah efendimize ula§tirip,
irtibatini temin etmesidir. Bu iki vesile ile, imanin ve takvanin kemaline erilir. Islamin biitiin
emir ve yasaklarina ve tasavvuf yolunun biitiin adablarina uyulur. Boylece talebede
marifetuUah, muhabbet, sevgi hasil olur. 4) Allah yolunda cihad."
Yine buyurmu§lardir ki:
"iblisin en miihim i§i talebe ile hoca arasinda sogukluk meydana getirmektir. Boylece talebe,
diinyada ve ahirette hiisrana ugrayarak bedbaht olur. Bu durumda sadik talebenin ilaci sevgi
ile hocasina bagliligini yenileyip, aradaki soguklugu gidermek ve ona tam teslim olmaktir.
Boylece §eytanin vesvesesini yikmak, diinya ve ahiret saadetine kavu§mak nasib olur."
"Mu§fik ve §efkatli rehber yani miir^id talebesini al^ak diinya ifin kizip azarlamaz.
Onlarin azarlamalan diinya i^in degildir. Zira diinyanin onlarin yaninda sivrisinek
kanadi kadar kiymeti yoktur. Onlar talebede gordiikleri bozuk ve uygun olmayan
hallere kizarlar. Kisaca kizmalan, dinin emirlerine uymakta ve tasavvuf yolundaki
edeplerde olan kusurlari sebebiyledir."
Mevlana Abdulmecid hazretlerinin vefatindan sonra da goriilen kerametleri talebeleri
tarafindan anlatilmi§tir. Nitekim talebelerinden birisi §6yle nakletmektedir:
Mevlana Abdulmecid hayatta iken, bende kelam ilmi ile alakali bazi §upheler meydana
gelmi§ti. Ancak meclisinde ve sohbetlerindeki heybetinden dolayi, suallerimi arzedip
cevabini alma imkani bulamadim. Her zaman, bundan sonraki meclislerinde sorarim der, bir
turlii soramazdim. Mevlana Abdulmecid ahirete intikal edince, sorma firsatmi ka^irdigim i^in
90k uziildum ve pi§man oldum. 1574 senesinde hacca gitmek iizere yola ^iktim. §am'a
geldigim zaman, gece riiyamda, kendimi bir nehrin kenarmda, hocam Mevlana Abdiilmecid'i
de kar§i kiyismda gordiim. Bir sebze baliQcsinde, agacm golgesi altmda, 90k giizel bir surette
oldugu halde oturuyordu. Ansizm bana seslenip; "§iiphelerini arzet ve cevaplarmi al artik.
Zamani gelmiftir." buyurdu. Ben de derhal yanlarma gittim ve §uphelerimi bir bir arzettim. O
da her birine, kalbe §ifa olan cevaplar verdiler. Onun sozlerinin ve cevaplarmm lezzeti ile
yava§ yava§ kendime geldim. Riiyamda ogrendigim §iiphelerin cevaplarmi, uyandigimda
AUahii tealanin izni ile aynen hatirladim.
1) Hediyyetii'l-ihvan (Siileymaniye Kiitiiphanesi); no:4587)
2) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l3, s.186, c.l6, s. 15
3) Ziyarat-iJl-Evliya; s.97
ABDULMELiK ET-TABERI;
Evliyanin biiyiiklerinden. Hayati hakkinda kaynaklarda fazla ve yeterli bilgi yoktur. On ikinci
asirda Mekke'de ya§adi. Nizamiye Medresesinde fikih ilmi tahsil etti.
Ziihd ve vera bakimindan zamaninda yafayan evliyanin onde gelenlerindendi. Haramlardan
§iddetle ka9inir, §iipheli korkusuyla miibahlarin Qogunu terk eder ve diinyaya zerre kadar
meyl etmezdi. (^ok ibadet eder, nefsini terbiye etmek i^in siki riyazet ve miicahede ederdi.
Nefsinin isteklerini hi9 yapmaz, istemediklerini yapmak i9in 90k ugrafirdi. Elbise olarak sert
kuma§lari tercih eder, katiksiz yemek yer, vaktini sikintilara gogiis gererek sabirla ge9irirdi.
Kendisine zikir olarak §u iki kelimeyi se9mi§ti. "Siibhanallahi ve bihamdihi,
siibhanallahilazim ve bihamdihi."
Mekke'ye gelen HibetuUah Ku§eyri, Abdiilmelik Taberi'yi ziyarete gitti ve ate§ler i9inde
buldu. Binbir zorlukla oturan Abdiilmelik Taberi; "Hummaya yakalandigimda bununla
sevinirim. (^iinkii nefs, humma, ile me§gill olup, beni me§giil etmez. Bu haldeyken kalbimle
istedigim gibi yalniz kalirim." buyurdu.
Suyuna el ula§amayacak kadar a§agida olan ve Anber denilen bir havuz vardi. Abdiilmelik
Taberi abdest almak i9in havuza elini uzattiginda su yiikselir abdestini bitirdiginde al9alirdi.
Bir giin yanina giden Hiiseyin Zegandani onu, ba§ini gogsiine tamamen egmi§ murakabe
halinde buldu. O sirada bir kisim insanlar gelerek ona sorular sordular. Abdiilmelik Taberi
sorulan ilk iki suale cevap vermedi. U9iincii sual sorulunca cevap verdi. Hiiseyin Zegandani
ona bunun sebebini sorunca; "Resiilullah efendimiz sadece ii9iincii sualin cevabini telkin etti.
Oncekilerine ise siikut buyurdular. Onun i9in ilk ikisine cevap vermedim." buyurdu.
Abdiilmelik Taberi, bir gece El-Hiiseyni isimli bir zatla beraber Mescid-i Haram'da
bulunuyordu. Soguk bir gece idi. Abdiilmelik Taberi'nin gomlegi olmadigindan sirti soguktan
^atlayip yarilmi§ti. Mescidin kapisinda sag elini yanagi altina, sol elini ba§i iizerine koymu§
bir halde AUahli tealayi zikrediyordu. El-Hiiseyni ona; "§ayet mescidin bir k6§esinde
uyursaniz daha iyi olur. Soguktan korunmu§ olursunuz." deyince; "Bir gece Mescidde
uyudum. Iki ki§i gordum. Mescide girdiler bana yakla§ip "Mescidde uyuma." dediler. Onlara
kim olduklarini sorunca; "Biz melekleriz." dediler. Bunun iizerine uyandim ve bundan sonra
mescidde uyumadim." diye cevap verdi.
1) Tabakat-u§-§afiiyye; c.7, s.190-192
2) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.5, s.379
ABDULMUGIS BIN ZUHEYR;
Bagdad' da yeti§en alim ve eviiyadan. Ismi Abdlilmugis bin Ziiheyr bin Alevi'dir. 1106
(H.500) senesinde dogdu. ilim ve edeb iizere yeti§ti. Haram ve §iipheli her §eyden §iddetle
ka9mirdi. 1187 (H.583) senesi Muharrem aymm on ii9iincii Cuma giinii vefat etti. Dort hak
mezhebden birisinin kurucusu olan Ahmed bin Hanbel hazretlerinin kabri yakmma
defnedildi.
Abdiilmugis bin Ziiheyr Bagdad'da zamanm en me§hur alim ve evliyasmm sohbet ve
derslerinde yeti§ti. Giivenilir bir ki§i oldu. Bilhassa hadis-i §erif ilminde iistiin bir dereceye
yiikseldi. Ebii'l-Kasim bin Hiiseyin, Ebii'l-lz bin Kade§, Ebu Galib, Ebii Abdullah bin Ali bin
el-Benna, Ebii'l-Hiiseyin bin Ferra, el-Miizrefl, Kadi Ebu Bekr el-Ensari ders okudugu
hocalardandir. Kendisinden de; Muvaffakuddin, El-Hafiz Abdiilgani, El-Beha Abdurrahman
el-Makdisiyyun, El-Fakih Abdullah Ahmed gibi biiyiik zatlar hadis-i §erif rivayetinde
bulundular.
Abdiilmugis hazretleri zamanmm biiyiik alimleri ve devlet erkanmm ileri gelenleri tarafmdan
ziyaret edilirdi. Bir defasmda halife En-Nasir tebdil-i kiyafet yaparak yoksul bir kimse
kiligmda Abdiilmugis hazretlerinin ziyaretine gitti. Abdiilmugis hazretleri halifeyi o kiyafette
tanidiysa da belli etmedi. Halife; "Yezid'e lanet etmenin caiz olup olmadigmi ogrenmek
istiyorum." dedi. Abdiilmugis hazretleri; "Ben §ahsen lanet edilmesine kar§iyim. ^iinkii bu
meseleye caiz diye fetva verecek olursak, insanlar §imdiki halifeyi de lanetleme cesaretini
bulurlar." cevabmi verdi. Halife; "NiQin?" diye sordu. Abdiilmugis hazretleri; "^iinkii halife,
ho§ olmayan bir takim i§leri yapmaktadir." diyerek halifenin hatalarmi ima etti. Bundan
gayesi, halifeyi bu kotii ve 9irkin i§lerinden vaz ge^irmekti. Halife bu sozleri duyunca
yaptiklarma pi§man oldu. Uzerinde hakki olanlarla helalla§ti. ^ok ge9meden de vefat etti.
Abdiilmugis hazretleri, AUahii tealanm emirlerini yapmaya ve yasaklarmdan ka^mmaya 90k
dikkat ederdi. Dinine bagliligi, Kur'an-i kerim okumaktaki iistiinliigii ile 90k me§hiir oldu.
Vefatma kadar, insanlarm kurtulu§ ve saadeti i9in 9ali§ti.
Diibeysi der ki: "Abdiilmugis, hadis-i §erif toplamak ve rivayet etmekte biiyiik bir hassasiyet
gosterirdi."
Abdiilmugis hazretlerinin cenaze namazi 90k kalabalik oldu. Sevdiklerinden Yakiib bin
Yiisuf el-Harbi der ki:
"Abdiilmugis'e riiyada, AUahii teala sana nasil muamelede bulundu? diye sordum. Cevabmda;
ilim, kabirde insanlari diriltir. Cehalet ise, diri insani oliilere dahil eder, buyurdu.
El-intisar li-Miisned-il-lmam Ahmed, er-Reddii alel-Miiteassib, Kitab fi Fedail-i Yezid bin
Mu'aviye Abdiilmugis hazretlerinin en onemli kitaplaridir.
1) Mu'cem-iil-Muellifin; c.6, s.l78
2) El-Bidaye ven-Nihaye; c.l2, s.328
3) §ezerat-uz-Zeheb; c.4, s. 275-276
4) Zeylii Tabakat-i Hanabile; c.l, s.354
5) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.5, s.379
ABDULMUTT EFENDi;
On be§inci asirda Mekke-i mukerremede yeti§en evliyanin me§hurlarmdan. Aslen Kuzey
Afrikali olup Kuzey Afrika memleketlerinden birinde dogdu, dogum ve vefat tarihi
bilinmemektedir. GenQliginde zamanin alimlerinden ilim ogrendi. Kiraat hocasi Ibn-i
Cezeri'ydi. Maliki mezhebi fikih bilgilerinde alim oldu. Zamanin biiyiiklerinden Zeynliddin
Hafl hazretleriyle tanifip, onun talebeleri arasma katildi. Yanmda kalip, yiUarca hizmet etti.
Maddi ve manevi, zahiri ve batmi ilimleri tahsil etti. Nefsi, diinya sevgisinden kurtulup,
AUahti tealanm emrine itaat eder hale geldi, mutmeinne oldu. Resul-i ekremin glizel ahlaki ile
ahlaklandi. Selef-i salihinin yolunda, AUahli tealanm rizasmi kazanmak i^in gayret eder hale
geldi. Sevgi ve muhabbetini yaratilmi§lardan kurtarip, bir ve tek olan yaratana bagladi.
Zeyniiddin Hafi'den icazet alip, AUahii tealanm emir ve yasaklarmi, Resill-i ekremin giizel
ahlakmi, Selef-i salihinin yolunu insanlara anlatip yaymak vazifesiyle, Mekke-i mlikerremeye
gonderildi. Zeyniiddin Hafi hazretlerinin iki halifesi daha vardi. Bunlardan biri A§ikpa§azade
Ahmed'in hocasi Kudiislii §eyh Abdiillatif Kudsi, digeri de Anadolu'da Merzifon'a yerle§en
ve Anadolu'ya a§k ate§ini salan, Abdiirrahim-i Merzifoni Rumi idi.
Abdiilmu'ti Efendi, Mekke-i miikerreme biiyiikleri arasinda §eyh-iil-Harem lakabiyla,
keramet ve halleriyle de miisliimanlar arasinda me§hur oldu. Mekke-i miikerremede hac ve
umre i9in gelen miisliimanlara nasihatlerde bulunup, AUahii tealanm emir ve yasaklarmi
anlatti. Comertligi, insanlara kar§i §efkat ve merhameti 90k fazla, ahlaki pek giizeldi. Uzun
zaman kendisini gizledi. UbeyduUah-i Ahrar hazretlerinin bir kerametini haber vermesi
iizerine, biitiin halleri ortaya ^ikti. §ani her tarafa yayildi. Pek^ok talebe yeti§tirip, aleme feyz
sa9ti. Taceddin Efendi'nin talebesi olup talebelerinden, Ikinci Bayezid ve Yavuz devri
evliyasindan olan Seyyid-i Velayet me§hurdur. Abdiilmu'ti Efendi, on be§inci asrm sonlarinda
vefat etti.
Hace UbeyduUah-i Ahrar, Seyyid Kasim Enveri, §eyh Zeyniiddin Hafl ve Abdiilmu'ti Efendi
gibi biiyiiklerin sohbetlerinde bulunmakla §ereflenen ve 120 seneden fazla ya§ayan, Mahmiid
Hindi hazretleri §6yle anlatmi§tir:
Bir sene, Hac i9in Mekke-i miikerremeye gittim. Abdiilmu'ti Efendi ile kar§ila§tim.
Yaratilmi§lardan alakayi kesmi§. Rabbi ile me§giil idi. Goriir gormez, kalbimde ona kar§i bir
muhabbet peyda oldu. Adeta beni kendisine 9ekti. Aramizda kuvvetli bir karde§lik ve samimi
bir dostluk meydana geldi.
Miibarek sohbetleriyle bereketlendigim birgiinde bana; "Senin i9in Hace UbeyduUah-i Ahrar'i
gordii derler, dogru mudur? §imdi onu gorsen taniyabilir misin?" buyurdu. Ben de; "Evet,
onu gormekle §ereflendim. Onu goriince de tanirim." dedim. Bunun iizerine; "UbeyduUah-i
Ahrar, i§te burada, §u kalabalik arasindadir" dedi. Ben yerimden kalkip, Kabe-i muazzamayi
tavaf edenler arasina katildim. Tavaf edenler arasinda, UbeyduUah-i Ahrar hazretlerini arayip
buldum. Yaninda ben de tavaf etmeye ba§ladim. Hace UbeyduUah, benden once Makam-i
ibrahim'e varip namaza durdu. Ben de tavafi bitirdigimde Makam-i Ibrahim'de namaza
ba§ladim. Hace hazretleri, ben heniiz meramimi anlatamadan kalabaliga kari§ip gozden
kayboldu.
Bu hadiseden sonra §eyh Abdlilmu'ti'iiin yanina vardim. Bana; "Senin Hace UbeyduUah'i
gordligiinde §uphemiz kalmadi." buyurdular. Aradan yiUar ge^ti. Semerkand'a ugradim.
UbeyduUah-i Ahrar'la tekrar g6ru§mek §erefine eriftim. Bana; "Mekke-i mukerremedeki
macerayi a9iklama!" diye tenbihte bulundu. Bir zaman sonra tekrar Mekke-i mukerremeye
vardigimda Abdiilmu'ti hazretlerinin §6hretinin her tarafa yayilmi§ oldugunu gordiim. Ziyaret
edip, sohbetleriyle §ereflendim. Bir mikdar sohbet buyurduktan sonra, bana; "Hace
UbeyduIIah-i Ahrar'in yiiziinii sana gosterdik, onlar da §6hretimizin yayilmasina sebeb
oldular." buyurdu.
1) §akayik-i Nu'maniyye Terciimesi (Mecdi Efendi); s.90
2) Tac'iit-Tevarih; c.5, s.61
3) Sicilli Osmani; c.3, s.401
4) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.l 1, s.225
ABDULULA;
Hindistan evliyasindan. Dogum tarihi ve yeri belli degildir. Hayati hakkinda fazla bilgi
yoktur. 1928 (H. 1347)'de Abdiirrab Medresesinde vefat etti. Delhi'de hadis alimlerinin defn
edildigi kabristana defnedildi. Tahsil ya§ina geldikten sonra ilim ogrenmeye ba§layan
Abdiilula, Mevlana Muhammed Kasim Nanutevi'nin onde gelen talebelerinden oldu. Mevlana
Ahmed Ali Seharenpuri'den de hadis-i §erif okudu. Tahsilini tamamladiktan sonra Delhi
Hiiseyinbah§ Medresesinde mliderrislige ba§ladi. Kisa zamanda ba§ miiderris oldu. Bir
mesele yiiziinden, medrese gorevlileri ile arasmda ihtilaf ^ikmca yakm arkada§lariyla beraber
Delhi'den ayrilmaya karar verdi. Bu durumu ogrenen Mevlevi Abdiilehad ve Feyz Ahmed
Han; "Boyle mlibarek bir zati birakmamak lazim." diyerek Abdiilula'nm yanma gittiler ve;
"Efendim! Mevlevi AbduUah'm mescidine te§rif edip, orada ders verseniz." diye teklif ettiler.
O da kabill edip, talebeleri ile beraber orada yerle§erek ders vermeye ba§ladi.
Abdiilula fel? hastaligma yakalandi. Sadece elini biraz hareket ettirebiliyordu. On be§ sene
kadar felQli vaziyette yatti. §ah Ebii'1-Hayr Abdullah onu sik sik ziyarete giderdi. O zaman
Abdiilula, §ah Ebii'l-Hayr'm etegini yiiziine siirer; "Bana senin eteginden Resiilullah
efendimizin kokusu geliyor." derdi. §iir:
Gonliim Habibin kokusu ile mest oldu
Ne giizel koku ki, Habibin tarafmdan gelir.
Abdiilula hazretlerinde Peygamber efendimizin sevgisi 90k fazla idi. Ramazan-i §erif aymm
ba§mda talebelerinden biri Kaside-i Biirde'den bir boliim okudu. Bunun iizerine oyle agladi
ki, konu§maya takati kalmadi.
Mevlid hakkmda soran birisine; "Bu zamanda insanlar vakitlerini oyun, eglence ve giinahlar
i^erisinde ge^iriyorlar. Biz de, onlarm kalblerinde Resiilullah efendimizin sevgisi hasil olsun
istiyoruz. ^iinkii Resiilullah efendimizi sevmek, imamn aslidir. Biz bu maksatla mevlid
cemiyetleri yapiyoruz. Nitekim din biiyiikleri de mevlidi giizel g6rmii§lerdir." buyurdu.
Abdiilula hazretleri zamanmda Hicaz'da Vehhabiler, kabirleri yikip, miisliiman alemi rencide
etmi§lerdi. Bunun iizerine Medarik-i Ifk adli eserini yazarak, Ibn-i Teymiyye ve onun yolunda
gidenlere cevap verdi.
1) Makamat-1 Ahyar; s.338
ABDULVAHiD-i LAHORI;
Hindistan'daki evliyanin buyiiklerinden. Ismi Abdiilvahid'dir. Labor §ebrinden oldugu i^in
Labori nisbet edildi. Dogum ve vefat taribleri biUnmemektedir. EvUyanin gozbebegi imam-i
Rabbani bazretlerinin talebelerinin onde gelenlerindendir.
Abdiilvabid-i Labori onceleri Imam-i Rabbani bazretlerinin bocasi Mubammed Baki-billab
bazretlerinin talebesi idi. Baki-billab bazretleri onun terbiye ve yeti§mesini Imam-i Rabbani
bazretlerine bavale ettiler. Abdiilvabid Labori bundan sonra Imam-i Rabbani bazretlerinin
sobbetlerinde yeti§ip oIgunIa§ti.
^ok ibadet ederdi. Bir giin, ibadetten aldigi zevk ve ne§e sebebiyle ders arkada§i Mubammed
Ha§im-i Ki§mi'ye; "Cennet'te namaz var midir?" diye sordu. "Yoktur. (^iinkii orasi, diinyada
yapilan amellerin kar§iliklarinin verildigi yer olup, amel yeri degildir." cevabini alinca bir ab
^ekti, agladi ve; "Yaziklar olsun namaz kilmayana. Allabii tealaya kul olup da namaz
kilmadan nasil ya§anir?.." dedi.
Abdiilvabid-i Labori bir giin bocasi Imam-i Rabbani bazretlerine bir mektup gonderdi.
Mektubunda; "Arasira secdede oyle bailer oluyor ki, ba§imi secdeden kaldirmak
istemiyorum." diye yazmi§ti.
Abdiilvabid-i Labori bocasi Imam-i Rabbani bazretlerinin bikmetii soz ve ballerini
ogrenmeye can atar, ogrendiklerini naklederdi. Kendisi anlatir:
Hocam Imam-i Rabbani bazretlerinin, Labor'a te§rif ettigi giinler idi. Huzurlarina sebze
saticiligi yapan ya§Ii bir kimse gelip, ziyaret etti. Hocam o ibtiyara, Qok iltifatta bulunup
yakinlik gosterdi. Bunu goren bizler bayretler iQinde kaldik. Hocamin sevdiklerinden biri,
yalniz olduklari bir giin; "Efendim! Hali belli olmayan o ibtiyara bu kadar tevazu
gostermenizin bikmeti neydi?" diye sormu§. Hocam da; "O kimse ebdal ismi verilen
eviiyadandi." buyurmu§Iar.
Abdiilvabid-i Labori, bocasi Imam-i Rabbani bazretleriyle zaman zaman mektupla§irlardi.
Hocasinin kendisine yazdigi mektuplardaki nasibatlerinden bazilari §6yledir:
"Allabii tealaya bamd olsun! O'nun sevgili Peygamberine bizden dualar ve selamlar olsun. Bir
kul, ibadet ederken, bu ibadette bulunan ber giizelligi ve iyiligi Allabii tealadan bilmelidir!
^iinkii, O'nun giizel terbiye etmesinden ve ibsanindandir. Ibadette kusur ve a§agilik
bulunursa, bunlarin bepsi kuldan gelmektedir. Kulun oziinde bulunan kotiiliikten basil
olmaktadir. HiQbir kusuru, a§agiligi Hak tealadan bilmemelidir. O makamda, yalniz iyilik,
giizellik ve kemal vardir. Bunun gibi bu alemde bulunan ber giizellik ve iistiinliik Allabii
tealadandir. Her kotiiliik ve a§agilik da, mabliiklardandir. ^iinkii, mabliiklarin asli, ozii
ademdir. Adem de, ber kotiiliigiin ve a§agiligin ba§Iangicidir. (Adem yokluk demektir.)
"Siibbanallabi ve bi-bamdibi" giizel kelimesi, bu iki §eyi a^ik^a bildirmektedir. Hak tealanin
tenzibini ve takdisini, yani O'na yakifmayan a§agiliklardan ve kotiiliiklerden uzak oldugunu
90k giizel bildirmektedir.
Bu giizel kelime, §iikiir yapmayi, bamd etmekle bildirmektedir. (^iinkii bamd, ber §iikriin
ba§idir. Hak tealanin giizel sifatlarina, i§Ieri ile biitiin nimetlerine ve biiyiik ibsanlarina bamd
kelimesi ile §iikretmektedir. Bunun iQindir ki, badis-i §erifte; "Bir kimse, bu giizel kelimeyi
giindiiz veya gece, yiiz kerre soylerse, giin veya gece, bi? kimse onun kadar sevab
kazanamaz. Ancak onun gibi soyleyen kazanir." buyruldu. Ba§kalarinin ibadeti, onunia nasil
bir olabilir ki, kimse, bu giizel kelimenin son parQasi ile, biitiin iyiliklerin ve ibadetlerin
§iikriinii yapmi§ olmaktadir. Bu giizel kelimenin ba§ tarafi ise, ayrica Hak tealayi
kotiiluklerden ve a§agiliklardan tenzih ve takdis etmektedir. O halde, bu giizel kelimeyi her
giin ve her gece yiiz kerre okumahyiz! Insanlari iyi i§leri yapmaya ancak AUahii teala
kavu§turur. (1. cild, 307. mektup)
imam-i Rabbani hazretlerinin Abdiilvahid-i Lahori'ye yazdigi ba§ka bir mektuptaki nasihatleri
de §6yledir:
Kiymetli karde§imin mektubu geldi. Kalbin selameti i^in yazdiklarmiz anla§ildi. Evet, kalbin
selameti, onun masivayi unutmasina baghdir. Oyle ki, zorla hatirlatmak isteseler
hatirlayamamahdir. AUahii tealadan ba§ka her §eye, yani mahliiklann hepsine "Masiva" denir.
Bu hale "Fena-i kalb" denir. Bu yolun birinci basamagi, bu fenaya kavu§maktir. Bu fena,
vilayet derecelerine kavu§ulacaginin miijdecisidir. Talebeler, yaradili§larindaki uygunluklara
gore, 9e§itli derecelere yiikselirler. ^ok yiikselmek istemeli, bunun i9in 90k 9ali§malidir.
^ocuklar gibi, yolda oniine 9ikan kozalaklara, cam par9alarina baglanip kalmamalidir.
Hadis-i §erifte; "AUahii teala, yiiksek §eylere kavu§mak isteyenleri sever." buyruldu. Diinya
i§leri ile 90k ugra§makta, diinya i§lerine goniil baglamak korkusu vardir. Kalbin selamete
kavu§masina da sakin aldanmayiniz! Yine geri donebilir.
Diinya i§leri ile elden geldigi kadar az ugra§iniz ki, diinyaya goniil baglamak tehlikesine
dii§meyesiniz! Diinyaya dii§kiin olmak felaketinden AUahii tealaya sigmiriz. Diinyaya goniil
baglamayan fakir bir 96p9ii, gonliinii diinyaya kaptiran koltukdaki zenginden kat kat daha
kiymetlidir. Birka9 giinliik hayatta diinyaya goniil vermemek, hi9bir §eye dii§kiin olmamak
i9in 90k ugra§miz! Diinyaya dii§kiin olmaktan ve diinyaya dii§kiin olanlardan, aslandan
ka9maktan daha 90k ka9malidir. (1. cild, 116. mektup)
ONDAN OZUR DILE!--
Abdiilvahid-i Lahori ibadet zevki ile ilgili bir hatirasmi §6yle anlatir:
Ticaret i9in Buhara'ya gitmi§tim. Oranm camilerinden birinde yatsi namazmdan sonra nafile
namazla me§giil oldum. Cami hizmetlilerinden birisi bana; "Kendi evine git, nafile namazlari
evinde kU. Kapiyi kapayacagim." dedi. Fakat soylerken sert9e s6ylemi§ti. Bu hizmet9i gece
evliyanm §ahi §ah-i Nak§ibend Muhammed Behaeddin-i Buhari hazretlerini riiyada g6rmii§.
Benim i9in; "O dervi§, bizim Hindistan'm beldelerinden bir beldedendir. Onun kiymetini bil,
ondan oziir dile." buyurmu§. Bunun iizerine geldi, oziirler dileyip affedilmesi i9in rica etti.
1) Berekat-i Ahmedi; s.388
2) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.l5, s.149
ABDULVAHID BIN MUHAMMED;
Kerametler sahibi hikmetli sozler soyleyen, giizel ve tesirli vaz ve nasihatlanyla me§hiir
evliya bir zat. Ayrica Hanbeli mezhebi fikih alimlerinden olup, tefsir, hadis ve usiil-i fikih
ilimlerinde me§hiir alimdir. Ismi, Abdiilvahid bin Muhammed bin Ali bin Ahmed e§-§irazi
el-Makdisi ed-Dime§ki el-Ensari es-Sa'di el-Abbadi el-Hazreci'dir. Kiinyesi ise
Ebii'l-Ferec'dir. Iraki ve Makdisi lakablariyla tanmir. Harran'da dogmu§ olup, dogum tarihi
bilinmemektedir. 1093 (H.486) senesinde §am'da vefat etti. Bab-iis-Sagir mezarligma
defiiedildi. Kabri me§hiir olup, ziyaret edilmektedir.
ilim ogrenmek i9in 90k gayret gosterdi. Tahsil maksadiyla uzun seyahatler yapti. Bagdat'ta
zamanmm en biiyiik alimlerinden Kadi Ebii Ya'la'dan, Hanbeli fikhmm ince bilgilerini
6grenmi§ ve biiyiik fikih alimi olmu§tur. Ebu Ya'la'nin derslerinde, fikih ilmi ile ilgili devamli
notlar alip, kitap haline getirmi§ ve onun yazmi§ oldugu kitaplari geni§letmi§tir.
Bagdat'tan §am'a gitti, orada Ebii'l-Hasan Simsar'dan Ebu Osman Sabuni'den hadis-i §erif
dinledi, hadis ilmini ogrendi. Diger alimlerden de ilim ogrendi. Kudiis'te bir muddet ikamet
etti. Ehl-i siinnet itikadini ve Peygamber efendimizden nakledilen din bilgilerini bildiren dort
hak mezhebden biri olan Hanbeli mezhebini yaydi. Sonra §am'a geldi. Kendine muhalif ve
kar§i kimselerle yaptigi ilmi munazaralarda, kuvvetli deliller getirerek sozlerinin dogrulugunu
isbat etti ve iistunlugunu kabul ettirdi. Kendisinden de bir^ok kimse ilim ogrenip, sohbetinde
bulundu. Burada vazlariyla me§hur oldu.
§am'da zamanin en biiyiik alimlerindendi. llmiyle amel eden, giizel huylu, herkesle iyi
geQinen, giiler yiizlii, ihsani bol, Peygamberimizin sallallahii aleyhi ve sellem siinnetine uyan,
90k ibadet eden, haramlardan ka^inan, §iiphelilerden uzakla§an, arif, kerametler sahibi, duasi
makbiil olan Allahii tealanin sevgili bir kuluydu. Hizir aleyhisselam ile g6rii§mii§, onunia
sohbetler yapmi§tir.
Devlet adamlarindan bazilari, dogru sozliiliigii ve hakikati beyani sebebiyle ona dii§manlik
ediyor, eziyet veriyorlardi. O da bunlarin i§ini Allahii tealaya havale edip, dua etti.
Bir giin vaz ederken, oradakilerden biri a§ka gelerek, bir nara atti ve oracikta vefat etti. Buna
herkes §ahid oldu. Ebii'I-Ferec'in iistiinliigii ve vaz etmekteki ilim ve marifeti her yere yayildi.
Kendisine muhalif olanlar; "Nasil bir i§ yapalim ki, bizim de meclisimizde biz konu§urken bir
kimse olsiin. §imdiye kadar hi? kimse bizim meclisimizde a§ka gelip olmedi." dediler. Garip
bir adam buldular, ona on dirhem para verip; "Sen meclisimizde bulun. Meclis tamam oldugu
zaman biiyiik bir nara at, sonra hi9 konu§ma ve hareket etme. Biz senin iQin, oldii, deriz.
Sonra seni bir eve gotiiriiriiz, geceleyin de bu §ehirden Qikar ba§ka bir yere gidersin." dediler.
Ayni konu§tukIari gibi yaptilar. O kimse miithi§ bir nara atti ve dii§tii. Onlar da oldii diyerek
bir eve ta§idilar. O eve bir zat geldi. Bu olii gibi goriinmek isteyen kimsenin sagma-soluna
dokundu ve canmi acitti. Hilekar kimse, cam yanmca aciyla bagirdi. "Aaa! Ya§iyor, ya§iyor!"
diye bagri§tilar. Orada bulunanlari bir giilme aldi ve boylece ehli olmadigi halde eviiya ve
rehber ge^inen sahte kimselerin hileleri anla§ildi.
Nasih, §eyh Muvaffakiiddin el-Makdisi'nin §u sozlerini nakletti:
Biz hepimiz, Abdiilvahid bin Muhammed'in bereketlerine kavu§tuk. Kudiis'ten Bagdat'a te§rif
ettigi zaman, geldigini haber alan miisliimanlar, onu akm akm gelip ziyaret ettiler. O zaman
dedem Kudame, karde§ine; "Gel bu zati ziyarete gidelim. in§aallah bize dua buyurur da
kurtuluruz." dedi. Ebii'I-Ferec'i ziyarete gittiler. Evvela soze Kudame ba§Iayip; "Efendim!
Allahii tealanm, Kur'an-i kerimin hifzmi bana koIayIa§tirmasi i^in dua buyurmanizi rica
ediyorum." dedi. Ebii'I-Ferec de ona dua buyurdu. Karde§i bir §ey istemedi ve eski hali
iizerinde kaldi. Kudame ise, Kur'an-i kerimi kolayca ezberledi ve Ebii'I-Ferec hazretlerinin
duasi bereketiyle biiyiik hayirlara kavu§tu.
BirQok kiymetli eserler yazmi§tir. Bazilari §unlardir:
1) El-Cevahirii fl Tefsir-iil-Kur'an: Otuz ciltlik tefsir kitabidir. Kizi Ummii Zeyniiddin, bu
tefsir kitabmi ezberlemi§tir. 2) El-Miintehab, 3) El-lzah-iil-Mebhec (Hanbeh fikhma
dairdir.) 4) El-Burhan ft Usuliddin, 5) Muhtasar fil-Hudud, 6) Et-Tebsiratu ft Usuliddin,
7) Mesail-iil-imtihan.
1) Tabakat-i Hanabile; c.2, s.248
2) Tabakat-i Hanabile (Zeyli); c.2, s.68
3) Tabakat-ul-Mufessirin; c.l, s.360
4) Tezkiret-iil-Huffaz; c.3, s.1199
5) §ezerat-uz-Zeheb; c.3, s.378
6) Mu'cem-ul-Muellifin; c.6, s.212
7) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.4, s.322
ABDULVAHiD BJN ZEYD;
Me§hur hadis, fikih alimi ve evliyanin buyiiklerinden. Tebe-i tabiinden olup, Basra'da
ya§ami§tir. Kiinyesi Ebu Be§r el-Basri'dir. Dogum ve vefat tarihleri kesin olarak
bilinmemektedir. 793 (H. 177) veya 802 (H. 186)'de, bir rivayete gore de 805 (H. 189)
senesinde vefat etmi§tir.
Abdiilvahid bin Zeyd hazretleri, Tabiin devrinde me§hur hadis ve fikih alimleri olan, Ebu
ishak, A'me§, Hasan-i Basri, Asim'iil-Ahval, Salih bin Han, Amr bin Meymun, Ebu Ishak
§eybani gibi alimlerin sohbetlerinde bulundu. Onlardan hadis ve fikih ogrenerek bu ilimlerde
soz sahibi oldu. Tebe-i tabiin devrinde Basra'da yeti§en me§hur hadis ve fikih alimlerinin ileri
gelenleri arasmda yer aldi. Zamanmi ilim ogrenmekle ve ibadet yapmakla ge9irdi. Senelerce
sabah namazmi yatsi namazi abdestiyle kilip, geceleri uyumami§tir. Duasi Qok makbuldii.
Hadis ilminde sika, saglam giivenilir bir ravi oldugunu bir 90k alim ile Yahya bin Said
bildirmektedir. Rivayetleri "Kiitlib-i Sitte'de" yer alir.
Ogrendiklerini insanlara ogretmeye 9ali§irdi. Cuma namazmdan sonra evinin 9evresi hadis ve
fikih ogrenmek isteyen talebelerle dolardi. Bikip, yoruhnadan saatlerce ders verir ve onlarm
yeti§melerini isterdi. Bir dakikasmm bo§a ge9mesini istemez, ya ogrenir yahut da ogretirdi.
Derslerine sadece namaz vakitlerinde ara verdigini talebeleri anlatmi§lardir.
Abdiilvahid bin Zeyd 90k talebe yeti§tirdi. Hadis ve fikih ilminde zamanlarmm soz sahibi
olan Abdurrahman bin Mehdi, Kays bin Havs, Yahya bin Yahya en-Ni§aburi gibi alimler
onun ders ve sohbetleri sayesinde yeti§tiler.
Abdiilvahid bin Zeyd, diinyaya deger vermemesi, devamli ibadet ve ilimle me§gul olmasi,
herkese iyilik etmesi ile dikkati 9ekerdi. Insanlar onu sever ve hiirmet ederdi. Ya§ayi§i ve
hikmetli sozleriyle pek 90k kimsenin dogru yola girmesini saglami§, herkese ornek olmu§tur.
Abdiilvahid bin Zeyd hazretleri ya§adigi ibret verici hadiselerden bazilarmi, insanlara nasihat
ve ders olmasi bakimmdan nakletmi§tir. §6yle anlatmi§tir:
Bir rahibin odasmm yanma yakla§ip, ey rahip diye 9agirdim. Fakat cevap vermedi. U9iincii
defa 9agiri§imda ba§mi uzatip:
"Ey ki§i ben rahip degilim. Rahip, AUahii tealadan korkan, O'na saygi gosteren, belasma
sabredip, kazasma razi olan, nimetlerine §iikredip onun i9in tevazu gosteren, izzet kar§ismda
zilleti kabiil eden, kudretine teslim olup, heybet ve azameti kar§ismda egilen, hesap ve
azabmi dii§iinen, giindiiziinii oru9, gecesini ibadetle ge9iren, Cehennem'i hatirladik9a uykusu
ka9an kimseye denir. Ben ise saldirgan bir kopegim. insanlara zararim dokunmasm diye
kendimi buraya habsettim." dedi.
Bu sozleri iizerine §6yle sordum:
"AUahii tealayi bildikten sonra insanlari AUahii tealadan uzakla§tiran §ey nedir?"
"Karde§im! insanlari AUahii tealadan ancak diinya mail ve sevgisi uzakla§tirir. (^iinkii diinya
isyan ve giinah yeridir. Akli ba§inda olan diinyayi kalbinden 9ikarip, giinahlarina tovbe ederek
kendisini AUahii tealaya yakla§tiracak §eye yonlendirir." diyerek daha once kendisinin iman
ettigini soyledi.
Yine §6yle anlatmi§tir:
Hacca gitmi§tim. Yanimda bir gen? durmadan Peygamber efendimize salatii selam
getiriyordu. Bazi yerlerde okunmasi daha uygun dualar oldugu halde, gen? her yerde dua
yerine salevat okuyordu. Dikkatimi Qekti ve kendisine sordum. Gen9 §6yle dedi:
Babam ile birlikte hacca gitmi§tik. Yolda uyudum. "Kalk baban oldii." dediler. Kalktim
gerQckten babam 61mu§tu. Ayni zamanda yiizii de kararmi§ti. Olumu ve ayrica yiizunun
kararmasi beni daha da lizdii. Bu iizuntu ile tekrar uykuya daldim. Bu sirada riiyamda siyah
yiizlu dort ki§i ellerinde demir kamQilar oldugu halde, babama yakla§tilar. Tarn vuracaklari
zaman nur yiizlii bir zatin geldigini, onlara donerek; "Vurmayin!" dedigini, eli ile de babamin
yiizunu sivazlayarak nurlandirdigini, sonunda bana; "Artik uyan, baban nurlanmi§tn." diye
soyledigini gordiim. "Sen kimsin?" diye sordugumda, "Ben Peygamberim, bana salevat
getirdigi i^in ona §efaat ettim." dedi. Uyandim, soylendigi gibiydi. Bu sebeple ben de
salevat-i §erifeyi devamli okuyorum.
§6yle anlatmi§tir:
Bir defasinda Eyyiib Sahtiyani ile bir yolculuga 9ikmi§tik. §am'a dogru bir miiddet yol
aldiktan sonra siyah renkli bir koleye rastladik. Bir odun dengini sirtina aliyordu. Koleye:
"Senin sahibin kimdir?" dedigim zaman; "Benim gibi bir kul!" cevabmi verdi.
Aslmda, benim asil sahibim AUahii tealadn demek istedi. Sonra ba§mi kaldnip; "Ey yiice
Rabbim! §u odunlar altm olsun. Bunlari altma Qevir." diye dua etti. Bir de baktik odunlar
altm olmu§!
Bize bakip; "Goriiyorsunuz degil mi?" diye sordu. "Evet goriiyoruz." dedik.
Sonra tekrar; "AUah'im bu altmlari tekrar odun haline Qcvir." diye dua etti. Duasi kabul
olunup tekrar odun halini aldi.
Sonra; "Ariflere sorunuz §uphesiz onlarm §a§ilacak halleri bitmez, tiikenmez." dedi.
Eyyiib Sahtiyani de §6yle demi§tir:
"Kolenin bu halinden ve soziinden dolayi hayretler i^erisinde kaldim ve son derece mahcub
olup utandim."
Sonra koleye; "Yanmda yiyecek bir §eyler var mi?" dedim.
Bu soziim iizerine eliyle i§aret etti. Bir de baktik ki, oniimuze bir cam kap iQcrisinde bal geldi.
Balm rengi kardan beyaz, kokusu miskten giizeldi. Bize; "Yiyiniz! AUahii tealaya yemin
ederim ki, bu bal arinin yaptigi bal degildir." dedi. Hayatimizda bu baldan daha tatli ve
lezzetli bir §ey yememi§tik. Bu i§e 90k §a§tik. Kole sonra bize:
"AUahii tealanin yarattigi boyle hallere §a§anlar arif degildir. Kim bu i§lerden dolayi §a§arsa,
AUah'tan uzaktir. Kim de bu harikulade i§leri gorerek bu sebeple ibadet ederse, §iiphesiz da
cahildir." dedi.
Yine §6yle anlatmi§tir:
Bir defasinda Beyt-i Mukaddese gitmek iizere yola Qiktim. Fakat yolu §a§irdim. Nereden
gidecegimi bir tiirlii bilemedim. Bu §a§kin halde kar§ima bir kadin 9ikti. Bana yaklafti; "Ey
garib kimse, yolunu mu §a§irdin?" diye sordu. Sonra:
"AUahii tealayi taniyan kimse nasil garib olur? O'nu seven nasil yolunu §a§irir?" dedi. Sonra
da bana elindeki degnegi uzatip; "Bu asanin ucundan tut, oniimden yiirii." dedi.
Asanin ucundan tutup oniinde yiiriimeye ba§ladim. Yedi adim kadar yiiriidiim ve kendimi
Mescid-i Aksa'da buldum. Gozlerimi ogu§turarak kendi kendime; "Herhalde yanli§
goriiyorum, nasil olur?" dedim.
Bunun iizerine bana yol gosteren kadin; "Ey ki§i! Senin yuruyu§un zahidlerin, benimki de
ariflerin yuruyu§udur! Zahid yiiriiyerek, arif ise u^arak gider. Yuriiyerek giden u^arak gidene
nasil ula^abilir?" dedi ve gozden kayboldu. Onu bir daha hi? gormedim.
Hizmetlerimi gormesi iQin bir kole satin almi§tim. Gece evimde kalmasini istedim. Fakat
geceleri kapilar kapali oldugu halde evde yoktu. Sabah olunca eve geldi ve bana iizeri
i§lenmi§ bir dirhem altin verdi. Bunu nereden aldin deyince:
"Efendim, ben size her gun boyle bir dirhem verecegim. Kar§iliginda geceleri beni serbest
birakmanizi istiyorum." dedi.
O glinden sonra her gece evden Qikip gider, sabahleyin doner ve bir dirhem getirirdi. Aradan
bir miiddet ge^ti. Bir giin kom§um yanima gelip; "Kolen mezarlari a^iyor, kefen soyuyor."
dedi. Bu soz beni 90k iizdii. "Ben onu eve hapsedecegim." dedim. Kapilari kilitledim, ak§am
oldu, yatsi namazmdan sonra kolem evden gitmek iizere kalkti. Takib ettim, kapali kapilara
i§aret edince, kapilar aQiIiveriyordu. Evden Qikti. Bu halde pe§ine du§up, gizlice onu takib
ettim. Kurak bir yere vardi. Elbisesini Qikarip iizerine eski bir quI giydi. Sabaha kadar namaz
kildi. Sabaha dogru §6yle dua etti:
"Ey yiice sahibim! Efendime gotiirecegim licreti gonder!"
Gokten iizerine bir dirhem du§tu alip cebine koydu. Bu i§e 90k hayret ettim. Kalkip abdest
aldim ve iki rekat namaz kildim. Onun hakkmda yanli§ du§undugumden dolayi tovbe edip,
Allahii tealadan af diledim. Sonra da bu kolemi azad etmeye, serbest birakmaya karar verdim.
Fakat kolem kayboldu. Bir tiirlu bulamadim. Bu sebeple Qok iizuldum ve kederim gittikQC
artti. Bulundugum kurak yerin de neresi oldugunu bilmiyordum. Bir miiddet sonra kar§ima
kirata binmi§ biri dikildi ve; "Ey Abdiilvahid! Burada ne oturuyorsun?" dedi. Durumu ba§tan
sona aniattim. Atli; "Senin bulundugun bu yer ile memleketin arasi ne kadar mesafedir?
Biliyor musun?" dedi. "Hayir bilmiyorum." cevabmi verdim.
"Siiratli giden bir siivari i^in altmi§ konaklik mesafedir. §imdi sen bulundugun yerden
ayrilma. Kolen bu gece yanma donecek dedi."
Oturup bekledim, ortalik kararmca bir de baktim ki, kolem geldi. Yanmda bir sofra vardi.
Sofranm iizeri her 9e§it yiyecekle doluydu. Bana; "Buyur ye efendim!" dedi.
O benzerini gormedigim yiyeceklerden yedim. Sabah namazmdan sonra kolem elimden tutup,
dua etti. Sonra birka9 adim attik. Birdenbire kendimi evimin oniinde buldum. Kolem bana
doniip;
"Efendim, siz beni azad etmeye karar vermediniz mi?" dedi. "Evet." dedim. Yerden bir ta§
alip azad edilme bedeli olarak bana verdi. Bir de baktim ki, ta§ altin oldu. Sonra ayrilip gitti.
Onun ayriligindan dolayi 90k iiziildum ve hep hasretini ^ektim.
Bu hadiseyi kom§uIarima anlatip; "O, mezar soyan degil nur sa^an imi§." dedim. Kom§uIarim
onun kerametlerini duyunca aglayip, hakkinda yanli§ dii§unduklerinden dolayi pi§man olup,
tovbe ettiler.
Abdiilvahid bin Zeyd §ahid oldugu ibret verici ba§ka bir hadiseyi de §6yle nakletmi§tir:
Bir defasinda gazaya niyet ettim. Biitiin talebelerimi topladim. Mecliste bir §ahis mealen;
"Allah yolunda sava§ip dii^manlari oldiiren ve olduriilen miiminlerin canlarini ve mallarini
Allah Cennet kar§iliginda satin aldi." (Tovbe suresi: 111) buyrulan ayet-i kerimeyi okudu.
Bunun iizerine on be§ ya§inda bir geuQ ayaga kalkti. Bu gencin babasi vefat etmi§, kendisine
pekQok mal kalmi§ti. Ayet-i kerimeyi okuyan zata dedi ki:
"Efendim, AUahu teala mii'minlerden canlarini ve mallarini Cennet kar§iliginda satin aldi mi?
Allah yolunda canini ve malini feda edene Cennet verilecek mi?"
O zat: "Evet, AUahii tealanin kelami dogru ve vadi haktir." dedi.
GenQ biiyiik bir azim ve kararlilikla §unlari soyledi; "§ahid olunuz ki, ben nefsimi ve malimi
AUahii tealaya sattim."
Bu sozlerini dinleyen zat; "Vallahi bu biiyiik bir i§tir. Sen kiiQiiksiin. Korkarim ki,
sabredemezsin ve ^aresiz kalirsin." dedi.
Bunun iizerine, gen?; "Ey §eyh! Bir kimse Cenab-i Hakla ahitle§sin ve ^aresiz kalsin! Ha§a
ve kella. Hiq boyle §ey olur mu? §ahid ol hakikaten ben nefsimi ve malimi AUahii teala i^in
feda ettim, Allah yoluna adadim ve pi§man olmayacagim." dedi. Sonra biitiin malini sadaka
olarak dagitti. Bizimle birlikte cihad i^in sefere Qikti. Bize ve hayvanlarimiza hizmet etmeye
ba§ladi. Biz uyurken o nobet tutardi. Giindiiz oru? tutar, geceleri namaz kilardi. Hepimiz
onun bu haline hayrandik. Ta ki, Rum diyarina vardik. Biz harp hazirliklari yaparken, o geuQ
kendinden ge9mi§ ve hayran bir vaziyette:
"Ayna-yi merdiyyeye mii§takim ona kavu§mak istiyorum." deyip duruyordu.
GenQ hale gelmi§ti ki, herkes aklini kaybetti zannederdi. Bir giin onu yanima 9agirip; "Bu
soyledigin soziin manasi nedir?" diye sordum.
§6yle anlatti:
Bir giin uyumu§tum. Riiyamda birisi bana; "Ayna-yi merdiyyeye git!" diyordu. Sonra
birdenbire bir bah^e kar§ima Qikti. Bu bah^enin i^inde berrak sulu bir irmak ve kenarinda da
giizelligi gozler kama§tiran siislenmi§ hiiriler vardi. Bu hali anlatmam miimkiin degildir. Beni
goriince birbirlerine: "Miijde i§te Ayna-yi merdiyyenin zevci." dediler.
Onlara selam verip; "Ayna-yi merdiyye aranizda mi?" diye sordum. "Bizim aramizda degildir,
biz onun hizmetQileriyiz daha ileri git." demeleri iizerine ilerledim. Bir ba§ka bahQe gordiim.
iQinde her tiirlii giizellikler vardi. Halis siitten bir nehir gordiim. Nehir kenarinda, benzerini o
ana kadar gormedigim giizellikte hiiriler vardi. Onlarin giizelligine hayran oldum. Beni
goriince birbirlerine baktilar ve: "Bu gelen Ayna-yi merdiyyenin zevcidir." dediler. Onlara
selam verip; "Ayna-yi merdiyye sizin aranizda midir?" diye sordum. "Hayir biz onun
hizmet9ileriyiz." dediler.
ilerledim. Bir Cennet irmagina rastladim. Etrafinda giizellikleri gozler kama§tiran hiiriler
vardi. Bunlari goriince onceki hiirileri unuttum. Onlara da selam verdim. "Sana selam olsun
ey AUahii tealanin veli kulu!" dediler. Ayna-yi merdiyyeyi sordum. "Biz onun hizmetQileriyiz,
daha ileri git." dediler.
ilerledim. Saf bal akan bir irmaga vardim. Bu irmagin da etrafinda hiiriler vardi. Bu hiiriler
giizellikte oncekilerden daha da iistiindiiler. Oncekilerin hepsini unuttum. Selam verdim ve;
"Ayna-yi merdiyye aranizda mi?" diye sordum. Daha ilerde oldugunu soylediler. ilerledim.
inciden yapilmi§, ipleri niirdan bir Qadir gordiim. Kapisinda ay yiizlii bir hizmet^i bekliyordu.
Beni goriince; "Ey Ayna-yi merdiyye! i§te sana e§ olacak kimse geldi." dedi. ^adira yakla§ip
i^eri girdim. Ayna-yi merdiyye adli hiiri; inci ve yakut kapli altin bir taht iizerinde
oturuyordu. Onu goriir gormez meftiin oldum. Bana:
"Ho§ geldin ey AUahii tealanin sevgili kulu! Sabret sen diinyadasin, heniiz vakit var. Yarin
gece bizim yanimizda olacaksin." dedi. Bu riiyadan sonra birdenbire uyandim. O giizellige ve
nimetlere kavu§mak i^in sabirsizlaniyorum.
Gen9 bunlari anlattiktan biraz sonra sava§ ba§ladi. Gen? de sava§ip kahramanliklar gosterdi.
Biiyiik bir yara alip, yere dii§tii. Onu kaldinp baktiklarinda giiliiyordu. Giilerek riihunu teslim
edip, §ehid oldu.
Fudayl bin lyad hazretleri buyurdu ki:
"Bana Abdiilvahid bin Zeyd hazretleri §6yle anlatti:
U9 gece list liste §6yle dua ettim: "Ya Rabbi! Benim Cennet'teki arkada§im kimdir, goster."
iJQuncu gece riiyamda bana denildi ki: "Ya Abdiilvahid! Senin Cennet arkada§in Meymunetii
Sevda'dir." "O §imdi nerededir?" dedim. "Kufe'de ve falan kabiledendir, denildi.
Hemen Kufe'ye gittim, tarif edilen kabilenin yerini sorup buldum ve; "Meymunetii Sevda
nerededir?" diye sordum.
"O delinin biridir, koyunlarimizi glider." dediler.
"Onu gormek istiyorum." deyince de; "Falan yerde bir han var. O hanin yaninda bulursun."
dediler.
Tarif edilen hanin yanina varinca onun, namaz kildigini gordlim. Yaninda bir asa ve iizerinde
yiinden bir ciibbe vardi. Baktim ki koyunlari otiuyor ve hayvanlarin yaninda da birka? kurt
doIa§iyor. Beni fark ettiginde namazini bitirip, bana donerek; "Ey Ibn-ii Zeyd, sen buradan
git, burasi senin yerin degildir. Biz seninle burada degil sonra birle§ecegiz." dedi. Bunun
iizerine ben ona; "Allahii teala sana rahmet etsin. Sen benim Ibn-ii Zeyd oldugumu nereden
bilirsin?" dedim. "Daha ruhlarimiz diinyaya gelmeden ben senin Ibn-ii Zeyd oldugunu
bilirdim." dedi. "Biraz nasihat eder misin?" deyince; "Bir kimse sana bir §ey verdigi zaman
ona nasil te§ekkiir edersin. Halbuki Allahii tealanin verdigi bu kadar nimete kar§ilik neden
§iikrediImiyor. Sana iyilik edene iyiligi veren ve yaratan yine Allahii tealadir. Ona gore
biitiin hamd ve §iikiirleri Allahii tealaya yapmak lazimdir." dedi. Sonra; "Koyunlarin arasinda
doIa§an kurtlar, nasil olur da zarar vermeden gezerler?" diye sordum.
"Ben Allahii tealaya oyle ibadet ederim ki, benimie onun arasinda hiQbir duvar kalmami§tir.
Bunun iQin kurtlaria koyunlarin arasindaki dii§manlik kalkmi§ ve dostluk ba§Iami§tir." diye
cevap verdi.
Abdiilvahid bin Zeyd'in en biiyiik ozelligi; Allahii tealaya karf 1 olan kusurlarindan dolayi 90k
iiziilmesiydi. "Biitiin insanligin yaptigi ibadet kadar ibadet yapsak Allahii tealanin bize
verdigi nimetlere kar§i gene §iikrii yerine getiremeyiz." derdi.
Muhammed bin Abdullah buyurdu ki:
Ben bir defasinda, Abdiilvahid bin Zeyd hazretlerinin; "Kim midesini haramlardan
koruyabiliyorsa, kimse dinini ve giizel ahlakini muhafaza edebilir. Kim de karnini
haramlardan koruyamiyorsa, ki§i ne dinini ne de giizel ahlakini muhafaza eder." dedigini
i§ittim.
"Muhakkak ki her §eyin bir kestirme (yakin) yolu vardir. Cennet'in kestirme yolu da cihad
yapmaktir."
"Kul iQin ancak bilerek ve huzur iQinde kildigi namazin sevabini alacaginda, Islam alimleri
ittifak etti."
"Eger nefsinizde Allahii tealaya kar§i yaptiginiz ibadetlerde bir isteksizlik ve tembellik
hissederseniz, bir siire kuvvetii ve iyi yemekleri yemeyi birakiniz. Gidaniz tuz ve ekmek
olsun. Oru9 tutunuz. Bu §ekilde yapmaniz viicudunuzdaki bazi yaglari ve fazlaliklari erittigi
gibi Allahii tealayi hatirlamanizi arttirir."
"Dini biitiin ve vakar sahibi olan kimselerle olunuz. ^iinkii onlarin meclislerinde,
toplantilarinda kotii, Qirkin, ahlaka ve vakara sigmayan §eylerden bahsedilmez."
"Kulun Allahii tealaya kar§i takinacagi en giizel edep hali, O'nun emirlerine tereddiitsiiz
boyun egip itaat gostermesidir. AUahu teala onu bu haliyle diinyada birakirsa, bunu en hayirli
ve sevimli §ey kabul etsin. §ayet ruhunu alip, ahirete goturiirse (ruhunu alirsa), bunun da
AUahii tealanin emri oldugunu bilsin ve bu da kendisine ho§ gelsin."
IP" BEN i ZAYi ETMEZ!!!
Abdiilvahid bin Zeyd §6yle anlatir:
Bir defasinda deniz yolculuguna 9ikmi§tik. Bindigimiz gemi firtinaya tutuldu. Sonunda
dalgalar bizi bir adaya siiriikledi. Inip doIa§maya ba§Iadik. Puta tapan bir adama rastladim.
"Neden bu puta tapiyorsun. Bu ne fayda ne de zarar verir!" dedim.
"Siz kime taparsiniz?" diye sorunca; "Her §eyi yaratan, her §eye kadir olan Allahu tealaya
ibadet ederiz." dedim.
"Bunu size kim bildirdi?"
"Allahii teala bize kerim bir peygamber gonderdi, o bildirdi."
"O peygamber nerededir?"
"Bize Allahli tealanm gonderdigi dini bildirip, teblig vazifesini tamamladiktan sonra vefat
etti. Allahii tealaya kavu§tu."
"Ondan hi^bir alamet kaldi mi?"
"Evet O, Allahii tealadan bir kitap getirdi. Bizim yanimizdadir."
Aramizda ge9en bu konu§madan sonra:
"O kitabi bana gosterin." deyince Kur'an-i kerimi ona gosterdim.
"Ben bunu okumasmi bilmiyorum." dedi. Sonra a9ip bir siire okudum. Ben okuduk^a o
agladi. Sureyi bitirince; "Layik olan §udur ki, kimse bu kelamm sahibine asi olmasm!"
diyerek hemen miisliiman oldu. Ona Kur'an-i kerimden birkaq; siireyi ve kendisine yetecek
kadar din bilgisi ogrettik.
O gece yatsi namazmi kildik. Yatma zamani gelince O yatmadi ve sabaha kadar ibadet etti.
Talebelerime; "Bu yeni miisliiman oldu. Aramizda biraz para toplayip verelim de sikinti
^ekmesin." dedim. Parayi toplayip gotiirdiigiimiizde; "Bu nedir?" dedi. "Bunu al, kendine
nafaka alirsin, sikinti Qekmezsin." dedim.
"La ilahe illallah. Ben daha once bu adada iken, puta tapardim. Allahii tealayi bilmezdim,
fakat O beni zayi etmedi, korudu. §imdi ise O'nu taniyorum. Beni hi? zayi eder mi?" dedi.
U? giin sonra onun hastalanip yataga dii§tiigiinii haber aldim. Hemen yanina ko§tum. "Bir
istegin var midir?" dedim. Benim ihtiyacimi, her ihtiyaci gideren Allahii teala kar§iladi." dedi.
Bu g6rii§memizden bir giin sonra da vefat etti. O gece onu riiyamda bir bah9e i^inde gordiim.
Bah^enin iizerinde yiiksek bir kubbe, kubbenin altinda bir taht iizerine oturmu§tu. Yaninda da
bir hiiri vardi. Mealen; "...Melekler de her kapidan yanlarina vararak §6yle diyeceklerdir:
Sabrettiginiz i^in, size selam olsun! Ahiret saadeti ne giizeldir!" (Ra'd siiresi: 23-24) buyrulan
ayet-i kerimeyi okuyordu.
flAKIKI MUMil^
Abdiilvahid bin Zeyd Tebe-i tabiinden,
Basra denen beldede, yeti§en alimlerden.
Hazret-i Abdiilvahid bin Zeyd'in yaninda,
"Mumin nasil olmali?", diye sorduklarinda,
Buyurdu ki: "AUah'tan, korkup, benzi sararir,
Ka9inir haramlardan, emirlere sarilir.
Du§unur mah§erdeki, verecek hesabini,
Titrer, hatirladikQa, Cehennem azabini.
i§lemi§ bulundugu, giinahlar sebebiyle,
Ayiplar kendisini, ugra§ir nefsi ile.
Bir sozii soylemeden, du§unur, 6l9er, biQer,
Hayirli degil ise, soylemekten vazge9er.
i§ledigi giinahlar, oyle iizer ki onu,
Goremez ba§kasinin, ayip ve kusurunu,
Bu, oyle ki§idir ki, elinden ve dilinden,
Yaninda bulunanlar, zarar gormez katiyyen."
Abdiilvahid bin Zeyd, 90k miibarek zat idi,
Giinahini dii§iiniip, devamli aglar idi.
Derdi: "Hak tealaya, giinboyu secde etsek,
Miimkiin olmaz yine de, O'na tarn §iikreylemek."
Bir kimse, kendisinden, nasihat isteyince,
Buyurdu ki: "§iikreyle, kuwetin yettigince,
insanlardan birisi, iyilik yapsa sana,
Nasil memnun kalirsin, yaptigi bu ihsana,
Halbuki 0, bir kuldur, zavalli ve acizdir,
Her ihsanin sahibi, elbette Rabbimizdir.
C^iinkii O, insanlara, vermese gii9 ve kuvvet,
Hi9 kimse, hi9 kimseye, ihsan edemez elbet."
1) Hilyet-iil-EvIiya; c.6, s.155
2) Tehzib-iit-Tehzib; c.6, s.434
3) Tezkiret-iil-Huffaz; c.l, s.258
4) Tabakat-i Ibn-i Sa'd; c.7, s.289
5) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.2, s.l08
6) Camiu Keramat-il-EvIiya; c.2, s. 31 1,315,319
7) Tabakat-iil-Evliya (Ibn-i Miilakkm); s.l83
8) Tabakat-i Ensari; s.l 1 1
9) §ezerat-uz-Zeheb; c.l, s.287
10) Ravd-ur-Reyyahin; s.29,30,42,87,104,155,183, 235,236
ABDULVEHHAB BUHARI;
Hindistan'da ya§ayan evliyanin biiyuklerinden. Ismi Abdlilvehhab'dir. Buhari nisbetiyle
bilinir. Seyyid Celal Buhari'nin torunlarindandir. Seyyid Celal'in, Seyyid Ahmed ve Seyyid
Mahmud adinda iki oglu vardi. Abdlilvehhab-i Buhari, Seyyid Ahmed'in oguUarindandir.
Dogum yeri ve tarihi biUnmemektedir. 1525 (H. 932)'de Delhi'de vefat etti. Kabri, §ah
AbduUah'in kabri yanindadir. Hindistan'daki Miiltan'da, Seyyid Sadreddin Buhari'den nakli
ilimleri ve tasavvuf ilmini tahsil edip, yiiksek derecelere kavu§tu. Multan'da bulundugu
zamanlarda, hocasi ve eni§tesi Seyyid Sadreddin Buhari'den §u sozleri duydu:
"Diinyada iki biiyiik nimet vardir. Bunlar, biitlin nimetlerden ustiindiir, lakin insanlar bu iki
nimetin kiymetini bilmiyorlar. Onlara kavu§maktan gafil bulunuyorlar. Birincisi; iki cihanin
efendisi Muhammed aleyhisselamin miibarek viicudunun, Medine-i mlinevverede
bulunmasidir. Ikincisi ise; Kur'an-i kerimdir. Hak teala, onunla soyliiyor ve insanlar bundan
gafillerdir."
O, bu sozleri duyunca, hocasinin huzurundan kalkip, Medine-i miinevvereye gitmek i9in izin
istedi ve Resiilullah efendimizi ziyaret yolunu tuttu. Bu saadetle §ereflenip, tekrar
memleketine dondii. Sultan Iskender Lodi zamaninda Delhi'ye geldi. Sultan onun
biiyiikliigunu anlayip, a§iri derecede iltifat gosterdi. Ona talebe oldu. Tazim ve hiirmet etti.
Sultan'in sevgisi, onu aramasi ve ona olan muhabbeti, Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin
§emseddin-i Tebrizi ile olan muhabbeti gibiydi.
Delhi'den ikinci defa Haremeyn'i ziyaret etmek iizere ayrildi. Ziyaretle §ereflendikten sonra,
tekrar memleketine dondii.
ilim ve amel sahibi olan Abdiilvehhab-i Buhari hazretleri, hal ve muhabbet ehlinden idi.
Tasavvuflin yiiksek derecelerine kavu§mu§tu. Bir tefsiri vardir. Kur'an-i kerimin tamamina
yakinini, ResuluUah efendimizin medhi ve zikri ile tefsir etmi§tir. Orada ilahi a§kin
inceliklerinden ve muhabbetuUah sirlarindan 90k §eyleri a9iklami§tir.
Tefsirinin bir yerinde; "Ey iman edenler; namazlarinizda riikii ve secde edin. Rabbinize ibadet
edin ve hayir yap in." mealindeki Hac suresi 77. ayet-i kerimesini tefsir ederken buyurmu§tur
ki:
"En biiyiik hayir ve iyilik; soz, i§ler ve davrani§larda Resiilullah'a sallallahii aleyhi ve sellem
uymaktir. Resiilullah'a tam tabi olmak i9in, kamil bir zatin, yeti§mi§ ve yetiftirebilen bir
rehberin sohbetinde bulunmak lazimdir. Oyleleri vardir ki, Allah adamlarindan biri ile bir
sohbette, marifet ve saadete kavu§ur. Kalbinde Allah sevgisi artar ve zatin kalbinden kendi
kalbine feyz akar. Bu bir sohbet, onun omriinii arttirici olur. O zata olan muhabbeti, Allah ve
Resiiliine olan muhabbetini arttirir.
Hallerin kalpten kalbe ge9i§inin hikmetine gelince; AUahii teala, Muhammed aleyhisselami
iilfet, rahmet ve keremle yaratti. Onu kendi ahlakiyla ahlaklandirdi. Bu ahlakdan biri §evktir.
Resiilullah efendimiz, AUahii tealadan bildirerek buyurdu ki: "Ebrarin beni gorme §evki
uzadi. Benim onlari gorme §evkim daha kuvvetlidir." Demek ki, Peygamber efendimizi bu
ahlakta kemal iizere yaratti ve O, §evk sahiplerine mii§tak, can atan biri oldu. O'nun §evki,
§evk, a§iri istek sahiplerinden kuvvetli oldu. Resiilullah'in bu §evki, kalbden kalbe kiyamete
kadar, varislerine ve tabilerine zamanindaki gibi intikal eder. Bu da, sohbet ve iilfetle,
yakinlikla §evk sahiplerinden §evk sahiplerine ge9mekle olur. Sohbet yakinlik i9in, yakinlik
nimet i9in, nimet lezzet i9in, lezzet ise kavu§mak i9indir. Kavu§manin 9e§itlerinin ve
semerelerinin artmasinin ise sonu yoktur. Yazi ve soz ile anlatilmasi ve anla§ilmasi 90k
zordur."
l)Ahbar-ul-Ahyar;s.221
2) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.l4, s.50
ABDULVEHHAB GAZJ
Sivas'ta, halkin Yukari Tekke dedigi yerde Akkaya denilen kayanin lizerinde bulunan tiirbede
medfundur. Tabiindendir. Kaynaklardan anlaf ildigina gore Battal Gazi'nin silah arkada§i gazi
dervi§lerden olup VBl'de Bizanslilara kar§i cihad ederken §ehid du§mu§ ve buraya
defnedilmi§tir. Sivas halkinin sik sik ziyaret ettigi Abdiilvehhab Gazi'nin tiirbesi yaninda
kendi adiyla anilan bir camii de vardir.
ABDULVEHHAB BJN JBRAHJM;
Alim ve evliyadan. Ismi Abdiilvehhab bin Ibrahim bin Muhammed bin Anbese, kiinyesi
Ebii'I-Hattab'tir. Yemen'in Tariyye beldesinde dogdu. Dogum tarihi bilinmemektedir. Fazilet
sahibi bir zat idi. Dinde yapilmasi ve yapilmamasi lazim gelen i§Ieri bildiren fikih ilminde
mahir olup, salih riiyalar gormekle me§hurdu. 1029 (H. 420) senesinde vefat etti.
Abdiilvehhab bin Ibrahim me§hur hadis ravilerinden Anbese hazretlerinin torunu olup, ilim
ve edeb iizere yeti§ti. Fikih ilminde iistiin bir dereceye yiikseldi. Sadik ve salih, giizel, dogru
riiyalar goriirdii. Bu yoniiyle me§hiir oldu. Riiyalarmi anlattigi herkes, merak ve gibta ile
imrenerek dinlerdi. Gordiigii riiyalar onun faziletini ve veli oldugunu gosteren alametlerdi.
Kendisi anlatir:
1024 senesi Ramazan-i §erif ayi ilk Cuma gecesi riiyamda Peygamber efendimizi gordiim. Bir
evde bazi kimselerle yiiksek^e bir yerde oturuyorlardi. I^eri girdim. Hiirmetle huziiruna
yakla§ip; "Ey AUah'm Resillii! Ecelimin yakla§tigmi zannediyorum. Sizlerden §u gomlegimi
miibarek bedeninize giymenizi istirham ediyorum. Zira bu gomlegi bana kefen yapmalari i^in
vasiyet edecegim. Umid ederim ki AUahii teala sizin giymeniz bereketiyle beni Cehennem
ate§inden korur." dedim. O sirada gomlegimi ResiiluUah'm iizerinde gordiim. Oradan ba§ka
bir yere geQtiler. Bu sefer gomlegimi 9ikarmi§lardi. Miibarek sirti goriiniiyordu. Yakla§ip,
sarilarak optiim. ResiiluUah efendimiz de beni optii. Agzima miibarek agzmm suyundan
koymasmi istedim. Ihsan etti. "Ya Resiilallah! Cennet-i alada beraber olmamiz IqIu dua
ediniz." dedim. Beni gogsiine bastirarak kucakladi ve dua etti. Ben de ona sarildim.
ResiiluUah efendimiz daha sonra ba§ka bir tarafa geQti. Ben de gidip huziiruna oturdum. Bana
yanmda bulunan birini gostererek, ona bir §eyler vermemi soyledi. Uzerimde bulunan parayi
^ikarip; "Ya Resiilallah! Iki dinar ve yirmi dirhemden ba§ka bir §eyim yok." dedim. O paralan
gosterdigi kimseye verdim ve uyandim."
BIZE DU^EIM
Abdiilvehhab bin Ibrahim §6yle anlatir:
Bir gece riiyamda Resiilullah efendimizi gordiim. Bir evdeydik. Efendimiz ayakta
duruyorlardi. Ba§kalari da vardi. Ortada bir kandil yaniyordu. Efendimize doniip; "Ya
Resiilallah! AUahii teala Kur'an-i kerimde mealen; "Eger biiyiik giinahlardan ka9mirsaniz
sizin kiiQiik giinahlarmizi orteriz." (Nisa siiresi: 31) buyuruyor. Siz de miibarek hadis-i
§eriflerinizde; "Ummetimden buyiik giinah i§leyenler i9in olan §efaatimi sonraya biraktim."
buyurdunuz. AUahii teala kii^uk giinahlarimizi ortliyor, siz de ahirette bliyiik gunahlarimiz
i^in bize §efaat9i oluyorsunuz. Bu durumda bize du§en sadece Rabbimizin rahmetini
ummaktir." dedim. Bunun iizerine ResuluUah efendimiz "Evet oyledir." buyurdu. Ben yine;
"Ya Resulallah! Yine buyurdunuz ki: "Ar§in golgesinden ba§ka hi? bir golgenin bulunmadigi
ancak ar§in golgesinin oldugu yerde ii? sinif insan golgelenir." Bu uq sinif kimlerdir." dedim.
Resulullah efendimiz; "Ummetimden; gami, uziintiiyii giderenler, benim yolumu ihya edenler
ve bana 90k salevat-i §erife okuyup ananlar." buyurdu.
1) Camiu Keramat-il Eviiya; c.2, s.l33
2) Tabakat-iil Havas; s.77
ABDULVEHHAB-I MISRI;
Misir eviiyasmdan. Ismi, Abdiilvehhab, babasmm ismi Ahmed'dir. Lakabi Taciiddin, kiinyesi
Ebu Nasr'dir. Ibn-i Arab§ah ismiyle me§hur oldu. 1410 (H.813) senesinde Tiirkistan'da
bulunan Hac-i Tarhan'da dogdu. 1516 (H.922) senesinde Misir'da vefat etti. Bab-i Ziiveyle
di§mda, kendi dergahi bah9esine defnedildi.
Abdiilvehhab-i Misri, kii9iik ya§ta babasiyla birlikte Tokat'a, sonra Haleb ve §am'a gitti.
Kur'an-i kerimi okudu ve diger ilimleri tahsil etti. Arabi ilimleri, fikih ilmini ve ba§ka ilimleri
babasmdan okudu. Babasmm, Kadi §ihabiiddin bin Habal'dan okudugu esnada, Sahih-i
Mlislim'i dinledi. Ibn-i Hacer el-Askalani'den hadis-i §erif dinledi. Alaeddin es-Sayrafl,
el-Mahyavi gibi zatlar ondan ilim ogrendiler. 1446 senesinde, babasmm sagligmda hac
ibadetini yerine getirdi. Feraiz ilmini §am'da §ihabuddin Ahmed el-Him§i'den ogrendi ve bu
ilimde ozel ihtisas sahibi oldu. §erif bin Emir' den giizel yazi yazmayi ogrendi. Sofiyye'den
§eyh Nureddin bin Halil ile kar§ila§ip, ona talebe oldu, ondan feyz alip yiikseldi. Bu arada
§eyh Takiyyiiddin Abdiirrahim el-Evkaci'nin de sohbetlerine devam edip, ondan; Sahih-i
Buhari, §ifa, Avarif-iil-Mearif adli eserleri okuyup, manevi feyz aldi.
Dime§k'da ve Kahire'de bir miiddet kadi vekilligi yaptiktan sonra (§am'a) kadi tayin edildi.
Kendisini 9ekemeyenlerin bir9ok §ikayetlerinden dolayi, buradan ayrilarak Kahire'ye geldi.
Sargatmi§iyye Medresesi miiderrisi Selahaddin et-Trabliisi'den bo§alan fikih miiderrisligine
tayin edildi ve oraya yerle§ti. Ya§adigi beldenin insanlari kendisine 90k ikram ve liitufta
bulundular. Zamanla cemaati 90galdi. Sohbet meclisi insanlarla dolup ta§ardi. Vefatina kadar
Sargatmi§iyye miiderrisligine ve orada bulunanlara vaz ve nasihatlariyla insanlari hak yola
davet etmeye devam etti.
Abdiilvehhab-i Misri; alim, fazil, vekar sahibi, kadilik gorevinde 90k dikkatli, abid, 90k
ibadet eden bir zat idi. Daima abdestli bulunurdu. Yiizii, kalbinden ta§ip gelen nurlarla
parlardi. Kendisini ahlaki giizelliklerle bezemi§ti. AUahii tealanin sevgili bir kuluydu.
Yiiriiyenlerin ayak sesi duyulmasin diye, dergahini siyah ke9e ile d6§emi§ti. Bu hususu merak
edip sormak isteyenlere §6yle derdi: "Dervi§lerin yeri Hakk'in huzurudur. Orada ne yiiksek bir
ses duyulmali, ne de yiiksek sesli bir hareket olmalidir."
^ok talebe yeti§tirdi. Talebeleri son derece olgun ve niir yiizliiydiiler. Halkin ve memleketin
ileri gelenleri arasinda onun iistiinliigiinii kabul etmeyen yok gibiydi. Sultanlar ve valiler her
ne arzusu olursa olsun, mutlaka yerine getirip saygida kusur etmezlerdi.
Abdiilvehhab-i Misri, kirk yil yatsi abdesti ile sabah namazini kildi. Yirmi be§ sene yam ve
sirti iizerine yataga yatip uyumadi. Hasir iizerinde, diz iistii oturup uyurdu.
Kansu Gavri, Osmanli Sultani Yavuz Sultan Selim'le harb etmek iizere hazirlandigi zaman.
§eyh Abdiilvehhab-i Misri ve o beldenin ileri gelen alimlerinin kendisiyle beraber gelmelerini
istedi. Kabul etmediler. Kansu Gavri, onlari kendisiyle birlikte Yavuz Sultan Selim'e kar§i
harbe gitme hususunda tehdid etti. §eyh Abdlilvehhab-i Misri; "Seninle beraber olamayiz.
Bizi oldiirecek olsan dahi Yavuz'a kar§i harbe gitmeyiz. Yavuz'un zaferi muhakkaktir." dedi
ve buyurdugu gibi oldu.
Abdiilvehhab-i Misri buyurdu ki:
"Kanaat, bir dervi§in az katik ve az ekmek bulup yemesi degildir. Asil kanaat ii9 giinde ancak
birka? lokma yemesidir. O da, canliligini devam ettirebilmesi i^indir. Daha iyisini yapmak
isteyen, be§ giinde birkaq; lokma ile yetinmeli."
"Bir talebe hocasini kalben sevip, onun izinde gidip tabi olmadik9a, hakiki talebe olamaz."
Abdiilvehhab-i Misri hazretlerinin, kelam, fikih, feraiz, tasavvuf ilimlerine dair yazdigi ve bir
kismi manziim olan bir^ok eserleri vardir. Bu eserleri §unlardir: 1) Ravdat-iir-Raid fi
ilm-il-Feraid, 2) El-ir§ad-ul-Muftd li-Halis-it-Tevhid, 3) §ifa-ul-Kelim ft Medh-i
Nebiyy-il-Kerim, 4) El-Cevher-iil-Mindad fl ilm-il-Halil bin Ahmed, 5) Delail-iil-lnsaf
fil-Hilafiyyat, 6) Feth-ul-Abir min Feth-il-Habir fi llm-it-Ta'bir, 7) Manzumetiin fi
Nahv (4000 beyitlik), 8) Letaif-ul-Hikem, 9) Ke§f-ul-Kurub (Bazi salih kimselerin
hayatlarmi anlatir), 10) E§ref-ul-Ensab, 11) E§ref-ur-Resail ve Etraf-iil-Mesail, 12)
El-Cevheret-iil-Vad'iyye,
1) Mu'cem-iil-Miiellifin; c.6, s.219
2) Ed-Dav-iil-Lami'; c.5, s.97, 98
3) §ezerat-iiz-Zeheb; c.8, s.5
4) Ke§f-iiz-Ziiniin; s.67,620,759,920,1056,1405
5) Kevakib-iis-Saire; c.l, s. 257,258
6) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.l34
7)E1-Alam;c.l,s.l80
8) Tabakat-iil-Kiibra; c.2, s.l29
9) Brockeknan; Gal.2, s. 19,20, Sup.2, s.l3
10) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.l3, s.89
ABDULVEHHAB MUTTEKI;
Hindistan'da yeti§en me§hiir velilerden. Mendev'de dogdu. Dogum tarihi bilinmemektedir.
1592 (H.IOOO) senesinden sonra Mekke'de vefat etmi§tir. Mekke yakinlarindaki Ma'lah
kabristanina defnedildi. Babasi §eyh VeliyuUah memleketleri Mendev'in ileri
gelenlerindendi. Ba§larindan geQen bazi hadiseler sebebiyle Burhanpur'a goQtiiler.
Burhanpur'a yerle§melerinden kisa bir miiddet sonra babasi ve annesi vefat etti.
Abdiilvehhab Miitteki, babasinin ve annesinin vefatindan sonra kiiQiik ya§ta kendini ilme
verdi. llim ogrenmek i^in §ehir §ehir dola§ti. Giicerat, Serendip, Dekkan ve Seylan gibi
zamaninin onemli ilim merkezlerine gitti. Alimlerden ders aldi. Sohbetlerinde bulundu. Daha
sonra Mekke-i miikerremeye gitti. Biiyiik hadis alimi ve evliyanin me§hurlarindan olan §eyh
Ali Miitteki hazretlerinin namini duymu§tu. Huziiruna vardi. Talebelige kabiil edilmesini arz
edince, Ali Miitteki onun kim oldugunu sordu. Abdiilvehhab da kendini tanitinca, Ali
Miitteki; "Baban VeliyuUah, benim arkada§imdir. Seni talebelige kabiil ettim. Arzu edersen
yanimda katip olarak kal." buyurdu.
Abdlilvehhab Mlitteki kabul ederek Ali Miitteki'iiin huzurunda yeti§meye ba§ladi. Hocasinin
yazdigi kitaplarin tashihlerini ve kar§ila§tirmalarini yazmakla me§gul oldu. Hocasinin
eserlerini yazmak iQin g6rulmemi§ derecede gayret ve azim gosterdi. On iki bin beytlik bir
kitabini on iki gecede yazdi. Ali Miitteki hazretleri onu sevip ders ve sohbetlerinde yakin
alaka gosterdi. Tasavvufta yeti§tirip kemale erdirdi. Abdiilvehhab hocasin hususi
tevecciihierine kavu§tu. Eviiyalik makamlarinda hal sahibi oldu. Bir defasinda hocasinin;
"Allah yolunda buldugum karde§ Abdiilvehhab'dir." soziine mazhar oldu.
Ali Miitteki hazretlerine on iki yil hizmet etti. Hocasi 1567 senesinde vefat edince, ona
vekalet etti. Insanlara Allahii tealanin emirlerini ve yasaklarini ogretti. llim, amel, hal, ittiba',
istikamet, terbiye, sohbet, ifade, ilim talebesine yardim, §efkat, garip ve fakirlere kucak aQma,
insanlara nasihat, nuraniyet ve diger iyilik hususlarinda yiiksek iistadinin hakiki varisi ve
sadik talebesi idi. Harameyn halki, Yemen, §am ve Misirlilar, kendisinin iistunliigiinu kabul
edip, sohbetiyle §ereflenmek iQin ko§tuIar.
Abdiilvehhab Miitteki'yi taniyan Yemenii bir veli, Mekke ve Medine halkina bir mektup
gondererek; "Ey Harameyn halki! iQinizde Allahii tealanin niirunu saQan Abdiilvehhab'in
kiymetini biliniz ve ondan istifade etmeye bakiniz." diye yazmi§tir.
Yemen'de taninan ve halk arasinda me§hiir olan Seyyid Hatem, yiiksek haller, kerametler
sahibi bir kimseydi. Abdiilvehhab Miitteki hazretleri ile g6rii§mek i^in yollara dii§tii ve
Meidce'ye geldi. G6rii§mek i^in izin istedi. O ise; "Kalblerin g6rii§mesi yeterlidir, bedenen
g6rii§meye ihtiyaQ yoktur." buyurdu. Seyyid Hatem; "Bu soze bile raziyim." diyerek geri
doniip, g6rii§meden ayrildi.
Abdiilvehhab Miitteki kirk ya§Iarinda eviendi. Eline ge9en parayi fakirlere, muhtaQlara, ilim
ogrenen talebeye ve din-i Islam'in yayilmasina 9ali§an kimselere dagitirdi. Kendisi i9in,
alacagi kitaplar ve giinliik yiyecek i^in para ayirirdi. Peygamber efendimizi ziyarete gelenlere
husiisi muamele ederdi.
Hafizasi 90k kuvvetii olup, ogrendigini uzun yillar unutmazdi. Kamus liigati ezberinde idi.
Fikih ve hadis ilminde de boyle idi. Arabi alet ilimlerini de iyi bilirdi. Senelerce Harem-i
§erifte bu ilimlerin dersini verdi.
Bir giin istidracdan, miisliiman olmayanlarda ve bid'at ehlinde goriilen havada U9mak, su
iistiinde yiizmek gibi hallerden soz a9ilmi§ti. Buyurdu ki:
"Fasiklara ve bid'at sahiplerine de bir kuvvet verilir ve onunia avamin kalblerini 9ekebilirler.
Dinde saglam olmayanlari yoldan 9ikarirlar."
Buna uygun olarak ba§indan ge9en §u hadiseyi anlatti:
Bir zaman yolculukta bir §ehre ugradim. §ehrin kadisi §afii mezhebindeydi. Ismi,
Abdiilaziz'di. Dervi§Ieri, yolculari himaye ederdi. Beni de kiyafetle goriince, yanima gelip
oturdu. Konu§tuk. "§ehrinizde sohbet edebilecegimiz salih kimseler var mi?" dedim. "Goniil
sahibi bir adam var. ^oklari ona bagli. Lakin zahirde bazi haramlari i§Iediginden biz onu
arayip sormuyoruz." dedi. Ertesi giin adamin oldugu yere gittim. Baktim ki, yiiksek bir
yerde iki uq ki§i ile birlikte oturuyordu. Cemaat ise, erkek-kadin kari§ikti. Biz i9eri girince;
"Merhaba." dedi. Bir miiddet sonra kadehler gelip §arap dagitilmaya ba§Iandi. Bana da i§aret
edip; "Haydi sen de i9." dedi. "Haramdir, i9ilmez." dedim. Ne kadar israr ettiyse, soziimde
dump i9medim. "i9mezsen bak sana ne yaparim." diye tehdid etti.
Sonunda iizgiin ve kederii bir halde oradan kalktim. Arkada§Iarimin yanina geldim. Yemek
hazirdi. Canim yemek istemedi. Oyle uykuya daldim. Kimseye de ba§imdan ge9eni
aniatmadim. Riiyada, aga9lar, meyveler ve pinarlarla dolu giizel bir bah9e gordiim. Yolu
dikenli ve sikintiliydi. Ona gitmek pek zor goriindu. §arap dagitan adam ^ikageldi. Elinde
§arap kadehi vardi. "Al bunu iq, seni bu bah^eye gotiireyim." dedi. Riiyada da, o harami alip
i^medim. Bu esnada uyandim. La havle okudum. Bana ne oluyor, riiyada da ayni §eyi
gordiim, dedim. Kalktim, Resul-i ekreme sigindim. Tekrar uyudum. Bu sefer Peygamber
efendimizi gordum. Huzuruna vardim. Miibarek elinde asa, baston vardi. Aniden o bid'at
sahibi adam goriindu. ResuluUah efendimiz bastonu ona firlatti. O kopek §ekline girdi ve
ResuluUah'in huzurundan ka^ti. Peygamberimiz sonra bana donerek; "O ka^ti, bir daha bu
§ehirde duramaz." buyurdular. Uyandim. Abdest alip, iki rekat namaz kildim ve §ukrettim. O
adamm oldugu tarafa gittim. Gordiim ki, orada hi9bir §ey kalmami§. Ben gitmeden ka9ip
gitmi§ti. Oradakiler; "Birka? saat once evini yikip, buradan toparianip gitti." dediler.
Abdiilvehhab Miitteki hazretleri buyurdu ki;
"ilim gida gibidir. Ona bir zaman ihtiya? vardir. Faydasi da herkesedir."
Kendisine dediler ki:
"Talibin devamli zikirde olmasi lazimdir, diyorlar. Bu nasil olur?" Buyurdu ki:
"Hayirli amelle me§giil olan, daima zikirdedir. Namaz kilmak zikirdir. Kur'an okumak
zikirdir. Din ilimleri ogretmek ve ogrenmek zikirdir. Her hayirli amel zikirdir."
"Selef-i salihinin yolu, 9e§it 9e§it iyi ifleri yapmak, ahlakmi giizelle§tirmek ve ilmi yaymakti."
|b IhtIyar hizir'di..]
Bir giin, Hizir aleyhisselam hakkmda konu§uIuyordu. Abdiilvehhab Miitteki §6yle anlatti:
KiiQiiktiim, Mendev'de 9ikan bazi hadiseler sebebiyle babamla sahraya ^iktik. Fakat
yolumuzu kaybettik. Yiyecek ve i^ecek hi^bir §eyimiz yoktu. ^ok aciktim. Aglamaya
ba§Iadim. Babam beni teskin ediyor ve; "Sabret ileride yiyecek vardir." diyordu. Ama bu
sozler beni rahatlatmiyordu. Bu halde iken ak§am oldu. Arslan ve kurt korkusundan bir agaca
9ikip, geceyi orada ge^irdik. Sabahleyin gordiik ki, o agaca yakin bir yerde tatli su pinari var.
Sular §iril §iril akiyor. Yaninda niir yiizlii bir ihtiyar oturuyor. Bizi goriince, koltugunun
altindan sicak ekmek Qikarip babama verdi. Oraya yakin bir koyiin yolunu bize gosterdi.
Ekmekleri yedik. O Sudan kana kana i9tik ve koyiin yolunu tuttuk. O koye gidip, rahat ettik.
Sonra o zati ve pinari gormeyi arzuladik. Tekrar agacin altina geldik. Orada ne o pinar, ne de
zat vardi. §a§ip kaldik. Herhalde o ihtiyar Hizir'di ve bize yardim i^in g6riinmii§tii.
1) Ahbar-iil-Ahyar; s.275
2) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.l5, s.150
3) Hazinet-iil-Asfiya; c.l, s.138,140
4) Hadaik-iil-Hanefiyye; s.392
5) Zad-iil-Miittekin fi Siiliiki Tarik-il- Yakin (AbduUah-i Dehlevi)
6) Persian Litarature; c.2, s.979
ABDULVEHHAB-I §A'RANT;
Misir evliyasinin biiyiiklerinden ve §afii mezhebi fikih alimi. Ismi ve nesebi; Abdiilvehhab
bin Ahmed bin Ali bin Ahmed bin Muhammed bin Zerka bin Miisa bin Sultan Ahmed
Tilimsani Ensari'dir. Imam-i §a'rani ve Kutb-i §a'rani lakabiyla me§hurdur. Nesebi,
Peygamber efendimize dayanir. Abdiilvehhab-i §a'rani Misir'in Kalka§end kasabasinda 1493
(H.898) de dogdu. 1565 (H.973) de Misir'da vefat etti.
Abdulvehhab'i babasi kuQuk ya§inda ilim tahsiline verdi. Heniiz yedi ya§inda Kur'an-i kerimi
ezberledi. Sekiz ya§inda iken, geceleri tehecclid namazlarini hi9 terk etmeden kilmaya
ba§ladi. Biilug Qagina gelmeden, kildigi gece namazlarinda Kur'an-i kerimi hatmederdi. Bir
i§e ba§layinca, en ince ayrintilarina kadar iner, o i§i en iyi §ekilde yapardi. ^ali§kanligi ve
anlayi§i ile, hocalarinin kisa zamanda gonuUerini fethederdi. Hocalarindan okudugu kitaplari
ezberlerdi. Gen9 ya§inda, hadis ve fikih ilimlerinde ehliyet kazandi. Tasavvuf yolunda da
9ali§arak, pek^ok velinin feyz ve teveccuhlerine kavu§tu. Bunlarin ba§licasi, Aliyy-lil-Havvas
hazretleridir. Ayrica feyz aldigi, sohbetiyle §ereflendigi hocalarindan bazilari §unlardir:
Muhammed Magribi, Muhammed bin Anan, Ebii'l-Abbas Gamri, Nureddin Haseni,
§eyhulislam Zekeriyya el-Ensari, Ali Darir, Ali bin Cemal, Abdiilkadir bin Anan,
Muhammed Adil, Muhammed bin Davud, Muhammed Servi, Nureddin Miirsafl, Taciiddin
Zakir, Efdaliiddin. Bunlardan ba§ka pekQok evliyanin da teveccuhlerine, feyz ve bereketlerine
kavu§tu.
Abdiilvehhab-i §a'rani'ye; "Tasavvuf yoluna nasil girip ilerledin ve buna kimler sebeb oldu?"
diye sorduklarinda §6yle anlatti:
Tasavvuf yolunu, once Hizir aleyhisselamdan ve iistadim Aliyy-iil-Havvas'tan ogrendim.
Once onlara tam olarak inanip teslim oldum. Ne emrettilerse hepsini yaptim. Nefsimle
senelerce miicahede ettim. Nefsimin istemediklerini yaparak, onu terbiye ettim. Oyle ki,
yalniz kaldigim zaman, odamin tavanina bir ip baglar, onu boynuma takarak Rabbime ibadet
ederdim. Uykum geldiginde yatmak isterdim. Fakat boynumdaki ip, uykuya mani olurdu.
Mecburen ibadete devam ederdim. Boylece nefsimin istemedigi §eyleri yaparak, onu terbiye
etmeye, yola getirmeye Qabalardim. Haramlardan §iddetle ka^indigim gibi, miibahlarin
fazlasini dahi terkederdim. Yiyecek bir §eyim olmadigi zaman ot yer, kimseden bir§ey
istemezdim. Vali konaklarinin ve sultan adamlarinin evlerinin golgesinden dahi ge^mez,
yolumu degi§tirirdim. lyice incelemeden bir §ey yedigim olmadi. Oyle bir hale geldim ki,
gelen yiyecege bakarak, onun helal olup olmadigini, Rabbimin bana ihsan etmesiyle
anlamaya ba§ladim. Helal yiyeceklerden temiz ve giizel, haram olanlardan ise, kotii ve pis bir
koku, §uphelilerden de, haramlardakinden daha az bir koku hasil olmaya ba§ladi. Bu
alametlere gore hareket ettim. Elimden geldigi kadar dinin emir ve yasaklarina dikkat ettim.
Cenab-i Hak da, bana ibadetleri zevkle yapmayi ihsan etti. Kalp goziim a^ildi, yakin hasil
oldu ve hakikatin menbaina, kaynagina eri§tim. 1540 senesinde hacca gittigimde, Kabe'nin
altin olugunun altinda, dua ederek AUahii tealadan ilmimi arttirmasini istedim. O anda
hatifden, gizliden gelen bir ses; "Sana, §imdiye kadar gelen miictehidlerin ve onlara tabi
olanlarin sozlerini tartip anlayan bir mizan verdim. Bu sana yetmez mi?" diyordu. Bu sese
kar§i; "Ya Rabbi! Yeter. Fakat, daha fazlasini isterim." dedim.
Abdiilvehhab-i §a'rani zamaninin velilerini sik sik ziyaret eder nasihat ister ve goniillerini
alirdi.
1540 senesi bir yaz giinii, Kahire'nin Nil Nehri iizerindeki Hakimi Kopriisiinun altinda
bulunan ya§li bir veliyi ziyarete gitti. Selam vererek iQeri girince o zat adini sordu.
"Abdiilvehhab." dedi. Ona; "Senelerden beri seni gormek arzusunda idim. Buyur otur."
deyince yanina oturdu, el ele tutu§tular. Elini oyle kuvvetlice sikti ki, neredeyse acidan
bagiracakti. Ona; "Kuvvetimi nasil buluyorsun?" diye sorunca; "^ok biiyiik bir kuvvete
sahibsiniz." dedi. O zaman ona:
"i§te bu kuvvet, gen^ligimden beri yedigim helal lokmalar sebebiyle hala mevcuttur.
Hamurum helal bir maya ile yogrulmasaydi, bu giiniin, giinahlarina aldirmayan insanlarin
viicutlari gibi, benim viicudum da gev§ek olurdu. Ey oglum! Yiiz kirk ii? ya§ina geldim.
AUahii tealaya yemin ederim ki, bugiin insanlar her yonden degi§mi§tir. Hele bu son
senelerde, dinin emirlerini yerine getirmekte ve emanete riayet etmekte biiyiik bir eksiklik
var. Bugiin yakin akraban, hatta 6z karde§in bile seni tanimamaktadir. Oglun dahi sana ba§ka
gozle bakmakta ve bir yabanci gibi davranmaktadir. Insanlarin birbirlerine muhabbetleri hi?
kalmami§, dert ve belalara kar§i sabirlari eksilmi§, kaza ve kadere kar§i boyun egmek yerine
gazab hakim oImu§, dinleri zayiflami§tir. Ey oglum! §imdi sana zamanimizin kotii ve yorgun
insanlarini aniatmaktansa, salih insanlarini aniatmak daha iyi olacak." dedi ve §6yle devam
etti: "Zamanimizin en iyileri; geceleri kalkip sabahlara kadar namaz kilan, sabah namazindan
sonra ogleye kadar Kur'an-i kerim okuyup tesbihini Qekerek Allahii tealayi zikreden, ikindiye
kadar dualarini yapan, ak§ama kadar her giin devam iizere oldugu dualari tekrar tekrar yapan,
yatincaya kadar da tovbe istigfar ederek vaktini geQirenlerdir."
Abdiilvehhab-i §a'rani ona:
"Boyle kimselerin goriiniirdeki biitiin giinahlardan temizlendigini dii§iinsek, bu insanin,
ba§kalari hakkinda kotii dii§iinmesinin oniine geQebilir miyiz? Bu kimse, kendisini
kiskananlari bir dakika olsun gormek ister mi?" diye sordu. O da cevap olarak §6yle dedi:
"Bu, 90k zayif bir ihtimaldir. Bir insan, hayati boyunca durmadan ibadet yapsa, kazandigi
sevaplari terazinin bir kefesine koysa, bu kimsenin bir miisliiman hakkinda sii-i zannindan
meydana gelen giinahini da bir kefesine koysan, giinah kefesinin agir basacagini goriirsiin.
Salih, iyi kimselerin hayatlari boyunca yaptigi ibadetler, bir defa yaptigi kotii dii§iinceden
meydana gelen giinahi kar§ilayamadigina gore, diger insanlarin hallerinin ne olacagini
dii§iin!"
imam-i §a'rani pek 90k talebe yeti§tirdi. Etraftan akin akin gelen talebeler medreseyi
doldurur, onun e§siz bir derya olan bilgilerinden istifadeye 9ali§irlardi. Talebelerine hem
zahiri, hem de batini ilimleri ogretirdi. Hatta kendisini 9ekemeyen ve aleyhinde olanlara
riiyada goriiniir, onlari ikaz eder, bozuk dii§iincelerden korurdu. Boylece onlarin da istifade
etmesini saglar, Cehennem'de yanacak bir halden onlari korumaya 9ali§irdi. Merhameti 90k
fazlaydi.
Birgiin biri §eyhiilislam Nasiruddin Lekani'ye gelerek onun hakkinda 9e§itli yalan ve iftiralar
uydurdu. §eyhiilislam da bu sozlere inandi. Bu haberi i§iten Abdiilvehhab-i §a'rani,
§eyhiilislam'in yanina gelerek, ondan Maliki mezhebinin fikih bilgilerini ihtiva eden Kasim
Abdiirrahman'in yazdigi Miidevvene'yi emanet istedi. §eyhiilislam kitabi vermeden once; "AI,
okursun da, belki yaptigin kotiiliiklerden vaz ge9ersin. Dinin emir ve yasaklarina uyarak
dogru yolu bulursun." dedi. Abdiilvehhab-i §a'rani de; "in§aallahii teala oyle olur." buyurdu.
§eyhiilislam, talebelerinin birisine emredip, birka9 cilt olan Miidevvene'yi kiitiiphaneden
getirmesini soyledi. Ciltler gelince, ileri gelen talebelerinden birine, ciltleri Abdiilvehhab-i
§a'rani ile gotiirmesini emretti. Imam-i §a'rani ile talebe eve geldiler. Talebe kitabi biraktiktan
sonra gitmek istedi. Fakat Imam-i §a'rani, bir gece kalip ertesi sabah gitmesini soyleyince,
talebe kabiil etti. Gecenin ii9te biri ge9inceye kadar talebe ile sohbet etti. Talebeye
yatmasini soyleyip, kendi odasina ge9ti. Odasinda 90k az bir zaman dump, tekrar talebenin
kaldigi odaya geldi. Onu uyandirip, abdest aldirdi. Beraberce fecr vaktine kadar namaz
kildilar. Sonra sabah namazlarini kilip, giine§ bir mizrak boyu yiikselinceye kadar Kur'an-i
kerim okudular. Sonra duha namazini kildilar. Talebeye; "§imdi hocanin yanina
gidebilirsin.Getirdigin bu kitaplari da teslim edip, benim te§ekkiir ettigimi bildirirsin."
buyurdu. Talebe; "Peki efendim." diyerek, kitaplari kucakladi. Fakat i9inden de; "Bir
geceligine onu getirtip, hi9 bakmadan geri gotiirmenin ne faydasi vardi." demekten kendini
alamadi.
Talebe kitabi okumadigi i9in, i9indeki yazilardan haberi yoktu. Kitaplari hocasina
gotiirdiigiinde, §eyhiilislam Nasiruddin, Abdiilvehhab-i §a'rani'nin kendisiyle alay ettigini
sanarak kizdi. O sirada bir kimse gelip, §eyhulislam'a bir sual sordu. §eyhulislam soruyu tarn
olarak cevaplandirabilmek iQin, Mudevvene'nin ciltlerini kari§tirmaya ba§ladi. Her cildin
ba§rndan sonuna kadar, sayfalarrn kenarrnda Abdlilvehhab-r §a'ranr'nin kendi el yazrsr ile
yazrlmr§ luzumlu aQrklamalar ve kayrtlarrn oldugunu gordri. Talebeyi Qagrrarak;
"Abdlilvehhab bu geceyi kitaplara yazr yazmakla mr geQirdi?" diye sordu. Talebe de yemm
ederek; "Efendim! Bu gece Abdiilvehhab-r §a'ranr benden yirmi dakikadan daha fazla bir
zaman aynlmadr. Sabaha kadar beraber namaz krldrk. Kur'an-r kerrm okuduk. Onun benim
yanrmda kitaplarla me§gul oldugunu hi? gormedim." dedi.
Talebesinden bu sozleri i§iten §eyhulislam'rn, hayretinden akh kan§tr. Degil yirmi dakikada,
yirmi glinde bile bu ciltler dolusu kitabi okumak mumkun degildi. Fakat hakikat goziinun
oniinde idi. Biitun ciltler okunmu§, sayfa kenarlarina izahlar yazilmi§ti. Bu AUahii tealanin
Abdulvehhab-i §a'rani'ye ihsan ettigi bir kerametti. HemenAbdulvehhab-i §a'rani hakkinda
du§undugii kotii du§uncelere, ona soyledigi sozlere pi§man olup, tovbe istigfar eyledi.
Ko§arak Imam-i §a'rani'nin evine gitti ve huzuruna kabulii i^in yalvardi. Kabul edilince tovbe
ettigini bildirdi. Abdlilvehhab-i §a'rani de; "Maksadim, bu gece bana emanet olarak verdigin
kitaplardan hazirladigim bu muhtasari senin ogrenmendi." buyurdu.
Emir Muhammed Defterdar ve arkada§lari her gece yatsi namazindan sonra bir yerde toplanip
sohbet ederlerdi. Alimlerin ilminden, velilerin kerametlerinden anlatirlardi.
Bir giin yine boyle toplanmi§lardi. Sohbet aninda soz, halen hayatta olan Imam-i §a'rani'ye
geldi. Onun buyiiklugunu anlayamayan bazilari, aleyhinde dedikodu etmeye ba§ladilar. Emir
Muhammed Defterdar da onlarla birlik olup, aleyhinde konu§tu. O gece riiyasinda, kalabalik
bir ordunun Misir'a bir iq kari§ikligi diizeltmek IqIu geldigini gordli. Ordu kumandani,
Misir'in Babunnasr denilen kapisinda durdu ve; "Misir'in sahibi ile g6ru§up, Misir'in
anahtarini vermedikQC i^eri girmeyiz." dedi. "Misir'in sahibi kimdir?" dediklerinde; O da;
"Abdiilvehhab-i §a'rani'dir." dedi. Kumandan, adamlarindan birini gonderdi. Imam-i
§a'rani'yi evinde bulamadilar. Oglu Abdiirrahman'a durumu anlattilar. Abdurrahman,
babasinin miisaade edecegini soyleyerek anahtari verdi. Uyandiginda, Emir Muhammed
Defterdar yaptigi hatayi anladi. Demek ki, bu zamanda Misir'in hakiki sultani Abdiilvehhab-i
§a'rani'ydi. Sabah oldugunda, Imam-i §a'rani hazretlerine gidip talebesi olmakla §ereflenmek
istedigini bildirince; "Talebe olmaniz IqIu ille anahtar mi vermek lazimdir?" buyurarak, gece
riiyasinda gordiiklerini bildigini i§aret etti. Bu kerametini de goren Emir Muhammed
Defterdar'in, ona olan bagliligi ziyade oldu.
Seyyid Ahmed Bedevi hazretlerinin Misir'in Tanta §ehrindeki tiirbesi ba§inda, her sene belli
bir giinde toplanti yapilip, mevlid okunurdu. §eyh Sa'diiddin Sanadidi, Imam-i §a'rani'yi
sevmez, onun biiyiiklugiine inanmazdi. Hatta onun pek^ok kotii taraflarinin oldugunu
savunur, ilminin derinligine inanmazdi. Ahmed Bedevi'nin tiirbesi ba§inda mevlid okundugu
bir sene, oraya Imam-i §a'rani ve Sa'diiddin Sanadidi de gelmi§lerdi. Sa'diiddin,
Abdiilvehhab-i §a'rani'nin mevlide gelmesine §iddetle kar§i Qikarak; "Boyle bir mevlidde,
kendisinde pekQok kotii yanlar bulunan kimse nasil bulunabilir?" demi§ti. Sa'diiddin, o gece
riiyasinda Peygamber efendimizi gordii. Resiilullah efendimiz Abdiilvehhab-i §a'rani'yi
kucaklami§, bagrina basmi§ti. Abdiilvehhab-i §a'rani'nin de gogiislerinden siit akiyor, mevlide
gelen herkes, doyuncaya kadar onun siitiinden iQiyorlardi. Seyyid Ahmed Bedevi hazretleri
de, Resiilullah efendimizin huziirunda idi. Ahmed Bedevi, oradakilere; "Bizden meded
isteyen Abdiilvehhab-i §a'rani'yi ziyaret etsin." diyordu. Riiyadan uyanan Sa'diiddin, Imam-i
§a'rani'nin biiyiikliigiinii anlayarak, ona kar§i olan bozuk itikadini diizeltti ve onun en yakin
talebelerinden oldu.
Evliyanin biiyiiklerinden Omer Nebtiti'nin talebesi Abdullah, Imam-i §a'rani'nin biiyiikliigiinii
9ekemez, onu kiskanirdi. Abdullah, bir gece riiyasinda sevgili Peygamberimizi gordii.
Huzurunda hazret-i Ali de vardi. Ona buyurdular ki: "Abdiilvehhab'a §u takkemi giydir.
Ayrica ona, mahlukata tasarruf etmesini soyle. Ba§kalarina ise mani ol." Abdullah, ResuluUah
efendimizden bu sozleri i§itince, yaptigi hatanin buyiiklugunu anladi. Uyandiginda tovbe etti.
Amir Bagdadi isimli talebesi onceleri; "Hiq kimse, bir ihtiyacin hasil olmasinda vasitaya
muhta? degildir. Bu sebeple AUahii tealadan bir §ey isterken ba§kalarini vesile etmek, onun
hurmetine ver demek olmaz." der, velilerdeki kerametlere de inanmazdi. Bir giin riiyasinda
ResuluUah efendimizi gordii. Yaninda Abdiilvehhab-i §a'rani hazretleri de vardi. Peygamber
efendimizin mlibarek elini opmek istedi. Fakat ona hiQ iltifat etmiyor, huzuruna gittikQe
yoniinu ondan Qeviriyordu. Bir ara Abdiilvehhab-i §a'rani'ye; "Ne olur, Peygamber
efendimize bir arz et de, beni kabul buyursun. Miibarek elini opmekle §erefleneyim." diyerek
yalvarmaya ba§ladi. O kadar yalvardi ki, Abdiilvehhab-i §a'rani onun gozlerinden akan
ya§lara dayanamadi. ResuluUah efendimizin huzuruna varip, onu i§aretle bir §eyler soyledi.
Bunun lizerine onu Huzur-i §eriflerine kabul ettiler. Uyandigmda, onceki du§uncelerinin ne
kadar yanli§ oldugunu anladi. Tovbe etti ve sabahleyin Abdlilvehhab-i §a'rani'nin
medresesine gitti. Talebesi olmakla §ereflendi.
Abdlilvehhab-i §a'rani hazretlerine, AUahii tealanm oyle ihsanlari vardi ki, saymakla
bitmezdi. Bunlardan biri de; giine§in bati§indan dogu§una kadar, yani ak§amdan sabaha
kadar, cansiz e§yanin ve hayvanlarin tesbihlerini duymasi idi. Bir giin ak§am namazini,
haramlardan 90k sakinan hatta §iipheli korkusuyla miibahlarin fazlasini bile terkeden hocasi
Eminiiddin'in arkasinda kiliyordu. O anda goziinden perde a^ildi. Direk, duvar, hasir,
d6§enmi§ ta§larin tesbihlerini duymaya ba§ladi. Korktu, sonra Misir'da bulunan her §eyin,
sonra etraftaki devletlerdeki ve okyanuslardaki biitiin mahliiklarin konu§malarini ve tesbih
seslerini i§itmeye ba§ladi. Okyanustaki bir balik §6yle tesbih ediyordu:
"Ey cansizlarin, hayvanlarin, bitkilerin, her §eyin rizkini veren Rabbim! Mahliikatindan hi9
birinin rizkini unutmayan ve isyan edenden dahi ihsanini kesmeyen sen, her tiirlii noksanlik
ve kusurdan miinezzehsin."
Namazi kilip bitirdiler. Sabaha kadar bu hal onda devam etti. ^ok korktu. Sabah olurken, Hak
teala merhamet edip, bu gibi §eyleri duymasini perdeledi. Ancak AUahii tealanin ihsani olan
bu durum onda kaldi. Istedigi zaman, istedigi yeri gormek, gezmek nimetini AUahii teala ona
ihsan etti. Bununla da imam kuvvetlendi. Abdiilvehhab-i §a'rani, bu hadiseden sonra, istedigi
zaman goniil gozii ile biitiin diinyayi, bilhassa Islam alemini seyrederdi. §ehir, kasaba, koy ve
iilkeleri a§ar, Endonezya'dan Magrib'e, Tiirkiye'den Yemen'e kadar varir, ihtiya? sahiplerine
yardim ederdi. Bunlarin hepsinin, cenab-i Hakkin bir ihsani oldugunu bildirirdi. Bir giin
buyurdu ki: "Kendimi bir vasita iQinde gordiim. Bir anda yeryiiziinii dola§iyordum. Biitiin
alim ve evliyanin kabirlerinin iizerlerinden, Seyyid Ahmed Bedevi ve Ibrahim Diisiiki
hazretlerinin kabirlerinin altindan geQerek ziyaret ediyordum."
Bir giin Habe§istanli bir gayri miislim, Misir'a gelmi§ti. Abdiilvehhab-i §a'rani'nin namini
duydugu i9in, onunla g6rii§mek istiyordu. Imam-i §a'rani onu kabiil etti. Habe§istan ile ilgili
konu§maya bafladilar. Abdiilvehhab-i §a'rani, Habe§istan'i oyle anlatiyordu ki, en ince
ayrintilarina kadar izah ediyordu. O gayri miislim dinledikQe, ya§adigim yeri benden daha iyi
biliyor diye hayret ediyordu. Dayanamayip Abdiilvehhab-i §a'rani'ye; "Siz Habe§istanli
misiniz?" diye sordu. O da; "Diinyada nereyi gormek arzu etsem, AUahii teala bana orayi
gosterir. Bu, cenab-i Hakk'in bana bir ihsanidir." buyurdu. Bunu i§iten gayri miislim, Kelime-i
§ehadet getirerek miisliiman oldu.
AUahii tealanin Abdiilvehhab-i §a'rani'ye ihsanlarindan biri de, Misir veya ba§ka yerlerdeki
talebelerine kalben seslendigi zaman derhal yanina gelmeleriydi. Yanina gelmeye karar veren
bir talebe yola Qiksa, ona kalben geri don derse, da donerdi. Insanlara ve talebelerine sikinti
anlarinda yardim ederdi. O darda, sikintida olanlarin siginagi ve manevi doktoru idi.
Talebelerinden Yahya Varrak arkada§lariyla hacca gidiyordu. Bindigi hayvan 90k zayifti. Bir
muddet gittikten sonra yorulup yatti. Arkada§larina kendisini beklememelerini, yola devam
etmelerini soyledi. O, hayvaninin dinlenmesini bekliyordu. O anda Abdiilvehhab-i §a'rani
hazretleri yaninda peyda oldu. Hayvani tutup kaldirdi ve ona tebessum ederek kayboldu.
Yahya Varrak hayvanin iizerine bindi. Oyle hizli gitmeye ba§ladi ki arkada§larina yeti§ti ve
onlari gCQti. Kabe-i muazzamanin etrafinda tavaf ederken yine Abdiilvehhab-i §a'rani
hazretlerini gordii. Tavaf muddetince yanindaydi. Halbuki 0, sene hacca gitmemi§ti.
Abdiilvehhab-i §a'rani, Allahii tealanin izniyle hi9 bir mahliikdan korkmazdi. Yilandan,
akrebden, timsahdan, cinden ve benzerlerinden korkmaz, ancak dinin emir ve yasaklarina
uygun olarak onlardan uzak dururdu. Bir giin Said'e (Portsaid'e) gidiyordu. Nehrin kenarindan
yedi kadar timsah onu takibe ba§Iadi. Herbiri okiiz biiyiikliigiinde idi. Onu merkeb iizerinde
goren halk, yutulacak diye feryada ba§Iadi. i§te zaman belini dogrulttu ve suya, timsahlarin
arasina indi. Hepsi Qekilip ka^tilar. Sonra hayvanin yanina geldi. Oradaki insanlar, bu hali
goriince hayret ettiler.
Abdiilvehhab-i §a'rani, bir gece terkedilmi§ ve bakimsiz birakilmif bir velinin tiirbesinde
uyudu. Bu tiirbe iizerinde bir kubbe, etrafinda da ta§Iar bulunuyordu. Ta§Iarin aralarinda ise,
biiyiik yilanlar vardi. Yilanlardan korktuklari i^in, insanlar bu miibarek zati ziyaret
edemezlerdi. Yilanlar, gece Abdiilvehhab-i §a'rani'nin etrafinda doIa§ip durdular.
Abdiilvehhab hazretleri biiyiik ve zehirii yilanlari goriiyor, kalbine zerre kadar korku
getirmiyordu. Sabahleyin, belde halki Abdiilvehhab-i §a'rani'nin tiirbede yattigini
ogrendiklerinde, hayretten dona kaldilar. Huziiruna 9ikip; "Biz, yilanlarin korkusundan,
tiirbenin iQine degil, etrafina bile yakIa§amiyoruz. Siz orada nasil yatabildiniz?" diye sordular.
Onlara buyurdu ki: "Allahii teala, yilanlara beni sokmalari i^in ilham etmedikQC, onlar beni
sokmazlar. Yilana kudret lisani ile, git falancayi sok! denir. Yilan da kimseyi, hasta yapmak
veya kor etmek yahut oldiirmek i^in sokar. Allahii tealanin iradesi olmadan, yilanin bir
kimseyi sokmasi miimkiin degildir."
Abdiilvehhab-i §a'rani hazretleri cinlerle ba§indan ge9en bir hadiseyi §6yle anlatir:
Bir zamanlar evime, cinlerden biri gelmeye ba§Iadi. Bu cin bana dogru gelirken, viiciidumun
biitiin killari diken diken olurdu. O anda Allahii tealanin ismini soylemeye ba§Iardim. Cenab-i
Hakk'in ismini duyan cin, derhal benden uzakla§irdi. Hi^bir zaman ondan ne Qekindim, ne de
korktum. Aksine, gece yolumu kestigi zaman, ona selam vererek ge^ip giderdim. Insanin
tabiati cinden nefret ettigi halde her giin onlari gore gore nefret etmez hale geldim.
Kitlik oldugu giinlerde, cinlerden bir grup evime yerle§mi§ti. Onlara dedim ki: "Bu
gosterdigim ekmeklerden giizelce yiyiniz. Hi^bir miisliimana sakin zarar vermeyiniz."
Onlarin da bana; "Ba§iistiine, emirlerinizi dinleyip itaat edecegimize soz veriyoruz."
dediklerini duydum. Cinlerden biri kcQi kiligina girip, geceleri bizim odaya girer, lambayi
sondiiriir ve giiriiltii Qikarirdi. Bu halden evdekiler korkuya dii§tiiler. ^ocuklarin korkmamasi
i^in, bir gece sedirin altina saklanarak cinin gelmesini bekledim. Tam oniimden gcQerken,
elimle bir ayagini yakaladim. Bagirmaya ve yardim istemeye ba§Iadi. Bunun iizerine ona; "Ey
kcQi kiligina girmi§ olan cin! Bir daha evime girip Qocuklarimi korkutmaya devam edecek
misin, etmeyecek misin?" dedim. Tovbe ederek, bir daha gelmeyecegine soz verdi. Buna
ragmen ayagini birakmiyordum. Ayagi elimde inceldi, inceldi bir kil inceligini aldiktan sonra
avcumdan Qekilip gitti. Bu hadiseden sonra cin evime gelmez oldu.
Ey karde§im! Buna benzer cinlerle ba§imdan gcQcn hadiseler Qoktur. Bunlari aniatmamdan
maksadim, bazi okunacak dualari zamaninda okumaniz iQindir. Gece veya giindiiz yapacagin
i§Ierde, kendini bunlarin §erlerinden nasil koruyacagini bilmeniz iQindir. Eger ben de bu
dualari bilmeseydim, diger insanlar gibi goriinmeyen bu yaratiklardan korkardim.
Abdiilvehhab-i §a'rani insanlar arasindaki anla§mazliklari her iki tarafi iizmeden Qozer, iki
tarafin da kabul edecegi bir neticeye baglardi.
Osmanli padi§ahi Sultan Selim Han Misir'i zaptettigi zaman, Cuma namazini Ezher Camiinde
kildi. Cuma namazini kildiran hatib i^in yiiz altin bagi§ladi. Bunu onceden ogrenen hatib, o
giin Cuma namazini kildirma sirasi kendisinde olan diger hatib arkada§indan izin almi§ti.
Nobetini devreden hatib, diger arkada§inin altinlara kavu§tugunu goriince, soylenmeye
ba§Iadi. O sirada orada bulunan Abdiilvehhab-i §a'rani aralarma girip, nobetini veren hatibe;
"Uziilme! Allahii teala bunu sana kismet etmemi§." dedi. O da; "Rizkimin kesilmesine bu
arkada§im sebeb oldugu i^in kiziyorum." dedi. Abdiilvehhab hazretleri de; "O sebeb oldu
goriinuyorsa da, aslinda sebeb o degildir. Arkada§in ilahi kudretin bir aletidir. Aleti kim
hareket ettiriyorsa, hiikiim onundur. Yoksa aletin degildir. Senin boyle soylemen, sopa ile
doviiliip de, sopayi vurana degil sopaya kizan adamin haline benziyor. Hani sen her Cuma
hutbelerinde; "Vallahi veren de Allahii tealadir, alan da. Yiikselten de Allahii tealadir,
al^altan da..." demez miydin? §imdi niQin bunun tersine gore hareket ediyorsun?" deyince, o
hatib; "Ustadim! Huccet ve isbatlarinia beni susturdun." diyerek oradan ayrildi.
Peygamber efendimizin sozlerine, siinnetine uymaya 90k dikkat ederdi. Hadis-i §erifleri kabul
etmeyenlere §6yle buyururdu:
Siinnet, yani hadis-i verifier, Kur'an-i kerimi a^iklamaktadir. Mezheb imamlari, siinneti
a9iklami§lardir. Din alimleri de, mezheb imamlarinin sozlerini a^ikladilar. Kiyamete kadar da
boyle olacaktir. Siinnet, yani hadis-i verifier olmasaydi sulari, tahareti, namazlarin ka? rekat
olduklarini, riikii ve secdede okunacak tesbihieri, bayram ve cenaze namazlarmm nasil
kilinacagini, zekat nisabini, orucun, haccin farzlarmi, nikah ve hukiik bilgilerini, hi9bir alim,
Kur'an-i kerimde bulamaz ve ogrenemezdi. Imran bin Hasin'e birisi; "Bize yalniz Kur'an'dan
soyle." deyince; "Ey ahmak! Kur'an-i kerimde, namazlarin ka? rekat oldugunu bulabilir
misin?" dedi. Hazret-i Omer'e; "Farzlarin seferde ka9 rekat kilinacagini Kur'an-i kerimde
bulamadik." dediklerinde; "Allahii teala, bize, Muhammed aleyhisselami gonderdi. Biz,
Kur'an-i kerimde bulamadiklarimizi, ResiiluIIahtan gordiigiimiiz gibi yapiyoruz. O, seferde,
dort rekat farzlari iki rekat kilardi. Biz de oyle yapariz." buyurdu. Din imamlarinin hi^bir
sozii, islamiyetin di§inda degildir. ^iinkii herbiri hem hakikatte, hem de §eriatte alimdirler.
ResiiluIIah efendimiz Kur'an-i kerimde icmalen bildirilenleri, yani kisa ve kapali olarak
bildirilenleri a^iklamasaydi, Kur'an-i kerim kapali kalirdi. ResiiluIIah'in varisleri olan mezheb
imamlarimiz (r.aleyhim) hadis-i §eriflerde miicmel olarak bildirilenleri aQiklamasalardi,
siinnet-i nebeviyye kapali kalirdi. Boylece, her asirda gelen alimler, ResiiluIIah'a tabi olarak,
miicmel olani a9iklami§lardir. Allahii teala, Nahl siiresinin kirk dordiincii ayetinde mealen;
"insanlara indirdigimi onlara beyan edesin" buyurdu. Beyan etmek, Allahii tealadan gelen
ayetleri, ba§ka kelimelerle ve ba§ka siiretle aniatmak demektir. Ummetin alimleri de, ayetleri
beyan edebilselerdi ve kapali olanlari a^iklayabilselerdi ve Kur'an-i kerimden ahkam
^ikarabilselerdi, Allahii teala Peygamberine, sana vahy olunanlari teblig et derdi. Beyan
etmesini emr etmezdi.
Abdiilvehhab-i §a'rani hazretleri ii? yiizden fazia eser yazmi§tir. Bunlarin en kiymetlisi dort
mezhebin fikih ilmini bir araya topladigi Mizan-iil-Kiibra isimli eseridir. Diger eserlerinden
bazilari §unlardir: 1) Envar-iil-Kudsiyye, 2) Tabakat-iil-Kiibra: Eserde, Asr-i Saadetten
zamanina kadar dort yiizden fazIa biiyiik alim ve velinin hallerini, kerametlerini, sozlerini
bildiren kiymetli bir kitaptir. 3) Ecvibet-iil-Merdiyye, 4) Ahlak-uz-Zekiyye
vel-Ulum-iil-Lediinniyye, 5) Ir^ad-iil-Mugfelin, 6) Bahr-ul-Mevrud, 7) Feth-iil-Mubin,
8) Feraid-iil-Kalaid, 9) Sirac-iil-Miinir, 10) Me^arik-iil-Envar-il-Kudsiyye.
HELAL LOKMA YEMELI
Abdiilvehhab §a'rani anlatir: "Bir yaz giinii,
Ziyarete gitmi§tim, bir Islam biiyiigunu.
Nil Nehri kiyisinda, bulunan bir hanede,
Ya§ayip, kendisini, vermi§ti ibadete.
Girince selam verdim, o aldi selamimi,
Sonra yiizume bakip, sual etti adimi.
"Abdiilvehhab" deyince, dedi ki: "Senelerdir,
Seni gormek isterdim, ge? otur, i§te sedir."
Sonra tutup elimi, oyle sikti ki benim,
Sanki bir mengeneye, siki§ti o an elim.
Acisindan az daha, bagiracak idim ki,
O sordu; "Nasil buldun, elimin kuvvetini?"
Dedim ki: "^ok biiyiik bir, kuvvete sahipsiniz,
Halbuki bana gore, ya§lisiniz hayli siz."
Dedi ki: "Bak evladim, elimdeki bu kuvvet,
Ta gen^ligimden beri, aynidir itimad et.
Zira hep helal lokma, kazanip onu yedim,
O helal lokmalardan, hasil oldu kuvvetim.
Yiiz kirk iXq ya§indayim, hem dahi §u anda ben,
Hi^bir giin ayrilmadim, helal lokma yemekten.
Lakin bu giin malesef, kotii olmu§ insanlar,
Helal haram demeden, yiyorlar ne bulsalar.
insanlar arasmdan, kalkmi§ sevgi muhabbet,
firkin olan haramlar, olmu§ moda ve adet.
Belalar kar§ismda, yok tevekkiil ve sabir.
Dine kar§i insanlar, olmu§lar kor ve sagir.
AUah'm takdirine, yok tevekkiil ve riza,
Diinyalik sebeplerle, ederler kavga ve niza.
Ey oglum, kotiilerin, hali boyle velhasil,
§imdi iyi insani, anlatayim ben asil.
O, okuyup ogrenir, once ilmihalini,
Sonra da buna gore, diizeltir her halini.
Eger giinah i§lerse, iiziiliir, kalbi yanar,
O 9ikmaz hatirmdan, ta oliinceye kadar.
iyi i§ yapsa dahi, kusurlu, noksan bulur,
Hatta onu unutup, hi9 hatirlamaz olur.
Gece giin kendisini, hep ^eker ki hesaba,
Du§mesin ahirette, Cehennem'e, azaba.
Diinya du§uncesini, sokiip atar i^inden,
Kurtulmaya 9ali§ir, Cehennem ate§inden.
Gonliinden tarn olarak, atar uzun emeli,
Zira iyi bilir ki, 90k yakmdir eceli.
Halis mumin odur ki, odii kopar giinahtan,
Ufak bir giinah i9in, haya eder Allah'tan.
Kotii bilmez kimseyi, asia yapmaz su-i zan,
Bunun girkinligini, bilmiyor QOgu insan.
Halbuki bir miisluman, 90k nafile ibadet,
Yaparak, omiir boyu, eyiese buna gayret,
Bunlardan kazandigi, sevaplari yine,
Mesela terazinin, koysalar bir goziine,
Obiiriine de bir tek, su-i zan seyyiesi,
Konulsa, agir gelir, bu giinahin kefesi.
Ciinkii kul hakki olup, vebali 90k biiyiiktiir,
Ahirete kalirsa, tahammiilii zor yiiktiir.
EVLJYANIN BAKISI YETER!
Talebelerinden SerefiJddTn bin Emir hastalanmisti. Agrilarinin siddeti, giJn gectil<ce daha
da artiyordu. Oyle l<i, artil< olumunij bel<ler oldu. GiJnierce uyl<usuzlugun verdigi bir
halsizlil< icinde g6zl<apal<lari l<apandi. Uyumaga basladi. Rijyasinda buyul< bir nehirde
yuzijyordu. Nehrin asagi taraflarinda bir l<6pru ve onun da asagisinda bir caglayan vardi.
Bu caglayandan canli bir l<imse asagi dusse, normalde parca parca olurdu. Al<an sular
onu surul<leye surul<leye l<6pruye dogru gotiJruyordu. Eger l<6prude tutunacal< bir yer
bulamazsa, caglayandan asagi dusecel<ti. ButiJn gayretine ragmen l<6pruye tutunamadi.
Buyul< bir l<orl<uya l<apildi. Caglayanin basina geldigi an, bir el onu tutup kenara cekti.
OliJmden kurtulmustu. Elin sahibine baktiginda, zamanin en meshur alimi ve velTsi olan
hocasi AbdiJlvehhab-i Sa'ranT'yi gordij. Ona tebessiJm ediyordu. Uyandiginda da
hastaliginin gectigini, hicbir derdinin kalmadigini gordiJ.
PORT HAK MEZHEP
AbdiJlvehhab-i Sa'ranT hazretleri SafiT mezhebi fikhinda zamaninin en bijyuk alimi idi.
Devrinde bazi cahil din adamlarinin HanefT mezhebinin kurucusu Ebu HanTfe'ye ve
talebelerine dil uzatanlara siddetle karsi koyardi. Boyle dusuncelere kapilan bir talebesine
soyle nasThat etti:
Ey kardesim! imam-i A'zam Ebu HanTfe'ye ve onun mezhebini taklid eden fikih alimlerine
dil uzatmaktan kendini koru! Cahillerin sozlerine ve yazilarina aldanma! yiJce imamin
ahvalini, zuhdunij, verasini ve din islerindeki ihtiyatini, titizligini bilmeyen, dinde degisiklik
yapanlara uyarak, onun delilleri zayiftir dersen, kiyamette onlar gibi felakete
siJruklenirsin. Sen de benim gibi, HanefT mezhebinin delillerini incelersen, dort mezhebin
de sahTh oldugunu aniarsin! IVIezheblerin dogru oldugunu, ogle gijnesini gorijr gibi, acik
olarak aniamak istersen, Ehlullah yoluna saril! Tasavvuf yolunda ilerleyerek ilminin ve
amelinin ihlasli olmasini basar. zaman, islamiyet bilgilerinin kaynagini gorursiJn. Dort
mezhebin de, bu kaynaktan alip yaydiklarini, bu mezheplerin hicbirinde, islamiyet disinda
hicbir hijkum bulunmadigini aniarsin. Mezhep imamlarina ve onlari taklid eden alimlere
karsi edebli, terbiyeli davrananlara mujdeler olsun! Allahij teala, onlari kullarina saadet
yolunu gostermek icin rehber, imam eyiedi. Onlar, insanlara AllahiJ tealanin buyiJk
ihsanidir. Cennet'e giden yolun onciJleridirler.
1) Mu' cem-iil-Muellifin; c.6, s.218
2) Pezerat-iiz-Zeheb; c.8, s. 372, 374
3) Esma-iil-Muellifin; c.l, s. 641, 642
4) El-A'lam; c.4, s.l80
5) Camiu Keramat-il-Evliya; c.2, s.l34
6) Tarn Ylmihal Seadet-i Ebediyye;
3 92, 393, 396, 398, 422, 518, 519, 52 6, 657, 674, 750, 92 4, 978
7) Faideli Bilgiler; s . 143, 147, 148, 149, 155, 156, 157
8) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.l3, s.191
ABDURRAHTM ARVAST;
Osmanlilar zamaninda Anadolu'da yeti§en velilerden. Seyyid Abdullah Arvasi hazretlerinin
ogludur. Hazret-i Hliseyin soyundan olup seyyiddir. Nesebi, Abdurrahim bin Abdullah bin
Muhammed bin Muhammed §ehabeddin bin Ibrahim bin Alim-i Rabbani Cemaleddin bin
Kemaleddin bin Kutub Muhammed bin Kasim Bagdadi'dir. Dogum tarihi bilinmemektedir.
1786 (H.1200) senesinde vefat etti. Kabri Dogu Bayezid'de Ahmed Hani kabristanmdadir.
Abdullah Arvasi'nin oglu olan Abdurrahim Arvasi, Arvas koyiinde babalarmm medresesinde
okudu. Akli ve nakli ilimlerde derin alim oldu. Ayrica babasmm sohbetlerine de devam edip,
tasavvuf yolunda olgunla§ti. Zamanmm akli ve nakli ilimlerinde soz sahibi, tasavufda ise hal
sahibi me§hiir bir veli oldu. §6lireti her tarafa yayildi. O sirada Dogubayezid'deki me§hur
saraym banisi ^ildiroguUarmdan Ishak Pa§a, Seyyid Abdiirrahim Arvasi'yi davet etti. Ishak
Pa§a (^ildiroguUari ailesinin reisi olup, Osmanli Devletince, o bolgeye emir tayin edilmi§
pa§alardan biriydi. lime, ilim ve din adamlarma 90k kiymet verir, alimlerle meclis kurar ve
onlarm sohbetlerinden zevk alirdi. Me§hur ediblerden Ahmed Hani de onun daveti iizerine
Dogubayezid'e gelmi§ti.
ishak Pa§anm daveti iizerine Dogubayezid'e gelen Abdiirrahim Arvasi, insanlara AUahii
tealanm emir ve yasaklarmi anlatip, onlarm diinya ve ahiret saadetine kavu§malari i^in
pek9ok gayret sarf etti. Ilimde ve tasavvufta 90k talebe yeti§tirdi. Ayni zamanda bolgede
yaygm olan Eshab-i kiram du§mani §iilerle miicadele etti. Ehl-i Siinnet itikadmm yayilmasi
i9in 9ali§ti.
Uzun miicadelelerden ve miinazaralardan sonra §ii firkasmm bozuklugunu herkese kabul
ettirdi. Halk, Ehl-i siinnet olup huziira kavu§tugu gibi aralarmdaki ayrilik ve dii§manliklar son
buldu ve fitne ate§i sondiiriildii.
Abdiirrahim Arvasi bu gayretinin yanmda dini ilimleri ogrenmekten geri kalmiyor
ogrendiklerini ya§amak suretiyle de insanlarm ebedi seadete kavu§malari i9in biitun guciinu
harciyordu. Onun sohbetlerine yiizlerce kimse katilip faydalaniyordu. Bu sohbetlerinde
Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretlerinin Mesnevi'sinden de par^alar okutuyordu. Boyle
sohbet meclislerinden birinde Mesnevi okunurken, orada bulunan Iran ahondlarindan
(moUalarindan) biri Mevlana'yi ve Mesnevi'yi kuQultucii ve tahkir edici maksatla, bildigi
halde "Ne okuyorsun?" diye sordu. Abdurrahim Arvasi hazretleri; "Mesnevi okuyoruz."
buyurdu. iranli ahond cevap olarak; "Me§nevi (dinlemeye degmez)." dedi. Bu soze din
gayreti kabaran ve son derece hiddetlenen Abdurrahim Arvasi hazretleri Mesnevi-yi §erifi
rastgele aQip Iranli ahonda; "§u beyti oku!" buyurdu. Iranli ahond;
"Mesnevi ra me§nevi mehan
Ey sek-i giirgin bed kerdei"
yani Mesnevi'yi me§nevi okuma, ey uyuz kopek kotii bir i§ yaptin, mealinde beyti istemeyerek
okuyuverdi. Bu manali beyan kar§isinda ahond ve meclistekiler deh§ete kapildilar. Ahond
soyleyecek soz bulamadi. Arslan yuvasina dii§mii§, zavalli tilki gibi titremeye ba§ladi. Sonra
mecliste bulunanlar Mesnevi' den bu beyti aradiklarinda bulamadilar. Bu halin Abdiirrahman
Arvasi hazretlerinin bir kerameti oldugunu anladilar. Ona kar§i daha edepli ve 6l9iilu
davranmaya ba§ladilar. Buna benzer pek9ok kerametleri g6riilmu§ olan Abdurrahim Arvasi
hazretlerinin bu kerametleri yiUar boyu dilden dile anlatilagelmi§tir.
Omrii boyunca Islam dininin emirlerini ogrenmeye ve ogretmeye ^ali^an Abdurrahim Arvasi
hazretleri Dogubayezid'de vefat etti. OradaAhmed Hani tiirbesine defnedildi. Kabri sevenleri
tarafindan ziyaret edilmektedir. IhtiyaQ ve istek sahiplerinin ziyaretgahi halindedir. Sirt
agrisindan §ikayet9i olanlar sirtlarini kabrinin ta§ina siirttiikleri iQin ta§ yipranmi§, iizerindeki
Arvasi kelimesi ile vefat tarihi olan 1200 (m.l786) ve Fatiha kelimesinden ba§ka yazi
kalmami§tir.
Seyyid Abdurrahim Arvasi hazretlerinin iki oglu vardi. Birincisi: Seyyid Muhammed
Efendidir. Bunun evladi kalmami§tir. Kabri babasinin kabrinin sagindadir. Ikincisi; Seyyid
Haci ibrahim'dir. Din ve diinya ilimlerinde babasinin varisiydi. Tasavvuf yolunda babasinin
yerini tutmu§ olup alim, fazilet sahibi ve veliyy-i kamil bir zat idi. Giiniimiizun tabiri ile bir
diplomat olup Osmanli-Iran miinasebetlerinde, Osmanli Devletini temsil etmi§,
unutulamayacak hizmetleri olmu§tur.
Seyyid Haci Ibrahim Efendinin Abdiirrahim ve Abdiilaziz adli iki oglu ile Seyyide Emine
Hanim isminde bir kizi vardi. Kizi Seyyide Emine Hatunu Seyyid Abdurrahman hazretlerinin
oglu MoUa Abdiilhamid'e nikah edip bu evlilikten, Arvas'in i§igi, ilim ve ir§ad kaynagi
Seyyid Fehim Arvasi hazretleri diinyaya gelmi§tir. Seyyid Haci Ibrahim'in biiyiik oglu
Abdurrahim Efendi 1818 (H.1234) senesinde vefat etmi§tir. Seyyid Haci Ibrahim Efendi de
1832 (H.1248) senesinde Yukari Dogubayezid'de vefat etti. Kabri sevenleri tarafindan ziyaret
edilmektedir. Biiyiik oglu Abdiirrahim Efendinin de kabir ta§i halen yazilari ile mevcuddur.
Seyyid Haci Ibrahim Efendinin diger oglu ise Seyyid Abdiilaziz Efendi olup babalarmm
dergahi ona kalmi§tir. Ilimde ve tasavvufta babalarinin yerini tutmu§tur. Kerametleri a9ik bir
veli idi. Hayvanlarla konu§ur, hayvanlar da ona soylerdi. Hayvanlari, hatta yilanlari yedirir
i^irirdi. Hayvanlar onun emrine uyarlardi. Seyyid Abdiilaziz hazretleri 1880 (H.1297)'de vefat
etmi§tir. Kabri Yukari Dogubayezid'de babasinin yanindadir.
1) Eshab-y Kiram; s.287
2) Osmanly Tarihi Ansiklopedisi; c.l, s.57
ABDURRAHIM JSTAHRI;
Evliyanin biiyuklerinden. Ismi, Abdiirrahim Istahri, klinyesi Ebu Omer'dir. Dogum ve vefat
tarihleri belli olmamakla beraber, hicri dorduncli asrin ilk yarisinda ya§adigi bilinmektedir.
ilim i9in, Hicaz, Irak, §am ve ba§ka yerlere seyahatler yapti. Ruveym bin Ahmed, Sehl bin
AbduUah-i Tlisteri ve ba§ka bliyiik zatlarla g6rii§iip kendilerinden ilim ogrendi.
Halini gizler ve daima ne§eli goriiniirdu. Bazan kiymetli elbiseler giyip, avlanmak i^in
ormana giderdi. Av kopekleri ve giivercinleri vardi. Bir defasmda, ava 9ikmi§ti. Bir kimse,
gizlice kendisini takib etti. Abdiirrahim Istahri bir dagm arkasma varmca kopekleri saldi.
Kendisi AUahii tealayi zikretmekle me§gul oldu. Kendisini takib eden kimse §6yle
anlatmi§tir: "Zikre ba§ladigi zaman, dag, zikir sesine boguldu. O dagda bulunan ta§lar,
aga^lar ve vah§i hayvanlarm onun zikrine i§tirak ettiklerine §ahid oldum."
Abdiirrahim Istahri hazretleri diinyaya kiymet vermezdi. Diinya mail toplamazdi. Babasmdan
kalan yirmi bin ak^enin, on binini insanlara dagitti. Kalan on bin ak9eyi de bir torbaya koydu.
Bir gece, evinin damma 9ikti. Bu torbada bulunan ak9eleri, avu9 avu9 etrafa serpti. Kendisine
de, ekmek ve bakla almak i9in 90k az mikdar birakti. Yerler hep ak9e oldu. Sabah olunca
herkes, gece gokten ak9e yagdigmi sandilar.
Abdiirrahim-i Istahri kendisi i9in bir fey istemezdi. Evinde iizerinde istirahat ettigi bir sigir
derisi vardi. Giinlerce yemek yemezdi. Bir Ramazan ayinda Abadan'a gitti. Orada yirmi bir
giin kaldi. Halk kendisine iftar i9in bazi yemekler getirirlerdi. Sabah olunca, bu yemeklerin
aynen durdugunu goriirlerdi. Bu hali goren Abadanlilar kendisini 90k sevdiler. Abdiirrahim
istahri hazretleri, halkm bu muhabbetini goriince, mefhiir olmaktan korkup Abadan'dan 9ikti.
Sehl bin Abdullah Tiisteri'nin ziyaretine gitti. Sehl-i Tiisteri kendisi i9in hangi yemegi
pifirmelerini arzu ettigini sordu. "Ek§ili yemek pi§irsinler." dedi. Yemek pi§irilip, iftarda
getirildi. Bu sirada, kapiya bir fakir gelip, Allah rizasi i9in yiyecek bir §eyler istedi.
Abdiirrahim Istahri, yemegin fakire verilmesini soyledi. Yemek, 96mlegi ile fakire verildi
ve su ile iftar ettiler. Ikinci ve ii9iincii giinler de aynen boyle oldu. Ayrilip giderken bir kimse
gordii. Suyun kenarma oturup, elinde bulunan ekmegi suya banarak yiyordu. O kimse,
Abdiirrahim Istahri'yi davet etti. Beraberce ekmegi suya batirip yediler.
Ruveym bin Ahmed diyor ki: "Likam Dagmda pek9ok veli ile sohbet ettik. Abdiirrahim
istahri'den daha sabirli kimse gormedim."
1) Nef ehat-lil-Uns Terciimesi; s.284
2) Nefehat-iil-Uns; s.228
3) Tabakat-iis-Suf iyye (Ensari) ; s.456
4) Nesayim-iil-Mehabbe; s.152
5) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.3, s.354
6) Siret-i Ybn-i Hafif; s . 86, 88, 114, 143, 149
7) Me^reb-iil-Ervah; s.310
ABDURRAHIM-i MERZJFONl;
Sultan ikinci Murad Han devri alim ve velilerinden olup, Abdurrahim-i Riimi olarak da
bilinir. 1385-1390 (H. 787-793) yiUari arasmda dogdugu tahmin edilmektedir. Asil adi
Abdiirrahim Nizameddin'dir. Babasi San Dani§mend adiyla tanman Emir Aziz Efendidir.
Merzifon'da diinyaya geldikleri i9in Merzifoni ve §iirlerinde "Riimi" mahlasmi kuUandigi i9in
"Riimi" lakaplari ile §6liret buldu. 1465 (H.870)de Merzifon'da vefat edip oraya defnedildi.
ilk tahsilini babasindan ve memleketindeki diger alimlerden aldi. KuQuk yaftan itibaren sanat
ve kultlir yonii fevkalade geli§ti. Bu sirada Osmancik'ta muderrislik yapan Ak§emseddin ile
dostluk ve arkada§liklari 90k ileri idi. Bu iki dost devrin en biiyiik alimlerini taniyarak
onlardan feyz almak ve tasavvuf yolunda ilerlemek istiyorlardi. Ak§emseddin bu gaye ile
Ankara'da bulunan biiyiik alim Haci Bayram Veil hazretlerinin yanina gitti ise de onun,
muridleri iQin kapi kapi dola§arak yardim toplamasini yanli§ yorumlayarak bu tutumunu
begenmeyip tekrar Osmancik'a d6nmu§tu. Kalpleri ilahi a§kla Qarpan bu iki geuQ bir sure
sonra §eyh Zeynuddin Hafl'den ders almak iizere Misir'a dogru yola Qiktilar. Ancak Haleb'e
geldiklerinde Ak§emseddin gordligii bir riiya iizerine kendisinin manen Haci Bayram Veli'ye
bagli oldugunu soyleyerek geri Ankara'ya dondii.
§eyh Zeyniiddin-i Hafl, menkibeleri Anadolu'da agizdan agiza dola§an, biitiin Islam
lilkelerinde saygi ile anilan bliyiik bir Turk bilgini ve tasavvuf alimi idi. Horasan'm Haf
kasabasmda dogdugu iQin Hafl adiyla anilirdi.
Abdiirrahim Merzifoni Misir'da §eyh Zeyniiddin-i Hafl ile bulu§up ona candan baglandi.
Hocasmm sevgisini kazanarak tevecciihlerine kavu§tu. Onun manevi himayesi ve terbiyesine
girdi. §eyh Zeyniiddin'le beraber Horasan'a hocasmm memleketi olan Haf a gitti. Tasavvuf
yolunda bulunanlara has terbiye usuUeriyle, manevi makamlara kavu§tu. Bu yolun vazifeleri
ile me§gul olarak yiikselip, kemale geldi.
Hocasi, kavu§tugu manevi makamlara ve hallere onu da Qikardiktan sonra icazet, diploma
verdi.
§eyh Zeyniiddin Hafl, Abdiirrahim Merzifoni'de gordiigii 9ali§kanlik, kabiliyet, dogruluk,
sadakat ve bagliligi 1428 yilmda Herat'ta verdigi icazetnamesinde §6yle anlatmaktadir:
"Hamd li senadan sonra §unu soyliyeyim ki: Velilerin yolunda giden ve bu yoldan ba§kasma
yiiz 9eviren, 9ali§masmda ciddi ve samimi olan, iradesi tam bir miibarek ogul ki Emir Aziz-i
Riimi'nin oglu Mevlana Nizameddin Abdiirrahim'dir. Allah onu tarikatinde istikamet iizere
gitmesinde sab it kilip devamli eylesin."
Hocasi ayrica Abdiirrahim'e Vesaya-yi Kudsiyye kitabini ve §ihabiiddin-i Siihreverdi'nin
(r.aleyh) Avarif-iil-Mearif ve i'lam-iil-Huda kitaplarindan ders okutma iznini verdi. Bundan
sonra, dogru yolun rehberi olarak, insanlara AUahii tealanin dinini ogretmek, onlari terbiye
etmek ve yeti§tirmek iizere, hocasi tarafindan, baba memleketi olan Merzifon'a gonderildi.
Abdiirrahim-i Merzifoni, Zeyniiddin-i Hafl'nin elini opiip hayir duasini alarak ayrildiktan
sonra, hocasi ardindan bakip;
"Bir ate§ kiJtugin yakduk
Diyar-u Rum'a atduk."
buyurdu.
Zeyniiddin-i Hafl hazretleri bu beyti ile talebesinin yiiksekligini ve onun Anadolu'daki
gorevinin ehemmiyetini i§aret ediyordu.
Ger9ekten §eyhinin "A§k ate§i" diye ovdiigii Abdiirrahim hazretlerinin kalbi ilahi a§kla dop
doluydu. Yanik ve i9li §iirler soylerdi. Zaman zaman;
"Tovbe ya Rabbi! Hata yoluna gitduklerume,
Bilijp itdiJklerume, bilmeyijp itduklerime."
diyerek gozlerinden ya§lar doker, kalbi AUahii tealanin korkusundan titrerdi.
Abdiirrahim hazretlerinin Merzifon'a gelmelerinden sonra burasi iilkenin dort bir tarafindan
feyz almak ve ilminden istifade etmek isteyenlerin akinina ugradi. Bunu duyan Ikinci Murad
Han, ilminden daha geni§ bir kitlenin faydalanmasini saglamak iizere kendisinden
Merzifon'daki (^elebi Sultan Mehmed Medresesi'nde muderrislik yapmasini istedi. Kabul
buyurunca, be§ ak^e ile muderris tayin etti. Daha sonra, 1439 yilinda yevmiyesi, U9 ak9e ilave
ile sekiz ak^eye Qikarildi.
Bazi kimseler § eyhin muderrislik gorevini ve tayin edilen iicreti kabul etmesini onun diinyaya
olan ragbeti §eklinde yorumladilar. Buna kar§i Abdurrahim hazretlerinin cevabi:
"^e§itli eller yerine bir el tuttuk. Bu lokma ile nefsin agzini kapattik." oldu.
Tasavvuf yolunda bulunanlar, yedikleri, i^tikleri §eylerin ve kuUandiklari e§yanin helal
olmasina 90k dikkat ederlerdi. PekQok kimse, helal oldugu §iiphelidir diye, sultanlardan gelen
hediye ve ihsanlari kabul etmezlerdi. Kabill etseler de, fakir ve yoksuUara dagitirlardi. Sultan
ikinci Murad Han, her §eyiyle adil bir sultan oldugundan; Abdurrahim bin Emir Merzifoni
ondan maa§ almakta mahzur gormedi.
1465 yilmda vefatma kadar pek9ok talebe yeti§tirdi. Talebelerinin i^inde zamanmm me§hur
§airleri de vardir.
Abdiirrahim hazretlerinin miibarek kabirleri Merzifon'da Cami-i Cedid mahallesi Eren
sokagmdadir. Halen halk tarafmdan ziyaret olunmakta miibarek ruhu vesile edilerek cenab-i
Hakk'a dua ve niyazda bulunulmaktadir.
1) Mesnevi-i Muradiyye (Kemal Yavuz, Ank . 1982)
2) Yslam Alimleri Ansiklopedisi; c.ll, s.43
4) Sefinetii' 1-Evliya; c.l, s.271
5) Osmanly Miiellif leri; c.l, s.43
6) E>eyh Abdurrahim Rumi (Berin Ta^an, Yzmir 1975)
ABDURRAHIM TIRST;
Anadolu evliyalarmdan. Iznik yakmlarmdaki Tirse koyiinde dogdu. Babasi Bayezid Fakih
koyde imamlik yapiyordu. Dogum tarihi belli degildir. Kii^iik ya§ta babasi ile Iznik'e giderek
biiyiik veli E§refoglu Rumi'nin sohbetlerine katildi. E§refoglu Rumi'nin; "Bu ^ocugu bize
verin, talim ve terbiyesi ile me§gill olalim." buyurmasi iizerine babasmm rizasi ile onun
yanmda kalarak yeti§ti. Bir sure sonra E§refoglu Rumi'nin kizi Ziileyha Hatun ile evlendi.
Abdiirrahim Tirsi, 90k ibadet eden, nefsinin arzularmi yerine getirmeyen, haramlardan ka9an
bir zatti. Talebeliginde Hizir aleyhisselam ile g6rii§me ve sohbetiyle mii§erref olmayi 90k
istiyordu. Bir giin hocasi onu pazara elma almaya gonderdi. Pazardan donerken yolda bir zat
ile kar§ila§ti. O zat; "Sepetini a9, neyin oldugunu goreyim." dedi. Abdiirrahim Tirsi, sepeti
a9mca zat i9inden bir elma alip yoluna devam etti. Abdiirrahim Tirsi de hocasinin huziiruna
gidip sepeti oniine koydu. E§refoglu Rilmi, sepete bakinca; "Abdiirrahim, bu elmalarin birisi
eksik." dedi. O da; "Bir zat aldi." dedi. Hocasi; "O zatin etegine ni9in yapi§madin?" diye
sordu. O da; "O zatin kim oldugunu bilmiyordum." deyince, hocasi; "Ya Abdiirrahim! Hizir'i
gorsem deyip dururdun, fakat bilsem demezdin. O zat Hizir idi. Gordiin, fakat bilemedin."
dedi. Bunun iizerine Abdiirrahim Tirsi; "Ah gorsem ve bilsem." diye E§refoglu Riimi'den
ricada bulundu. Hocasi; "Ey Abdurrahim! Bu gece Yaylak denen yere git." buyurdu.
Abdiirrahim Tirsi gece olup Yaylak'a gittiginde, giindiiz sepetinden elma alan zatin orada
oldugunu gordii. Hak tealaya 90k hamd ve senadan sonra Hizir aleyhisselamdan dua istedi.
Hizir aleyhisselam da; "Ya Abdiirrahim! Hizmetinde oldugun zatin kadrini ve kiymetini bil.
Ondan hayir dua iste." buyurup gozden kayboldu. Bundan sonra hocasinin hizmetlerine daha
90k gayret ve §evkle ko§tu ve itina gosterdi. Hocasinin vefatindan sonra yerine ge9ip talebe
yeti§tirmek, insanlara Islamiyet'i ogretmek i9in 9ali§ti.
Abdurrahim Tirsi, Yaylak denilen yerde bir cami yapmak i9in talebeleri ve halktan sevenleri
ile aga9 kesmege ormana gitti. Bir talebesine yanlarina ku9uk tencerede bir mikdar pirin9
9orbasi ile 90k mikdar da tabak almasini soyledi. Ormana varip aga9 kesildikten sonra, ogleye
yakm yemek i9in sofra kuruldu. Abdurrahim Tirsi, kii9uk tencere iizerine Fatiha-i §erife
okuyup; "Tabaklari doldurun." buyurdu. Biitiin tabaklara 9orba doldurulmasma ragmen,
tenceredeki 9orba hi9 eksilmemi§ gibi duruyordu. Daha sonra ezan okundu ve Abdiirrahim
Tirsi cemaate namaz kildirdi. Namazdan sonra Yoriiklerden bir grup ellerinde sofralar oldugu
halde yanlarma geldiler. i9lerinde 90k giizel yemeklerin bulundugu sofralardan, orada hizmet
edenler yemek yedi. Abdiirrahim Tirsi gelen yoriiklerle hi9 konu§madi. Cuma giinii olunca
Abdiirrahim Tirsi, talebesi Habib Dede ile camiye gitti. O sirada caminin oniinde bir grup
yoriik vardi. Habib Dede onlara; "Ey miiminler! §u vakit getirdiginiz yemekten dolayi hocam
90k memnun oldu." deyince yoriikler; "Ne yemegi. Bizim ondan haberimiz yoktur!" dediler.
Abdiirrahim Tirsi; "Habib Dede, yemegi getiren yoriikler degil, onlarin siiretinde melekler
idi. Allahii teala kereminden, bizim hizmetimizde bulunan miiminleri tazim i9in kudret
sofrasinda melekleriyle yemegi gonderdi." buyurdu.
Abdiirrahim Tirsi, 1520 (H.927) senesi §ubat ayinda Iznik'te vefat etti. Hocasinin yanina
defnedildi. Yerine once Muslihiiddin Efendi daha sonra da oglu Pir Hamdi Efendi ge9erek,
insanlar Allahii tealaya kavu§turan yolu aniattilar.
Abdiirrahim Tirsi'nin vefatindan sonra; her giin siyah, gozleri gormeyen bir kopek gelip bazan
E§refogIu Riimi'nin bazan da Abdiirrahim Tirsi'nin kabrine yiiziinii siirer, ayak ucunda
yatardi. Fakat namaza gelenler onu oradan kovalarlardi. Yine de kopek gelirdi. Abdiirrahim
Tirsi'nin talebelerinden Habib Dede bir giin; "Ey Iznik halki! Bu kopege vurmayin. Bunda bir
hikmet var. Ortaya 9ikmasini bekleyin." dedi. Kopek bu haline kirk giin devam etti. Kirk
birinci giin halk ogle namazindan 9iktiginda, kopegin bir miiddet E§refogIu Riimi'nin ayak
ucunda, bir miiddet de Abdiirrahim Tirsi'nin ayak ucunda feryad ettigini gordiiler. Orada
bulunan cemaatin hepsi iki goziiniin a9ildigini gordii.
Abdiirrahim Tirsi'nin, Yiinus Emre ve E§refogIu Riimi'nin tesirinde kalarak hece vezni ve
sade dille yazdigi 90k giizel §iirleri vardir. Bir divani varsa da, ele ge9memi§tir. Abdiirrahim
Tirsi'ye ait olan ilahiler uzun siire Kadiri dergahlarmda okunmu§tur.
ilahilerinden birisi §6yledir:
YA ILAHI
Gunahim gok gunahim 50k
Meded senden ya ilahi
Sugumdan geg beni affet
Meded senden ya ilahi!
YiJzum kara gunahim gok
Sana layik amalim yok
Sana varmaga yuziJm yok
Meded senden ya ilahi!
Gegmi§ gunahimi ansam
Ele divit kalem alsam
Kiyamete degin yazsam
Dukenmeye ya ilahT!
Bu nefs-i me§'uma uydum
Gtinah bahnna gark oldum
EliJm dutgil helak oldum
Meded senden ya ilahi!
Meded irmeye ger senden
Umidum kesersem senden
Nice gika canum tenden
Meded senden ya ilahi!
Ahir Azrail gelicek
GiJnahlarumi goricek
Hi§m lie cara sunicak
Meded senden ya ilahi!
Munkir ij Nekir gelicek
KabriJmde sual soncak
Mecal yok cevap viricek
Meded senden ya ilahi!
Yarin mah§ere vancak
Aybumuz ayan olicak
Suglularzebun olicak
Meded senden ya ilahi!
Hak terazu kunlicak
GiJnahumuz sonlicak
Sen onda kadi olicak
Meded senden ya ilahi!
Sirat koprisi kurila
Asiler nice yoriye
Du§e Cehennem'e yana
Meded senden ya ilahi!
Gergi senin kullann gok
Ben itdiJklerum itmi§ yok
Sana yalvaruram gok gok
Meded senden ya ilahi!
Ne kirn itdiJm ise itdiJm
EliJmi ba§umi agdum
Geldum hazretijne du§dum
Meded senden ya ilahi!
Dilekleri dutarsin sen
Kerimsin hem Rahimsin sen
Ha§a mahrum koyasin sen
Meded senden ya ilahi!
Bu AbdiJrrahTm-i TirsT
Diler senden kerem issi
Zebun olurgiJnah issi
Meded senden ya ilahi!
MURAD EDJLEN SULTAN SELTM DJR
Sultan ikinci BayezTd'in hanimi Sehzade Korkut'un annesi bir gun dergaha gelip
AbdurrahTm TirsT'nin hanimindan; "Beyin AbdiJrrahTm TirsT'den rica edip, yardim taleb
ederiz. Sultan BayezTd'den sonra oglum Korkut padisah olsun." diye ricada bulundu. da
bu dilegi beyine sik sik hatirlatirdi. Bir gece rijyasinda Peygamber efendimizin huzurunda
bir meclisin kuruldugunu gordij. AbdurrahTm TirsT de orada idi ve Peygamber efendimize
sehzadelerin hangisinin tahta gecmesinin daha uygun olacagini soruyordu.
Sultan-iJl-Enbiya buyurdu ki: "Rumun Kara oglaninin muradi Sultan SelTm'dir. Kara oglan
AbdurrahTm TirsT'dir." Uyaninca hanimi hemen AbdurrahTm TirsT'nin yanina gidip ruyasini
aniatti ve; "Siz Sehzade SelTm'in padisah olmasini istediniz. Biz sizden Korkut'un padisah
olmasini rica ederdik." dedi. Bunun ijzerine AbdurrahTm TirsT; "Ey hocamin kizi! Sehzade
Korkut'tan eviat gelmez. Al-i Osman'in nesli yok mu olsun? Bu, Hak tealanin rizasina
muhaliftir." buyurdu.
1) Ravza-i Evliya (Suleymaniye Kutiiphanesi Hacy Mahmud Kysmy
No: 4613); vr.l09a
2) Sef inet-iil-Evliya; c.l, s.lOl
3) Osmanly Miiellif leri; c.l, s.l7
4) Menakyb-i E^refzade (Ystanbul Universite Kiitiiphanesi Tiirkge
Yazmalar, No: 270); vr . 20a-24a
ABDURRE^ID SAHJB FARUKI;
Evliyanin buyiiklerinden. Ismi Abdurre§id bin Ahmed Said bin Ebi Said bin §afi bin Aziz bin
Muhammed Isa bin Seyfeddin-i Famki Serhendi'dir. Imam-i Rabbani Ahmed Faruki Serhendi
hazretlerinin torunlarmdandir. 1821 (H.1237) senesinde Hindistan'm Luknov §ehrinde dogdu.
1870 (H.1287) senesinde Mekke-i miikerremede vefat etti.
Abdiirre§id Famki kli^uk ya§tan itibaren, evliyanm buyiiklerinden dedesi Ebil Said Miiceddidi
hazretlerinden ilim ogrendi. On ya§mda Kur'an-i kerimin tamammi ezberledi.
MoUa HabibuUah'tan hadis ilmini, sarf ve nahiv bilgilerini, Ahmed Dehlevi'den akli ilimleri
ogrendi. Yirmi ya§mda iken dedesinin sohbetinde yeti§ip, §ah-i Nak§ibend Behaeddin-i
Buhari hazretlerinin yolunda icazet aldi. Ayrica yiiksek babalari Ahmed Said Sahib
hazretlerinin sohbetlerine devam etti. Bu sohbetlerde Kadiriyye, Siihreverdiyye, (^e^tiyye ve
Kiibreviyye yoUarmda yeti§ip icazetle §ereflendi. Fikih, hadis ve tefsir ilimlerini ogrendi.
Yine babalarindan Risale-i Ku§eyriye, Fiisus-iil-Hikem ve Mesnevi-yi §erif gibi tasavvufla
ilgili eserleri ve Usul-i Mektubat-i imam-i Rabbani dersini okudu. (^e§itli ilimlerde ve
tasavvufun inceliklerinde kemale geldi. Babasinin bir^ok ince bilgilerle dolu Farisi, Enhar-i
erba'a adli eserini ArapQaya tercume etti. Mekke-i mukerremeyi ziyaret etmek arzusunun
dayanilmaz hale gelmesi lizerine, 1840 senesinde dogruca buraya geldi. Hacdan sonra
Medine-i mlinevvereye giderek, Resul-i ekremi ziyaretle §ereflendi. Bir^ok ikram ve ihsanlara
kavu§arak Delhi'ye geri dondii. Bir miiddet Delhi'de ikamet ettikten sonra, yiiksek babalari
Ahmed Said Faruki ve diger aile fertleri ile birlikte Mekke-i miikerremeye hicret etti. Bir
miiddet Mekke-i miikerremede, bir miiddet Medine-i miinevverede, bir miiddet de Taifte
ikamet etti.
Ahmed Said Fariiki'nin vefati iizerine Mekke-i miikerremeye yerle§erek, babasmm yerine
insanlara dogru yolu gostermekle vazifelendirildi. Sagligmda babasi Ahmed Said Fariiki,
kendi tevecciihlerinden istifade edemeyen talebelerini, oglu Abdiirre§id Sahib'e havale ederdi.
O da onlari 90k giizel bir §ekilde yeti§tirirdi. Babasmm vefatmdan sonra onun ziyaretine
gelenler, sohbetleri ile mii§erref olurlar, kalblerini feyz ve ilahi nimetlerle doldurarak geri
donerlerdi. Hal ve hareketlerinde, baba ve dedelerine 90k benzerdi. Omriiniin sonuna kadar,
onlarm yolunda ve onlardan duyduklarmi insanlara anlatmakla me§giil oldu.
Ramazan-i §erifte Buhari-yi §erif okumak, teravihlerde her gece ii^er ciiz Kur'an-i kerim
okumak, on gecede bir hatm-i §erif etmek, Muharrem-iil-haram aymm onunda Miislim-i
§erif i hatmetmek, Muharremin ilk on giinii ile, Pazartesi, Per§embe ve her aym on ii9, on dort
ve on be§inci giinleri oru? tutmak, her giin ogle namazmdan sonra tefsir, hadis ve Mektubat-i
imam-i Rabbani ve diger tasavvuf kitaplarmi okutmak Abdiirre§id Sahib hazretlerinin adet-i
§erifeleri idi.
Mekke-i miikerremede kaldigi sirada pekQok talebe yeti§tirdi. Oglu §ah Muhammed
Ma'siim-i Omeri en ileri gelen talebelerindendir.
1) Hadikat-iil-Evliya; s.144
2) Makamat-y Ahyar; s.8 6
3) Tarn Ylmihal Seadet-i Ebediyye; s.1034
4) Zikr-iis-Saideyn
ABDURREZZAK ALi EFENDJ;
Anadolu evliyasmdan. 1842 (H.1258) yilmda Erzurum'da dogdu. Babasi Erzurum
Nakib-ul-e§rafindan olup, seyyidlerden Gadayizade Muhammed Efendidir. Nesebi
Peygamber efendimize ula§ir. Ilimde 90k kuvvetli oldugundan, llmi mahlasini kuUanirdi.
Abdiirrezzak Efendi tahsil ^agina gelince, ilk once agabeyi Muhammed Efendiden okumaya
ba§ladi. 14 ya§indan itibaren babasi Muhammed Efendinin manevi terbiyesi altina girdi. Ayni
zamanda medreselerde okunan ilimleri de bitirerek Ibrahim Pa§a Medresesi miiderrislerinden
Solakzade Ahmed Tevfik Efendiden icazet, diploma aldi. Tahsilini tamamladiktan sonra
Ahmediyye Medresesinde ders okutmaya ba§ladi.
Abdiirrezzak Ali Efendi, Tasavvuf yolunda da ilerlemek i^in bir miir§id-i kamilin talebesi
olmak istedi ve §eyh Hakki Erzurum'a gelince onun sohbetlerine devam etti. §eyh Hakki
hazretlerinin vefatina kadar hizmetinde bulundu. Sonra tekrar talebe yetiftirmeye ba§ladi.
Tefsir ilminde 90k derin alimdi. Ruhul Beyan Tefsiri'ni birka9 defa ba§tan sona talebelerine
okuttu.
Abdiirrezzak Ali Efendi, orta boylu, sakalmm kin az, ince, zayif, sevimli, nazik, kibar bir
zatti. Babasinin vefatindan sonra Nakib-ul-e§raf oldu. Erzurum'da ikamet eder, u^-dort senede
bir Ramazan ayinda istanbul'a giderdi. (^e§itli camilerde vaz ve nasihatlarda bulundu. Sumbiil
Sinan Efendinin manevi i§areti ile kendisine ayrilan odada elli sene kaldi ve ibadetle me§gul
oldu. Sozleri 90k tesirli idi. Dinleyenler huzur bulurdu. Kimseye halifelik vermedi. 1907
(H.1325)'de Erzurum'da vefat etti. Buyiik Caminin bah9esine defnedildi. All Efendinin Halal
ve Haram Risalesi, Musavat-i Aded-i Hurufat, Manzume-i Niifus-i Seb'a adli eserleri
yaninda bir de Divan'i vardir. Hi^birisi matbu degildir.
Abdiirrezzak Ali Efendi buyururdu ki:
"Kaibi Allahli tealanin sevgisi ile diri olanin oliimu hayattir. Kalbi nefsin arzulari ile 6lmu§
olanin hayati oludiir."
"Oliim, olmeden once oliiniiz, sirrina eren a§iklara rahmet, devlet, seadet, izzettir."
Abdiirrezzak Ali Efendi, Allahii tealanin a§ki ile 90k giizel §iirler s6ylemi§tir,
Bunlardan birisi:
Cemalullaha olan a§ik heva ile sivadan geg
Kari§ma fi'l-i Hakka ey gonul gun-u-giradan geg.
Bekadan ne§'edar ol bade-i tevhTd ile ey dil
GoniJIden hazirol Hakk'a heman miJIk-i fenadan geg.
Libas-i fahri neyler came-i a§k a§ika kafi
Aba-yi a§ki gey ilmi biJtun daru devadan geg.
Ey goniJI erbab-i caha etme arz-i ihtiyag
Bab-i Hak meftuh iken gayra ne lazim iltica.
1) Sef inet-iil-Evliya; c.2, s.l56
ABDURREZZAK DEDE
Tiirbesi Adana'nin Ismailiye koyiindedir. Daha once Adana pimento Fabrikasi yakinindaki
dagda iken on yil once ismailiye koyiine nakledilmi§tir. Nakil esnasmda cesedinin 9uriimemi§
ve kefeninin solmami§ oldugu g6rulmu§tur. Tiirkiye'nin her yerinden ziyaretine gelip,
bilhassa fel9lilerin §ifa buldugu halk arasmda yaygmdir.
ABDUSSELAM BJN ME§I§ HASENf;
Fas evliyasmdan. Ebii'l-Hasan §azili'nin hocasi. Kiinyesi, Ebu Muhammed'dir. Peygamber
efendimizin miibarek soyundandir. Hazret-i Hasan'm soyundan oldugu i9in Haseni denmi§tir.
Dogum tarihi bilinmemektedir. 1228 (H. 625) senesinde §ehid oldu. Hayati hakkmda bilgi
azdir.
Yedi ya§mda manevi haller goriilmesinden sonra kendini ilme ve ibadete verdi. On alti yil
dola§ti. Bu sirada bir magarada kalirken, yanma, evliyadan Abdurrahman bin Zeyyat geldi.
Yedi ya§mdan beri manevi terbiyesi ile me§gul oldugunu, kavu§tugu halleri tek tek soyleyince
ona intisab etti, baglanip talebe oldu. Evliyalikta yiiksek derecelere kavu§tu.
Talebelerinin buyiiklerinden olan Ebii'l-Hasan e§-§azili §6yle anlatir:
Irak'a vardigim zaman, salih bir zat olan Ebii'l-Feth el-Vasiti hazretlerinin huzuruna gittim.
Ciinkii, Irak'ta bir^ok alim olmasina ragmen, onun gibisi yoktu. Ben, zamanin buyiigiinu
ariyordum. Yanina girince bana; "Sen, Irak'ta zamanin kutbunu, buyiigiinu ariyorsun. Halbuki
0, senin memleketindedir. Onu orada bulabilirsin." dedi. Bunun iizerine hemen memleketime
dondiim ve evliyanm biiyiigii Arif-i billah el-Kutb el-Gavs Ebii Muhammed Abdiisselam bin
Me§i§ hazretlerinin bulundugu yere vardim. Bir dag eteginde, bir dergahda ikamet ediyordu.
Huziiruna Qikmadan once gusl abdesti aldim. Sonra niyetimi halis kilip; bilgim, amelim her
neyim varsa kalbimi tamamen bo§ bulundurup, istifade niyetiyle huziiruna yoneldim.
Bulundugu yere 9ikarken onunla kar§ila§tim. Bana; "Merhaba, ho§ geldin ey Ali bin Abdullah
bin Abdiilcebbar." buyurup, ResuluUah efendimize kadar ula§an ceddimi (dedelerimi) saydi
ve; "Ey Ali! Gonliinii bo§ bulundurup, her §eyini terk edip bize geldin. Biz de, diinya ve ahiret
ile ilgili ne zenginlik varsa sana verdik." dedi. O anda beni bir deh§et kapladi. AUahii teala,
kalb gozlimu a^mcaya kadar orada kaldim. Hocamdan, tarifi imkansiz kerametler gordtim.
Bir giin huzurunda oturuyordum. Kucagmda kuQuk bir Qocuk vardi. O esnada Ism-i azami
sormak hatirima geldi. O 90cuk kalkti ve elini ku§agima uzatip; "Ey Ebii'l-Hasan, sen, Ism-i
azami sormak niyetindesin, o, senin kalbine emanet edilmi§ bir sirdir." dedi.
Zamanm Kutbu Abdiisselam bin Me§i§; "Bu Qocuk, bizim yerimize sana cevap verdi."
buyurdu. Daha sonra Ebii Muhammed Abdiisselam bin Me§i§ bana; "Ey Ali, §imdi Afrika'ya
git. §azile denilen yere yerle§. AUahii teala, bundan sonra senin e§-§azili diye Qagirilmani
nasib eder. Oradan Tunus'a git. Tunus'ta pek 90k kimse sana tabi olur. Daha sonra Me§rik
beldelerine gidersin. Insanlari ir§ad edersin dogru yolu gosterirsin." buyurdu. Bunun iizerine
ben; "Efendim, bana vasiyette bulunur musunuz?" deyince; "AUahii tealadan kork.
insanlardan sakm. Dilini insanlarm bo§ sozlerinden koru. Kalbini onlarm kotii
dii§iincelerinden muhafaza et. Azalarmi gozet ve onlari harama dii§mekten, giinah if lemekten
koru. Ne i^in yaratilmi§lar ise, onlari vazifede kuUan. AUahii tealanin farz kildigi i§leri
zamaninda yap. Boyle yaparsan, AUahii tealanin hifz u himaye ve korumasinda olursun.
AUahii tealanin sana emrettigi i§leri yaparsan, vera sahibi (haramlardan sakinan) olursun.
§6yle dua et: Ya Rabbi! Senden alikoyan her §eyden beni koru. Insanlarm §erlerinden beni
muhafaza et. Senin rizan ile kalbimi zenginle§tir. Sen her §eye kadirsin" buyurdu.
Yine biri ona; "Efendim! Bana bazi vazifeler verseniz de onlarla me§gul olsam." dedi.
Buyurdu ki: "Farzlari yerine getir, masiyetleri, giinahlari terket. Kalbini diinyayi istemekden,
kadin ve makam sevgisinden, nefsin arzu ve isteklerinden koru. AUahii tealanin sana verdigi
ile kanaat et. AUahii tealanin begendigi bir §eye kavu§ursan §iikret."
Buyururdu ki:
"Diinya kirinden temizlen. Arzu ve isteklerine meylettigin zaman onu tovbe ile diizelt. AUahii
tealanin sevgisine yapi§. Allah sevgisi oyle bir §eydir ki, her iyilik, hayir ve iistiinliigiin esasi
odur.
Sevaba kavu§amayacagin yere ayagini koyma. Giinah i§lemeyecegin yere otur. Ba§ka yere
oturma.
AUahii tealanin begendigi i§leri yapmakta yardim isteyecegin kimseden ba§kasi ile oturup
kalkma.
En guzel nasihatQi seni Mevla'ya sevk edendir.
Kendisi hatirlaninca, AUahii tealayi hatirlatanlarla beraber ol."
Abdiisselam bin Me§i§ siinnet-i seniyyeye dinin emir ve yasaklarina 90k bagli, yalniz olarak
hep ibadetlerle me§giil olurdu. Muhammed bin Ebii Tevacin peygamberlik iddiasinda
bulununca, inzivayi, yalniz bir k6§ede kendi halinde ya§amayi birakip, onunla miicadele etti
ve bu sirada §ehid oldu. "§ehid kutb" diye me§hur oldu. Bent Arus mintikasindaki Cebelialem
denilen yere defnedildi. Tiirbesi Fas'taki onemli ziyaret yerlerindendir. ^ocuklarina ve
torunlarina daima hurmet edilegelmi§tir.
Okumu§ oldugu Salevat giinumuze kadar gelmi§ ve yirmiden fazla a9iklamasi yapilmi§tir.
1) Camiu-Keramat-il-Evliya; c.2, s.69
2) Tybyan-ul-Vesail; c.3, s. 124-129
3) Brockelman; Gal-1, s.569, Sup-1, s.757
4) El-Kutb-ii^-Pehid Sidi Abdiisselam bin Me^i^ (Abdiilhalim
Mahmud, Kahire, 1976)
ACEP§IR EFENDI;
Hakkinda yeterli bilgi bulunmayan Acep§ir Efendi Tokat'ta medfundur. On dordiincu yiizyilin
ba§larinda ya§ami§tir. Ilhanlilarin biiyiik hiikumdari Ebu Said Bahadir Hanin 1318 yilinda
adina cami yaptirmasindan anla§ildigina gore Acep§ir Efendinin devrin me§hur evliyasindan
olmasi muhtemeldir. Ozellikle ba§ agrisi Qekenler tarafindan ziyaret edilmekte ve Acep§ir
Efendinin bereketiyle §ifa bulmaktadirlar.
AgiKBA§ MAHMUD EFENDJ;
On yedinci yiizyilda Anadolu'da yeti§en evliyadan. Ismi Mahmud olup, babasi AM Mahmud
Efendidir. Meczub olup, ba§i a^ik gezdigi iQin A^ikba? lakabiyla anilmi§tir. Dogum tarihi
kesin olarak bilinmemektedir. Amid yani Diyarbakir'da dogdu. 1660 (H.1077) senesinde
Bursa'da vefat etti.
Diyarbakirli olan A^ikba? Mahmud Efendi ku^iik ya§mdan itibaren, zamanm alimlerinden
ilim tahsil etti. Olgunluk ya§ma gelince, tasavvufa yoneldi. Nak§ibendiyye yolu
biiyiiklerinden "Urmiye §eyhi" diye bilinen amcasi Mahmud Efendinin sohbetlerinde
bulundu. Ona talebe olup tasawuf dersleri aldi. llimde ve tasavvufta yiiksek derecelere ula§ti.
Bir ara Mardin emiri olarak vazife yapti. Bu sirada i^inde bulundugu tasavvufl halin verdigi
bir cezbeye kapilarak memleketinden ayrildi. Misir'a ve ba§ka beldelere gitti. Gittigi yerlerde
biiyiiklerin kabirlerini ve miibarek makamlari ziyaret etti. Alimlerin ve evliyanin
sohbetlerinde bulundu. Bir miiddet sonra Istanbul'a geldi. Sonra Bursa'ya yerle§ti. Bursa'da
Ulu Cami ve Daye Hatun Camilerinde vazlar vererek insanlara Islam dininin emir ve
yasaklarini anlatti. Insanlarin diinya ve ahiret saadetine kavu§malarina vesile oldu. Talebe
okuttu. Nak§ibendiyye biiyiiklerinden Muhammed Hemedani hazretlerinin topladigi dua,
virdleri ve tesbihleri i^ine alan Evrad-i Fethiyye'yi okuttu. §6hreti her tarafa yayildi. Insanlar
uzaktan ve yakindan sohbetlerine ko§up istifade ettiler.
On iki ilimden bahseden bir eser yazarak veziriazam Kopriiliizade Ahmed Pa§aya hediye etti.
Veziriazamin ve zamanin padi§ahinin iltifat ve ihsanlarina kavu§tu. Resmi mahlasiyla
Arap^a, Fars^a ve Tiirk^e olarak pek^ok §iir yazdi. §iirlerinde daha 90k diinyanin fani ve
kendisinin de garib oldugunu anlatir.
Bu alem-i fanide ne mirim ne emirim
Uftade-i vadi-i fena merd-i hakirim.
El-minnetij lillah ki olup can ile bende
Meydan-i muhabbette nazar-kerde-i pTrim.
Bariye §ukur malik-i gencTne-i razim
Yok Sim ij zerim gergi bu diJnyada fakirim.
beyitleri buna omektir.
Omriinu, islamiyeti ogrenmek ve ogretmekle, insanlara anlatmakla ge9iren A9ikba§ Mahmud
Efendi, 15 Ekim 1666 (15 Rebiulahir 1077) Cuma gunii ikindi vaktinde Bursa' da vefat etti.
Daye Hatun Camii haziresinin bati kisminda defn edildi. Kabri sevenleri tarafindan ziyaret
edilmektedir. A^ikba^ Mahmud Efendinin vefatindan sonra yerine biraderi Kasim Efendinin
oglu Mahmud Efendi ge^ip talebe yeti§tirdi. O da vefat edince, oglu Mustafa Efendi ge9ti.
ilmiyle amel eden, giizel ahlak sahibi olgun bir veli olan A9ikba§ Mahmud Efendinin
kiymetli eserleri de vardir. Bu eserlerinin ba§licalari §unlardir:
1) Giizide: TiirkQe olup tecvide yani Kur'an-i kerimi okuma limine dairdir. Be§ikta§'ta Yahya
Efendi Kutiiphanesinde bulunan ve yirmi dokuz bab (boliim) iizerine yazilmi§ olan bu eser
pek kiymetlidir.
2) Evrad-i Fethiyye: Fars^adan terciime edilmi§ bir eserdir. Nak§ibendiyye buyiiklerinden
Muhammed Hemedani'nin topladigi, dua, zikir ve virdleri ihtiva eden eserin §erh ve
terciimesidir.
3) Risale-i Nurbah§iyye: Emir Sultan hazretlerinin mensub oldugu Nurbah§iyye tarikatmm
evrad ve silsilesini a^iklayan bir risaledir.
4) Arap9a, Fars^a ve Tiirk9e olarak yazilmi§ olan §iir mecmuasi.
A9ikba§ Mahmild Efendinin eserleri yazma olup, hi9birisi basilmami§tir.
1) Vekayi-ul-Fudala; c.l, s.562
2) Giildeste-i Riyaz-y Yrfan; s. 154-159
3) Sicilli Osmani; c.4, s.319
4) Osmanly Miiellifleri; c.l, s.29
ADEM-i BENNURf;
Hindistan'm biiyiik velilerinden. ismi Adem-i Bennuri olup, seyyiddir. Aslen Reveh
beldesindendir. Biiyiik annesi Afganistanlidir. Bir vesile ile Serhend'in kasabasi olan Bennur'a
gelip yerle§mi§lerdi. Dogum tarihi bilinmemektedir.
Adem-i Bennuri'nin muhterem validesi, bu yiiksek ogluna hamile iken riiyasmda, bazi nurani
zatlarm, hikmet dolu bir kandili yakip evin tavanma astiklarmi ve bu kandilden etrafa nur
yayildigmi gordii. Bu riiyasmi zevcine anlattigmda; "in§aallah senden nurani bir 90cuk
diinyaya gelecektir." dedi.
Adem-i Bennuri onceleri Imam-i Rabbani hazretlerinin halifelerinden olan Hace Hidir'dan
feyz aldi. Yiiksek haller hasil oldu. Bu hallerini Hace hazretlerine arzetti. O da buyurdu ki:
"Bundan ba§kasi bende yoktur. Senin bundan sonraki yeti§men, ilerlemen, Imam-i Rabbani
hazretlerine havale olundu. §imdi onun huziiruna gidiniz."
Adem-i Benniiri, Hace Hidir'm i§areti ile Imam-i Rabbani hazretlerinin huzurlarma kavu§tu.
Onceden hasil olan hallerini, tasavvuf yolunda elde ettiklerini arzetti. Hazret-i Imam; "Bunlar
ba§langi9 halleridir. Kemale eri§mek daha nerede?.." buyurdu.
imam hazretleri boyle buyurunca hatirmdan; "Her halde beni te§vik iQin boyle soyliiyorlar.
Yoksa bundan ziyade hangi kemal mertebesi olacak?" diye geQti. O yiice Imam'a kar§i itikadi
tam oldugu iQin hizmetinde bulunmaya devam etti. Az zaman sonra onda hasil olanlarm,
hazret-i Imam'm huzur ve sohbetinde kalbine akitilanlara nisbetle, ba§langi9 halleri bile
sayilamadigmi anladi.
Hazret-i Imam-i Rabbani'nin yiiksek huzur ve sohbetlerinde yeti§en Adem-i Bennuri, 90k
faydalara, yiiksek hallere, yiice makam ve mertebelere kavu§tu. Istidadmm yiiksekligi, fitrat
ve yaradili§mm temizligi ile yiiksek miirf idi Imam-i Rabbani hazretlerinin kuvvetii tasarrufu,
90k tevecciihieri sayesinde birka9 ay gibi kisa bir miiddette, e§siz derecelere ula§ti. Imam-i
Rabbani, Adem-i Benniiri'yi husiisi odalarma 9agirarak; icazet verip, insanlara dogru yolu
gostermek vazifesi ile Benniir'a gonderdi.
icazet almakia §ereflendikten sonra Benniir'a gitti. Fakat kendini ir§ada, yani insanlara dogru
yolu gosterme vazifesine hi9 layik gormiiyordu. Sirf hocasmm emirlerine uymak i9in birka9
ki§iye Allahii tealanm emir ve yasaklarmi bildirdi. Ama kaibi ir§ad vazifesinde ve
makammda bulunmaktan lio§Ianmiyordu. Bir siire sonra yine, liazret-i imam'm solibetine
gitmekle §ereflendi. Aynadan parlak olan miibarek kalpleriyle, onun bu i§ten ho§Ianmadigmi
ve pek gayret gostermedigini bildiler ve; "Allahii teala sizden; ir§ad ve hidayet kudretin
oldugu halde, ni9in kendini bu i§ten muaf tuttun? diye soracak." buyurdu. Hazret-i imam
bunu kuvvet ve kesinlikle soyleyince, 9aresiz biitiin gayretini bu i§e verdi.
Adem-i Benniiri, ResiiluIIah efendimizin siinnet-i seniyyesine uymaya, bid'atleri yok etmeye,
tam istikamet sahibi olmaya 9ali§ti.
Fakirle zengini, darda olan ile rahatlikta olani, hizmet9i ile efendiyi, oglu ile talebesini bir
tutup, hepsine ikramda bulunmak onun giizel ahlakmdan idi. Yemegin, goniil huziiru, tam bir
temizlik ve abdest ile pi§irilmesini buyurur ve e§it olarak dagitilmasma ihtimam gosterirdi.
Meclisinde; riyanm, iki yiizliiliigiin ve yapmacikligm yeri yoktu. Emr-i ma'riif ve nehy-i
miinker onun en giizel huyu idi. Bilhassa diinyayi sevenlere, diinyaya dii§kiin olanlara,
kadar hakimane ve edibane olarak, oyle giizel ve tesirii sozler soylerdi ki, ba§kalari kolay
kolay oyle sozler soyleyemezdi. Bu faydali sozleri kar§ismda hi9kimse ona kirilmazdi. Sozii
kime ve ne i9in ise, tesirii olur, Allahii tealanm izniyle tesiri, anda goriiliir ve kimse tovbe
etmekle §ereflenirdi. Konu§tugu zaman biitiin sozleri ya iyiligi emir feklinde, veya ilim ve
marifet olurdu. Boyle olmayan sozler pek az duyulurdu. G6riinii§te ilgisiz gibi olan sozler
soyledigi zannedilse bile onun da altmda mutlaka bir nasihat ve bir hikmet bulunurdu. Onun
sohbeti insanlari kotii sifatlardan, fena ahlaktan ve al9ak diinyayi sevmek ve ona dii§kiin
olmaktan temizlerdi.
Seyyid Adem-i Benniiri, zamanmda yeryiiziiniin en me§hiir en biiyiik miir§idlerinden, hidayet
rehberlerinden idi. Talebelerinin sayisi yiizbinden 9oktu. Her tarafta biiyiik kabiil gordii.
Diinyanm her tarafmdan grup grup insanlar, aradaki mesafenin uzakligi ve yol me§a]<katine
aldirmaksizm huziiruna gelirler, sohbetinde bulunmak §ereiine kavu§maga can atarlardi. Bu
sebeple dergahi, devamli kalabalik olurdu.
Herkese yardimci olmaya 9ali§irdi. Kendisine gelen ihtiya9 sahibi bir kimseyi bo§ 9evirmez,
yapabildigi nisbette yardimci olur, kimsenin i§ini hallederdi. Ba§kalarina yardimci olmaya
9ali§irken ba§ina bazi sikintilar gelse, onlara sabreder, §ikayette bulunmazdi.
Adem-i Benniiri, kimi talebelige kabul etse, biat etme yani teslim olma aninda onu fena-i kalb
yani evliyaligin en yiiksek makamina ula§tirirdi. Bir giin huziiruna bir fasik kimse gelip, biat
etmek, yoluna girmek istedi. Adem-i Benniiri ona; "Once ResiiluIIah efendimizin dini iizere
bulun, emirlerini yap, yasaklardan ka9in. Sonra yanimiza gel" buyurdu. O kimse kaIbi kink
§ekilde yanindan ayrildi. O zaman Adem-i Bennuri'ye; "Ne i§ yaptin biliyor musun? Bizi
isteyeni kapindan kovdun." diye ilahi bir ses geldi. Talebelerinden birini hemen arkasindan
gonderip, adami dergaha Qagirdi fakat adam gelmedi. Ikinci defa bir ba§ka talebesini
gonderdi. Adam yine gelmeyince halifelerinden birini arkasindan gondererek; "Kulagina
benim tarafimdan Allah miibarek lafzini soyle." dedi. Halife giderek; "Bir dakika sana bir §ey
soyleyecegim." deyince adam durdu. Adamm kulagma; "Allah." dedi. O zat bu §erefli ismi
duymakia, fena-i kalb makamma ula§ti.
1643 (H.1053) senesinde talebelerinden birinin bir i§i i^in Lahor'a gitti. Yanmda
Afganlilardan ve ba§kalarmdan onu seven kalabalik bir cemaat vardi. Bazilari onun geli§ini
zamanm sultanma yanli§ haber verdiler. Hatta oyle sozler soylediler ki, bu sozlerden miibarek
hatiri incinip, i§ini Qabuk halledip bitirdi ve Lahor'dan ayrildi. Zaten eskiden beri, Peygamber
efendimizin ve BeytuIIah'm a§kiyla yanmakta idi. Lahor'dan ayrildiktan sonra memleketi olan
Bennur'a dondii ve oradan Harameyn-i §erifeyne, Mekke-i miikerreme ve Medine-i
miinevvereye dogru yola Qikti.
Oyle bir a§k, muhabbet ve edebe sahipti ki, hacdan sonra, Mescid-i Kuba'dan Mescid-i
Nebevi'ye kadar olan yolu, her adimda iki rekat namaz kilarak gitti.
Medine-i mlinevvereye gidince, Kabr-i Nebevi'yi ziyaretinde, Peygamber efendimiz onun
selammi aldi ve pek az kimseye nasib olan miisafeha etmek §ereiine kavu§tu.
Ziyaretten sonra, memleketine donmek lizere ayrilmak istedigi zaman, Resulullah
efendimizden saadet mujdesi aldi. Kendisine hitaben; "Ey oglum! Sen benim yanimda kal!"
buyuruldu. Bunun iizerine orada kaldi ve 1644 (H.1054) senesinde; Medine-i miinevverede,
90k sevdigi, hi9 unutmayip her an zikrettigi Rabbine, yiiksek ceddi olan Resulullah
efendimize ve diger sevdiklerine kavu§tu. Emir-ul-mli'minin hazret-i Osman-i Zinnureyn'in
kabrine 90k yakm bir yerde defnolundu. Oyle ki, hazret-i Osman'm tiirbesinin golgesi Seyyid
Adem-i Bennuri'nin kabrinin iizerine gelirdi.
Seyyid Adem-i Bennuri, daha ilk teveccuhde, talebeyi fena-i kalb makamma ve nisbet-i
miiceddidiyyeye ula§tirirdi. AUahii teala tarafmdan ona, miiceddidiyyede hususi bir tarz ve
yol ihsan edildi. Bu yola, "Ahseniyye" denilmektedir. Bu kendi yolu ile insanlari AUahii
tealaya yakla§tiriyordu. Bu hali, Imam-i Rabbani hazretleri 90k onceleri, §u sozleri ile i§aret
etmi§lerdi: "Size bizden istifade ettiginizden daha 90gu gaybi olarak verilecektir. Sizin
yolunuza giren magfiret olunmu§tur. Kiyamette size ye§il bir sancak verilir. Size tevessiil
edenler, yolunuzda gidenler, sizi takib edenler kiyamet giiniinde sancagm altmda rahat ve
golgede olurlar."
Seyyid Adem-i Bennuri hazretleri, AUahii tealanm dinine, insanlarm saadete, kavu§malarma
90k hizmet etti. Dort yiiz binden ziyade kimse onun elinde tovbe edip hidayete kavu§tu.
Bir9ok eser yazdi. Bunlardan Giilzar-i Esrar-i Sufiye adli eseri basilmi§tir. Mektuplari ve
sozlerinin toplandigi Netaic-iil-Haremeyn adli yazma eser Pakistan'm Pe§aver
Kutiiphanesindedir.
1) Hadarat-lil-Kuds; s.383
2) Tezkire-i Imam-i Rabbani; s.323
3) Persian Literatura; c.2, s.991
4) Hazinet-ul-Asfiya; c.l, s.630
5) islam Alimleri Ansiklopedisi; c.l5, s.153
ADiYY BiN MiJSAFiR;
Evliyanin buyiiklerinden. Ismi Adiyy bin Miisafir bin Ismail Hakkari, kiinyesi Ebii'l-Fedail,
lakabi §erefuddin'dir. Soyu hazret-i Osman bin Affan'a ula§ir. Ba'Iebek civarinda Beyt-li Kar
denilen yerde 1074 (H. 467) senesinde dogdu. 1162 (H 557) senesinde Musul'a bagli
Hekkariyye Dagindaki dergahinda vefat etti. Oraya defnedildi.
Adiyy bin Miisafir hazretleri, zamanin bereketi, haller ve kerametler sahibi bir zat idi. Akil
el-Menbeci, Hammad ed-Debbas, Ebu Necib Abdiilkahir es-Siihreverdi, Abdiilkadir-i Geylani
el-Ceyli, Ebii'1-Vefa el-Hulvani ve Ebii Muhammed e§-§enbeki ve ba§kalarindan ilim ve
tasavvuf terbiyesi aldi. Kemale geldi, olgunla§ti.
Ebli'l-Berekat Ibn-iil-Miistevfl, Tarih-i Irbil isimli eserinde; "§eyh Adiyy bin Miisafir'i
gordligiimde, ben daha ^ocuktum. O miibarek zat, orta boylu, esmer renkli ve 90k faziletli idi.
Onun listiinliigii ve glizel ahlaki ciltlerce yazilsa anlatilamaz." demektedir.
ibn-iil Ehdel; "Onun 90k kerametleri goriildii. Kiikremi§ bir arslanin yaninda onun ismi
soylense arslan durur, onun duasi sebebiyle deniz dalgalan, AUahu tealanm izniyle siikunet
bulurdu." demektedir.
Adiyy bin Miisafir onceleri daglarda, ovalarda, sahralarda dola§ir, nefsini islaha 9ali§irdi.
Uzun seneler, boyle ya§adi. Oyle hal sahibi oldu ki, vah§i ve yirtici hayvanlar kendisine bir
§ey yapmazdi. Daha sonra Musul civarmda, Hekkariyye Dagi denilen bir yerde, biiyiik bir
dergah yaptirdi. ^e§itli yerlerden insanlar akm akm oraya gelip, ilim ve edeb ogrendiler.
Evliyadan 90k kimse onun talebesi oldu. Bu dergahm, zamanmda bir benzeri olmadigi
soylendi.
ibn-i §iihbe ise bir eserinde; "O, alim, fakih bir zatti. Miicahede yolunun buyiiklerinden biri
olup, sabri ^oktu. Ba§kalari bu mertebeye ula§amadi. §eyh Abdiilkadir-i Geylani hazretleri
kendisini 90k medh ii sena etti ve evliyauUahm ileri gelenlerinden oldugunu soyledi." diye
anlatmaktadir.
Adiyy bin Miisafir duasi makbiil bir zatti. Talebelerinden §eyh Omer §oyle anlatir:
Ben bir giin Adiyy bin Miisafir hazretlerinin yanmdaydim. O sirada bir kisim insanlar onu
ziyaret i9in geldiler. Aralarmda Hatib Hiiseyin isimli bir zat vardi. Adiyy hazretleri bu zata
donerek; "Ya Hatib Hiiseyin! Sen ve yanmdakiler falan yere gidin, bir mikdar ta§ 9ikarm ve
bah9enin yanma getirin, onunla bah9enin duvarlarmi yapacagiz." buyurdu. Hatib Hiiseyin hi9
itiraz etmeden yanmdakileri alarak, soylenilen yere ta§ 9ikarmaya gittiler. Adiyy hazretleri de
yerdeki dagm etegine gitti. Onlar ta§lari 9ikararak a§agiya yuvarliyorlardi. Bir ara
yuvarlanan ta§ bir ki§iye isabet etti. O ki§i hemen oldii. Bunun iizerine Hatib Hiiseyin
bagirarak; "Fal